Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Müslüman Kendi Diniyle Vuruluyor

Burada Günümüzdeki Türkiye Cumhuriyeti'nin Kuruluş Tarihi ve Kurtuluş Savaşı'mız hakkında konular bulabilirsiniz

Müslüman Kendi Diniyle Vuruluyor

Mesajgönderen TurkmenCopur » 10 Ara 2010, 22:44

MÜSLÜMAN KENDİ DİNİYLE VURULUYOR

"Şeytanlar, periler gibi varlıkları lahavle ve zikirle kovmak mümkündür. Fakat engel Tanrı olursa onu hangi lahavle ve zikir uzaklaştırabilir."
Sultan Veled

Allah ile aldatmanın yarattığı 'tahakküm teolojisi

Müslümanları, kendi dinleriyle vurulmaya müsait hale getirdi ve Müslümanların düşmanları bundan ustalıkla yararlandılar
İslam dünyasının, dininden başka bir şeyle vurulamayacağını fark ettikleri günden beri onu kendi diniyle vuruyorlar. Ve bu vuruştan mutlaka sonuç alıyorlar.
İslam ümmetini kendi diniyle vuranlar, Haçlılar ve onlarla işbirliğine girmiş 'Allah ile aldatanlar.'

Lozan'da bizi, 'yok' saymada kullandıkları gerekçe şuydu:

'Siz, bir millet değil, ümmetsiniz. Taraf olamazsınız."

Batı Trakya'da, ezilip horlanan soydaşlarımızın haklarını yok saymak ve bu yok saymaya Türkiye'nin müdahalesini etkisiz kılmak için kullandıkları gerekçe de aynı:

"Katı Trakya'da Türk yok, Müslümanlar var."

Yani oradaki Türk kitlenin haklarını çiğnemek için yine dinimiz kullanılıyor. Batılı alışmış, bizi yıpratmak veya etkisiz kılmak için sürekli dinimizi kullanıyor.
Bu bir Haçlı-İngiliz siyaseti. Atatürk bu şeytani siyaseti, ta 1920'lerin başında maskesini düşürerek Müslüman dünyaya tanıtıyor. 13 Mayıs 1920 günkü TBMM konuşmasında İngilizlerin siyasetinin 'İslam'ı İslam'la yok etme siyaseti' olduğunu ilan ediyor. İslam dünyası, Atatürk'ün öne çıkardığı bu büyük basireti anlayabilseydi bugün boğuştuğu belaların büyük bir kısmı, belki de tamamıl olmazdı.
21. yüzyıla egemen olacak din eksenli kutuplaşmayı başlatmadan önce İslam'ı, dünya önünde hiçbir itibara sahip olmayan bir kabile dinine döndürmeyi planladılar ve bunda büyük ölçüde başarılı oldular. Onun ardından, Medeniyetler Çatışması' adı altında bir Haçlı-İslam savaşı başlattılar.

Bu savaşta yenik düşecek olan baştan belliydi:

İslam dünyası.

Bu işin başını birinci derecede İngilizler çekti. 'ınedeni-yetler Çatışması' tezinin babası sanılan Huntington, esasında bu fikrin öğrencisidir. Fikrin babasının, İngiliz düşünür ve istihbaratçısı Toynbee (ölm.1975) olduğunu unutmayalım. Huntington, Toynbee'nin resmen ve fiilen öğrencisidir.
İngilizler, İslam'ı İslam'la vurma siyasetinde en çok hilafeti kullandılar. Çünkü çöküşün oradan geleceğini ve tek elden kontrol için en emin aracın hilafet aldatmacası olduğunu biliyorlardı.

İngiltere, son iki yüz yıl boyunca sürekli 'hilafet hamisi' rolünü oynamak suretiyle Müslümanları ifsat etmiştir Amerikalı yazar Dr. Gibbons diyor ki:

"İngilizler, dünyada toplu halde ne kadar Müslüman varsa kendi hükümleri altında görmek isterler."

Bu emele ulaşmanın en kestirme yolu hilafet ve halifeyi kullanmaktır. Özbekistan'ı da aynı oyunla vurmaya kalktılar Dinci şiddetci ekiplerine zor günler yaşattığı için hedef olan lurimov, 'Takkeli isyan' ile sarsıldı. O güzelim Özbek takkesini atıp Arap'ın ilkellik ve fesat sembolü olan lııkkesini giyen Ekremi Tarikatı militanları Özbekistan'ı taciz etmekteler.

İsyan ve bozgunun kotarıcısı ABD, BOP sloganıyla tahrike devam ediyor:

"Özbekistan halkı daha fazla demokrasi istiyor. İsyanın bastırılması için şiddet kullanılmamalı, demokratik davranılmalı."

Kendi başına kaldıklarında demokrasi sözünü bile dinsizlikle eşanlamlı sayan dinci taife, Haçlı emperyalistlerin fesadıyla o hale geliyorlar ki, yıkmak istedikleri rejim ve yönetimlere saldırırken, Haçlı öncülerinin öğrettikleri sloganı Kur'an ayeti gibi tekrarlıyorlar:

"Daha fazla demokrasi isterük."

"Batıl makisün aleyh olmaz" (tutarsızlık örnek alınamaz) diye diye yetiştirilen Müslüman nesiller, batılı, değil makisün aleyh (örnek unsuru) yapmak, tek rehber, hatta bazı yerlerde Tanrı yapmışlardır.

Müslüman Türkiye'nin dinci mahfillerinin en güçlü toplantılarından birinde en dinci temsilcilerden biri, Brüksel'e teslim olmalarının gerekçesini şöyle seslendirmiştir:

Bizim Brüksel'e teslim olmamız sebepsiz değil. Biz; Ankara'nın şerrinden Brüksel'in şefaatine sığındık.

Diniyle vurulan Müslüman aydınlar Haçlı kurmaylara şunu soramıyor:

Demokrasi istiyordunuz da yıllardır elinizin altında bulunan Suutlara, Katar'a, Umman a, Bahreyn'e neden demokrasi getirmediniz de Irak'ı yerle bir etme pahasına demokrasi istiyorsunuz?"

Haçlılar, önce Müslüman'ı çağdışı hale getiriyor, ardından da "Böyle olmaz; ben bunu düzelteceğim" diye muhtarlık yapmaya başlıyorlar Kural ve kader hep aynı:

Muhtardan, Haçlı'dan, finans ve hizmet Müslüman'dan.
Köy Enstitüleri gibi, tarihte eşi görülmemiş bir kalkınma projesi, "Bu enstitüler komünist yetiştiriyor" teranesiyle yok edildi. ABD'nin o günkü sömürge dini Yeşil Kuşak İslamı ile Marshall Yardımı kullanılarak kendi dinimizle vurulduk ve bizi çağın üstüne taşıyacak bir büyük yaratıcı projeyi kendi elimizle mahvettik. Yani Allah ile aldatıldık.

ABD'nin Marshall Yardımı, Müslümanı kendi yurdunda' vurdu. Marshall Yardımı'nın Köy Enstitüleri'ni kapatma şartına bağlanması bile bizi yönetenleri uyandırmaya yetmedi.

Müslümanların kendi dinleriyle vurulmalarının ve kendi dinlerini yanlış anlamalarının yarattığı ıstıraplar, İslam düşmanlarının vücut verdiği kahırlardan çok daha büyük olmaktadır. Ve bu, asırlardır böyle olmaktadır.

Yaşadığımız günlerden bazı örnekler verelim:

31 Ağustos 2005 ve devamı günlerde haber kanallarında Bağdat'ta izdihamda bini aşkın insanın ölmesi öne çıkan haberlerin birincisiydi. İmam Musa Kazımın türbesi civarında toplanan yüz bini aşkın insan vardı.

Bir köprü üzerinde yığılan bir kümenin içinden bir provokatör bağırdı:

"İçimizde canlı bomba var!"

Ve panikleyen kitle bir mahşer manzarasıyla koşuşmaya başladı.

Sonuç:

Bini aşkın ölü ve binlerce yaralı. Tıpkı Mekke'deki Tünel Faciası'na benzeyen bir felaket.

İkisinde de sebep aynı:

İslam'ı, tanrısal kitabındaki ışığa göre değil de atalar inadına göre anlamanın yarattığı körlük.

Türbeperestlik İslam'ın yıktığı şirk kalıntılarından biri değil mi? O halde, on binlerce insanın bir türbeyi takdis için toplanması ne demek oluyor? Türbe takdisi açık bir Irk tezahürüdür.

Ve hac... Geleneksel Emevi fıkhının dayatmasıyla üç gün lifinde yapılma şartına bağlanan hac, Kur'an'da üç ay lıoyımca yapılabilecek bir ibadet olarak düzenlenmektedir Haccı, Kur'an'ın açık emrine rağmen, iki güne sıkıştırdığınızda, yarım milyon kişiyi zor barındıracak Mekke'ye 3 milyon insanı yığmak zorunda kalırsınız ve Vtızlerce insanın can verdiği Tünel Faciaları tekrarlanıp durur.

ABD, otuza yakın Müslüman ülkede dini cemaatlere, vakıflara, basına yardım için yeni bir fon oluşturmuş. Ilımlı İslam'ın yayılmasını amaçlayan bu fonun etkili biçimde iş görmesi için CIA'nın önemli temsilcileri, İslam ülkelerinde bir dizi temas kurmaya başlamış. Bu arada, Suriye menşeli İhvanül Müslimin örgütü ile de temas kurulmuş.
Proje, özellikle camilere ve imamlara yönelik. Pilot bölge olarak seçilen Bangladeş'te binlerce imam eğitime alınmış. Diğer Müslüman ülkelerden binlerce imam da Washington'da eğitimden geçirilmek üzere ABD'ye çağrılıyor.

Tondan destek alan ülkelerde Cuma hutbelerinin de ABD kontrolü altına çekilmesi için çalışmalar başlatılmış bulunuyor. ABD'nin en etkili haftalık haber dergilerinden biri olan US NEWS'a göre, bu proje, soğuk savaştan sonraki en kapsamlı ve en etkili politik savaş.

Projenin temel stratejik söylemi, ABD yönetiminin yarı resmi organlarından biri sayılan Washington Post'un bildirdiğine göre, şu:

"ABD baskısını sona erdirme yönündeki çağrıların statükoya razı olmak anlamına geldiği vurgulanmalı..."
(Cumhuriyet, 1 Mayıs 2005)

Tarihin ve Tanrı'nın huzurunda şunu tekrar söylemek borcundayız:

Batı, İslam'ın sahtesini üretip Müslümanların ve özellikle Atatürk Türkiyesi'nin üstüne salmanın namertlik faturasını çok ağır biçimde ödeyecektir.
İslam-Batı ilişkilerinde işin nerelere gidebileceğini iyi tahmin eden Batılı gazetecilerden biri olan Gilles Keppel'in bazı tespitleri, İngiliz gazetesi The Guardian'ın sayfalarına oturdu.

Keppel'in kitabından yola çıkan yazar Simon Tisdall, makalesinde şöyle diyor:

"Cihadın 3. aşaması Avrupa'da başladı. Bundan böyle savaşlar Filistin'de, Irak'ta değil, Londra, Paris ve benzeri Avrupa başkentlerinde sürecek..."

Avrupa kentlerinin en yoksul semtlerinin birçoğu, 'radikal dinci Müslümanları barındıran gettolar' durumunda. Bu gettoların tarihe bırakacakları (veya bu gettolarda tarihe bırakılacak) ciddi eylemler elbette olacak.

Batı'nın, gerçek Müslümanlarla, onların anlatmaya çabaladıkları gerçek İslam'ı yıpratmak uğruna yıllardan beri koruyup kolladığı radikal-siyasal İslam'dan belasını bulmaması, Yaratıcı iradenin varlık ve evrene koyduğu kuralların işlemediği anlamına gelirdi. Biz, o kuralların işlediğine inananlardanız. Allah vaadinde sadıktır Batı, İslam karşısındaki ikiyüzlülüğünün cezasını bir biçimde ödeyecektir.

Kaynakça
Kitap: Allah ile Aldatmak
Yazar: Yaşar Nuri Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1919-1923: Türk Kurtuluş Savaşı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir