Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Akkoyunlu Devleti ve Türkmenler

Burada Türk Boyları ve Diğer Türk Devletleri hakkında konular bulabilirsiniz

Akkoyunlu Devleti ve Türkmenler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 03:55

Akkoyunlu Devleti ve Türkmenler

Akkoyunlu Devleti'nin idaresindeki konar-göçer Türkmenler ve Akkoyunlu hanedanının dayanağı Bayındır boyunun Doğu Anadolu'ya gelmesi, muhtemelen Moğol istilası sırasında olmuştur. Burada Karakoyunlu ulusunu meydana getiren diğer Türkmen kardeşleri ile birlikte Moğol-ilhanlı hakimiyetinde kalmışlardı. Konar-göçer Türkmenlerin yaylakları Erzurum, Erzincan, Kemah ve Kars'a kadar uzanan platolardı.

Bunlar güz mevsiminin gelmesi ile birlikte güneye doğru hareketleniyorlar, Memluk sınırı boylarında Urfa, Birecik, Mardin, Caber ve Rakka'ya doğru uzanan sahada kışlıyorlardı. Ancak bunlar, Moğol hakimiyeti esnasında henüz teşkilatlandırılmamış olup boy ve aşiret reislerinin idaresinde hayatlarını sürdürüyorlardı. İlhanlılar ile Memlüklüler arasındaki sınır bölgede yaylak ve kışlak hayatı yaşayan Döğerler ise zaman zaman Arap Beni Rebia aşireti ile çatışma halinde idi.

XIV. yüzyılın başlarında Moğol hakimiyetinin çözülmeye başlaması, Anadolu'daki Celayir, Suldus, Uyrat gibi Moğol aşiretleri arasında çatışmalar doğmasına yol açtı. Bu esnada, Sivas ve çevresine hakim olan Eratnalılar ile Mardin ve çevresine hakim olan Artuklular da çöküş dönemine girmişlerdi.

Moğol aşiretleri arasında meydana gelen çatışmalarda, Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmenleri de iki rakip kuvvet olarak yer almaktaydılar66. Moğollar, Doğu Anadolu'yu tedricen boşaltarak, Orta Anadolu, İran ve Azerbaycan'ın verimli topraklarına çekilmeleri üzerine, Diyarbekir ve havalisinde faaliyet gösteren Akkoyunlu Türkmenleri, Mardin'de hüküm süren Artuklularla işbirliği içine girdiler. Bu sayede Diyarbekir bölgesinde bir çok kaleye hakim oldular. Bu sıralarda Akkoyunluların başında Tur Ali Bey bulunduğu için, onlar Tur Aliler olarak da bilinmekteydiler. Kitab-ı Diyarbekriyye'nin bildirdiğine göre Diyarbekir'de oturan Tur Ali Bey, 30000 kişiyi bulan adamları ile birlikte Gazan Han'ın Suriye, Irak ve Anadolu'ya yaptığı seferlere katılmış, buradaki başarılarından dolayı Gazan Han'ın iltifatına mazhar olmuştu. O ayrıca Trabzon üzerine de sefer düzenlemişti. Çağdaş Grek Tarihçileri onları "Amid Türkleri" diye adlandırıyorlardı.

Tur Ali Bey'nin ölümünden sonra yerini alan Kutlu Bey zamanında da Trabzon üzerine akınlar devam etti. Bu çatışmalar, Trabzon Rum İmparatoru'nun kızı ile Kutlu Bey'in evlendirilmesi sonucu yerini akrabalık ilişkilerine bıraktı. Kutlu Bey zamanında Karakoyunlular Musul'dan Erzurum'a kadar olan sahayı hakimiyetleri altına almışlardı. Öte yandan, Eretna emirlerinden Mutahharten, Erzincan ve Bayburt'u ele geçirmişti. Kutlu Bey bir yandan Mutahharten'in yanında yer alırken diğer yandan nüfuzunu Erzincan-Bayburt hattının güneyine doğru yaymaya çalıştı.

Palu, Kiğı ve Ergani'yi ele geçirdi. O öldüğünde (1389) oğullarından Ahmed, Palu'yu yönetiyordu. Pir Ali, Kiğı'ya, Kara Osman ise Diyarbekir'in kuzey batısındaki Ergani'ye hakim idi, ki bu kentler Pasin'den Kiğı'ya, Ergani ve Palu üzerinden Berriye'ye uzanan en önemli göç yollarından birini kontrol etmekteydi. Böylece, Akkoyunluların fetih siyaseti de öncelikle kuzey-güney istikametinde yaylak-kışlak hayatı sürdüren ve önemli iktisadi-askeri kaynak durumunda olan konar-göçer Türkmenleri denetim altına almak şeklinde belirginleşmeye başlıyordu. Ruha (Urfa) ile Rakka arasında bulunan Döğerlerle ilişkilerin bozulmasının ve bir kısım Döğer cemaatlerinin Karakoyunluların yanında yer almasının bir sebebi de bu idi. Ancak, Erzurum yaylalarına çıkmak mecburiyetinde olan Döğerlere mensup bazı cemaatler ise tabii olarak Akkoyunlularla ittifak halindeydiler.

Kutlu Bey'in ölümünden sonra Mutahharten ile olan ittifak bozuldu. Önce Akkoyunlulara baskın düzenleyen Mutahharten onları ancak Karakoyunluların desteğini aldıktan sonra mağlup edebildi. Buna karşılık Akkoyunlu Ahmed Bey, Kadı Burhaneddin'in yanında yer alarak, onun Erzincan üzerine tertiplediği sefere iştirak etti74. Kutlu'nun diğer oğlu Kara Yülük Osman ise bir müddet Kadı Burhaneddin'in yanında bulunduysa da anlaşmazlık çıkınca onu öldürdü. Sivas'ı ele geçirmeye çalışması netice vermeyince Memluk devletinin hizmetine girdi. Fakat, Memluk Sultam Berkuk'un ölümü üzerine buradan ayrılmak zorunda kaldı. Timur'un Anadolu hudutlarında görülmesi ile birlikte bu defa O'nun hizmetine girdi. Timur'la birlikte Sivas'ın muhasara ve zaptına katıldı. Suriye seferinde yer aldı. Kara Yülük'ün bu hizmetlerine karşılık Timur da Artuklulardan alınmış olan amid'i Kara Yülük Osman'a verdi. Böylece Palu, Kiğı ve Ergani'den sonra Amid de Akkoyunlularm eline geçti.
Karakoyunluların, Timur'a karşı cephe almaları ve başarısız olmaları Akkoyunluların toprakların genişletmelerine kolaylık sağladığı gibi önemli göç ve ticaret yolları üzerinde hakim olmalarına, ekonomik ve beşeri kaynaklardan geniş ölçüde yararlanmalarına imkan verdi.

Kara Yülük 1407'de Memluk Sultanı'na karşı isyan ederek emirliğini ilan eden Cekem'in isyanını bastırdı. Bu sayede Ruha (Urfa) ve çevresindeki nüfuzu arttı. Bu sırada Cekem'in zulmüne uğrayan Bayat ve İnallu aşiretlerinin bir bölümü Akkoyunlu konfederasyonuna/boylarbirliğine dahil oldu. Kara Yülük'ün Mardin'i almaya çalışması ise Karakoyunluların karşı koyması yüzünden sonuçsuz kaldı. Karakoyunlu Kara Yusuf'un ölümünden sonra Akkoyunlular rahat bir nefes aldılar. Kara Yülük 1421'de Ruha'yı, 1424'te Tercil ve Silvan'ı, 1429'da Erzincan'ı, 1432'de Çemişezek'i aldı79. Böylece Akkoyunlu aşiret reisleri Diyarbekir ve çevresinde önemsiz, küçük bir beylikten, varlıkları Kahire, Herat ve Bursa'da işitilen güçlü bir devlet durumuna yükselmeye başladılar.

Uzun Hasan Bey'in Hasankeyf (Hısn-ı Keyfa)'i alması bölgenin önemli ticaret merkezlerinin denetimini ve göç yolları üzerindeki hakimiyetini de pekiştirdi. Öte yandan, Diyarbekir'den başka Diyar-ı Mudar, Mardin ve Diyar-ı Rebia'nın alınması kışlaklar üzerindeki Akkoyunlu hakimiyetini iyice kuvvetlendirdi. Uzun Hasan Bey'in Karakoyunlu devletine son vermesiyle bu defa yaylakları ele geçiren Akkoyunlular, Erzurum-Diyarbekir koridorunda göçebe hayvancılık ile uğraşan Türkmenleri siyasi çatılarının altına alma çalışmalarım tamamlamış oldular. Böylece, Doğu Anadolu'da bulunan Musullu, Pürnek, Hamza Hacılu, Avşar, Bayat, İnallu, Tabanlu, Danişmendlü, Bicanlu gibi boy ve oymaklar Bayındır boyunun etrafında toplanarak Akkoyunlu Devleti'ni meydana getirdiler.

Karakoyunluların ortadan kalkması ile Alpavut, Cakirlü, Karamanlu, Sa'dlu gibi oymaklar da Akkoyunlu boylarbirliğine dahil oldular. Bunlara Dulkadir, Halep ve İsfendiyar bölgesindeki bazı Türkmen aşiretleri de eklenerek Akkoyunluların insan gücünü artırdılar.

Akkoyunlu Devleti'nde konar-göçer aşiret reisleri, devletin askeri ve siyasi gücünün en önemli dayanağı idi. Bunlar, kendilerine tahsis edilmiş olan iktalarda aşiretleri ile yarı-bağımsız bir hayat sürmekteydiler. Büyük emirler yalnız ekonomik açıdan değil siyasi açıdan da geniş ölçüde özerktiler. Merkezi idareyi zayıflatan bu duruma göçebelerin siyasi sınırlara riayet etmemeleri ve devlete zayıf bağlarla bağlanmış olmaları imkan veriyordu.

Akkoyunluların, Erzurum'dan Diyarbekir, Ruha ve Diyar-ı Mudar'a doğru uzanan kuzey-güney koridoruna tam hakimiyet kurmaları, doğu-batı transit ticaretinden geniş ölçüde istifade etmelerini sağlıyordu. Doğu-batı ticaretinde, ıtriyat, cam, bakır, keten, ipek, kisayi, sof, çuka, kepenek, sabun, kına, çivid, mazu, gön, sahtiyan, mürdesenk, neft, kuru üzüm, incir, erik, harir, serendaz, izniki, serguhi, tecemmül, tafdile, frengi akmişe, Rum kumaşmın çatması, benegi, zerbaf atlası, Rum, Mısır, ve Şam kumaşları, rengin bez, ham bez, şeker, kalay, zeytinyağı, sade yağ, asel, pekmez, zerdali, biber, zencefil, karanfil, nişadır ve yün gibi mallar Akkoyunlu ülkesinden gelip-gidiyordu ki bunların türüne göre çeşitli nisbette vergi almıyordu. Bunların yanı sıra, satılmak üzere gelip-geçen esirler de ayrıca vergiye tabi idi. Ticari hayat şehir ve kasabalarda belli bir nizama kavuşturulmuştu. Türkmenler de ticari hayata katılmakta; temel meşgaleleri olan hayvancılığın yanı sıra yer yer kervan ticareti ile de meşgul olmakta, Osmanlı ülkesinden getirdikleri malları kendi ülkelerinde pazarla-maktaydılar.

Devlet, hakim unsur olan konar-göçerlere göre bir yapılanma göstermekle beraber yerleşiklerin ziraat hayatı ayrıca güvence altına alınmıştı. Hasan Padişah zamanında tatbik edildiği anlaşılan ve "ceraim-i hayvanat" adı verilen kanuna göre hayvanların ekinlere girerek zarar vermesi halinde hayvan sahibine her hayvan için 5 değnek vurulması, her hayvan başına 5 akçe cürüm alınması ve ekin sahibinin zararının ödetilmesi öngörülmekteydi.

Kaynakça
Kitap: ANADOLU'DA TÜRKMEN AŞİRETLERİ "Bozuluş Türkmenleri 1540-1640"
Yazar: Tufan Gündüz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Akkoyunlu Devleti ve Türkmenler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 03:56

Akkoyunlu Türkmenleri, Uzun Hasan Bey zamanında parlak bir mevkiye ulaştılar. Uzun Hasan Bey, Gürcistan üzerine sefer düzenledi. Harput'u Dulkadirlilerden aldı. Devletin sınırlarını Şebinkarahisar'dan Siirt'e, Urfa'dan, İspir'e kadar genişletti. Ezeli düşmanları olan Karakoyunluların ortadan kaldırılması, Karakoyunlulara tabi boy ve oymakların Akkoyunlu boylarbirliğine dahil edilmesi imkanını verdiği gibi İran'ın mühim bir kısmının hakimi durumuna gelmelerim de sağladı (1479). Uzun Hasan Bey bundan sonra devletin merkezini Diyarbekir'den Tebriz'e taşıdı. Kendisine bağlı boy ve oymakların önemli bir kısmını beraberinde götürerek onlara Tebriz ve çevresinde iktalar vermek suretiyle yerleştirdi. Böylece Erzurum-Musul arasında konar-göçer hayatı devam ettiren Türkmenlerin de gücünü kırmış oldu.

Uzun Hasan Bey'in Karamanoğulları topraklarında nüfuz sahibi olmaya çalışması, Trabzon'un fethini önleme gayretleri, Osmanlılara karşı Venediklilerle ittifaka girişmesi, hatta Osmanlı topraklarına zaman zaman taarruz etmesi, bu devlet ile ilişkileri savaş noktasına getirdi. Avrupa saraylarında, Fatih Sultan Mehmed'den ayırmak için "Küçük Türk" diye adlandırılan Uzun Hasan Bey'in Osmanlı Devleti'ne karşı rekabete girişmesi heyecanla ve ümitle karşılandı.

Akkoyunluların acil ihtiyacı olan ateşli silahlar Silifke limanına ulaştırılmak üzere yola çıkarıldı. Avrupalı müttefikleri Uzun Hasan Bey'e tunçtan ve demirden 16 büyük top, 200 ok atma aleti, 1.000 tüfek, 20.000 demir çubuk, mermiler, barut ve diğer mühimmatla birlikte askeri eğitim verecek küçük bir subay birliği gönderdiler. Ancak Karamanoğlu topraklarının Osmanlı Devleti'nin eline geçmesi silahların teslimini imkansız hale getirdi. Osmanlı-Akkoyunlu savaşlarının başlaması ise bu silahların yerine ulaşmasını büsbütün engelledi.

İtalyan elçisinin anlattığına göre Akkoyunlu ordusu yay, kılıç ve kalkanla teçhiz olunmuştu. Ağır silahları; ok atma aleti ve mancınıktan ibaretti. Hemen hiç topları yoktu. Zırhı ancak Akkoyunlu ileri gelenleri kullanıyor, zengin olmayan askerler ise atlarına kalın keçeler sararak bir tür zırh yapıyorlardı. Ordunun yanı sıra götürülen aileler ve bunları taşıyan develer, katırlar, merkepler, ordunun savaş kabiliyetini iyice zayıflatıyordu.

Akkoyunlular, Otlukbeli Savaşı'nda (1473) büyük kayıpların yanı sıra Osmanlılara üç binden fazla esir verdiler. Bundan sonra hemen bütün cephelerde savunmaya geçen Uzun Hasan Bey birkaç kez Gürcistan üzerine sefer düzenlemekten başka Tebriz'den ayrılmadı. Burada, devletin merkezileşme çabaları yüksek bir kültürün gelişmesini sağladı. Ancak, bir yandan, Akkoyunlu aşiretleri arasında meydana gelen gerginliklerin çözümlenememesi, diğer yandan Sufi propagandalarının önlenememesi devletin çöküşünü yavaş yavaş hazırlamaya başladı.

Uzun Hasan Bey'in ölümünden sonra çocukları arasında taht mücadeleleri patlak verdi, idareyi eline almayı başaran Yakup Bey, devleti yeniden toparlamaya çalıştı. Akkoyunlular için tehlike arzetmeye başlayan Sufi Şeyh Haydar'ı öldürüp, ailesini de İstahr kalesine haps etti.

Akkoyunluların zayıf durumundan istifade etmek isteyen Memluk Sultanı Kayıtbey'in gönderdiği orduyu perişan etti (1481).Gürcistan üzerine başarılı bir sefer düzenledi. Akkoyunluların ikinci defa olarak yakaladığı parlak dönem Yakup Bey'in bir salgın hastalık neticesinde ölümü üzerine, yerini yine taht mücadeleleri ve aşiret kavgalarına bıraktı.

Musullu, Pürnek, Bicanlu, Kaçar gibi aşiretler iktidar kavgalarında bizzat yer aldılar. Bu kargaşa içerisinde Akkoyunlu tahtına sırayla Baysungur (1490), Rüstem (1492), Göde Ahmed Bey (1496) geçtiler.

Göde Ahmed Bey, İstanbul'da kaldığı esnada Osmanlı devlet düzenini yakından tanıma imkanı bulduğundan, merkezi bir yapılanma gösteren Osmanlı düzenini Akkoyunlu ülkesinde tatbik etmeye ve bu surette yarı-bağımsız aşiret reislerinin siyasi gücünü kırmaya çalışması başta Pürnek ve Kaçarlar olmak üzere aşiretlerin şiddetli tepkisine yol açtı. Göde Ahmed Bey bazı aşiret reislerini bertaraf ettiyse de bu mücadele esnasında kendisi de maktul düştü.

Bundan sonra Muhammedi Mirza, Sultan Elvend ve Sultan Murad arasında taht mücadeleleri baş gösterdi. Muhammedi Mirza'nın ölümü üzerine Akkoyunlu Devleti Murad ile Elvend arasında paylaştırıldı. Buna göre Diyarbekir, Azerbaycan ve Erran Elvend'in; Irakeyn, Kirman ve Fars da Murad'ın hakimiyetinde kaldı.

Akkoyunlu Devleti'nin uzun yıllar süren iç karışıklıkları, bir yandan ekonomik vaziyeti bütünüyle zor duruma sokarken diğer yandan aşiretlerin bağımsız hareket etmelerine ve siyasi otoriteye karşı gelmelerine yol açtı. Bu gelişmelerden en çok, taht mücadeleleri esnasında serbest kalan ve Şeyh Haydar'ın müridlerini etrafında toplayarak faaliyetlerini Erzincan ve çevresinde sürdüren Şah İsmail-i Safevi faydalandı. O, Karakoyunlu oymaklarından Akkoyunlulara dahil olmayanların yanı sıra, Akkoyunlu, Dulkadir, Teke ve Anadolu'nun başka yerlerinden gelen müridleri ile birlikte önce Tebriz'e yürüyerek Elvend Bey'i yendi. Burada, Oniki İmam adına hutbe okutup para bastırdı; şahlığını ilan etti. Böylece Safevi Devleti kurulmuş oldu.

Elvend Bey önce Bağdat'a gitti. Ancak, burada Pürneklerden beklediği desteği bulamayınca98 Diyarbekir'e çekildi ve orada öldü. Murad Bey ise 1503'te Hemedan yakınlarında Şah İsmail'e yenildi. 1509'a kadar Bağdat'ta kaldı. Şah İsmail'in Bağdat'a yönelmesi üzerine Osmanlı Devleti'ne sığındı.
Safeviler, Şeyh Haydar'ın intikamını almak için Akkoyunlu hanedanına ve halkına karşı korkunç katliamlara giriştiler. Türkmenler, Şerur, Almakulak ve Tebriz'de kıyıma uğradılar. Safeviler bununla yetinmeyerek Tebriz'deki hanedan mezarlarını tahrip edip, ölüleri gömüldükleri yerlerden çıkarıp yaktılar. Bayındır boyuna mensup bütün hamile kadınları öldürdüler.

Katliamdan kurtulabilen bazı aşiret bakiyeleri Safevi Devleti içinde "Türkmen Oymak"ı meydana getirdiler. Akkoyunlu ileri gelenleri ve tabi aşiretlerin çoğunluğu Osmanlı Devleti'ne sığındı. Osmanlılar tarafından aşiret beylerine dirlikler tahsis edildi. Aşiretler ise, Osmanlıların Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya hakim olmasından sonra tahrire tabi tutularak, Erzurum, Muş, Bingöl yaylaları ile Urfa ve Berriye kışlakları kendilerine yurt tayin edilmek üzere Bozuluş adı altında belli bir idari yapıya ve vergi düzenine dahil edildi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Türk Boyları ve Diğer Türk Devletleri Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir