Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Tedkik Heyeti Amirlikleri Gizli Servis Askere Emanet

(1 NİSAN 1921)

Burada Günümüzdeki Türkiye Cumhuriyeti'nin Kuruluş Tarihi ve Kurtuluş Savaşı'mız hakkında konular bulabilirsiniz

Tedkik Heyeti Amirlikleri Gizli Servis Askere Emanet

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 18:27

TEDKİK HEYETİ AMİRLİKLERİ (1 NİSAN 1921) GİZLİ SERVİS ASKERE EMANET

1 Nisan 1921 de kurulan Tedkik Heyeti Amirlikleri teşkilatının yerine geçmiştir. Özellikle gizliliğe uyması istenen yeni teşkilat teşkilatında çalışmış nitelikli elemanlardan seçme yapılarak oluşturulmuştur. Bu örgütle amaçlanan büyük ve hantal olan yapının terkedilerek teşkilatının hatalarının arındırılmasıdır. Yapılanlar yeni bir örgüt oluşumundan çok, ad değiştirerek yeniden yapılandırılmaya çalışılan Genelkurmay İstihbaratı'nın etkinliğini arttırmaya yöneliktir. Çünkü yeni örgüt de Askeri Polis Vazife Talimnamesindeki esaslara göre çalışacaktır. Ancak yeni örgütte en yüksek rütbe yüzbaşı olarak belirlenmiştir. teşkilatının eleman sayısı azaltılmış, gençlere öncelik tanınmış, gizlilik prensibi getirilmiştir. Tedkik Heyeti Amirlikleri ile Ankara Hükümeti dağınıklığa da bir son vererek kendi bünyesinde çeşitli istihbarat çalışmalarını yürüten Askeri Sansür Müdüriyetleri, Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti Umumiyesi, İzmir Hat Komiserliği gibi kuruluşları koordineli çalıştırmak arzusundadır. Ancak teşkilatlarının bazı bölgelerde lağvedilmeleri emirlerine rağmen, uzun süre çalıştıkları görülmüştür. Bunu o dönemin karışık ortamı yanında, askeri yapılanmanın dağınıklığına ve bu teşkilata verilen yetki genişliğini de gözönüne alarak değerlendirmek gerekmektedir. teşkilatları ellerindeki geniş yetkilerden fedakarlık etmek istememişlerdir.

Bütün bu gelişmeler Ankara'yı mutsuz etmektedir. Arayış devam eder. Ankara, oluşturulan gizli servisleri başarılı bulmamaktadır. Gizli örgütler sürekli sorun çıkartmaktadır. Elemanlar ellerine geçirdikleri yetkileri kişisel baskı unsuru ve rant temininde kullanmaya başlamışlardır. Çalışmalarında istenen başarıya bir türlü ulaşılamadıkları görülünce bunları kapatmak konusunda harekete geçilir. Eski hastalıklardan yeni yapı arındırılamamıştır. Bunun üzerine Tedkik Heyeti Amirlikleri Teşkilatı da 22 Haziran 1922 de topyekün, bütün birimleri kapatılarak ortadan kaldırılmıştır. Ancak ortak komisyonlar olarak çalışan birimler faaliyetlerine devam etmişlerdir. Bunun gerekçesi nedir.

Bu konuda Garp Cephesi Komutanlığının bağlı birliklerine yazdığı emirde şunlar belirtilmiştir:

1- Öncelikle teşkilatın ve personelin gizliliği kalmamıştır.
2- Yapmaları gereken vazifelerde istenilen seviyeye bir türlügelinememiştir.
3- Verilen görevler tam olarak yapılamamıştır.
4- Bütçeden aldıkları para yüksek olmasına karşın yaptıkları işler bunun karşılığı olmamıştır. (Bu konu TBMM de enine boyuna tartışma konusu yapılmıştır.)
teşkilatı ile aynı gerekçelerle kapılan örgüt, teşkilatından getirdiği hastalıkları yenememiştir.
İstihbarat örgütlerinin kapatılmasıyla ortaya çıkan boşluğu gidermek görevi orduya düşmektedir. Bu teşkilatın istihbarat dahil bütün yükümlülükleri ordu tarafından karşılanacaktır.

MUSTAFA SAGİR ADLI İNGİLİZ CASUSU ATATÜRK'Ü VURACAK

Tedkik Heyeti Amirliklerinde görev yapan nitelikli elemanlar ordu istihbarat şubelerine aktarılacak ve bunlardan da yararlanılacaktır. Ancak tanınmamalı ve gizliliğe uymaları özellikle aranılan şarttır.
Bakanlıklardan görevlendirme ile teşkilatta yeralan memurlar bağlı bakanlıklara gönderilirken, diğer personel de dağıtılır.
1922 den 1926 ya kadar geçen dönem içinde istihbarat çalışmalarını Genel kurmay istihbaratı yürüttür.
Bu sırada daha önce oluşturulan ve askeri istihbaratın dışındaki sivil istihbarat grupları da çalışmalarını sürdürdüler. Bunlardan özellikle de İstanbul merkezli faaliyet gösterenlerden büyük ölçüde yararlanma devam etmiştir.

Bu grupların sayesinde Ankara'ya kadar gelen hatta TBMM'ce kabul edilen casusluk olayları da açığa çıkmıştır. Bunlardan en ilginç olanı 1921 yılında yaşanan Hintli Mustafa Sagir olayıdır. Bu olay daha önceki sayfalarda da değinildiği gibi, Karakol Örgütünün kapanmasına da yolaçacaktır.

1921 yılı başlarında İstanbul'a orta boylu, yakışıklı, kırmızıca suratlı bir Hintli gelir. Adı Mustafa Sagir dir. Çok iyi Türkçe ve İngilizce konuşur. O zamanların Tepebaşında İngiliz Sarayının yakınındaki meşhur Kroker Otelinde kalmaktadır. İstanbul'a gizli olarak geldiği söylenir. Sagir bir süre sonra İngilizce dersler vererek, odasına Mustafa Kemal, Enver ve Cemal Paşaların boy boy resimlerini asarak dikkat çeker. Şehzadebaşında tuttuğu evin kapısında ise Türk ve Hint Uhuveti İslamiye Cemiyeti yazar. Anadolunun verdiği mili mücadeleyi desteklemektedir. Karakol örgütünün önde gelen bazı subaylarıyla da iyi dostuklar kurmuştur. Mustafa Kemal'e Hintli müslümanların bir hedeyisiyle, milli mücadelede kullanımak üzere bir milyon tutan para yardımını beraberinde getirdiği söylemektedir. Kuvayı Milliyecilerle girdiği ilişkiler nedeniyle İngilizlerce tutuklanır. Ancak bunların hepsi düzmecedir. Sagir bir İngiliz casusuydur.

Bunu anlamayan İstanbul gizli servisi 17 günlük esareti sonunda Sagir'i kaçırır. Daha sonra'da Karakol örgütünün yardımıyla Anadoluya geçirir. Hintli casus kaçışından sonra gittiği her yerde büyük bir kahraman gibi karşılanarak Ankara kadar getirilir. Sagir Çankırıkapıda Kılıç Ali Paşa, Ankara Valisi, Polis Müdürü ve Milletvekileri tarafından karşılanır. Mutludur, casus olduğunun anlaşılamamasının verdiği rahatlıkla yaşamının oyununu oynamaktadır.
Adnan Adıvar ile görüşür. Hatta İstanbul üzerinden İsveç kanalıyla Hindistan'a ileteceği raporlar bulunduğunu, bunun için kendisine olanak yaratılmasını ister. İstanbul'daki temsilcisi Ramiz Bey kendisine yardımcı olacaktır. Ramiz Bey ile temasını ise Karakol örgütünün gazetesi İleri'nin yazarlarından Cavit Bey sağlayacaktır.
Ankara'da Hürriyet otelinin en üst katına yerleşen Sagir, kendisini Hintli müslümanların lideri olarak tanıtır.
Sagir Mustafa Kemal tarafından kabul edilir.

Kendisine değerli bir kumaşa sarılı olan ve üzerinde" Lailahe İllallah Mumammedin Resulillah " yazılı sancakı şerif sunduktan sonra şu konuşmayı yapar:

" Paşa hazretleri mukaddes sancağı zatı alinize Hindisten Hilafeti İslamiye Reisi , ulemai benamdan Ebulfazl hazretleri takdim ediyor. Hint müslümanları başlattığınız milli cihada tamamen katılıyor, madden manen elinden geleni zatıalinizden esirgemeyeceğini vadediyor, bendenizi bu kararı tebliğe memur ediyor ve zatı devletleri nezninde fevkalede mümessil olarak göndermiş bulunuyor"

MUSTAFA KEMAL, SAGİR'İN CASUSLUĞUNU BİLİYORDU

Mustafa Kemal Sagir'e iltifat edip kendisinin TBMM Genel Kuruluna takdimini emreder.
TBMM Mustafa Sagir'i büyük bir gösteri içinde alkışlarla karşılar. Sagir hayatından memnundur. İlk raporlarını İstanbula geçer, bunları açık bırakmaya özen gösterir. Okunan metinlerde görünen bir şey yoktur. Otelinde kendisini ziyarete gelen din adamları, milletvekilleri , gazetecilerle görüşür üst düzey yöneticilerle sohbetlerde bulunarak günlerini geçirir.

Ancak Ankara'da Urdu dilinde bir gazete çıkarma girişiminden bahsettiği Yeni Gün Gazetesinin sahibi Yunus Nadi, eline geçecek paradan etkilenip izin almak ve imtiyaz istemek için durumu Mustafa Kemal'e aktarınca, aldığı yanıt kendisini şok eder.

Mustafa Kemal, Nadi'ye:

"Bu adam casustur. Hakkında gizli tahkikat var. Netice alınıncaya kadar bundan kimseye bahsetmeyiniz" der.

Mustafa Kemal Sagir'e ilgisini devam ettirir, onun namına Hintli Müslümanlara telgraflar çeker. Adnan Bey ile arası iyi olan Sagir durumunu çok güçlenmiş görür ve yakalanabileceğini aklına bile getirmez. Gönderdiği metinler uzmanlarca incelenince, görünen yazıların altında görünmez mürekkeple yazılmış metinler bulunduğu ortaya çıkar. Ancak aradan 15 gün geçipte mesajlarına yanıt gelmeyince Adnan Bey''e giderek durumu aktaran Sagir için artık oyun bitmiştir. Adnan Bey çekmecesini açıp Sagir'in şifreleri çözülmüş, okunur hale getirilmiş mektuplarını gösterir. Tutuklandığını bildirir. Şaşkın Sagir daha ağzını açamadan iki sivil polis onu alarak nezarete götürür , taşındığı evde yapılan aramada da çok sayıda evrak ile patlayıcı madde ve tabancalar, gizli dolaplarda bulunur.

10 günlük sorgusu sonunda Sagir şunları itira eder:

"Lawrence, Osmanlı İmparatorluğunu altınlara dayanarak yıkmıştı.İngilizler beni de milli hükümeti tabanca ile ortadan kaldırmakla görevlendirdiler. Maksadım Mustafa Kemal Paşayı öldürmekti. bununla Türklerin Kurtuluş Savaşı duracak, milli hükümet yıkılmış olacaktı. Fakat başaramadım. Arkadaşlarım hiç bir şeyden haberleri olmayan iyi niyet sahibi saf insanlardır. Yalnız para için bana yardım etmişlerdir.Zira suikast planı benden başka kimse tarafından bilinmiyordu. Mustafa Kemal Paşa'yı da Afgan Kralını öldürdüğüm gibi öldürecektim" Mustafa Sagir'i Ankara'da Kütahya Milletvekili Cevdet İzrap, Elezığ Milletvekili Hüseyin, Cebelibereket Milletvekili İhsan ve Gaziantep Milletvekili Kılıç Ali Bey'lerden kurulu İstiklal Mahkemesi yargılar ve idamına karar verir.

SAGİR İDAMDAN ÖNCE AFYON İSTEDİ

Sagir idama giderken soğuk kanlı görünmeye çalışır. Dini telkinden sonra celladın kendisine sunduğu iri kara bir zeytin tanesini görünce şaşırır:

"Nedir, Afyon topağı mı" diye sorar. Zeytin olduğunu öğrenince istemez. İpe boynunu kendisi uzattır.

İdam halka açık bir şekilde Ankara çarşısında yapılır. O dönemlerin idam geleneği bu işlerin halka açık yapılması şeklindedir. Bu gelenek Türkiye'de daha uzun yıllar devam eder. Meydan tıklım tıklım doludur.
Sagir idam edildikten sonra, vasiyeti niteliğinde bıraktığı bir mektup İngiliz Konsolosluğu'na isteği üzerine iletilir.

Mektupta şunlar belirtilir:

" İngiltere hükümetinden aldığım vazifeyi sadakatle yaptım. Mahkeme sırasında herşeye rağmen İngiltere hükümetine ait hiç bir sır vermedim. İngiltere ve Hindistan İmparatorluğuna karşı olan sadakatim son dakikama kadar devam etti. Okuldaki kardeşimi İngiltere hükümetinin himaye ve şefkatine bırakıyorum."

Sagir'i ele veren onunla İstanbul'daki İngiliz ajanları arasındaki rapor alışverişini sağlayak olan Ferid Cavid tir. Cavid İngilizlerle temastan önce durumu Mustafa Kemal ile İstihbarat Komisyonu Başkanı Rıza Bey''e bildirmiştir. Bu nedenle de yardımlarından dolayı idama değil, müebbet kürek cezasına çarptırılır.
Casuslar giz dolu dünyalarında zaman zaman kahraman zaman zaman da hain olarak idam sehpalarına gitmişlerdir. Bu onların seçiminin doğasında vardır.
Türkiye Cumhuriyeti bu dönemde casusların yargılanmalarını özel kanunla kurulan İstiklal Mahkemelerinde yapmıştır.

İstiklal Mahkemeleri Kanunu şöyleydir:

Madde 1:


Muvazzaf ve gönüllü olarak askeri hizmete girip de kaçanlar veya her ne surette olursa olsun kaçmaya sebebiyet verenler ve kaçanı yakalamak ve sevketmekte ihmali bulunanlar. kaçakları gizleyen, besleyen, giydirenler hakkında mülki ve askeri kanunlarda mevcut hükümler ve gerektiğinde öteki bütün cezai kararları bağımsız olarak hüküm altına almak ve hükümleri yerine getirmek üzere Büyük Millet Meclisi üyelerinden oluşan İstiklal Mahkemeleri kurulmuştur.

Madde 2:

Bu mahkemeler üç kişiden kuruludur. Büyük Millet Meclisinin oy çokluğu ile ve içlerinden, biri kendileri tarafından da başkan seçilir.

Madde 3:

İstiklal Mahkemelerinin kararları kesindir, temyiz olunamaz ve infazına bütün silahlı ve silahsız devlet ukvvetleri memurdur.

Madde 4:

İstiklal Mahkemelerinin emir ve kararlarını yerine getirmeyenler veya getirmeyi ihmal edenler aynı mahkemelerce yargılanırlar.

Ek Madde:

Kumandanların askeri rütbeler silsileleri arasında itaat ve inzibat sağlamaya yarayan hak ve yetkileri saklı kalmak üzere, vatanın ve hilafetin kurtarılması ve istiklali için savaşan Büyük Millet meclisinin amacına aykırı olarak düşman amaç ve çıkarlarını korur yollu teşvik ve kışkırtmalarla ifşaatlarda bulunan ve memleketin maddi ve manevi kuvetlerini her ne şekilde olursa olsun sarsıp azaltmaya çalışanlar ve düşmanlar hesabına askeri ve siyasi casusluk edenlerle 23 Nisan 1920 tarihli Hiyaneti Vataniye Kanunun içerdiği maddelerden dolayı sanık bulunanların yargılanmaları, hükümlerin yerine getirilmesi yetkisi İstiklal Mahkemesi kurulan yerlerde bu mahkemelere verilmiştir. Bu yasa Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara hükümetinin ne kadar sıkıştığını göstermesi açısından çok önemli bir örnektir. Binlerce insan İstiklal Mahkemelerinde yargılanmıştır ve ceza almıştır. Bir kısmı idam edilmiştir. bir yanda düşman ve onu destekleyen İstanbul Hükümeti ile Padişah, diğer yanda ise casuslar ve asker kaçakları, Ankara hükümetini İstiklal Mahkemelerini kurmak zorunda bırakmıştır. Bu uygulama daha sonra yanlış kararlar verildiği ve yanlı tutum takınıldığı gerekçesiyle eleştirilere uğramıştır. İstiklal mahkemeleri bir ara Mustafa Kemal'in muhaliflerine gözdağı verilmesi amacıyla da kullanılmıştır. Ancak bu Ulusal Kurtuluş Savaşı sonrası dönemleri kapsamaktadır.

İstiklal Mahkemelerinin asılmasına karar verdiği diğer bir kaç casus ise şunlardır:

Hilafet Ordusu Subayı Saffet Nezihi ( Yunan Casusu) Faik Paşa oğlu Tevfik Bey ( İngiliz Casusu) Dişçi Ahmet İhsan Bey (İngiliz Casusu) Karzak Süleyman Paşa ( İngiliz- Yunan Casusu)

Bu sırada İstiklal Mahkemelerini ve Türk istihbarat birimlerini en çok yoran gelişmeler Kürt ayaklanmalarıdır. Özellikle İngilizler tarafından parayla satın alınan, kandırılan veya kışkırtılan Kürt liderler bir Kürt-İslam devleti kurmak için peş peşe ayaklanmışlardır. Bunlara karşı en ağır cezalar uygulanmıştır.

İngitere ile ilgili bir ayaklanma öyküsü ise olayların gerçek yüzünü göstermesi bakımından ilginçtir. KÜRT İSLAM AYAKLANMASINI BASTIRAN ZABITA Kürdistan Teali Cemiyeti Başkanı, Ayan üyesi, eski Şurayı Devlet Başkanı Seyit Abdülkadir'in özel kalem müdürü Palulu Kör Sadi cin gibi bir adamdır. Öyle kolay kolay kül yutmazdır. Kürt derneklerinin hemen tamamında aktif görevler alan Sadi, sürgün günlerinin sonunda İngiliz gizli servisi için çalışmak üzere Kahire'ye gitmiştir. Burada Türk gizili servisinden olan ancak İngiliz servisinde çalışıyormuş havası veren Celal ile tanışmıştır. Celal Sadi'yi yıllar sonra İstanbul'da görür görmez Korgeneral Ekrem Baydar'a raporunu verir. Rapora göre Sadi Mustafa Kemal'e suikast ve Dersim çevresinde geniş tabanlı bir ayaklanma örgütlemeye çalışmaktadır. İngilizlerden buna karşılık para ve güvence istemektedir. İlişki devam ettiğinde Celal ile Sadi arasındaki diyalog gelişir. Seyit Abdülkadir Sadi için Celal'e tam yetkilidir der. Celal, Sadi'den bağlı olduğu örgütün belgelerini ister o da getirir. Ancak Celal daha yetkili birisini devreye sokar gibi Sadi ile Taksim Belediyesi Zabıta memurlarından Nizametin'i İngiliz gizli servis elemanı olarak Sadiye yutturur. Sarışın, uzun boylu olan Nizamettin'e İngiliz'e benzemesi için makyaj bile yapılır. Nizamettin Sadiye İngiltere'nin Umumi Şarkiyei Siyasiye Müdürü Mr. Templen olarak tanıştırılır. Karşılıklı belge alışverişi sürer. İçişleri Bakanlığından ne yapılması gerektiği sorulur. Yanıt 4 ay sonra gelir, bu sırada ilişki kesilir. Şeyh Sait ayaklanması başlamadan 2 ay önce Ankara Abdülkadir ve Sadi ile yeniden görüşülmesini ister. Bu görüşme Şişli Dede Sokağı Zafer Apartmanının 8 numaralı Dairesi'nde olur. İngilizler adına söz verilir, kararlar alınır. Ancak Abdülkadir durumdan şüphe edince oğlu Seyit Mehmet'i İngiliz Büyükelçiliğine gönderir. Bu da gerçeği ortaya çıkarır. Ancak polis 15 Nisan 1925'de gelen emri uygulayarak Sadi ve Abdülkadir'i yakalar. Diyarbakır İstiklal Mahkemesinde yargılanır ve mahkum edilirler.

Abdülkadir'in ölüm cezasına çarptırılmasından sonra İngiltere'nin İstanbul Büyükelçisi Lindsay Dışişleri Bakanlığına gönderdiği 2 Haziran 1925 günlü raporda şunları söyler:

"1919-1921 yılları arasında Kürtlerin özerkliği yanlısı hareketlerle çok yakından ilgisi olan eski senatör Seyit Abdülkadir son ayaklanmanın kışkırtıcısı olarak idam edildi."

Bu sırada İstanbul bir casus kazanı haline gelmiştir. İşbirlikçi hainler casusların en büyük yardımcısıdır. Bunların yakalanması için yoğun çabalar sergilenmektedir. İstanbul'da casusların resmi geçidi yaşanmaktadır.

Sait Molla ile birlikte işgal İstanbul'unda İngilizlerle işbirliği edenler arasında eski İçişleri Bakanlarından Mehmet Ali Bey'in 27 Ağustos 1921 tarihinde ele geçirilen İngilizlere verilmiş bir ihbarında şu ifadeler vardır:

"Kuvayı Milli'nin İstanbul memurlarından Erkanıharp Yüzbaşısı Seyfettin Efendi, Anadolu'ya çağrılmıştır. Erkanıhorp Yüzbaşısı Ekrem ile Topçu Miralay Eyüp Bey'ler de çağrılmak üzeredir. Bunların gitmesi İstanbul Hükümeti ile Anadolu'nun arasının açıldığını gösterir... "

İSTANBUL HAİN KAYNIYOR

İstanbul'daki teşkilatlar İngiliz istihbaratından bu raporla birlikte aynı gün bir başka bilgi daha sızdırmışlardır. Bu da Altunizade'de oturan ve İngilizlere casusluk edip , evine İngiliz zabitlerini alan Belkıs Hanım adında birinin adres ve fotoğrafıdır. Bir kaç gün sonra İstanbul'dan Anadolu'ya cephane kaçırırken yakalanan bir kaçakçı moturunu ihbar edeninin de kimliği 7 Eylül 1921'de saptanır. Bu eski bahriye subaylarından ve Reji Örgütünde Kolbaşılık eden Kasımpaşalı Haydar'dır. İstanbul satılmışların, casusların kaynadığı bir kenttir. Dönem istihbarat servislerinin saptadığı bir başka hain de Uskumruköy, Domuzdere ve Hisarkaya'ya gönderilmek üzere silah çıkartıldığını İngilizlere haber veren Değirmendereli Çerkes Kazım'dır. Eski polis müdürü Tahsin ise uzun süre izlenir ve iki akşamda bir Maksivel adlı İngiliz'e Kuvvacılar hakkında rapor verdiği saptanır.

Bu dönemde İstanbul'da kaçakçılık olaylarında kullanılan çöp arabalarını da bir hain İngilizlere ihbar eder. Bu kişinin adı kayıtlara Saffet olarak geçer.
İstihbarat birimleri çalışmaktadır. Bu dönem içinde askeri istihbaratın yanı sıra polis istihbaratı ve güçleri de casuslar savaşında önemli görevler gerçekleştirmişlerdir.
Örneğin Mustafa Kemal'e karşı 1926 yılında gerçekleştirilmesi planlanan ve tarihimize "İzmir suikasti" olarak geçen davanın sanıklarının yakalanmasında ve düzenlenen operasyonlarda polis teşkilatının büyük çabaları olmuştur.

Bu suikast ile ilgili çalışmalar yapılırken bir yandan da İngilizler Kürtleri ayaklandırmaya çabalamaktadırlar. Gizli servis bu dönemde İngilizlerin bu oyununu bozar. Bu sırada Ankara'daki İngiliz Büyükelçiliğinin ayaklanmayı koordineyle sorumlu istihbarat görevlisi, aynı zamanda Başkatiptir. Ayaklanmanın bastırılması üzerine Başkatip intihar eder.

Bu sırada Ankara'da geçmişten gelen İttihatçılık ile Mustafa Kemal yanlılığı kavgaları boyutlanarak devam etmiştir. Teşkilat-ı Mahsusa'dan buyana gizli servislerin içinde bulunan ve etkili olan kişiler arasında Mustafa Kemal'in desteklenmesi veya bertaraf edilmesi konuları hep tartışılmıştır.

Kaynakça
Kitap: MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI
Yazar: TUNCAY ÖZKAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1919-1923: Türk Kurtuluş Savaşı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir

cron