Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Karakol Örgütü (5.2.1919): Teşkilat-ı Mahsusacı Avı Başlıyor

Burada Günümüzdeki Türkiye Cumhuriyeti'nin Kuruluş Tarihi ve Kurtuluş Savaşı'mız hakkında konular bulabilirsiniz

Karakol Örgütü (5.2.1919): Teşkilat-ı Mahsusacı Avı Başlıyor

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 18:24

KARAKOL ÖRGÜTÜ (5.2.1919): TEŞKİLAT-I MAHSUSACI AVI BAŞLIYOR

1918 Türkler için kara bir yıl olur. İstanbul ve Anadolu'nun büyük kısmı artık işgal altındadır. Birinci Dünya Savaşı'ndan Arap Yarımadası'nı, Afrika'daki topraklarını kaybederek çıkan, buna karşın Çanakkale'de ve diğer cephelerde düşmanı durdurabilen Türk askeri, 30 Ekim 1918 de imzalanan Mondros Mütarekesi ile canıyla koruduğu yerleri, masa başında, Türk'ü parçalayarak yutmak isteyen düşmana bırakmak zorunda kalmıştır. Oysa Çanakkale ve özellikle Gelibolu savaşlarında Teşkilat-ı Mahsusa son derece başarılı çalışmalarda bulunmuş ve Selanik'deki bir Teşkilat-ı Mahsusa elemanı İngiliz ve Fransızların Kumkale ve Seddülbahir'e yapacakları çıkarma hareketlerini teferruatına kadar öğrenmiştir. Çanakkale Savaşlarında istihbarat çok önemli bir yer tutmuştur.

Bu konuda İngiliz Intelligence servisin şeflerinden General George Aston şunları dile getirir:

"Sır saklayamamak ve süratle hareket edememek Çanakkale'de mağlubiyetimize sebep olmuştur. Çanakkale'ye hem karadan, hem de denizden aynı zamanda taarruz edilmesi gerektiğine inanıyordum.

Böyle bir hareketin başarılı olması için iki şart vardı:

gizlilik ve çabukluk.

Fakat savaşta gizliliği sağlayacak hiç bir şey yapılmadı. Nara'ya yapılacak taarruz adeta davul zurna ile ilan edildi. Sonra Mısır'daki limanlardan gemilere malzeme ve mühimmat yüklenip getirilmesi haftalarca sürdü. Alman Generali Liman Von Sanders bu gecikmeden faydalandı. Gizliliğe riayet edilmemesi 113 bin kişinin hayatına maloldu. Buna karşın geri çekilişte gizlilik ve sükunete uyulduğu için tek kayıp vermedik."

Düşman gemileri 13 Kasım 1918 de artık İstanbul limanlarında demirlemiş durumdadır. 15 Mayıs 1919 da düşman İzmir'dedir. Halk bıkkın, yılgın, kararsız, Osmanlı saltanatı aciz, belki ondan da vahimi düşman ile anlaşma yollarını aramaktadır. Açlık, yoksulluk, ölüm kara bir bulut gibi bütün Anadolu'nun üzerinde çöreklenmiş kalmıştır. Özgürlük yanında mandayı isteyenler; dönemin bir büyük ülkesinin kanatları altında durmaktan başka çare olmadığını savunanlar vardır.

GİZLİ SERVİS UYANIYOR

İngilizler ile onları destekleyen veya onların desteklediği gizli servisler askerlerinin gidemediği yerlerde, İstanbul merkezli bir harekat ile Anadolu'da Osmanlı'dan kalan her karış toprak parçasında, bir işgal ve nüfuz kavgasına girişmişlerdir. İttihatçı ve Teşkilat-ı Mahsusacı avı başlatılmıştır.
Türk kurum, kuruluşları işletilemez hale getirilmiştir. Mondros Mütarekesi'nin yürürlüğe girdiği 31 Ekim 1918 den itibaren itilaf devletleri ülkenin hemen her yerini işgal etmişlerdir. Türk ordusunun kuruluş kadroları dahi küçültülmüştür. Mütareke ile ordunun elinden 1098 ağır top, 606 sahra topu, 667 bin 983 piyade tüfeği, 3118 ağır makinalı tüfek ve benzeri araç alınmıştır.

Korunmak gerekmektedir. Çareyi İttihatçılar ile Teşkilat-ı Mahsusa'cılar birlikte bulurlar. Ortak düşmana karşı ortak mücadele verilecektir. Teşkilat-ı Mahsusa'nın son başkanı Hüsamettin Ertürk'ün de içinde bulunduğu yeni bir örgüt kurulacaktır. Örgütün kuruluşundan ülkeden kaçan Enver, Cemal ve Talat Paşalar haberdardır. Talat Paşa'nın oluruyla İttihatçıların ünlü iaşe nazırı Kara Kemal ile Kurmay Albay Kara Vasıf Bey ilk görüşmeleri yaparlar. Daha sonra yeni örgütün kurulması için yapılan çalışmalarda bir öncü daha belirlenir. Bu kişi Karadeniz Boğaz Kumandanı Galatalı Şevket Bey'dir.

YENİ GİZLİ SERVİSİN ADI: KARAKOL

Yeni örgütün kuruluş toplantısı 5 Şubat 1919 tarihinde Avukat Refik İsmail Bey'in Sultanhamam'daki yazıhanesinde yapılır. Toplantıda Galatalı Şevket Bey örgütün başkanlığına seçilir. Örgütün adı Baha Sait Bey'in isteği üzerine Kara Vasıf Bey ile Kara Kemal Bey'lerin adlarından esinlenilerek KARAKOL olarak belirlenir. Ancak bir başka iddiaya göre de örgütün kurulması daha öncelere dayanır. Bu tezi savunanların verdikleri tarih ise Ekim 1918'dir. İki tez arasında adlar ve kuruluş öyküsü açısından bir farklılık olmamakla birlikte tarih konusunda bir çatışma söz konusudur. Örgüt öncelikle İttihatçılara ve Teşkilat-ı Mahsusa'cılara karşı girişilen saldırılara karşı koyacaktır.

Ancak daha sonra bu yapılanma giderek genişler. Bireysel savunmanın yerini Anadolu'nun düşmandan kurtarılması için genel bir karşı koyuş alır. Burada örgüt, Karadeniz kıyıları, Ege ve Doğu Anadolu'da güçlü bir şekilde örgütlenir. Bu örgütlenme adeta İttihatçıların yeni bir yapılanmasıdır. İstanbul ve Anadolu'da halk üzerinde yapılan çalışmalarda, işgal kuvvetlerine karşı konulması gerektiği vurgulanır.

Türk kökenli en büyük istihbarat gücü olan Karakol Örgütü'nün kuruluş şeması ve yöneticileri şöyledir:

Kurucusu ve Başkanı Albay Kara Vasıf.

Yönetim Kurulu Üyeleri:

Albay Galatalı Şevket, Yarbay Kemalettin Sami Gökçe, Yarbay Edip Servet Tör, Baha Sait, Kara Kemal, Binbaşı Ali Rıza, Binbaşı Ali Çetinkaya, Avukat Refik İsmail, Çerkes Reşit, Muhiddin Bey, Sudi Bey, Yüzbaşı Baki, Binbaşı Hüseyin Kadri, Albay Arif Hikmet, Arif Bey (Mebus), Binbaşı Tolçalı Süleyman, Binbaşı Üsküdarlı İhsan, Ahmet Hilmi Bey, Binbaşı Çolak İbrahim, Binbaşı Cemal Karabekir, Binbaşı Naim Cevat, Albay Ömer Lütfi.
Üsküdar Grubu Başkanı Yenibahçeli Şükrü Oğuz, Üsküdar Grubu Üyesi Yarbay Mustafa Muğlalı, Topkapı Grubu Başkanı Yarbay Hüsamettin Ertürk (Sonra Albay), İslam Kadınlar Birliği Başkanı Naciye Faham Hanım.

Başlıca Müfrezeler ve Önde Gelen Adlar:

Yahya Kaptan, Küçük Arslan, Büyük Arslan, İpsiz Recep, Bulgar Sadık, Dayko, Yüzbaşı Nail, Yalovalı İbo, Gebzeli Rifat Kaptan, Kuşçubaşı Eşref, Demir Hulisi Bey, Üsküdar Jandarma Tabur Kumandanı Binbaşı Remzi, Gebze Jandarma Kumandanı Nail, Kartal Jandarma Kumandanı İzzet, İzmit Jandarma Kumandanı Kerim, Maltepe Atış Okulu Öğretmenleri Yüzbaşı Fehmi ve Hulusi, Osman Kaptan, Adapazarı'ndan Yüzbaşı Ramiz, Yüzbaşı Hopalı Rauf, Doktor Trabzonlu Raik, Meto Hüseyin, Mehmet Bey, Kadıköy Mıntıka Kumandanı Kıdemli Yüzbaşı Dayı Mesut, Şile Mıntıka Kumandanı Yusuf Ziya Bey, Kartal Mıntıka Kumandanı İhsan Bey, Beykoz Mıntıka Kumandanı Murat Bey.

GİZLİ SERVİS DESTEKLİ AÇIK HAVA MİTİNGİ

15 Mayıs 1919 günü İzmir'in Yunanlılar tarafından işgaline karşı İstanbul'da Karakol Cemiyeti ile Türk Ocağı'nın birlikte organize ettikleri Büyük Sultanahmet mitingi gerçekleştirilir. Miting 10 Ekim 1919'da açık havada yapılamadığından Sultanahmet Camiinde gerçekleştirilir. Konuşmacılar Hamdullah Suphi, Kara Vasıf, Mehmet Emin Yurdakul, Rıza Nur, Kemal Midhat' dır.

Karakol Cemiyeti çeteleri ve halkı silahlandırır. Anadolu'ya İstanbul üzerinden silah sevkiyetı için Kocaeli'nde bir merkez oluşturulmuştur. Teşkilat özellikle gümrüklerde örgütlenmeye önem verip, kara ve deniz ulaşımında güçlü bir yapı kurmaya gayret göstermiştir. Bunu başardığı için de çok sayıda sivil ve askeri Anadolu'ya geçirir. Örgüt düşman cephaneliklerine İstanbul'da baskınlar düzenler, ele geçirdiği cephaneyi Anadolu'ya aktarır.

Bu sırada Osmanlı yönetimi bir kaos içindedir. İstifa eden Ahmet İzzet Paşa kabinesi yerine 11 Kasım 1918'de Ahmet Tevfik Paşa kabinesi, 13 Ocak 1919'da İkinci Tevfik Paşa kabinesi, 24 Şubat 1919'da üçüncü Tevfik Paşa kabinesi, 4 Mart 1919'da ise Damat Ferit'in ilk kabinesi kurulmuştur. Mustafa Kemal Halep'te Yedinci Ordu komutanı olarak görev yaptığı sırada Vahdettin'e Talat Paşa kabinesi yerine kurulacak olan kabinede görev almak istediğini bildirmiş, ancak İzzet Paşa kabinesinde istediği Harbiye Nazırlığı görevi kabul görmemiştir. Mustafa Kemal İstanbul'da geçen ve kurtuluş için çareler aranmaya adanan 6 aylık serüveninde güç ve iktidar aramıştır. Bunu bulabilmek için bir ara 12 Ocak 1919'da istifa eden Tevfik Paşa'nın yerine Sadrazam olma şansı bulunan Ayan Reisi Ahmet Rıza Bey ile görüşmüş, ancak Harbiye Nezareti için Cevat Paşa'nın düşünüldüğünü öğrenmiştir. Bunun yanı sıra Kurtuluş Planını gerçekleştirmek için arayışlarını yılmadan devam ettirmiştir. Hatta Hürriyet ve İtilaf Partisi'nin iktidara geleceğinin anlaşılması üzerine onlara yakınlaşmış ama bu girişiminden de bir sonuç alamamıştır.

Ancak bunun üzerine Samsun'a çıkma ve Anadolu'daki kurtuluş hareketini başlatma kararı alınmıştır. Bu amaçla önce Mustafa Kemal Samsun'a ordu müfettişi olarak görevlendirilmiştir. Bu da Damat Ferit Paşa üzerinde etkili olan Ali Fuat Bey ile akraba olan Dahiliye Nazırı Mehmet Ali Bey'in arzusu ile gerçekleşmiştir. Bu istek karşısında Enver Paşa'yı sevmediği bilinen, Vahdettin ile 15 Aralık 1917- 4 Ocak 1918 arasında Almanya'ya geziye giden ve Vahdettin tarafından sevilen Mustafa Kemal'in tayinini Damat Ferit imzalamıştır. Bu dönemde İttihatçılarla ters düşen Mustafa Kemal'in bu özelliğinden dönemin iktidarı da yararlanmak istemiştir. Bu amaçla Doğu'da olaylar çıkartan İttihatçıların üzerine Mustafa Kemal'in gönderilmesi düşünülmüştür.

Öte yandan Damat Ferit, Mustafa Kemal'i iktidar adayı gördüğü için İstanbul'dan uzaklaştırmakta ve Samsun'a göndermekte bir sakınca görmemiş, hatta mutlu olmuştur. Ayrıca 28 Şubat 1919 günü Atatürk ve Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir, Halil Kut ile İsmet İnönü'nün İstanbul'dan uzaklaştırılması gerektiği konusunda İngiliz gizli servisinin subaylarından Yüzbaşı Hoyland'ın İstanbul istihbarat merkezine verdiği raporu da bulunmaktadır. Ancak daha sonra İngilizler Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Anadolu'ya daha önce çıkan diğer yüksek rütbeli subaylarla buluşması tehlikesi karşısında bu değerlendirmeden vazgeçerek atamanın durdurulması için Damat Ferit'e bir subaylarını göndermişlerdir.

DAMAT FERİT'TEN İNGİLİZ İSTİHBARATÇISINA MUSTAFA KEMAL RAPORU: "KUŞ UÇTU EFENDİ"

İngiliz belgelerinde bu olay sırasında, ilgili subaya Damat Ferit'in yavaşça:


"Geç kaldınız efendi, kuç uçtu" demekle yetindiği belirtilmektedir.
1919 yılında Mustafa Kemal daha Samsun'a çıkmadan önce Fethi Bey (Okyar) aracılığıyla bir gizli örgütün kuruluş çalışmalarından haberdar edilmiştir. Ancak bunun adının Karakol olduğu söylenmemiştir. Örgüt, çalışmalarında Mustafa Kemal'in yanında yer aldığını belirtmekle birlikte, gizliden bir başka düşünceyi de geliştirmeye çalışmaktadır. Bunda yurtdışında bulunan İttihat ve Terakki önderlerinin direktiflerinin etkili olduğu muhakkaktır. Bu amaç, Mustafa Kemal hareketinin İttihat ve Terakki uzantısı olduğu havasını yaymak, hatta ikna edilmesi durumunda Mustafa Kemal'i bu çizgiye çekebilmektir.

Sivas Kongresi sırasında Mustafa Kemal'e karşı Osmanlı Hükümeti de aynı propagandanın içindedir. Çünkü halkta İttihat ve Terakkiye karşı büyük bir tepki vardır. Mustafa Kemal bunu bertaraf edebilmek için çok çaba gösterir. Karakol örgütünden Mustafa Kemal daha önceleri haberdar olmasına karşın yapılanmayı tam bilememesinden olsa gerek, Nutuk'da Sivas Kongresi sırasında haberdar olduğunu belirtmektedir. Kongre sırasında dağıtılan bildirilerde örgütün kuruluş tüzüğü ve genel görev yönetmeliği yer alır. Her ikisi de insanlar tarafından eleştirilir ve büyük tepki çeker. Örgüt'ü Mustafa Kemal'in kurduğunu sanan çevreler tedirgin olmuşlardır. Mustafa Kemal ise bunu reddeder ve örgütten haberdar olmadığını açıklar.

KARAKOL ÖRGÜTÜ KORKUTUYOR: ADAM ÖLDÜRMEK SERBEST

Bu sırada, İstanbul'da son derece etkili olan örgütün kurucularından Kara Vasıf Bey, Sivas Kongresine delege olarak katılır. Bu sırada Mustafa Kemal ile görüşür. Bu görüşmede Mustafa Kemal, örgütü Kara Vasıf Bey ve arkadaşlarının kurduğunu anlar. Mustafa Kemal yazılı metinlerde bulunan adam öldürülmesine olur veren ve her askeri kışlada bir Karakol Örgütü komutanının bulanacağı, bir merkez komitenin oluşturulacağı şeklindeki görüşlere katılmadığını Kara Vasıf'a belirtir. Hele İttihatçılık ile bağlantılı bir şekilde yapılacak hareketin yeni oluşuma zarar vereceği düşüncesini açıkça söyler. Daha sonra örgütün İttihatcılık propagandalarına karşı önlemler alan, örgütü kendi direktifleri doğrultusunda çalıştırmaya özen gösteren Mustafa Kemal, bunda tam anlamıyla bir başarı sağlayamamıştır. Ancak örgütün geniş istihbarat ağından ve İstanbul'daki etkinliğinden son noktasına kadar yararlanmıştır. Karakol Örgütü Yönetmeliği'nde amaç yurdun kurtarılması olarak belirtilmiştir. Her şey büyük bir gizlilik içinde olacaktır. Bunun için örgüte girinler siyah bir Türk bayrağına sarılı Kuran üzerine yemin ederler. Bu yemin geleneği gizli kurulan hemen bütün Türk örgütlerinde aynıdır.

MİT NASIL YEMİN ETTİRİYOR

Bugün MİT'de mensuplarını alırken ve emekli ederken yemin ettirmektedir. MİT' de iki aşamalı bir yemin uygulaması sözkonusu olmaktadır. İşe girerken ilk yemin ettirilmektedir. Bu yemin bir yıllık eğitimini başarıyla tamamlayıp, mensup statüsü kazanan kişilere yaptırılmaktadır. Yemin bir el silah, bir el bayrak üzerinde yüksek sesle okunmaktadır. Yemin okunurken yemine tanık olarak odada üç kişi daha bulunmaktadır. Bu kişiler yemin şahidi olmaktadırlar. Yeminin içeriği Atatürk ilke ve devrimlerine bağlılık, Türkiye'ye sadakat ve gerekirse ölmek, Anayasa ve rejimi korumak, bölünmez bütünlüğü savunmak, laiklik ilkesinin savunucusu olmak ana teması üzerinedir. MİT mensuplarına ettirilen bu yeminin içinde istihbarat açısından Türkiye'ye sadık kalmak koşulu da bulunmaktadır. MİT bir de emekli ederken yemin ettirmektedir. Ancak bu sefer ki yemin kuran, ekmek, namus ve şeref üzerine edilmektedir ve içerde öğrendikleri ve bildikleri konusunda ölene kadar konuşmamak ve yazmamak, bilgi vermemek ilkesinden hareketle ettirilen bir moral yemindir.

NEDEN ADAM ÖLDÜRÜLÜR

Karakol örgütü gerektiğinde insan öldürülmesini karara bağlamıştır. Öldürme geleneği Teşkilat-ı Mahsusa'dan olduğu gibi Karakol örgütüne geçmiştir. Yönetimden üç kişi öldürülecek kişiyi yargılayıp karar veriyor, karar başkanın onayından geçtikten sonra infaz ediliyordu.

Ölüme yolaçacak hareketler örgütçe şöyle saptanmıştır:

1- Emirleri yerine getirmemek, bunların yerine getirilmesi sırasında gerekli fedakarlık ve basireti göstermemek, cemiyet nüfuzunu kullanarak çıkar sağlamak.
2- Düşmanla işbirliği yapmak ve Türkleri imha etmeye çalışmak.
3- Hayatı pahasına da olsa örgütün sırlarını düşmanlara veya kendi yakınlarına açıklamak.

Yönetim konusunda örgütü temsil yetkisi başkana verilmiştir. Başkan, gerekli siyasi ve askeri tüm önlemlerin alınması ile görevlidir. Önemli konular ise Genel Kurul' un tartışma ve ekseriyet kararına bırakılmıştır. Örgüt, gelirlerini askeri kaynaklar ve bağışlardan sağlamıştır. Gelirler çok gizli olarak toplanacaktır. Mustafa Kemal ve Ankara hükümeti daha sonra bu örgüte operasyonlar için para göndermiştir.

KARAKOLCULAR MOSKOVA DA

Örgüt dış bağlantı açısısından o dönemde Mustafa Kemal hareketine sıcak bakan ve anlaşmalar imzalayan Sovyetler Birlği'ni ön plana almıştır. 1919 Eylül ayında Kafkaslara gönderilen Osmanlı eski milletvekili Dr. Fuat Sabit ile Karakol örgütü mensuplarından Yusuf Ziya ve Baha Sait Bey'ler burada Bolşevik gizli servisiyle ilişkiler kurmuşlardır. Bunların sonucunda para yardımı da sağlamışlardır. Ruslar ile hem İttihatçıların hem de Teşkilat-ı Mahsusacıların görüşmeleri vardır. İç örgütlenmede askeri merkezlerin dışında semt örgütlerine de ağırlık verilmiştir. Örgüt Beşiktaş, İstanbul, Bakırköy ve Üsküdar bölümlerine ayrılmıştır. Karakol, hücre zincir sistemiyle teşkilatını oluşturmuştur. Karakol Teşkilatı mensupları kaçakçılık konusunda uzmanlaşmıştır. Bölümü Askeri Sevkiyat Müdürü Ali Rıza Bey yönetir. Anadoluya durmadan cephane ve adam gönderilir.

Örgüt ayrıca Ankara'nın ihtiyacı olan teknik subayları ve diğer askeri ve sivil elemanları İstanbul Hükümetinde elde ettiği adamları aracılığıyla atamalarını yaptırarak Anadolu'ya gitmelerini sağlamıştır . Bir süre sonra örgütün bu yöntemi işgalcilerin dikkatini çekince, sivil giyimli askerler, örgütün düzenlediği ve gerçeğinin aynısı gibi olan sahte evraklarla seyahat etmeye başlarlar.

Örgütün üslerinden birisi de Merdivenköy' deki Bektaşi Tekkesi' dir. Bektaşilerin bu ve benzeri yardımları Kurtuluş Savaşı sonrasında Bektaşiliğe karşı Mustafa Kemal ve arkadaşlarının sempatisini doğuracaktır. Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasına dair yasanın kapsam dışında tutuğu ender dini mezhep örgütleri arasında Bektaşiler de bulunur. Nedeni ise savaş yıllarındaki dayanışmalarıdır.

LİDERLERİ ANADOLUYA KARAKOL KAÇIRDI

Kaçakçılık bölümü, Anadolu hareketinin lider kadrosunu da İstanbul'dan kaçırır. Ankara hükümetinin bel kemiğini oluşturacak Fevzi Çakmak, Kazım Orbay, Saffet Arıkan, Kazım Özalp gibi kumandanları Karakolcular, Anadolu' ya başarıyla geçirmiştir. Karakol örgütü 1919 ile 1921 arasında tam iki bin subayı Anadolu' ya kaçırmayı başarmıştır. Örgütün parolası daha sonra Kurtuluş Savaşı'nın sloganı haline gelen "Ya istiklal ya ölüm" dür.

Örgüt yapısal olarak:

Basın, propaganda, casusluk olarak üç bölüme ayrılmıştır.
Basın ile ilişkilere büyük önem verilir. Çünkü İngilizler başta olmak üzere Ankara hareketine karşı çıkan herkes basın yoluyla halkı etkilemeye çabalar. Örgütün basın bölümünün sorumlusu Ali Rıza' Bey dir. İleri gazetesi örgütün elindedir.
Propaganda bölümünün sorumlusu Berlin Büyükelçisi Kafkas Fırkası Kumandanı Kemalettin Sami Bey'dir. Oluşturulan aydın grubuyla birlikte Türk hakları İngiliz, Fransız ve İtalyan'lara anlatılır.

Casusluk servisinin başında Kurmay Yarbay Edip Servet Bey vardır. Örgüt sızma, baskın gibi konularda önemli başarılar elde etmiştir. Yabancı elçiliklerde ajanları vardır. Buralardan gelen belge ve bilgiler şifre telgraflarla Ankara'ya ulaştırılır. Ali Galip ile adamlarının kongreyi karıştırmak üzere Sivas'a gönderileceği, Tevfik Paşa Hükümeti'nin bir darbe ile uzaklaştırılacağı, bazı İngilizlerin Erzurum'a yollanacağı bilgileri, ajanların çalışmalarından elde edilip, Mustafa Kemal'e iletilmiştir.
16 Mart 1920 de Misakı Millicilerin sindirilmesi için Meclisi Mebusan'a yapılan baskını örgütün lideri Galatalı Şevket Bey daha önceden haber aldıklarını belirtmektedir. Ancak bu baskın çerçevesinde Şevket Bey de tutuklananlar arasında yer alır. Bu da örgüte büyük bir darbe indirir.

Karakol örgütü ile Mustafa Kemal arasındaki bağ konusunda, Şevket Bey şunları söyler:

"Mustafa Kemal Paşa Anadolu'daki ordular, İstanbul kapılarına dayandıktan sonra harekete geçmemizi emrettiğinden karşılık veremedik. Buna zorunlu olduğumuz gün gerekirse düşmanla beraber şehri yıkacak ve savunmamızı yapacaktık. Planlarımız hazırdı. Bu gizli mesai sonunda beni en fazla yoran, tahkir olunan subaylarımızla, halkımızın zamansız bir mücadeleye atılmasını önlemek yolundaki çabalarım olmuştu. Birliklerine indirilen darbelerle ruh ve şuurları tam bir ihtilale uğramış yurtseverleri ikna etmek kolay olmuyordu. Peşinen ölmeye razı olanlar ayaklarıma kapanarak işbirlikçilerden beşini onunu öldürmeye müsade vermemi istiyorlardı. Kaç tane subayım emrimi bozmamak için tabanca ile kendilerini vurdular.

Yaverim Mehmet Ali Bey' de bu kahramanlardan biridir." Örgüt, genel olarak göze göz, dişe diş karşılığıyla çalışır. Kısasa kısas genel ilkedir. 50 maddelik talimatnamelerinde cezalandırmayı vazifeleri arasında sayan örgüt "kana kan,göze göz, mala mal alır ve hem de mukabelei bilmisilde bulunur, asgari iki misliyle hareket eder" demiştir. Hain olarak saptananların öldürülmesi için fedailerin teşkilatlandırılacağı da belirtilmiştir. Bu acımasız kuralları yumuşatan Mustafa Kemal olmuştur.

ATATÜRK KARAKOL'DAN KORKTU

Örgüt şartnamesinde bir milli ordu ve kurmay heyeti de oluşturmuştur. Ancak bunların kim olduğu belli değildir. Mustafa Kemal bundan büyük rahatsızlık duyar. Bunların kim olduklarını Kara Vasıf Bey'e sorduğunda aldığı yanıt: "Sizsiniz" olur.
Oysa Mustafa Kemal'e örgüt kurulurken sorulmamış, olur alınmamıştır. Mustafa Kemal kendilerine bilgi verilmesini zorunluluktan saymıştır. Ancak örgütün İstanbul ağının güçlülüğü bu kötü başlayan ilişkilerde mecburiyetin getirdiği bir ilişkiyi ortaya koymuştur. Bunun en güzel örneğini Kara Vasıf Bey''i örgütü kurarken sergilediği tutum nedeniyle samimi bulmadığını dile getiren Mustafa Kemal'in, onu İstanbul'da muhatap kabul etmesidir.

Mustafa Kemal ile örgüt arasında zaman zaman ortaya büyük sorunlar da çıkmıştır. Bunlardan birisi Mustafa Kemal' e bağlı olan ve Adapazarı mevkiinde düşmana ve çapulcu çetelerine karşı büyük başarı sağlayan Kuvayı Milliye Komutanı Yahya Kaptan'ın öldürülmesi olayıdır. Mustafa Kemal'i derinden etkileyen olay, İstanbul Hükükümeti'ndeki güçlerle, Karakol örgütündeki uzantılarının işbirliği ile gerçekeleştirilmiştir.1890'da Köprülü'de doğan, Rumeli'nde çetecilik faaliyetlerinde bulunan, Teşkilat-ı Mahsusa da görev alan Yahya Kaptan gözüpekliği ve zoru başarmadaki maharetiyle tanınıyordu. Anadolu'ya geçtikten sonra Mustafa Kemal ile görüşmüş ve ona gönülden destek vermişti. Mustafa Kemal'in isteğiyle pek çok gizli faaliyeti yürüten Yahya Kaptan, meşhur Bekirağa bölüğünü basıp tutuklu bulunan Halil Kut ile Sadi Bey'i ve Küçük Talat Paşa'yı kaçırarak kurtarmıştı.

Yahya Kaptan bölgede Mustafa Kemal dışında hiç kimseden emir almamaktadır ve onun istekleri dışında kuş bile uçurtmamaktadır. İstanbul girişinde stratejik bir konumda bulunan Yahya Kaptan'a Mustafa Kemal'in direktifleri de bu yöndedir. Ancak o Mustafa Kemal'e olan bağlılığını canıyla ödeyecektir.

KARAKOL ATATÜRK'ÜN ADAMINI NASIL ÖLDÜRTTÜ

Önce İstanbul Hükümeti Yahya Kaptan'ın öldürülmesi için talimat verir. Çünkü bölgedeki etkinliğini kısıtlayan bu adam, hükümetin Anadolu üzerindeki propaganda ve eleman geçişine engel olmaktadır. Ancak Mustafa Kemal bundan haberdar olup, Yahya Kaptan'a sahip çıkınca, bir başka plan yürürlüğe konur. Her yerden Mustafa Kemal'e Yahya Kaptan'ın ne kadar kötü bir adam olduğu, halka zulmettiği ve Kuvayı Milliye adını kötüye kullandığına dair mesajlar iletilmeye başlanır. Bunu yapanlar arasında Karakol Örgütü de yer alır. Mustafa Kemal bunlara direnir. Ancak İstanbul Hükümeti Yahya Kaptan'ın öldürülmesi için bir grup askeri yola çıkarır. İzmit Tavşancıl mevkiinde 2 bin kişilik bir hükümet kuvveti, Kuvayı Milliye Komutanı Yahya Kaptan'ı 7 Ocak 1920 de abluka altına alır. Tavşancıl köylüleri vatan haini diyerek teslim edilmesi istenilen Yahya Kaptan'ı hükümet kuvvetlerine vermezler. Ancak köy askerlerce basılıp evler dağıtılmaya başlanınca Yahya Kaptan kendiliğinden teslim olur.

Bundan sonrasını gelin Mustafa Kemal'in kendisinden dinleyelim:

"Yahya'yı takip ettiren Harbiye Nazırı Cemal Paşadır. İzmit'ten Tümen Komutanı Vekili'nden gelen 9-10 Aralık 1920 tarihli iki telgrafla 'Duyulduğuna göre iki çarpışmadan sonra Yahya Kaptan'ın ölü olarak ele geçirildiği' bildirildi. 11 Ocak 1920'de Tümen Komutan vekili'nden, İstanbul'dan gelen müfreze komutanına., benim adıma tebligatta bulunup bulunmadığını sordum.

Üç gün sonra 14 Ocak 1920 tarihli raporunda Tümen Komutan Vekili şu bilgiyi verdi:

' Bizzat yaptığım soruşturmadan...çarpışma olmadığı ve yalnız , Yahya Kaptan'ın teslim olduktan sonra, köy dışında kesici bir alet ile öldürüldüğü anlaşılmıştır. Kafatasının olmaması bunu doğrulamaktadır'

Bu uğursuz haber üzerine İstanbul'daki teşkilatımıza 20 Ocak 1920 de Albay Şevket Bey vasıtasıyla şu telgrafı yazdık:

' Yahya Kaptan'ın öldürülmesinin sebepleri ile, teslim olduktan sonra kasten şehit edildiği anlaşıldığından, öldürülmesinde kimlerin elinin ve etkisinin bulunduğunun, İstanbul 'dan müracaat eden pek çok fedakar arkadaşa açıklama yapılmak üzere acele bildirilmesi rica olunur, efendim. Heyeti Temsiliye adına Mustafa Kemal.'
Mustafa Kemal bu telgrafı Karakol Örgütü'nün kurucusu ve yöneticilerinden olan Kara Vasıf'a gönderir.

Kara Vasıf, Mustafa Kemal'in konuyla ilgili daha önce yazdığı telgarflardan birine 17 Ocak 1920' de verdiği yanıtta şöyle demektedir:

"Mustafa Kemal paşa Hazretleri' ne Özel:


1- Olay yerinde bulunan güvenilir bir zatın ifadesine göre, Yahya Kaptan yakalanıp köy dışında bulunan karokola götürülürken, çevreden on kadar eşkiyanın karakol üzerine ateş etmesi üzerine, kaçmaya çalışmış ve bu sırada öldürülmüştür. Bununla birlikte, iyi bir soruşturma yapılması için Hükümet'e başvuruldu.
2- Yahya Kaptan'ın Kuvayı Milliye adına pek çok kötülükler yaptığı söylentisi ağızdan ağıza yayıldığı gibi özel ve resmi yoldan yapılan soruşturma da bunu doğruladığı için, hükümet kovuşturmaya karar vermişti. Ancak heyetimizce kendisinin geçici bir süre için gizlenerek Kuvayı
Milliye işlerine karışmaması ve kötülüğe cüret etmemesi, yanında bulunan kaçak er ve jandarmaları geri göndermesi şartıyla kovuşturma yapılmaması istenmiş ve ilgililer katında teşebbüslerde bulunulduğu gibi, Gebze'ye özel olarak bir memur da gönderilmişti. Bu sırada hükümet, birdenbire gizlice asker göndermiş, yalnız Yahya Kaptan'ı ele geçirmek istediğini ilan etmiş ve arz edilen durum meydana gelmiştir efendim (Vasıf).

(Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Şevket)" Mustafa Kemal bu durumu şöyle açıklıyor:

"Köy dışındaki karakola götürülürken çevreden ateş edilmiş. Kaçmaya çalışmış, bu sırada öldürülmüş."
Bu sözlerin bu gibi suikastlerde bir formül gibi kullanıldığını anlamamak için çok safdil olmak lazımdır. Yahya Kaptan'ı ortadan kaldırmak için, birlikte çalıştıkları ve karar verdikleri Hükümet'in gizlice, birdenbire bir oldu bittiye getirivermiş olduğu yolundaki sözler de dikkate değer. İstanbul'da Jandarma' dan, İstanbul Muhafız Alayı' ndan subay ve asker görevlendiriliyor. İstanbul' da duruma hakim olduklarını iddia eden teşkilat başkanlarımız bunu öğrenemiyorlar."

Mustafa Kemal ile daha sonra milletvekili de olan Kara Vasıf arasındaki telgraflaşmalar sonucunda Mustafa Kemal yargılarını şöyle noktalıyor:

ATATÜRK'ÜN ADAMI NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ

"Yahya Kaptan'ın hiç kimseyi dinlememesinin, öldürülmesine sebep olarak gösterilmesi asla doğru olamaz. Merhum şehit, beni dinliyordu, benden emir alıyordu. Verdiğim emre göre hareket ediyordu. Yahya Kaptan'ın öldürüldüğüne şüphe kalmamıştı. Bu gerçek bilindikten sonra onu öldürmüş olan hükümetin kanuni kovuşturmaya başlamış olması çinayeti işleyenlerin meydana çıkamayacağına delil değil miydi. Zaman her şeyin, her gerçeğin tarih önünde samimi olarak incelenmesine imkan hazırlar.

Hükümeti ve İstanbul'daki teşkilatımızın başkanlarını böyle çirkin bir cinayetin işlenmesinde vasıta olmaya yönelten sebep ve etkenlerin incelenmesinin, gerçekten ibret verici sonuçlar getireceğine inandığım içindir bu olayı incelerken iki noktayı gözönünde bulundurmak yararlı olur:

Birincisi:

Said Molla'nın üyesi bulunduğu gizli örgüt ve Gebze, Kartal bölgelerinde bu örgüte bağlı şahsi çetelerin oynadığı rol ile, bu rolü bizim adamlarımıza yüklemekte ve vatansever geçinen kimseleri aldatıp kandırmada gösterilen ustalık ve başarı.( Said Molla Anadolu hareketine en ağır saldırıların arkasındaki hain adlardan biridir. Said Molla'nın İngiliz casusu Papaz Fru ile olan ilişkileri ve yazışmaları Karakol örgütünün ardından kurulan istihbarat örgütü M.M Grubu tarafından ele geçirilerek yayınlanmıştır)

İkincisi:

İstanbul teşkilatımızın başkanlarıdır ki, bunlar, bizim yani Heyet'i Temsiliye'nin emrinde ve onun verdiği direktif ve bilgilere göre hareketle yükümlü bulunuyorlardı. Bunların bu yükümlülüğü ancak samimi olarak yerine getirdikleri takdirde, asıl hedefe doğru yanılmadan yürümenin mümkün olabileceğini de kabul etmeleri gerekirdi. Oysa bu kimseler kendi akıl ve tedbirlerini Heyet'i Temsiliye'nin uyarılarına rağmen yüksek görmekten geri durmamışlar ve hareket serbestliklerine engel olunmasını bir haysiyet meselesi yaparak sinirlenmişler ve bu sakat duygunun etkisiyle, aldatılmaya kadar varmışlardır." MUSTAFA KEMAL KENDİ GİZLİ SERVİSİNİ ARIYOR Karakol örgütü ile Ankara arasında ortaya çıkan bu sorunlar Mustafa Kemal'i yeni arayışlara yöneltecektir. Mustafa Kemal karakol örgütünün İttihatçı yapısından son derece rahatsızdır. Hatta görüşmeleri sırasında Kara Vasıfa Anadolu ve Rumeli Müdafai Hukuk Cemiyetleri dışında oluşturulan bu örgütün müstakil çalışmasına karşı olduğunu belirtmişti. 16 Mart 1920 de yaşanan baskın olayından sonra tutuklanan Karakol örgütü yöneticilerinden Şevket ve Kara Vasıf Bey'lerin İngilizlerce Malta'ya sürgün edilmeleri Karakol örgütünü zor durumda bırakır. Bu, İngilizlerin bir çökertme operasyonudur. İngilizler tarafından Malta'ya sürülenler bu örgütün belkemiğidirler.

Bunlar şu adlardan oluşur:

Ali İhsan Paşa, Albay Cemal, Yüzbaşı Şerafettin, Binbaşı Nazım, Yarbay Mehmet Tevfik, Albay Ahmet Tevfik, Binbaşı Ömer, Ali Fethi Okyar, Yüzbaşı Cemal, Yarbay Abdülgani, Yüzbaşı Nevzat, Dr. Yüzbaşı Halil, Albay Ahmet Cevat İstanbul Merkez Kumandanı, Binbaşı Mazlum, Binbaşı Ahmet Haydar, Albay Sami, Binbaşı İbrahim Hakkı, Dr. Süleyman Numan Paşa, Hacı Ahmet Paşa (Enver Paşa'nın babası), Yüzbaşı Tahir, Fahrettin Türkkan Paşa, Teğmen Şevket Ziya, Mahmut Kamil Paşa, Binbaşı Mehmet Arif, Albay Mürsel Bakü, Çürüksulu Mahmut Paşa (Senatör), Cemal Paşa -Mersinli- Harbiye Nazırı, Albay Galatalı Şevket (İstanbul Merkez Komutanı), Albay Kara Vasıf (Karakol Cemiyeti'nin kurucusu), Ali Sait Paşa (Akbaytugan), Refet Paşa, Binbaşı Ali Çetinkaya (Afyon Mebusu), Yarbay Basri Saran (Cevat Paşa'nın damadı Genel Kurmay 1.Şube Müdürü), Yakup Şevki Subaşı Paşa, Dr. Abdülselami Paşa, Süleyman Faik Paşa.

Aslında örgüt İttihatçılık anlamında dağılmaz ve sürer. Mustafa Kemal daha sonra bu örgütün çalışmalarını zararlı bulduğunu belirtecektir. Malta sürgününün ardından toparlanma çalışmaları sırasında Karakol Cemiyeti büyük bir gedik verecektir. Bu istihbarat açığının adı, Mustafa Sagir'dir. Karakol Cemiyetinin içine sızan İngiliz gizli servisi elde ettiği adamlarıyla Mustafa Sagir adlı ajanı Ankara'ya gönderir ve Mustafa Kemal'i öldürmekle görevlendirir. Bu konuda ortaya çıkan sorun, Ankara hükümetince halledilir. Bu konuya ilerde Mustafa Sagir olayı içinde detaylı olarak değinilecektir. Ancak grup resmen 1920 de dağıtılır. Bunun ardından oluşturulan Yavuz adlı grup Yüzbaşı Mustafa Muğlalı (daha sonra Orgeneral ve Güneydoğu'da 33 vatandaşın sınır geçtiği iddiaları nedeniyle öldürülmesi olayının faili) tarafından bir süre daha faaliyetlerine devam edecektir. Ancak yakalanacağını anlayan Muğlalı Eylül 1921 de İstanbul'dan Anadolu'ya geçecektir.

İttihatçıların muhalif hareketleri ancak 1923'de milli mücadeleden sonra bitirilebilecektir. Mustafa Kemal yine de bir yurt gezisi için gittiği İzmit'te Ocak-Şubat 1923 de Kara Kemal'i çağırarak görüşmüş ve İttihatçıların düşüncelerini sormuştur. Kara Kemal İttihatçıların dağınıklığını dile getirip, toparlamak için görev verildiğinde bunu yerine getireceğini söylemiştir. Bunun üzerine eski Maliye Nazırı Cavid Bey'in evinde bir kaç toplantı yapan İttihatçılar, bir muhalefet partisi olarak ortaya çıkılmaması, ancak gelecek için bir parti programı yapılması kararı almışlardır. Bu sırada Mustafa Kemal 14 Nisan 1923 de Anadolu Ajansı aracılığıyla yaptığı açıklamada hiç kimsenin İttihat ve Terakki adına angajman almaya yetkili olmadığını belirtmiştir. Bu sırada Mustafa Kemal'in yakın çevresi de İttihat ve Terakki'nin kuruluşunda O'nun da bulunduğunu dile getirmişlerdir. Aslında böyle bir şey yoktur. Daha sonra ise Mustafa Kemal'e karşı tasarlanan İzmir suikasti nedeniyle suçlu olmadıkları bilinse de bazı İttihatçılar İstiklal Mahkemeleri'nce idama mahküm edilmişlerdir. Bu da İttihatçıların sonu olmuştur. Yani Karakol örgütü o dönemde bir büyük gücün temsilcisi olmuştur. İttihatçılardan aldığı güç ile bu olaylara kadar siyasi ağırlığını hiç yitirmemiştir. Örgütün dağılması emrini veren otoritenin Ankara olduğu ve Mustafa Kemal'in bu örgüte karşı duyduğu güvensizliğin bunda etkili olduğu kesindir.
Bu arada, geride kalanlar küçük istihbarat, kaçakçılık, sabotaj grupları olarak çalışırlar. Bunlardan yine Kara Kemal tarafından kurulan Beşler Grubu ile Hamza Grubu da faaliyetlerini sürdürürler.

ANKARA'NIN İLK GİZLİ SERVİSİ

Hamza grubu Ankara'nın olurunu alarak kurulan ve desteklenen ilk istihbarat grubudur. Daha sonra ortaya çıkan Felah Grubu'nun ilk çekirdeğini oluşturan Hamza Grubu 23 Eylül 1920 de faaliyete başlar. Kurucusu Kurmay Yarbay Çopur Neşet Bora Bey'dir. Neşet Bey daha önce de Molteke adlı bir başka gizli teşkilat kurmuştur. Grup ihtiyat kuvvetlerini barındıran 2 alt birim daha oluşturur. Bunlar Ferhad ve Kerimi adlarını alırlar. Herhangi bir tehlike anında Hamza Grubunun yerine Ferhad Grubu onun da bertaraf olması durumunda yerine Kerimi Grubu geçecektir. Grubun adı son olarak 31 Ağustos 1921 de Felah Grubu olarak değiştirilir. Bütün bunlar iz kaybettirme ve yanıltma amacıyla yapılan şekli değişikliklerdir. Grupların örgütleri Kurtuluş Savaşı sonuna kadar faaliyet halinde olacaktır.
Hamza grubuna bağlı olan yapıya göz attığımızda, o dönemdeki gizli servislerin çalışma şemalarını da görmek mümkün olmaktadır.

Bunlar şöyle örgütlenmişlerdir:

1. Şube Müdürü: "Yıldız" kod adıyla anılan Kurmay Yüzbaşı Seyfettin Bey'dir. (Tüm.Gen.Düzgören) Bu şubenin görevi Yunan Ordusunun teşkilat ve harekatı hakkında istihbarat toplamaktır.
2. Şube Müdürü: "Fuat" kod adıyla anılan Muhabere Yüzbaşı Hilmi Bey'dir. Genelkurmayca öngörülen teknik ekipmanı sağlamak, siparişleri ve satınalmaları gerçekleştirmektir.
3. Şube Müdürü: "Ay" kod adıyla görev yapan grup komutanı Neşet Bey'dir. Saray çevresi ve düşman karargahları ile ilişkileri konusunda bilgi toplamak bu şubenin görevidir. Bu şube ayrıca kontrespiyonaj yani casus avcılığı yapmakla da görevlidir. Bu şube ayrıca Anadolu'ya geçişleri kontrol altında tutan ve sağlayan birimdir aynı zamanda.
4. Şube Müdürü: "Güneş" kod adıyla anılan Kurmay Yüzbaşı Ekrem Bey'dir (Korgeneral Ekrem Baydar). Bu şube istihbarat için gerekli teknik elemanları bulmak, İstanbul ve dış ülkelerden alınacak malların alımı ve Anadolu'ya geçirilmesi, İstanbul hükümetinin satmaya çalıştığı silahları alarak Anadolu'ya geçirmek ve hesapları tutmakla yükümlüdür.
Ankara'dan gruba gönderilen kuryeler İstanbul Yemiş İskelesi, Limoncu Han, Dillizade yazıhanesinde Ali Bey ile temas kuruyorlardı.

HAMZA GRUBUNDAN GENEL KURMAYA RAPOR

1 Aralık 1920 tarihli raporda Hamza grubunun faaliyetleriyle ilgili olarak Genel Kurmaya şu bilgiler aktarılıyordu:

İstihbarat çalışmaları:


İngiliz ve Yunanlılar hakkında gerekli bilgilerin alınabileceği kişilerle işbirliğinin sağlandığı, ayrıca bir kurmay subayın İzmir'e gönderileceği, Manisa'ya gönderilecek bir ajanın daha denendiği kaydediliyordu. Askeri basımevindeki bütün yazılı evrakların grubun ardiyelerine taşındığı, Ankara'nın istediği haritaların alındığı haber veriliyordu.

Personel işleri:

"Grup, kurulduğundan bu yana geçen 2.5 ay içinde Anadolu'ya 40 subayın geçişini sağlamıştır" denilen raporda, çalışmalarına muhalefet olan bazı inzibat subaylarının da değiştirildiği bildiriliyordu.

Mühimmat ve silah işleri:

Büyük miktarda silah ile silah yapımı için tezgah fabrikalardan ve depolardan kaçırılmıştı. Bunlar Anadolu'ya geçiriliyordu. Daha büyük silah tezgahlarının kaçırılması için İmalat-ı Harbiye Müdürü'nün değiştirilmesine çalışıldığı kaydedilen raporda Fransızların Rusya'ya gönderdikleri bazı silahların Vrangel ordusunun bozguna uğraması nedeniyle karaya çıkarılmadan İstanbul'a geri döndüğü belirtilerek bunlardan yararlanma olanaklarının araştırıldığı kaydediliyordu. Raporda 2.5 ay içinde 43 makinalı tüfek kapak takımı, yedek parça ve aletleriyle iki adet batarya, 15 top dürbünün Ankara'ya gönderildiği, bunlara ilaveten 7 adet makineli tüfek ve 15 kilo kapsülün de yola çıkarılmak üzere hazırlandığı belirtilmiştir. Örgüt, İzmir'e silah götürdükten sonra dönüşte İngilizlere yakalanan bir motorcunun üzerinde çıkan belgelerden ve sonrasında İngilizlerin yaptığı soruşturmalar sonucunda açığa çıkartılmıştır.

Bu grubun elemanları şu adlardan oluşmuştur:

Binbaşı Mehmet Dursun, Yüzbaşı Hüseyin Vehbi, Binbaşı M. Bahattin Sakman, Yüzbaşı M.Cemal Emsal, Yarbay Salih Zeki, Yüzbaşı Ziya, Yarbay Eyüp Durukan, Binbaşı Mehmet Bilal Alpagut, Yüzbaşı İsmail Kemal Altuğ, Yüzbaşı Şükrü Öztikmen, Yüzbaşı Ömer Sabri Akan, Üsteğmen Osman Nuri İnceler, Binbaşı Mustafa Reşit, Binbaşı Hasan Fehmi, Yüzbaşı Hasan Tahsin, Üsteğmen Hüseyin Hüsnü Uygur, Yüzbaşı Mehmet Emin Burat, Üsteğmen Rasim Akyaşar, Teğmen Ethem Olcay, Albay Esat, Binbaşı Mahmut Hakkı, Yüzbaşı Mehmet Cemal, Necati (Ermeni asıllı-İngiliz istihbaratında görevli ajan), Efdal (Ermeni asıllı İngiliz istihbaratında görevli ajan), Mustafa Rıza (İngiliz İstihrabatında görevli ajan), Yüzbaşı Halit (İstanbul Fransız Karargahında İrtibat subayı), Yüzbaşı Kemal (Fransız karargahında irtibat subayı), Revandizli Mahmut Paşa, Abidin Bey, Himmetzede Hüsnü, Hasan Rıza Soyak, Necmettin Bey, Yüzbaşı İsmail Hakkı, Teğmen İbrahim, Üsteğmen Rıfat, Yüzbaşı Cevdet, Teğmen Kerim, Üsteğmen Gözlüklü Ziya, Binbaşı Seyfi, Binbaşı Aziz Hüdai, Binbaşı Hasan Hilmi, Yüzbaşı İbrahim Derviş Görsoytrak.

Kaynakça
Kitap: MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI
Yazar: TUNCAY ÖZKAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KARAKOL ÖRGÜTÜ (5.2.1919): TEŞKİLAT-I MAHSUSACI AVI BAŞL

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 18:24

MUSTAFA KEMAL TEŞKİLAT-I MAHSUSACILARI TOPLUYOR

Uzun tartışmaların sonunda, bir türlü istenilen noktaya çıkartılamayan ve açığı giderek daha fazla duyulan istihbarat çalışmalarında yeni bir yapılanma için Mustafa Kemal'in oluruyla Fevzi Çakmak Paşa Teşkilat-ı Mahsusa'nın son başkanı sıfatını taşıyan Hüsamettin Ertürk'e ulaşır. Ertürk Samsun'da bulunduğu sırada 25 mart 1921 de Çakmak'tan gelen yazılı emir üzerine Ankara'ya gelir. Burada kendisine oluşturulmak istenen gizli teşkilat hakkında bilgi verilir ve bunu kurması istenir. Bunun üzerine Ertürk adı Müsellah Müdafaai Milliye Grubu olarak belirlenen teşkilatı oluşturmak üzere harekete geçer. Mim Mim Grubu olarak da adlandırılan bu oluşum, öncelikle İstanbul'daki dağınıklığı toparlayacak, ardından da Karakol Örgütünden kalan örgütlerin çalışmalarını da bir çatı altında toplayarak sona erdirecektir.

Örgüt, İstanbul'da büyük bir ajan ve haber ağı kurmayı başarır. Saray'dan ve düşman karargahlarından düzenli bilgi akışı sağlanır, Ankara olaylardan hızla haberdar edilir. İstanbul örgütünün kurulması görevini Topkapılı Mehmet Bey'e veren Hüsamettin Ertürk, Ankara'nın direktifleri doğrultusunda başkanlığa Süvari Esad Bey'i getirir. İstanbul'da örgüt çok başarılı iken Esad Bey'in İstanbul Valiliğine tayini örgütten kopmalara yolaçar. Ancak örgüt, çalışmalarına devam eder. En önemli görevi silah sevkiyatı olan örgüt, bunda başarılı olur. Özellikle önce İtalyan sonra da Fransızların İngilizlere karşı olan tutumlarından yararlanan örgüt bu ülkelerin gizli servislerinin yardımıyla Anadolu'ya silah sevkini başarıyla sürdürür.

KARAKOL örgütünün çalışmalarıyla ilgili olarak Mustafa Kemal'in bir dönem çok yakınında bulunan,ancak daha sonra adı bazı yolsuzluk olaylarına karıştığı için araları açılan ve Atatürk'e karşı girişilen İzmir suikasti nedeniyle, yargılanıp idam edilen Kurtuluş Savaşı'nın kahramanlarından Miralay Mehmet Arif Bey (Ayıcı Arif lakabıyla da tanınırdı.

Bu lakap kendisine yanından ayırmadığı ayısı nedeniyle verilmişti) anılarında şunları dile getiriyor:

AYICI ARİF GİZLİ SERVİSLERİ ANLATIYOR


" İzmir'in Yunanlılar tarafından işgalinden önce Sivas eski mebusu Kara Vasıf Bey'in girişimleriyle İstanbul'da gizli olarak bir cemiyet (Karakol Cemiyeti) kurulmuş ve bu cemiyet İstanbul'un itilaf devletleri tarafından işgaline kadar övgüye değer bir biçimde çalışmıştır. Anadolu milli harekatına yardım işinde, adı geçen cemiyet, görevini hakkıyla yapmış ve taşıma işini ustaca yönetmiştir. Harbiye Dairesi Başkanı Kurmay Albay Ömer Lütfi Bey (Yenibahçeli) ve silah (piyade ve makinalı) Şubesi Müdürü Kurmay Binbaşı Naim Cevad Bey'in yurtseverce yardımları ve İstanbul halkının (Mavnacılar, Hamallar, Arabacılar, Gümrük, Deniz Yolları ve Polis) memurları ve çalışanlarının fedakarca çalışmaları sayesinde Ferid Hükümeti'nin ve İngilizlerin kontrolleri altında bulunan ambar ve depolardan geceleyin aşırmak suretiyle muhtelif tarihlerde İstanbul'dan (56 bin mekanizma, 320 makinalı tüfek, 1500 tüfek, bir batarya top, 2000 sandık cephane, 10 bin takım elbise , yüz bin giyim, nal ve mıh, 15 bin matara , bin tona yakın malzeme ve çeşitli askeri eşya) Anadolu'ya geçirilmiştir.

Zonguldak tüccarlarının kiralarında bulunan Fransız bandıralı Kornilof, Mecda ve Vovesta vapurları ile İstanbul'dan İnebolu'ya ve Samsun'a yapılan muhtelif seferlerde bir çok askeri malzeme ve askeri eşya gönderilmiş ve taşınmış ve bu göndermede adı geçen vapurlarda komiserlik görevini yapan deniz Yüzbaşılığından emekli Gelibolu'lu Mehmet Kaptan ile emekli İsmail Hakkı Kaptan'ın ve arkadaşlarının bir çok fedakarca hizmetleri olmuştur. Sakarya Savaşı sırasında Trabzon'dan bir motora yüklenip gönderilen ve Fatsa açıklarında batmak zorunda kalan 4 adet seri ateşli 5,10'luk toplarımızın tahliyesi ve Yunan donanmasının Karadeniz'deki faaliyetlerine rağmen Giresun'dan (Osman Ağa) alayının acele olarak Samsun'a nakli hususunda adı geçen kaptanlarla maiyetlerindeki Türk tayfalarının yurtseverce çalışmaları anılmaya değerdir. Teşkilat hususunda Muğlalı Yarbay Mustafa Bey, Emekli Topçu Binbaşısı İhsan Bey, (Cebel-i Bereket Mebusu) Jandarma Binbaşısı Remzi Bey, Üsküdarlı Hoca Naci Efendi, Yüzbaşı Dayı Mesut ve Yenibahçeli Şükrü Bey'lerin çalışma ve çabaları anılmağa ve kaydedilmeye değerdir. Bu arada Merkez Telgraf Haberleşme Memurlarından özellikle Halit Efendi'nin fedakarca hizmetleri de anılmaya değerdir. İstanbul'un itilaf devleteri tarafından işgali üzerine Karakol Genel Merkezi faaliyetlerini durdurarak üyelerinin büyük bir kısmı Anadolu'ya geçmiştir.

İstanbul'da taşımacılık ve satınalma işleriyle uğraşmak üzere daha sonra (Hamza ve Felah) daha sonra M.M. Grupları kurulmuş ve Anadolu'ya bir çok eşya, telefon malzemesi ve topçu malzemesi göndermişlerdir. Yunanlıların İstanbul'a yapacakları taarruz söylentileri üzerine (Müdafai Milliye) adıyla askeri bir grup daha kurulmuş ve (M.M.) grubuyla işbirliği ederek İstanbul ve çevresinde kuvvet kazanmış ve halktan bir kısmına silah dağıtmışlardır.

İstanbul'un itilaf devletleri tarafından işgali üzerine, Üsküdar yoluyla Anadolu'ya geçirilecek kişilerin geçişini kolaylaştırmak amacıyla başlangıç Üsküdür'da olmak üzere bir menzil hattı kurulmuş ve bu menzil hattının Anadolu içindeki görevlerini Yüzbaşı (1925'de Binbaşı) Dayı Mesut ve Yeni Bahçeli eski mebus Şükrü Bey'ler ile Maltepe Atış okulundan Yüzbaşı (1925'de Binbaşı) Fehmi ve Hulise Bey'ler üstlenmişler ve bir çok önemli saygıdeğer kişiyi Anadolu'ya geçirmeyi başarmışlardır. Bu heyet daha sonra Kocaeli Kuvayı Milliye örgütüyle de meşgul olarak 24.Tümen Kumandanı Yarbay Atıf Bey'in emir ve talimatı dairesinde pek önemli hizmetler yapmışlardır.
Kocaeli Kuvayı Milliye kumandanlığını Dayı Mesut Bey üstlenmiş ve Fehmi Bey'de Yavuz takma adıyla Adapazarı Milli Taburunu kurmuş idi.

İzmit çevresinde İngiliz ve Yunanlıların yardımlarıyla lanet edilecek işler yapan ve bir çok müslümanın kanını akıtmış olan Gönüllü Ermeni Alayı Kumandanı Kaptan Tanik Çetesine Aslan Bey köyünde bir gece baskını yapan Yavuz Bey, 500'ü aşkın Ermeni çetesini bütünüyle yok etmiştir"

FRANSIZLAR İNGİLİZLERE KARŞI

Fransızlar Kurtuluş Savaşı sırasında özellikle İnglizlere karşı bir tutum sergilerler ve Anadolu'yu işgale birlikte başladıkları İngiltere ile yollarını ayırırlar. Fransa parçalanan Osmanlı'dan daha fazla maddi ve manevi miras ister. Ama İngiltere ona bu kadar bonkör davranmamaya kararlıdır. İngiltere bu amaçla hemen gizli servislerini ve casuslarını devreye sokar. 23 Mayıs 1919 tarihinde toplanan ve Osmanlı'nın İtilaf Devletleri arasında mandeterliklerle paylaştırılıp, köleleştirilmesi sorunu, Paris Konferansı'nda uzun uzadıya tartışmalara yol açmıştır. Parçalanma kesin karardır. Ama bu parçalanmadan herkes ne kadar pay alacaktır, sorun budur. İngilizlerin oyunları sonucu pay isteyenlerin sayısı giderek artar.

31 Ocak 1919 da Emir Faysal Suriye, Irak, Cezire, Hicaz, Yemen'in de dahil olacağı Arap topraklarının bağımsızlığını istemesi, 26 Şubat'ta Ermenilerin Kilikya, Maraş Sancağı, Erzurum, Bitlis, Van, Diyarbakır, Harput, Sivas, Trabzon'un kıyı şeridi gibi toprakların Türkiye'den ayrılarak İtilaf Devletleri'nin himayesi altında kendilerine verilmesi ve 20 yıllık bir manda ile yönetilmelerini istemeleri, Kürtlerin Diyarbakır, Harput, Bitlis, Musul, Urfa sancaklarını kapsayan bağımsız bir Kürdistan talep etmeleri, hiç hesapta olmayan, yeni ortakları gündeme getirmiştir. Bu da işgali birlikte başlatan büyük devletlerin kavgalarını açığa çıkartır. Özellikle Emir Faysal'ın bağımsızlık talebi Suriye'deki çıkarları açısından Fransa'nın hoşuna gitmez. Üstelik Suriye'nin kurulacak olan Arap Federasyonu'nda yer alacak olması 1916 da varılan paylaşım anlaşması Sykes-Pioct'a ters düşmektedir. Zira bu anlaşmaya göre sadece Halep, Şam, Musul üçgeninde bir Arap Konfederasyonu'nun kurulmasına izin verilmiştir. Suriye sorunun yanı sıra Kürtlerin de bu anlaşmayla Fransa'ya verilmiş bulunan bölgeye (Musul, Urfa) göz dikmiş olmaları, Fransızlarla İngilizlerin arasını açmıştır. Kürtlerin taleplerinin yaratıcısı İngilizlerdir. İngilizler bu amaçla bir Kürt-İslam ayaklanmasının mali ve ideolojik temellerini de hazırlamaktadırlar. Casusları bu işle görevlidir. İngiltere Birinci Dünya Savaşı sırasında kendilerine yardımcı olmaları durumunda Araplara bağımsızlık vereceği sözünü vermiştir. Ancak bu sözde yer alan ve petrol bölgeleri üzerinde egemen olan Musul konusunda pişmandırlar. Kürtleri kışkırtarak bu bölgeyi geri almak istemektedirler. Bunda da başarılı olurlar. Kürtleri de Araplara yaptıkları gibi bağımsızlık sözüyle kandırır ve amaçlarına uygun bir şekilde kullanırlar. Sonuçta İngilizler bu çalışmalarının semeresini 15 Eylül 1919'da bir gizli sözleşme ile Musul'u yeniden geri alarak görürler.

Fransa gerek Ermeni, gerek Kürt isteklerinin arkasında İngilizlerin bulunduğunu bilmektedir. Bu kavgada İngilizlerin kazığını çokça yediğini düşünen Fransızlar özellikle Suriye konusunda taviz vermek istememektedirler. Bu nedenle de bir manevra ile Osmanlı toprak bütünlüğünün çok parçalı olmasına karşı tutum takınırlar. Bu daha sonra İngilizleri baltalamak için yapılan diğer eylemelere kadar uzanacak bir başlangıç olur.

MUSTAFA KEMAL'İN İTALYANLARA OYUNU VE YENİ GİZLİ SERVİS:

MİM MİM İtalyanlar ise Mustafa Kemal'in akıllıca oynadığı bir oyunun sonunda 15 Haziran 1920' de İngilizlere ve Fransızlara kazık atmak amacıyla Türkiye'deki madenlerin imtiyaz hakkını tek başlarına alacakları vadine kanarak, Mustafa Kemal ile bir gizli protokol imzalarlar. Bu protokol İtalyan Başbakanı Kont Sforza'nın yakın arkadaşı Kont Fago ile Mustafa Kemal arasında imzalanır. Buna göre İtalya, Ankara Hükümeti' ne 4 milyon Türk Lirası borç verecektir. Ayrıca Yunanlıların Anadolu'da yayılmasını engelleyecektir. Buna ek olarak da Ankara Hükümeti' nin yurtdışından getireceği silah ve cephanelerin Ankara' ya indirilmesini engellemeyecektir. Büyük miktarda cephaneyi Antalya, Zonguldak, Ereğli ve Bartın'da Rossi şirketi gemileriyle Türklere teslim edeceklerdir. Bu durum Fransız gizli servisince o zaman saptanmıştır.Ancak sonuçta Mustafa Kemal'in bu oyunu sayesinde İtalyanlardan sonuna kadar yararlanılmakla kalınmamış, Türkiye'deki ekonomik ayrıcalıklarının gittiğini sanan Fransızlar bunun bir adım önüne geçmek için çabalarken İngiliz, Fransız ve İtalyan güç birliği ağır yaralar almıştır.
3 Mayıs 1921' de TBMM hükümeti, "Mim Mim" teşkilatını resmen tanır. Örgütün başarısı nedeniyle Kurtuluş Savaşı sonrasında elemanları hükümetçe ödüllendirilmiştir.

"M.M" Grubu'nun teşkilat yapısı ve elemanlarının dökümü şöyledir:

M.M Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Tuğ General İhsan Sökmen Paşa. Üyeler:

Harbiye Nazırı Yaveri Yarbay Kamil, Polis Şube Müdürlerinden Üsküdarlı Sadi Bey, Maliye Nezareti Memuru Seyfi Bey, Tasviri Efkar Gazetesi Sahibi Ebuzziya Velid Bey, Yedek Üye Kavalalı İbrahim Paşazade Hüseyin Bey ve Kavala Eşrafından İbrahim Bey. Topkapı Şubesi Kurucuları:

Albay Hüsamettin Ertürk (Ankara'nın dışındaki örgütün kurucusudur) Yüzbaşı Emin Ali, Deniz Yüzbaşı İsmail Hakkı, Mehmet çetin, Topkapılı Mehmet, Topkapılı İhsan, Serezli Niyazi, Yarbay Erzurumlu Kemal Koçer.

Beyazıt Şubesi Kurucuları:

Albay Besim, Yarbay Mustafa Muğlalı, Nidayi Paşa

Eminönü Şubesi Kurucuları:

Binbaşı Şevket, Binbaşı Asım, Teğmen Muhlis.

M.M Grubu Elemanları:

Yüzbaşı Ahmet Muhtar, Binbaşı Kadri, Yüzbaşı Ali Şefik, Binbaşı Ömer Lütfü Süman, Yüzbaşı Rıfat Akyol, Yüzbaşı Hayrettin Güvener, Binbaşı Sami Tatlıdil, Binbaşı Ali Rıza Sezener, Yüzbaşı Ali Hıfzı Demiroğlu, Yarbay Talat Ustabaşı, Binbaşı Aysun Özden, Yüzbaşı Seyfettin, Yüzbaşı İhsan, Üsteğmenler Ahmet Sadi duruma, Mithat Sanal, Muhlis Erdener, Halil İbrahim Ünalan, Teğmen Recai Elden, Binbaşı M. Tevfik, Binbaşı Hakkı, Yarbay Hüseyin Hüsnü, Yarbay Yusuf İzzettin, Yüzbaşı Rıfat Sivri Hisarlı, Binbaşı Cemalettin, Yüzbaşılar Ali Şevket Turgut, Kamil Kuter, Halil Okay, Adil Hikmet M., Ali Atabey, Binbaşı Osman Şükrü, Binbaşı M. Bilal Alpagut, Yüzbaşı İsmail Sezai Güral ( İzmir MM), Yüzbaşı Rüştü Toper, Binbaşı Ali Saffet, Binbaşı Hakkı, Yüzbaşı Hüsamettin, Teğmen M. Tevfik, Yüzbaşı Mehmet Fahrettin Binişin, Yüzbaşı Ahmat Şükrü, Yüzbaşı Ahmet Zeki, Üsteğmen Raşit.

M.M Grubuna Yardımcı Olanlar:

Ziya Paşa (İstanbul Harbiye Nazırı), Albay Beşiktaşlı Hilmi (Levazım Dairesi'nden), Albay İzmir'li Hüsnü, Kayyum Ahmet, Yüzbaşı Abdülvahap, Yüzbaşı Zeki, Yüzbaşı Bilal, Sadık Bey (Sayıştay Denetçisi), Nihat Bey ( Sayıştay Denetçisi ), İsa Bey (İçişleri Bakanlığı Saymanlık Müdürlüğü), Beylerbeyli Avni Bey (Maliye Tahsil Şubesi Memirlarından ), Beylerbeyli Zühtü Bey (İstanbul Gümrüğü Memurlarından), Hacı Tevfik (Gezici Postacı), Arap İhsan Bey (İstanbul Telgrafhanesi Müdürü), Hacı Mümtaz Bey (İstanbul Telgraf Yollama Memurlarından), İstanbul Telgraf memurlarından Cevat, Edip, İsmet Beyler, Telgraf Hat Memurları Koca Mehmet Bey, Yaşar Bey, Topkapılı Cemal Bey.

M. M Grubu Genelkurmay'ın emirleri doğrultusunda:

A-Müdafayi Milliye Grubu:


1- İstihbarat sağlanması
2- Fesat cemiyet mensuplarının saptanması
3- Silah, cephane ve malzeme tedariki ve Anadolu'ya sevki

B- Müdafai Milliye Teşkilatı:

1- Propaganda
2- İstanbul'daki müslüman Türkleri azınlık çetelerine karşı korumak
3- Verilecek emirlere göre baskınlar ve tahripler yapmak üzere ekipler teşkil etmek; şeklinde çalışmalarını yürütmüştür.

Hüsamettin Ertürk anılarında Mim Mim grubunun faaliyetlerini savaş sonrasında da sürdürdüğünü anlatmaktadır. Örneğin ikinci dönem milletvekili seçimleri sırasında grubun Mustafa Kemal'in emriyle, bir kısım milletvekilinin İstanbul'da seçimleri kazanması için çalışmalar yaptığını aktarır. Örgüt Ankara'da Sovyet ajanlarını da izlemiş, Yeşil Ordu ve Türkiye Komünist Fırkası soruşturmalarında aktif olarak çalışmıştır. Ancak örgütün fiilen ortadan kaldırılışı İstanbul'un kurtuluşundan sonra 5 Ekim 1923' de olmuştur.

BİR AJAN ANLATIYOR

Hüsamettin Ertürk anılarının yeraldığı ve Samih Nafiz Tansu tarafından kaleme alınan ' İki devrin perde arkası' adlı kitapta (Hilmi Kitapevi yayınevi 1957 İstanbul ) olayların gelişimini, istihbarat faaliyetlerini ve kendi serüvenini özetle şöyle dile getirmektedir:

"Enver Paşa İngilizlerin Intelligence Service'i gibi bir gizli teşkilata Birinci Dünya Savaşı'nın çıkmasından az önce ihtiyaç duyarak, Harbiye Nezareti' ne bağlı bir Teşkilat-ı Mahsusa kurmuştur. Umuru Şarkiye adı da verilen teşkilatın gayesi, o zamanlar çeşitli memleketlerde propaganda yapmak, askeri sırları ele geçirmek, bütün islamları ve Türkleri ayaklandırıp bir imparatorluk bayrağı altında birleştirmekti. İttihat ve Terakki idarecileri, bu işleri organize etmek için, çeşitli tedbirler almışlar, yüzlerce islam büyüğü mücahidi İstanbul'a davet ederek bunların iaşe ve ibadelerini deruhte etmişlerdi. Enver Paşa bu teşkilatın başına evvela Süleyman Askeri Beyi, sonra Ali Başhampa Bey'i, teşkilatın lağvından az evvel de Hüsamettin Ertürk'ü getirmiştir. Teşkilat-ı Mahsusa' ya büyük ümitler bağlayan İttihat ve Terakki, Birinci Dünya Savaşı başlarken ve bütün savaş boyunca gerek islam memleketlerinde gerek Türk diyarlarında çeşitli hareketler ihdasına, isyanlar tevlidine muvaffak olmuştur. Savaşta mağlup olmamız üzerine ve mütarekeden önce Türkiye'den ayrılırken, Enver Paşa teşkilatın garp devletlerine karşı resmen lağvedilmesini, fakat gerçekte resmen devam etmesini tavsiye etmiştir.

Sadrazam ve Harbiye Nazırı Müşir İzzet Paşa, Teşkilat-ı Mahsusa'nın müstemlekelerde itilaf devletleri aleyhine çalışmış olması dolayısıyla, bahis konusu devletlerin bunun lağvını ve elindeki silah ve cephanenin de teslimini istediklerini Hüsamettin Ertürk'e bildirmiş, Ertürk emrin birinci kısmını yerine getirerek, tecrübeli Teşkilat-ı Mahsusacıları İstanbul'dan Anadolu'ya sevketmiş, silah ve cephaneleri de keza Anadolu'ya göndermek için gayret sarfetmiştir. Teşkilat-ı Mahsusa'nın lağvından sonra, Atatürk'ün ve Fevzi Çakmak'ın tensibi ile, Ankara'da M.M ( Müdafi Milli İstihbarat ) Grubunu kuran Ertürk o zaman grubun gayesini şöyle tesbit ve tarif etmiştir:
' Milli orduya taazzuv ettirmek için İstanbul'daki askeri ambarlardan esliha, mühimmat, levazım ve techizat elde etmek' 1921 yılı başından itibaren barış akdine kadar önemli siyasal meselelerde büyük hizmetler etmiş olan MM Grubu, istihbarat ve propaganda konularında da çalışmış, bir çok casusluk olayını meydana çıkarmıştır." Bu casusluk çalışmaları sarısanda en önemli konulardan biri daha önce de değindiğimiz gibi Anadolu'ya silah sevkiyatıydı. Bu konuda İngilizlerle büyük bir kavga veriliyordu. Ancak Fransızlar Anadolu'daki İngiliz egemenliğine kendi çıkarları açısından karşı oldukları için, zaman zaman Türk gizli örgütlerine yardım etmişlerdir. Fransızlar parçalanmış bir küçük Asya'nın İngilizlerin eline düşmesini istememekteydiler. FRANSIZLARLA BİRLİKTE İNGİLİZLERE CASUSLUK DERSİ İstanbul bütün bu çekişmelerin ve fırtınaların ortasındadır. İngiliz gizli servisinin İstanbul'daki liderlerinden Binbaşı Hey 1921 yılının sıcak bir yaz günü Fransız servisinin ikinci bürosunun şefi albay Blanc'ın yanındaki Türk kadınla, Tokatlıyan' da ne yaptığını merak etmiştir. Kadın oldukça güzeldir. Sadık arkadaşı Cengiz'den kadının kimliğini öğrenmesini isteyen Hey, Blanc'ın Anadolu'ya silah kaçırdığını biliyordur. Ve tetikte beklemektedir.

Sonunda istediği yanıt Cengiz tarafından kendisine aktarılır:

Tokatlıyan Oteli'nin terasında Albay Blanc ile oturan kadının adı Cemile Hanım'dır. Türkiye'nin eski Atina Büyükelçisi' nin kız kardeşidir. Maçka'da oturur ve 26 yaşındadır.

Kadın, Blanc ile eğlenmemekte, görevini yerine getirmektedir. Görevi Blanc ile Anadolu' ya yapılacak silah sevkiyatını konuşmaktır. Binbaşı Hey olayı anlamıştır. İngiliz servisi alarma geçirilir. Fransız Albay silah sevkiyatında yakalanacaktır. Tabii Cemile Hanım' ında gözünün yaşına bakılmayacaktır.
İngiliz ajanları Boğaza doğru yolalan görünüşte masum bir Fransız Şilebini belirlemişler ve gözaltına almışlardır.

Şilebin kaptanı ile Cemile Hanım arasındaki bir görüşme de İngilizlerce saptanmış ve bir kısmı dinlenmiştir. Boşaltma ertesi gece yapılacaktır ve Cemile'nin ışık işaretleri Fransızlara yol gösterecektir. İngiliz Binbaşı Cemile'nin göz hapsine alınmasını ve sıkı bir şekilde izlenmesini ister adamlarından.

Beklenen gün gelmiştir. Hey ve aynı teşkilattan albay Maxfield o gün Tarabya Palas'ın bahçesinde diğer ajanlarla birlikte Cemile Hanımın çıkışını beklemektedirler.
Cemile gece saat 21.00 da otelden süzülerek, kapıda kendisini bekleyen arabaya yönelir. Fırtına vardır. Yağmur bardaktan boşanırcasına yağmaktadır. Otomobilin şöför koltuğunda albay Blanc'ın bir adamı vardır. Otomobil hızla hareket eder. Arkasında İngiliz gizli servisinin araçları bulunan Fransız otomobili İstanbul'un eski mahallerinden birinde Albay Blanc'ın randevu yeri olarak kullandığı bir evin önünde durur. Cemile koşarak eve girer, bir kaç dakika sonra çıkar. Takip yağmura, bozuk yollara karşın son sürat devam eder. Bu sırada Boğazdaki Fransız şilebi bütün lambaları sönük olarak karanlıkta yol alır. Cemile kıyaya varır, bir süre sonra Cemile ile şilep arasında beklenen ışık işaretleri başlar. Cemile'yi takipteki 4 ingiliz arabasındakiler inerler ve üzerlerine yağan yağmura aldırmadan siper alırlar.

Binbaşı Hey müdahaleye hazırlanırken üzerlerine çevrilen ışıldağın aydınlatmasıyla irkilir. Bu sırada yaylım ateş başlamıştır. İngilizler karşılık verir. Bir süre devam eden ateş sırasında işabet alan ışıldak kırılır. Silahlar susar. Hey'in arabaları mahvolmuştur. Cemile'nin arabasına doğru koşar, öfkeyle bağırmaya başlar. Şöför gayet soğukkanlı kendisinin bir Fransız olduğunu ve arabada da bir Türk diplomatın kızkardeşinin bulunduğunu belirterek, "Ben hanımın şoförüyüm. Işıldağımızı neden kırdınız" diye sorar.

İngiliz' in şaşkın bakışları arasında şoför devam eder:

"Bizim hanımın romantik kaprisleri vardır, bir Fransız gemisinde kaptan olan sevgilisine, projektörün ışıklarıyla veda edeceğine söz vermişti. İşte kırdığınız o projektördür."

Hey, sırılsıklam bir durumda, ne yapacağını bilemeden herkesi gözaltına alıp, yaralı adamlarını toplayıp merkezine döner. Cemile' yi bir büroya alır. Aydınlık odada Cemile hanımın pecesini kaldırır. Önce sararır, sonra morarır. Karşısında Blanc'ın ortağı Cemile değil, adının Ahmet olduğunu gülerek söyleyen bir Arap durmaktadır. İngilizler için iş işten geçmiştir. Cemile Hanım bir başka sahilde boşalttığı silahları çoktan Anadolu yollarına çıkarmıştır bile.
Bu ve benzeri olaylarla ve can alıp can vererek devam eden mücadelede gizli teşkilatlar hep odakda yeralırlar...

İNTİKAM İÇİN ÖLDÜRÜLEN HAİN

M.M Grubunun İstanbul'da gerçekleştirdiği bir intikam olayı da çok önemlidir.
Manyas Eşenli Çerkes Yusuf Bey, Çerkes Ethem'in karargahında divanı harp üyesidir. Atatürk ve Rauf Orbay'ın yakından tanıdığı ve sevdikleri bir kişidir. Sivas kongresine delege olarak katılmıştır. M.M Grubu' nun çalışmalarına aktif olarak katılır ve bazı olaylarda onları yönlendirir. Ankara ile İstanbul arasında gidip gelen ve olayların çözümünde çok etkili olan Yusuf Bey daha sora Adapazarı, Bolu, Hendek çevresinde, Milli Mücadele'nin teşkilatlanması için çalışmalar yapmıştır. Uzun yıllar İstanbul ile Kuvayı Milliye karargahları arasındaki irtibatı sağlayan Yusuf Bey, kendisini tanıyan ve çekinen Anzavur Ahmet Paşa ile (Ayaklanan ) peşindeki İngiliz istihbaratını bir ara atlatamayacak duruma gelir ve Salihliye çekelir.

Ancak kendisinin uzmanlığı ve iyi bir istihbaratçı oluşu, kaynakları ve olayları tanımadaki ustalığı onu yeniden göreve getirir. Ankara, kendisinden önemli bir işin halli için önce Adapazarı-Bolu havalisine, ardından da İstanbul'a gitmesini ister. Adını, kılığını değiştiren Yusuf Bey İstanbul'da Özbek Tekkesi Şeyhi olan Ata Efendi'ye gider. Ata Efendi milli mücadele yıllarında M.M grubu ile Ankara arasındaki haberleşmede ve İstanbul'daki yardımlaşmada etkin olan cesur ve inanmış bir kimsedir. Ata Efendi tekkede silahların saklanması ve Anadolu'ya hem insan hem de silah sevkinde önemli rol oynamıştır. Yusuf Bey İstanbul'da önce Ata Efendi' ye uğramış ve kendisine Kuvayı Milliye'nin isteklerini aktarıp yardım talep etmiştir. Bu istekleri Ata Efendi tarafından kabul edilir. Ayrıca Yusuf Bey'in Adapazarı-Bolu mıntıkasındaki çalışmalarına ilişkin bilgileri de alarak M.M grubunun emin elemanları aracılığıyla Anadolu'ya aktarır. Bu görüşmenin ardından Yusuf Bey, İstanbul'da silah bulmak ve bunların Anadolu'ya geçişini organize etmek için temaslarda bulunmaya devam eder. Sirkeci'de bir dostuyla gazinoda konuşurken peşindeki Anzavur'un adamlarından Şah İsmail tarafından uzun süren bir takibin sonunda şehit edilir. Yusuf Bey'in M.M Grubuna dahil olan yanıdaki dostu da ağır yaralanır. Yusuf Bey'in ölüm haberini de Anadolu'ya yine Şeyh Ata Efendi ulaştırır.

Yusuf Bey'in bu şekilde öldürülüşü, gizli örgütü intikam için biler. Bu ölüm haberini teşkilatla iyi ilişkiler içindeki Hakimiyeti Milliye gazetesi "Vatan uğrunda hayatını feda eden şehitin intikamı elbet alınacaktır" diye verir. Aslında bu bir sinyaldir. Olay, İngilizler ve onların işbirlikçileri, ajanları ile M.M Grubu arasında bir kan davasına dönüşür.

Yakalanan katil İngilizlerin araya girmesi ve Yusuf Bey'in kimliği nedeniyle göstermelik bir duruşma sonucu bırakılmak üzere hazırlanır. İngilizler bu olay için Babı Ali'ye Yusuf Bey için nerede görülürse öldürülmesi yolunda Padişah Fermanı bulunduğunu da hatırlatırlar. Damat Ferit Paşa iktidarı katili serbest bırakacak bir de yargıç ayarlamıştır. Davanın olacağı gün M.M Grubu, Kuvvacılar ve Çerkeslerden bir grup duruşma salonunu doldururlar. İngilizler tarafından mahkeme salonunun sarılması ve asker yığınağı yapılması, işbirlikçilerin ajanlarının koridorları tutması bu kalabalığı engelleyemez. Ancak İngilizler ve hükümet bir olayın çıkmasını da beklememektedirler.

Yargılama sonunda karar önceden belirlendiği gibi "Nefsi Müdafaa" olarak ilan edilir. İşte o anda kıyamet kopar. Salondaki kalabalık hınçla saldırır. Silahlar patlar. Şah İsmail aldığı kurşunlarla olduğu yere yıkılır. Kargaşa o düzeydedir ki Şah İsmail'i korumakla görevli İngiliz askerlerinin dahi yaralanmasına karşın kimin ateş ettiği belirlenemez. Tutuklamalar, işkenceler de sonucu değiştirmez. Hiç kimse kalabalıktan ateş edeni ya da edenleri görmemiştir.
Olay böylece M.M Grubu ve Kuvayı Milliye'nin gücünü ve yapabileceklerini dosta, düşmana gösterdiği bir hareket olarak geçer.

GİZLİ SERVİSLER İÇİN ANKARA DÜZEN ARIYOR

Kendisi de Teşkilat-ı Mahsusa yetiştermesi olan Çerkes Ethem anılarında bu olayla ilgili olarak şunları söyler:


"Yusuf Bey'e İstanbul'daki ahvalin çok tehlikeli olduğunu ve kendisinden şüphe edildiği için takip edildiğini bildirmişlerdi. Beni de ikaz ettiler. Ben de son gidişine mani olmak istedim. Fakat Adapazarı-Bolu havalisinde vaziyet o kadar vahim idi ki orada taraftar bulmaya mecbur idik. Yusuf Bey şahsiyeti ile bu çok güç görevi yerine getirmeyi başardı. Oradan M.M Grubu'nun elemanları ile temas etmek üzere İstanbul'a geçti. Çok cesur , civanmerd, temiz yürekli bir insandı. Pervasızca vatan hizmet lerine devam etti. Bunu canı ile ödedi. Tek tesellim, katilinin beraat ettirilmesine rağmen yiğit hemşehrilerimiz tarafından layıkı gibi cezalandırılmış olmasıdır. Eğer İstanbul'dakiler bu vazifelerini yerine getirmemiş olsalardı, ne pahasına olursa olusun kendim gidecek, bu işi yapacaktım."
Bu olayda da görülmüştür ki Teşkilat-ı Mahsusa bütün bu örgütleri derinden etkilemiş ve onun yöntemleri ve ilkeleri genel kural olarak benimsenmiştir. Bu dönem Türk örgütleri Teşkilat-ı Mahsusanın bıraktığı miras üzerinde yükselirler. Ancak kazanılan başarılar yine de yetersizdir.

Ankara hükümeti bunlara çeki, düzen vermeden bir başarının olacağını düşünmemektedir. Grupların çoğu sokak çetelerini andırmaktadır. Mantar gibi bitip kaybolmaktadırlar. Hepsinin bir dayanışma ruhu ve amacı vardır. Bunlar çoklukla yerel milis güçler gibi çalışırlar. Bu gruplardan bazıları da Berzenci Grubu, Muaveneti Bahriye Grubu, İmalatı Harbiye Grubu, Namık Grubu, Trabzon'da Müfrezei Bahriye Grubu, Fethiye'de Bizci Grubu olarak adlandırılmışlardır. Ancak aralarında bir koordinasyon kurmak ve işbirliğini yaygınlaştırmak zordur. Zaten Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra da aynı sıkıntı bugünlere uzanan bir zincir içinde yaşanmaya devam edecektir.

Bu kaygıları gidermek amacıyla Ankara Hükümeti' nce 7 Haziran 1920' de kurulan Matbuat ve İstihbarat Umum Müdürlüğü dışında ve onun görev alanlarının da ötesinde çalışmalar yapan bir ikinci örgüt ise Askeri Polis Teşkilatı idi.
Grupların ötesinde Askeri Polis Teşkilatı bir istihbarat ve karşı istihbarat birimi olarak ortaya çıkmıştır. Kuruluş amacı da budur. Üstelik bunun gelişimi Mustafa Kemal ile Fevzi Paşanın doğrudan kontrolleriyle ve müdahaleleriyle olmuştur. Amaç dağınıklığı ve başıboşluğu ortadan kaldırarak çok önemli olan istihbarat çalışmalarını gerçekleştirebilmektir.

Bu dönemde Atatürk İstanbul' da olup bitenler konusunda kendi özel ilişkilerini de kullanmış ve İstanbul'u çok sıkı takibe almıştır. Ona Babıali ve saray çevresinde olup bitenler konusunda Dr. Rasim Ferit Talay bilgi vermiştir. Hükümet ile ilgili haberler konusunda bir süre için sonradan Maliye Bakanı olan Nafia Nazırı Ferit Tek'den yararlanılmıştır. Rasim Ferit Talay saray ile ilgili haberler konusunda Tevfik Paşa'nın oğlu İsmail Hakkı Bey den de oldukça iyi istihbaratlar toplamıştır. Bu istihbaratlar Dillizade Murat Bey'in takaları ile ve İnebolu yoluyla Atatürk'e ulaştırılmıştır.

HABERLEŞME EN ÖNEMLİ SORUN

Ancak asıl sorun bu özel istihbaratların dışında kurulu bulunan gizli teşkilatların haberleşmesinde ortaya çıkıyordu. O dönemde Anadolu ile açık veya kapalı telgraf haberleşmesi yapmak yasaklanmıştı. Haberleşmelerin hepsi sansürden geçirilmiştir. Teşkilatlar elde ettikleri önemli haberleri Ankara'ya ve özellikle Mustafa Kemal'e ulaştırmak konusunda büyük sorunlar yaşamışlardır. Örneğin bir haberi Mustafa Kemal'e ulaştırmak için İstanbul'daki teşkilat kuryeye gerekli talimatları verir. Bu kurye İnebolu'ya seferler yapan takalarla yola çıkar. Boğazdaki düşman kontrolünü aşabilirse yoluna devam eder. İnebolu'ya ulaştığı zaman mektubu İnebolu Komutanına verir. O da bu mektubu özel bir kurye ile ya da bulabilirse bir telgraf ile Ankara'ya gönderir. İstanbul'dan görevlendirilen kurye şayet Boğazdaki düşman kontrolünden sıyrılamazsa geri çevrilir. Bu takdirde motor kaptanı İnebolu'ya varınca İnebolu Komutanına "Hüsamettin Bey'in size selamı var" der. Bu şifreli olarak "Ankara'ya haberi getiren kurye kontrolü aşamadı" anlamına gelir. Bunun üzerine İnebolu Komutanı İstanbul'a bir kurye gönderir ve teşkilatla temas kurdurur. Aynı kurye yarım kalan işi tamamlamak üzere mesajı yeniden alır ve yola koyulur. Bu sorunlar yüzünden bazen bir haberin Ankara'ya ulaştırılması aylar sürer. Örneğin M.M Grubu, Konya'da isyan hazırlanmakta olduğunu haber almış, fakat haberi zamanında Mustafa Kemal'e ulaştıramamıştır. Konya İsyanı bu nedenle Ankara'da büyük bir sorun olmuştur. Zorluklar nedeniyle özellikle posta idarelerine ve telgrafçılara teşkilatlanmalarda büyük önem verilmiştir. Ölümü göze alan dönemin İstanbul Telgraf Müdürü İhsan Pere Bey, sonraları haberleşmeyi sağlıklı hale getirecek olan gizli bir haberleşme merkezi kurar. Bu merkez çeşitli üslerde yer değiştirilerek çalıştırılmıştır.
Bu dönemde İstanbul'da bulunan örgütlerin İngilizlere ve diğer ishihbarat örgütlerine karşı yürütülen mücadeleler sırasında pek çok elemanları öldürülmüştür.

ESAT TOMRUK NASIL İNGİLİZ KEMAL OLDU

Bu gizli servis çalışmaları Türk edebiyatını da etkilemiş ve İngiliz Kemal gibi pek çok casusun yaşamı, edebi kahramanlar olarak da bugünlere gelmiştir. İngiliz Kemal asıl adı Esat Tomruk olan bir Türk casusudur. Tomruk, o dönem gizli örgütü içinde mücadele veren ajanlardan biridir. Zekasının parlaklığı, cesareti ve diğer yetenekleriyle teşkilat içinde sivrilmiştir. Anıları kitap halinde yayınlandıktan sonra bu konuda çok sayıda film çekilmiştir.

Onunla ilgili olarak anılarında Atatürk'ün yakın arkadaşı Orgeneral Kazım Özalp şunları anlatıyor:

" Yunanlıların İzmir'i ilhak edecekleri haberi üzerine, İngliizlerin elinde esir iken kaçarak Biga'ya ve oradan Balıkesir'e gelmiş bulunan İstanbul'lu vatansever genç ve İngiliz Kemal olarak tanınan esas adı Esat olan elemanımızı kıyafet ve hüvviyet değiştirerek İzmir'e göndermeyi düşündüm. O da gitmeyi kabul etti. Necati ve Vasıf Bey'lerle beraber benim odamda toplandık. Kemal'in yanında beraber götüreceği bombaları ve beyannameleri hazırladık. İngiliz Kemal İzmer'e bir ecnebi gibi girecek, söylenen ilhak gününden iki gün önce yani 11-12 Ocak gecesi bombaları uygun gördüğü yere bırakacak, bildirileri şehre dağıtacaktı. Beyannamelerde İzmir'in ilhakı durumunda Kuvayı Milliye'nin çok şiddetli icraata geçeceği bildiriliyor,düşman tehdit ediliyordu. İngiliz Kemal , kendisini tanıtmadan İzmir'e giderek bir ecnebi varyete kumpanyasında çalışmaya başlamıştı. Bu suretle hüviyetini gizledikten sonra oradaki adamlarımızla temas etmiş, tam zamanında beyannameleri dağıtmış ve bomları gereken yerlere koymuştu. Beyannameleri gören ecnebiler ve Yunanlılar telaşa düşmüşler İzmir'de Kuvayı Milliye'ye mensup geniş bir teşkilatın gizli faaliyette bulunduğuna kanaat getirerek araştırmalara girişmişlerdi. Kemal kıyafet değiştirmede o kadar muvaffak olmuştu ki, dönüşünde kendisini hemen tanıyamadık."

İNGİLİZ KEMAL GÖREV BAŞINDA

Özalp, İngiliz Kemal'in Anzavur isyanı sırasında nasıl kullanıldığını da şöyle aktarıyor:


"Anzavur'un kuvvetini, vaziyetini ve düşüncesini tam olarak öğrenmek lazımdı. Bu maksat ile evvelce İzmir'e gitmiş olan İngiliz Kemal'i Bandırmaya göndermeyi düşündüm. Kemal hemen kabul etti. Kıyafet değiştirerek Amerikan mümesssili sıfatıyla Anzavur ile görüşecek, şakinin ecnebilerle münasebet derecesini, nelere ihtiyaç duyduğunu ve Kuvayı Milliye aleyhine olan düşüncelerini anlayacaktı. Kemal, Bandırma'ya varınca artık sahildeki Amerikan gemisinden çıkmış olan Mr. Düri idi. Mr. Düri bir Rumun evinde tenezzülen misafir kalarak büyük ikram gördü. Mr. Düri bundan sonra rolünü mükemmelen oynuyordu. Rumların kilisede Yunanlıların ile Anzavur'un muvaffakiyetleri için yaptıkları ayinde hazır bulunuyor ve duadan sonra bir de Rum tercüman bularak onun aracılığı ile Anzavur Paşayı ziyaret ederek bir görüşme istiyordu. Anzavur bizim Amerika mümessilini kapıda karşıladı. Mr. Düri ( İngiliz Kemal ) bir merasim kıtası ile selamlanarak içeri giriyor ve görüşmeye başlıyordu. Anzavur, kendi kuvvetinin çokluğundan, teşkilatının kuvvetinden ve bir haftaya kadar Kuvayı Milliyeyi imha edip ileri gelenlerini kendilerine teslim edeceğinden bahsediyor, İngiliz tayyarelerinin kendisine yardımının faydalı olacağını söylüyor ve fakat harekatı tamamiyle sona erdirmek için , elli bin İngiliz lirasına ihtiyacı bulunduğu ilave etmek fırsatını kaçırmıyordu. Ayrıca Bandırma'daki teşkilatı tamamladıktan sonra 5 güne kadar bir kolun Gönen-Balya üzerinden Balıkesir yönüne, diğer bir kolun Susırlık üzerinden Balıkesir üzerine, üçüncü bir kolun da Kirmaslı üzerinden Bursa'ya sevkedileceğini beyan ediyordu. Bizim Amerika mümessili, Anzavur'un istediklerini not defterine kaydederek, bir iki güne kadar mutlaka temin edeceğini beyan etti. Anzavur'a mümkün olduğu kadar süratli hareket etmesini ve Kuvayı Milliye yöneticilerinin kaçmalarına meydan bırakılmamasını, Hırıstiyanlara karşı iyi muamele yapılmasını, yağmacılık yapılmamasını tavsiye ederek veda etti.

Bana ani olarak bir haber getirdiler:

"Amerikalı Mr. Düri, Bandırma'dan telgrafla, makina başında benimle görüşmek istiyordu" İngiliz Kemal'in elde ettiği bilgileri derhal makina başında telgrafla vermeye cesaret edecek kadar müsait bir vaziyette olacağını, hasımlarımızın bu derece gaflet içinde bulunacaklarını zannetmiyordum. Meğer bizim Amerika mümessili, kendisine ait olarak İzmir'e gönderilen bir evrak paketinin kayıp olduğunu, bunun yolda treni tetkik eden şahıslar tarafından alınmış olması ihtimali bulunduğunu, bunun içinde izahat almak üzere Balıkesir'deki komutanı makine başına çağırarak kendisiyle muhabere edeceğini ve bu arada Anzavur Ahmet Paşa ve maiyetinin, halka ve askere iyi muamele ettiğini tebliğ edeceğini söylemiş. Bu suretle bana derhal malümat vermek yolunu bulmuştu.
Kemal'i telgrafhaneden çıktıktan sonra tanımışlar. Fakat becerikli genç, yakayı kurtarıp Balıkesir'e dönmeye muvaffak oldu. Anzavur küstah bir cahildi. Bu arada tasarladığı planı bildiren kendi el yazısıyla yazdığı bir mektubu elimize geçmişti."
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1919-1923: Türk Kurtuluş Savaşı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir