Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Harizmşahlar Devletinde Türkçe Adlar

Burada Türk Boyları ve Diğer Türk Devletleri hakkında konular bulabilirsiniz

Harizmşahlar Devletinde Türkçe Adlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 13 May 2011, 00:16

HARİZMŞAHLAR DEVLETİNDE TÜRKÇE ADLAR

Harizmşahlar hanedanının Sultan Melik Şah'ın ibrikçi başısı Anuş Tigin'in soyundan geldiğini biliyoruz. Anuş Tigin de aslında Alp Arslan ve Melik Şah devrindeki büyük emirlerden Bilge Beg unvanlı Gümüş Tigin'in Garcistanlı bir Türk memlükü idi. Bu sebeple Onun Oğuzlar'ın Begdili boyundan olduğuna dair Câmi'üt-tevârih'deki sözlere inanmak, asla mümkün değildir.

Harizmşahlar ülkelerinin kuzey ve kuzey doğusundaki bozkırlarda yaşayan Kıpçaklar (Kıfçaklar) ile onların en yakın kardeşi olan Kanklı ve Yemekler'i askerî hizmetlerde kullanmaya çok ehemmiyet verdiler. Bunun sonucunda bilhassa Tegiş ve oğlu Sultan Muhammed zamanlarında Harizmşahlar devleti ordusunun ve emirlerinin ezici çoğunluğu adları geçen Kıpçak, bilhassa Kanglı ve Yemekler'e mensup olanlar tarafından meydana getirildi. Bunların Müslümanlığı pek sathî idi; hatta içlerinden mühim bir kısmının belki de müslüman bile olmadığı söylenebilir. Celaleddin Harizmşah'ın münşisi ve müverrihi Muhammed Nesevî Harizmşah devleti hükümdarlarının gayri müslim Türkleri hizmetlerine almakla büyük bir hata işlediklerini yazar. Ona göre bu unsurlar sağlam bir dinî inanç ve terbiyeye sahip olmadıkları için, savaşlarda beklenilen gayret ve fedakârlığı göstermemekte idiler. Tegiş ve bilhassa Sultan Muhammed zamanında ordunun ezici çoğunluğunu meydana getiren Yemekler'in disiplin ve sorumluluk duygularının zayıf olduğu bir gerçektir. Bu bakımdan Müverrih Nesevî tamamen haklıdır. Bu askerler İslâm ülkelerinde de bozkırlarda olduğu gibi hareket etmişlerdir. Ancak Sultanlar'ın onları disipline sokmak için etkili tedbirler almadıkları da bir gerçektir. Onlar ne Selçuklularda olduğu üzere Memlûk ocağı gibi bir ocağa sahip olabildiler, ne de Cengiz Han gibi bir yasa ve hassa askeri (keşikten) meydana getirebildiler. Buna rağmen Harizmşahlar devletinin geniş bir imparatorluk haline gelmesinde bu Türkler'in en mühim rolü oynadıkları da bir gerçektir. Yani Kıpçaklar ve onların en yakın kardeşi olan Kanglı ve Yemekler olmasalardı, Harizmşahlar devletinin büyük bir devlet haline gelmesi pek mümkün olamazdı. Harizmşahlar devletinin idaresindeki bu Türk topluluğunun konuştuğu Türkçeye dair Muhammed b. Kays tarafından bir eser yazıldığı bilinmektedir. 1221 yılında Afganistandaki Pervan'da Moğollar ile yapılan savaşta Celâleddin Harizmşah'ın ordusunu şu unsurlar meydana getirmişti: Kıpçak-Kaglılar, Halaçlar-Türkmenler, Gorlular ve Afganlar. Kıpçak-Kanglılar sağ kolda, diğerleri de sol kolda yer almışlardı. Muharebe Celâleddin'in zaferi ile sonuçlandı. Bunda Seyfeddin Oğrak'ın idaresindeki Halaç-Türkmenler başta olmak üzere, sol kol kuvvetleri mühim bir rol oynadılar. Ancak sağ kolu teşkil eden ve kaynaklarda Türk de denilen askerler ile sol kol askerleri arasında ganimet meselesinden ihtilaf çıkmış ve hatta Türkler'den biri Gorlu kumandan Âzam Melik'in başına kamçı ile vurmuştu. Bunun üzerine sol kolu meydana getiren unsurlar Celâleddin'in ordugâhından uzakça bir yere konup aralarında şöyle konuşmuşlardı: Bu Türkler Tatarlar'ın (yani Moğollar) insan üstü ve topluluk olduklarını sanır ve onlara kılıç ve kargının işlemediğini söylerlerdi. Biz kılıç ve kargının Tatarlar'a da işlediğinini Türkler'e gösterdik. Bu sözler, olayların da doğruladığı gibi, Moğollar karşısında nasıl yılgın bir duruma düşmüş olduklarını açıkça ortaya koyuyor. Mâveraünnehr şehirlerindeki kalabalık kuvvetlerin, belki bir iki istisna ile, Moğollar'a ciddî bir mukavemet göstermedikleri malûmdur. Celâleddin Harizmşah'ın ölümünden (1231) sonra Selçuklu devleti hizmetine giren dört bin Harizmli yedi yüz Moğol'un hücumuna uğrayarak darmadağın olmuştu.

Bu bozgunun utanılacak bir şey olduğunu söyleyen Selçuklu vezirine Harizmliler'in başbuğu Kayır Han'ın annesi:

"Siz ne diyorsunuz efendim, Harizmliler'in gözü Moğol'dan öyle yılmıştırki aralarına atılacak bir Moğol börkü onların dağılmasına kafi gelir" cevabını vermişti. Harizmliler davranışları ve sözleri ile yerli halkın ve başka kavimlerinde maneviyatlarının zayıflamasında âmil oluyorlardı. Harizm Şah Sultan Muhammed'in bu hususta da büyük sorumluluğu vardır. Gerçekten o daha 1216 yılındaki Irgız savaşından

sonra toplantılarda Moğol askerinin yüksek askerlik vasıflarını söylemeye başlamıştı. Bütün bunlar doğru olmakla beraber şu da açık bir vakıadır ki, Kıpçak-Kanglılar, Orta Asya'da Yakın Doğu'da, Karadeniz'in kuzeyinde, kısaca her yerde Moğollar'a karşı durmuşlar ve hatta bundan dolayı da ağır kayıplar vermişlerdir. Abbasî halifesinin ordusu ile Mısır Türk Memlükleri sultanları ve askerlerinin çoğunu da Kıpçak-Kanglılar oluşturmuştu. Bilindiği üzere Moğol ilerleyişini bu sonuncular durdurmuşlar ve kazandıkları zaferler ile Moğollar'a yenilmez bir kavim olmadıklarını kesin bir şekilde göstermişlerdi. Yukarıda "Biz Tatarlar'a kılıç ve kargının işlediğini ispat ettik." diye öğünen Halaç, Gur ve Afganlar ise Celâleddin'den ayrıldıkdan sonra araları açılarak birbirlerini öldürmüşler geri kalanlarını da Moğollar yok etmişlerdir. "Biz Türkler ile bir arada yaşayamayız" diyen mağrur Gurlular ile Türkler'i "Vefasız ve yağmacı" insanlar olarak sayan Mâzenderanlılar ve yaptıklar tedhişler ile İslam âlemini titretmekte devam eden Batiniler de Moğollar'a ciddi bir mukavemet yürütemediler. Bu sonuncular da "Kartal Yuvası" anlamına gelen meşhur Alamut kalesinde Moğollar'a teslim oldular. Moğol korkusu, daha kendileri gelmeden insanları teslim alıyor, ülkeleri fethediyordu. Tegiş'den itibaren Harizmşahlar devleti hükümdarları sultan Unvanını taşıdılar. Tegiş'in oğlu Kutbeddin Muhammed Sultan Sancar ve İskender-i Sânî Unvanlarını kullandı. Kendisinden sonra da resmî yazılarda Sultan Sancar Unvanı ile anıldı.

Hanedana mensup şehzadelerden pekçoklarının adlarının yanında Şah Unvanı da bulunur:

Süleyman Şah (Atsız'ın oğullarından), Sultan Şah (İl Arslan'ın oğullarından), Taceddin Ali Şah (Tegiş'in oğullarından), Melik Şah (Tekiş'in oğullarından), Uzlağ Şah (Sultan Muhammed'in oğullarından), Ak Şah (Sultan Muhammed'in oğullarından), Gıyaseddin Pir Şah (Sultan Muhammedin oğullarından).
Bu misaller şah'ın şehzadeler tarafından taşınan bir ünvan olduğunu gösterir. Hanedan'dan bazılarının da "Han" Unvanı ile anıldıklarını biliyoruz: Yunus Han, Melik Han, Hindu Han gibi.

Tegiş'in zevcesi ve Sultan Muhammed'in anası Kara Hanlı kraliçeleri gibi, Terken Hatun ünvanını taşıyor. Celâleddin'in kızı da aynı ünvan ile zikrediliyor. Aynı hükümdar'ın kızkardeşlerinden biri Terken Sultan, diğeri de Han Sultan Unvanları ile anılıyor. Böylece Sultan ünvanının ilk defa Harizmşahlar hanedanına mensup kadınlar tarafından taşındığını ileri sürmek belki mümkündür".

Emirler'e gelince, onların son hükümdarlar devrinde başlıca iki ünvan taşıdıkları görülür: Melik ve Han. Bunlardan Melik daha küçük yani ikinci derecede bir ünvandır. Böylece, bilindiği üzere, aslında hükümdarlara mahsus olan Han ilk defa Harizmşahlar'da en büyük emirlerin ünvanı haline gelmiştir. Han'ın Safeviler devrinde de birinci derecede ki emirlerin ünvanı olduğunu biliyoruz. Ancak bunun Harizmşahlardaki gelenek ile hiç bir ilgisi yoktur. Harizmşahlar'da, Melik ve Han çok defa türkçe bir kelime ile birlikte birleşik ünvan şeklinde kullanılıyordu: Demür (Timur) Melik, Kayır Melik, Artuk Han, İnanç Han gibi.
Harizim Şahlar hanedanı arasında Türkçe adlar taşıyanlar az değildir. Hatta söylemek mümkün olabilirki, onlar bu bakımdan diğer birçok Türk hanedanını geride bırakırlar. Bu hanedana mensup Türkçe ad ve ünvanlar taşıyan hükümdar ve şehzadeler şunlardır.

Ak-Şah: Sultan Muhammed'in oğullarında, 1221 yılının başlarında Horasan sınırında yapılan bir çarpışmada Moğollar tarafından öldürüldü13.

Anuş Tigin: Bu adın manası üzerinde daha önce durulmuştu.

Anuş Tigin, Melik Şah'ın ibrikçi başısı, hanedanın bilinen en eski atası. Anuş tigin Garcistanlı olup ilk efendisinin Selçuklu emirlerinden Bilge Beğ olduğu daha önce bildirilmişti.

Atsız: Atsız, bu adın Türk tarihindeki en tanınmış siması olup Anuş Tigin'in torunu ve Harizmşah ünvanı ile Harizm ülkesini idare etmiş, Mangışlak ve aşağı Seyhun boylarındaki Cend bölgesini ülkesine katıp kuvvetlenmiş ve hatta tâbi olduğu sultan Sancar'a birkaç defa isyanda bulunmuştu.

Ay Çiçek: En yaygın kadın adlarındandır. Ay Çiçek, Celâleddin'in annesinin adıdır. Celâleddin'in babaannesi Terken Hatun Ay Çiçek'ten nefret ediyor ve dolayısı ile Celâleddin'den de hoşlanmıyordu.

Beglü: Nesevî'nin Farsça tercümesinde Begler (?) Ay. Bunlardan birincisi dqğru olsa gerekir. Buradaki Beglü (?)'nün manasının ne olduğunu kesin olarak bilemiyorum. Bu, belki Beg-lü olabilir. Buradaki g'nin aslının ne olması, Beg-lü'nün de Benlü anlamını taşıması da imkansız değil gibi görünüyor. Fakat bundan emin değilim. Bununda nadir bir ad olduğunu kaydetmeliyim.
Bu hatun Sultan Muhammed'in oğullarından Gıyaseddin'in annesidir. Bu hatın zayıf bir şahsiyet olan oğluna tahakküm etmiş ve kendine Terken Hatun gibi Hüdavend-i Cihan Unvanını vermişti.

Er Boz Han: Bu ad Kaşgarlıdaki erkek adlarından Er wuz ile alakalı gibi görünüyor. Fakat Er wuz'un manası bence meçhuldür. Er Boz'a gelince bunun er "insan" ile boz "(yen-) fiiliin emir sigasmdan ikinci şahıs ile yapılmış bir isim olduğu akla geliyor. Fakat bu izah şeklinden emin değilim.
Er Boz Han Tegiş'in torunu ve Toğan Toğdı'nın oğlu idi. Harizmşah Tegiş 1197 yılında Er Boz Han'ı Isfahan valisi yapmış, kumandan Peygu (Beygu)'yu da atabeğliğine getirmişti. Tegiş'in Irak valisi Mayacuk Er Boz Han'ı epeyce rahatsız eden hareketlerde bulunmuştu. Sultan Muhammed bu yeğenini Zül-karneyn nevbeti adını verdiği büyük bandosunu çalan sultan ve melik oğullarının arasına katmıştı.

Gör Sançtı: Anlaşılacağı üzere bu adın anlamı "Gor kavmini yendi" demektir.

Gor Sançtı, Gor ülkesinin fethedildiği haberinin geldiği gün veya Gorlular yenildikleri (601/1204-1205) zaman doğduğu için Sultan Muhammed buna bu adı koymuştu.
Nesevi'ye göre, Rukneddin Gor Sançtı, Sultan Muhammed'in oğullarının en hayırlısı olup iyi yaratılışlı, güzel huylu, ağı başlı cömert, âdil, tahsilli bir gençti. Babası ona Irak ülkesini vermişti. Fakat dirayetli bir şehzade olmadığı anlaşılıyor. Moğollar'ın eline kolayca düşüp hayatını kaybetmesi (1220 veya 1221) bu husus ile ilgilidir.

Hıtay Han: Hıtay (Kıtay) kavminin adı. Bu, Atsız'ın oğullarından biri idi. Atsız'ın Kara Hıtaylar'a hoş görünmek veya başka bir sebeple bu kavmin adını ve Sultan Sancar'ı Oğuzlar'ın elinden kurtarmak bahanesiyle Horasan üzerine yürüdüğü zaman Hıtay Han'ı nâibi olarak Harizm'de bırakmıştı (1153 veya 1154).

İl Arslan (1156-1172): Ülkenin arslanı. Bu daha önce Selçuklulardan Azerbaycan meliki İsmail tarafından ünvan şeklinde taşınmıştı.

Tegiş (1172-1200): Tegiş "Değiş" in XI. yüzyılda ad olarak kullanıldığı görülmüş ve değme, dokunma, erişme, hücum etme anlamlarına geldiği kaydedilmişti.
Harizmşahlar devletinin en büyük hükümdarlarından. Harizmşahlar devletini büyük bir imparatorluk haline, dirayetli ve faal bir hükümdar olan, Tegiş getirmişti.

Sultan Sancar: bu, Sultan Muhammed'in ünvanı idi. Sultan Muhammed (ölümü 1220) bu ünvanı Selçuklu sultanı Sancar'ın unutulmaz büyük şöhretinden dolayı almıştı. Gazne'nin fethinden sonra Unvanını İskender'e çevirtti ise de ünvan olarak Sultan Sancar devam etti. Nitekim resmî yazılarda bu ünvanın kullanılmış olduğu görülüyor. Sultan Muhammed, hükümdarlığının ilk zamanlarında büyük başarılar kazanmış bir hükümdar idi. Mâveraünnehri Kara Hıtaylar'ın hakimiyetinden kurtarmış, Gorlular'ın hakimiyetlerine son vererek Horasan ve Gazne'yi ülkesine katmış ve hakimiyetini Azerbaycan'a kadar uzatmıştı. Bu başarılarını anlatan İbnü'l-Esir Sultan Muhammed'i büyük bir hükümdar olarak tanıtır. Fakat Moğollar'a karşı tutum ve davranışlarında ise pek zayıf bir hükümdar gibi göründüğü de bir vakıadır.

İşi Hatun: İşi'nin eski bir kelime olup "kadın, prenses" anlamlarına geldiği daha önce görülmüştü.
İşi Hatun, Sultan Muhammed'in kızlarından ve Gıyaseddin Pir Şah'ın kızkardeşi idi. Gıyaseddin'in onu ilk önce emirlerden Ödek Han, sonra da Yağan Tayşi ile evlendirdiği biliniryor.

Mengü Birti: Bilindiği üzere Orhun kitabelerinde bengü ve Kaşgarlı'da mengü kelimesi "Ebedî" demektir. Kelimenin Moğolların zuhurundan önce, bu şekilde şahıs adı olarak kullanıldığına dair elimizde hiçbir delil yoktur. Ancak Mengü Tirek ( ijj ) Mengü Bars (A ) adları görülmüştü. Bu addaki Mengü'yü başka şekilde okumak ve manalandırmak mümkün olmadığına göre n'nin burada niye döndüğünü kabul etmek yerinde olmalıdır. Yayınladığı Tarih-i Cihan guşâ dolayısı ile bu ad üzerinde duran Kazvinî, başlıca kaynaklara ait yazmaların çoğunda bu adın Mengbirni şekİinde olduğuna dikkâti çekerek bu ismin Mengübirti tarzında okunmasına itiraz etmiştir. Hatta aynı müellif Safevî devri müverrihlerinden Gaffarîn'in : Sultan Kuddeddin Muhammed oğlu "Sultan Celaleddin'"in burnunda ben olduğu için "Menbur-nı şeklinde tanındı "sözlerini de nakl etmiştir. M. Kazvinî bu addaki "m"'nin min(»bin) sayısı olabileceğini ve bunun da fasrçadaki "hezârmerd "lakabına tekabül edebileceğini de düşünmüştür. M. Mînovî'de Mesâyimü'l-eshâr'de bu adın Mînk B. rn şeklinde yazıldığını Kemâleddin İsmail'in divanının eski nüshaları ile İbnü'l-Hadîd'in Nehçü'l-belâga şerhinde de M. nk. b. r. ni ve M. n. k. bü nı şekillerinin görüldüğünü bildiriyor. Adın manasını ararken, gösterilen bu yazılış şekillerini göz önüne almamak mümkün değildir. Fakat ad gerek "Menburnı," gerek "Min burnı" şekillerinde okusun bunlardan, Türkçe'nin kaidelerine uygun, bir mana çıkmıyor. Fazla olarak çağdaş bir kaynak olan Ahbâr'da (yani Ahbâru'd-devleti's-selçukiyye'de) bu ada M. ngü b-rni (A A) şeklinde rastgeldiğimi kaydetmeliyim. Buna göre adın birinci kelimesi Mengü'dür. Bu böyle olunca ikinci kelimeyi de bize göre, birti (>>birdi»virdi»verdi) kabul etmekten başka bir hal tarzı yok gibi görünüyor.

Aslında, işaret edildiği gibi, ebedî demek olan Mengû («mengii) burada Tanrı anlamına geliyor ve Mengü Birti de Tanrı verdi demek oluyor.
Mengü Birti, bilindiği üzere, son Harizmşah Celâleddin'in (ölümü: 1231) adıdır. Celâleddîn ise onun islâmi lakabı idi. M. H. Yınanç'a göre Celâleddin Mengü Birti? "İslâm ve Türk tarihinin en bahadır ve en şeci şahsiyetlerinden biri" olmakla beraber devlet idaresinde de ve siyasetten zayıf bir hükümdardı. F. Köprülü ise onu "müstesna" bir şahsiyet sayıyor. Fakat Moğol korkusu son yıllarda onu da zavallı bir insan hâline getirmişti. Bu yüzden Curmağun Moyan'ın Moğolları ile bir defacık olsun karşılaşmaya cesaret edemedi.

Terken: Melike Terken İl Arslan'ın hatunlarından ve oğlu Merv ve Serahs hâkimi Sultan Şah'ın annesi.

Terken: Celâleddin'in kızı. Terken iki yaşında iken Moğollar tarafından tutsak alınmıştı. Moğolistan'a götürülüp orada Kaan'ın emri ile yetiştirildi. Hulegû onu beraberinde İran'a getirdi; sonra onu 1257 yılında, cehiz de verip Musul hâkiminin oğlu Melik Sâlih ile evlendirdi.

Terken Sultan: Sultan Muhammed'in kızlarından; Moğollar tarafından tutsak alınan Terken Sultan, Dânişmend Hacib ile evlendirildi. Bu, Cengiz Han tarafından elçilikle Sultan'ın annesi Terken Hatun'a gönderilen biri idi.

Terken Hâtûn: Terken Hâtûn, daha "önce görüldüğü gibi, "kraliçe, imparatoriçe" anlamına geliyor.

Terken Hâtûn, Tekiş'in karısı Yemekler'in Bayavut boyunun başbuğu Cenkşi'nin kızı idi, adı bilinemiyor, kuvvetli bir. şahsiyeti olduğundan oğlu Muhammed'in devlet işlerinde söz sahibi olmuştu; Moğollar tarafından tutsak alındı; mühüründe: "Uluğ Terken Hatun" yazılı idi. Terken Hâtun'un nüfuzu dolayısı ile Sultan Muhammed devrinde asker ve emirlerin çoğunu Yemekler ve bilhassa onların Bayavut boyu teşkil etmiştir. Terken Hâtûn birçok hayır eserleri vücuda getirmişti.
Nesevî Terken Hâtun'un mehabetli, görüş sahibi, mazlumların hakkını zâlimlerden olan; adâlet sahibi bir kadın olduğunu, kan dökmekten de çekinmediğini bildirir. Gerçekten Moğol korkusundan Harizmi terkederken oğlunun Zûlkarneyn bandosunu çalmaya memur ettiği hükümdar oğullarının hepsini gaddarca öldürmüştü. Bunlar arasında son Selçuklu hükümdarı Tuğrul'un iki oğlu, Sıknak (sığnak) melik'inin iki oğlu, Görmeliklerinin oğulları da vardı. Fakat Terken Hatun Moğol hücumu dolayısı ile oğlunu utandıracak bir harekette bulunamadığı gibi, ona faydalı bir telkinde de bulunmamış kaçtığı berkiltilimiş kalede fazla bir direnme göstermeyip Moğollar'a tesl.n olmuştu. Terken Hatun öyle meşhur idi ki, Câmiu't-Tevârih'deki minyatürlerden biri de onun tutsak almışına tahsis edilmişti.

Toğan Toğdı: Yani Doğan doğdu, avcıkuşlardan toğan (doğan) ile toğ (»doğ-) fiilinin görülen geçmiş zaman üçüncü teklik şahsı ile yapılmış bir ad.
Toğan Toğdı Tegiş'in oğullarından biri idi; Gayır Han unvanını da taşıyordu; babasının sağlığında ölmüştü. Onun Er Boz Han adlı bir oğlu olduğu daha önce görülmüştü.

Uzlâğ Şah: Sözlüklerde böyle bir kelime görülemedi. Ozla-veya Uzla-şeklinde bir fiil de yoktur. Ancak uzluk kelimesi vardır ki, "sanat, ustalık, maharet," anlamına geliyor. Kelimenin sonundaki k'nin sedasızı ğ ile de söylendiğini ve yazıldığını biliyoruz. Bulak, bulağ gibi. Bu addaki lâğ'a gelince, bu da luğ'dan gelebilir. Dilimizde birçok kelimenin sonundaki yuvarlak hecenin düz heceye döndüğünü biliyoruz: konuk»konak, boğuz»boğaz bağırsuk»bağırsak, Kalmuk»Kalmak gibi. Ancak uzluğ (»uzlağ)'adın anlamı (sanat, maharet, ustalık) bana ad için, pek o kadar uygun gelmiyor gibi görünüyor. Onun için bu adı koyanlarca uz'un maharet, ustalık gibi isim olarak düşünülmüş olduğu akla geliyor.

Muhammed'in oğullarından biri idi. Sultan Muhammed onu annesi Terken Hâtun'un isteği üzerine veliahd yapmış veya yapmak zorunda kalmıştı. Çünkü, Uzluğ Şah'ın annesi Terken Sultan'da Yemekler'in Bayâvüt boyundan idi. Harizmşah Abîskûn adasında iken veliahdlığı Celâleddin Mengübirti'ye vermiş ve kılıçını bizzat eliyle onun beline bağlamış, Uzlâğ Şah ile Ak Şah'a da ağabeyilerine itaat etmelerini emretmişti.
Sultan Muhammed öldükten sonra Celâleddin kardeşleri ile birlikte Harizm'e döndü. Fakat orada bulunan askerin çoğu, Bayavut oymağından olduğu için, Uzlâğ Şah'a meyletmişler ve Celâleddin'i öldürmek veya gözlerine mil çekmeyi kararlaştırmışlardı. Bunu öğrenen Celâleddin üçyüz atlı ile Harizm'den ayrıldı; önüne çıkan Moğolları yenerek kurtuldu. Fakat Moğollar'ın harekete geçmesi üzerine Uzlağ Şah ve Ak Şah da Celâleddin'in arkasından gittiler ise de Moğol çenberini yaramayıp hayatlarını kaybettiler. (1221).

Yınal Tigin: Atsız'ın kardeşi. Yınal Tigin onun unvanı olmalıdır. Yınal Tigin (539) de Beyhak kasabasına gelip kasabayı yağmalamış ve orada bulunan Zerdüşt'ün ağacını yakmıştı. Bu ağacı gören bir hükümdarın, çok yaşamıyacağına inanılıyordu. Yinal Tigin de her halde bundan dolayı ağacı yakmıştı. Nişabur şahnesi İl Tut'un gelmesi üzerine Yınal Tigin Beyhak yöresinden uzaklaştı. İbn Funduk Zerdüşt'ün ağacını yakmasının Yınal Tigin'e zarar vermediğini ve onun 551 (1156) yılına kadar yaşadığını bildiriyor.

İmâdeddîn'in sözlerinden Selçuklu Muhammed Tapar oğlu Süleyman Şah'ın 541(1146) da Yınal Tigin'in kız kardeşi ile evli idiği Yınal Tigin ile kardeşi Yûsufun da Süleyman Şah 548(1153) de Hemedan'da tahta çıkarıldığı zaman yanında yine Yinal Tigin ile kardeşi Yûsuf bulunuyordu. Müverrih Zahîr-i Nişaburî ise ancak yirmi yedigün hükümdarlık mevkiinde kalabilen Süleyman Şah'ın yanında emir-i Hâcib olarak sadece Harizmşah Yûsufun bulunduğu bildirir.

Süleyman Şah'ın, yirmi yedi gün süren bu ilk sultanlığın dan sonra Mâzânderan ve Horasan'a gittiğini de yine Zahîr-i Nişabûrrden öğreniyoruz. Bu sırada Sultan Sancar Oğuzlar'a tutsak düşmüş olduğundan Horasana gelen Süleyman Şah tahta geçirildi ise de Oğuzlar ile yapılan karşılaşmada askerleri dağıldılar (548 şevvâl/1153 Aralık veya 1154 Ocak). Bunun üzerine Süleyman Şah'ın Harizm şah Atsız'ın yanma gitmiş olması ihtimali vardır.

Anlaşılacağı üzere kaynakların verdiği bilgiler arasında farklı ve müteakız ifadeler görülüyor. Bizim şimdiki durumda düşündüğümüze göre Süleyman Şah'ın karısı Yınal Tigin'in kızı olup onunla 1153 yılından önce evlenmiştir. Yûsuf da İmâdeddin'in yazdığı gibi, Yinal Tigin'in 551(1156) yılında öldüğü hakkındaki İbn Funduk'un ifadesine inanılması için teyid edici bir kayda ihtiyaç vardır.

Harizmşahlar devletinde türkçe ad ve unvanlar taşıyan Emirler ise şunlardır:

Akça: Ak-ça. eski Türkler'de -ça eki ile hemen bütün renklerden adlar yapıldığından daha önce söz edilmişti. Anadolu'da akça, çok defa k'nm sadalısı ile Ağça şeklinde söylenmiş ve yazılmıştır. Hatta ak'ın bile halk şiirinde ağ şeklinde telaffuz edildiği görülüyor.

Akça, Sultan Tegiş'in (ölümü: 1200) emirlerinden ve adı geçen hükümdarın Irak vâlisi Mayaçuk'un (b. bk) kardeşi idi. Akça'nın büyük ve aynı zamanda muteber emirlerinden biri olduğu görülüyor.

Alp Kara Uran: Alp Kara daha önce bir kaç defa geçmişti. Bunun aslında bir unvan olduğu da yine daha önce ifade edilmişti. Uran da onun başında bulunduğu oymağın adıdır.

Alp Kara, Seyhun'un kuzeyindeki Kıpçakların büyük başbuğlarından biri idi. Harizmşah Tegiş'in (1172-1200) oğlu Melik Şah Cend Vâlisi iken 578(1182)'de Sultan'ın hizmetine girdiğini bildirmişti. Alp Kara Cend'den en büyük oğlu Kıran (?) ile Buğu o hânedanından kalabalık bir topluluğu Tegiş'in katına gönderdi. Tegiş'in de onları memnun edecek şekilde ağırladığı bildiriliyor. F. Köprülü, Uran'ın bir Kıpçak (Kıfçak) boyu olduğu görüşündedir. Biz ise Uran'ın Yemeklerin bir oymağı olduğunu sanıyoruz.

Alp Han: Sultan Muhammed'in Semerkand'ın müdafaasına memur ettiği emirlerden Alp Han bir çıkış hareketi ile Moğol askerini yarıp Harizm'e ulaşmıştır. (1228 yılında Moğollar ile İsfahan önünde yapılan savaşta andına sâdık kalarak yiğitçe çarpışıp şehit düşdü.

Alp Er Han: Sultan Muhammed'in Semerkand'ın müdafaasına memur ettiği kumandanlardan. Bu, şimdi söz edilecek olan emir olabilir.

Alp Er Han = Alp + Er Han: Alp Er Han, Harizm Şah Alâeddîn Muhammedin oğullarından Gıyâseddin Pir Şah'ın emirlerinden biri idi. Sonra Celâleddin'in buyruğuna girdi; 1228 yılında İsfahan önünde Moğollar ile yapılan savaşta tutsak alındı; Moğolistan'a götürüldü ve orada Ödedey Kağan'ın buyruğu üzerine ateşe atılmak sureti ile öldürüldü. Alp Er Han'ın böyle feci bir şekilde hayatına son verilmesinin sebebi veya sebepleri için kaynakta bir açıklama görülemiyor: Ancak Alp Er Han'ın, Gıyâseddin Pir Şah ile Fars'a gittiğinde Kâzerûn şehrindeki, Şeyh Ebû İshak-ı Şîrazî'nin tekkesine sadaka ve nezir olarak getirilen şeyleri aldığı yazılıyor ve uğradığı felaketin bundan ileri geldiği söyleniyor.

Alp Er Tâysı: Buradaki Taysı herhalde çince "prens" demek olan Tayşi'den gelmektedir. Bu unvanın XI. yüzyılda İrtiş boylarında yaşayan ve XII. yüzyılda da batı'ya doğru göç etmeye başlayan Yemekler'e mensup beyler tarafından taşınmış olduğu anlaşılıyor. Alp Er daha önce geçmişti.
Cengiz Han'ın üzerine yürüdüğünü haber alan (1219) Sultan Muhammed emîrlerinden herbirini bir şehrin müdafaası ile vazifelendirirken Alp Taysi'yi de Kunduz şehrinin korunmasına memur etmişti.

Alp Tirek = Alp Direk: Tirek'in Beş Balık-Koçu Uygurları arasında bir unvan olarak kullanıldığı, Gazneliler'de de diğer bir kelime bir birlikte ad şeklinde emirler tarafından taşındığı görülmüştü.

Bu, Tegiş devrinde (1180-1200) Seyhun'un kuzeyindeki bozkırlarda yaşayan Kanglı veya Kıpçak (Kıfçak) beylerinden birinin, bize göre, unvanıdır; amcası Katır Buku (b. bk.) ile araları açıldığından Cend'e gelmişti; amcası yakalanınca Itendisi onun yerine geçmiş ise de bu, çok sürmemiş kendisi de amcası tarafından bozguna uğratılmıştı. Alp Tirek, kaynakta K. nâr Melik ( jiu jz) olarak da anılır5 . Buradaki K. nâr'ın ne olduğu anlaşılamadı.

Arslan Han: Sultan Muhammed'in oğullarından Irak (orta İran) hâkimi Giyâseddîn Pîr Şah'ın emirlerinden.

Artuk Han: Artuk yanı fazla. Selçuklular devrindeki Artuk Beg'den sonra bu, ikinci misaldir.

Artuk Han, Celâleddin Mengübirti'nin İsfahan önünde 1228 yılında Moğollar ile yapılan çetin savaşta andına sadık kalarak döğüşe, döğüşe ölmüştü.

Ayaz: Ayaz saray ibrikçi (testdâr-leğenci)lerinden biri olup melikliğe yükselmiş ve Cihân Pehlivan unvanı ile anılmıştı; on bin kişiye kumandan ediyordu. Sultan Muhammed birçok kimselerin ortadan kaldırılması işinî ona gördürüyordu. Mesela Nesa .şehrinde oturan Kara Hanlılardan Tâceddîn Bilge Han'ın öldürülmesine Sultan, Cihân Pehlivan Ayaz'ı memur etmişti. Yine Sultan azlettiği veziri Nizâmü'l-mülkü'n otağının ipleri kesilerek, başına yıkılmasını Ayaz'a emretmişti. Bu emri de adı geçen Ayaz yerine getirdi.
Selçuklular devrinde kullanıldığı görülen Cihân Pehlivân unvanını diğer bazı Harizmli emirler de taşımışlardır.

Ayyâr Beg: Bu, arabça, o zamanlarda şehirlerde yaşayan hırsız, soyguncu ve cani takımına verilen deyimdir.
Ayyâr Bey Harizmşah İl Arslan'ın (ölümü: 1172) ordu kumandanı; O, aslında Mâverâünnehr'deki Karluk beylerinden idi: 560(1165) veya 565(1170) yılında, Kara Hitay ve Mâverâü'nnehr askerinden meydana gelen bir kuvvetin üzerine yürüdüğünü haber alan il Arslan Ayyâr Bey'i bu kuvveti karşılamaya memur etmiştir. Fakat İl Arslan yetişmeden iki ordu karşılaştı ve Ayyar Bey bozguna uğrayıp tutsak düştü.

Bâlâ Han: Câmiü't-tevârih'de Bâlân, (ûA ) bâlâ'nın türkçe olması mümkündür. Uygurlar'da Bâlâ'nın ad olarak kullanıldığı görülmüştü. Bu adın farsça bâlâ «yukarı, üst, yükseklik» den gelmiş olması, bize göre daha az muhtemeldir.
Bala Han'da Sultan Muhammed tarafından Semerkand'ın müdafaasına memur edilen yirmiden fazla emirden biri idi. Hatta Bala Han, Alper Han (»e.jüı > ve Şeyh Han diğer bazı hanları ile birlikte şehir dışına çıkıp Moğollar ile savaşmıştı. Ancak onun da yirmiden fazla emir ile onların buyruğundaki otuz binden fazla Kanlı ve diğer Türk askeri gibi öldürülmüş olması muhtemeldir.

Barak Hâcib: Barak çok tüylü, çok koşan bir tür av köpeğinin adıdır. Anadolu'da anlatılan masallarda tülü (tüylü) Barak şeklinde geçerdi. Şimdi tamamen köylüleşmiş olan Gaziantep bölgesindeki Barak oymağının dâ adını buradan aldığı görülüyor.
Barak Hacib asılca Karakıtaylı olup kabiliyeti sayesinde Sultan Muhammed'in hâcibleri arasında yeralmış, sonra Kirman'ı eline geçirmişti. Kendisinden sonra nesli Kirman'ı idare ettiler ki, kaynaklarda bu hanedana Kutluğ Hanlar da denilir. Nâsireddîn Münşî'nin bu hânedanın tarihi hakkında Simtü'l-'ulâ li'l-hazret'il-'ulyâ adlı bir eser yazdığını biliyoruz.

Barışmas Han: Yani Barışmaz Han, nâdiren kullanılan bir ad.
Barışmas Han da Semerkand'ın müdafaasına memur edilen emirlerden birî idi. Moğollar tarafından yok edilen yirmiden fazla emîr arasında o da bulunuyordu.

Bek Sarık? Cenkşi: metinler de aynen böyle. Bunlardan her ikisinin de doğru olmadığından şüphe etmek yerindedir. Bu belki Bek Sarık olabilir: Bek Sarık«Bek Sarig» pek sarı. Cengiz Han'ın oğlu Tuluy'un Mâke adlı oğlunun anası da böyle anılıyordu: Bek Sarık. Bu, Noymanlı bir kadın idi. Cenkşi'nin ise eski bir unvan olduğu da önce görülmüştü.
Bek Sarık? Cenkşi de devir emirlerinden biri idi. Sultan Muhammed'in Buhara'nın müdafaasına memur ettiği Bedreddin İnanç Han (b. bk.) Moğollar'dan kurtulup Horasan'a geldikten sonra orada Moğollara karşı bir başarı kazanınca birçok emir bu arada Bek Sarık Cenkşi de onun etrafında toplandılar. (1220). İnanç Han'ın ikinci bir karşılaşmada yenilmesi üzerine Irak'a gidip Gıyâseddin Pîrşah'ın hizmetine girdi; fakat orada da fazla durmadı ve Celâleddin'in hizmetine girmek için Hindistan'a yollandı. Bundan sonra kendisinden bir daha söz edilmiyor.

Berke-Berge Yahut Bereke Han: Kendisine vezirlik yapmış olan Nesevî, yine çağdaş İbnü'l-Adîm ile İbn Bîbfnin tarihlerinde Bereket (eA) İbn Şeddâd ve el-Makrîzî'nin eserlerinde Berke < ) şeklinde yazılmıştır. Bunlardan hangisi doğrudur? Türkçe de "değnek, kamçı" anlamında berge (»berke) şeklinde bir kelimenin olduğunu biliyoruz. Böyle bir kelime ad olarak konulabilir. Ancak bu adın arabça Bereket olması da imkânsız değildir.
Hüsâmeddin Berke (?) Han'ın babası Devlet Melik Kimek topluluğunun Yemek boyuna mensup idi.

Devlet Melik'in Sultan Muhammed'in oğullarından Giyâseddin Pîr Şah'ın dayısı ve aynı zamanda onun emirlerinden olduğu biliniyor. Giyâseddin Pir Şah bu dayısına Mâzenderan dirlik olarak vermişti. Buna rağmen Devlet Melik kardeşi Bekti Melik ve Yeğen Tayısı («Taysi), Giyâseddîn'in İnanç Han'ı (b. bk.) yükseltmesinden hoşlanmayarak ondan ayrıldılar. Fakat bir Moğol kuvveti onları Zencan'da sıkıştırdı. Devlet Melik hayatından ümidini kesince çocuk yaşta olan oğlu Berke'ye (?) Azerbaycan'a doğru kaçmasını söyledi. Berke'de Tebriz'e ulaşıp ve orada Atabeg Özbek'den yakın bir alâka gördü. Celâleddin Hindistan'dan Azerbaycan'a gelince Berke onun emirleri arasında yer aldı; herhalde ilk önce melik sonra da han unvanı ile anıldı.

Celâleddin'in ölümünden sonra Berke Han Kayır Han, Yılan Toğu Han, Küşlü Sengüm Han ve Saru Han ile birlikte bir müddet Van gölü çevresinde oturdular. Sonra Alâeddin Keykubad'ın isteği üzerine Selçuklu devletinin hizmetine girdiler. Bu cümleden Berke Han'a Amasya dirlik olarak verildi. Alâeddin Keykubâd'ın ölümünden (1234) sonra, başları Kayır Han'ın KaySerî bölgesindeki Zamantı kalesinde hapsedilmesi ve çok geçmeden de orada ölmesi Berke Han ile diğer Harizmli emirlerin Selçuklu hizmetinden ayrılmalarına sebeb oldu. Fakat asıl sebeb onların başlarına buyruk yaşamak istemeleri ve Suriye'deki kavimdaşları tarafından oraya gelmeye teşvik edilmeleri idi. Berke Han ve arkadaşları, idarelerindeki Harizmliler ile birlikte güneye indiler ve Harran'da yurt tuttular (1238 yılında). Berke Han Kayır Han'ın yergini almış ve Harizmlilerin başbuğu durumuna yükselmişti. Bu esnada Suriye'deki Eyyubî melikleri birbirleri ile mücâdele ediyorlardı. Onlardan Şam (Dimaşk) hâkimi Melik Sâlih Berke Han ile bir ittifak vücuda getirdi ve bunu takviye etmek için kız kardeşini Berke Han ile evlendirdi. Fakat Berke Han ve arkadaşlarının gayesi bir bölgede yurt tutup orayı idare etmek değil, Orta Asya bozkırlarında olduğu üzere yağmacılık ile geçinmek idi. Bu yüzden beklenildiği gibi savaşlarda zayiat vere vere zayıfladılar. 644(1246) yılında Humus önünde Eyyubîler ile yapılan bir karşılaşmada Harizimliler yenildiler. Bereket Han da savaş meydanında kalanlar arasında bulunuyordu. Bu yenilgi Harizimlilerin varlığına son verdirdi. Geri kalanları dağıldılar; herbiri bir tarafa gittiler.

Berke Han'ın kızının Memlûk hükümdârı Beybars'ın karısı olduğunu biliyoruz. Hatta Beybars'ın bu kadından doğan oğluna, kayın babasının hâtırası için, Berke Han adını koymuştur. Bundan başka Berke Han'ın Bedreddin Muhammed adlı bir oğlunu tanıyoruz ki, bu emîr 1279 yılında Şam'da ölmüştü.

Beygû: Tegiş'in oğullarından Toğan Toğdı'nın ordu kumandanı.

Beyğü Hân: Mâveraünnehr'deki Karluklar'ın başı olup Kara Hanlı Kök Sağun (Celâddîn Ali b. el-Huseyin Çağrı Han) tarafından öldürülmüştü. Bunun üzerine Beygu Han'ın oğulları, Laçın Beg ve diğer Karluk büyükleri Harizimşah tl Arslan'a sığındılar. İl Arslan, Cuveynî'ye göre Karluk büyüklerinin yurtlarına dönmelerini sağlamıştır73.

Bilge Hân: Teceddîn Bilge Han Kara Hanlı hânedanından olup Semerkand hükümdarı "Sultanu's-selâtin" Osman Han'ın amcasının oğlu idi; o Kara Hıtaylar'a bağlı kalarak Otrar şehrini idare ediyordu, Nesevî'ye göre, Mâverâünnehr'i fethi hareketleri esnasında Harizmşah Sultan Muhammed'e kendiliğinden itaat edenlerden biri de Bilge Han idi. Bilge Han, yine aynı müverrihe göre sonra da Harizmşah'a herkesçe beğenilen hizmetlerde bulundu. Buna rağmen Sultan Muhammed Bilge Han'ı Horasan'daki Nesa şehrinde oturttu. Nesevî'ye göre Harizmşah Bilğe Han'ın bütün Türkler gibi, Nesa'nın ağır havasına dayanamayıp kısa bir zaman içinde öleceğine inanıyordu. Fakat bundan bir sonuç alamayınca adam gönderip sayılan ve sevilen bu zâtın hayatına son verdirdi. Bilge Han çok yakışıklı bir insan olduğu gibi, son derecede iyi kalbli bir emîr idi. Bundan dolayı ölümü kendisini tanıyanları pek müteesir etmişti.

Bilge Han: Celâleddîn Harizm Şah'ın Hindistan'da kalmış emirlerinden. Bilge Han sonra (1124'de) askerleri ile birlikte Azerbaycan'a, Celâleddin'in yanma
geldi75.

Buku Han: Celâleddin'in emirlerinden, Celâleddîn 1231 yılında Moğollar ile uğraşırken veziri Şerefü'l Mülk'ü aile ve hazinesinin bulunduğu Kihrân kalesinin muhafazasına memur etmişti. Bu esnada vezirin Sultanın öldüğüne inanıp aile ve hazinesine tamah ettiği iftirası ortaya atıldı. Bundan dolayı vezir, kaleden inmedi. İsteği üzerine Celâleddin, Buku Han'ı kaleye gönderdi. Buku Han'da onu kaleden indirdi76. Yine Cuveynî'ye göre Celâleddin Diyârbekir'e çekildikten (1231) sonra Buku Han'ı Moğollar'dan haber almak için Azerbaycan'a gönderdi. Azerbaycan'a gelen Buku Han Moğollar'dan haber sorduğunda "bu yörede onların varlığına dâir bir iz, bir bilgi olmadığı gibi kendisine Irak'dan dahi gitmek üzereler" denmişti. Han da, bu sözlere inanarak ciddi bir araştırma yapmadan geri dönüp Moğollar'ın gitmiş olduğu Harizmşah'a müjdeledi. Halbuki Moğollar bu esnada Celâleddin'in ordugâhına baskın yapmak için harekete geçmişlerdi77.

Bulâğ Çavuş: Pınar anlamında olduğu ve daha ziyade bulak şeklinde, yani ğ'nın sedasızı olan k ile söylendiği bundan önceki bölümde görülmüştü.
Bulağ Çavuş, Sultan Muhammed'in çavuşlarından biri idi. Harizmşah Hazar Denizi'ndeki sığındığı adada ölünce (1220) kefen bulunamamış, Bulağ Çavuş'un oğlu Mahmud, gömleğini kefen yerine kullanarak Sultan'ı defnetmişti78.

Cengşi Han: Cengşi'nin bir unvan olduğu daha önce görülmüştü. Cenşi Han, Tegiş'in karısı Terken Hâtun'un babası olup, Yemekler'in Bayavut boyunun büyük başbuğu idi79.

Dekeçûk: Aynen böyle. Tekeçük (teke-çük) hiç bir yerde ve hiç bir zaman t'nin sadalısı olan d ile yazılmıyor. Onun için bu adm başka bir yerden gelmiş olması mümkündür. Fakat bu, gerçekten Dekeçük de olabilir.

Dekeçük(?) Silahdar, Sultan Muhammed zamanında Mâzenderân'daki Kebûd ilecâme valisi idi. Celâleddin Ahlat şehrinin kuşatılması esnasmda (1230) Dekeçük'ü
Moğollar'dan haber almak için Harizm'e göndermişti. O da orada bir Moğol zümresine rastlayarak baskın ile onların çoğunu öldürmüş, birkaçını da Celâleddin'in katına getirmişti80. Bir yerde Dekeçük'ün adının yanında Noyin kelimesi görülüyor. Bu, Moğolca ( )* ünvanı mıdır, yoksa başka bir unvanın bozok bir şekli midir,
birşey söylemek mümkün olmuyor.

Er. s. mân Pelivan: Nesevî'nin her iki nüshasında da böyle. Doğrusunun ne olduğu bilinemedi.
Er. s. mân Pehlivân, 1230 yılında Celâleddin adına Mâzenderân şahneliği (vâliliği) yapıyordu81.

Etrek(?) Pehlivân: Nesevî'nin farsça tercümesinde böyle, arabça basımında Esr. k. Bunlardan belki birincisi daha doğru olabilir. Etrek, daha önce bahsedildiği gibi, "rengi kızıla çalan sarı adamı" demektir. Bir de ütrük kelimesi var. Bu da, "hiyleci, ütücu adam" anlamına geliyor. Ad bununla da ilgili olabilir. Her iki kelime de Oğuzca'dır. Es. r. k'i ancak esrük şeklinde okuyabildim. Bu da, bilindiği üzere sarhoş manasını taşıyor. Fakat bu, bize göre ancak lakap olabilir.
Etrek (?) Pehlivân, Sultan Muhammed'in emirlerinden olup, Sultan onu Cend'in müdafaasına memur etmişti. Pehlivân unvanı Etrek'in daha önce Harizmşah'ın silahşörleri arasında bulunduğunu gösterebilir.

Han Birdi: Han Birdi (»Han Virdi» Han Verdi) Celâleddin'in yakın emirlerinden olup bu sıfatlar o, "höcibü'l frâşş "unvanını taşıyordu. 1228 yılında İsfahan önünde Moğollar ile yapılan savaşta sol koldan kurtulan emirlerden biri de Han Birdi idi. Ancak bu üç emîr kaçıp kurtulduğunda onlara pek iyi gözle bakılmadı. Sol koldaki diğer emirler ise andlarına sâdık kalarak hayatlarını kaybettiler. Han Birdi'nin adı Selçuklu hizmetine giren emirler arasında görülüyor. Fakat kendilerine dirlik verilen emirler arasında ondan söz edilmiyor. Buna karşılık Suriye'de faaliyet gösteren emirler arasında onun da adı geçiyor;82 âkibeti hakkında bir kayda sahip değilim.

İnanç Han: Bu, Sultan Muhammed'in emirlerinden Oğul Hâcib'in unvanı idi. Sultan Muhammed 1216 yılında Kıpçak bozkırlarındaki Irgız'da Moğollar ile yapılan savaşta yararlıklar gösteren Oğul Hâcib'e İnanç Han unvanını vermişti, Bedreddîn İnanç Han sonra Emir Ahur İ{jtiyâreddın Küşlû Han ile birlikte Buhara'nın miidafaasma memur edildi. İnanç Han az bir asker ile Moğol kılıcından kurtulup Horasan'a ulaşmak başarısını gösterdi; Uzlâğ Şah'ı hükümdar yapmak isteyen Bayavutlu emirlerin kendisini öldüreceklerini Celâleddin'e haber veren de o idi: Horasan'da da bir Moğol kuvvetini yenmesi üzerine gücü arttı. Fakat Esterabâd ile Curcan arasındaki düzlükle Moğollar ile yapılan savaşı kaybetti 619(1222). Birçok emir bu savaşta hayatını kaybetti ise de İnanç Han kendini kurtardı ve Rey'de bulunan Harizmşah'ın oğullarından Giyâseddin Pir Şah'ın yanına geldi. Pir Şâh İnanç Han'ın değerini takdir ederek onu emirlerin başı yaptı. Bu ise Pir Şah'ın dayıları Devlet Melik, Bekti (?) Melik ile eniştesi Yeğen Tayşi'nin kıskançlıklarına sebep oldu. Öyleki İnanç Hanı bertaraf etmek istediler. Fakat Pir Şâh İnanç Hanı tutmakla kararlı olduğundan birşey yapamayıp ondan ayrıldılar. Ancak Moğollar onları Zencan taraflarında perişan ettiler. Hatta Devlet Melik savaş meydanında kaldı. Sonra Gıyâseddin Pir Şah yanında İnanç Han olduğu halde Fars'ı istila etti. Şirâz'da iken İnanç Han öldü ve orada gömüldü83. İnanç Han'ın Tutuk adlı bir oğlunu tanıyoruz (b. bk.).

Kaynakça
Kitap: TURK DEVLETLERİ TARİHİNDE ŞAHIS ADLARI I
Yazar: Faruk SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Harizmşahlar Devletinde Türkçe Adlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 13 May 2011, 00:16

İlân Tüğü: Bu ad Nesevî'nin Kahire basımında Yılan Nuğu, İbn, Bibî'nin mufassal ve muhtasar nüshalarında Yılan Nüğü şekillerinde geçiyor. Birinci kelimenin ilân (yılan) olduğunda şüphe yoktur. İkinci kelime Nesevî'nin farsça tercümesinde, hem de İbn Bîbî nüshalarında (» ) şeklinde yazılmıştır. Ancak türkçe de böyle bir kelime olamazdı, Bu sebeple bunun tuğu (»tuğu) olduğunu kabul etmek yerindedir. Böylece İlân (Yılân) Tüğu bu adın doğru okunuş şeklidir84.
1228 yılında Isfahan önünde Moğollar ile yapılan karşılaşmada Harizmşahlar ordusunun sol kolu Moğolların sağ kolunu bozguna uğratmış ve kovalamaya başlamıştı. Fakat Celâleddin henüz hücuma geçmemişti. Anlaşılan düşünüyor ve durumun biraz daha açıklığa kavuşmasını bekliyordu.

Bu sırada İlân Tuğu (?) yanına gelip harekete geçmediği için onu kınamış ve şunları söylemişti:

"Ulu Tanrı'dan bize şeref verecek; özümüzü alacak, göğsümüzü sevinçden kabartacak bir fırsat vermesini diliyorduk. O fırsat şimdi geldi. Zafer elimizdedir. Eğer birşey yapmazsak Tatar bu gece iki günlük yol alır. O zaman çok döğünürüz. Bu sebeple hemen harekete geçip onları yok etmeliyiz". Bu sözler Harizmşah üzerinde derhal tesirini göstermiş ve onu durumu iyice tahkik etmeden harekete geçirmişti. Halbuki Moğolların o sırada yaptıkları şey düşmanı pusuya düşürmek şeklindeki bilinen meşhur usullerini uygulamak hazırlıkları idi. Nitekim, Celâleddin harekete geçince onu ustalıkla uyguladılar. Harizmşah hayatını güçlükle kurtarabildi. Sol kol görülmemiş bir yenilgiye uğradı pek çok asker ve emîr bir savaş meydanında kaldı. İşte Alâeddîn Keykubâdin Niğde'yi dirlik olarak verdiği Yılan Tuğu budur. Fakat onun Kuzey Suriye'ye inen Harizm emirleri arasında adı geçmiyor85.

İlçi: Bu kelime ad olarak pek kullanılmıyor; bununla beraber bunu taşıyanın unvanı Cihân Pehlivan idi. Ona İlçi Pehlivân da deniliyor. Bu, onun ilkönce saray silahşorları arasında bulunduğunu gösterir.

Cihân Pehlivân İlçi, Sultan Muhammed devri emirlerinden biri idi; sonra onun oğullarından Giyâseddin Pîr Şah'ın hizmetine girdi ise de bazı emirler ile ayrılıp Hindistan'da bulunan Celâleddin'in yanına gitti. Celâleddîn 1224'de İran'a geldiğinde İlçi'de ona refakat ediyordu. Aynı yılda öncü kuvvetleri (yezek) kumandanı olarak Hûzistan'da Halife'nin nökerini bozguna uğrattı. Onun Celâleddin'in Gökçe Göl'ün güneyindeki Garni mevkiinde Gürcüler ile yapılan savaşa da katıldığını biliyoruz. 1228 yılında Moğollar ile yapılan savaşta İlçi Pehlivan Celâleddîn ordusunun öncü kuvvetleri kumandanlığında görülüyor. Fakat bilinmeyen bir sebepten Celâleddin'den ayrılıp Gıyâseddin Pîr Şah'ın hizmetine girdi ve onunla birlikte Alamut'a sonra da Kirman'a gitti. Fakat burada Barak Hâcib tarafından öldürüldü86.

İl Direk Melik: Yani ülkenin direği. Direk'in, Uygurlar'da olduğu gibi Kıpçak (Kıfçak) 1ar ile onların kardeşleri arasında unvan olarak kullanıldığı görülüyor.
İl Direk Melik Celâleddin'in emirlerinden idi. Celâleddîn kendisini takib eden Moğollar ile arasında mesafe kalması için İl Direk Melik'e onları oyalamasmı emretmişti. İl Direk Melik Moğolları pek oyalayamamış ise de, başka bir yoldan gitmişti. Moğollar da Celâleddin aynı yoldan gittiğini sanarak İl Direk Melik'i kovalamaya başladılar87. İl Direk Melik hakkında daha fazla bilgiye sahip değiliz.

İl. t. kü Melik: Cihân Cuşây nüshalarının çoğunda böyle88; Câmiu't-terâvih'de89 II ku; doğrusunun ne olduğu anrlaşılamadı. İletgü olabilir mi? İletgü Hamdullah Müstevfı'ye göre, türkçe olup Arablar'ın şakr, İranlılar'ın çarg dedikleri avcı kuşun adıdır. Moğollar'ın bu kuşa ( «eı ) dediklerini aynı müellif bildiriyor90. Bu, Osmanlı devrinde çakır denilen kuştur. Ancak itelgünün de moğolca olduğu kayd ediliyor91.
Adı geçen emir Moğol istilası esnasında Seyhun boylarındaki Fenâket (Benâket) şehrinin müdafaasına memur edilmişti; o buyruğundaki Kânlı (Kanglı) askeri ile şehri müdafaa ettikten sonra teslim oldular ise de Moğollar hepsini kılıç ve okla öldürdüler92.

Inâm yan: Ebû Hayyan ile Şeyh Süleyman'ın eserlerinde bu kelime geçiyor ve "doğru, emin adam" anlamlarına geliyor93. İnâm'ın Türkiye Selçuklularında şeref unvanları arasında kullanıldığı görülüyor94.
Inâm Han, Celâleddin'in emirlerinden biri idi. Celâleddin onu Sekir? Han ve Hâşş yan ile birlikte altı bin atlı ile Derbend'in idaresine ve Kıpçaklar'ın bu tarafa geçirilmesine memur etmişti. Nesevfye göre, bu emirler zulüm ve yağma yoluna saparak, Sultan yani Celâleddin'in kendilerine verdiği vazifeyi yerine getirmemişlerdi95.

K. c. b. Arslân: Nesevî'nin arabça basımında ve farsça tercümesinde aynen böyle. Lugatlarda bu şekilde bir kelime görülemediği gibi doğrusunun ne olduğu da anlaşılamadı; belki kaçak olabilir.

Kaçup: Arslan, Muğan veya Errân'da pek kalabalık bir halde yaşayan Türkmen oymaklarından birinin beyi idi. Celâleddin'in veziri 1227 yılında muğan'a gelip tahsildârlarını (ummâl) vergi toplamak için Türkmen oymaklarına göndermişti. Bu tahsildârlardan biri olan Harizmli Sirâc Errân'daki Kacup Arslan'ın obalarına gelip vergi toplamaya başladı. Fakat bir tahsildâr kendisi ve adamları için günde otuza yakın koyun kestiriyor ve Türkmenlere kanun hârici başka tekliflerde bulunuyordu. Buna canları sıkılan Türkmenler, "sen efendinin yanına dön biz vergimizi hazineye ulaştırırız" diyerek tahsildârı obalarından uzaklaştırdılar. Harizmli Sirâc bire bin katarak vezire Türkmenler'den şikâyette bulundu ve hatta onu Türkmenler'in üzerine yürümeye teşvik etti. Obalara doğru harekete geçen Cendil vezir Türkmenler'in üzerine yürümeye teşvik etti. Obalara doğru harekete geçen Cendli vezir Türkmenler'in otuz bin koyununu Beylekan'a doğru sürdü. Türkmen kadınları da sürünün arkasından gidiyorlardı. Bu kadınlardan bir kısmının yanlarında küçük yaştaki çocukları da vardı. Türkmen kadınları yüzlerini tırmalıyorlar ve uğraşıyorlardı. Fakat şerefu'l-Mülk Türkmenler'in koyunlarını geri vermedi. Onlardan dört bin koyunu kendisi için ayırdıktan sonra geri kalanları adamlarına dağıttı. Celâleddin Beylekan'dan gidip gelirken ona ziyafet için takdim ettiği için şu adar kile takıl ve şu kadar baş koyun helâl maldandır" diyerek gerçek dışı beyânda bulunuyordu96. O zamanlar gerek İran'da, gerek İran dışında Celâleddin ve onun Harizmli askerlerine Moğollar'a karşı İslâm'ın "şeddi" güzü ile bakılıyordu. Fakat bu "sed" Adalet ve akıllıca siyaset ilkelerine dayanmadığı için beş-altı yıl içinde çürük bir kerpiç duvar gibi yıkıldı.

Kâp Kaç: buyan kap- (ele geçir) ile kaç-fıillerinin emir kiplerinin yapılmış bir ad gibi görünüyor ise de doğruluğu üzerinde daha fazla bir şey söylenemez.
Kâp kaç (?), Celâleddin'in yakınlarından (min hvânssiki) biri idi. Celâleddin 1222'de Cengiz Han'a yenilip Sind'i geçtikten sonra yakınlarından olan bu kap Kaç Kol Bars Bahadur, şarabdâr Sa'deddin Ali ile buluşmuş ve bu buluşma hepsini pek sevindirmişti97.

Karaça: Daha önce belirtildiği gibi Karaça her devirde görülen yaygın adlardan biridir.
Karaça, Sultan Muhammed'in hass hâciblerinden biri idi. Cengiz Han'ın kalabalık bir ordu ile gelmekte olduğunu haber olan Sultan Muhammed Karaça'yı, on bin atlı ile Otrar vâlisi Kayır Han'a yardım etmeğe gönderdi. Moğollar Otrar'ı sıkı bir şekilde kuşattılar. Kısa bir zaman içinde ye'se düşen Karaça Kayır Han'a, Moğollarla teslim olunmasını teklif etti. Kayır Han'ın böyle bir şeye yanaşmadığını gören Karaça bir gece askerlerinin çoğu ile çıkıp Moğollar'a teslim oldu. Fakat Cengiz Han'ın oğulları Ögedey ve Çağatay, "efendisine hiyanet edenin bizim aramızda yeri yoktur" diyerek Karaça'yı ve askerlerinizi öldürdüler98.

Karaça (y. Karaça, Celâleddin'in Horasan'daki emirlerinden biri idi; Yağân Sunkur ile birlikte Nişabur ile yörelerini ellerde tutuyorlardı. Horasan'ın idaresine memur edilen Cin Timur, Kel (?) Bulat (t o îuır ) adlı Moğol emîrini Karaça'nm üzerin gönderdi. Karaça Kel Bulat'a yenilerek Siistan'a gitti; ve bir hisarda yerleşti. Fakat Karaça orada da rahat bırakılmadı. Tayır Bahadur adlı diğer bir Moğol emiri onun yerleştiği kaleyi kuşattı. Tayır bu kuşatma esnasında birçok güçlükler ile karşılaştı, ise de kuşatmayı sürdürdü; oradan iki yıla yakın bir zaman geçtikten sonra hisarı eline geçirdi. Karaça'nın ne olduğu hakkında bilgi yok ise de onun askeri ile birlikte yok edildikleri muhtemeldir99.

Kâtır-Kâdır-Buku Han: M. Kazvinî, Cihânguşây yazmalarının her nüshasında adın iki şekilde yazılmış olduğunu bildiriyor. Yine aynı müellif Buku'nun erkek Ceylân katır'ın da Reşîdeddîn'in sözlerine dayanıp ulu ve güçlü, demek olduğunu söyleyerek Bu adın ulu ve güçlü erkek ceylan (âhû-yi nerr-i azîm ve kavî) manasında olduğunu ifade etmiştir. Kaşgarlı ve Yusuf Hass Hacib'in bu kelimeyi Kadir şeklinde yazdıkları ve onu güç, şiddetli, sert anlamlarında kullandıklarından daha önce sözedilmişti101. Yine Katır Buku Han zamanında ve Seyhun kıyılarında Buğu oğullarından söz ediliyor. Adı geçen han ile Buğu oğulları arasında olduğu gibi Buku ile Buğu kelimeleri arasında bir yakınlık söz konusu olabilir.

Katır Buku Han, Kıpçak (Kıfçak), veya Kanğlıların büyük başbuğlarından biri idi102. Onun Seyhun boylarındaki Suğnak şehri yöresinde yaşadığı anlaşılıyor. Yine bu zamanlarda yaşamış Uran boyunun başbuğu Alp Kara'nın (b. bk.) buyruğundaki Büğü oğulları (Buğu Zâdegin) ile bu boy arasında bir akrabalığının sözkonusu olup olmadığı üzerinde hiç bir şey söylenemez. 691(1292) yılında Katır Buku Han'ın üzerine yürüyen Harizmşah Tegiş ordusundaki Uranlılar'ın hiyâneti yüzünden vuku bulan savaşta bozguna uğradı; askerlerinin bir kısmı düşman kılıcı ve bir kısmı da bozkırların dayanılmaz sıcağı ile susuzluktan hayatlarını kaybettiler. Tegiş Harizm'e döndü; bilhassa zuhur eden başka meseleler ile meşgul olduğu için Katır Buku Han'a karşı yeni bir seferde bulunamadı. Mamafih Katır Buku ile yeğeni Alp Direk arasında ihtilaf çıkmış ve Cend'e gelen Alp Direk amcasına karşı Tegiş'den yardım istemişti. Buna çok sevinen Tegiş, oğlu Muhammed'î yanına alıp Cend'de gitti. Ordusunun öncü kuvvetleri (yezek) kumandanı olan Muhammed Katır Buku'yu Cend yakınında yendiği gibi onu takip edip tutsak olmaya muvaffak oldu. (594 Rebiyyü'l-âhîr/1198). Katır Buku Harizm'e gönderilip hapse konuldu.

Fakat çok geçmeden Katır Buku Han'ın askerlerini başına toplayan Alp Direk'in isyankâr hareketlerde bulunduğu haberi geldi. Bunun üzerine Tegiş askerlerinden bir kısmın başına geçirerek Katır Buku'yu Seyhun boylarına gönderdi (aynı yıl 694(1295). Katır Buku Han yeğenini bozguna uğratmış ve kazandığı zaferi sultan'a bildirmiş103. Kaynaklarda bundan sonra ne Katır Buku Han'dan, ne de Alp Direk'ten söz edilir. Ancak, (607-608) Muhammed'in hükümdarlığı zamanında 1210 veya 1211 da Kâdır Han'ın askerlerinin kalıntılarından bir topluluğun Cend yöresinde isyan hareketlerine giriştikleri haber veriliyor104. Buradaki Kadir Han'ın Katır Buku Han'ın ifade ettiği şüphesizdir. Bu kayıtdan aynı zamanda Kadir Han'ın bu tarihinde hayatta olmadığı anlaşılıyor. İbn-î İsfendiyâr'ın bir kaydı da Kadir Buku Han'ın sonunun ne olduğunu bildiriyor. Ona göre Tegiş "kâfir Kadır'ı105 karısı ve çocuğu ile savaş armağanı olarak" Mâzenderân hakimine göndermiş. Birgün kâfırcik yani Kadir Han'ın ailesi yükselmiş ve karnına bıçak saplayıp kendisini öldürmüş106.

Kayır gân: Kaynakta daha ziyade Gayır Hân107. İlim âleminde bu adm manası üzerinde durulup durulmadığını bilmiyorum. Çünkü; Kayır Han Moğol istilası dolayısı ile ilim âlemince yakından tanınan bir şahsiyettir. Eski türkçe'de kâyır şeklinde bir kelime görülüyorsa da bunun manası şahıs adı için uygun gelmiyor108. Bir de hem kazğur hem de kaygur-şeklinde söylenen bir fiil görülüyor. Kazgur-ve Kayğur başlıca kaygılanmak (ihtamma) anlamında kullanılıyor109. Bu fiilin daha ziyade ikinci şekli (yani kaygur) diğer Türk lehçelerinde varlığını sürdürmüştür110. Batı Türkçesinde kansonont düşmesine uğrayıp uzun bir müddet kayur-tarzında telaffuz edilen bu fiil, sonra bugünkü kayır (himaye etmek), şeklini almıştır. Bu sebeplerden biz bu adın d-y değişikliği ile,111 "sert, güçlü" anlamındaki Kadır'dan geldiğini kabul ediyoruz. Çağdaş müelliflerden Cüzcânî'nin bu şahsın admı Kadir Han şeklinde yazması,112 bu görüş için şüphesiz mühim bir delildir.

Kayır Han, Sultan Muhammed'in Otrar vâlisi idi. Onun aynı zamanda Muhammed'in dayısının oğlu olduğu biliniyor. Buna göre Kayır Han'da zamanındaki büyük emirlerin çoğu gibi Yemekler'in Bayavut boyuna mensup bulunuyor; adınm Inalçuk olduğu söyleniyor. Mamafih bu da Kayır Han'ın daha önceki unvanı olabilir. 1218 yılında Moğolistan'dan gelen ticaret kervanına refakât eden dört yüz elli kişiyi öldürten işte bu Kayır Han'dır. O bu işi Sultan Muham-med'in emri üzerine yapmış olsa bile veya yapsa da bir takım sözler ile Harizmşah'ın kararında müessir olduğu şüphesizdir. Bu hadise de, bilindiği üzere, Cengiz Han'ın Sultan Muhammed'e açtığı harbin başlıca sebebini teşkil etmiştir. Kayır Han, vâlisi bulunduğu Seyhun boylarındaki Otrar'ı Cengiz Han'ın oğulları Ögedey ve Çağatay'a karşı beş altı ay müdafaa etmiş ve tek kişi kalıncaya kadar savaşmış, fakat en sonunda yakalanıp feci birşekilde öldürülmüştür113.

Kayır yân: Husâmeddîn Kayır Han Celâleddin'in emirlerinden. Onun ölümünden sonra diğer Harizmli emirler ile birlikte Selçuklu hizmetine girdi (630/1233). Kayır Han bu Harizm beylerinin başbuğu yani en büyükleri gibi görünüyor. Geliri bol Erzincan sübaşılığının Alâeddin Keykubâd tarafından ona verilmesi bu husus ile ilgilidir. Alâeddin Keykubâd'ın ölümü üzerine (1237), tahta geçirilecek şehzâde hususunda adı geçen hükümdarın vasiyetine uyulmasını istediğinden, Kayseri bölgesindeki Zamanti kalesine hapsedildi. Halbuki Kayır Han sonra diğer emirler ile birlikte Gıyâseddin Keyhüsrev'e biat etmişti. Kayır Han bir müddet sonra orada hastalanıp öldü. Bu hâdise, ağır dirliklere sahip oldukları halde Anadolu'da kalmak istemeyen diğer Harizmli beylerin Kuzey Suriye'ye gitmelerine sebep oldu. Böylece Selçuklular Moğollar'a karşı mühim bir dayanakdan mahrum kaldılar".

Kezlik-Kezli-Han: Daha önce de kaydedildiği gibi, kezlik, Kaşgarlı'ya göre küçük kadın bıçağı demek olup kadınlar onu elbiselerinin üstüne takıyorlardı. Mamafih diğer eserlerden kezlik'in erkeklerede, okun kirişe takılması için oyuk açılmasında ve diğer işlerde kullanıldığı anlaşılıyor115. Bu ad İbnü'l-Esir'de, gösterildiği gibi, Cuveynî'de de Kezli şeklinde gösteriliyor. Aynı adın Hindistan Memlûk sultanlığındaki emirler tarafından kullanıldığı görülmüştü.
Kezli Han'ın da Yemekler'in Bayavut oymağına mensup olduğu anlaşılıyor. Çünkü, o da Terken Hâtun'un sayısı çok akrabasından biri idi. Kezlik Han'ın Nişabur vâliliğine tayin edilmesinde bu akrabalığın âmil olduğu şüphesizdir. Kezli 1207 veya 1208 de Sultan Muhammed'in kendisine fenalık yapacağı vehmine kapılarak ve Sultan Muhammmed'in Kara Hıtaylar'a'tutsak düştüğüne dair Harizm'deki kız kardeşinden aldığı haber üzerine isyan etmiş ise de Nişabur'da duramıyarak şaşkın bir halde şurada burada dolaştıktan sonra Harizm'e yollanmıştı. Orada akrabası ve aynı zamanda oğlu Sultan Muhammed'in siyasî rakibi durumunda bulunan Terken Hâtûn tarafından himaye edileceğine inanıyordu. Fakat Sultan Tegiş'in Türk beğine sunması da kaderini değiştirmedi ve işlediği suçu hayatı ile ödedi.

Kılıç: Tâceddîn Kılıç, Celâleddin'in çok sevdiği hâdım memlükü. Celâleddin onu Hindistan'dan İran'a geldiğinde İsfahan'da tanımıştı. Kılıç emirlerden İzzeddîn Sökmen'in (?) Türk asıllı bir memlükü idi. Güzelliği ve inceliği ile herkesi olduğu gibi Celâleddin'i de hayran -bıraktı; Onu yakınları arasına aldı. Harizmşah Kılıç'ı taparcasına seviyordu. Mamafih Celâleddin Kılıç'a da vazifeler veriyordu. Son Selçuklu sultanı Tuğrul'un kızı ve Pehlivânoğlu Atabeg Özbek'in karısı Melike'yi Hoy'a Kılıç götürmüş, Gürcülere karşı kazanılan zaferi o Tebriz'e ulaştırmıştı. Celâleddin Kılıç'ı o kadar seviyorduki, öldüğü zaman çılgına döndü, pek çok ağladı. Ağır yaslar tuttu. Askerini, emirlerini Kılıç'ın tabutunun yanında yayan yürüttü. Celâleddin'in emri Tebriz halkı şehirden çıkarak tabutu karşıladılar, ağladılar, inlediler. Harizmşah bu şekilde yas tutmayanları cezalandırmakla tehdid etmişti. Kılıç'ın cesedini gömdürtmedi; nereye giderse onuda beraberinde götürüyordu. Kendisine yemek getirilince: "Kılıç'a da verin" diyordu. Götürüyorlar ve geri geldiklerinde: "Kılıç yeri öperek sizi ululadı ve şimdi daha iyiyim" sözlerini söyledi diyorlardı119. Celâleddin'in eşsiz bir harp adamı olduğu şüphesizdir. Yiğitliğine, bahadırlığına düşmanları Moğollar bile hayrandı. Haşin, sert ve zâlim bir hükümdar olduğu da söylenemez. Fakat geçirdiği hayat son yıllarda bir çok cesûr adamı da sarsmış, Tatar korkusu sinirlerini bozmuş, onda Moğollar'a karşı dayanmayı, direnme gücü bırakmamıştı. Bir kelime ile o, bitmiş tükenmişti; ve bu yüzden de Moğollar ile bir daha karşılaşmak istemiyordu. Moğol kumandanı Curmağına veya daha küçük rütbedeki bir Moğol noyanı ile savaşmayıp daima çekilmesi ve kaçması bu husus ile ilgilidir; emirleri ise çok daha yılgın bir durumda idiler. Kayır Han'ın anasının söylediği gibi, bir Moğol börkü Harizmliler'i dağıtmaya kâfi gelebilirdi. Celâleddin'in Kılıç'ın ölümü karşısındaki gerçekten tuhaf ve garip davranışları bize göre içinde düştüğü bu ruhî buhran ile yakından ilgilidir.

Kızıl Han: Nesevî'nin arabça metninde Karan? yân ( au- ay). farsça tercümesinde gösterildiği gibi, Kızıl'ın tek başına ad olarak kullanıldığı »bundan önceki bölümde görülmüştü.

Kızıl Han, büyük emirlerden Bayavut Emin Melik'in oğlu idi; babasının Sind kıyısında Cengiz Han ile yapılan savaşta (1222) ölmesi üzerine Kızıl Han Hindistan şehirlerinden biri olan Külûr'e (?) kaçabilmişti. Fakat çocuk yaşta olduğundan üzerinde bulunan değerli nesneleri almak için orada öldürüldü: güzel bir çocuk idi.

Kul (?) Bars Bahadur: Bu addaki birinci kelimenin aslını ve manasını bilemiyorum.

Kul Bars Bahadur, Hindistan'da iken Celâleddîn Harizimşah'ın yakınlarından biri idi. Bilhassa taşıdığı bahâdur unvanı onun Celâleddin'e sığınmış Moğol emirlerinden biri olduğunu gösteriyor121. Esasen Moğollar'dan bir çok emîrin kaçarak adı geçen hükümdarın hizmetine girdiğini biliyoruz.

Koşkar: Yani herhalde koç. Kaşgarlı koç'un Oğuzca olup aslının koçuriar olduğunu söylüyor: Koçuriar»Koşkar. Birçok Türk lehçelerinde bu kelime şimdi de koşkar, kuçkar şekillerinde söyleniyor122.

Celâleddin'in emirlerinden. Celâleddin Gürcüler ile savaşa çıktığı esnada Gürcü ordusunun sağ kolunda Kıpçak (Kıfçak) askerini görmüştü. Bu askerin sayısı yirmibin idi. Celâleddîn Emir Koşkar'a bir parça ekmek ve biraz da tuz vererek onu Kıpçaklar'ın yanına gönderip da onlara kendi ağzından şu sözleri söylemesini emretti: "sizleri babam tutsak almış bukağılar vurdurmuştu. Tatlı sözler söyleyip sizleri tutsaklıktan kurtardım. Buna rağmen sizler benimle savaşmaya gelmişsiniz. İyiliğin karşılığı bu mudur?". Bu sözler Kıpçaklar'a tesir etmiş ve onlar savaş meydanından uzaklaşmışlardı(623/1228)123.

Askerlerinin azaldığını, Moğol tehlikesinin artığını gören Celâleddin Karadeniz'in kuzeyindeki Kıpçaklar'ı yanına getirtmek için teşebbüse geçmiş, hatta onların büyüklerinden bazıları deniz yolu ile katına gelmişler ise de, emirlerinin kusurlu hareketleri yüzünden bu mühim teşebbüs suya düşmüştü124.

Koş Temür: Yaygın adlardan biridir. Bu adın aslı ve manası üzerindeki görüşümüz daha önce belirtilmişti.

Nâsireddîn Koş Temür Celâleddîn'n veziri Cend'li Şerefii'l-Mülk'ünulu hacibi idi. Koş Temür'ün Atabeg Özbek'in emirlerinden Küç'ek lakabı ile tanınan Nâsireddin Ak-kuş, Divîddâr Seyfeddin Sunkurça c > Beylik es-Sedîdî ve diğer emirleri mağlup ederek çıkardıkları fesadı söndürmüştü. Bu emirler Özbek'in torunu Hâmûş (Dilsiz) denilen Tuğrul Kızıl Arslan'ın oğlunu bulunduğu Kotur kalesinden çıkarıp tahta geçirerek Atabeğli devletini diriltmek istemişlerdi. Mamafih bu emirlerin hepsi de affedildiler125.

Kövürge: Bu ad davul manasında olmak üzere böyle okundu. Orhun kitâbelerinde bu kelimenin köbürge şeklinde söylendiği malûmdur. Moğol devrinde de Kövürge'nin şahıs adı olarak kullanıldığı görülüyor. Timur'la ilgili zafernâmelerde kövürge sık sık zikredilir.
Kövürge Celâleddin devrinde Karadeniz'in kuzeyindeki Kıfçaklar'ın büyük başbuğlarından biri idi. 1228 yılındaki İsfahan önünde yapılan savaşta Moğollar'ın gösterdiği yiğitlik ve bahadırlık Celâleddin'in askerleri arasında büyük bir korku yaratmıştı. Bunu iyice anlayan Celâleddin, ordusunu Kıfçaklar güçlendirmek için Sir (?) Cenşi'yi onlara gönderdi. Celâleddin'in emirlerinden olan Sir (?) Cenşi Kıfçaklar'dan soylu bir aileye mensup idi. Sir (?) Cenşi Kıfçaklar'ı Celâleddin'in hizmetine girmeye davet edecekti. O, bu vazifesini başarı ile yerine getirdi. Nesevî'ye göre ellibin çadıra yakın Kıpçak harekete geçip Demir Kapı'ya (Derbent) geldiler. Fakat burayı geçmek mümkün olmadı. Bu sebeple Demir Kapı'nın yanında konakladılar. Mamafih onların başbuğlarından (melik) olan Kövürge yakınlarından üçyüz kişi olduğu halde deniz yolu ile Müğan'da bulunan Celâleddin'in katına geldi. Fakat Sultan'ın emirlerinin Şirvanşah'a kötü muamelede bulunmaları ve Şirvan'da görülmemiş yağma ve tahrip hareketlerine girişmelerinden bu mühim teşebbüs de akemete uğradı126.

Kutluğ Han: Kutluğ Han'ın adı Büçı Pehlivân idi. Kaşgarlı'da buçı kelimesi görülüyor ve bunun iyi ses veren bir tür kopuz'un adı olduğu söyleniyor127. Harizmşah Sultan Muhammed Buçehlivân'a Pehlivân'a Kutluğ Han unvanını verip onu onbin askerin başında şehir Kent'in128 diğer bir kaynağa göre de Cend'in müdafaasına memur etti. Cuveynî'ye göre Kutluğ Han buyruğunda çok asker olduğu halde Aşnas şehrindeki askerden çoğunun Moğollar ile yapılan savaşta öldüğünü haber alınca bir ok dahi atmadan bütün askeri ile Cend'i terk edip Harizm'e gitmişti. O burada çoğu Bayavutlar'dan olan yedi bine yakın askerin başında Celâleddin'e muhalefet gösterip Uzlağ Şah'ın taraftarlığını güttü. Bu da Uzlağ Şah'ın anasının kendi oymağı olan Bayavutlar'a mensup bulunması ile ilgili idi. Halbuki Uzlağ Şah çok genç olduğu gibi, kendisinde ümid verici davranışlar da görülmüyordu. Nitekim Moğollar tarafından Horasan'da yanındakiler ile birlikte yok edildi ki, bunlar arasında Kutluğ Han'ın da olması muhtemeldir.

Köç Kondı: Anlaşılacağı üzere görülen geçmiş zamanın teklik üçüncü şahsı ile yapılmış adlardan biri. Bu ad, taşıyana göçün yani oymağın bir yere konduğu sırada doğduğu için verilmiş olabilir.
Köç Kondi Celâleddin'in büyük emirlerinde Urhan'ın (b. bk.) nâibi olarak 622(1225) yılında Horasan'a gitmişti129.

Küç Bukâ Han: Yani kuvvetli buğa.

Sultan Muhammed ve Celâleddin devrindeki emirlerden. Bu emir Subutay ve Cebe'nin sıkıştırması üzerine Silahdar Beg Tigin ve Küç Buka Han bir kısım askerle Sultandan ayrı düşüp Hemedan ile Ebhera arasındaki Secâs'a gelmişlerdi. Cuveynfye göre130 Moğollar oraya da erişip hepsini yokettiler. Ancak Küç Buka Han'ın bu baskından kurtulup Sultan'ın oğullarından, Irak (Acem). Vâlisi Gur sançtı'nın hizmetine girdiği anlaşılıyor. Küç Buko Han'ı Gur sançtı tarafından diğer emirler ile birlikte Azerbaycan Atabeğleri emîlerinden Cemâleddin Ay Aba'nın oğlunun tenkiline memur etmiş ise de bilakis Ay Apa'nın oğluna katılarak hükümdarına karşı hıyanette bulunmuştu. Nesevî bu münasebetle sultan Muhammed'in onu gulamlık veya uşaklıktan hanlığa yükselttiğini bildirir. Bununla beraber sonra Celâleddin'in emirleri arasına dahil olan Küç Buka han, 1228'de Moğollar ile İsfahan önünde yapılan savaş da andına bağlı kalarak ölünceye kadar vuruşmuştu131.

Küçey Tigin: Bu şekilde bir yer adı Reşidedin'de geçiyor ve oradan da teşkil edilecek bir tümen için asker devşirildiği bildiriliyor.132 Burası Ak su ile Karaşar arasındaki Küçe şehri olabilir. Bu emîr'in de adını buradan olması muhtemeldir.

Celâleddin kardeşleri ile birlikte babalarının öldüğü adadan Harizm'e geldiklerinde (1220) oradaki emirler arasında adı geçen de bulunuyordu133. Küçey Tigin hakkında başka bir bilgiye sahip değiliz.

Küç Tigin Pehlivân: Yani kuvvetli tiğin. Bilhassa Kara Hanlılar'da şehzâdelere bu da unvan olarak veriliyordu. Nitekim daha önce geçmişti. Pehlivân da, birçok misâlleri görüldüğü gibi, yaygın olarak kullanılan bir unvandı.
Küç Tigin Pehlivân, Celâleddin'in emirlerinden olup İsfahan önünde Moğollar ile yapılan savaşta (1228) sol koldan kurtulan Uç emirden biri idi. Celâleddin bu üç emiri affetmiş olmakla beraber onlara andlarında durmayan ve arkadaşlarına hiyânet eden emirler gözü ile bakılıyordu. Çünkü sol kolun diğer bütün emirleri sözlerinde durmuşlar ve savaşa savaşa hayatlarını kaybetmişlerdi. Sultan Celâleddin Mengü birti ise öyle bahadırlık ve yiğitlik göestermişti ki, Moğol kumandanı meşhur Taynal Noyan ona karşı duyduğu hayranlığı açıkça ifade etmekten kendini alamamıştı. Halbuki Küç Tigin Pehlivân korkak sayılabilecek bir emir de değildi. Daha önce Merv'de bulunuyorken Buhara'daki Moğollar'ın üzerine bir akın da bulunmuş, Curcan'da inal Han'ın Moğollar'a karşı yaptığı savaşa da katılmıştı134.

Küşlü Hân: Yani Küçlü»Güçlü Han. O devrin en yaygın unvanlarından biri. Türk kültürünün en fazla tesiri altında kalan Naymanlar'ın hanlarının bunu da unvan şeklinde kullandıklarını biliyoruz.
İhtiyâreddîn Küşlü Han, Buhara'yı Moğollar'a karşı müdafaa eden emirlerden biri idi. Onun da kaçarken Moğollar tarafından öldürülmüş olması muhtemeldir135.

Küşlü Senüm: Buradaki senüm Göktürk ve Uygur kitâbelerinde geçen senün den gelmiş olmalıdır. Nitekim mezkûr unvanın Moğollar tarafından da böyle söylendiği (yani senüm veya sengüm) biliniyor. Senün de çince kumandan manasmdaki tsiang-kün'den geliyor. İrtiş boylarında oturan Yemekler'in bu unvanları Uygurlar'dan aldıkları şüphesizdir. Onların Naymanlar'ın komşuları olduklarını da biliyoruz. Yemekler ise XII. yüzyılda İrtiş boylarını terk etmek zorunda kalıp hatıya Seyhun'un kuzeyindeki bozkırlara, yani bugünkü Batı Kazakistan'a gelmişlerdi.
Küşlü Senüm Celâleddin'in emirlerinden biri idi. Onun ölümünden sonra Kayır Han, Berke yahut Bereke Han ve diğer beyler ile Selçuklular'ın hizmetine girmişti. Lârende (Karaman) şehri bu hana dirlik olarak verildi. Âlaâeddin Keykubad'ın ölümünden sonra o da arkadaşları ile birlikte Kuzey Suriye'ye gitti136.

Lâçîn Beg: Karluk büyüklerinden; Kara Hanlı Kök Sâğun'un sıkıştırması üzerine Beyğu Han'ın oğulları ile birlikte Harizmşah İl Arslan'a sığınmıştı (553/1158). Cuveynî'ye göre İl Arslan Kök Sağun'a karşı harekete geçip Karluk büyüklerin Mâverâünnehr'deki yurdlarına dönmelerini temin etmiştir137.

Muyâçuk-Muyançuk: Kaynakların çoğunda Muyânçuk Cüveynî de Muyânçuk. Bu, Kaşgarlı'da gördüğümüz muyön kelimesi ileçuk küçültme ekinden * müteşekkül bir ad olmalıdır. Aynı müellife göre mugon, "sevap, hayır ve hasenât" demektir138. Bu kelimede aynı manaları taşıyan uygurca buyan'dan gelmiş olmalıdır. BuAan'un da sanskritçe gunya'dan geldiği bildiriliyor. Bizim için daha mühim olanı Uygurlar arasında Buyon Karakol ve Buyançuk adlarının taşınmasıdır139. Muyacuk'a gelince bu Muyançuku'n bir ünsüz (kaosonant) düşmesi ile aldığı şekildir.
Muyâçuk, Harizim şah Tegiş'in Acem Irak'ı Vâlisi idi. O, bir müddet soma vâlisi bulunduğu yeri başına buyruk idare etmiş, Tegiş'in hoşuna gitmeyecek birçok işler yapmıştı. Bu yüzden üzerine varılarak ele geçirildi. Fakat, beğenilen hizmetlerde bulunmiş olan kardeşi Akça'nın hâtırı için, Tegiş hayatını bağışladı. Ancak Muyaçuk bir yıl mahpus kalacak sonra Seyhun boyundaki Cend'de oturacak idi. Burada suçlu bininin hudut boylarında oturtulması gibi, Moğollar'da da görülen bir gelenek söz konusu olmalıdır.

Menli beg Tâysî: Yani Benli Bey. Taysı'da gelince bu, arabça metinde Tâyin, farsça tercümesinde Tây şeklinde yazılmıştır. Tâyîn ve Tây burada bir şey ifade etmiyor. Taysının Menli Beg'in birçok silah arkadaşı emîrlerce de unvan şeklinde taşındığını biliyoruz. Bunun Mengli Beyce'de unvan olarak taşındığı şüphesizdir.
Menli Beg Taysı da 1228 yılında İsfahan önünde Moğollar ile yapılan savaşta yiğitçe çarpışarak şehid düşmüştü140.

Oğrak Melik: Kaynaklardan ikisininde böyle141 diğer ikisinde de Boğrâk ( J">j! ) şeklindedir142. Boğrâk tarzında bir kelime görülemedi. Bu sebeple bu, Oğrak'ın başta ünsüz türemesi kaidesi ile (yani b'nin getirilmesi ile) aldığı diğer bir söyleniş şekli olmalıdır. Herhalde, şimdi de kullanılan uğrak (uğranılan yer) dan başka birşey değildir. Kaşgarlı'da Oğrak, Oğrâğ şeklinde geçiyor ve niyyet etme, kasdetme ve uğranılan yer yani Oğrak (Uğrak) anlamında kullanılıyor143. Buradaki manası mekân ismi olan Oğrak (»Uğrak) olsa gerektir144.

Seyfeddin oğrak, Halaç Türkleri'nin başbuğu idi. Halaçlar'ın eskiden beri bugünkü Afganistan da yaşadıkları biliniyor. Fakat Seyfeddin Uğrak'ın başındaki Uğrakların Orta Asya'dan gelmiş olamaları muhtemeldir. Seyfeddin oğrak da kalabalık bir Halaç ve Türkmen kitlesiyle Gazne'ye gelerek Celâleddin'in hizmetine girdi. Oğrak'ın buyruğundaki Türkmenler'in Moğol istilasından kaçan bir topluluk olduğu anlaşılıyor. Kaynaklardan birinde Oğrak'ın buyruğundaki Halaç ve Türkmen askerinin sayısının kırk bin olduğunun bildirilmesi, bu Halaç-Türkmen kümesinin çok kalabalık olduğunu gösterir. Buna öbür kaynaklar da teyid ediyor. Gazne'ye Celâleddin'in hizmetine başka emirler de gelmişlerdi. Bunlardan biri Sultan Muhammed'in dayasının oğlu145. Herat vâlisi Emin Melik (na Han Melik de denilir idi ki, buyruğun da Kanglı Türkleri'nden yirmibin kişi vardı. Ancak bu Kanglılar'ın pek çoğunu aslında Yemekler ve onların güçlü boyları Bayavutlar meydana getiriyorlardı. Emin Melikin de Bayavutlar'dan olduğu biliniyor. Nesevi'ye bakılır ise bunların çoğu "kâfir" idiler yani Müslüman değildiler veya Müslümanlığı sathî idi. Bundan başka Belh hâkimi Gorlu Âzam Melik, Afganlar'ın reisi Muzaffer Melik Karluklar'dan Hasan da askerleri ile Celâleddin'in ordusuna katıldılar. Böylece Harizmşah Moğollar ile savaşabilecek kalabalık bir orduya sahip olmuştu. Pervan denilen yerde Celâleddin üzerine gönderilen Tabur Baş yargıçı Şiki Kutuğu Noyan Kumandasındaki Moğol ordusu ile karşılaştı. Sağ kolda Emin Melik kumandasında Kanlı Türkleri, sol kolda Seyfeddin Oğrak ile diğer emîrler pek mühim birol oynadılar. Hatta İbnü'l-Esîr "Tatar'ı" yani Moğollar'ı mağlub edenin gerçekte Seyfeddin Oğrak olduğunu yazar146. Fakat ganimet meselesinden dolayı iki taraf arasında düşmanlık baş gösterdi. Cuveynî'ye göre bir at yüzünden Emin Melik ile Oğrak arasında münâzaa çıkmış ve Emin Melik Oğrak'ın başına kamçı ile vurmuştur147. Nesevî de münazanın, at yüzünden çıktığını söylemekle beraber, kamçıyı Emin Melik'e mensup Türkler'den birinin Görlu Âzam Melik'e vurduğunu söyler148. İbnü'l-Esir'de iki taraf arasında vuruşma olduğunu ve bu vuruşmada Oğrak'ın kardeşinin öldürüldüğünü bildirir. Kardeşinin öldürüldüğünü gören Oğrak: "Küffârı bozguna uğratmanın karşılığı bu mudur!" diyerek askerleri ile ordugahdan uzaklaşma emrini vermiştir. Celâleddin Halaç başbuğuna gönül alıcı sözler söylemiş Tanrı'nın böyle bir zamanda bu hareketini tasvib etmeyeceğini jfade etmiş ve hatta, kaynağımıza inanılırsa ağlamış ise de bunların hiçbiri Oğrak ve diğer emirleri kararlarından döndürmemişti149. Oğrak ve Âzim Melik Peşavar taraflarına gitmişlerdi. Orada birbirlerine düştüler. Oğrak yine Halaç emirlerinden olan Nûh Candar'ı öldürmek istedi ise de Nuh Cândar'ın askerleri Oğrak'ın hayatına son verdiler. Oğrak'ın askerler de daha önce davranıp Azam Melik ile Nuh Candar ve oğullarını bertaraf ettiler. İki taraftan pekçok kimse öldü. Yanlarında da bulunan Gorlular'ında çoğu telef oldu. Tam bu sırada Cengiz Han'ın emri üzerine Moğol kumandanı Tekeçük bunların üzerine geldi ve oda geri kalanların çoğunu öldürdü. Böylece iki üç ay içinde yirmi otuz bin Halaç, Türkmen ve Gorlu'dan pekçoğu veya bir kısmı yokolmuş ve geri kalanlarıda şuraya buraya kaçıp dağılmışlardı150.

Ödek Han: Bu ad bundan önceki bölümde geçmişti. Ödek, "ödeme, mükâfat, mücâzât", anlamlarına geliyor151.

Ödek Han Sultan Muhammed'in akrabasından bir emîr idi. Demekki Ödek Han'da Yemekler'in Bayavut koluna mensup idi. Kaynaklarında belirttikleri gibi, adıgeçen hükümdarın devrindeki emirlerin çoğu veya mühim bir kısmı Yemekler'den ve bilhassa onun Bayavut kolandan geliyorlardı.

Ödek Han, Moğol istilasının meydana getirdiği karışıklıklar esnasında İsfahan'ı eline geçirmişti. Sultan Muhammed'in oğullarından Gıyâseddin Pir Şah Ödek Han'ı kendisine bağlamak için kız kardeşi İşi Hatun'u ona vermişti. Pir Şah Ödek Han ile Atabeg Yağan Taysı'nın (b. bk.) arasını bulmaya çalıştı ise de başarı kazanamadı. Yağan Taysı kalabalık bir asker ile Ödek Han'ın üzerine yürüdü. Ödek Han Kirman'da bulunan Gıyâseddin Pîr Şah'dan yardım istedi. O da Devlet Melik'i gönderdi, Fakat bu yardım kuvveti yetişmeden Yağan Taysı Ödek Han'ı İsfahan önünde mağlup ve esir etti; çok geçmeden de Ödek Han'ın hayatına son verdi'. Geçirilen ve geçirilmekte olan felâketlere rağmen Türk emirlerinin birbirlerini öldürmeleri Moğol başarılarının başlıca sebeplerinden birini göstermesi bakımından kayda şâyândır. Ancak dirayetli bir hükümdar menfaat sağlayabildiği takdirde, bu emirlere faydalı hizmetler gördürebiliyorlardı.

Ödek Hân: Bu Ödek Han Celâleddin'in mîrâhûr'u yani emir âhuru idi; 1228 yılında İsfahan önünde Moğollar ile yapılan savaşta kurtulan sol kol emirlerinden biri de Ödek Han'dı. Ödek Han'ın zeki ve iyi konuşan bir emir olduğu bildiriliyor. Celâleddin'in onu 1230 yılında elçi olarak Abbâsî halifesine göndermesi Ödek Han'ın bu meziyetlerinden ileri geliyor153.

Öz Apa Tâyin: Buradaki birinci kelime bir mana taşımıyor gibi görünüyor154. Bunun tabir olacağını düşünmekte güçtür; buna karşılık onun doğrusunun tâysı olduğu belki kabul edilebilir.

Öz Apa'nın da İl Denizli hânedanına mensup emirlerden ('Irâkî) olması mümkündür.
1228 yılında Lori'ye yapılan akına katılmıştı. Gürcüler oradaki bir gölün doğu kıyısında geceleyen Öz Apa ile diğer bazı emirler üzerine baskın yaptılar; bir kısmını öldürdüler, bir kısmını tutsak aldılar; bir kısmı da canlarını kurtardılar. Sonra Celâleddin geldi. Gürcüler tutsakları geri verdiler. Bunlar arasında Öz Apa yoktu. Celâleddin onun aranıp bulunmasında ısrar etti. Gürcüler ellerinde hiç bir Harizmli'nin olmadığına and içtiler. Sonra anlaşıldı ki Öz Apa kendisine hücum eden Gürcüler'den üçünü okla vurup geri kalanları uzaklaştırdıktan sonra, mâceralar geçirip Nahçivan'a ulaşmak başarısını göstermişti.

Öz bek: Özbek Bay. n şeklinde sözediliyor. Fakat buradaki Bay. nın ne olduğu anlaşılmadı.

Cihân Pehlivân Özbek Celâleddin'in emirlerinden idi. Özbek, Celâleddin adına Hindistan'daki bazı yöreleri idare ediyor ve kendisine Hasan-ı Karluk yani Karluklar'dan Emîr Hasan yardımda bulunuyordu. Hasan-i Karluk, Halaçlar'ın başbuğu Seyfeddin Oğrak, Gorlu Âzam Melik gibi Celâleddînden ayrılmayarak onun kaderini paylaşmıştı. Bu yüzden Harizmşah ona Vefâ Melik unvanını vermişti. Fakat Vefa Melik sonra Özbek'ten ayrılıp Hind Memlükleri hükümdarı İl Tutmuş'un hizmetine girdi. Cihân Pehlivân Özbek'e gelince, o beş altı yıl Hindistan'daki yerleri idare ettikten sonra orada daha fazla kalamayıp 1231 yılında Azerbaycan'a Celâleddin'in katına gitmek için yola çıktı; Irak'a vardı. Fakat Özbek, Moğollar'ın gelişi dolayısı ile Sultan ile buluşamadı; Hoy yöresindeki Sökmen Âbâd'da Moğollar tarafından öldürüldü (628/1231).

Sariğ yân: Yani Sarı Han Sarığ yân, Semerkand'ı Moğollar'a karşı müdafaa eden emirlerden biri idi. Şehrin düşmesi üzerine onunda hayatına Moğollar tarafından son verilmiştir.

Saru yân: Selçuklu hükümdarı Alâeddin Keykubâd'ın hizmetine giren Harizmli emirlerden biri de Saru Han idi. Keykubâd'ın ölümünden (1237) sonra o da arkadaşları ile birlikte Kuzey Suriye'ye gitti; Kudüs'un fethinde bulundu. 1246'de Berke Han'ın öldürülmesinden sonra Harizmliler dağıldılar. Saru Han'ın âkıbeti hakkında hiçbir bilgiye sahip değiliz. Ancak Manisa bölgesini fetheden Saru Han Beg'in Harizmli Saru Han olması, muhtelif sebepler yüzünden mümkün değildir.

Sav Taş: Herhalde aslı sağ taş, ğ-v değişikliği. Buna göre Sav taş («Sağ Taş), sağlam taş, anlamına geliyor. Bundan önceki bölümde Sav Tigin adından söz edilmişti.

Sav Tâş dirayetli emirlerden bir olup Teğiş zamanında Ester Âbâd, Muhammed zamanında Nişabur vâliliğinde bulunmuştu158.

Söker (?) yân: Aynen böyle. Bu adın aslının ne olduğunu bilemiyorum. Bu ad şüphesiz, gösterildiği gibi, söker (sök+er) olabilir. Ancak ben bunun böyle olduğundan hiç de emin değilim. Şimdi kullanılan sek-fıili de eski lugatlarda görülemedi. Fazla olarak bu başka bir kelimenin yanlış yazılmış bir şekli olabilir.
Bu, Celâleddin'in emirlerinden biri idi. Celâleddin onu diğer bazı emirler ile birlikte 1228 yılında Şirvan'a göndermişti. 1230 da Sâve vâlisi olan Bahâeddîn'in aynı emir olması zayıf bir ihtimaldir159.

Semlân Silik Beg: Birinci kelimenin ne olduğu bilinemiyor. İkinci kelime görüldüğü üzere silik (temiz) okundu. Bu tabii başka bir kelime de olabilir.
Adı geçen Errân'daki Câribred (?) kalesinin dizdarı idi. Nesevî onun "zâlim ve şerir" bir ihtiyar olduğunu söylüyor. Oğlu ise "saray pehlivânları" arasında, çomakdârırdan biri idi160.

Sevinç yân: Ur Han ile birlikte Fars'daki Salgurlu Emû Bekir'e sığınan emirlerden. 1234 veya 1235 de Ur Hân ve Meşhur Temür Melik ile birlikte Kirman'a bir akın yapmışlardı161.

Sancakân (?) yân: Aynen böyle. Sancakan Han (=Sancaklar Han?)
Bu, Gıyâseddin Pîr Şâh'ın emirlerinden biri idi; sonra diğer bazı emirler ile birlikte Giyâseddîn'den ayrılarak Hindistan'da bulunan Celâleddin'in yanına gitti. Celâleddin onu yoluk (jij.) beyi (hâkimu yolukis-Sultân) yapmıştı. Yoluk Türkler'in adli işlere bakan dâiresine (divânu'l-mezâlim biistilahı Türk) deniliyordu. Sancakan Han birgün yoluk çadırında (haymetu'l-yöluk), çadırın direğine sırtını verip bir davaya bakarken gözlerini yummuştu. Orada bulunanlar uyukladığını sanmışlardı; halbuki o hayata gözlerini yummuştu162.

Sunkurçuk Taysı: Taysı'nın bir unvan olduğunu biliyoruz.
Celâleddin Hindistan'da iken onun yakınlarından. Celâleddin, Surkurçuk'u Hind memlükleri hükümdarı İl Tutmuş'a elçi olarak göndermişti163.

Tamğâç: Bu, bilindiği üzere, b-m değişikliği ile, Tabgaç'ın başka bir söyleniş şeklidir. Diğer bir kaynakta aynı emir Tavğaç şeklinde anılıyor ki bu da Tabğaç (Çin) dan geliyor.
Tamğaç Tegiş devri emirlerinden idi, Harizmşah Tegiş 1192 de Rey'i alınca Türk emirlerinin büyüklerinden olan Tamgaç'ı oranın vâlisi yapmıştır164.

Tiğin Taş: Görüldüğü gibi, tigin ve taş kelimelerinden yapılmış bir addır.
Hüsâmeddin Tigin Taş, Atabeg Salgurlu Sa'd'ın memlüklerinden olup Celâleddin'in hizmetine girmişti. 1230 yılında Firûzâbad kalesinin kumandanı idi165.

Tımür Melik: Nesevî'de Demur Melik ( ül. A > XII. yüzyılda t'nin bir çok kelime de yerini sadalısı d'ye bırakmış olduğu görülmüştü. Bu ve diğer misaller aynı hâdisinin Kıfçak-Kanglı türkçesinde de vuku bulmakta olduğunu, gösterebilir.
Temür Melik, Cengiz Han'ın Harizmşah üzerine yürüdüğü esnada (1219) Seyhun kıyısındaki Hocend şehrinin vâlisi bulunuyordu; Şehri Moğollar'a karşı yiğitçe müdafaa ettikten sonra yine kahramanlıklar göstererek Harizm'e ulaşmıştı. Bir müddet sonra babalarının ölümü üzerine; Celâleddîn ve kardeşleri Harizm'e geldiler. Burada pek çoğu Yemekler'in Bayavut boyuna mensup yedibin asker vardı. Bu askerler ve beyleri Celâleddîn'i tutup anaları kendilerinden olan Uzlağ Şah'ı Sultan yapmak istiyorlardı. İnanç Han bundan Celâleddîn'i haberdar etti. Bunun üzerine Celâleddîn Horasan'a yollandı. Temür Melik de üçyüz atlı ile ona refakat ediyordu. Celâleddîn bu az kuvvetle Moğol çenberini yarıp ilk büyük tehlikeyi anlattı. Halbuki daha çok askere sahip olan Uzlağ Şah ve Ak Şah başarısızlığa uğrayıp Moğollar elinde can verdiler. Nesevî bir daha Timur Melik'den bahsetmiyor. Cüveynî'ye göre Temür Melik, Celâleddinin hizmetinde bulundukdan sonra, mutasavvıfların kıyafetinde bir müddet Suriye (Şam) taraflarında dolaşmıştır; ortalığın yatışmasından sonra yurduna ve ailesine karşı duyduğu şiddetli özlemden dolayısı ile geri dönmüş ve birkaç yılda Fergana'da mezarlıklarda yatıp kalkdıktan sonra Hocend'de bulunan oğlu ile görüşmüştür. Batu, Timur Melik'in oğluna riayet etmiş ve ona babasının mallarını geri verdirmişti. Ancak oğlu babası Temür Melik'i tanımıyordu. Çünkü, Temür Melik onu bir süt çocuğu iken bırakıp gitmişti. En sonunda Temûr-Melik kağana giderken evvelce yaraladığı bir Moğol'un okuna hedef olarak hayata veda etmiştir. Cüveynî; "eğer Rüstem (Zal oğlu) sağ olsa idi, Temür Melik'e ancak eğer örtüsü taşıyıcılığı yapabilirdi" diyerek onun kahramanlığına karşı duyduğu derin hayranlığı belirtir. Gerçekten Cüveynî'nin anlattıklarına göre, Temür Melik hayatı romanlara konulabilecek bir kahraman gibi görünüyor. Kirman Kara Hıtayları'nın tarihi'ni yazmış olan Nâsireddin Münşi'nin eserinde Temür Melik ile ilgili bir haber vardır. Buna göre, Temür Melik yukarıda sözü edilen Urhan ve Sevinç Han ile birlikde Fars atabeği Salgurlu Ebû Bekir'e, sığınmışlardı. Bu emîrler 1234-1235 de Kirman'daki Cîruft şehrine hücum etmişler ise de, Kirman kuvvetlerine yenilmişlerdir. Nâsireddin Münşi de bu hâdise dolayısı ile Temür Melik'in merdlik, yiğitlik, asillik ve bahadırlık da Zâloğlu Rüstem'in ününü ortadan kaldırdığını yazarak onu över. Eğer, Nâsireddin Münşi Cüveynî'nin tesiri altmda kalmadan bu sözleri söylemiş ise bu, Temür Melik'in şöhretinin çok yaygın olduğunu gösterir. Aynı müellife göre, Harizm kuvvetlerini yenen Kirman ordusunun kumandanının adı da Temür Melik idi.
Bu Timur melik'in Barak Hâcib'in yüksetiği bir emîr olması muhtemeldir. Asıl admın da Emîr Taysı olduğu bildiriliyor166.

Toğân yân: Toğân yân, Sultan Muhammed'in dayısı (Bayavut'dan) idi. Sultan Muhammed Toğan Han'ın Semerkand'ın müdafaasına memur etmişti. Cüveynî'deki Semerkend müdâfilerinden Toğay Han bu Toğan Han olmalıdır.

Cüveynî'den anlaşıldığına göre, Toğan Hân Semerkand'ı "müdafaa eden diğer kumandanlar ile birlikde Moğollar tarafından öldürülmüştür. Bu böyle ise, Rukneddîn Gor Sançtı'nın hizmetindeki Toğan Han başka bir emîr olacaktır. Celâleddin'in mahiyetindeki büyük emirlerden Toğan Han, herhalde bu sonuncu emîr idi167.

Toğü: Farsça nüshada böyle, arabça basımında Yarğu (>y >ı doğrusu farsça nüshadaki olabilir.
Bu, Celâleddfin "pehlivan" larından birinin adıdır. Bu kelime (yani pehlivan) Harizmşahlar'da da "baba yiğit, gözü pek adam" ve bunlar ile ilgili olarak "silahşor" anlamına geliyor. Yani Celâleddin'in saray adamları arasında bu tür adamlar bulunuyor ve bunlara "pehlivân" deniliyor. Nesevî*deki kayıtlardan anlaşıldığına göre Pehlivânlar bir müfreze ile düşmandan haber almaya memur edilmekte ve buyruklarındaki asker ile suretle hükümdarın yanma gelmeleri için emîrler'e, daha küçük rütbedeki kumandanlara, oymak beylerine gönderilmekte idiler. Pehlivanlar bunlara verilmek üzere yanlarında kırmızı oklar götürmekte idiler. Bunun da yaygın bir Türk geleneği olduğunu biliyoruz. İşte Toğul'da bu pehlivânlardan biri olup ondört kişiden müteşekkil bir müfrezenin başında Zencan'a gelmiş olan Moğollar'dan haber almaya gitmişti. Toğu, Moğol öncü kuvveti (yezek) ile çarpıştı. Celâleddin'in katına sağ olarak ancak kendisi dönebildi. Çünkü bütün arkadaşları Moğol kılıcı altında can vermişlerdi168.

Turut Apa: Buradaki Turut'un manası ve aslı bence meçhuldur. Sözlüklerde böyle bir kelime görülemedi.
Seyfeddin Türut Apa Celâleddin'in avcıbaşı'sı yani emîr-i şikâr'ı idi. Celâleddîn onu diğer bazıları ile birlikte Alâeddin Keykubad'a elçilikle göndermişti16'-1. Âmid (Diyârbakır) yakınlarında Moğollar'ın baskınına uğrayan (1231) Celâleddîn ordugâhından uzaklaşacağı esnada eşlerinden sadece Fars Melike'sini, yani Atabeg Salgurlu Ebû Bekr'in kızını almış ve Turut Apa ile diğer bir emîre Melike'nin hizmetinde bulunmalarını ve onun yanından ayrılmamalarını buyurmuştu.

Tutuk = Tutuk'un çinçe'den Türkçeye geçen unvanlardan biri olduğu ve bilhassa Uygurlar arasında sıkça kullanıldığı daha önce görülmüştü. Bu ve aşağıdaki misal bu unvanının diğer birçokları gibi, Yemekler tarafından kullanıldığını gösteriyor.
Sirâceddîn Tutuk Tegiş devrinde Mâzenderan'daki Firuzkuh vâlisi bulunuyordu. Mâzenderan hâkiminin kumandanları Tutuk'u yenip onu tutsak almışlardı170.

Tutuk: Bedreddîn Tutuk yukarıda adı geçen inanç Han'ın oğlu idi. Onu yakından tanıyan Nesevî Emîr Tutuk'un gençliğine rağmen zekâ, anlayış, zarâfet,bcömertlik bakımlarından "Türk" emirleri arasında eşsiz olduğunu bildiriyor. Tutuk tahsil görmüş olup aynı zamanda farsça şiir de söylüyordu. Tutuk, Celâleddin'in hass hâcibi ve divân şahnesi idi. Celâleddin 1230 yılında Tutuk'u elçilikle Abbâsî halifesine göndermişti171.

Ulağ Qân: Kaşgarlı, ulağ'ın posta atı anlamına geldiğini söylüyor172. Ulağ, Moğol devrinde ve daha sonra da bu manasını korumuştur. Batı Türkçesinde ise ulak postası anlamında kullanılmıştır. Bu aradaki ulâğ herhalde bu kelime olmalıdır.
Semerkand'in müdafaasına memur edilen emirlerden. Moğollar onu da öldürtmüşlerdi173.

Uluğ yân: Yani Ulu Han. Uluğ Han, Celâleddin'in büyük emirlerinden biri idi; 1230 yılında Erzincan yöresindeki Yassı Çimen mevkiinde yapılan savaşta Selçuklular'a tutsak düşmüş ve Keykûbad tarafından öldürülmüştür174.

Urhan: Şimdi Orhan şeklinde kullanılan ad. Eski Türkçe devrine ait kaynaklarda or veya ur şeklinde, şahıs adı olabilecek bir isme rastgelinemedi175. Ebû Hayyân'ın eserinde tohum anlamında Ür (veya or), tohumluk manasında da ürluğ kelimeleri görülüyor176. Çağatay sözlüklerinde ise ur, yükseklik, yüksek yer, vucûd azâlarında çıkan ur, hendek, şehir ve kale yıkıntısı anlamlarında kullanılıyor177.
Urhan (Ür Hân,) Celâleddin'in ordusunun sol kol kumandanı ve aynı zamanda onun akrabasından bir emîr idi. Buna göre devrindeki emirlerin bir kısmı veya çoğu gibi o da Yemeklerin Bayavut kolundan idi. Kendisini ilkönce Celâleddin'in kardeşlerinden Acem Irak'ı hâkimi Giyâseddin Pîr Şah'ın emirleri arasında görüyoruz. Celâleddîn Hindistan'da iken Gayâseddîn Pîr Şâh'ın yanından ayrılıp yanına geleiî emirlerden biri de o idi. Cüveynî ise Celâleddin'in Gazne'den Sind'e doğru çekilişi esnasında Urhan'ın yezek yani öncü kuvvetlerinin başında bulunduğunu yazar. Celâleddin İran'a dönüp idareyi eline alınca Urhan'a Horasan'da geniş bir dirlik vermiş, Urhan da oraya nâibini göndermişti. Onun, Gürcüler ile yapılan savaşlar da yararlıklar göstermesi üzerine de Gence vâliliğine tayin edilmişti. Fakat 1227 yılında Gence şehrinin dışında üç Bâtinî fedaîsi tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Urhan'ın böyle bir harekete karşı son derecede tedbirli davranması beklenirdi. Çünkü, Horasan'daki nâibi Bâtınilere ait yerlerde yağma, yıkma ve öldürmelerde bulunmuştu. Fazla olarak Urhan bu hususta kendisine şikâyette bulunan Bâtinî elçisine sert sözler söyleyip onlardan korkmadığını ifade etmişti.
Urhan'ın ölümü ile Celâleddîn devletinin en güçlü dayanaklarından birini kaybetmişti. Zira o, iyi bir kumandan, cesur bir asker ve davranışlı bir insandı. 1228 yılında İsfahan önünde Moğollar ile yapılan savaşta sol kolu bozguna uğrayınca Urhan'ın yokluğu üzüntü ile anılmıştı. Çünkü Urhan'ın kumandasında sol kol hiç mağlubiyet yüzü görmemişti.

Urhân: Bu da Celâleddin'in emirlerinden biri idi. Celâleddîn Ahlat'ı aldıktan (Mayıs 1230) sonra şehrin dirlik olarak isteği üzerine Urhan'a vermişti. Fakat iş kesinleşmeden şehir ve yöresi, orayı Selçuklular devrinden beri idare eden aileden Husâmeddin Hızır'a iade edildi. Bundan üç ay sonra Erzincan'ın batısındaki Yassı Çimen'de Selçuklu-Eyyûbî kuvvetlerine yenilmesi, Celâleddîn'de manevî bir çöküntü yaratmıştı. Moğol kumandan, Curmağun Noyan'a beklenilen mukavemeti gösterememesi bu husus ile ilgilidir. Gerçekten o, Curmağun'un hücumları karşısında zavallı, âciz bir hükümdar gibi hareket ediyordu. Böylece ciddî bir karşılaşma yapmadan kaça kaça Dıyârbakır önlerine gelip Dicle köprüsü yakınında konaklamıştı. (Ağustos 1231). O günün gecesi huzûruna çıkan bir Türkmen: "dün konakladığımız yerde kıyafetleri askerlerinizinkinden farklı, atlarının çoğu boz donlu179 askerler gördüm" demişti. Celâleddin Türkmen'in sözlerine inanmamış ve" bu bizim buralara gelmenizi istemeyen kimselerin çıkardıkları asılsız bir haberdir" demiştir. Bu haber üzerine ne onun ne de emirlerinin en küçük bir ihtiyat tedbiri almamaları hayret vericidir. Moğol korkusu yüzünden Celâleddin ve emirleri kendilerini daha fazla içkiye bırakmışlar kendilerini tamamen kaderin eline teslim ederek, isabetli bir karar veremez duruma gelmişlerdi. Nitekim Moğol askerleri ordugahı çevirip hücuma geçtikleri zaman baskına uğranıldığı anlaşılmıştı. Bu esnada Celâleddin derin bir uykuya idi; Moğollar otağını sarmışlardı. Bereket versin Orhan yetişerek Moğollar'ı dağıttı. Celâleddîn uyandırıldı; bir ata bindirildi. Celâleddîn az bir kimse ile başka bir yoldan gideceğini söyleyip Urhan'a askeri yürütmesini emretti. Harizmşah bu hiyle ile Moğollar'ın takibinden kurtulacağını sanıyordu. Fakat sandığı gibi olmadı. Urhan ise dört bin asker ile Erbil'e ulaşabilmişti. Oradan İsfahan'a gelen Urhan Moğollar'ın gelişine kadar orada kaldı ve sonra Moğol hücumu yüzünden bazı arkadaşları ile birlikte Fars'a Salgurlu (Salurlu) Atabey'Ebu Bekr'in yanına gitti. Urhân, herhalde Atabey'in isteği veya uygun görmesi üzerine arkadaşları Sevinç Han ve Temür Melik ile Kirman'a başarısızlıkla neticelenen bir seferde bulundu (632/1234/1235). Nesevî, Urhan'ın 639(1241 -1242)'de Fars'da hayatla olduğunu bildiriyor. Fakat b tarihde o hapsedilmiş bulunuyordu180.
Ütar Han (ot. jj y. Utar'ın Kaşgarlı da şahıs adı şeklinde geçtiğini görmüş ve bunun" yener, galip gelip ve zafer kazanır" anlamında, ut-fıilinden-ar eki ile yapılmış bir ad olduğu yazılmıştı181.

Utar Han Celâleddin'in büyük emîrlerinden olup, onun anası tarafından akrabası idi. Moğollar ile 1228 yılında İsfahan önünde yapılan savaşta yararlık gösteren sağ kol emîrlerinden olduğu için Sultan ona Utar Han unvanını vermişti. Utar Han Celâleddin'in bundan sonraki seferlerinde de bulundu. Nesevî, Utar Han'ı, korsanlıkla vasıflandırdığı gibi, Meyyâfârikin dağlarında kurtuluş yolu arayan Celâleddîn Harizmşah'ı yalnız bırakmakla da itham ediyor. Utar Han Meyyâfarikin'de Şehabeddin Gazi tarafından hapsedilmişti. Sonra Mısır hükümdarı Melik Kâmil'in isteği üzerine onun yanına gönderildi. Nesevî Utar Han'ın damdan düşerek öldüğünü bildiriyor182.

Yağan Sunkur: Herhalde birleşik ad: Yağân+Sunkur=fil ve sunkur. Kaynağın farsça tercümesinde Toğân Sunkur: Yağan (fıl)'ın da şahıs adı ularak kullanıldığı görülmüştü.
Yağan Sunkur, 1229-1231 yıllarında şahne (vâli) olarak Celâleddîn adına Horasan'ı idare ediyordu. Celâleddin onu ve Mâzenderan Şahnesini Moğollar'dan haber almaya memur etmişti. Onlardan haber beklenirken Moğollar Muğon'da Sultan'ın ordugahına baskın yapmışlardı183.

Yağan Tâysı: Yağan'ın Türkçe fil demek olduğu ve ad olarak kullanıldığı görülmüştü. Taysı'nın da Türkler'e Çinliler'den geçmiş bir unvan olduğu da birkaç defa kaydedilmişti. Her iki kelime (Yağan Tâysı) tek bir unvan teşkil edebilir.

İbnü'l-Esîr, Yağan Taysı'nın Sultan Muhammed'in oğullarından Gıyâseddîn Pîr Şah'ın dayısı olduğunu söyler ise de bunu kabul etmeye imkân yoktur. Bu, belki taysı'nın tayısı, dayısı şeklinde anlaşılmasından, ileri gelmiş olabilir. Gıyâseddîn Ödek Han'dan sonra kız kardeşi İşi Hâtun'u, emîrleri arasına dahil olan Yağan Taysı Gıyâseddin'in kardeşi Irak hâkimi Rukneddin Görsançtı'nın atabeğliğinde bulunmuş ve hatta itaatsızca davranışlarından dolayı Sercihân kalesinde hapsedilmişti. Celâleddin'in Azerbaycan'a yürümesi üzerine Yogan Taysı Irak'a dönmek istedi. Fakat Celâleddin Hemedan yakınında baskın yaparak onu acınacak bir duruma düşürdü. Bununla beraber Celâleddîn herhangi birşey yapmayarak onu emirleri arasına dahil etti. Bundan sonra Yağan Tâysı Celâleddîn'e faydalı hizmetlerde bulundu. 1228 yılında İsfahan önünde Moğollar ile yapılan savaş esnasında Yağan Taysı şehirde hasta yatıyordu. Celâleddinden bir hafta haber alınamaması üzerine İsfahan'ın ayak takımı Harizmlilerin şehirde bulunan kadınlarına el atmak ve sultana mensup olanların evlerini yağmalamak istediler ise de kadı bayrama kadar sabretmelerini söyledi. Kadı ve diğer Isfahan ileri gelenleri de bayrama kadar Sultandan bir haber alınamaz ise bayramdan sonra Yağan Taysî'yı tahta geçirmeyi kararlaştırmışlardı. Çünkü onun böyle bir vazifeyi başarabileceğine inanıyorlardı. Ancak tam bayram namazı kılınırken Sultan göründü ve cemâat ile birlikte namaz kıldı. Halk çok sevindi ve âdeta çifte bayram yapıldı. Yağan Taysı hakkında daha fazla bilgiye sahip değiliz184.

Yılan Küş: Nesevî'nin faşça nüshasında bu ad gösterildiği gibi, (yani yılan Küş ilçi Pehlivân), arabça Mısır basımında Y.L.T. Kü bin ilçi pehlivân şelinde gösteriliyor. Bunlardan farsça nüshadaki Yılan Kuş'un doğru ve* bunun da İlçi Pehlivân'ın (b. bk.) lakabı olması, belki, muhtemeldir185.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Türk Boyları ve Diğer Türk Devletleri Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir