Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Askeri Polis Teşkilatı: Casuslar Orduya Sızdı

(18 TEMMUZ 1920)

Burada Günümüzdeki Türkiye Cumhuriyeti'nin Kuruluş Tarihi ve Kurtuluş Savaşı'mız hakkında konular bulabilirsiniz

Askeri Polis Teşkilatı: Casuslar Orduya Sızdı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 18:26

ASKERİ POLİS TEŞKİLATI (18 TEMMUZ 1920): ANKARA'DA DEVLET ŞAŞKIN; CASUSLAR ORDUYA BİLE SIZDI

Örgütler arasındaki dağınıklık ve istenilen şeylerin tam olarak yapılamaması, Ankara hükümetini tedirgin etmektedir. Bu örgütler arasında tam anlamıyla benimseyebilecekleri birtanesi yoktur. Düşman istihbarat birimleri Anadoluda her türlü yalanı , parayı ve gücü kullanarak halkı Ankara hükümetine karşı kışkırtmaya çabalarken bir gizli servisin yokluğu büyük açık yaratmaktadır. Bu sırada ordunun içine de sızan ajanlar propagandalarıyla savaş gücünün ortadan kaldırılması için yoğun çaba göstermektedir.

Kurulacak yeni bir teşkilat ile casusların faaliyetlerinin izlenmesi, bunların etkisiz kılınmasının sağlanması ve propagandalarına karşı durulması amaçlanmaktadır. Milli Mücadele aleyhine çalışan Türk ve azınlıklar saptanacaktır. Ayrıca düşman bölgeleri hakkında casuslar aracılığıyla bilgi toplanacaktır. Diğer örgütlerden gelen istihbaratların Genelkurmayca da yeterli bulunmaması da bu teşkilatın oluşturulmasında etkendir. Güçlü bir istihbarat örgütünün varlığına duyulan ihtiyaç her kesimde dile getirilmektedir.

Kuvayı Milliye Hareketi bu istihbarat açığını kapatmak ve gelen istekleri karşılayacak bir örgüt oluşturulması için çalışmalara başlanır. Bunların sonucunda askeri ağırlıklı bir örgüt kurulur. Resmi yazışmalarda oluşturulan örgüt teşkilatı diye adlandırılır.

18 Temmuz 1920 de Fevzi Çakmak Paşa teşkilatını artık kurdurmuştur. Bu teşkilat tamamen asker üyelerden oluşur. Aynı dönemde faaliyetlerini sürdüren diğer gruplara hiç karışılmadan faaliyetler sürdürülür.

Fevzi Çakmak Paşa Askeri Polis Teşkilatının çalışmalarıyla ilgili olarak şu açıklamaları yapar:

"Bugün biliyorsunuz ki düşmanlarımız memleketi ve orduyu yıkmak için bir takım adamları memleketimize sokuyorlar. Bunların iki görevi vardır. Birincisi ; ordunun kuvvet ve durumunu ve mümkün olduğu kadar en gizli noktalara girerek ordunun yapacağı harekat hakkında en gizli noktalara girerek bilgi toplamak ve aldıkları bilgileri düşmana vermektir. Buna casusluk teşkilatı derler ki her yerde ve her zaman uygulanan bir usuldür. Bu düşman harekatına karşı onu men edecek, yok edecek, engelleyecek teşkilata da bizim sahip olmamız gereklidir. İşte Askeri Polis Teşkilatı düşmanın bizim içimizde yaptığı teşkilatı yokedecek bir teşkilattır.
İkincisi ; üzülerek belirteyim ki bazı ahlak düşkünü adamları düşman parayla tutarak ordumuzun içerisine gönderiyorlar. Ordumuzun gerek subaylarını, gerekse erlerini bir takım sözlerle zehirliyorlar. Bu yolla bir çok fenalıklar meydana geliyor. bu adamların bir çokları yakalanarak İstiklal Mahkemelerine gönderildiler ve cezalarını gördüler. Başta orduda görülen disiplinsizlik ve gevşeklik ortadan kalktı. Bu ancak orduya girmek isteyen bu gibi zararlı unsurların ortadan kaldırılmasıyla mümkün olmuştur."

Ancak teşkilatla ilgili pek çok soru işareti kafalarda dolaşmaktadır.
"Acaba bu teşkilat ordu içi bir istihbarat birimi midir?"

MUSTAFA KEMAL'İN İTİRAFI:

"İZLETİRİM VE YÜCE DİVANA DA VERİRİM"

Bu sorunun yanıtını yine Fevzi Paşa şöyle verir:

"Teşkilat ordu içindeki casusluk teşkilatı değildir. Orduya düşmanların sevkedeceği casusluğa karşı bir teşkilattır."

Bazı çevreler yine de tatmin olmaz ve teşkilatın kaldırılmasını savunurlar.

Fevzi Paşa buna karşı şu açıklamayı yapar:

" Bu teşkilatı kaldıracak olursak bugünkü durumda ordumuza dışardan geleçek mikroplara karşı koyamayız. Askeri Polis Teşkilatı mikropları önleyecek bir araçtır."

Teşkilat Başkanlığına Binbaşı İsmail Hakkı Bey getirilir. Bu dönemde düşmanın halk içindeki propagandası o kadar etkili olmuştur ki, bir zamanlar Teşkilat-ı Mahsusa'nın Araplar arasında Alman askerlerini İslamın koruyucusu ve halife ordusu olarak gösterme propagandaları, şimdi Anadolu'da Türklere karşı kullanılan bir silah olur. Ve malesef İngilizler bu yöntemlerinde İstanbul hükümetinin de desteğiyle başarılı olurlar. Halkın bir kısmı düşman askerlerini halife ordusu sayar ve Kuvayı Milliye'nin karşısında yeralır. Sahipsizlik ve cehalet ile İstanbul'da padişah ve düşmanla işbirliği içindeki bazı din adamları bu propagandanın tutmasında etkilidirler.
Bu sırada ortaya çıkan Askeri Polis Teşkilatı ordu istihbaratı olarak bir anda bütün yurda yayılır. Önce Batı cephesinden başlayan örgütlenme hemen hemen bütün illlerde gerçekleştirilir. Teşkilat kısa zamanda bir anda büyür. O kadar büyür ki hemen her konuda inceleme yapmaya, raporlar hazırlamaya başlar. Hatta görev sınırlarının ötesine geçen teşkilat, Fevzi Çakmak Paşa ile o dönemde Mustafa Kemal'in şüphelendiği ya da muhalifi olabilecek askeri ve sivil üst düzey yöneticilerin ev ve telefonlarının izlenmesi ve dinlenmesine, kendilerinin takibine de girişir. Ancak TBMM üyelerinin bu kapsama alınması bir anda ortalığı karıştırır. Askeri Polis Teşkilatının bu faaliyetleri TBMM gündemine getirilir. Teşkilatın Eskişehir'de Hakkı Behiç Bey''i izlemesi, bölgede temaslarda bulunan Diyarbakır mebusu Hacı Şükrü Bey''in Çerkes Etem ve ekibiyle temaslarının kontrolü açılan tartışmada, olayı büyütür.

Hacı Şükrü Bey yaptığı geziyi, Askeri Polis Teşkilatı'nın kendilerini izlemesini anlatarak TBMM kürsüsünde şunları dile getirir:

"Efendiler ben sözüme son vermeden heyeti umumiyenizden rica ediyorum, benim hakkımda ufak bir cürüm isnadı vaki ise, yapmış olduğunuz Hıyaneti Vataniye Kanunu ile beni idam etmenizi hasseten istirham ediyorum. Eğer cürüm varsa tahkikat icra edeceksiniz ve beni bu Millet Meclisinin kapısının önünde asacaksınız."
Bu konuşmaya yanıtı Mustafa Kemal Paşa verir.

Mustafa Kemal yaptığı konuşmada şunları söyler:

" Hakkı Behiç Bey kardeşimizin teşkilatı tarafından takip olunduğunu söylediler. Hakikaten bunu işittiğim zaman ben de müteessir oldum. Bunu tahkik etmek için bizzat, Garp Ordusu Kumandanlığına telgraf yazmak suretiyle bunu tahkik etmeyi bir vazife addettim.

Gelen cevapta deniyor ki:

Benim malümatım hilafında belki takip olunmuştur; bu meseleyi tahkik ediyorum. Fakat belki de hiç bir kimse tarafından takip olunmamıştır. Kendisine öyle bir vehim gelmiş olabilir."

Bu açıklamada Hacı Şükrü Bey ile ilgili olarak Mustafa Kemal izlemiyi ve hakkında bilgi toplamayı kabul eder. Hatta konuşmasında Hacı Şükrü Bey''in kabul etmediği bir kaç belgeden örnekler verir ve kendisi hakkında araştırma yapıldığını, divanı harpte hesap vereceğini söyler. Daha sonra Çerkes Ethem ile ilgili görüşmeler sırasında da Hacı Şükrü ile Mustafa Kemal arasındaki tartışmalar sürecektir. Bu dönem gizli örgütlerinin bir çalışması da Ankara hükümetinin muhaliflerini izlemek ve Kürt ayaklanmaları başta olmak üzere bütün ayaklanmalar konusunda tahkikat yapmaktır.

AJANLAR KARI OYNATIYOR

TBMM deki tartışmalara karşın bu tür faaliyetler devam etmiştir. Çünkü Çerkes Etem olayı ve diğer iç karışıklıklar Mustafa Kemal ve arkadaşlarını iç istihbarata yöneltmiş, bu da doğal olarak Askeri Polis Teşkilatı'nın yetkilerinin artırılması sonucunu doğurmuştur. Teşkilat bir ara iç ve dış güvenliğin ve casusluk şebekesinin tek üst mercii haline gelmiştir. Teşkilat yabancı gazeteleri inceleyip raporlar da hazırlar. İrtibat zabitleri ise sivil olarak ordu içinde inceleme yapmışlardır. Güvenlikle ilgili bütün raporlar Askeri Polis Teşkilatında toplanmıştır. Ve burada analiz edilmiştir. Savaş içinde olunması bu teşkilatın çalışmalarında son derece ileri giden yetkilerinin kullanımında belirli ölçülerde anlayışı da berabarinde getirmektedir.

Bu denli yetki genişliği ile donatılan teşkilatın bazı memurları halk arasında adeta korku salmıştır. Zaman zaman eğlence için görevlerini ikinci plana atan memurlar hakkında şikayetler olmuştur. Halkın resmi makamlara yaptığı şikayetlerde teşkilata bağlı bazı subayların " karı" oynattıkları ve "gürültü yaptıkları" dile getirilmiştir. teşkilatı zaman zaman ihtiyacına göre İçişleri ya da Dışişleri Bakanlıklarına müracaat ederek buralardan eleman talep etmiştir. teşkilatı güvenilir bulduğu kimselere vesikalar da verir. Örneğin İstanbul Umum Sandalcılar Cemiyeti Reisi Rizeli Şahinzade Ali Osman Efendi bu vesikalardan birine sahiptir.

21. XI. 36 tarihli ve sağ üst köşesi fotoğraflı olan bu vesikada bakın neler yazıyor:

"Balada fotoğrafı merbut ve künyesi muharrer Ali Osman Efendi, Ankara P teşkilatının şayanı itimad bir memuru olup sahibi vazife olmak itibariyle Anadolu dahilinde ve İstanbul'dan Anadolu'ya ve Anadolu'dan İstanbul'a geşt ü güzarına müsaade ve icab eden teshilatın ifası için iş bu vesika yeddine ita kılındı."

Teşkilat , kurulmasının üzerinden kısa bir zaman geçmesine karşın çok önemli görevleri yerine getirir. Bunlardan en önemlisi Haliç Sütlücesindeki Karaağaç baskınıdır. 1920 yılının Ekim ayına rastlayan bu baskında teşkilatının İstanbul kanadı büyük bir başarı elde etmiştir. Bir film senaryosunu andıran baskını gerçekleştirenler daha sonra olayları anlatırlar.

Karaağaç baskınına katılan teşkilat üyelerinden bazıları şunlardır:

"Topkapılı Mehmet Bey, Sandalcılar Kahyası Rizeli Şahinoğlu Ali Osman Kahya, Pazarlı Eyüp Reis oğlu Mustafa kaptan, Pazarlı Baba oğlu Ahmet kaptan, Jandarma Hasan, Tahsin, Hemşinli Mehmet ve Mahmut kardeşler, Fidan Ali, Zavanalı Hayrullah ve Osman, Rüştü, Zeki, Keskin Osman, Rizeli Kazım, Kemençeci Kara Salih, Balıkçı Osman, Hurmacıoğlu Mustafa, Yomralı Cafer, Rizeli Porsun Çavuşu Mehmet ile Hemşinli Tahsin ( Daha sonra bu iki teşkilat mensubu İngilizlerce öldürülürler) Hemşinli Abdullah, Kürt İsmail, Kunduracı İzmirli Mehmet, Hemşinli Mehmet, Çapalacı Pir Usta, Galip, Sarı Mahmut"

Bu dönemin gözüpek teşkilat üyeleri İstanbul'da Kantarcılar'daki Havuzlu Han'da toplanır ve kararlarını burada alırlar. İşgal güçleriyle varılan anlaşmalar gereği Türk askerinden toplanan silahlar Zeytinburnu, Ahırkapı ve Karaağaç daki depolarda saklanmaktadır. Yine Havuzlu Han'da yapılan bir toplantıda bu depolardan Karaağaç'ın basılmasına ve eldeki silahların Anadoluya sevkedilmesine karar verilir. Ankara'dan gelen bilgiler bu silahlara olağanüstü ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir.

İŞGALCİLERİ ŞOK EDEN BASKIN:

KARAAĞAÇ Baskının yapılacağı gün Fener ile Cibali arasındaki Ayakapı iskelesinde, Çilingir Hasan'ın kulübe biçimindeki kahvehanesinde bir araya gelen baskıncılar öğlene kadar tavla ve iskambil oyunuyla vakit geçirirler.

Hareket gece yarısı başlayacaktır. kendilerini sahilde Mustafa kaptanın Avniye ve Ahmet kaptanın İsmet adlı motorları alesta vaziyette beklemektedirler. Gözcüler de baskına katılacak olanların bulunduğu kavhve ve motorlara giden bütün yolları kontrol altında tutmaktadırlar. Öğlen saatlerinde birer ikişer kahveden çıkan teşkilat mensupları sessizce motorlara ulaşıp ambarlarına sinerler. Ali Osman Kahya da geç vakit bir kaç adamıyla birlikte Yağkapanı'ndan sandalla motorların yanına ulaşır. Motorlar gece yarısı hareket eder ve Haliç'in sessezliğinde yolalırlar. İngiliz karakol gemilerine rastlamadan sakin denizi yararak bulutsuz havada Karaağaç iskelesine ulaşırlar.

Motorların yanaşmasıyla birlikte kendilerine karadan bir adamın bağırdığını duyarlar:

"Yaklaşmayın yasaktır."

Bu depoyu bekleyen Türk nöbetçilerden biridir. Elindeki tüfeği doğrultup habire bağırmaktadır. Kıyıya ilk atlayan Mustafa kaptan olur. Nöbetçiyi iknaya uğraşır. Ancak bu sırada nöbetçi Türk komutanını çağırmayı başarmıştır. Gelen Eyüplü Nazmi adındaki Teğmendir. İki Türk askerinin de depo kapısındaki mühürlerin sökülmesine ilişkin ısararlara verdikleri yanıt olumsuzdur. Ancak Motorlardaki teşkilat mensupları ve sempatizanları bu itirazlara aldırmayıp, kapıları kırarak depoya doluşurlar. Her adam 3 tüfek taşıyacaktır. Ancak bu emir koşulların uygunluğu nedeniyle bozulur ve depodaki silahlar kucak kucak motorlara yüklenir. Bu sırada etkisiz hale getirilerek motorların başaltına sokulan nöbetçiler Jandarma Hasan'ın gözetimi altındadırlar.

Silahların yüklenmesinden sonra motorlarla gelenlerin çoğu Okmeydanı ve Zindanarkası istikametinden şehre dönerler. İşin zor kısmı bundan sonradır. çünkü iki motur Haliçten bir an önce çıkıp Karamürsel'e varılması gerekmektedir. Ancak İngiliz karakol gemileri devriye gezmektedir. Mustafa Kaptanın Haliç'den çıkış için " Bir mucize gerek" sözleri duyulduğunda, Eyüp sırtlarından Haliç'e doğru bir sis tabakasının yayıldığı görülür.

Bunu gören Ali Osman kahya sevinçten ağlarken:

"İşte beklediğimiz mucize. Yolda aksilik çıkarsa batırmadan tekneleri terketmek yok " talimatını verir.
İşgal yıllarında Galata Köprüsünün giriş gözlerinden biri sürekli olarak kapalı tutulmaktadır. Diğeri de birer haftalık sürelerle İngiliz, Fransız ve İtalyan gemilerinin denetimine bırakılır. O gece nöbet Fransızlardadır. Bu özellikle seçilen bir gündür. Çünkü Fransızlar İngilizlere ve uyguladıkları siyasete karşı Türklerin bu tür eylemlerine göz yummaktadırlar. Kurtuluş savaşı sırasında Fransızların, İngilizlere karşı bu tür tutumları sıkça gözlenmiştir.

ERMENİLER DESTEKLEDİ TÜRKLER SATTI

Bu harekete katılan iki Ermeni yurttaş, Keresteci Gabriel ile Kirkor, Fransızlarla gerekli irtibatı sağlarlar. Görüşmelerin ardından Fransız gemileri Türk motorlarına yol verir. Bu iki Ermeni asıllı Türk, İngilizlerce çok güveniler kişiler olarak bilinirler. Ancak aslında Gabriel ile kirkor teşkilatı için çalışan ajanlardır. Sadece teşkilatı için değil diğer Türk direniş örgütlerine de yardım etmektedirler. Özellikle İngilizlerin Türklere ve gizli teşkilata karşı girişecekleri baskınlarını bu iki Ermeni asıllı Türk vatandaşları önceden haber verirdi.

O dönem en çok korkulan kişi bir Türk'tü. Köprü Kolcusu Haydar adlı bu kişi, çok sayıda teşkilat üyesinin canını yakmıştı. Hain olarak adlandırılıyordu.
Ermeni asıllı Türklerin yardımı ve Fransızların gözyummasıyla köprüden kazasız belasız geçen motorlar Sarayburnu yolu ile Adaların önüne ulaştıklarında İngiliz devriye gemilerinden hiç ses çıkmamıştı. Ancak Darıca önlerinde karşılaşılan bir İngiliz devriye gemisinin yarattığı panik, baskıncılar tarafından unutulacak gibi değildir. Avniye motoru arızalınınca, diğer motorda ona yanaşmak ve yedeğine almak istemiştir. Ancak İngiliz devriye gemisi tam bu sırada üzerlerine doğru gelir. İsmet adlı motor bunun üzerine durmadan yoluna devam eder. Avniye'nin tamiri devam ederken teknedekiler de en kısa sürede motoru nasıl batıracaklarının hesaplarını yaparlar. Ancak korkulan olmaz. İngiliz savaş gemisi yanlarından geçip gider. Tamir edilen motor yoluna devam edip diğer motora yetişmek üzere yol alır.

Her iki motor da Karamürsel iskelesine yanaşır. Karamürsel köylüleri silahların indirilmesinde ve sevkinde canla başla çalışırlar. Yüklenen kağnılar, yaylılar silahları Anadolu içlerine doğru yola çıkarırlar. Silahlar Deli Halit komutasındaki bölge birliklerine ulaştırılır. Yükleme organizasyonunu teşkilatı bölge şefi Yüzbaşı Tevfik yapar. Ertesi gün İstanbul gazeteleri Karaağaç baskınını manşetten duyururlar. İnglizler Türk yetkililere bir protesto notası verir ve faillerin derhal yakalanmasını isterler. Bu sırada kendi gizli servislerinin belirlediği yerleri basarlar. Bunlar arasında teşkiltın önemli adlarından Pir Usta'nın Çeşmemeydanındaki dükkanı ile Taksim'deki evi vardır. Ancak baskından daha önce haberdar olan teşkilat Pir Usta'yı Yalovaya kaçırmıştır. Pir Usta daha sonra Yalova ve yöresindeki çete organizasyonlarına katılır.
Teşkilat istihbarat çalışmalarında da önemli yol katetmiştir. İngilizler, Fransızlar, Sovyetler, İtalyanlar ve özellikle de Yunan'lılar hakkında oldukça geniş bilgiler elde edilmiştir. Düzenli ve sağlıklı rapor hazırlanması geleneği istihbarata kazandırılmıştır. Ayrıca propaganda konusunda da düşmanla mücadele edilir. İngilizlerin, Yunanlıların dağıttığı bildirilere karşı bildiriler hazırlanıp dağıtılır.

TEŞKİLATI ERMENİ TERÖRİSTLERE KARŞI: MUSTAFA KEMAL'E SUİKAST VAR

Bu sırada Askeri Polis Teşkilatı Ankara'da İttihat ve Terakki ileri gelenleri ile Kuvayı Milliye komutanlarına karşı suikastlerin düzenleneceğini de öğrenir. Bunlar arasında en önemlisi Mustafa Kemal Paşa'ya karşı yapılacak suikasttir.

Birinci Dünya Savaşından sonra Ermeniler İngilizlerin desteğini alarak Nemesis adlı bir örgüt kurarlar. Ölüm listelerine aldıkları İttihat ve Terakki ileri gelenlerine ve Kuvayı Milliyeci komutanlara karşı suikastlere başlarlar. Suikastlerin büyük kısmında Ermeniler başarılı da olurlar. Bunlara Ankara hareketini sevmeyen iç unsurlarda destek verir. Mustafa Kemal Paşa'ya karşı yapılacağı haber alınan suikast Askeri Polisin saptamalarına göre Talat Paşa'nın sadrazamlığı sırasında İstanbul Polis Müdüriyeti Siyasi Kısım Şefi olup, Sofya üzerinden Antalya'ya geleceği haber alınan Cemal Bey tarafından haber verilmiştir. Damat Ferit Hükümetinin adamlarından birisi Cemal Bey''e Hürriyet ve İtilaf Cemiyeti taraftarlarının Mustafa Kemal'e suikast yapacağını söylemiştir. Bunu da Mustafa Kemal'e yakın olanlarla ilişki kurup, onlardan birine yaptırmayı düşünmektedirler. Cemal Bey bu bilgileri içeren bir mektubu Roma'dan Antalya'ya gelen Mehmet Bey adlı birine vermiştir. 15 Mayıs 1921'de Kastamonu ve Bolu Havalisi Komutanı Muhittin Paşa Kastamonu Askeri Polis Şubesini suikastler konusunda uyarmıştır. Alınan haberlere göre İstanbul'da altı aydan beri padişahtan aylık yüz altın lira maaş alan Şerif Mecdi Paşa suikastler yapmak üzere bir komite oluşturmuştur. Ankara'da suikast yapmak üzere Anadolu'ya geçmiştir. Bu konuda alarm durumuna geçilmesi gerekmektedir. Muhittin Paşa 26 Mart 1921 de de aynı şubeyi uyararak Çerkes Etem'in Mustafa Kemal'i öldürtmek üzere Anadolu'ya üç adam göndereceğinin haber alındığını bildirerek, tedbir alınmasını istemiştir. Zaman zaman bu geçişler sırasında çıkan çatışmalarda suikastçilerin ölüdürüldüklerine dair bilgiler de bulunmaktadır.

GİZLİ SERVİS SORUYOR; HANGİSİ DEVLETİN KOMÜNİSTLERİ

Askeri Polis Teşkilatı yaptığı çalışmalar sırasında Sovyetler'den gelen ajanları ele geçirdiği gibi Türkiye'de oluşturulan ilk komünist örgütlenmeleri de ortaya çıkarmıştır. Ancak örgütler arasında öyle bir şaşkınlık yaşanır ki teşkilat bir türlü işin içinden çıkamamıştır. Çünkü bazı yerlerde 1920 yılının yaz aylarında kurulan Türkiye Komünist Partisi'nin bildirilerini Ankara'dan gelen yetkililer ile milletvekilleri dağıtmaktadırlar. Beyannamelerin milletvekillerince serbest olarak dağıtılması ( P )teşkilatını tereddütte bırakmıştır. Bu Komünist Partisi için ne yapılacağını merkeze soran teşkilat, bunlara karşı bir eyleme girişmemekle birlikte, durumdan Garp Cephesi Kumandanlığını haberdar etmiştir. Ankara hükümeti silah ve para yardımı konusunda devamlı temasta olduğu Sovyetlerle arasındaki ilişkileri sıcak tutmaya özen gösterirken, bir yandan da Mustafa Kemal tarafından kurdurtulan Türkiye Komünist Partisi aracılığıyla gerçekten komünizmi isteyen grupları denetim altında tutmaktadır. Bu konuda sonraları TBMM de çokça tartışmalar açılacak, hatta bir ara Kazım Karabekir Paşa bile Bolşevik olmakla suçlanacaktır. Oysa Mustafa Kemal bütün yakın çevresini kendi oluruyla kurdurduğu Türkiye Komünist Partisi'ne kurucu üye olarak yazdırmıştır. Bunlar arasında Fevzi Çakmak , İsmet İnönü, Ali Fuat Cebesoy, Celal Bayar, Tevfik Rüştü, Yunus Nadi, Refik Koraltan da vardır.

Ankara hükümeti bir yandan da komünizmi gerçekten isteyenlere karşı alarm durumundadır. teşkilatları bunlara karşı uyarılır. Bu arada Sovyetlerden gelen casuslar ele geçirilir ve sorgulanırlar. Türk komünistlere karşı hep alarm durumunda bulunan Ankara hükümeti özellikle Mustafa Suphi ve arkadaşlarının faaliyetlerine örgütünün dikkatini çekmektedir. Rusya'ya giderek burada kendisinin kurduğu Türkiye Komünist Partisini geliştiren Mustafa Suphi, yakından izlenmiştir.

MUSTAFA SUPHİ NASIL ÖLDÜRÜLDÜ

Mustafa Suphi ve 15 arkadaşının 27/28 Ocak 1921 de Yahya Kahya tarafından öldürülmelerinden hemen önce İçişleri Bakanlığı Mustafa Suphi hakkında teşkilatlarını uyarmıştır. Muhittin Paşa da Karadeniz sahillerindeki Sinop, İnebolu, Bartın, Ereğli, Akçahisar P şubeleri ile bölgedeki askeri birlikleri 12 Ocak 1921 de gizli bir şifre emir ile uyararak dikkatli olmalarını istemiştir. Emirde Mustafa Suphi ve arkadaşlarının kıyıya çıkmaları halinde derhal "tahtı nüfuza" gözaltına ,alınmalarını istemiştir.
Mustafa Suphi ve arkadaşlarının öldürülmelerinin Ankara'nın yani dolayısıyla Mustafa Kemal ve kurmay heyetinin isteği olduğu hep tartışılmıştır. Çünkü Mustafa Suphi 11 Ocak 1920'de Kars'ta Kazım karabekir Paşayla görüştükten sonra, arkadaşlarıyla birlikte Erzurum'a hareket etmiştir. Batum Üzerin'den Bakü'ya dönmek üzere Trabzon'a gitmişlerdir. Trabzon'da da öldürülmüşlerdir. Cumhurbaşkanlığı arşivinden çıkan bir belgede ise Mustafa Suphi'nin 4 Ocak 1921'de Mustafa Kemal'e bir mektup yazarak Türkiye'de Komünist Partinin serbet bırakılmasından duyduğu memnuniyeti belirtmekte ve Avrupa'daki diğer türdeş partilerle ilişkilerini geliştireceklerini ifade etmektedir. Suphi, haklarındaki kötü anlayışı silmek için Mustafa Kemal'e katılmaktan duyduğu memnuniyeti de belirtmektedir. Ancak Cumhurbaşkanlığı arşivinde bulunan ve Vesika No: 420 numarasını taşıyan Kazım Karabekir imzalı ve 20 Aralık 1920 tarihli Kars'tan yollanan bir mektupta ise; Süleyman Kadri adlı bir muhbirin, Mustafa Suphi'nin teşilatına girdiğini ve belgeler ile bilgileri aktardığını, Suphi'nin İstanbul'daki kolunun Bakü'den maddi yardım istediğinin anlaşıldığını belirtmektedir. Yani Ankara yönetimi komünizme karşı hep dikkatli ve karşı bir tutum içinde pek çok senaryoyu birden yürürlüğe koymuş gözükmektedir.

Mustafa Suphi ve arkadaşlarının katili Trabzon kayık ve hammalcılarının başı olan Yahya Kahya'da 3 Temmuz 1922 günü Trabzon Soğuksu da evine giderken üzerine sıkılan 40 kurşun ile öldürülmüştür. Atatürk'ün Muhafız Alay Komutanlığında bulunan General İsmail Hakkı Tekçe 4 Aralık 1977 tarihli Günaydın gazetesinde yayınlanan anılarında Yahya Kahya'yı kendisinin, Topal Osman'ın iki adamıyla birlikte öldürdüğünü açıklamıştır. Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı olan Topal Osman da bu konuları gündeme getiren ve TBMM de sorular soran Trabzon milletvekili Ali Şükrü Bey''i 27 Mart 1922 günü boğarak öldürür. Daha sonra Topal Osman, Atatürk'e karşı ayaklanır ve saatlerce süren bir çatışma sonrasında Tekçe tarafından Çankaya Köşkünde adamlarıyla birlikte yakalanarak öldürülür. Ölümünden sonra toplanan meclis cesedinin Ulus meydanında Meclis binasının önünde ibreti alem için asılması kararını alır. Bu karar aynen uygulanır..

Çankaya Köşkündeki çatışmalar sırasında Atatürk eşi Latife Hanım'ı da alarak köşkü terkeder. Çünkü Topal Osman'ın askerleri onun Dairesi'ni ateşe tutarak delik deşik ederler. Çıkan çatışmada İsmail Hakkı Tekçe , oluşturulmasında Kazım Karabekir Paşa'nın büyük emekleri olan, Topal Osman'ın komuta ettiği, Giresun taburu olarak adlandırılan ve Cumhurbaşkanlığı muhafız birliği görevini yürüten askerleri yenmeyi başarır. Neredeyse bir iç darbe yaşanmıştır.

GİZLİ SERVİS GEMİ AZIYA ALIYOR: TBMM HESAP SORUYOR

Teşkilatının yetki genişliği ve faaliyetlerindeki ölçüsüz serbesti tepkilere neden olmuştur. Askeri istihbaratın bu denli büyütülmesi tartışmalara yolaçmıştır. 1920 yılının Temmuz ayı ortalarında kurulan teşkilatı 8 ay sonra kaldırılmıştır. Kaldırılması askerler arasında ve özellikleelemanları içinde tepkiyle karşılanmış, hatta bir kısım şubeler kendilerini bir süre daha lağvetmemişlerdir. 1921 yılında teşkilat bütçesi TBMM'de görüşülürken Kastamonu milletvekili Abdülkadir Kemali Bey ağır eleştirilerde bulunmuştur. Teşkilatın "karıştırıcı" olduğunu, "üretici değil tüketici" durumunda bulunduğunu belirten Kemali Bey "Bunlar para alıyorlar yalnız yiyorlar" demiştir. O günlerden sonra gizli servisler hakkında bu tür eleştirilere TBMM çatısı altında çok ender rastlanmıştır.
Bazı askerler de teşkilatın çalışmalarından duydukları endişe ve eleştirileri dile getirmişlerdir. Bunlardan birisi de Cenup yani Güney Cephesi Kumandanı Rafet Bele'dir.

Bele Fevzi Çakmak Paşa'ya yazdığı raporda Askeri Polis Teşkilatı için şunları söylemektedir:

"Cephenin kumandasını deruhte ettiğim güne kadar teşkilatının ekserisi hakkında edindiğim kanaat şu merkezde idi: Bir zamanlar vilayetlerin valiler ve onların da yanında İttihat ve Terakkinin de murahhasları vardı. Mesul memurlar yanında garı mesul insanlar daha fazla mevki sahibi olmak isterler. Kumandanlarla memurlarının da vaziyeti bu halde idi. Gizli kalması lazım gelen P memurları üzerlerinde levhaları bulunan dairelerde oturuyorlar. Koltuklarındaki çantalarla kahvelere giriyorlar.Tavla oynarken insanların hissiyat ve metanetine tesiri olan mühürlerini kullanıyorlardı. Bitabitaharri memurları da devri sabıkın hafiyeleri gibi damgalı ve herkes tarafından tanınmış insanlardı. Bu insanlardan bir kısmı da geceleri ev basmak, insan soymak, mevkilerinden istifade ederek tehdit ile adam dolandırmak, kandırmak gibi ahvalden ictinap etmediler. Anadoludaki P teşkilatı memleketin daha uzun müddet lanetle yadedeceği pek sakim bir şey olmuştu. İka ettikleri yüzlerce cinayet arasında, bir kaç cani de elde ettiler. Fakat sarf ettikleri para ve yaptıkları fenalıklarla bu muvaffakiyet listesi teşkilatın lehinde olmaktan çok uzaktır. Cephenin teşkili ile beraber bu teşkilat ilga edildiğinden irade buyurulan istatistiki takdim etmek müşkildir."

MECLİS GİZLİ SERVİSİ KALDIRTIYOR

Askeri Polis Teşkilatı yaptığı iyi çalışmaların yanı sıra içine girdiği, hem de kısa zamanda girdiği yetki aşımı, lakaytlık, görev bilinçsizliği, ve gizliliğe riayet etmeme nedenleri gerekçe gösterilerek kurucusu bulunan Erkanı Harbiye Umumiyeti Riyaseti yani Genelkurmay Başkanlığı tarafından Fevzi Çakmak Paşa'nın imzaladığı" 19 Mart 1921 tarihli bir tamimle 1 Nisan 1921 tarihinden itibaren mülga" , kaldırılmış sayıldı. Bunda en önemli etken ülkenin kaderini elinde bulunduran TBMM'nin gösterdiği karşı tepki olmuştur. Meclisin gizli servisin çalışmalarına karşı getirdiği eliştiriler haklı ve yeride görülmüştür. bu mekanizma bugün ne yazıkki işletilememektedir.
teşkilatının yerine ise yine 1 Nisan 1921 tarihinden itibaren geçmek üzere Tedkik Heyeti Amirlikleri kurulmuştur. Bütün bu çalışmalar istihbaratı giderek Genelkurmay içine çekmiştir. Yapılan her düzenleme istihbarat çalışmalarını askeri bir faaliyet haline getirir. Bu tutum geleceğe ipotek koyan hataların tohumlarını ektirmiştir. Çünkü gizli servisin devletin işlerinin dışında kullanılmasına bu dönemlerde başlanılmıştır. Servis daha çok siyasal amaçlarla kullanılmaktadır.

Kaynakça
Kitap: MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI
Yazar: TUNCAY ÖZKAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1919-1923: Türk Kurtuluş Savaşı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir

cron