Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Anadolu ve Suriye'de Harizmliler

Burada Türk Boyları ve Diğer Türk Devletleri hakkında konular bulabilirsiniz

Anadolu ve Suriye'de Harizmliler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 20:18

ANADOLU ve SURİYE'DE HARİZMLİLER

Celaleddin Harizmşah'ın şarki Anadolu havalisindeki hareketleri ve nihayet Konya Selçuklu sultanı Alaeddin Keykubad I. ordusu karşısındaki ağır hezimeti (18 Ramazan 627 = 10 Ağustos 1230), Erzincan ve Erzurum sahalarının Selçuklu hakimiyeti altına girmesine sebep olmuş, Diyarbekir havalisinde de, Mardin müstesna olarak, Eyyubilerin hakimiyetini kuvvetlendirmişti. Ertesi yıl (628 = 1231), Celaleddin'in ölümünden sonra, bu tehlikeli rakip karşısında ittifak ihtiyacını duyan Eyyubiler ve Anadolu Selçukluları arasında şiddetli bir rekabet ve mücadele devrinin açılması tabii idi. İşte Celaleddin'in ölümü ile başsız kalan oldukça kalabalık birtakım Kanglı-Kıpçak kabileleri, bu iki devletten birinin askeri hizmetine girerek, kendilerine ikta edilecek topraklarda yaşayacaklar ve ancak bu suretle Moğol tehdidinden kurtulabileceklerdi. O devir İslam vekayinamelerinde Harizmliler diye zikredilen bu kabileler, çoluk çocukları ile birlikte, Moğollardan kaçarak, Celaleddin'in maiyetinde toplanmış ve onun hareketlerine iştirak etmiş mühim bir askeri kuvvet idi. Büyük kabile reislerinin emri altında bulunan bu Harizmliler, sultanın ölümünden sonra, reislerden Kırhan'ı kendilerine baş seçmişlerdi. İşte Celaleddin'in ölümünü müteakip, Elcezire taraflarını Eyyubilerin elinden alarak, topraklarını şarka doğru genişletmek siyasetini takibe başlayan Alaeddin Keykubad, 1233'te eski müttefiki el-Melik el-Eşref'e ait olan Ahlat'ı zapt ettikten sonra, ser-eşker, yani ordu kumandanı, sıfatı ile o havalinin muhafazasına memur edilen Sinaneddin Kaymaz vasıtası ile Harizmlileri de kendi hizmetine aldı. Sinaneddin, o sıralarda Harizm reislerinin Tatvan'a geldiklerini haber alınca, kendi vilayetini bu çapulcu kabilelerin şerrinden kurtarmak için, bunların devlet hizmetine alınmalarını, her bakımdan, faydalı bulmuş ve Sahib Ziyaeddin ile Harizmli emirler arasında Ahlat'ta yapılan bir anlaşma ile Erzurum vilayeti bunlara ikta edilmişti. Ahlat'tan Erzurum'a doğru harekete geçen Harizmliler Tugtab havalisinde bulundukları sırada, ansızın küçük bir Moğol müfrezesinin baskınına uğrayarak, ağır zayiat verdiler ve dağıldılar. 4.000 Harizmlinin 700 Moğol karşısındaki bu hezimetini gören Sahib Ziyaeddin, her tarafa adamlar göndererek, Harizmlileri topladı; fakat bu mıntıkada kalmalarının bir faydası olmayacağını düşünerek, Kayseri'ye getirdi. Orada sultan Alaeddin'in iltifatlarına mazhar olan bu emirlerden Kırhan'a Erzincan, Berke Han'a Amasya, Güçlü Han'a Larende ve Yagan-Doğdu Han'a Niğde ikta olarak verildi. Bu suretle Harizmliler Anadolu'nun muhtelif yerlerine dağıtılmış oluyorlardı.

Selçukluların bu genişleme siyaseti ve Ahlat'ın zaptı, Eyyubileri harekete getirdi. Mısır sultanı el-Melik el-Kamil, muhtelif mıntıkalardaki bütün Eyyübi hükümdarlarının da iştiraki ile Maraş şimalinden Anadolu'yu istilaya kalktı. Elde mevcut kuvvetle emir Kemaleddin Kamyar'ı Toros geçitlerinin tahkimi için yollayan Keykubad I., Kırhan ve diğer Harizmli emirler de maiyetinde olduğu halde, kuvvetli bir ordu ile arkadan yetişti. Geçitleri geçemeyen Eyyübi ordusu çekilmek zorunda kaldı. Hisa Mansur ve Diyarbekir'e doğru çekilen Eyyübi ordusu, Harput'tan gelen Artuklu kuvveti ile takviye edildi ise de, karargahım Malatya'da kuran Keykubad'ın gönderdiği kuvvetler tarafından mağlup edilerek, Harput kalesine sığınmak zorunda kaldı. Harput muhasarasına Keykubad ordusunun da iştiraki üzerine, Eyyübi ordusu serbestçe çıkıp gitmek şartı ile kale teslim edildi (631 = 1234). Birkaç ay sonra Kemaleddin Kamyar kumandasındaki Selçuklu ordusu Seruc, Urfa, Siverek, Harran ve Rakka'yı zapt etmiş ise de, ordunun dönüşünü müteakip, buraları tekrar, el-Melik el-Kamil tarafından, geri alındı (1235). Harizmlilerin bu harekete iştirakleri hakkında malumatımız yoktur; fakat onu takip eden Diyarbekir muhasarasında Kırhan ile diğer Harizmli emirlerin de bulunduğunu ve bunların Sincar'a kadar bütün o sahalarda büyük tahribat ve mezalim yaptıklarını biliyoruz (633 = 1236). Bu muhasaranın neticesiz kalmasından ve Harran havalisinin Eyyubiler eline geçmesinden hiddetlenen Keykubad I., yeni bir sefer için, ordusunu Kayseri'de topladı; Kırhan'ı Sivas valiliğine tahvil ederek, Erzincan'in idaresini oğlu Gıyaseddin'e verdi ve diğer oğlu İzzeddin Kılıç-Arslan'ı veliaht tayin etti. Fakat bir az sonra, zehirlenerek öldü (Şevval 634 = 1237).

Giyaseddin Keyhüsrev II.'in, babasının vasiyetine mugayir olarak, tahta çıkması, Harizmlilerin mukadderatı üzerinde meş'um bir tesir yaptı; diğer birçok büyük emirler gibi, Kırhan'ın da İzzeddin'e, veliaht olarak, sadakat yemini etmiş olmasını vesile ittihaz eden Sadeddin Köpek'in tezviratı ile Harizmlilerin bu en büyük emiri tevkif edilerek, Zamandu kalesine gönderildi ve pek az sonra hastalanıp, öldüğü haberi yayıldı. Bu vaziyeti gören diğer Harizmli emirler, kendileri de aynı akıbete uğramamak için, iktilarını bırakarak, bütün kavim ve kabileleri ile birlikte, süratle Anadolu'dan çıkmak üzere, harekete geçtiler. Geniş mikyasta katil ve yağmalar ile birlikte yapılan bu ani ve süratli göç, her tarafta büyük bir heyecan uyandırdı. Giyaseddin, onları geri dönmeğe ikna için, ordu kumandanı Kemaleddin Kamyar'ı Malatya'ya gönderdi. Bu sırada Harizmliler Arapkir yolundan Fırat'ı geçmişlerdi. Kendilerine karşı çıkan Selçuklu emirlerine, yollarını kesmemelerini ve hicret kararlarının kati olduğunu bildirdilerse de, anlatamadılar. Vukua gelen muharebe Selçuklu kuvvetlerinin inhizamı ile neticelendi. Aldıkları mühim ganimetler ile Ayntab'a gelen Harizmliler, Elcezire hükümdarı el-Melik el-Salih'in hizmetine girerek, sonra da kendilerine ikta edilen Harran, Urfa, Seruc ve Rakka mıntıkalarında (buralara Diyar Mudar denilir) yerleştiler ve 1237-1246 yılları arasında el-Melik el-Salih'in yardımcı kuvveti sıfatı ile Elcezire-Suriye siyasetinde mühim rol oynadılar.

Fırat ötesinde yerleşmiş olan bu Harizmli emirlerin başında o zaman Diyar Mudar'ın en mühim askeri mevkii ve en kuvvetli kalesi olan Harran kalesinde oturan Muhammed Berke Han b. Devletşah bulunuyordu. el-Melik el-Salih hemşirelerinden birini ona tezvic etmişti. Şair başlıca kalelerde de diğer emirler hakim idiler. Celaleddin Harizmşah'ın meşhur münşisi Muhammed Nesevi, (İbn Bibi'deki şekli ile: Şehabeddin Zaydari) Berke Han'ın veziri idi. Bazı Anadolu kervanlarının bu mıntıkada Harizmlilerin tecavüzüne uğraması üzerine, sultan onlar ile eski dostluğa olan Mecdüddin Tarcuman'ı hususi surette yollayarak, türlü vaadler ile kendilerini Anadolu'ya davet etti. Harizmliler sultanı hala metbu olarak tanıdıklarını, eğer sultan bunları, ikta suretiyle, kendilerine verdiğini bildiren menşur gönderirse, minnetle kabul edeceklerini hutbe ve sikkede onun adını zikreyleyeceklerini, sultanın tebaasına ve topraklarına asla tecavüzde bulunmayacaklarını temin etmekle beraber, geri dönmek teklifini kabul etmediler. Fakat aradan bir müddet geçince, eski çapulculuklarına tekrar başladılar. 637'deki Babailer isyanında asilerin Harizmlileri de buna iştirake davet etmeleri, onların bu vaziyetini anlatabilir. Haleb ve Hims Eyyubileri ile daimi muhasamatta bulunan Harizmlilerin, onların müttefiki olan Keyhüsrev II.'e karşı dostluk gösterecekleri tabii idi. 637 (1240)'de Haleb'den bir askeri kuvvetin Selçuklulara yardıma gelmesini fırsat bilen Harizmliler, Halep ordusunu ağır bir hezimete uğrattılarsa da, bir müddet sonra Hims'tan ve Anadolu'dan gelen kuvvetler Re'sü'l-'Ayn'de bir mağlubiyete uğrayarak, Diyar Mudar'dan çekilmeğe ve kısmen Bağdad halifesine ilticaya mecbur oldular. Harran kalesi, Berke Han'ın naibi münşi Nesevi tarafından, Haleb hükümdarına teslim edildi.

Selçuklular da buna mukabil Siverek'i ve Diyarbekir'i zapt ettiler (1241). Bağdad'a gelen Harizmliler, Berke Han ile Güçlü Han'ın maiyetinde idiler. Bu sırada Yagan-Tayşı'nın Celaleddin Harizmşah'ın hemşiresinden olan oğlu maiyetinde, Harizmlilerden ve Kirman Türklerinden mürekkep bir kuvvet Şiraz'dan Bağdad'a gelerek, onları takviye etti. Meyyafarikin hükümdarı Şehabeddin Gazi, Harizmliler ile birleşerek, Selçuklular ile Suriyelilerin müttefik kuvvetlerine karşı Meyyafarikin'i müdafaa etmek istedi ise de, mağlup oldu. Harizmliler ondan ayrılıp, çekildiler. Keyhüsrev II. babasının uzun müddet gerçekleştirmeye çalıştığı Elcezire hakimiyetini elde etmek üzere bulunuyordu. Lakin bu sırada Bayhu kumandasındaki Moğol ordusu Erzurum'u zapt ve tahrip ettikten sonra, Mogan'a dönmüş idi (639= 1241). Keyhüsrev II. bu büyük tehlike karşısında, Moğollara karşı yardımlarından istifade etmek ümidi ile düşmanları ile uyuşmak zorunda kaldı; Ahlat'ı Malik Gazi ve Harput'u da Harizmlilere terk suretiyle, sulhu temin etti ve 641 Muharrem (1243 Haziran)'de Köse-Dağı mağlubiyeti ile neticelenecek harp hazırlıklarına başladı. Harizmliler 640-643 (1242-1246)'te, Türkmenler ile beraber, tekrar Haleb'e hücum ettilerse de, Hama, Hims, Sincar ve Musul kuvvetleri karşısında çok ağır bir hezimete daha uğradılar. Çok zor bir vaziyete düşen ve Moğol tehlikesi karşısında büsbütün şaşıran Harizmliler, bu sırada eski metbuları el-Melik el-Salih'in davetini aldılar. 1240'ta Mısır tahtına geçen el-Melik el-Salih, Suriye'yi diğer Eyyübi prenslerinden zapt edebilmek için, onların muavenetine muhtaç idi. Bu davete büyük bir sevinçle icabet eden Harizmliler 1244 baharında yolları üstündeki mamureleri tahrip ve yağma ederek, Fırat'ı geçtikten sonra, Suriye'de aynı usulü tatbik ederek, ilerlediler ve Kudüs'ü Frenklerin elinden aldılar. Suriye prensleri bu hücuma mukavemet için, Filistin'i vermek bahanesine Frenklerin yardımını ve Hims hükümdarının ittifakını temin etmiştiler. Şimalden Harizmlilerin ve cenuptan, el-Melik el-Salih'in ilerleyişi karşısında, müttefikler bu iki kuvvetin birleşmesine meydan vermeden, Gazze'de Harizmliler ile harbe tutuştularsa da, müthiş bir hezimete uğradılar.

Bütün süvari kuvvetleri imha edilen Frenkler Filistin'i kaybettiler (1244). Sonradan yetişen Mısır kuvvetleri de, muzafferane ilerlediler ve Şam 1244'te el-Melik el-Salih'in eline düştü. Fakat Şam'ın yağma edilmesine müsaade edilmediğinden ve kendilerine ikta olarak yalnız Filistin'in bir kısmı bırakıldığından dolayı, Harizmliler ile Mısırlıların arasında müthiş bir münaferet hüküm sürmeye başladı. Artık muhtaç olmadığı bu tehlikeli mevkiden kurtulmak için, onların eski düşmanı olan Hims hükümdarının yardımına müracaat eden el-Melik el-Salih, maksadına muvaffak oldu; türlü maceralardan sonra Harizmlilerin büyük bir kısmı Hims civarında imha edilmiş ve sağ kalan döküntüler ise, 1246 yazında artık askeri bir kuvvet olmaktan çıkmış idi.

Artık bundan sonra hiç bir tarihi rolleri kalmayan bu Harizmlilerin adına İslam vekayinamelerinde pek nadir tesadüf edilir. Msl. Batu Han'ın himayesi ile Selçuklu vezirliğine yükselen Sahib Şemseddin maiyetinde Suriye'den gelmiş birtakım Harizmlilerin bulunduğunu İbn Bibi kaydeder; Berke Han'ın bir kızının Baybars ile evlendiği, oğullarından Hüsameddin Berke Han'ın da onun kızını aldığı gibi, bu aile efradına ait haberlere Mısır kaynaklarında rast gelinir. Mamafih bütün bu münferit hadiseler, artık bunların tarihi bir rolleri kalmadığını göstermektedir. Esasen Harizmlilerin Suriye'ye girdikleri esnada, çocuklar ve kadınlar müstesna olarak, 10.000 muharipten fazla bulunmadıkları göz önüne alınırsa, birçok harplerden sonra sayılarının esasen çok azalmış olduğuna ve bu bakiyenin de son hezimette büyük nispette imha edildiği kolayca tahmin olunabilir.

Keykubad I.'in hizmetine girmelerinden başlayarak, 1245 Hims hezimetine kadar geçirdikleri serseri harp ve çapul hayatı, Harizmlilerin, kemiyet bakımından, gittikçe zayıf düşmelerini ve nihayet tarih sahasından silinmelerini intaç etmiştir. Anadolu'dan kaçış hareketine muhtelif sebepler ile iştirak edemeyerek, kalan bazı küçük aşiretler ise, hurzumlu ismi altında yaşamağa devam etmişler ve nihayet Hurzum ismi ile köyler kurarak, yerleşmişlerdir. Sinop vilayetinde bu ismi taşıyan bir köy istisna edilirse bu isimde diğer sekiz köye Manisa vilayeti dahilinde tesadüf edilmesi dikkate layıktır. İbn Bibi tarihinde bir defa ismi geçtiği halde, sonradan kendisine nerede ikta verildiği tasrih edilmeyen Saruhan adlı emirin ismi ile XIV. asırda Saruhan beyliğine bu ismi veren emirin adı arasındaki münasebet ve hurzumlu köylerinin başlıca bu imaret sahasında mevcudiyeti sadece tesadüfe atfolunamaz ve Saruhan maiyetinde bu garbi mıntıkalarda yaşayan Harizmlilerin muhaceret hareketine iştirak edemeyerek, buralarda kaldıkları tahmin edilebilir. Urfa vilayetinde yine Harizm ismi ile alakalı üç ve Malatya'da bir köy vardır ki, bunların Suriye'den kaçıp, buralara gelen Harizmliler tarafından kurulmuş olması muhtemeldir.

Kaynakça
Kitap: TARİH ARAŞTIRMALARI I
Yazar: M. Fuad KÖPRÜLÜ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türk Boyları ve Diğer Türk Devletleri Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir