Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Firuzkuh

Burada Türk Boyları ve Diğer Türk Devletleri hakkında konular bulabilirsiniz

Firuzkuh

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 21:08

FİRUZKUH
(FERÖZKÖH veya PERÖZKÖH)


Bugünkü Afganistan'da, vaktiyle Gur dağları ve şimdi Hazara dağları denilen dağlık sahada, XII. asırda tesis edilmiş müstahkem bir şehirdir ki, kuruluşundan Gurlular sülalesinin yıkılışına kadar, burada kurulan her devletin payitahtı olmuş ve saltanat ailesinin reisi addedilen büyük hükümdar, ekseriyetle, burada oturmuştur. Vaktiyle Varşada adını taşıyan bu vilayet, babasının ölümü üzerine tahta geçen Sultan Suri tarafından, kardeşi Kutbeddin Muhammed b. İzzeddin Hüseyn'e verilmiş ve o da, intihap ettiği münasip bir mevkide, Firuzkuh şehrini ve kalesini inşa ettirerek, burayı kendisine payitaht yapmıştı. Malik el-Cibal lakabı ile maruf olan ve kardeşleri ile kendi arasında çıkan mücadeleler neticesinde, Gazne'ye iltica ederek, orada Behram Şah tarafından öldürülen bu hükümdardan sonra, kardeşi Bahaeddin Sam (544/1149) da Firuzkuh'ta tahta çıkarak, şehrin ve kalenin inşaatını tamamladı.

Sultan Suri'nin ölümünü müteakip, kardeşlerinin en büyüğü olmak itibarı ile devletin büyük hükümdarı sayılan Bahaeddin Sam'dan sonra, bu sülaleden muhtelif hükümdarlar Firuzkuh'ta tahta çıkmışlar ve şehrin imarına çalışmışlarsa da, en mühim imar hareketi Muizzeddin Muhammed b. Sam zamanında olmuş ve Firuzkuh'taki umumi binalar o devirdeki Hind fütuhatı esnasında elde edilen ganimetler ile süslenmiştir. Yazın Zemindavar'de oturan Gurlu hükümdarları, Firuzkuh'ta bilhassa kış mevsimini geçirirlerdi. Buradaki binalardan Mescid-i cami'in bir sel ile harap olduğunu, burayı çok iyi bilen Tabakat-ı Nasıri müellifi söylediği gibi, "Sultan köşkü" namı ile maruf olan kasrı da, muhteşem revakları ve şerefeleri ile hiçbir yerde eşine tesadüf edilmeyen muazzam bir abide olarak tavsif etmektedir. Çok yüksek olan bu kasrın tepesinde altından beş büyük murassa küre ve yine altından iki büyük hüma mevcud idi ki, bunlar Muizzeddin'in Hind fütuhatında elde edilen ganimetlerden idi. Mescid-i Cami'ide de böyle birtakım ganimet mahsulleri mevcut olduğunu yine aynı kaynaktan öğrenmekteyiz.

Sultan Gıyaseddin'in ölümünü müteakip, 602 (1205/1206)'de Firuzkuh'a hakim olan emir Mahmud, bazı mücadelelerde bulunmakla beraber, Harizmşahların gittikçe artan nüfuzuna karşı mukavemet edemeyeceğini ve rakiplerine karşı gelemeyeceğini anlayarak, 603'te Harizmşah Muhammed'in metbuluğunu kabul etti. Kardeşi Harizmşah Muhammed ile arası bozulan Taceddin Ali-Şah, Firuzkuh'a iltica ederek, Mahmud'un himayesine sığınmak istedi ise de, Harizmşah'ın talebi üzerine hapsedildi; fakat bundan müteessir olan Ali-Şah mensuplarından biri Mahmud'u öl-dürmeye muvaffak oldu (7 Safer 607). Müverrih Cuveyni, ileri gelen ricalin tensibi ile Taceddin Ali-Şah'ın 609 (1212)'da Firuzkuh tahtına çıkarılarak, bunun Harizmşah tasvibine arzedildiğini, onun da güya bunu tensip eder gibi görünerek, 610'da Muhammed Beşir isimli bir adamı ile hil'at ve ferman gönderdiğini ve bu vasıta ile onu öldürttüğünü kaydeder.

Tabakat-ı Nasıri müellifine göre, Firuzkuh'ta Ali-Şah'ın hapisten çıkarılması, Mahmud'un ölümünden sonraki dahili mücadeleler esnasında, Harizmşah tarafından gönderilen orduya karşı müdafaa tedbirleri alındığı sırada olmuş, fakat bu ordu 607'de şehri raptederek, Muhammed Sam hanedanına nihayet vermiş ve Ali-Şah da bu sırada Gazne tarafına kaçmıştır. Öyle anlaşılıyor ki, Ali-Şah'ın, tekrar Firuzkuh'a dönerek, tahta çıkması ve öldürülmesi bundan sonradır. Mahmud'un ölümünden sonra, yine Harizmşah Muhammed'in yardımı ile, Alaeddin b. Hüseyn Firuzkuh tahtına çıkarak, dört yıl kadar saltanat sürdükten sonra, Gazne'deki Türk emirleri ile yaptığı bir harpte öldü; 611'de tahta çıkan ve yine Harizmşahların himayesi altında Firuzkuh'un son Gurlu hükümdarı olan Sultan Alaeddin Muhammed, bu şehri 612'de Harizmşah Muhammed'in adamlarına teslim ederek, Harizm'e gitmiş ve orada ölmüştür. Artık bundan sonra doğrudan doğruya Harizmşahlar İmparatorluğu içine giren ve Celaleddin Menguberti'nin idaresi sahasına dahil olan Firuzkuh, 617 (1220)'de Moğolların hücumuna uğradı. 20 günden fazla devam eden bir mücadeleden sonra, Moğollar geri çekildiler. Lakin şehir halkı, kale kumandanı Mübarezeddin Şirazi'ye isyan ederek, onu yukarı kaleye çekilmeye mecbur ettiler. Bu kale, şehrin şimal-i şarkisinde ve yüksek bir tepe üzerinde idi ki, sadece Gurlular devrinden kalma büyük bir kasrı ihtiva ediyordu. Buraya hayvanların çıkmasına imkan verecek bir yol dahi yoktu. Fakat Mübarezeddin Şirazi, her türlü ihtimallere karşı, bütün Firuzkuh istihkamlarını yeni baştan tamir ve tensik ettiği sırada, bu yukarı kaleyi de tahkim etmiş, etrafına surlar çevirtmiş, yüklü develerin buraya çıkmasına imkan verecek yollar yaptırmış ve burada 1000 kişilik bir kuvvetin sığınmasını temin edecek tertibat vücuda getirmişti. Firuzkuh halkı, Mübarezeddin ile mücadeleye girişip onu yukarı kaleye çekilmeye mecbur ettikten sonra, Melik Kutbeddin Hasan'a mektup yazarak, onu davet etti.

O da askeri ile beraber buraya gelerek, amcasının oğlu Melik İmadüddin Zengi'yi Firuzkuh müdafaasına memur eyledi (618/1221). Lakin Ügedey kumandasında Gazne'den Gür mıntıkasına gelen Moğol ordusuna mensup bir kuvvet, buraya şiddetle hücum ederek, yalnız İmadüddin'i ve askerlerini değil, müdafaaya iştirak eden bütün şehir halkını imha ve şehri tahrip etti. Yukarı kaleden kaçmaya muvaffak olan Mübarezeddin ve maiyeti de, Herat'a doğru çekilirken imha edildiler (619/1222; Tabakat-ı Nasıri, s. 361). Firuzkuh mıntıkası, bundan sonra, Gurlu sülalesi ile münasebeti olan ve Moğolların hakimiyetini tanıyan Kert hanedanından Melik Rukneddin'in ve onun 643 (1245)'te ölümünden sonra da, kızının oğlu Şemseddin Kert'in eline geçmiş ve bunun idaresi 648 (1250)'de, Mengü Kağan tarafından, resmen tasdik edilmiştir.

Kuruluşundan tahribine kadar hemen-hemen bir asırlık hayata Malik olan Firuzkuh'un, Gurlular saltanatının parlak günlerinde, bilhassa Hindistan seferlerinde, ele geçirilen ganimetler ile, oldukça süslenip genişletildiği anlaşılıyor. Payitaht olmak itibarı ile devletin büyük ricali ve merkezi idare mensupları burada oturuyorlardı. Bunlar arasında kıymetli alim, şair ve münşiler bulunduğunu, şiire ve sanata kıymet veren ve hatta içlerinden şairler yetişen Gurlu sultanlarının bu fikri ve edebi inkişafı teşvik ettiklerini biliyoruz. Lübab el-elbab müellifi Avfi, Firuzkuh'un bu devirde "fazılların ve şairlerin merkezi" olduğunu ehemmiyetle kaydederek, buna ait mühim tafsilat vermektedir. Msl. Sultan Gıyaseddin Muhammed b. Sam zamanında divan-ı inşanın başında bulunan Ferid Kafi, Fahreddin Mübarekşah el-Merv el-Rudi gibi, mühim şahsiyetler bu arada zikrolunabilir.

Müstahkem kaleleri kökünden kazımak ve en ufak bir mukavemet karşısında halkı kılıçtan geçirmek siyasetini, muttarit bir şekilde takip eden Moğol seli geçtikten sonra, Firuzkuh kalesinin adına artık tesadüf edilmiyor. Bugün mevkii bile kati olarak tayin edilemeyen bu müstahkem şehrin tarihi topografyası hakkında sarih bir şey söylemek imkansızdır. Yalnız tarihi kaynaklardan ve bilhassa Tabakat-ı Nasıri'den istidlal edilebildiğine göre, şehir çok kuvvetli tahkimat ile himaye olunmakta idi. İçinde büyük ve debdebeli ziyafetler verildiğini bildiğimiz "Sultan köşkünün" Hindli mimarlar tarafından ve Hind-Gazne binalarının üslubuna göre, yapıldığı tahmin olunabilir.

Bir zamanlar oldukça kuvvetli ve zengin bir devletin payitahtı olan bu şehrin, hükümdarın maiyeti erkanını, saltanat ailesi mensuplarını, Türk ve Gurlulardan mürekkep hassa kuvvetini, büyük ricalin maiyetindeki hususi askeri kıt'aları ve nihayet asıl kale muhafızlarını içinde barındırdığı göz önüne alınırsa, büyüklüğü hakkında bir fikir edinmek kabildir. Şehrin bu sıralarda, asıl kale surlarının dışarısına doğru genişlediği de, haklı olarak, düşünülebilir. Yukarı kale hakkında bir az evvel verilen tafsilat, burasının daha ziyade Harizmşahlar devrinde, Moğol hücumlarına mukavemet maksadı ile esaslı surette, tahkim edildiğini anlatmaktadır.

Firuzkuh'un mevkii henüz, kati olarak, tespit edilememiştir. Kalenin bir nehir kenarında olduğu tarihi kaynaklardan anlaşılıyorsa da, bunun yukarı Murgab mı, yoksa yukarı Harirud mu yahut bunun muhtelif kollarından biri mi olduğu malum değildir. Tabakat-1 Nasıri mütercimi Raverty bu son fikre mütemayil ise de, 1884/1885'te buralarda bir tetkik seyahati yapan Holdich bu vadilerde böyle bir harabe bulunmadığını görmüş ve eski Firuzkuh'un mevkiini, olsa olsa, Ferahrud'un bir kolu üzerindeki Tayvara harabelerinin bulunduğu geniş sahada aramak icap ettiğini ileri sürmüş ve bu fikir Longworth Dames tarafından da kabul edilmiştir. Buraya bugün dahi Gur namı verilmektedir ve Firuzkuhi namını taşıyan bir kabile hala Murgab vadisinde yaşamaktadır. Bu son müellif, bu göçebe kabilenin yaşadığı sahaya göre, eski Firuzkuh'un mevkii hakkında bir istidlalde bulunmak caiz olmadığını söylüyor ki, çok doğrudur. Esasen W. Barthold böyle bir mütalaaya kapılmanın tamamiyle yanlış olacağını, çünkü bu Firuzkuhi kabilesinin, biraz aşağıda hakkında tafsilat vereceğimiz Şimali İran'daki Firuzkuh adlı kalenin 1404'te Timur tarafından zaptını müteakip, oradan Herat'a nakledilen kale muhafızlarının torunları sayılmaları icap edeceğini, daha evvelce meydana koymuştu. Bugün Tayvara sahasında Taymani kabilesi yaşamaktadır. Burasının Herat, Ferah ve yukarı Harirud vadisi ile münasebetlerini kolaylaştıran tabii yollara malik olması, eski Firuzkuh'un mevkiini burada aramak icap ettiği hakkında kuvvetli bir sebeptir.

Kaynakça
Kitap: TARİH ARAŞTIRMALARI I
Yazar: M. Fuad KÖPRÜLÜ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: FİRUZKUH

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 21:08

FİRUZKUH KALESİ

Yakut'un ifadesine göre, Taberistan'da Demavend civarında bir kalenin adıdır ki, Vime adlı küçük bir kasabaya hakimdir ve bu kasaba müellif tarafından ziyaret edilmiştir. Halbuki Vime, Firuzkuh civarında bir yerin adı olup, XIV. asırda hala mevcut idi. Hamdullah Mustavfi, bu kalenin ortasında bulunduğu ovanın ziraate müsait olup, iyi hasılat verdiğini, lakin havası sert olduğu cihetle, ağaç yetişmediğini ve kale ile aynı isimdeki küçük kasabanın önünden Har suyunun geçtiğini söyler.

Eski Rey (şimdiki Tahran) sahasından Mazenderan'a giden en müsait ve tabii yol üzerindeki Firuzkuh yaylasına hakim olan bu kale hakkında, coğrafi kaynaklardan ziyade, tarihi kaynaklarda ehemmiyetli malumata tesadüf edilir. Daha İbn el-Cevzi'nin Miratü'z-zaman'ı gibi, XII. asır eserlerinde ismine rastlanan bu kalenin ne zaman yapıldığı hakkında kat'i bir şey söylenemezse de, coğrafi mevkii ve topografik vaziyeti göz önüne alınınca, belki de daha eski asırlara ircaı kabil görülür. Eğer Casanova'nın, ilk Bavendilerin payitahtı olan Firim şehrinin sonraki Firuzkuh olması icap ettiği hakkındaki mütalaası doğru olsa idi, buna kolayca hükmolunabilirdi. Lakin bunun yanlışlığı, kat'i surette sabit olmuştur.

Bavendilerden Şah Gazi lakabı ile maruf Rüstem (534558/1139-1 163)'in, Selçuklu İmparatoru Sencer'in Oğuzlar elinde esir bulunduğu sıralarda, bu kaleyi zaptettiği düşünülürse, belki de Selçuklulardan evvel mevcut olduğu tahmin edilebilir. Mamafih kalenin, bilhassa XII. asırdan başlayarak ehemmiyet kazandığı anlaşılıyor. Yine bu sülaleden Harizmşah Tökiş'in damadı Hüsamüddevle Ardaşir (567-602/1171-1206) zamanında, Firuzkuh'un ona ait olduğunu görüyoruz. Harizmşah Tökiş'in 574 (1178)'te, Irak emiri Miyacık'ı tenkil maksadı ile, yaptığı sefer sırasında, bu emirin türlü hileler ile kaleyi elde ederek, hazinesi ve ailesi ile beraber, oraya sığındığını, lakin arkasından yetişen Harizmşah kuvvetlerinin kaleyi, muhasara ve mancınıklar ile tazyik ederek, zaptettiklerini ve esir edilen Miyacık'ın da Kazvin'e Tökiş'in yanına getirildiğini biliyoruz. Zahireddin, Tökiş'in, 587 (1191)'den birkaç yıl sonra, Firuzkuh'u, harp etmeden, teslim aldığını, fakat ölümünü müteakip, Hüsamüddevle'nin, civardaki şair bazı kaleler ile beraber, burayı tekrar ele geçirmeye muvaffak olduğunu ve hatta bunun yeni Harizmşah Muham-med tarafından da tasdik edildiğini kaydediyor.

Harizmşah Muhammed tarafından Irak valiliğine tayin edilmiş olan şehzade Rukneddin Gur-Sançtı'nın, Moğol hücumu karşısında, bu kaleye iltica ederek, 5-6 ay kadar süren bir muhasaradan sonra, esir edildiğini ve bütün kale muhafızları ve kasaba halkı ile beraber öldürüldüğü malumdur. Fakat Moğollar bu kuvvetli kaleyi büsbütün tahribe muvaffak olamadıklarından, sonradan Celaleddin Harizmşah'ın burayı tekrar ele geçirerek, tahkim ettiğini, buraya, Emin elDin lakaplı bir kumandan maiyetinde, bir askeri kıt'a koyduğunu, hatta bu kuvvetin Kehistan'dan Alamut'a gönderilen 15.000 dinarı ele geçirdiklerini biliyoruz. Celaleddin'in ölümünden sonra, İsmaililerin eline geçen bu kale, Hulagu'nun İran seferi esnasında, şair İsmaili kaleleri gibi, tahrip edilmiştir. İlhanlılar devrinde, bir taraftan işlek bir yol üzerinde bulunması ve diğer taraftan Demavend'de yaylaya çıkan hükümdarlar için bir menzil teşkil etmesi itibarı ile Firuzkuh'un adı sık sık geçerse de, kalenin yeniden tamir edildiğine dair bir kayda tesadüf edilmez. Ebu Said'in ölümünden sonra, İlhanlılar İmparatorluğu'nun dahili mücadelelerle zaafa düşmesi ve yer-yer mahalli beyliklerin kurulması, her halde, Firuzkuh'un yeniden tamir ve tahkim edilerek, eski askeri ehemmiyetini kazanmasına sebep oldu. Firuzkuh tekrar Mazenderan hakimlerinin eline geçti. Emir Efrasyab'ın Melik Fahreddin Hasan'ı öldürüp, yerine geçmesi üzerine, Firuzkuh muhafızı Kiya Celal ona itaatten istinkaf etti. Efrasyab, ordusu ile bir kaç kere kale önüne gelerek, hatta bir defa Vime mevkiinde, Celal'i mağlup etti ise de, kaleyi almaya muvaffak olamadı. Emir Efrasyab, 760 (1359)'ta Seyyid Kıvamüddin müridleri tarafından öldürülerek, Mazenderan Kıvamüddin ve çocuklarının hakimiyeti altına girdikten sonra, onlar bu mühim askeri mevkii ele geçirmeye çalıştılar. Birkaç neticesiz teşebbüsten sonra, bizzat Kıvamüddin'in de iştirak ettiği bir sefer neticesinde, Kiya Celal kendisi ile maiyetinin ve halkın mal ve canları masun kalmak şartı ile, kaleyi teslim etti ki, bunun 776-778 (1374-1377) seneleri arasında olması icap eder. Tuğa Timur Han ümerasından olup, serbedarların elinden Esterabad'ı alan (766) ve 779'da Mazenderan'ı da ele geçiren emir Vali'nin, hakimiyetini Rey havalisine kadar genişlettiği sırada, Firuzkuh'a da hakim olduğunu görüyoruz. Emir Vali'nin nüfuzu Timur istilası karşısında sarsılarak, kendisi de katlolunduktan sonra, Firuzkuh tekrar İskender b. Efrasyab'in eline geçti.

Timur'un yedi senelik garp seferi esnasında bir müddet onun maiyetinde bulunan İskender, Amul'a dönmek üzere, müsaade alarak, Azerbaycan'daki Timur karargahından ayrıldıktan sonra, isyan niyetini açığa vurdu. Firuzkuh kalesini yeniden tahkim ve takviye ederek, ailesini ve hazinesini, 300 kişilik bir müdafaa kuvveti ile burada bıraktı. Timur, kaleyi zaptetmek için, iptida Emir-zade Rüstem ve Süleyman Şah maiyetinde, küçük bir kuvvet gönderdi ise de, bu teşebbüsten müspet bir netice çıkmadı. Bunun üzerine, daha iyi bir hazırlıktan sonra, Demavend'den geçerek, 9 Zilkade 806'da Firuzkuh önüne gelen Timur ordusu, derhal muhasara tertibatı alarak, hücuma başladı. Asıl kalenin altında sur ile çevrilmiş olan şehir bir hamlede zaptolundu. Dağ eteğinde ve su kenarındaki kuvvetli bir burç, yukarı kalenin su ihtiyacını temin ediyordu. Timur ordusu, dağ eteğinden suyu çevirip, kalanını da kullanılmaz bir halde kirlettikten sonra, mancınıklar ve şair muhasara aletlerinin de yardımı ile şiddetli bir hücuma başladı. O gün ve gece ve ertesi gün fasılasız devam eden bir müdafaadan sonra, kale teslim olmak zorunda kaldı (10 Zilkade) ve buradaki muhafızlar Herat'a nakledildiler ki, yukarıda söylediğimiz gibi, bugün Afganistan'daki Firuzkuhiler bunların torunlarıdır. Timur ordusu, buraya bir muhafaza kıt'ası bırakarak, geri döndü ve kale feotval'liğine de Emir Zengi Tuni tayin edildi.

Timur devri tarihçileri, Firuzkuh kalesinin, gerek tahkimat ve gerek topografik mevkii itibarı ile büyük ehemmiyetinden bahsederlerse de, kale hakkında en iyi malumatı veren İspanyol Clavijo'dur.

O meşhur sefaret-namesinde, Perescate adı ile zikrettiği Firuzkuh hakkında şu malumatı verir:

"Bu kaleyi harp ile almak kabil değildir. Kale düz bir ova ortasındaki çok yüksek bir kayalık üzerindedir ve civarında hiçbir dağ yoktur. Kalenin aşağısında bir düzlük vardır ki, surlar ve burçlar ile çevrilmiştir. İşte asıl kale buradadır. Bu müstahkem mevkiin yukarısında, daha yüksekte, ikinci bir sur vardır. Bunun üstünde, ayrıca surlarla çevrilmiş, bir üçüncü müdafaa hattı vardır ki, birtakım burçlar ile tahkim edilmiştir. İçeride su ihtiyacını temin eden bir menba vardır; dağın etrafından bir nehir geçer. Nehri geçip, kaleye girebilmek için, kapıların önünde kalkıp-inen köprüler vardır".

XV. asırda Timurlu sülalesine mensup emirlerin (önce Miran Şah ve sonra oğlu Ömar Mirza) ve daha sonra Akkoyunlulann hakimiyeti altında bulunan Firuzkuh kalesi, sultan Yakub'un ölümü ile başlayan kargaşalık yılında, Gilan'da hükümet süren Karkiya sülalesinden Mirza Ali'nin eline geçti (896). Dahili mücadeleler sebebi ile birtakım Türkmen emirlerinin de kendisi ile iş birliği yapmaları neticesinde kuvvetlenen emir Hüseyn Kiya Çulavi zamanında (907), kalenin, 500 süvarilik seyyar bir kuvvet çıkaracak kadar, ehemmiyetli bir askeri merkez halini aldığını görüyoruz. Safevi Devleti'nin müessisi Şah İsmail, 900 Şevvalinin 11'inde başlayan bir muhasara harbi neticesinde, kaleyi Karkiyaların elinden almaya muvaffak oldu. Safevi ordusunun buradan 24 Şevvalde ayrıldığı göz önüne alınırsa, mücadelenin oldukça uzun sürdüğü anlaşılır; iptida ilk müdafaa hattının bazı burçları yıkılmış, sonra asıl umumi hücum nehir geçidindeki kale kenarında yapılmıştır ki, Timur devrinde de aynı suretle hareket edildiğine bakılırsa, burasının, müdafaa hattının en zayıf noktasını teşkil ettiği söylenebilir. Vaktiyle Timur ordusunun iki günlük bir hücum ile zaptettiği kalenin bu defa Safevi ordusuna karşı daha büyük bir mukavemet göstermesi, yalnız muhasara kuvvetinin evvelkinden daha zayıf olduğunu değil, müdafaanın da eskisinden daha kuvvetli olduğunu anlatabilir. Şurası dikkate şayandır ki, vaktiyle olduğu gibi, bu sefer de kale muhafızları, ilk müdafaa hattı düştükten sonra, kale kotval'i Ali Kiya başta olarak, teslim olmuşlardır.

Bundan sonra İran şahlarının hakimiyeti altında kalan Firuzkuh kalesinin herhangi bir askeri harekete sahne olmadığını ve ehemmiyetini kaybeden kalenin de, tabiatı ile harap olduğunu görüyoruz. Firuzkuh artık bundan sonra, bir kale olarak değil, sadece bir kasaba ve coğrafi bir saha adı olarak, tarihlerde zikrolunmaktadır. İskender Münşi 1031 (1621)'de, Har, Halirud ve Firuzkuh'tan Mazenderan'a giden yolların, büyük Şah Abbas'ın emri ile tevsi ve tanzim edildiğini kaydeder. Firuzkuh yaylasından geçen bu yol daha sonraları da ehemmiyetini kaybetmemiştir. Son asırda bu kasabayı ziyaret eden Hacı Mirza Ma'sum Na'ib el-Şadr, Firuzkuh kasabasının Nemrud suyu kenarında ve dağ eteğinde olduğunu, nüfusunun 1000 haneden mürekkep olup, İsmail b. İmam Musa adlı bir imam-zadenin dağda bir makamı bulunduğunu söyler ve mahalli bir ananeye dayanarak, kalenin iptida Keykubad vezirlerinden Firuz adlı biri tarafından tesis edildiğini ilave eder. Bugün Tahran vilayeti içinde idari bir birlik teşkil eden Firuzkuh'un merkezi Firuzkuh kasabasıdır. Tahran'dan Mazenderan'a giden yolun başında olup, Horasan'a giden yol da burada onunla birleşir. 11 tane burcun ve surların harabeleri hala göze çarpmaktadır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Türk Boyları ve Diğer Türk Devletleri Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir