Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

IX. ve X. Asırlarda İtil ve Bulgar'ın Tarihi

Burada Türk Boyları ve Diğer Türk Devletleri hakkında konular bulabilirsiniz

IX. ve X. Asırlarda İtil ve Bulgar'ın Tarihi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 22:18

IX. VE X. ASIRLARDA İTİL VE BULGAR'IN TARİHİ TOPOGRAFlSl MESELESİNE DAİR

IX. ve X. asırlarda Orta-Asya ile eski Volga havzası ve kadim Rus ülkesinin ticaret ve kültür münasebetlerinde Doğu Avrupa'da İtil ve Bulgar, Orta-Asya'da Ürgenç ve Buhara büyük rol oynamışlardır. Bundan başka bu ticarete Kafkasya'da Derbend, Şimali İran'da Gürgen ve Abeskun pazarları muazzam tesir icra etmişlerdir.

İtil'in tarihi topografisinin tam olarak, tarih kaynaklarının müsaadesi nisbetinde tavsifine ne Rus ve ne Batı Avrupa tarih edebiyatında hiçbir teşebbüs yapılmamıştır.

IX. ve X. asır Doğu Avrupa tarihine ait nadir eserlerde bile bu dikkate şayan belde hakkında bir kaç söz bile bulunmaz, İtil hakkında tam malumat (elbette ki zamanına göre) şu eserlerde vardır:

1) D. A. Chwolson "Hazarlar, Burtaslar, Bulgarlar, Macarlar, Slavlar, Ruslar hakkında İbn Rusta haberleri"
2) J. Marquart "Osteuropaische und Ostasiatische Streifzüge",
3) V. Minorskiy "Sharaf al-Zaman Tahir Marvazi", 1942, s. 109 ve müteakip,
4) V. Minorskiy "Hudud al-alam" s. 450-460.

İtil'in tam evsafını vermek vazifesini biz de üzerimize almış değiliz.
Bizim için ancak, Hazar başkentinin, İtil'in, Orta-Asya ve Doğu Avrupa ile IX - X. asırlarda ticaret ve kültür münasebetlerindeki rolünü iyi anlamağa yardım edecek taraf ve hatlarını meydana çıkarmak lazımdır.

Volga'daki Hazar başkenti hakkındaki ilk haberi İbn Ruste'de buluyoruz. "Onların (Hazarların) şehri Sareşen dir. Bundan başka bir beldeleri vardır ki adı Habnella A yahut AL»- dir. Ahali kışın bu iki şehirde yaşar, ilkbahar geldiği gibi (hepsi) sahraya çıkar ve kışa kadar orada kalırlar. Bu iki beldenin ahalisi Müslümandır, mescidleri, imamları, müezzinleri ve mektepleri vardır". İbn Ruste'de bu Hazarların başkenti iki beldeden mürekkep olduğuna dair açıkça işaret vardır; bununla beraber bu beldelerin yukarıda getirilen adları, X. asır kaynaklarından bize malum olan isimleriyle hiçbir alakası yoktur.

ikinci isme gelince- bunun daha doğru kıraati ikinci kıraat, yani çL- olduğunu kabul etmek gerektir. Bu işareti Hanbalıg diye deşifre etmemiz için şöyle bir üstünkörü bakış bile kafi gelmektedir. Bu kelime "Han şehri" manasınadır. Gardizi'nin 1050 yılı sıralarında yazdığı "Zeyn al-ahbar"ındaki Hazar başkenti hakkında verilen haberler de İbn Ruste'nin faydalandığı ana-kaynaktan gelmektedir.

Gardizi'nin sözlerine göre "Onların (Hazarların A. Yak.) iki büyük şehri vardır:

Sargıç ve Hılg onlar kışın bu şehirde yaşarlar, ilkbahar geldiği gibi sahraya çıkarlar, kış gelinceye kadar şehre dönmezler. Her iki beldede pek çok Müslüman yaşa-maktadır; onların mescidleri, imamları, müezzinleri ve mektepleri vardır. Hazarlar bu Müslümanlardan her sene, servetlerine göre, vergi alırlar." Hazar başkenti hakkındaki İbn Ruste metniyle Gar-dizi metninin sathi bir mukayesesi bile her ikisinin de aynı bir ana-kaynağa bağlı bulunduklarına hükmetmek için kafidir. İbn Ruste'de bir şehir, daha doğrusu şehrin bir kısmı, jiejU (Chwolson "Sareşen" okuyor), Gardizi'de AJL- (Barthold "Sargış" okuyor) tesmiye olunmuştur. Bu beldenin ismi olarak her iki müellifin yazdıklarını mukayeseden açıkça görülüyor ki Gardizi'de yazılan isim İbn Ruste'de yazılan isim veyahut her iki isim ana-kaynakta bulunan belde isminin tahrif edilmiş şeklidir. Gardizi'deki AL,- ana-kaynakta bulunan Hanbalıg adının, daha İbn Ruste'de tahrif edilmiş olduğu açıkça görülür. İbn Ruste ve Gardizi'nin yukarıda nakledilen metinlerden görülüyor ki Hazar devletinin idare terminolojisinde Türkçe kelimeler büyük bir yer tutmuştur. Hazar hükümdarı yalnız hakan unvanını taşımakla kalmamış, fakat başkentin hakanın yaşadığı kısmı da Han-balıg tesmiye edilmiştir.
XI. asırda, daha doğrusu XI. asrın son yarısında, yazan Arap müellifi el-Bekri'nin haberleri de İbn Ruste ile Gardizi'nin anakaynağına aittir.

Hazarlar ve onların başkenti hakkında onun sözleri işte şudur:

cl-Hazar bu memleketin ismidir, onların başkenti İtil ırmağının doğu ve batı sahillcrindedir. İki beldeden mürekkeptir Bu iki beldeden biri Barış AV-A ikincisi ise Htsalg Aii»- tesmiye olunur. Bunlardan büyüğü batıda bulunan beldedir. Her iki belde duvarla çevrilmiştir, dört kapısı vardır. Onların (şehir ahalisinin) hamamları, pazarları (çarşıları), mescidleri, imamları, müezzinleri vardır. Hazarların çoğu Müslüman ve hıristiyandır. Bunlar arasında putperestler de vardır, en az olanları yahudilerdir. Hükümdar yahudi dinindedir. Onun sarayı ırmaktan uzakta bulunuyor.

Hazar başkentinin iki kısmından biri Barış (İbn Ruste'deki Sarcşen) tesmiye edilmiştir. Öyle görülüyor ki bunda veya diğerinde veyahut her ikisinde de müstensihin yaptığı tahrif vardır. Eğer biz şehrin ikinci kısmının adı üzerinde durursak ğt*- kelimesinin tahrif edilmiş 'Hanbalıg olduğuna şüphe edilemez.

XII. asrın ortalarında arapçe yazan müellif Şaraf az-Zaman Talıir Marvazi'nin yakınlarda V. Minorskiy tarafından neşredilen (arapça metin, ingilizcc tercüme) eserinin Doğu Avrupa'ya dair haberler kısmındaki malumatı da İbn Ruste'nin ve yukarıda mezkur müelliflerin kullandıkları müşterek bir ana-kaynağa dayanmaktadır. "Onların (Hazarların) şehri jSaras'tır, başka bir şehirleri vardır ki bunu 4-j- tesmiye ederler. Onlar (Hazarlar) bu iki şehirde kışın yaşarlar. İlkbahar geldiği gibi sahraya çıkarlar ve bütün yazı orada geçirirler."

Hazar başkentini Marvazi'nin tavsifi İbn Ruste'de, Gardizi'de ve el-Bekri'dc bulunan tavsifin aynıdır. Hiç şüphe yoktur ki beldenin ikinci kısmının adı olan «U- bizim tanıdığımız jJLA- Hanbalıg'dan başka bir şey değildir.

Hazar başkenti hakkında IX. asrın ilk yarısında yazılan kaynak-lardaki malumatın neticelerini çıkararak diyebiliriz ki:

1) Başkent iki kısımdan mürekkep olup ırmağın, daha doğrusu Volga kollarının, sahillerinde bulunuyor.
2) Şehrin batı kısmı büyüktür, hanın ikametgahı buradadır. Bunun için de Hanbalıg tesmiye olunuyor.
3) Bütün şehir duvarla çevrilmiş ve dört kapısı vardır.
4) Başkentin doğu kısımının adı, müstensihler tarafından çok fazla tahrif edildiği için doğru olarak tayin edilmesine şimdilik imkan yoktur.

jL'ın ilk adını görmek temayülünde bulunan V. Minorskiy, nin Sarıgşahr okunması lazım geldiği hakkındaki mütalaayı kabul etmek güçtür (bu Marquart'ın mütalaasıdır.) Bu isimde, sonraki ihtimal ki, haklıdır.

5) Hükümdarın ikametgahı-saray (kasr) ırmaktan uzaktadır. Sarayın bulunduğu yer olarak müellif, elbette, şehrin doğu kısmını (Hanbalıg'ı) tahmin ediyor.

6) Başkentte, ahalinin Müslüman kısmiyle alakalı yapılar çoktur. Müellif bu yapıların hangi kısımda yer aldıklarını kesin olarak göstermiyor ise de okuyucu bu yapıların şehrin doğu kısmında bulunduğunu tahmin etmek için kafi derecede esaslara maliktir. Hazarların başkentine dair mütaakıp malumatın mukayesesinden çıkan umumi netice olarak aşağıdaki hakikati kaydetmek gerektir. Şehrin doğu kısmı ticaret yeri olmakla beraber, büyüklük ve nüfus bakımından batı kısmından aşağı idi. Hanbalıg-başkentin hanın ikametgahı, daha doğrusu hanın- karargahı bulunan kısmı, büyüklüğü ve izafi sıkleti itibariyle büyük rol oynamıştır.

Hazar başkenti hakkında daha mufassal malumatı X. asra ait kaynaklar bırakmışlardır. Bu asra ait ilk haber İbn Fadlan'ın sözleridir. O, galiba, (Bulgar'dan) dönerken İtil'de bulunmuş, her halde, bu şehri iyi bilen adamlara rastlamış olacaktır.

X. asrın 20. yıllarında Hazar başkenti, İbn Fadlan'a göre, şu manzarayı arzediyordu. "Hazar hükümdarının İtil ırmağı kıyısında büyük beldesi vardır. Bu belde iki kısımdan (tarafdan, uçtan) mürekkeptir. Bu iki kısımdan birinde Müslümanlar (yaşarlar), ikinci kısımda iki hükümdar ve yakınları.
Bu şehirde Müslümanların camileri vardır, onlar bu camide namaz kılarlar ve cuma günleri burada hazır bulunurlar. Bu camiin yüksek minaresi ve birkaç müezzini vardır".

İbn Fadlan'ın tavsifinde, ondan önce kaynaklardaki malumata nazaran, yeni olan haber cami ve minareye dair verdiği haberdir, galiba, bu cami ve minare İbn Ruste'nin ana-kaynağı kendi donnelerinin yazdığı zamandan sonra inşa edilmiş olsa gerektir. İbn Fad-lan bu şehirde ahalinin dağılması meselesine de dikkat etmiştir. Ona göre Müslümanlar şehrin hükümdar ve yakınlarının yaşadığı kısmından ayrı olan kısmında bulunuyorlar. Bununla beraber bu kısmın doğu kısmı olduğunu okuyucu ancak tahmin edebilir, çünki İbn Fadlan'ın kendisi bunun üzerinde durmamıştır. Hazar hükümdarının emriyle 310 (= 922-923) senesinde, yani İbn Fadlan'ın Volga boyu bölgesinde bulunduğu yıllarda, minarenin yıktırıldığına dair Fadlan'da haber mevcuttur. Bu vaka fevkalade karakteristiktir. Böyle bir işin yapılmasına (minare tahribine) X. asrın yarısında imkan yoktu. Bu da gösteriyor ki Hazar başkentindeki Müslüman cemaati sonraları kazandığı otoriteye evvelce malik değildi. İbn Fadlan'ın Hazar başkentinin ismini hiç bir yerde zikretmemesi onun hikayesinde en çok dikkate değer noktadır. İtil (Atil) ıstılahı birkaç defa zikredilmekle beraber ancak ırmağın adı olarak geçmektedir. Gerçi bununla ilgili şüpheli bir yer (metinde varak 206 a) varsa da buradaki isim Hazar başkentine değil, fakat İtil ırmağı bölgesine ait olacaktır. Bu zamana, yani X. asrın 20. yıllarına, kadar isimlerde değişiklik husule gelmiş miydi, bu babta bir şey söylemek güçtür.

Hazar başkenti hakkında yeni ve daha mufassal malumat al-Istahri tarafından verilmektedir. "Hazar-kavim adıdır. Şehirlerine gelince-onların başkenti, ırmağın adına göre, İtil tesmiye edilmektedir". Al-İstahri'nin Hazar başkentini tavsifi İbn Havkal'da, bazı ilavelerle, tekrarlanmış olduğundan biz burada ancak onun sözlerini naklediyoruz. "İtil iki kısımdan mürekkeptir. Biri, İtil tesmiye edilen kısmı, ırmağın batı tarafındadır, onların büyüğüdür; ikinci kısmı ırmağın doğu tarafındadır. Hükümdar batı taraftaki kısımda ikamet eder. Şehrin batı kısmı İtil, doğu kısmı ise Hazaran tesmiye olunur. Onların dilince hükümdara bek yahut "bak" denir. (Başkentin) her iki kısmı uzunlukta tahminen farsaha müsavidir. Başkentin her iki kısmını duvar çevirmektedir... Şehrin yapıları dallardan ve keçelerden 12 yapılmış çadırlara benzer, pekaz mikdarda balçıktan yapılmış yapılar bulunur. Onların (İtil ahalisinin) pazarları, umumi hamamları vardır. Şehirde Müslümanlar vardır. Diyorlar ki Müslümanlar 10.000'den fazladır; 30 kadar mescidleri vardır. Hükümdarın sarayı İtil'den —ırmaktan demek istiyorum — uzaktadır. Hükümdarın sarayı tuğladan inşa edilmiştir; şehirde hükümdardan başka hiç bir kimsenin tuğladan yapılmış binası yoktur, hükümdar kendisinden başka kimseye tuğladan bina yapmıya müsaade etmiyor.

Şehir duvarının dört kapısı vardır:

bir kapısından ırmağa, ikincisinden şehrin arkasında bulundan sahraya çıkılır13. Onların (Hazarların) hükümdarı yahudidir. Diyorlar ki onun hizmetçileri (el-haşiyat) 4000 kadardır.. . . Hazar hükümdarının daimi askerleri 12.000 kişidir. Askerlerden biri ölürse onun yerini başkası işgal eder".

Birkaç sahifeden sonra İbn Havkal Hazar başkenti hakkında aşağıdaki sözleri söylüyor:

"Hazaran-İtil" adiyle maruf şehrin doğu kısmıdır; ahalinin çoğu tüccar ve Müslümanlardır, burada ticaret malları bulunur. Şehrin batı kısmı hemen hemen tamamiyle hükümdara ve askerlerine aittir.

Hazar başkentinin doğu kısmının adını al-İstahri'nin henüz zikretmemiş olması çok karakteristiktir. Onun eserinde "Hazaran" adına Taslamıyoruz. Bu isme ilk defa olarak İbn Havkal'de rastlan-maktadır.
Al - İstahri'den sonra İtil'in al-Masudi'nin 947 yılında, ömrünün sonuna doğru, yazıp tamamladığı "Murucu'z-Zahab" adlı eserinde verilmiştir.

Al-Masudi şöyle yazıyor:

"Zamanımızda Hazar hükümdarının yaşadığı İtil Türklerin yükseklerde bulunan diyarından akan büyük ırmak ile üç kısma ayrılır... Bu şehir (ırmağın) iki sahilinde vakidir.

Bu ırmağın ortasında bir ada ki hükümdarın sarayı (kasrı) buradadır. Hükümdarın sarayı bu adamn kenarmdadır. Adada ırmak sahillerinden birine (gemiler üzerinde) kurulmuş köprü vardır. Bu şehirde (İtil'de) ahali Müslüman, hıristiyan, yahudi ve müşriklerden mürekkeptir. Yahudilere gelince - hükümdar, hizmetçileri ve Hazarlar bu makuledendir".

Başka bir yerinde al-Masudi şöyle yazıyor:

"Ahalinin bu şehirde hakim zümresi Müslümanlarıdır, zira onlar, hükümdarın askerleridir. Bu şehirde onlar al-Larsiya (al-Arsiya) tesmiye olunurlar, onlar Harezm ülkesinden çıkmışlardır".

Daha aşağıda al-Masudi diyor ki:

"Onların (Hazarların şehrinde) mescidi cami ve hükümdarın sarayından yüksek minare vardır. Onların bundan başka mescidleri ve bu mescidlerde mektepleri (el-mekatib) vardır. Bu mekteplerde çocuklar Kuran öğreniyorlar".

Hazar devleti başkentinin dikkate şayan tavsifi Hazar hükümdarı Yusuf'un X. asrın 60. yıllarına ait mektubunda da vardır. Bu mektubun kısa, galiba daha ziyade itimada şayan olan, redaksiyoninu nakledelim. "Yine haber veriyorum ki ben, kadiri mutlakm inayetiyle, bu ırmağın yanında yaşıyorum, benim devletimde üç aded şehrim vardır. Bunlardan birinde melike, kendi hizmetçileri ve harem ağalariyle, ikamet ediyor. Bu şehrin uzunluğu ve genişliği, şehir civarı ve mülhakatı olan köylerle, 50'ye 50 farsah teşkil ediyor. Burada yahudiler, ismaililer (Müslümanlar), hıristiyanlar yaşarlar; başka kabilelerden başka kavimler de vardır, ikinci şehir, mülhakatiyle, uzunluk ve genişlikte 8'e 8 farsah (saha) işgal ediyor. Üçüncü şehirde ben, beylerim, kölelerim ve yakın hizmetçilerimle, yaşıyorum. Bu şehir büyük değildir, uzunluk ve genişlikte 3'e 3 farsahtır.

Kaynakça
Kitap: ABDÜLKADİR İNAN
Yazar: MAKALELER VE İNCELEMELER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: IX. VE X. ASIRLARDA İTİL VE BULGAR'IN TARİHİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 22:18

Şehir duvarları arasında (şu ve bu yana) ırmak uzanıyor. Bütün kış şehirde yaşıyoruz, Nisan ayında ise şehirden çıkıyor, her birimiz kendi tarlamıza, bağlarımıza ve (kırdaki) işimize gidiyoruz." İtil'in yukarıda nakledilen tavsifi, mektubun mufassal redaksiyonunda da tekrarlanmıştır, şu farkla ki "yahudiler, ismaililer ve hıristiyanlar bu şehirde yaşarlar" sözleri birinci şehre değil, fakat ikinci şehre aittir.

Hazar başkenti hakkında X. asrın 80. yıllarına ait iki haber vardır. Bunlardan biri al-Mukaddasi'nin, ikincisi ise "Hudud al-alam"m meçhul müellifinindir. Her iki haber İtil'in mevcut olmadığı zaman (imha edildiğinden sonra) yazılmıştır. Al-Mukaddasi'nin haberi çok şayanı dikkattir. Onun sözlerine göre "İtil-etrafı duvarla çevrilmiş şehir (beled) dir; duvarı Curcan duvarı gibi yahut ondan daha büyüktür. Onların (şehir ahalisinin A. J.) yapıları çadırdır; keçeden, dallardan —pek az mikdarda balçıktan— yapılmışları da vardır. Sultanın sarayı tuğladandır. Onun (şehrin) dört kapısı vardır, bunlardan biri ırmağa (İtil'e A.J.) bakar; ırmağı gemilerle geçerler, başka kapılar sahraya müteveccihdir. Bu sahra kupkurudur, hayvan ve meyva yoktur; onlarda (Hazarlarda) hububat nadirdir, daimi gıdaları balıktır... " Al - Mukaddasi İtil'in tavsifini Hazaran'ı zikretmekle tamamlıyor; bu (kısım) onda "Hazar" tesmiye olunmaktadır. Al-Mukaddasi'ye göre, işgal ettiği saha bakımından Hazaran, şehrin batı kısmından, büyüktür.

Şimdi "Hudud al-alam"a geçelim. Bu eserin müellifine göre, "İtil-ırmakla iki kısma ayrılmıştır. O, Hazarların başkenti ve hüküm-darın bulunduğu mahaldir. Hükümdar tarhan-hakan tesmiye olunur ve Ansa'nın ahfadındandır. O, bütün askerleriyle şehrin batı kısmında ikamet eder, bu kısım duvarla çevrilmiştir. İkinci kısımda Müslümanlarla putperestler bulunur".

Hazar başkentine, bilhassa bu şehrin tarihi topografisi meselelerine ait esaslı malumat bunlardır. Bunlarda, bazı vuzuhsuzluklara rağmen, şehrin umumi harici manzarası kafi derecede tebarüz etmektedir. Dikkate değer ki Hazar başkenti ilk defa al-İstahri'de İtil tesmiye olunmaktadır. Hazar başkentinin doğu kısmının adı olarak Hazaran ilk defa ancak İbn Havkal'de rastlanıyor. Yine çok calibi dikkattir ki, şehrin doğu kısmı, nakledilen kaynaklarda görüldüğü veçhile, Hazar devletinin siyasi hayatında X. asırda —Svyatos-lav tarafından İtil'in ve Hazar devletinin tahrip edildiği 965 tarihine kadar— oynadığı muazzam rolü IX. asırda oynamamıştır. Dikkate değer ki Hazar başkentinin (onun batı ve doğu kısımlarının) İtil ve Hazaran isimleri, Arap coğrafya kaynaklarının verdikleri malu-mata göre, uzun ömürlü olmamışlar, ancak bir kaç on yıl devam etmişlerdir.

Al-istahri —ibn Havkal'e göre İtil şehrinin uzunluğu bir farsah, yani 6-7 km. idi. Hazar hükümdarı Yusuf Hazar başkentinin heyeti mecmuası hakkında, ilk bakışta hayali görünen rakamlar nakletmektedir. Bu mübalağa, P.K. Kokovtsev'in sandığı gibi, Yusuf'a ait olmasa gerektir. Biz kati surette kaniiz ki bu mübalağa değildir, müellifin hayali de değildir, fakat hakiki vaziyetin ve o zaman yürürlükte olan nizamın inikasıdır. Her halde Yusuf birinci belde, yani İtil hakkında "eni ve uzunluğu, mülhakatı ve köyleriyle, 50'ye 50 farsahtır" diyor.

ikinci belde, yani Hazaran hakkında şöyle yazıyor:

"ikinci beldenin eni ve uzunluğu, mülhakatiyle beraber, 8'e 8 farsah saha işgal ediyor". İktibas edilen bu iki metin parçası gösteriyor ki Yusuf'un sözleri zaten şehrin kendisi hakkında değildir, o, şehir ve bağlı mülhakat ve köylerden, yani bütün eyaletten bahsediyor. Bu devrin idari tatbikatında bu vaka, Ortaçağda bütün Şark için, hatta yalnız Şark için değil, pek karakteristik idi. idari tatbikatta şehri idare ve murakabe bakımından, eyaletinden ayırmak imkansızdı. İtil şehrinin her iki kısmı kendilerine bağlı eyalete malikti. Bu eyaletler kendi idarecilerini oradan alırlar ve haraçlarını, vergilerini oraya teslim ederlerdi. ibn Fadlan, al-istahri, İbn Havkal ve al-Mukaddesi'nin donnelerine göre şehir iki kısımdan mürekkep idi -batı tarafındaki kısım İtil isimli olup hükümdar ve sarayı orada idi; doğu kısmı ise Hazaran tesmiye idilirdi ki ticaret ve sanayi burada temerküz etmişti ve pazar ve çarşı burada idi. Hakan Yusuf'un ve al-Masudi'nin tavsiflerine göre Hazar başkenti üç kısımdan mürekkep-ti. Irmağın, daha doğrusu Volga kollarından birinin, iki kıyısında vaki iki kısımdan başka, şehir daha bir adayı da işgal ediyordu, hakanın sarayı ve ona mücavir çiftlikler bu adada bulunuyordu. Al-Masudi'ye göre bu ada ırmağın iki kıyısına bir köprü ile bağlanmıştı. Al-Mukaddasi, hakanın sarayını ırmağın kıyısında diye tavsif ediyor ve ada hakkında hiç birşey söylemiyor. Onun sözlerine göre ırmak tarafından saraya gemilerle gidilirdi29. Arap kaynaklarına binaen Hazar başkentinde yapıların çoğu ahşap evlerden, keçe çadırlardan ve barakalardan ibaretti, pek azı da balçıktan yapılmıştı. Yukarıda zikrettiğimiz veçhile tuğladan bina yapmak için ancak hükümdara müsaade edilirdi. İtil şehrinin etrafı duvarla çevrilmişti. Bu duvarın ne gibi malzemeden yapıldığı kaynaklarda zikredilmiyor.

Al-Mukaddasi diyor ki:

"Onun (İtil'in) duvarı (şehir) etrafında uzanıyor, (büyüklüğü itibariyle) curcan duvarına benzer yahut ondan daha büyüktür".

Aynı müellifin sözlerine göre şehirin içinde ve civarında ağaçlar çoktur.
İtil'in Hazaran denilen doğu kısmı kaynaklarda daha mufassal tavsif edilmiştir. Burası ticaret yeri ve daha işlek "taraf" idi. Hakanın vergi (vezaif) mükellefleri olan sanat erbabı, tüccar ve kalabalık isçi kütlesi burada yaşıyorlardı. Al-Masudi'nin sözlerine göre tüccar ve sanat erbabı —al-Arsiye hakkında söylemeğe de hacet yok — hepsi Hazar hükümdarının memleketine onun adaleti ve ülkesindeki emniyet dolayısiyle gelmişlerdi. Hazaran, ahalisi (nüfusu) bakı-mından, çok karışık bir belde idi, muazzam pazar (ticaret) yeri olduğu için böyle olması icap ederdi. Buraya Batı Avrupa'daki Ruslardan, Islavlardan, Burtaslardan, Harezmilerden ve Orta-Asya'nın başka şehirlerinden, Çin'den, İran'dan ve Maverayi Kafkas'dan ticaret malları gelirdi.

Tüccarın çoğu Müslümanlardandı:

İbn Havkal'in sözlerine göre bunların sayısı 10.000'den fazla idi. Hükümdarın ücretli muhafız kuvvetlerini teşkil eden Harezmliler bu hesaba dahil değildi. İbn Fadlan ve al-Masudi bu şehrin camiinden ve hükümdar sarayı üzerine yükselen minaresinden bahsediyorlar. Al-istahri ve İbn Havkal Hazaran'da 30 kadar mescid bulunduğunu söylüyorlar ki bununla, elbette, mahalle mescidlerini kasdediyorlar; herhangi bir Müslüman şehrinde bu gibi mahalle mescidleri çok bulunur. Hazar başkentinin ahalisi arasında hıristiyanlar, yalıudilcr ve müşrikler bulunduğunu hemen hemen bütün Arap kaynakları işaret etmişlerdir. Al-Masudi'ye binaen İtil'in bir kısmında (o, elbette, Hazaran kısmını nazarı itibare alıyor) Ruslar ve Islavlar yaşıyordu; tavsifteki bir sıra teferruattan anlaşıldığına göre bunlar, dili, adetleri, dinleri aynı olan bir kavim teşkil ediyorlardı.

Al-Masudi'nin sözlerine göre, Hazar hakanının ordusunda "Harezmliler" ile beraber Ruslar ve Islavlar da hizmet ediyorlardı. Bununla beraber Hazar hakanının muhafız kuvvetlerinin esas nüvesini "Harezmliler" teşkil ediyordu. İbn Havkal'e göre muhafız askerler ücretli ve 12.000 kişiden ibaretti. Hazar hakanının ordusu hakkındaki malumat IX. asrın birinci yarısına ait mezkur ilk kaynağa dayanan müelliflerde de mevcuttur. İbn Rusta'nın sözlerine göre "hakanın atlı ordusu, hakandan maaş alarak hizmet eden daimi askerlerle zengin adamlar tarafından mükellefiyet olarak verilen askerlerden teşekkül etmiş 10.000 süvari idi". Gardizi, Hazar hakanının ordusu hakkında İbn Rusta'nın faydalandığı aynı ilk kaynaktan malumat naklederek bu ordunun bir kısmı ücretli, diğer bir kısmı da aristokrasi tarafından teçhiz ve teslih edilerek verilen askerler olduğuna dikkat etmiştir.

Demek ki Hazar hakanının ordusu iki kısım-dan mürekkepti:

bir kısmı hükümdarın şahsi muhafızlarından, diğeri umumi devlet milisi olup münferit zengin şahıslar tarafından verilen muhariplerden teşekkül etmişti. Hazar hakanının muhafız askerlerinin nüvesini teşkil eden "Harezmliler" kimlerdi? Al-Masudi'-de bunların Harezm çevresinden geldikleri kaydedilmiş olduğu için biz de bu Harezmliler sözünü tırnak içine aldık. Şüphe edilemez ki Hazar hakanının muhafız ordusu da, Samani emirlerinin muhafız kıtaları gibi, aynı Türk-Oğuzlardan teşkil edilmiş olacaktır. Bunlar, bize IX. asırda Abbasi halifelerinin ve IX - X. asır sonlarında Samaniler devletinin tarihlerinden iyice malum olan ücretli köle, bununla beraber imtiyazlı, askerlerdir. Al-Masudi'ye göre al-Arsiya yahut al-Larsiya denirdi. Burada al-Arsiya adı (biz bilhassa bu yazılışın tahrif edilmemiş şekil olduğunu kabul ediyoruz) hakkında birkaç söz söylemek icap eder. Bu isimde "aors"lar, yani Alanlar adının inikas etmiş olması imkansız değildir. Bunlar bir zamanlar, Hazar tarihinin İtil safhasından önce, Şimali Kafkasya'da Hazar hakanının muhafız kıtasında hizmet etmişlerdi. Bu al-Arsiya ıstılahının Harezmlilerle komşu bulunan Türk - Oğuzlara teşmil edilmesi dikkate değer bir meseledir. Bunda bir fevkaladelik yoktur. Alan-aorslar Harezm'le komşu olan bozkırlarda Türk-Oğuzlar tarafından tazyik edildiler ve kısmen Türk-Oğuzlara iltihak ettiler.

Hazar devletinin hayatında al-Arsiye muhafızları sırasında milis kuvvetleri de büyük ehemmiyeti haizdi. Milis kuvveti, malum olduğu veçhile, onu hazırlıyan topluluğun esas vasıflarını, mahiyeti itibariyle, kendi teşkilatında aksettirir. Hazar topluluğu, inkişaf ettiği devir olan X. asırda bile, pek mahdut ziraat sahasına malikti. Hazarların çoğu bozkır sakinleri ve göçebelerdi. Bu cihet başkentin doğu kısmındaki, yani Hazaran'daki, yapılarda da oldukça tebarüz etmektedir (keçeden ve ağaç dallarından yapılan çadırları hatırlıyalım). Milis askerlerin mahiyeti hakkında kaynaklarda ancak imalar bulunmakta ise de bu imalar yardımiyle de biz bu askerlerin sağ ve sol cenahlar, merkez ve öncü kıtalar teşkil ettiklerini tasavvur edebiliriz. Öncü, daha doğrusu keşif müfrezesi, hakkında Gardizi sarahatle söylüyor. Bu askerlerin savaşta aldıkları muhafaza tedbirleri hakkında verilen tafsilat dikkate değer mahiyettedir. Bu tafsilata göre her muharip beraberinde kazıklar ve kalın ipler taşıyorlardı. Tehlikeli bir yerde gecelemek icabederse askerler bu kazıkları ordugahın her tarafına çakıp kalkanlar bağlarlardı; galiba, bu kalkanlar el kalkanı değil, fakat sipere mahsus kalkanlardı.

Bu tedbir neticesinde ordugah sağlam muhafaza altına alınmış oluyordu. Marvazi, Gardizi'nin kullandığı kaynaktan alarak, birkaç yeni tafsilat veriyor. Ona göre hakanın askerlerinden herbiri iki zira (arşın) uzunluğunda 20 kazık taşıyordu. Ordugah kurdukları zaman bunları yere çakarlar ve buna kalkanlarını dayarlardı. Bunun neticesinde, bir saat geçer geçmez, ordugahın çevresinde muhkem duvar yükselmiş olurdu.

Çoğu Müslüman olan Harezmlilerin İtil'de ne kadar kuvvetli askeri kudret oldukları aşağıdaki vakada görülmektedir. 912-13 yılında Ruslar Hazar sahillerinde yaptıkları yağma seferinden Volga'ya döndükleri ve mukavele mucibince, hakana ganimetten hissesini vermek için İtil'de konakladıkları zaman bunlara al-Arsiya ve başka Müslümanlar hücum ettiler. Al-Masudi'nin sözlerine göre, silahlı süvari Müslümanlar 15.000 kişi idi; üç gün devam eden savaştan sonra, kendilerinden iki defa çok olan, Rusları mağlup ettiler44. Dikkate değer ki, aynı Arap müellifinin sözlerine göre, bu zafer İtil'-de yaşıyan hıristiyanların çoğunu memnun etmiştir, İtil Müslümanlarının Hazar hakanlığının siyasi hayatındaki nüfuzları, malik oldukları askeri ve iktisadi kudretle mütenasip bulunuyordu. Bu cihet yalnız yukarıda kaydedilen Ruslara karşı kazanılan zaferde değil, fakat al-Masudi tarafından haber verilen vakada da görülmektedir. Al-Masudi'ye göre X. asrın ilk yarısında Harezmliler muayyen şartları ihtiva eden mukaveleye göre Hazaran'da bulunuyorlardı. Bu mukavele ile Harezmliler İslam dinine, camiler yapmaya, ezan çağırmaya hürriyet ve hakanın yanında bir vezirlik temin etmişlerdi. Bu cihet benim "X-XV. asırlarda Orta-Asya feodal cemiyeti ve onun Şarki Avrupa ile ticareti" adlı makalemde kaydedilmişti.

Al-Masudi zamanında İtil'de vezir Harezm'li Ahmed İbn Kuveyye idi. Al-Masudi bilhassa kaydediyor ki Müslümanlarla hıristiyanlar sözbirliği ederlerse hakan hiçbir suretle bunlara karşı gelemezdi.

Hazaran'da Müslüman kolonisi o kadar kuvvetli idi ki kendileri mahsus kaza (adalet) müessesine malikti. İbn Fadlan'ın sözlerine göre "Hakanın yiğit (page) lerinden biri Müslümanlara riyaset ederdi, buna "haz" denirdi. O Müslümandı,. Hazar ülkesinde yaşıyan ve ticaret için İtil'de muvakkat bulunan Müslümanların davalarına bakmak bu Müslüman gence havale edilmişti. Müslümanların davalarına ondan başka kimse bakamazdı".
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: IX. VE X. ASIRLARDA İTİL VE BULGAR'IN TARİHİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 22:18

Arap coğrafya edebiyatında da Müslümanların müstakil kaza müesseseleri bulunduğu söylenmektedir. Al-Masudi itil'de yedi hakim bulunduğunu kaydetmektedir. Bunlardan ikisi Hazarların işlerine bakar ve Tevrat'a göre hüküm verirdi; ikisi Müslümanların işlerine bakan kadılardı, şeriate göre hüküm verirlerdi; iki hakim hıristiyanlar içindi, bunlar İncil'e göre hüküm verirlerdi; bir hakim müşriklerin (islavların, Rusların, başkalarının) hakimi idi, akıl ve idrake göre hüküm verirdi. Müslüman kadılar büyük otoriteye malikti. Başka hakimler tarafından halledilemiyen ihtilaflı davalar Müslüman kadılar tarafından kati karara bağlanırdı. ibn Havkal diyor ki bu yedi hakim ile Hazar hakanı arasında bir mutavassıt bulunuyor; onun vazifesi hakimlerin kararlarını hükümdarın görüşü ile telif etmektir. "Hudud al-alam" da yedi hakimden bahsediyor. Ona göre hakimler hakanla temasta bulunuyorlar yahut onun müsaadesini rica ediyorlar veya kararlarını ona bildirirlerdi. Hazar başkentinin doğu kısmını teşkil eden Hazaran, umumi vasıfları itibariyle böyle bir belde idi. Bu belde muhtelif memleketlere mensup tacirleriyle ticari muamele yapan tipik bir pazardı. Bu pazar, Hazar hakanlığı topluluğunun içtimai seviyesini gösteren bir faaliyet değildi, çünki bu ticaret muamelesi beldenin bulunduğu yerin hususiyeti ile bağlı idi. Burası, Şarki Avrupa'dan Orta-Asya'nın kültür vahalarına ve bozkırlarına, iran ve Kafkasya'nın ticaret şehirlerine giden kadim yolların, tam manasiyle, iltisak noktası (dörtyol ağzı) idi.

Şehrin batı kısmı büsbütün başka bir manzara arzediyor. Başkentin burası idare ve saray merkezi idi. Bize öyle geliyor ki biz, şehrin üçüncü kısmı olarak adadan bahseden Hazar hakanı Yusuf'a ve onu teyideden al-Masudi'ye daha ziyade itimat etmeliyiz. Onlara göre hakanın sarayı bu adada bulunuyordu.
Hakan Yusuf'un bu ada hakkındaki sözlerini hatırlıyalım.

O şöyle yazıyor:

"Üçüncü şehirde ben, beylerim, kölelerim ve yakın hizmetçilerimle yaşıyorum". Sonra Yusuf "Üçüncü şehir" (ada) in büyük olmadığını kaydediyor, fakat bu sözlerin başkentin doğu ve batı kısımlarına nisbetle söylenmiş olduğunu kabul etmek gerektir. Gerçekten ibn Havkal Hazar hakanının saray adamları ile hizmet-çilerinin 4000 kişi olduğunu söylüyor. Şehrin batı kısmına gelince Hazar hakanlığının hakiki reisi olan (hakan bek), kendi yardımcıları ve bütün idare kadrosu ile, galiba, burada ikamet ediyordu. Bunlardan başka, Yusuf'un sözlerine göre, burada "hizmetçileri ve harem ağalariyle hatun (kraliçe) ikamet ediyordu" ibn Havkal'e göre, hakanın al-Arsiya denilen muhafız askerleri de yine burada bulunuyordu. "Hudud al-alam"ın meçhul müellifi de hakanın muhafız askerlerinin burada bulunduğunu söylüyor. Bununla beraber bu iki müellif Hazar hakanlığının başkentini ancak iki kısma ayırıyor ve ada, yani Yusuf'un "üçüncü şehri" hakkında bir şey söylemiyorlar.
Hazar başkenti itil'in Hazaran hususi adiyle tamnan doğu kısmının durumu —batı kısmına nazaran— IX. asırdaki durumuna nisbetle ne kadar değişmiş olduğunu açıkça görebilmek için yukarıda söylenenler kafidir. itil'in batı kısmiyle doğu kısmı arasında roller o kadar değişmiştir ki 50. yılların sonlarında ve 60. yılların başlarında, yani Hazar hakanlığının ve itil'in 965 yılında tamamiyle tahrip edilmesinden biraz önce şehrin doğu kısmı ve orada yaşıyan Müslüman ahali, başkentin tam sahipleri olmamışlarsa bile, her halde muazzam nüfuza malik bulunuyorlardı.

II.
X. asırda Şarki Avrupa'nın Orta-Asya ile münasebetlerinde Bulgar şehri büyük rol oynamıştır.


Arap müellifleri IX. asrın ortalarına ait ilk kaynaklara dayanan Ibn Ruste, Gardizi, al-Bekri ve başkaları Bulgar şehri hakkında hiçbir şey söylemiyorlar; güya Bulgar denilen bir belde yokmuş gibi onu hatırlarına bile getirmiyorlar. "Bulgar" ıstılahı bu müelliflerde ancak bir ülkeyi veya o ülkede yaşıyan ahaliyi ifade için kullanılıyor. Dikkate değer ki 922 yılında Bulgar meliki Almuş'un karargahında bulunan Ibn Fadlan "Bulgar" ıstılahını ancak iki defa zikrediyor ve her iki defasında da ülkenin veya ülke ahalisinin hükümdarı mefhumunu ifade ederek "Bulgar meliki" veya "Bulgar emiri" diyor.

Ibn Fadlan Bulgarlar ülkesini zikrederken heryerde Bulgarları islav tesmiye ediyor; zamanının Müslüman Şarkında şehir ifadesi için kabul edilmiş olan manada hiçbir yerde şehir zikretmiyor. Her şeyden önce Ibn Fadlan'ın bir memleketin başkentinden bahsederken şehir mefhumunu ifade için kullandığı ıstılaha dikkat edelim.
Biz onun Hazar başkentini - Atil veya İtil şehrini nazarı itibara alıyoruz. Bu tavsifte Ibn Fadlan, hiç şüpheye mahal bırakmıyan, "medine" ıstılahını kullanıyor. . Bu "medine" ıstılahını Ibn Fadlan geldiği ve teferruatiyle tavsif ettiği, Bulgar ülkesine ait olarak bir defa bile kullanmıyor.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: IX. VE X. ASIRLARDA İTİL VE BULGAR'IN TARİHİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 22:19

Bununla beraber İbn Fadlan'ın hatıratında 22 defa "belde" JJ. ıstılahına rastlıyoruz. Bu ıstılahın izahı İbn Fadlan'ın mütercimlerini her zaman müşkül duruma sokmuştur; çünki Arap coğrafya edebiyatında bu ıstılah hem memleket hem de "şehir" manasına kullanılmıştır.

İbn Fadlan'ı son tercüme eden A. P. Kovalevskiy dahi müşkül duruma düşmüştür; bu durum yalnız tercümelerinde değil, fakat şerhlerinde de görülmektedir. Mütercim bu ıstılahı metnin ifade ettiği manaya bağlı olarak bazan "ülke", bazan "kasaba" ve ancak iki vakada, kati olarak, "şehir" manalarını veriyor. Biz bu iki vaka üzerinde duralım. Varak 197 a'da İbn Fadlan, Bulgar hükümdarı Hasan İbn Baltazar'ın halife al-Muktedir'e yazdığı mektuptan bahsediyor.

Bu mektupta Bulgar hükümdarı halifeden:

1) İslam dinini öğretmek için mürşidler,
2) mescid ve minber inşası ve
3) kaleler kurmak için ustalar istiyordu. Minberden bahsederken İbn Fadlan "ta ki bütün beldesinde ve bütün memleketinde ona (hükümdara) dua etsinler diye izah ediyor. A. P. Kovalevskiy burasını "onun şehrinde ve bütün memleketinde" diye tercüme ediyor ki böylece beled ıstılahını "şehir" diye anlamıştır. Zamanında Fraehn burasını başka türlü tercüme etmiş, bu metindeki beled ıstılahım "memleket" (in seinem ganzen Land) diye açıklamıştı.

Bize öyle geliyor ki Fraehn'in izahı daha doğrudur, çünki bu ıstılahı "şehir" diye anlamak için İbn Fadlan'ın metninde hiçbir esas yoktur. Kovalevskiy ikinci defa beled kelimesini, aşağıdaki cümleleri tercüme ederken, şehir kelimesiyle izah ediyor. 206 ncı varakta İbn Fadlan Atil (şehir değil, ırmak) bölgesindeki kısa günlerden ve uzun gecelerden bahsediyor. Burada İbn Fadlan ıl beled ıstılahını iki defa kullanıyor. Bunlardan birincisi Kovalevskiy "kasaba" (meskun yer) diye tercüme ediyor, ikinci beled kelimesini ise "şehir" kelimesiyle tercüme ediyor. Fakat böyle tercüme etmek için mütercim hiçbir delile malik değildir "Bu kasabanın ahalisi bana haber verdiler" diye tercüme ediyor. Niçin memleket değil de, "kasaba"? Yukarıda hiçbir kasabadan bahsedilmiyordu ki. İbn Fadlan'daki ikinci yeri izah etmek daha güçtür.

Burasını Kovalevskiy şöyle tercüme ediyor:

"Geceler uzun, günler kısa iken biz şehri bırakmıyoruz". Buradaki al-beled JJLK "şehir" diye tercüme edilmiştir. Niçin? İbn Fadlan şehirden bahsetmiyor. Hem de buradaki bütün parçayı anlamak da güçtür; çünki buradaki sözlerin hangisi Bulgar hükümdarına, hangisi İbn Fadlan'a ait olduğunu anlamak hemen hemen imkansızdır.
Şimdi biz, İbn Fadlan ile "Bulgar hükümdarı"nın karşılaşmaları ne gibi vaziyette ve ne gibi maddi muhit içinde vaki olduğunu gözden geçirelim. İbn Fadlan ile Bulgar hükümdarı ilk defa hükümdarın karargahında karşılaşmışlardır. Sefaret kervanını hükümdar bizzat kendisi istikbal etti, kendisi ve misafirleri için çadırlar kurulmasını emretti. Çadırlar, ALi, galiba keçeden değil, deridendi ki X. asır Orta-Asya ve Volga bölgesi göçebeleri için dikkate değer keyfiyettir. İbn Fadlan'ın bundan sonraki karşılaşması da hükümdarın karargahında oldu.

İbn Fadlan şöyle yazıyor:

"Bunların hepsi çadırlarda yaşarlar, fakat şu farkla ki hükümdarın çadırı çok büyüktür, bin kadar kişi alır, büyük kısmı Ermeni hahlariyle döşenmiştir. Onun (hükümdarın) tahtı çadırın ortasında bulunuyor ve altın işlemeli Bizans kumaşlariyle örtülmüştür".

Bize öyle geliyor ki İbn Fadlan bu karargaha şehir diye bakmamıştır. Aksi takdirde o şehir ifade eden ıstılahı kullanır ve şehrin adını zikrederdi. İbn Fadlan, biraz yukarıda, başkalar arasında, "pazar" zikrediyor. Bu pazar, galiba, hükümdarın karargahiyle bağlı idi; bunda hiçbir fevkaladelik yoktur, ilk orta asır Şarkında sultanların ve hanların karargahları yanında muvakkat pazarlar bulunurdu. Hükümdar sarayına mensup olanlar (askerler ve siviller) ihtiyaçlarını bu pazardan temin ederlerdi.

"Istoriçeskiye zapiski" dergisinin 1945 yılında yayınlardın XIV. cildinde akademisyen B. D. Grekov "IX - X. asırlarda Volga Bulgarları" başlıklı çok calibi dikkat makalesinde isabetli bir neticeye varmıştır. Onun mütalaasına göre Bulgar hükümdarının karargahı, şehir değildi. Bununla beraber B. D. Grekov, İbn Fadlan zamanında Bulgar ülkesinde şehrin mevcudiyetini kabul ediyor. Fakat Grekov bu şehrin yerini, gemilerle gelen Hazarların yanaştıkları, durdukları yerde gösteriyor.

Grekov şöyle yazıyor:

"Pek muhtemeldir ki, İbn Fadlan'ın zikrettiği Hazar gemisi tam buraya yanaşmıştır. Görünüşe göre şehir burada bulunuyordu." Bakalım İbn Fadlan hatı-ratının neresi Grekov'u buna ikna etmiştir.

İbn Fadlan diyor:

"ve ne zaman Hazar ülkesinden (şehirden) islav memleketine (şehrine) gemi gelirse, hükümdar ata binerek çıkıyor, orada (gemide) bulunan şeyleri sayıyor ve bunların onda birini alıyor".

Mütercim bu parçadaki "beled" kelimesini izah ederken tereddüde düşmüştür:

"beled" -şehir mi yahut memleket mi?- B. D. Grekov tereddüt etmeden "şehir" okunmasını teklif" ediyor. Müellifin delili nedir? Delili de şudur ki Hazar gemisinin yanaştığı yerde Bulgar gümrüğü (ve pazarı) bulunuyordu. Fakat şehrin bulunduğu ve yerini tayin için bu kafi değildir. İbn Fadlan, şehir veya herhangi bir meskun yeri ifade etmek için şu veya bu ıstılahı kullanırken, zamanın ve yaşadığı cemiyetin şehir hakkındaki tasavvurlarını, şehir diyince ne anladıklarını nazarı itibara almamasına imkan yoktu. Orta çağın ilk asırlarında İslam Şarkında "şehir" deyince yalnız ticaret ve sanayi merkezini değil, fakat küçük bir bölgenin de olsa idare merkezini ve etrafı duvarla çevrilmiş olan meskun yeri anlarlardı. B. D. Grekov'un zikrettiği meskun yer bu vasıflardan mahrumdur.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: IX. VE X. ASIRLARDA İTİL VE BULGAR'IN TARİHİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 22:19

İbn Fadlan zamanında Bulgar şehrinin mevcut olup olmadığı hakkındaki meseleyi halletmek için numizmatik malzeme çok kıy-metlidir. Eğer İbn Fadlan zamanında Bulgar şehri mevcut ise, elbette, bu şehir başkent olurdu. Malumdur ki Bulgar hükümdarları, İbn Fadlan'ın seyahatinden önce de para darbediyorlardı. Tabii olarak beklemek icab eder ki para başkentte darbedilmiş olmalıdır. Bakalım, gerçek durum böyle midir? Numizmatik edebiyatta ispat edilmiş sayılabilir ki Samani dirhemlerinin barbarca taklitleri Bulgar hükümdarları tarafından Bulgar ülkesinde darbedilmiş sikkelerdir. Mikail İbn Cafer adiyle Samarkand'da basılan sikke, 306 ( = 918919) tarihli, Şaşta basılan sikke 308 ( = 920-921) tarihli, Belh'te basılan sikke 306 ( = 918 - 919), Nişabur'da basılan sikke 308 ( = 920 -921) Samani dirhemlerinin barbarca taklitleri olan Bulgar sikkeleridir. Samani sikkelerinin barbarca taklidi olan bu sikkelerin hususi vasıfları şudur ki damgaları Samani dirhemlerine göre yapılmış olup darp yeri ve tarihi aynen muhafaza edilmiş, ancak hükümdarın adı değiştirilmiştir. Samani emirin yerine, sikkedeki tarihten çok sonra tahta çıkan Bulgar hükümdarı Mikail İbn Cafer'in adı konmuştur. Bu Mikail İbn Cafer kimdir? Bu hükümdarın kim olduğunu tayin etmek ancak babasının hüviyetini izah etmekle mümkündür. Daha R. R. Fasmer "X. asır Bulgar sikkeleri" adlı eserinde çok esaslı mütalaada bulunmuş ve bu Mikail'in Bulgar hükümdarı Cafer'in 73 oğlu olduğunu söylemişti.

İbn Fadlan (varak 204 b), Bulgar hükümdarı Almuş İbn Şilki'nin emirü'l-müminin'in (imam Cafer al-Muktedir billah'ın) adını aldığını, babasına, yani Şilki'ye de Abdullah dendiğini söylemektedir. Biz, Samani dirhemlerinin taklidi olan Mikail İbn Cafer'in sikkelerine dönelim. Bulgar hükümdarı Mikail, böylece hükümdarı Almuş İbn Şilki'in (Cafer İbn Abdullah'ın) oğlu oluyor74. İbn Fadlan işte bu Cafer'i ziyaret etmiştir. Dikkate değer ki bu sikkelerin çoğunda Bulgar şehri zikredilmiyor. Bununla beraber Mikail İbn Cafer adı yazılı bunlara benzer bir sikkede darp yeri olarak Bulgar şehri gösterilmektedir. Yazık ki bu sikkede tarih yazılmamıştır. Bu, sikkede Bulgar şehrinin ilk defa zikredilişidir. Bundan sonra Suvar'da ve Bulgar'da darbedilen sikkelere malik bulunuyoruz. Bulgar hükümdarlarından Talip İbn Ahmed'in 337 ( = 948-949), 338 ( = 9 4 9 - 950)> 34i (=952-953)> 347 ( = 958-959) yıllarında Suvar'da basılan sikkeleri, Mümin İbn Ahmed'in 366 (=976-977) yılında Bulgar'da yahut Suvar'da basılan sikkesi, Mümin İbn Hasan'ın 366 ( = 976-977) yılında Bulgar'da basılan sikkesi vardır, yine 1370 yıllarına ait Bulgar'da basılan sikkeler mevcuttur. Listede görüldüğü veçhile Bulgar şehri adına 366 ( = 976-977) yılından itibaren, muntazam surette, sikkelere Taşlanmaktadır. Fakat 366 hicret yılını Bulgar şehri için ilk sene olarak kabul etmek mümkün değildir; çünki Talip İbn Hasan zamanına kadar, yani 337 ( = 948-949) senesine kadar, yukarıda denildiği gibi, biz, Mikail İbn Cafer adiyle darbedilen sikkede Bulgar şehri adına rastlıyoruz.

Yukarıda yazılanlar Bulgar meskukatı ile mukayese edilirse, bize öyle geliyor ki, şu esaslı neticeye bizi götürür:

İbn Fadlan zamanında Bulgar şehri henüz mevcut değildi. Bulgar hükümdarı Almuş İbn Şilki (Cafer İbn Abdullah da odur) Abbasi halifesi Muktedir'e (908 - 932) müracaat ederek "kendisine muhalif olan hükümdarlardan korunması için" kale yapmıya yardım istediği zaman şehir kurmaya hazırlanmış değil miydi?

ibn Fadlan, kendisine şahsan Almuş İbn Şilki'nin söylediği şu sözleri naklediyor:

"Hakikaten siz hepiniz beraber geldiniz. Benim efendimin sizin için ettiği masraf bu parayı bana getirmeniz içindi. Bu para, dünyayı esir eden Yahudilerden koruyacak kale inşasına harcayacaktım". Burada bahis konusu olan para halife Muktedir tarafından Bulgar hükümdarı Almuş'a hediye edilmiş 4000 altın dinardı, fakat bu parayı sefaret heyeti getirmemişti. Bu para kale inşası için tahsis edilmişti. Bu kale inşa edilmiş, Bulgar şehrinin mebdei de bu kale olmuş değil mi? Bütün bu vakaları, yazılı kaynaklarda şehir olarak Bulgar adının ancak ibn Fadlan'ın seyahatinden sonra meydana çıkmasiyle karşılaştırmamak mümkün değildir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: IX. VE X. ASIRLARDA İTİL VE BULGAR'IN TARİHİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 22:19

Yukarıda denildiği veçhile, Şaraf az-zaman Tahir Marvazi kaynak olmak sıfatiyle —IX . asrın ilk yarısına ait ana-kaynağa dayanması bakımından— İbn Rusta, Gardizi ve al-Bekri ile aym sırada bulunmaktadır. Bu kaynakların, cenubi-şarki Avrupa'ya ait haberleri heryerde yahut hemen hemen heryerde biribirine uymaktadır; bununla beraber bu müelliflerden her biri, ana-kaynaktan esas malumatı aldıktan sonra, kendi hoşuna giden teferruatı da alarak birbirini tamamlamaktadırlar. Marvazi'nin Hazarlar hakkında naklettiği hikaye de, yukarıda gördüğümüz veçhile, bu cümledendir. Hiç şüphe yoktur ki hikaye İbn Rusta, Gardizi ve al-Bekri'nin hikayesi alınan kaynaktan alınmıştır. Marvazi'nin Bulgar hakkındaki hikayesi ise büsbütün ayrı bir mevki işgal etmektedir. O, Bulgarlar hakkında, teferruatı itibariyle değil, fakat mahiyeti bakımından yeni donneler vermektedir.

İşte onun sözleri:

"Onların (Bulgarların) iki şehri vardır, bunlardan birine Suvar, ikincisine ise Bulgar denir. Bu iki şehrin arası iki günlük yoldur. Bu yol ırmak kıyısından, sık çalılıklar arasından geçer". Marvazi'nin Bulgarlar hakkındaki bu hikayesi İbn Rusta, Gardizi ve al-Bekri'nin haberleriyle mukayese edilirse onlarınkin-den çok farklı olduğu görülür. Bu haberi Marvazi'nin IX. baba, yani Türkleri, Volga çevresini, Islavları ve Rusları tavsif ettiği baba, sokmaması da tesadüfi değildir.

Marvazi'nin Bulgarlar hakkındaki hikayesi "Uzak eyaletler ve adalar hakkında" başlıklı XV. babında bulunuyor. Görünüşe göre, Bulgarlara ait bu hikaye Ebu Abdullah Muhammed İbn Ahmed Ceyhani'nin Coğrafyasından alınmış olsa gerektir. Ceyhani'nin bu eseri, galiba, X. asrın 20. yıllarının ortasında, İbn Fadlan'ın Bulgar'a seyahatinden biraz sonra, yazılmıştır. Bize öyle geliyor ki, yazılı kaynaklarda Bulgar'ın şehir adı olarak ilk defa zikredilmesiyle Mi-kail İbn Cafer'in sikkesinde Bulgar şehrinin zikredilmesi aynı zamana tesadüf etmektedir.

Bize öyle geliyor ki, yukarıda nakledilen malumattan şu neticeyi çıkarmak zaruridir:

Bulgar'ın, bir şehir olarak, İbn Fadlan ve kervam Bulgar ülkesine geldikten sonra, yani 922-923 yahut 924 yıllarında, temeli kurulmuş olacaktır. Marvazi'de Bulgar şehriyle bir arada Suvar şehri de zikredilmektedir. Bu, Suvar adının, galiba, ilk defa
zikredilişi değildir.

İbn Fadlan'da Savan yahut Suvan halkı zikredilmektedir; burada müstensihin açıkça hatası vardır:

son harf olan, j harfini o okumuş ve Suvar kelimesi Savan yahut Suvan olmuştur. Vakıa burada İbn Fadlan şehir ifade eden ıstılahı (beled yahut medine) kullanmıyor, bu da gayet tabiidir, çünki o şehrin kendisinden değil, fakat halktan, yani Savan (Suvar) jly halkından, bahsediyor.

Mavrazi'ye göre her iki şehir—Bulgar ve Suvar—ırmak kıyısında bulunuyordu, araları iki günlük yoldu; bu yol çalılıklar arasından geçiyordu.
Bulgar şehri hakkında, zaman itibariyle, ikinci haber al-istah-ri'nin tavsifidir. Al-istahri eserini, coğrafyaya ait bütün diğer eserler gibi, 930 - 933 yıllarında yazmıştır. Al-istahri'nin kitabındaki malumatın hangi kısmı bizzat kendisine ve hangi kışımı selefi olan meşhur al-Belhi'ye ait olduğu ilmen tayin edilemediğinden biz yalnız al-istahri'nin adım zikredeceğiz. Al-istahri'nin sözlerine göre "Bulgar bir şehrin adıdır. Onlar (Bulgar ahalisi) Müslümandır. Orada cami vardır, Bulgar şehrinin yakınında Suvar denilen başka bir şehir vardır. Orada da cami vardır. Orada vaiz bulunan birinin bana anlattığına göre bu iki şehirde 10.000 nüfus vardır. Evleri ahşaptır, kışın bu evlerde yaşarlar, yazın çadırlarda ikamet ederler". İbn Havkal, al-istahri'nin bu sözlerine, hiçbir şey ilave etmeden, tekrarlamaktadır. Al-Makdasi, al-istahri'den daha kısa olarak, Bulgar'ın tavsifini vermektedir. "Bulgar ırmağın iki kıyısında bulunur. Yapıları ağaçtan ve kamıştan (dallardan) dır. Cami çarşının ortasındadır"82. "Hudud al-alam" müellifinin de şehri tavsifi dikkate değer. "Bulgar—pek de büyük olmıyan eyaletiyle— bir şehirdir, İtil kıyısındadır. Ahalisinin hepsi Müslümandır; bunlardan 20.000 süvari çıkar. Kafirlerin askeri ne kadar çok olursa olsun savaşırlar ve galip olurlar. Burası zengin yerdir. Suvar, Bulgar yakınında bir şehirdir; burada, Bulgar'da olduğu gibi, din için savaşan mücahitler vardır".

Bulgar şehri—Bulgar ülkesi tarihinin pek müsait bir devrinde meydana gelmiştir. Esas kütlesi ziraatle meşguldu, yerleşik hayata geçmiş cemiyet teşkil ediyordu. Bu cemiyet komşulariyle— Ruslar, Islavlar, Burtaslar, Hazarlar, bilhassa Harezmliler ve Orta-Asya'nın başka ülkeleriyle çok canlı ticaret faaliyetine iştirak ediyordu. Ülkenin büyümesiyle başkent Bulgar şehri de büyüdü. Al -istahri şehirde cami bulunduğunu kaydediyor.

Bununla beraber 30. yıllarda şehir henüz büyümüş değildir:

Suvar ile birlikte ancak 10.000 nüfusu vardır. Bulgar şehri çevresinin ormanlık olması mesken yapılarının evsafında da kendini göstermiştir, yapıların hemen hemen hepsi ahşaptı. Ziraatin izafi sıkleti büyük olmasma rağmen, şehir halkı henüz çobanlık hayatındaki itiyadlarından ayrılamamışlardı, yazın ahşap evlerini bırakıp çadırlara taşınırlardı.

80. yıllarda al-Mukaddasi Bulgar'da çarşılar bulunduğunu, onun muasırı olan "Hudud al-alam"ın meçhul müellifi ise şehir ahalisinin hepsinin Müslüman olduğunu, bunlar arasından mühim miktarda gaziler çıktığını yazıyorlar. Bulgar şehri ve çevresi fevkalade savaş kudretine malik 20.000 süvari tedarik ediyordu.
Bulgarların Harezm ve bütün Orta-Asya ile kültür münasebetleri, Hazarlara nazaran, daha fazla idi. Muhtelif sanatlar, ezcümle şarki İslam sikke darbı tekniği oradan gelmişti —her şeyden önce, Samani dirhemlerinin taklidini hatırlamalıyız. İslam dini de Volga bölgesine Orta-Asya'dan geldi.

Müslümanların, bilhassa Harezm tacirlerinin, Bulgar'ı sık sık ziyaret ettiklerine dair Arap coğrafya edebiyatında çok malumata malik bulunuyoruz. Dikkate değer ki İbn Fadlan bu memlekete geldiği zaman burada İslamı buldu. Halbuki sefaret heyetinin vazifeleri arasında İslamiyeti yaymak da vardı.

Bu münasebetle işte o ne diyor:

"Biz onlarda kadınlı erkekli beşbin nüfuslu bir "ev" halkı gördük. Bunların hepsi Müslüman olmuşlardı. Bunlar Barancar adiyle marufdurlar. Bunların ibadet etmeleri için ağaçtan mescid yapılmıştır."

Burada Barancar kabilesinin hepsinin Müslüman oldukları sarahatle söylenmektedir.
İbn Fadlan'ın Bulgar'a gelmesinden önce, yani 922 yılından önce İslamiyetin Bulgarlar arasında intişarı hakkında coğrafyacı İbn Rusta söylüyor. Onun Şarki Avrupa hakkındaki malumatı 845 yılma kadar geçen zamana aittir. Bulgarların çoğunun Müslüman olduklarını, mescidleri, ilk mektepleri ve müezzinleri bulunduğunu sarahatle söylemektedir. Gardizi'de dikkate değer teferruat vardır. Ona göre Bulgarlar, tanıdıkları Müslümanla karşılaştıklarında secde ederler. İbn Rusta Bulgarlarda İslamiyetin intişarı hakkında, galiba, fazla mübalağa ediyor. Bazı alimlerin fikirlerine göre İbn Rusta Bulgarların İslamiyetine ait malumatını mütemmim kaynaktan, her halde İbn Fadlan'dan, almış olacaktır. Bu fikirde bulunan alimler al-Masudi'nin sözlerine istinad ediyorlar. Al-Masudi, Bulgar hükümdarının 310 uncu yılında, halife al-Muktedir zamanında Müslüman olduğunu katiyetle söylüyor. 310 uncu hicri yılının başı 922 yılının 1 Mayıs gününe rasladığına göre ancak İbn Fadlan'ın bulunduğu sefaret heyeti geldikten sonra Bulgarların Müslüman oldukları neticesi çıkarılmaktadır. Fakat İbn Fadlan, 5000 nüfuslu bütün bir Bulgar kabilesinin, sefaret heyeti gelmeden önce Müslüman olduklarını söylüyor. İbn Fadlan'ın bu sözleri bulunmasa idi bu mütalaayı kabul etmek mümkün olurdu. İbn Fadlan Bulgarların İslamiyetinde bazı hususiyetler müşahede etmiştir. Burada kameti iki defa getirirlerdi. İbn Fadlan müterciminin doğru tahminine göre bu iki defa kamet getirmek Orta-Asya'ya mahsustur ve Bulgarlara İslamiyetle oradan gelmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: IX. VE X. ASIRLARDA İTİL VE BULGAR'IN TARİHİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 22:19

Bulgar ülkesinde İbn Fadlan'dan sonra İslam dini o kadar sağlam yerleşmiştir ki, al-Masudi'nin sözlerine göre, orada şu vakaya zemin bulunmuştur:

Bulgar hükümdarının oğlu hacca gitmiş ve Bağdat'ta halife ile görüşmüştü ve ona zengin hediyeler, ezcümle siyah kürkler, takdim etmiştir. Bu Bulgar hükümdarı, galiba Almuş Ibn Şilki'nin (yani Cafer ibn Abdullah'ın) oğlu olsa gerektir, çünki bu vaka 310 ( = 922-923) ile 332 ( = 943-944) yılları arasında olmuştur.

Dikkate değer ki Bulgar hükümdarına hiçbir zaman hakan denilmemiştir. Arap kaynakları ona melik, sahip, emir, bazan da, henüz tamamiyle izah edilemiyen baltazar unvanını veriyorlar ve hiçbir zaman hakan demezlerdi. Görünüşe bakılırsa Bulgarlar VI. asırda —şimali Kafkasya'da bulundukları zaman—Türk hakanlığının tesirine henüz maruz kalmamışlardı. Din ve kısmen kültür bakımından Bulgarlar Orta-Asya tesirine maruz kalmışlarsa da, siyasi bakımdan onlara batıdaki komşuları Rus islavları daha kuvvetli tesir icra etmişlerdi. Şark kaynaklarında Bulgarların İslavlarla karıştırılmaları tesadüfi değildir. Hayret edilecek bir vakadır ki X. asır Volga bölgesine ait en emniyetli ve Bulgarların günlük hayatlarım dikkatle müşahedenin mahsulü olan kaynak müellifi ibn Fadlan hemen hemen bütün hallerde Bulgarları "sakalibe" tesmiye etmektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Türk Boyları ve Diğer Türk Devletleri Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir