Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

17. Asırda Özbek Hanları Saraylarında Merasim

Burada Türk Boyları ve Diğer Türk Devletleri hakkında konular bulabilirsiniz

17. Asırda Özbek Hanları Saraylarında Merasim

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 22:09

17. ASIRDA ÖZBEK HANLARI SARAYLARINDA MERASİM

Orta - Asya tarihi başka ülkelerin tarihine nisbeten, etnografya ve medeniyet tarihine ait gayet meraklı meselelerin birini öğrenmek için pek çok malzeme vermektedir. O mesele, göçebe fatihlerin fethettikleri medeni ülkelerdeki yerli ahalinin tesirlerine yavaş yavaş itaat etmeleri ve tedrici bir surette aşiret ve kabile taksimatlarını kaybedip onu ülke cemiyetleri (territorial) usuliyle değiştirmeleridir. Eğer Orta - Asya'yı fetheden göçebe kavimlerin, bu cümleden en son fatihler - tarih ilim olarak alındığında Özbeklerin tarihi, bu meseleye dair az çok öğrenilmemiş ise- bu umumiyetle Doğu tarihinin bugünkü vaziyetiyle- izah olunur. Bu konuya ait neşrolunmuş ve herkes için -hiç olmazsa müsteşrikler için- istifade edilmesi lazım olan tarihi kaynaklar, neşrolunmayan ve Avrupa'nın büyük kütüphanelerinde muhafaza edilen eserlere nisbetle pek azdır. Neşredilmemiş bu eserler, tetkikler yapacak müstakbel alimleri bekliyorlar. Bu eserler arasında öyle kaynaklar vardır ki ülkenin geçmişi hakkında araştırıcılar bunlarda mufassal ve doğru malumat bulabilirler. Aşağıdaki metin parçasını alıp neşir ve tercüme ettiğimiz tarihi eser de bu nevi kaynaklar cümlesindendir. Bu eserin müellifinin adı Mahmut bin Emir Veli'dir. Farsça yazılmış olan eserini Özbek hanlarından Nadir Muhammet hanın (bu zat iptida Belh'te sonra Buhara ve Semerkantta hükümdar olmuştu) emriyle 1044 hicri (1634 miladi) de başlamış ve 1050 (1640-1) de tamam etmiştir.

Bu eser dört kısma ayrılmıştır:

Birinci kısımda Cengizhan'ın ve onun Çin ve İran'da hükümet süren torunlarının tarihi, ikinci kısımda Orta - Asya'da hükümet süren Çağatay ve torunlarının tarihi, üçüncü kısımda Cuçi torunlarının (Tuğa Timur sülalesi müstesna) tarihi, dördüncü kısım Tuğa Timur sülalesinden olup 17 inci asırda Buhara'da hükümet süren Astarhani'ler yahut Cani'ler hanedanı tarihidir. Bu eserin şimdiye kadar ancak iki nüshası malumdur. Taşkentli Curabek ailesine ait olan birinci nüsha da, yalnız ilk üç kısım, Londra İndia Office Kütüphanesinde bulunan iki nüshada ise, yalnız dördüncü kısım mevcuttur.

Bu eserin en dikkati çeken bölümü Londra nüshasında bulunan son dördüncü kısımdır ki, müellif kendi zamanına ait vukuatı bu kısımda anlatmıştır. Astarhan sülalesinin tarihini 1050 (1650-1) senesine kadar zabteden müellif, son baplarda kendi meskatı reisi olan Belh şehrini mufassal surette tavsif ediyor. Zamanının bazı emirlerinin bilhassa Belh'ten çıkan muasır ve eski şeyhler, alimler ve kadıların tercümei hallerine dair mufassal bilgi veriyor; nihayet Nadir Muham-med Han'ın sarayında tatbik edilen merasimi bütün teferruatiyle tavsif ediyor. Bu son bahiste yerli hükümdarların sarayları o kadar mufassal tavsif edilmiştir ki, buna benzer tavsifleri, bana malum olan tarihçilerin, Buhara, Hive ve Orta-Asya'nın diğer büyük şehirlerini ziyaret etmiş olan seyyahların eserlerinin hiç birinde bulamıyoruz. Burada verilen teferruatlı tavsif pek açık olarak isbat ediyor ki, bugünkü Rus Türkistanı'nın kültür sahalarında hakimiyetlerini daha 16 ıncı asırda tarsin etmiş olan Özbek hanları 17 inci asrın ortalarında bile göçebe hayatının ve kabile teşkilatının anane ve mera-simleriyle hesaplaşmağa mecbur olmuşlardır. Bu bakımdan onların sarayları bugünkü Hive ve Buhara (bilhassa Buhara) saraylarından pek çok farklı olmuştur.

Teessüf ki, bugün elimizde bulunan tarihi malzemelerde müellifin verdiği malumatı kontrola yarayacak ve bazı yerlerini izah edebilecek kafi derecede kaynaklara malik değiliz. Müellifin kullandığı bazı ıstılahlara onun anlattığı mana ile ne edebi eserlerde, ne de lügat kitaplarında tesadüf edemedim. Bundan dolayıdır ki kıraat, tercüme ve izahlardan bir kısmının isabetli olduğuna pek de kaani değilim. Tercümeme ilave ettiğim haşiyelerde şüpheli görünen yerleri kaydetmeğe çalıştım; ilave ettiğim metin müsteşrik okuyuculara benim yaptığım hataları düzeltmek imkanını verebilir, ümidindeyim.

FARSÇA METİN TERCÜMESİ

"Merasim humayun adetlerinin bazılarını izah ve onun yasa ve yosun mucibince tertip kaidelerini sayma.
Gerçi beliğ sözde "sağ ellerinizi takdim ediniz" denildiğine göre sağ tarafı takdim (tercih) adap şartlarından ise de "kalp sol tarafdadır" kaziyesine binaen sol tarafı sağa tercih etmek Özbek kavminin adetlerindendir. Buna göre bizde sol tarafta bulunan mevki (orun)leri tayin ile başlıyoruz. Moğol örfüne göre sol taraf (Cüngar) ve "sol" kelimeleriyle ifade edilir.

Güneş gibi parlak rey ve tedbir sahiplerinden gizli kalmasın ki saadetpenah hakanların sol tarafındaki en ehemmiyetli mevkilerden biri çok muhterem nakiplerindir, ki bunlar Ali evladındandırlar.

Asilzadeler bu sınıfa karşı o derece hürmet gösterirler ki bütün şehzadeler, hatta hanın kaalkası, yani veliahdi ve hanın naibi bile bu nakiplerden aşağı otururlar. Sonra muayyen tertip (sıra) üzere Dürmen kartı (Dürmen kabilesinin reisi) Kuşçi kartı ve Nayman kartı mevkileri gelir. Bunlardan sonra Kongrat'lar, onlardan sonra büyük atalık mevkii gelir, atalıktan aşağı bulunan yer (mevki) oğlanlarındır. Bu mevkie sıra ile Dürmen nineleri ve Nayman nineleri mevkileri ulaşır. Bunlardan sonra bitişik olarak Karlukların ve onlarla beraber Böyrek kabilesinin mevkii gelir. Bunlardan sonra her ulus ve oymaklardan hizmet ve istidatlarına göre istihkak kazanmış zatların mevkii (orun'u) gelir.

Meclisin ong ve barungar" isimlendirilen sağ tarafındaki mevkilerin sıralarına gelince, birinci şerefli mevki Şeyhül-İslam'ındır.

Müracaat edilsin:

"Bu memuriyet mahiyeti itibariyle pek mühim memuriyettir. Nakip emir bulunmadığı zaman, Kadı askerin salahiyeti haricindeki işleri, askerlere (sipahilere) ait davaları hallederdi; fakat şimdi Emir Nasrullah (cülusu 1827) bunların bütün salahiyetlerini lağvetti.

Fakat (yabancı) hükümdarlardan biri ülkelerin süsü olan sarayı hu-mayuna iltica etmiş ise kaide budur ki o (mülteci hükümdar) meclisi hükümdara kabul edilmekle müşerref oldukça şeyhülislam'dan yukarı-da, sağ tarafta ona bir mevki tayin edilir. Ona mahsus bir halı sermeğe de müsaade olunur. Şeyhülislam'dan sonra baş kadı mevkii gelir. Fakat Mir Hayderi Seyyitler bu mevkie hak iddia edebilirler. Bunlardan sonra nakşbendi tarikatine mensup hocaların mevkii ve buha bitişik olarak sadr (vezir?) mevkii, ondan sonra kadıasker; ondan sonra a'lem (müftü) onun sırasında dar eis mevkileri gelir. Reis mevkiinden sonra Kara Kıyat'ların mevkiidir. Bu mevki (orun) aslında Kıyat'-lara mahsus ise de, buna dair bir kaide vardır ki zamamn padişahı bu mevkii istediğine lütfedebilir. Nitekim bazı hanlar bu mevkii Keneges'-lere vermişlerdi. Bundan sonra gelen mevkileri sıra ile Dürmen araları Kuşçu araları ve Nayman ara'ları işgal ederler. Bunlardan sonra kabiliyet ve irşat erbabının makamları şecaat ve istidat sahiplerinin mevkileri gelir.

Padişahın tahtı hümayunlarının karşı tarafında bulunan yüksek mevkilerden birinci derecede sayılanı Mangıt'larm mevkileridir. Bu mevki sağ tarafta ve Kara Kiyat'ların karşısındadır. ikinci mevki Dört Dost (Çaharyar) mevkiidir ki Dürmen'lere mahsustur. Bu mevki Oğlan'ların karşısında ve sol yandadır.

Çetin meseleleri halledebilen akıl sahiplerinin gözlerinden gizli kalmasın ki, zikredilen mevkilerin büyük dereceli ve emin emirlere ve şahıslarına aittir. Bu yüksek kavim (Özbek)lerin örfünde bunlara Biy derler. İkinci derecedeki sınıftan olan ve semaya benzeyen sarayın dışarısında sağ ve sol taraflarda sıralanan ahaliye gelince, onlar şöyle yerleşirler; sol taraftaki birinci mevki han'ın Tasavufına mahsustur. Bu mevkii daima oğlanlardan biri işgal eder. Tasavufun vazifesi huzuru hümayuna sultanların ve şehzadelerin hediyelerini takdim etmek ve maruzalarını hükümdara eriştirmektir. Bundan sonra gelen ikinci mevki EŞİK Agabası (kapıcılar başı) mevkiidir. Eski kaideye göre bu vazife üç ulusa -Dürmen, Kuşçu ve Nayman kabilelerine-mahsus idi. Eğer bu kabilelerde bu vazifeyi yapacak liyakatli adam bulunmazsa, bu hak Kongrat, Böyrek, Kıyat ve Hitay kabilelerine ait olurdu. Bundan sonra gelen mevki, soyu sol tarafta oturan kabilelerden birine mensup ise MİRAHOR'ındır. Bundan sonra sıra ile Şigavul yani teşrifat müdürü, Mirza başı yani başkatip, hazineci ve başka memurlar, derecelerine göre, mevki alırlar. Divanbeyi (vezir divan reisi) sehpaye, (Sacayak?) yamndaki mevkii işgal eder sağ tarafta sağ tarafın eşik ağabaşı, ondan sonra sıra ile Mirahor-Mirza başı ve bunlar gibi memurlar otururlar.

Taht-ı htimayun'un arka tarafında bulunan mevkiler, Kurçı (muhafız-lara ve ifgi'lere mahsustur. İçgi'lcv içtimaları idare için tayin olunurlar. Birinci mevki kurçi başı'ya (muhafızlar komutamna) aittir. Ondan sonra sırasiyle koşbeyi, çöhre ağası (oğlanlar reisi) yer alırlar. Çöhre ağası vazifesiyle dört kişi müşerref olurdu: bunlar cırçı (saray türkücüsü, şairi) ve başkalarıdır. Saray haciplerine ve cesur yasavullarına gelince, bunların başı Tasavul odacıdır, bu vazifede iki adam bulunur. Bunların adiyle toksaba, dathah ve cöpdarların berati (diplomaları) bunların adiyle süslenir. Yosun-i hümayun mucibince kaide ve adetlere riayet edilmesi lazım olan işlerden (meclislerden) biri kımız ziyafetidir. Kımız içmenin şartları çok, kaideleri sayısızdır. Bununla beraber askerlik vazifelerinin inkişafiyle sıkı bağlı olan kaide ve usullerden bir kısmı burada zikredilecektir.

Bu iş şöyle olur:

Umumi kabul günü havas ve avam önünde merhamet ve ikram sofrası serildiği, padişah ve askerlerin türlü nimetler ve ilahi seslerle mahzuz bulundukları zaman sucılar ve sabadarlar yani kımız idare edenler saba, kadeh ve neş'e verecek diğer sofra takımlarını getirerek meclise ruh ve neş'e verirler. Bundan sonra saray odacılarından biri, memleketpenah padişahın işaretiyle, insanların cemiyet halinde yaşamalarının temeli olan bu içki (kımız) ile kadehi doldurur, bütün adap ve merasimi yerine getirerek padişaha takdim eder.

Padişah hazretleri de neş'e dolu bu kadehi derhal kaldırır kımız adiyle muteber olan o pak ve temiz içkiyi biraz içer, sonra bu, kederleri gideren içkinin kalan kısmını güvenilen emirlerden birine ikram eder, bu lütfü hümayuna mazhar olan emire muaşeret adabı kaidelerine göre, ikram buyrulan kımızı tamamiyle içer; bunu müteakip mezkur odacı sabanın yanına gelip, padişahın işaretiyle, bir kadeh içer ve diğer kadehi de (padişahın kadehini) mezkur tertip ve kaide ile padişaha sunar, sonra, kendi yerine gelir. Bundan sonra odacılar padişahın bu umumi lütfü ve merhametini sağ ve sol taraftakilere süratle haber verirler. Hazır bulunanların hepsi birden ayağa kalkarak saygı gösterirler. Kadehlerin doldurulup dağıtılması kızışıncaya kadar böylece devam ederler. Bundan sonra odacılar kadehleri dol-durur, büyük emirlere sunar ve içmelerini rica ederler. Bunlar için ayağa kalkmaya ve saygı göstermeğe lüzum yoktur. Emirler dairesi tamam olduktan sonra, kurcılara kırk çöhre ve köpçöhre, ve askerlere kadehler doldurulur, tertibi şöyledir; sağ taraftan iki kişi ve sol taraftan iki kişi çıkar ve odacıların yanına oturur, odacı kendi yanındaki adama kadehi verdikte o adam kadehi kaldırıp yanındaki arkadaşına, o da yanındaki arkadaşına işaret eder ve hepsi birden ayağa kalkarak içerler. Sonra diz çökerek saygı gösterir ve kalkarak yerlerine giderler. Meclisin sonuna kadar böylece devam eder. Onlar, ileri gelenler önünde nezakete aykırı ve kabalık sayılan hareketlerden sakınmayı vazife bilirler. Eğer biri, meşru sebep olmadığı halde, nezaket kaidelerine uymıyan hareketlerde bulunursa, o kabahatliyi ayakkabıları muhafaza edilen kapı yanına bırakırlar; ve saki ceza olarak ona 12 büyük kadeh kımız içirir; 12 kadeh içtikten sonra kabahatliyi tekdir ederler. Bu gibi kabahatlileri cezalandırmak hakkı ve salahiyeti sakiye aittir. Saki, ölüm cezasından başka bütün cezaları tatbik edebilir.

Elçiler ve (padişaha gelen) tümen beylerini, kabile ve ulus başbuğlarını huzura kabul ederken, tatbik edilen kaide ve merasimlere gelince, elçilerin kabul merasimi böyle olur:

evvela Şigavul ileri geçerek padişahın karşısına gelir. Elçi yollayanın maruza ve ricalarını arzederek hediyelerini takdim eder; sonra birkaç adım geriye çekilerek elçinin selam ve ihtiramını, huzuru hümayuna kabulünü rica ettiğini arzederek onun hediyelerini takdim eder. Bu merasimi mütaakip eğer elçi büyük emirlerden biri ise, iki memur, mesela pervaneci ve toksabacı yahut başka memurlar elçinin iki yanına yaklaşarak tahtı hümayun önüne getirirler. Tanrının gölgesi padişahın eli elçinin bahtiyar olmuş omuzuna dokunduktan sonra, memurlar elçinin iki tarafına geçerek önce bulunduğu yere getirirler. Padişahın işareti üzerine elçi sağ veya sol tarafa oturur, işaret buyurulan mevkiye oturduktan sonra, sual sorulmadıkça söze başlayamaz. Görüldüğü veçhile sıraya kabul edilen zat, hangi sınıfa tayini kararlaştırmadıkça tahtı hümayun karşısında (padişah) dan uzakta oturur. Hümayun sofrası kurulduğu zaman o zat ayağa kalkar; sofracı onun için saray haricinde sofra hazırlar. Padişahın ziyafeti sona erinceye kadar dışarıda kalır.

Özbek kavminin yegane meşgalesi ve bütün mümessillerinin yegane düşüncesi olan muharebeye ait şartlar ve kaideler o kadar çoktur ki saymakla bitmez. Bu şartlar ve kaideler kahramanlık vasıflarının ve cesaret hislerinin inkişafı için zaruridir.

Kaynakça
Kitap: ABDÜLKADİR İNAN
Yazar: MAKALELER VE İNCELEMELER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türk Boyları ve Diğer Türk Devletleri Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir