Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Karakoyunlular ve Akkoyunlularda Türkçe Adlar

Burada Türk Boyları ve Diğer Türk Devletleri hakkında konular bulabilirsiniz

Karakoyunlular ve Akkoyunlularda Türkçe Adlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 13 May 2011, 01:28

KARAKOYUNLULAR VE AKKOYUNLULARDA TÜRKÇE ADLAR

XV. yüzyılın ilk çeyreğinden XX. yüzyılın ilk çeyreğine kadar İran altı devlet tarafından idare edildi.

Bu devletler şunlardır:

Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safeviler, Afşarlar, Zendler, Kaçarlar. Adı geçen devletlerden Karakoyunlu, Akkoyunlu, Afşar ve Kaçar devletlerini kurmuş olan hânedânlar "Türkmen" asıllıdır. Safeviler, bilindiği üzere, kendilerinin "Hazret-i Ali evlâdından geldiklerine inanmışlardır. Ancak hânedanın kültürü Türkmendir. Devletin kurucusu Şah İsmail'den Sultan Hüseyin ve 11. Tahmasb'a kadar bütün hükümdarların ana dilleri, diğer bir deyişle daima konuştukları dil Türkçe idi. Kendilerine devlet adamları tarafından yapılan arzlar daha ziyade bu dilde yani Türkçe yapılıyordu. Diğer taraftan devleti kuran ve onu ayakta tutan unsur Türkmen asıllı idi. Kızıl baş adını övünerek taşıyan bu unsur aynı zamanda kendisinin Türk veya Türkmen asıllı olduğunu biliyor ve bundan gurur duyuyordu. Safevî devletinin teşkilatı gerek müesseseleri ve gerek bu müesseselerin adları cihetinden İran'da kurulmuş olan diğer bazı Türk devletlerinden daha fazla Türk karekterlerini taşıyordu. Safevî devleti bu bakımdan ancak komşusu Osmanlı devleti ile kıyaslanabilir. Kısaca Kaçar Ağa Muhammed Şah, akrabası Süleyman Han'a "Dayıoğlı" diyor ise Safevî, Tahmasb Bahadur Han da akrabasından birine "Emmoğlı" diyordu. Yani Türk kültürü bakımından Karakoyunlu Cihân Şah, Akkoyunlu Uzun Hasan Bey, Safevî Şah Tahmasb1 Afşar Nâdir Şah ve Kaçar Ağa Muhammed Şah arasında Türk kültürüne sahip olma bakımından hiçbir fark yoktur. Safevîler de göçebe ve yerleşik kalabalık nüftıslu bir Türk kitlesini idare etmekte idiler. Bu Türkler'in edebiyatının yani Âzerî edebiyatının en parlak zama-nının Safevîler devri olduğunu da belirtmeliyiz.

Karakoyunlu hânedanın Barânî veya Bârânlu adını taşıdığı biliniyor. Fakat bugüne kadar zikredilen adın manası ve nereden geldiği anlaşılamadığı gibi, Karakoyunlu oymağının da hangi Oğuz boyuna mensup olduğu kesin olarak bilinemiyor. V. Minorsky Karakoyunlu oymağının Yıva boyundan geldiği ihtimalini ortaya atmıştı2. Osmanlı müelliflerinden Şükrüllah 852 (1449) yılında elçilikle gittiği Karakoyunlu Cihanşah Mirza'dan Osmanlı hükümdarı Sultan Murâd akraba olduğu sözlerini işitmişti. Şükrüllah'ın akrabalığın nereden geldiğini sorması üzerine Cihânşah Moğol yazısı yani Uygur harfleri ile yazılmış bir kitap getirmiştir1 ve oraya bakarak Sujtan Murad'ın nesebinin Oğuz Han oğlu Gök (?) Alp'a, Kara yusuf Bey'inkinde Deniz Alp'a ulaştığını bil-dirmişti4. Buna göre Karakoyunlu oymağının Deniz Han'ın oğulları kabuledilen İğdir, Bükdüz, Yıva ve Kınık boylarından birine mensup olması icap eder. Bu boylardan birinin de Minorsky'nin ileri sürdüğü Yıva olduğu görülüyor.

Cihanşâh Mirza (841-842=1438=1467) babası Kara Yûsufun kurduğu devleti bir imparatorluk haline getirmeye muvaffak olmuştu. Fazla olarak Cihanşah delikanlılığından beri hareketli ve tehlikali bir hayat geçirmiş olmasına rağmen tahsil etmeye zaman bulabilmişti ki şâyâ-ını dikkattir; Bu Karakoyunlu beyi "Hakîkî" mahlası ile Türkçe şiirler de yazmış ve Azerî edebiyatının hükümdar şâirleri arasında yer almıştır. Karakoyunlu devleti beklenmedik bir anda yıkıldı (873=1469). Karakoyunlular'ın pekaz medenî eserler vücuda getirmelerinin başlıca sebebi budur.
Cihanşah'ın baş hatunu Cân Begüm idi. Bu hatun, zevci Cihanşah Bey seferler de bulunduğu zaman, devlet işlerini yürütüyor, resmî evraka ismi yazılıyordu; Zevci Cihanşah ile Akkoyunlu Uzun Hasan Bey arasında barış yapılması için Can Begüm'ün Uzun Hasan Bey'e elçiler gönderdiğini de biliyoruz. Cihanşah kendisine isyan çıkardığı için öldürmek istediği oğlu Hasan Ali'nin üvey annesi Begüm'e sığınması üzerine, zevcesini hürmeten, bu kararından vazgeçmişti. Daha önceki bölümlerde misalleri görüldüğü ve üzerinde durulduğu gibi Orta Doğu da kadınlara içtimâi hayatta olduğu kadar siyasî hayatta da mevki ve değer veren biricik kavim Türkler'dir. Bu, bir vâkıadır. Anadolu'daki bu günkü duruma bakıp buna hayret etmemelidir. Can Begüm aynı zamanda Tebriz de medrese, hânekah, aşhâne ve belki de, diğer bazı tesislerden meydana gelen Muzafferiyye külliyesini yaptırmıştır. Bu külliyeninin medresesi şimdi Gög Mescid (Gök Mescid=mavi mescid) adiyle anılmakta olup Tebriz'in en güzel san'at eseri sayılmaktadır.

Akkoyunlular'a gelince onlar'ın Oğuzların Bayındır boyuna mensup oldukmları iyice biliniyor. Akkoyunlular Hamza Bey'den itibaren paralarına Bayındır boyunun damgasını koydurmuşlardır. Akkoyunlu devleti kurucusu Kara Yülük Osman Beg, kendisinin Selçuklular'dan olduğunu söylüyordu. Tasavvur etmek mümkün olabilir ki Selçuklular'ın eserlerini Sivas da, Kayseri de ve bu iki şehir arasındaki yollarda gören ve onların kendisi gibi Oğuz ve yeni Türkmen elinden olduğunu öğrenen Kara Yülük Osman Bey Selçuklu hanedanına karşı içinde bir sevgi duymuş ve kendini kavminin büyük hâneda-nına bağlamıştır. Onun baş hatunun da Selçuk adını taşıdığını biliyoruz. Anadolu'daki Türk Beyleri bu adı Selçuk ve Selçuk şekillerinde olmak üzere, XIV. yüzyılın başlarından itibaren kız çocuklarına koymakta idiler. Öyle ki zikredilen ad kızlar için konulan en yaygın adlardan biri haline gelmiştir. Bu hânedanın en büyük hükümdarı uzun Hasan Bey'in en tanınmış zevcesinin de Selçukşah adını taşıdığı görülüyor. Yine Kara Yülük Osman Bey'in Kılıç Aslan adlı bir yeğeni vardı ki, adını Selçuklular'ın hatırasından aldığı şüphesizdir. Bu Kılıç Aslan ile çağdaş Karakoyunlu hânedanına mensup diğer bir Kılıç Aslan da görülüyor. Akkoyunlu devletini büyük bir imparatorluk haline getiren Uzun Hasan Bey, müstesna bir şahsiyet ve Türk tarihinin seçkin hükümdarlarından biridir. Hasan Bey halka karşı sevgi ve şefkat ile dolu bir hükümdardı. İran'da kendisinden önceki zamanda zâlim idareciler tarafından perişan edilmiş, yoksulluğa itilmiş olan halkı adâlet ile idare etmek için vergi kanunları çıkartmıştır. Osmanlılar, "Hasan Pâdişâh Kanunları dedikleri Uzun Hasan Bey'in kanunnâmısini, Doğu Anadolu'nun idaresinde bir müddet kullanmışlardır. Safevîler'in ise İran'da Hasan Bey'in kanunnâmesini uzun bir zaman kullandıklarını biliyoruz. Uzun Hasan Bey aynı zamanda İran'ın bazı yerlerinde yaygın bir hale gelmiş olan ahlâk dışı alışkanlıklara da son verdirmişti. Hasan Bey'in, müstesna bir şahsiyet olması dolayısı ile ilim adamlarına değer vermesi pek tabiî idi. Nitekim bütün yerli ve yabancı müverrihler onun hafta bir gün âlimleri toplayarak onlara ilmî mubahese ve münazaralar yaptırdığını yazarlar.

Hülasa dinî emirlere riâyetkârlığından ve âdaletinden dolayı 882 yılı Ramazan ayında (Ocak 1478) vefatına şu tarih düşürüldü:

"Behr-i Târîh-i vefâteş herme kes - şeh-i dînperver âdil=882 göftend5 " Uzun Hasan Beg aynı zamanda kavmî duyguları kuvvetli bir hükümdardı. O, Oğuz Han oğlu Gök Han oğlu Bayındır Han'ın soyundan gelmekle övünüyordu; yazdırdığı tarihi eserde, Hasan Bey'in ailesine ait Adem Aleyhisselâma kadar giden bir soykütüğü verilir. Eser'in müellifi Ebû Bekr-i Tihrânî, soykütüğündeki şahıs adları için Reşideddin'in Câmiu t-terâvih'inden faydalanmıştır. Bu soykütüğünde Akkoyunlu hanedanının indiği Oğuz Hanın torunlarından Bayındır (Bayundur) Han'a hususî bir yer verilmiş onun İran'ı, Turan'ı, Rûm'u, Mısır'ı Frenk diyârını ve Hata ülkesi ile Kıpçak çölünü fethettiği, kardeşi Bacanâk'ı (Peçenek) Sayram da vekil bıkarıp, Karabağ kışlağına ve Kökçe Teniz (Gökçe Göl) yaylağına geldiğini ve orada Kurultay yapıp, toylar verdiği anlatılmıştır6. Hasan Beg, Şehzâde Bâyezid'e gönderdiği bir mektup da dağılma ve parçalanma sebebi ile Mangışlak ve ona komşu yerlerde kalan Bayındır "ulusu" ile "Oğuz eli"nin ve Bayat boyunun devletine sığındıklarına ve katına geldiklerini bildiriyordu7. Hasan Beg, yukarıda verilen bilgilerden anlaşılacağı üzere, Oğuz Han'ın tarihte büyük roller oynadığını ileri sürüyordu. Bununla ilgili olarak Hasan Bey'in amca oğullarından Rüstem'in oğluna da Bayındır ("Bayundur) adı verilmişti. Bu Bayındır Beg Sultan Yakub devrinde büyük emir ve kumandanlardan biri oldu. Gerek Bayındır Han'ın hâtırası, gerek bu Bayındır Bey'in şöhreti dolayısı ile Bayındır, Anadolu'da ve hatta İran'da yaygın adlardan biri olarak kullanıldı. Bayındır Han unsurunun Dede Korkut destanlarına "Bayındır Han oğlanları"8 olarak da tanınan Akkoyunlu hanedanını memnun etmek için Ozanlar tarafından sokulduğu umumiyetle kabul edilmiştir.

Anadolu beğlerbeğisi Hamza Beg'e gönderilen ve Uzun Hasan Beg'in görüşlerini aksettiren bir mektupta "Ulu Tanrı'nın bizim pâdişâhımıza Türkler'in devletini (devlet-i Etrâk) müyesser kıldığı" sözleri yazılıyor9. Yine aynı mektubun diğer bir yerinde bütün Türkler'in pâdişâhlığının "haseb ve neseb" bakımlarından Uzun Hasan Beg'e ait olduğu kaydedildikten sonra Anadolu'da ve Memlûk ülkesinde Türkler'e "gâvur" gibi bakılıp onlardan "haraç" alındığı bildiriliyor1". Osmanlı hükümdarlarının ve okur yazarlarının hânedân ve devleti "Türk hânedanı ve Türk devleti şeklinde vasıflandırmadıkları malumdur. Onlar arasında "Türk" "köylü" anlamını da taşıyordu ki, bu da onlara Anadolu Selçuklularımdan geçmiş olmalıdır. Selçuklular devrinde Türkler'in daha çok köylerde yerleşmeleri, Türk kavim adının köylü anlamın taşımasına'da sebep olmuştur, tıpkı Arab adının, Arab müellifilelerince, göçebe Arab anlamında kullanıldığı gibi. Kısaca, Uzun Hasan Beg kendini bütün Türkler'in biricik ve hakikî hükümdarı sayıyor ve onlara Memlûk ve Osmanlılarca "raiyyet" yani sadece vergi veren halk muâmelesi yapılıdğından yakınıyor.

Uzun Hasan Beg daha Diyârbekir'de iken kütüphânesinde Âşık Pâşâ'nın Garîbnâme'sinin bulunduğunu biliyoruz. O sonra Kur'ân-ı Kerim'i Türkçe'ye tercüme ettirmiş ve Kur'ân'ın Türkçe okunmasını istemiştir. Bu, İslâm tarihinde eşi az görülen dikkate şâyân bir teşebbüstür.
Ebu Said Bahdur Han'ın ölümünden (1335) sonra Moğollar arasında korkunç bir mücâdele başladı ve bu, ilhanlı İmparatorluğu'nun yıkılması ile sona erdi. Yıkıntı üzerine birtakım küçük devletler kuruldu. Bu arada Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmenleri de tarih sahnesinde göründüler. Karakoyunluları'nın beyi Bayram Hoca Musul ile Van gölü karşısındaki bölgeyi idaresi altına alırken. Akkoyunlular'ın başı Tur Ali Beg de Diyarbekir bölgesinin Ergani yöresinden Trabzon'a akınlar da bulunuyordu. Bu yüzyıl (yani XIV. yüzyıl) her bakımdan Türkmenler'in asrı idi. Türkmenler Türkiye'nin her yerinde bir biri arkasından büyük şahsiyetler yetiştiriyorlar, devletler koruyorlardı.

Bayram Hoca 782 (1380) yılında öldüğü zaman yeğeni Kara Mehmed'e Musul'dan-Erzurum'a kadar uzanan bir ülkede bırakmıştı. Van gölü kıyısındaki Erciş Karakoyunlular'ın yaylakları ve ana yurdları gibi görünüyor. Bayram Türkçe ve bu şekli ile Oğuzca olmakla beraber Bayram Hoca Moğollar'a mahsus adlardan biri idi. Esasen İlhanlı beylerbeyisi mahsus adlardan biri idi. Esasen İlhanlı beglerbegisi Çoban'ın aynı da bir oğlu olduğu bilinmektedir. Bayram Hoca'nın Mısır Hoca, Birdi Hoca ("Virdi Hoca) adlı kardeşlerini tanıyoruz. Bunlar da Moğol geleneklerine göre alınmış adlardır. Ancak onun Türemiş adlı bir kardeşi olduğu anlaşılıyor. "Dünya'ya gelmek, doğmak" anlamındaki Türe-fiili ile miş isim fiil ekinden yapılmış olan bu isim XIV-XVI. yüzyıllar arasında kullanılan yaygın adlardan biridir. 782 (1380) yılında Bayram Hoca'nın yerini geçen Kara Mehmed işte bu Türemiş'in oğludur. Enerjik ve muktedir bir savaş adamı olan Kara Mehmed'in (ölümü: 791-1389) Kara Yûsuf, Mısır Hoca, Yâr Ali ve Bayram adlı oğulları olduğu biliniyor. Bunlardan Mısır Hoca'nın Gazan yahut Gazan Pâdişâh adlı bir oğlu vardı ki, adının İlhanlılar'dan Gazan Han'ın hâtırası için konduğu görülüyor. Karakoyunlu devletinin kurucusu olan Kara Yusufa gelince, onun altı oğlundan biri Pir Budak adını taşıyor. Yûsuf Beg Karakoyunlu devletinin kurucu oğullarından Pir Budak 1411 yılında hükümdar ilan etmişti. Bununla ilgili olarak Pir Budak'ın adına sikke bastırmış onun adını hutbelerde okutmuş ve "Pir Budak Han yarlığından Ebû Nasr Yûsuf Bahadur Nayan sözimiz" başlıklı fermanlar yazdırmıştır. Kara Yûsuf Bey'in Pir Budak'ı han ilan etmesinin sebebi, Celâyir hükümdarı Sultan Ahmed'in Pir Burad'ı manevî oğul kabul etmesinden ileri gelmiştir. Yusuf Bey Pir Budak'ı Celâyir Sultan Ahmed'in manevî oğlu sıfatı ile hükümdarlık tahtına oturtmuş ve bu hukukî yol ile bilhassa Celâyir devletine tabî emirlerin kendisine bağlanmalarını temin etmişti. Pir Budak, aslında bir Türk velisinin adı olmalıdır. Kara Yusufun da, oğluna o devirlerde bilhassa Moğollar arasında çok görüldüğü gibi, bu velinin adını koymuş olduğu anlaşılıyor. Pir Budak'ın ölümü (821=1418) onu çok müteessir etmiş ve hatta Memlûk müverrihi el-Aynî'nin sözlerine bakılırsa başını göge kaldırıp Allah'a: "bu masum çocuk ne günah işledi ki cana aldın" demiştir.

Karakoyunlu hânedanından Türkçe adlar taşıyan şehzâdeler ancak bir kaç kişidir. Diğerleri İlhanlılar'ın, Celayirliler'in ve Timurlular'ın geleneklerine göre konulmuş adlardır. Türkçe adlardan biri Kılıç Aslan'dır ki, İskender'in hükümdarlığı zamanında (1420-1439) yaşamış bir Karakoyunlu şehzâdesidir. İskender'in birçok oğlu arasında Tarhan adlı bir şehzâde de görülüyor. İskender'in kardeşi ve Bağdad hâkimi Şah Mehmedin (ölümü: 836=1434) oğullan arasında Şah Budak ve Karaman adlarını taşıyan şehzâdeler bulunuyor. Cihan şah'ın altı oğlundan birinin adı da Pir Budak idi. Bunun da kardeşi Pir Budak'ın hâtırası için konduğu açıktır.

Âkkoyunlular'a gelince, bu hânedan mensupları arasında da Türkçe adlar taşıyan çok değildir. Bunu tabiî görmek lâzımdır. Çünkü, idareci sınıflar her yerde ve her zaman halkın taşıdığı adlardan farklı adlar taşıyor. Bu sebeple, hânedanların taşıdıkları adlar onların idareleri altında da yaşayan toplulukların da hemen hemen aynı adları taşıdıklarını göstermez. Bunu bilhassa ehemmiyetle kaydetmek isteriz.

Akkoyunlular'ın XIV. yüzyılda yaşadığı anlaşılan aşağı-yukarı: (ölümü 1363) Tur Ali Beğ, şimdiki bilgimize göre, bu adla ilgili en eski misâllerden biridir. Bu ad, bilindiği üzere, "Dur Ali" şeklinde Anadolu'da hâlâ kullanılır. Tur Ali'nin Türkçe tur-(>dur) fiilinin emir kipinin ikinci şahsı ile Ali kelimesinden geldiği sanılıyor: Tur + Ali. Ancak Tur Hüseyin, Tur Muhammed ve hatta belki Tur Hasan gibi adlara rastgelinmiyor. Eğer başka bir izah şekli yok ise Tur Ali'yi aynı manada olmak üzere donmuş bir ad olarak kabul etmek icâb eder. Tur Ali Beg'in yerini de oğlu Kutlu (<Kutluğ) Beg geçmiştir ki, 1389'larda olduğu tahmin ediliyor. Onun adının torunlarından biri tarafından taşındığı biliniyor. Bu sonuncu Kutlu Beg Kara Yülük Osman Beg zamanında Bayburd'u idare ediyordu.

Kutlu Beg'in oğullarından Kara Yülük Osman Beg, Akkoyunlu devletinin kurucusudur; o devrinin en yiğit ve en bahadır insanlarından biri idi; Akkoyunlu Tarihi müellifi Ebû Bekr-i Tihranî'ye göre üçyüz kadar vuruşma ve savaşa katılan Kara Yülük seksen yaşında bulunduğu esnada 1435 yılında Erzurum yakınlarında Karakoyunlu İskender Bey ile giriştiği kanlı bir savaştan sonra Erzurum surlarının hendeğine düşerek ölmüştü (3838=1435).
Kitâb-ı Diyâr-bekriyye'de Kara Yülük Osman Beg'in adı sadece Osman Beg olarak geçer. Timur kaynaklarında da Kara Osman-i Türkmân olarak anılır; Memlûk tarihlerinde de bu Akkoyunlu beyinden Emîr Osman, Emîr Kara Osman ve Emîr Kara Yülük (do, > veya Kara Eylük (.tu.ii j ) olarak söz edilir. Bütün bunlara göre Kara Yülük'ün, Osman Beg'in lakabı olduğu anlaşılıyor. Bilindiği üzere Türkiye Türkçesinde yülük, "tüysüz, kılsız" manalarına geliyor.
Diyârbekriyye'de Kara Yülük adının bulunmaması bu adın böyle izah edilmesi lâzım geldiğine bir delil teşkil edebilir. Yani Yülük "tüysüz" manasına geldiği için müverrih Ebû Bekr-i Tibrânî tarafından zikredilmiştir.

Yine Akkoyunlu hânedanı mensupları arasında Bayındır, Korkmaz gibi Türkçe adlar taşıyan beyler görülür. Yakub Beg'in oğullarından Bay Sungur'un (ölümü: 1491) adı ise Timur'un torunu ve Şahruh'un oğlu Bay Sungur'un hâtırası için konmuş olması muhtemeldir. Bunlardan başka Oğurlu Muhammed (Uzun Hasan Beg'in oğlu), Dana Halil, Gözel Ahmed gibi, Türkçe lakablar taşıyan Akkoyunlu şehzâdeleri görülür.

Aka Begi: aynen böyle. Bu, Korçı unvanını da taşıyor. Ancak Akkoyunlular'da korçı (<horçı) teşkilâtının mevcut olduğuna dâir delillere sahip değilim. Korçı teşkilâtı ancak Safevîlerde görülür ki, bunu da onların Özbekler'den aldıklarından şüphe edilmez.
Aka Beki, Akkoyunlu yiğitlerinden olup, Karakoyunlular ile Akkoyunlular arasında 354 (1450) yılında başlayan savaşlarda bulunmuştur".

Ağmân Oğlı: ağman<akmân; karaman ve alaman gibi ağ (ak) kelimesinden -man eki ile yapılmış bir isim. Bu ad başka bir yerde Akma şeklinde geçiyor. Bir yerde de Âk Ağman oğlu olarak anılır.
Ağman Oğlu Ali Akkoyunlu hükümdarlarından Hamza Beg'in (ölümü: 1444) emir ve ya nöker (arkadaş, yoldaş)lerinden olup Hamza Beg ile Badat hâkimi Karakoyunlu İsfahan Mirza arasında yapılan savaşa (840=1437) katılmıştı. Sonra 853-854 (1450-1451) yıllarında Akkoyunlular ile Karakoyunlular arasındaki savaşla, Âmid<in (Diyârbekir) muhasarası esnasında şehirden kaçıp Karakoyunlular'a iltica etmişti12.

Ak Toğan: Akkoyunlu Pürnek boyunca mensup yiğitlerden Halil'in babası ve Hüseyin'in amcası13.

Aydın: Bu devirlerde sıkça rastgelinen adlardan Aydın Beg, Karakoyunlu Cihânşah devri emirlerinden ve Şehsüver Beg'in nökerlerinden olup 1452 yılında Çağataylar'ın elinden Şava şehrini almıştı14.
Bir de yine Karakoyunlu'dan Kara Bû (Ebû) Said oğlu Aydın var ki, 854 (1450) yılında başlayan savaşta Akkoyunlular'a tutsak düşmüştü15. Yine bu savaşa katılan Karakoyunlu emirlerinden Hüseyin'in babasının da Aydın olduğu bildiriliyor. Bu sonuncusunun da Akkoyunlular'a tutsak düştüğü anlaşılıyor16.

Başlamış: Başla-ış oldukça yaygın adlardan; başlamış'ın inanç veya dilek ile ilgili bir ad olması muhtemeldir.
Başlamış, Uzun Hasan Beg'in emîr-i âur'u idi17.

Bayundur: Bayundur, şimdiki söylenişi ile Bayındır, Oğuz boylarından birinin adıdır. Gerek Akkoyunlular'a "Bayundur Han Oğlanları denilmesinden gerek hânedana mensup Kara Yülük Osmân Beg oğlu Murâd Beg oğlu Rüstem Beg oğlu Bayundur Beg'in şöhreti dolayısı ile de Bayındır adı, Anadolu'da XV. ve XVI. yüzyıllarda yaygın şahıs adları arasında yer almıştır.
Akkoyunlu hanedanından olan Bayındur Beg, Uzun Hasan Beg ve Yakub Beg devrinin muktedir kumandanlarından biri idi; 1480 yılında Memluk kumandanı Yaş Bek'in Urfa civarında yenilmesinde mühim bir rol oynayan beylerden birinin de o olduğunu biliyoruz; fakat başarılarından dolayı gururlanıp akıllıca hareket edemedi. Yakup Beg'e isyan etti; yenildi ve hayatına son verildi. (886=1481)18.

Bayram: Selçuklular devrinden biri Oğuz Türkleri'nin yaygınca kullandıkları adlardan biri de budur.
Karakoyunluları tarih sahnesine çıkaran Bayram Hoca'dan daha önce söz edilmişti. Yine Karakoyunlular'dan Kara Mehmed'in oğullarından birinin Bayram olduğu da yine yukarıda kaydedilmişti.
Bunlardan başka Kara Yûsufun divân begi Bayram Beg'i tanıdığımız gibi19, Akkoyunlular'dan Hamza ve Hasan begler devrinde yaşamış Bayram adlı bir Akkoyunlu beyi de vardı.

Bekmiş: Bu adın bekmiş şeklinde telâffuz edildiği şüphesizdir. Şimdi Gazi Antep'in Oğuzeli kazasında oturmakta olan Beg Dililer, obalarından birinin adını Bekmişli şeklinde söylüyorlar. Fakat bek - şeklinde eski ve yeni sözlüklerde (bir fiil) görülemedi. Ancak beke-fıili vardır ki, "kapatmak, dıkamak ve örtmek" manalarına geliyor21. Bu sebeple bu adın aslında bekemiş olduğu belki düşünülebilir. Bu ada XVI. yüzyıldaki Türkmen oymakları arasında sık sık rastgeliniyor.
Bekmiş Nevrûz adlı birinin oğlu olup Uzun Hasan Beg'in buyruğundaki yiğitlerden biri idi; adı 1445 yıllarında geçiyor.

Bektaş: Bektaş'ın Kara Yülük Osman Bey devrindeki Musullu boyunun büyük beylerinden biri olduğu anlaşılıyor; nesli uzun bir zaman devam etmiştir. Onun oğullarından Muhammed, Hamza Beg ile Isfahan Beg arasındaki savaşa katıldığı gibi, 854 (1450) yılındaki savaşlarda da adı geçiyor22.
Torunları Safeviler devrinde de mühim mevkilere geçen Uzun Hasan Beg'in kumandanlarından Şûfî Halil Beg de Bektaş'ın oğlu veya torunu idi23. Birde aynı devirde Bektaş oğlu Hamza vardı24.

Biçen Beg: Bu, kaynakların hepsinde daima bu imla ile yazılıyor25.
Biçen Beg Karâ Yülük Osman beg devrindeki emirlerden biri olup Osman Beg 840 (1437) ve ya az sonra Amid'in idaresini ona bırakmıştı. Biçen Beg'in Oğlu Süleyman Beg de Hasan ve Yakub beyler devrindeki büyük emirlerden biri olmuş, 896 (1491) da Musullu Sûfı Halîl Beg'i yenerek Bay Sunkur Mirza'nın atabeyliği veya beylerbeyi mevkiine geçmiş, fakat kensi de hanedandan İbe Sultan (İbrahim b. Dânâ Halil) tarafından aynı akibete uğratılmıştır. (897=1492)26.

Birsun: Bir-sun (Yir-sun) bir- fiilden emir kipinin üçüncü şahıs eki ile yapılmış bir isim olduğu görülüyor, Dursun gibi.
Birsun, Karakoyunlu Kara Yûsufun emirlerinden biri id; Kara Yûsufun emirleri arasında Celâyir asıllı bir çok emîr de vardı. Birsun (adının şekli dolayısı ile) onlardan biri olabilir. Türkmen asıllı olsa idi Virsun olması beklenirdi27.

Boz Doğân: Kara Yülük Osman Bey devrindeki emirlerden biri id; Osman Bey'in Karakoyunlu İskender Bey arasında 1421 yılında yapılan Şeyh kendi savaşında yararlıklar gösterdiği bildiriliyor28.

Budak Beg: Anadolu Türkleri arasında yaygın adlardan biridir.
Budak Beg, Pürmek boyundan olup 840 (1437) yılında Akkoyunlu Hamza Beg ile Karakoyunlu İsfahan Mirza arasında yapılan savaşla bahadırlıklar gösterip savaşın kazanılmasında âmil olmuştu29.

Çâlık: Çalık, bilindiği üzere, kavgacı, vurucu30 kırıcı, zarar verici insan manasında kullanıldığı gibi-, zarar verici insan manasında kullanıldığı gibi, yürüyüşü oynak, yürürken çok sıçrayan, başı sert ata da bu isim verilir31. Kelime bu son manada arabça'ya da geçmiştir. Ebû Hayân Çalık'ın şahıs adı olarak kullanıldığını söyler.
Çalık'ın XIV. yüzyılın sonların da Azerbaycan'da ki emirlerden biri olduğunu biliyoruz; Timur'un istilaları esnasında Çalık Meraga emîri idi. Türkmen asıllı olan Çalık sonra Kara Yûsuf un emirleri arasında yer almıştır. 824 (1420) de Çalık hayatta olmayıp mevkini oğlu Alige almış bulunuyordu32.
Birde 1476 da Fars vâlisi Uzun Hasan Begoğlı Sultan Halil'e bağlı Çâlığ Oğlı Hamza Beg vardır33.

Çelebi: XIII. yüzyılda Anadolu'da ortaya çıkan bu kelimenin sonra ad olarak kullandığını biliyoruz. Çelebi'nin Akkoyunlular'a Orta Anadolu'dan geldiği şüphesiz-
dir34.
Bu adda birkaç Akkoyunlu beyi vardı. Bunlardan birinin Musullu boyundan ve Hamza Beg'in emirlerinden olduğunu biliyoruz35.
Bir de Cihangir'in (Uzun Hasan Beg'in ağabeyi yakınlarından Çelebi Aga (Âkâ) olduğu gibi36, Hasan Beg'in nökerlerinden birinin adı da Çelebi idi.37.

Delü Durmış: Durmış bu zamanda (XV. yüzyıl) yaygın adlardan biridir.
Delü Durmuş, Uzun Hasan Beg'in nökerlerinden olup Karakoyunlu kumandanı Tarhan oğlu Rüstem ile Amîd (Diyârbakır) yakınlarında yapılan savaşla (861=1454) bulunmuştu38.

Demürçi: Yaygın olmayan adlardan. Uzun Hasan Beg'in nökerlerinden39.

Dura Beğ Oğlı: Bu ad üzerinde daha önce durulmuş ve dura'nın tura ile ilgili olabileceğinin düşünüldüğü kaydedilmişti.
Dura Beg Oğlı'nın Kara Yülük Osman Bey'in emirlerinden biri olduğu anlaşılıyor4".

Deve Beg: Bu, deve'nin ad olarak kullanıldığına dâir nâdir-misallerden biridir. Mamafih zikredilen ad aslında bir lakab olabilir41. Deve Beg, Karakoyunlu Cihânşah'ın oğlu Pir Budak Mirza'nın emrine verdiği beylerden biri olup Kirmân'da yapılan bir savaşta İskender Mirza oğlu Elvend'e esir düşmüştü42.

Deve Oğlı: Bu, Akkoyunlular'dan olup 855 (1452) yılında Âmid'i kuşatmış olan Karakoyunlular'ın yanına gitmişti.

Emen Oğlı: Şüphesiz Dede Korkut destanlarmdaki Bügdüz boyuna mensup begin (Bügdüz Emen) taşıdığı addır. Bu da em- fiilden en- isim fiiller ile yapılmış bir ad olabilir.
Emen Oğlı Karakoyunlu Cihânşah'ın emirlerinden Hüseyin'in babası idi. Uzun Hasan Beg'in Cihanşah'ın orda (karargâhına) yaptığı baskında (872=1467) Emîr Hüseyin de ölenler arasında zikrediliyor43.

Emet: Bu ad üzerinde daha önce durulmuştu. Tahrir defterleri, Emet'in (XV. ve XVI. yüzyıllarda yaygın bir şekilde kullanıldığını gösteriyor.
Emet, Uzun Hasan Beg'in nökerlerinden birinin adı idi44.

Eslemes: Yani eslemez, aldırmaz, ehemmiyet vermez (hastalığa, tehlikeye); bu ad üzerinde daha önce durulmuştu.
Eslemes'in de "Şâhib Kırân" Uzun Hasan Bey'in nökerlerinden biri olduğu bildiriliyor45.

Eymir Ağa: Bu eymîr (<Eymür) boyunun adından mı geliyor yoksa baka başka bir yerden mi, bilemiyorum. Bu zikredilen ad İmir de okunabilir.
Eymir yahut İmir Ağa'nın Uzun Hasan Beg'in kardeşi Cihangîr Mirza'nın nökerlerinden olduğu söyleniyor46.

Gâzân: Karakoyunlu Mısır Hoca'nın oğullarından ve Kara Yûsufun yeğeni, Avnik kalesi hâkimi47.

Gökçe Mûsâ: Burada gökçe, Mûsâ'nın lakabı gibi görünüyor.
Gökçe Mûsâ, Ca'ber bölgesindeki Dögerler'in beyi ve Sâlim Beg'in oğullarından biri idi. Onun Kara Yûsufun birçok seferlerine katıldığını biliyoruz; ölümü 1436 yılındadır48.

Hüdâ Virmiş: Sonraları bilhassa İran'da sıkça kullanılan adlardan biri olmuştur.
Hûda Virmiş Uzun Hasan Beg'in nökerlerinden olup, Âmid (Diyârbakır)'ın elde edilmesinde (856=1452) hizmeti görülmüştü49. Hasan Beg, ağabeyi Cihangir Mirza'nın Karaca Dağ'a gitmesini fırsat bilip Hûda Virmiş'in de dahil bulunduğu dört nökeri ile yoksul insanların kıyafetinde şehrin kapısına gelip kapıcıları korkutarak içeriye girmişler, ardan askerleri de yetişmişlerdi.

İl Aldı Beg: XV. Yüzyıldaki yaygın adlardan. Akkoyunlu eline katılan Çepnilerin başı; Uzun Hasan ve Yakub Beyler devrindeki emirlerden; dirliği Doğu Anadolu'da bulunuyordu.

İl Basar (?) Beğ: Bu okunuşun doğru olmadığı görüşündeyim. Bununla beraber gerçeğe yakın başka bir okunuş şekli akla gelmedi.
Bu, Karakoyunlu eline mensup Hacılı oymağının reisi idi51.
Kadem Paşa (ut Ay. Bu Kara Yûsuf Beg'in sevgili zevcelerinden biri olup Karakoyunlu hükümdarı 824 (1420) de Şahrut'u karşılamaya giderken ona refakat etmişti52. Kadim Paşa hakkında fazla bilgiye sahip değiliz. Bu ad listeye "paşa"nın kadınlar tarafından da ad olarak taşındığını göstermek için alınmıştır.

Kara: 824 (1420) de Kara Yûsuf un en büyük emirlerinden biri gibi görünüyor. Ona dâir fazla bilgi yoktur53.

Karaçuk: Pek muhtemel olarak manası küçük kara'dır. Bu ad, Oğuzlar'ın Soyhun boylarındaki meşhur Karaçuk dağlarını akla getiriyor. Yine Dede Korkud destanlarındaki Salur Kazan Beg'in Çobanı yiğit, merd, vefalı Karaçuk Çoban'ı da anabiliriz. Anadolu'da Cizre'nin güneyindeki bir dağ da Karaçuk adını taşıdığı gibi, Altın Köprü'nün batısında, Aşağı Zab'a dik olarak uzanan bir sıra dağ için de aynı ad kullanıyor. Bir de Meraga yakınlarında bir Karaçuk dağı vardı. Ben bu şahıs adları ile dağ adlarının birbirleri ile münasebeti olduğunu sanıyorum.
Karaçuk, 1400 tarihlerinde Kara Yusuf Beg'in buyruğundaki emirlerinden biri idi54.

Kara Kisak-Kesek: Kesek, bilindiği üzere parça ve iri toprak parçası manasına geliyor55.
Kara Kisek, Uzun Hasan Beg'in nökerlerinden biridir; onun birçok savaşlarda yararlıklar gösterdiği bildiriliyor56.

Karâ Koç: İlk defa rast gelinen adlardan.
Karâ Koç, Kara Yusuf Beg'in emîrlerinden biri idi; onun Timur'u torunu Ebû Bekir Mirza ile yapılan savaşta bulunduğu görülüyor57.

K. r. kân: Bu adın korukan okunması mümkün ve hatta muhtemeldir. Kurkân da okunabilir. Bu adı taşıyan'ın kardeşinin adı da Sarkan, idi. Veya Sorgan
idi.
K. R. Kân Kara Yusuf ve İskender devirlerindeki Alpavut oymağı beyi olup Hemedan vâlisi idi58.

Karâmân: Nâdir sayılamıyacak adlardan. Karaman Kara Yülük Osman Beg'in nökerlerinden biri idi59.

Karâ Pâşâ: Karakoyunlu Cihânşah Mirzanın zevcesi Can Begüm tarafından barış yapılması için, Uzun Hasan Bey'e gönderilen elçinin adı60.

Kayıtmış: Kayıtmış'ın kayıt - fiilinden mış isim fiil eki ile yapılmış bir ad olduğu görülüyor61. Kayıt-dönmek, geri gelmek manasına geliyor. Buna göre kayıtmış hastalıktan, tehlikeden dönmüş demek oluyor; kayıtmış yaygın adlardan biri olarak görünüyor.
Kayıtmış Cihânşah Mirza'nın emîr-i âhur'u olup 872 (1467) yılında Bin Göl'ün Sancak mevkiinde Uzun Hasan Beg'in Cihânşah'ın ordasına yaptığı baskında öldürül-müştü62.
Bir de Uzun Hasan Beg devrinde Natanz hâkimi Kayıtmış'ı tanıyoruz63.
Keskin Abdâl yuu Zikredilen adın birinci kısmının böyle okunmasının doğru olduğunu sanıyoruz. Buna dayanılarak Ankara'ya bağlı Keskin kasabasının adını bir şahıstan aldığı tahmin edilebilir.
Kaynağa yöre64 Uzun Hasan Beg Karakoyunlu kumandanı Tarhan oğlu Rüstem ile karşılaşmak için ordusunu savaş düzenine sokarken bir derviş Allah dost diye bağırıp Hasan Beg'e teberrüken, bir mum sunmuş ve "bunu size Keskin Abdâl gönderdi" demişti. Fakat Hasan Bey Keskin Abdâl Tarhan oğlu Rüstem'dir; sen de onun câsusu-sun" sözlerini söyleyip dervişin sorguya çekilmesini emretmişti. Yapılan sorgu Uzun Hasan Bey'in tahmininin doğru olduğunu göstermişti (861=1457).

Kûş yahut Koş Beg: Elde başka misaller olmadığı için, bunun kuş şeklinde okunmasının şüpheli olduğunu sanıyorum. Kaynağın asıl metninde bu ismin evvelinde başka bir kelime olması ihtimaline de yer verilebilir.
Kûş Beg yahut Koş Beg Erzincan ve Tercan taraflarındaki yaylalara inip çıkan Akkoyunlu eli'nin 1437-1438 yıllarında ki reislerinden biri idi65.

Saituk: Bu adın sal-fıilinden tek partisip eki ile yapılmış bir ad olduğu görülüyor. Sal-fıilinin de, bırakmak, koyuvermek, atmak, göndermek manasını taşıdığı malumdur66.

Saltuk Karakoyunlu'dan Bağdad hâkimi İsfahan Mirza'nın emirlerinden; 1437 yılı olayları arasında adı geçiyor67.

Satılmış: Her zaman görülen yaygın adlardan.
Satılmış, Kara Yûsuf Bey'in ille zamanlardaki yakın emirlerinden68.
Bir de Cihânşah'ın oğlu Pir Budak Mirzanın emirlerinden Satılmış Şiracı vardı. Bu, Farö'daki Sircân kaksini fethetmişti69.
Bunlardan başka Uzun Hasan Bey'in aynı adda bir emîr-i âhuru görülür. Bu Satılmış 1468 de Hasan Ali ile yapılan savaşta yararlık göstermişti70. 1490 yılında Sultaniyye'de vâlilik yapan Satılmış Beg bu sonuncusu olabilir71.

Sevelân (?) Beğ: Bu ad Erdebil'in batısındaki sevelân dağından gelebilir; başka bir izah şekli akla gelmiyor.
Sevelân (?) Beg Cihanşah devrindeki emirlerden olup Ali Paşa'nın oğlu idi. Cihânşah'ın oğlu ve halefi Hasan Ali, Uzun Hasan Beg'in şanına kaçacağından şüphelenerek Sevelân Beg'i öldürttü (873=1468)72.

Sevündük Âkâ: Sevün-dük Akkoyunlu eline mensup oymaklardan birinin reisi.

Sörkân: İlhanlı emirlerinden Çoba Beg'in Sorgan adlı bir oğlu olduğunu biliyoruz. Sorgan'ın anası Ölçeytü'nün kızı Satı Big idi. Bu Sargan'ın Çobanın dedelerinden Cengiz Han devrindeki sorhan Şira'nın hatırası için konduğu anlaşılıyor74.
Sorkan (Sorgan), Alpavut oymağı beylerinden olup yine emirlerinden Kurukan (? yahut Kürkan)'ın kardeşi idi. Her ikisinin Karakoyunlu İskender Mirza ile Şahruh arasında Eleşgird'de yapılan savaşa (824=1421) katıldıkları biliniyor.

Süli: Kaşgarlı da bu ad geçiyor. Kaşgarlı bu adın kölelere verildiğini de ilave ediyor ve bunun Süleyman'ın kısaltılmış şekli olduğunu sandığını kaydediyor. Bence bu izah şeklinin doğru olması pek şüphelidir. Benim bildiğime göre Süli Anadolu'da XIV. yüzyılda, Eretne'nin hatunun adında görülür.75 Süli Paşa aynı yüzyılın ikinci yarısında Dulkadıroğlu Süli Beg Memlükler ile yaptığı mücâdeleler dolayısı ile büyük bir ün kazanmıştı. Bundan sonra Süli adı oymaklar ve köylüler arasında yaygın adlardan biri olarak görülür.
Süli Akkoyunlu'lardan olup 1451 yılında Çermük (Çermik) askerinin kumandanı idi76.

Şah Kulı: Bu ada ilk defa Karakoyunlular'da rastgeliniyor. Safevîler'de Şah Kulının pek yaygın adlardan biri olduğunu göreceğiz ki bu da tabiîdir. Çünkü Safevî hükümdarları, bilindiği üzere, aynı zamanda dinî reisler idiler. Fakat Karakoyunlular da bu ad ne gibi bir sebeple konuldu? Bu hususta kesin bir şey söylenemez. Olsa olsa bu da "Köle" asıllı emirlere verilebilirdi. Halbuki aşağıda zikredileceklerin kul aslından olduklarına dâir hiç bir delil yoktur.
Bu adı taşıyanlardan biri Cihânşah Mirza'nın emirlerinden Lala Safer Şah'ın oğlu, diğeri de yeğeni idi.
Lala Safer Şah oğlu Şah Kulı son Karakoyunlu hükümdarı Hasan Ali'nin emirleri a-rasmda yer almıştı77. Lala Safer Şah'ın yeğeni Şah Kulı'ya gelince onun da adı bu tarihte geçiyor .
Bunlardan başka Fars Uzun Hasan Beg oğlı Sultan Halil Mirza'nın ordusunun sol kol emirleri arasında 'Aynul-Mülk lakablı Şah Kulı görülüyor (881=1476)79. Bu, yukarıdaki beylerden biri olabilir.

Tanrı Virmiş: Yaygın adlardan biri de budur.
Tanrı Virmiş Karakoyunlular'dan olup Kara Yûsuf devrinde Mardin vâlisi idi80. Bağdad hâkimi Karakoyunlu İsfahan Mirza'nın emîrlerinden birinin de aynı adı taşıdığı görülüyor81.
Bunlardan başka Akkoyunlular'dan Tanrı Virmiş vardı ki, 1431 yıllarında adı geçiyor.

Tarhan: Karakoyunlu ve Akkoyunlular da bu varlığına dâir bilgiye sâhip geleneğin varlığına dâir bilgiye sâhip değiliz. Safevîler de bu müessese de vardı. Tarhan Karakoyunlular da fazla görülmemekle beraber, ad olarak kullanılmıştır.
Karakoyunlu İskender Mirza'nın oğullarından biri Tarhan adını taşıdığı gibi83, Cihanşah'ın ünlü kumandanlarından Rüstem Beg'in (ölümü: 1457) oğlu ve babası da aynı adla anılıyordu84.

Tatar: Kavim adı. XV. ve XVL. yüzyıllara ait tahrir defterlerinde oymaklar ve köylüler arasında Tatar adını taşıyan şahıslara sık sık rastgelinir. Bu şahısların Tatar veya Moğollukla hiç bir alâkası olmayıp Türkler'de ad koyma geleneklerine göre bu adları almışlardır.
Kara Yusufun halası Tatar Hatun ad ve unvanı ile anılmakta olup Ağaç Eviler'den Hasan Beg'in annesi idi85.
Bir de Akkoyunlular'dan Tatar Ağa (Aka) vardı ki, 1436 yılında Ergani kasabasının darugası idi86.

Tönı Karâ: Elbisesi, yahud belki çakşırı Kara-Ton Türkler'de veya belki'de Batı Türklerin de tonun çakşır yani pantalon manasına da geldiği belki düşünülebilir. Çünkü Anadolu'nun birçok yerinde "iç don" kelimesi hala kullanılır. İçkur (uçkur)da içdonu bağlayan kuşak (<kuşak).
Tonı Kara 854-853 (1451-1452) yıllarına Karakoyunlular ile savaşan Akkoyunlulu yiğitlerinden87. Bu ad aslında onun lakabı olabilir.

Tümân Basan: Yani duman basan. Tuman Basan, Uzun Hasan Beg'in nökerlerinden olup, Tarhan oğlu Rüstem ile Âmid (Diyârbakır) yakınlarında yapılan savaşta (861 = 1457) yararlıklar göstermişti88.

Tür Ali: Bu Tur Ali Sultan Hamza Erzincan'da iken Nûr Ali ile birlikte şehirde idi. Her ikisinin de Akkoyunlu hânedanın'a mensup bulunmaları muhtemeldir89.

Türsün: Tur-sun, bu Tursun (>Dursun) adının en eski misallerinden biridir.
Tursun, Kara Yûsuf Bey'in emirlerinden olup Kara Yusuf ile Timurlu Ebû Bekir arasında yapılan savaşa (810=1408) katılmıştı90.
Bir de aynı hükümdar'ın yine bu zamanda Şeyh Tursun adlı bir emîri vardı91. Mamafih bu iki ad aynı emîr ait olabilir.

Türemiş: Bunun tur mış olması bence zayıf bir ihtimaldir.
Türemiş 873 (1468-1469) yılında Musul-Sincar yolu üzerinde bulunan, Eski Musul'un güneybatısındaki Teli vAfer şehrinin hâkimi olan Halil'in babasının adı idi. Halil'in Karakoyunlu emirlerinden biri olduğu anlaşılıyor92.

Yağmur: Selçuklu Arslan Yabgu'ya bağlı dört bin çadırlık Oğuz kümesinin beylerinden birinin yağmur olduğunu hatırlarsak, bu kelimenin eskiden beri Batı Türkleri arasında kullanılmış olduğu anlaşılır.
Bu adı taşıyanlardan biri Döğer'den Bahadur Hacı'nın oğlu Ca'ber kalesi hâkimi Sâ-lim Bey'in yeğeni Yağmur Beg'dir. Kara Yülük Osman Bey Urfa'yı bu Yağmur Beg'e vermiş ise de sonra elinden almıştı. Onun 817 (1414) yılında vebaya tutularak oğlu ile birlikte öldüğü biliniyor93.
Bu adı taşıyanlardan biri de Mekü Oğlı Yağmur'dur. Bu sonuncusu
Akkoyunlular ile Karakoyunlular arasında yapılan savaşla (854-855=1450-1451) yararlık göstermişti .

Yahşi Bey Oğlı: Yahşi eski bir kelime olup "güzel iyi" manalarında
Kaşgarlı da geçiyor. Yahşi Bey'in Türkiye Selçuklular'ın da bir ünvan şeklinde kullanıldığı görülecektir.
Yahşi Bey Oğlı, Kara Yülük Osman Bey zamanında yaşamış olup, bu Akkoyunlu beyi ile Karakoyunlu İskender arasında Şeyh Kendi savaşına katılmış (1421) ve Karakoyunlular'a tutsak düşmüştü.

Kaynakça
Kitap: TURK DEVLETLERİ TARİHİNDE ŞAHIS ADLARI I
Yazar: Faruk SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türk Boyları ve Diğer Türk Devletleri Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir