Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Şecere-i Terakime (Türkmenlerin Soykütüğü)

Ebulgazi Bahadır Han

Burada Türk Boyları ve Diğer Türk Devletleri hakkında konular bulabilirsiniz

Şecere-i Terakime (Türkmenlerin Soykütüğü)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 05:12

TÜRKMENLERİN SOYKÜTÜĞÜ

Başlangıcı ve bitişi, yurdunun sonu , eşi benzeri, babası, anası, hanımı, oğlu, kızı ve danıştığı kimsesi olmayan Tanrıya övgü ve şükür olsun. Yiyeceği ve suyu yoksuldan padişaha, karıncadan file, sinekten anka kuşuna kadar, hepsinin durumlarına göre uygun biçimde (onun gibi) paylaştıran yoktur. Bir gün (bile) hiç birinin payını azaltmaz. Yeryüzünde yeşeren ağaçların hepsi kalem ve denizlerin hepsi mürekkep, insanoğlunun tümü (de) yazıcı olsa yüz bin yıl ve yüz bin yıl onun özelliklerini yazsa denizin bir damlasından, dağın (da) bir parça taşından daha azını yazmış olurlar. Daha ne söyleyeyim!
Bütün peygamberlerin iyisi, Tanrı(nın) dostu ve bütün insanoğluna gönderdiği elçi olan o peygambere sonsuz selam ve dua olsun. Onun dost ve çocuklarına Tanrı'nın rahmeti çok fazla olsun.

Şimdi bundan sonrasını (ise) Çingiz soyundan Ürgençli Arap Muhammed Han'ın oğlu Ebulgazi Han anlatır:

Çok eziyetler gördükten sonra yaşımız otuz dokuza ulaştığında, 1051 tarihinde, yılan yılında Harezm'de, babamızın tahtına oturup memleket işleriyle uğraştık. Türkmenler o zaman Mankışlak, Ebulhan ve Tecen nehrinin kenarında oturuyorlardı. Harezm'de oturanlar bizim geldiğimizi işitip, kaçıp adı geçen bu üç yurda göçtüler. Daha sonra bir kısmı göçle, bir kısmı (da) yolla üç yurtta evi olan hiç kimse kalmaksızın hepsi (tekrar) Harezm'e geldiler ve iyileri buyruğuna katıldı, kötüleri ise, hizmetkâr oldu.

Bunun üstünden çok yıllar geçti. Türkmen bilginleri, şeyhleri ve beyleri benim tarihi iyi bildiğimi işitmişler. Bir gün hepsi gelip "bizde Oğuzname çoktur, ama hiç birisi iyi değildir; hepsi yanlıştır ve birisi diğerine uymaz. Her biri bir türlüdür, itibar edeceğimiz doğru bir tarih olsaydı iyi olurdu" diye (tarihlerini yazmamı) rica ettiklerinde onların bu ricalarını kabul ettim.

Aslında bu kitabı yazmadan on yedi yıl önce Türkmenlerin tümü bize düşmandı. Bu nedenle biz onlara çok saldırmıştık; bir keresinde Horasan'da Durun'a yakın Börme denilen suyun kenarında ordu kurup bizimle savaştılar. Tanrı (zaferi) bize verdi. Başlangıcından sonuna kadar bizim için iyi ve kötüden yirmi bin kişi kadar öldü. Onların içinde günahkârları da, günahsızları da vardı.

Peygamber der ki:

Kül'ün-nebi 'aleyhi's-selâm idhâlü's-sürûr fi kalbü'l-miımin hayr min 'ibadetü'ş-şakaleyn, anlamı şudur: Eğer bir kişi, bir Müslümanın gönlünü hoş ederse, onun sevabı bütün insanoğullarının ve cinlerin Tanrı'ya hizmet (ederek kazandıkları) sevaptan daha çoktur".

işte benim bu anlattıklarımla bilmediklerini öğrenen binlerce kişinin gönlü hoş olur. "Eğer o katliamda günah işlenmişse, bunun (bu anlattıklarımın) sevabı ona galip gelecek" deyip, bu kitabı okuyan bir kişinin bilmediklerini öğrenerek bizim ruhumuza fatiha okuyacağını Tanrı'dan ümit edip kitabı anlatmaya başladık ve kitaba Şecere-i Terâkime adını verdik. Bizden önce Türkçe tarih anlatanların, halka hünerlerini ve üstadlıklarını göstermek için Arapça ve Farsça sözcükler kattıklarını; Türkçe seci yaptıklarını hepiniz bilin. Bu kitabı okuyan ve dinleyen Türkler olacağı için, biz bunların hiç birini yapmadık. Gerçekten de hepsinin anlayabilmesi için Türklere Türkçe söylemek gerekir. Bizim söylediğimiz sözü anlamazlarsa onun ne faydası olur. Eğer onların içinde bir ya da iki (tane) okuyan akıllı kişi olsa, o anlasa, anlamayan çoğu kişinin her birine anlatıp bildirir. O halde şöyle söylemek gerek, iyi ve kötü hepsi bilip gönüllerine uyacak.

Şimdi Âdemden bu zamana kadar, tarih 1071'dir. Türkmenlerin ve son Türkmen adını taşıyıp Türkmenlere katılan halkların bildiğimiz kadarını bir bir söyleyelim, bilmediğimizin çaresi ne?

Adem aleyhi's-selâm Hakkında

Yüce Tanrı meleklere, "topraktan insan yapıp can vererek yeryüzünde kendi yerime halife bırakacağım" deyince melekler, "Onlar yukarıdaki döşek ile aşağıdaki döşeği zabt edemezler (gökyüzünü ve yeryüzünü tutamazlar). O yüzden sana asi olurlar, yoktan yaratman daha iyidir" dediler. Yüce Tanrı "siz benim bildiğimi bilmezsiniz, gidin topraktan bir kişinin suretini yapın" dedi. Azrail aleyhisselam Tanrı'nın emriyle yeryüzündeki her türlü topraktan alıp Mekke-i Muazzama ile Taifin arasında toprağı balçık haline getirip Adem'in şeklini yaptılar.

(Aradan) birkaç yıl geçtikten sonra Yüce Tanrı ona can verdi ve bin yıl bu dünyada durdu. Adem Arapça'dır. Arap(lar) deriye adem der, her şeyin dışına deri derler. Melekler toprağı, yeri kazıp içinden almadılar, dışından alıp Adem'in şeklini yaptılar. Onun için Adem dediler. Onların cennete gidenleri, oradan çıkanları ve yeryüzündeki yaşayanlarının hikâyeleri halk içinde meşhurdur (halk arasında bilinir). Onun için anlatmadık.

Âdem öleceği zaman Şeys adlı oğluna "benden sonra sen benim yerime oturup çocuklarıma baş ol" diyerek çok nasihat etti ve bu dünyadan öte dünyaya gitti. Ondan sonra Cebrail aleyhisselam Yüce Tanrı'dan Şeys'e kitap alıp geldi. Şeys hem peygamber hem (de) padişah olup halka adaletli davranıp 912 yıl bu dünyada yaşayıp (durup) cennet sarayına gitti (öldü). Şeys'in anlamı "Tanrının heybeti" demektir. Şeys öldüğü zaman yerine oğlu Anuş'u bırakıp gitti. Anuş da babası ve büyük babasının şeriatı için çalışıp o da babası gibi 912 yıl bu menzilde yaşadıktan sonra o menzile gitti. Anuş'un anlamı "sadık"dır. Anuş da öldüğü zaman yerine oğlu Kınan'ı oturtup çok nasihat ve vasiyet etti. O da 840 yıl babasının yürüdüğü yolda yürüyüp oğlu Mihlail'i kendi yerine oturtup Tanrı'nın yanınına gitti. Mihlail zamanında insanoğlu çoğaldı, oturdukları- yere sığmadılar. Bu yüzden Mihlail Babil ülkesine gidip orada bir şehir kurdu, adını "Sus" koydu ve dam ev kurdu, köyler yaptırdı. Ondan önce şehir, köy ve ev yoktu. Dağların kovuklarında ya da ormanda oturuyorlardı. Halka "yeryüzüne yayılın" diye emir verdi. Mihlail'in emriyle bütün insanoğulları gidip nerede uygun yer varsa orada köyler kurdular. Mihlail 920 yıl adı geçen şehirde kalıp yerine oğlu Berd'i oturtup dem vurmaz şehrine gitti. Berd de 960 yıl bu şehirde oturup oğlu Ehnoh'u (kendi) yurdunda koyup göçmez ve konmaz ülkesine gitti. Oğlunun adı Ehnoh idi ve lakabı idris. Yüce Tanrı onu peygamber yaptı, 82 yıl peygamberlik yaptı. Halkı doğru yola çağırdı. Ondan sonra Tanrı'nın emriyle Azrail gelip idris aleyhisselamı kanadının üstüne koyarak alıp cennete gitti. O günden bu zamana kadar cennettedir, idris cennete gittikten sonra oğlu Matuşaleh babasının yerine oturdu. Dürüst ve adil davrandı. Ne kadar yaşadığı bilinmiyor. O da babasının gittiği yere gitti. Ondan sonra Matuşaleh'in oğlu Leymek babasının yerine oturup çok uzun yıllar adil ve dürüst davrandı. Daha sonra babasının gittiği yola düşüp gitti. Onun da ne kadar yaşadığı bilinmiyor. Daha sonra oğlu Nuh peygamber babasının yerine oturdu. 250 yaşına geldiğinde Yüce Tanrı ona peygamberlik verdi. 700 yıl halkı doğru yola çağırdı. Erkek ve kadın olmak üzere seksen kişi iman getirdi. Yedi yüz yılın içinde seksenden fazla kişi(nin) iman getirmemesine öfkelenip halka beddua etti.

Cebrail geldi ve "Yüce Tanrı senin duanı kabul etti, herhangi bir zamanda halkı suya batıracak, sen gemi yap" dedi ve geminin nasıl yapılacağını gösterdi. Yerden su çıktı, gökyüzünden yağmur yağdı, yeryüzündeki canlıların hepsi boğuldu. Nuh Peygamber, üç oğlu ve iman getiren seksen kişiyle gemiye bindi. Birkaç aydan sonra yer, yüce Tanrı'nın emriyle suyu kendine çekti. Gemi Musul adlı şehrin yakınında(ki) Cudi denilen dağdan çıktı, gemiden çıkan kişilerin hepsi hasta oldu. Nuh Peygamber, üç oğlu, üç gelini ile iyileştiler, onların dışında(ki) kişilerin hepsi öldü. Ondan sonra Nuh Peygamber üç oğlunun her birini bir yere gönderdi. Ham adlı oğlunu Hindistan'a gönderdi. Sam adlı oğlunu İran'a gönderdi. Yafes adlı oğlunu Kuzey tarafına gönderdi ve üçüne "üçünüzden başka insanoğlu kalmadı. Şimdi üçünüz üç yurtta yaşayın, çocuklarınız çok olduğu zaman bu yerleri yurt edinip oturun" dedi.

Kimileri Yafes'in peygamber olduğunu, kimileri ise olmadığını söyler. Yafes babasının emriyle Cudi dağından ayrılıp İtil ve Yayık suyunun yakasına ulaştı. 250 yıl orada yaşadı ve vefat etti. Sekiz oğlu vardı. Çok çocuğu olmuştu.

Çocuklarının adları şunlardır:

Türk, Hazar, Saklap, Rus, Ming, Çin, Kimarı, Tarih. Yafes ölümüne yakın büyük oğlu Türk'ü yerinde oturtup diğer çocuklarına "Türk'ü kendinize padişah bilip onun sözünden çıkmayın" dedi. Türk'e "Yafes oğlu" diye ad taktılar. Çok terbiyeli ve akıllı birisiydi. Babasından sonra bir çok yere gitti ve (bir çok yeri) gördü. Bir yeri beğenip orada oturdu. Bugün oraya "Isıg Kol" derler. Çadır evini o çıkardı. Türkler arasındaki kimi adetler ondan kaldı. Türk'ün dört oğlu vardı. İlki Tütek, ikincisi Çigil, üçüncüsü Bersaçar, dördüncüsü Emlak. Türk ölecek olduğunda Tütek'i kendi yerine padişah olarak bırakıp uzun (bir) sefere gitti. Tütek akıllı, devletli ve iyi bir padişahtı. Türkler içindeki bir çok âdeti o ortaya çıkardı. Acem padişahlarının ilki olan Keyumers ile çağdaştı. Günlerden bir gün ava çıkmış öldürdüğü geyiği kebap yapıp yiyorken elinden bir parça et yere düştü. Onu alıp yediğinde ağzına çok hoş bir tad yayıldı. Çünkü o yer tuzlaydı. Yemeğe tuz atmayı o çıkardı. Bu tuzlu yeme geleneği ondan kaldı.

240 yıl yaşadıktan sonra oğlu Amulca Han'ı kendi yerine oturtup gitse gelmez denilen şehre gitti. Amulca Han da çok yıllar padişahlık yapıp, aşını yiyip, yaşını yaşadıktan sonra babasının arkasından gitti. Amulca Han öleceği sırada oğlu Bakuy Dip Han'ı kendi yerine oturttu. Dip'in anlamı "tahtın yeri", Bakuy'un anlamı "devlet büyüğif'dür. O da uzun yıllar padişahlık yapıp; dostlarının güldüğünü, düşmanlarının ağladığını görerek sevinip ondan sonra ölecek olduğunda oğlu Kök Han'ı tahtına oturtup öldü. O da uzun yıllar padişahlık yaptı. Babasının yolundan dışarı çıkmadı. Hasta olunca oğlu Alınca Han'ı kendi yerine oturtup uzun (bir) sefere çıktı.

O da çok uzun yıllar padişahlık yaptı. Ülke ve halkları atalarınınkinden çok oldu.
Onun ikiz oğlu oldu. Birinin adı Tatar, diğerinin adı Moğol. Babası yaşlandıktan sonra yurdunu ikiye bölüp, iki oğluna verip vefat etti. Alınca Han öldükten sonra Tatar ve Moğol her biri kendi yerlerinde padişahlık yaptılar. Moğol Han'ın dört oğlu vardı. Büyüğünün adı Kara Han, ikincisi Kür Han, üçüncüsü Kır Han, dördüncüsü Or Han'dır. Moğol Han yurdunu büyük oğlu Kara Han'a verip herkesin gittiği yere gitti. Kara Han yazı, Or dağı ve Kür dağında geçirirdi. Bu devirde bu dağlara Büyük dağ ve Küçük dağ diyorlardı. Kışı, Sir suyunun ayağı, Kara Kum ve Borsuk da geçirirlerdi.

Oğuz Han'ın Dünyaya Gelişi Hakkında

Kara Han'ın büyük hanımından bir oğlu oldu. Güzelliği ay ve güneşten fazla(ydı). Üç gün üç gece annesini emmedi. O oğlan her gece annesinin düşüne girip "ey ana, Müslüman ol, eğer olmazsan ölsem de ölürüm, senin memeni emmem" demiş. Annesi oğluna kıyamadı ve Tanrı'nın birliğine iman getirdi, bunun üzerine oğlan annesinin memesini emdi. Annesi ise, gördüğü düşünü [ve] Müslüman oluşunu kimseye söylemedi ve gizledi.

Onun için Türk halkı Yafes'ten ta Alınca Han zamanına kadar Müslümandı. Alınca Han padişah olduktan sonra halkın başı (sayısı) ve malı çoğaldı (arttı). Bolluktan sarhoş oldular, Tanrı'yı unutdular ve bütün halk kâfir oldu. Kara Han zamanında kâfirlikte o kadar katıydılar ki, eğer (oğlan) babasının Müslüman olduğunu işitse oğlu (babasını) öldürürdü ve (baba) oğlunun Müslüman olduğunu işitse babası (oğlunu) öldürürdü. O çağda Moğollarda oğlan bir yaşına girmeden ad koymama âdeti vardı. Oğlan bir yaşına gelince Kara Han ülkeyi davet etti ve büyük bir ziyafet verdi.

Kara Han, ziyafet günü çocuğu meydanın ortasına getirip beylerine (şöyle) söyledi:

"Bizim bu oğlumuz bir yaşına girdi, şimdi buna ne ad koyacaksınız". Beyler (henüz) cevap vermeden (önce) çocuk "benim adım Oğuz'dur" dedi.

Beyit

İşte orada yürüyen bir yaşındaki oğlan
Gelip dile dedi bilin açık seçik
Adım ünlü padişah Oğuz'dur
Bütün hüner sahipleri bilin

Ziyafete gelen büyük küçük herkes oğlanın söylediği bu sözlere şaşırdılar ve "bu çocuğun kendisi adını söylüyor, bundan daha iyi ad olur mu?" diyerek adını Oğuz koydular.

Dahası "bir yaşındaki çocuğun bunca sözü söylediğini hiç bir devirde hiç kimse işitmiş değildir" diyerek bunu yorumlayıp şöyle söylediler:

"Bu çocuk uzun ömürlü, ulu devletli olacak ve ülkesinin topraklarını genişletecek". Oğuz konuşmaya başladığında hep "Allah Allah" diyordu. Bunu işiten herkes, Allah sözcüğü Arapça olduğundan "çocuktur, Allah sözcüğü Arapça olduğundan dili dönmüyor (ve) ne dediğini bilmiyor" derdi. Moğol'un atalarından hiç biri Arap dilini işitmiş değildir. Oğuz'u yüce Tanrı doğuştan veli yaratmıştır. Bu yüzden gönlüne ve diline kendisinin adını getiriyordu. Oğuz gençlik çağına geldiğinde Kara Han küçük kardeşi Kür Han'ın kızını (Oğuz'a) aldı. Oğuz kimsenin olmadığı bir anda kıza "dünyayı, seni, bizi yaratan var. Onun adı Allah'tır. Onu var ve bir bil, onun buyurduğundan başka bir iş yapma" dediyse de kız bunu kabul etmedi. O zaman kalktı ve kızdan ayrı yattı. Geceleri (kızdan) ayrı yatıp, gündüz (kızla) konuşmazdı. Bir zaman sonra, Kara Han'a "oğlunuz karısını sevmiyor, sevmediği için de aldığı günden beri aynı yerde yatmıyor" dediler. Kara Han bu sözü işittikten sonra öteki kardeşi Kır Han'ın kızını aldı. (Oğuz Han) ona da "imana gel" dedi, o kız da kabul etmedi. (Oğuz Han) onunla da aynı yerde yatmadı.

Bu olaydan uzun yıllar geçtikten sonra Oğuz Han ava çıkmış dönüp geliyordu. Suyun kenarında birkaç kadının çamaşır yıkadığını gördü. Babasının küçük kardeşi Or Han'ın kızı bunların içinde oturuyordu. Sırrının ortaya çıkacağından korktuğu için kıza birini gönderip ve kızı köşeye çağırıp yemin et(tir)ip "babam bana iki kız aldı, onları sevmememin nedeni ben Müslümanım, onlar kâfir. Her ne kadar Müslüman olun dediysem de kabul etmediler, eğer sen Müslüman olsaydın seni alırdım" deyince kız, "sen hangi yolda olursan ben de o yolda olurum" dedi. Ondan sonra Oğuz Han babasına söyledi. Babası büyük bir düğün yaparak Or Han'ın kızını Oğuz'a aldı. O kız Müslüman oldu. Oğuz Han onu çok seviyordu. Aradan çok yıllar geçti. Bir gün Oğuz uzak bir yere ava gitti. Kara Han bütün hanımlarını ve gelinlerini çağırıp yemek verdi. Konuşurlarken hanımından "Oğuz son aldığı hanımı sever ve önce aldığı iki hanımının yanına hiç gitmez, bunun sebebi nedir?" diye sordu. Hanımı "ben bilmem, gelinler daha iyi bilirler" dedi. Han gelinlerinden sorunca büyük gelin "oğlunuz Müslüman olmuş, biz ikimize (de) Müslüman olun dedi, kabul etmedik. Küçük gelininiz Müslüman olmuş. Onun için oğlunuz onu çok seviyor" dedi.

Kara Han bu sözü işittikten sonra beylerini çağırıp danıştı. Oğuz'u avlanırken tutup öldürmeye karar verdiler. Kara Han halka "çabuk gelsinler, ava çıkıyorum" diye adam gönderdi. Oğuz Han'ın küçük hanımı bu sözü duyunca, Kara Han'ın yaptığı konuşmaların hepsini söylediği kişiyi Oğuz Han'a gönderdi. Oğuz Han da bu haberi aldıktan sonra, "babam asker toplayıp beni öldürmek için geliyor, beni isteyen bana gelsin, babamı isteyen babama gitsin" diye halka haber gönderdi. Halkın çoğu Kara Han'a katıldı. Daha azı Oğuz Han'ın yanına gitti.

Kara Han'ın kardeşlerinin birçok oğlu vardı. Onların Kara Han'dan ayrılacağı hiç kimsenin aklına gelmezdi. Onların hepsi Oğuz Han'ın yanına geldiler. Oğuz Han onlara Uygur adını verdi.Uygur Türkçedir. Anlamı herkesçe 'yapışır, yapışan' olarak bilinir. "Süt mayalandı" derler. Süt halindeyken biribirinden ayrılırdı, katı olduktan sonra biribirine yapışır. Buna da 'imama uydum' derler. İmam otursa oturuyor, kalksa kalkıyor. O halde (bunun anlamı) 'yapışır, yapışan' olmaz mı? Onlar gelip iki elleriyle Oğuz Han'ın eteğine sıkı bir şekilde yapıştıklarında Han, onlara "Uygur" dedi, 'yapışan, yapışır' demektir. Kara Han ile Oğuz Han iki saf oluşturup savaştılar. Yüce Tanrı Oğuz Han'a kazandırdı. Kara Han kaçtı. Savaşta Kara Han'ın başına ok değdi. Kimin attığını bilmediler. Kara Han o yaradan öldü. Oğuz Han, babasının tahtına oturdu.

Oğuz Han'ın Han Olması Hakkında

Oğuz Han halkın hepsini Müslümanlığa çağırdı. Müslüman olanlara sevgi ve saygı gösterdi, olmayanlara saldırdı, kendilerini öldürdü, çocuklarını esir aldı. O zamanda Kara Han'a bağlı memleketlerin dışında memleketler de çoktu. Her büyük memleketin ayrı bir padişahı vardı. Küçük memleketler onlara katılıyordu. Kara Han'ın Müslümanlığı kabul etmiş olan memleketleri Oğuz Han'a katıldı.

Oğuz Han her yıl Moğol yurdunda oturan halkla savaşır ve kazanırdı. Sonunda hepsini aldı ve kaçıp kurtulanları gidip Tatar hanına sığındılar. O yıllarda Tatar halkı Cürcet'e yakın oturuyordu. Cürcet denilen, büyük bir memleket vardır. Şehirleri ve köyleri çoktur. Çin'in kuzey tarafında(dır).

Hindliler ve Tacikler ona Çin-Maçin derler. Oğuz Han gidip Tatarlara saldırdı. Tatar hanı birçok askerle gelip savaştı. Oğuz Han galip geldi ve (onun) askerini kırdı. Oğuz Han'ın askerinin eline o kadar çok ölü mal düştü ki, yüklemeye binek hayvanları az geldi. İyi ve akıllı bir kişi vardı. O düşünüp arabayı yaptı. Ondan görenlerin hepsi araba yapıp ganimetlerini yükleyip geri döndüler. Arabaya "kank" adını verdiler. Ondan önce adı da kendisi de yoktu. Yürüdüğü zaman "kank kank" diye ses çıkardığı için kank dediler. Onu yapana da Kanklı dediler. Bütün Kanklı halkı onun çocuklarıdır. Oğuz Han yetmiş iki yıl kadar kendi soyundan olan Moğol ve Tatar'la savaştı. Yetmiş üç yıl olduğunda hepsini kendisine bağımlı kılıp Müslüman yaptı.

Ondan sonra gidip Çin'i, Cürcet'i ve ayrıca Tangut'u aldı. Tacikler Tangut'a Tibet derler. Ondan sonra gidip Kara Hıtay'ı aldı. Burası büyük bir ülkedir, ayrıca insanının yüzü Hindû gibi karadır. Hindistan ile Çin'in arasında Büyük Okyanus'un yakasındadır. Kış olunca Tangut'un gün doğusunda, yaz olunca da güneyinde olur. Çin'in öte yüzünde deniz tarafında yüksek dağların içinde çok ülke vardı. Onun padişahının adına İt Barak Han derlerdi. (Oğuz Han) ata binip onun üzerine gitti. Savaştılar. İt Barak Han savaşı kazandı. Oğuz Han kaçtı.

Savaştığı yerin öteki tarafında akan iki büyük ırmak vardı. Bir kaç gün o iki suyun arasında kalıp kaçan askerinin önünü ve arkasını topladı (dağılan askerlerini topladı). Uzak (bir yere) sefere giderken hanımlarını yanlarında götürmek, büyük padişahların adetidir, hatta maiyetin de bazıları (hanımlarını) götürür. Oğuz Han'ın bir beyi (de) hanımını alıp gitmişti. Kendisi savaşta öldü. Hanımı kurtulup iki suyun arasında hanın arkasından yetişti, hamileydi, sancısı tuttu. Gün soğuktu. Girecek (sığınacak) ev yok(tu). Bir çürük ağaç içinde oğlan doğurdu. Bunu hana bildirdiklerinde han "bunun babası bizim önümüzde öldü" dedi. Onu düşünen kimsesi yok diyerek (çocuğu) evlat edindi.

Adını Kıpçak koydu. Eski Türk dilinde içi boş ağaca "kıpçak" derlermiş. Bu çocuk (da) ağaç içinde doğduğundan adını Kıpçak koydular. Bu zamanda içi boş ağaca "çıpçak" derler. Halk, dili dönmediğinden kafi cim okuyor. "O kıpçaktır, çıpçak" diyorlar. Han, o çocuğu kendi elinde büyüttü. Delikanlı olduğunda Urus, Ulak, Macar ve Başkurt halkları düşmandılar. Kıpçak'a çok halk ve köle (maiyyet) verip o tarafa Don ve Volga suyunun kenarına gönderdi. Kıpçak, üç yüz yıl orada padişahlık yaparak yaşadı. Bütün Kıpçak halkı onun soyundandır. Oğuz Han zamanından Cengiz Han zamanına kadar bu üç suyun Don, Volga ve Ural suyunun kıyısında Kıpçak'tan başka halk yoktu. Dört bin yıl kadar o yerde oturdular. Onun için o bölgeye "Kıpçak Bozkırı" derler.

Cengiz Han İran ve Turan üzerine yürüdüğünde bu ülkelerin padişahı Sultan Muhammed Harezmşah adlı kişiydi. Onun (Kıpçak ülkesinin) başkenti Ürgenç'ti. Çingiz Han ile savaşamayarak kaçıp Mazenderan'a gitti. Çingiz Han Buhara, Semerkand ve Taşkent'i alıp, otuz bin kişiyi Cebe Noyan ve Sübedey Bahadır adlı iki beyinin başkanlığında Irak, Gilan, Mâzenderân, Azerbeycan ve Gürcüstan'a gönderdi. Küçük oğlu Tüli Han'ı elli bin kişi ile Horasan'a gönderdi. "Sultan Muhammed Harezmşah'ın başkenti köle ve hazinenin bulunduğu yerdir" diyerek büyük oğlu Coçi Han, ikinci oğlu Çağatay Han ve üçüncü oğlu Ögedey Han'ı, bu üçünü seksen bin kişi ile birlikte Ürgenç'e gönderdi. Ürgenç'te padişah yoktu. Sultanlar dünya ve din için sekiz ay şehre kapanıp savaştılar. Cengiz Han'ın çocukları dokuzuncu ayda şehri aldılar ve halkı öldürüp, Çağatay ile Ögedey dönüp Termiz'de babalanılın hizmetine gittiler.

Coçi kendisine bağlı maiyeti ile Ürgenç'ten Kıpçak Bozkırı'na gitti. Kıpçak halkı toplanıp savaştı. Coçi Han yendi ve Kıpçak'ın ele geçenini öldürdüler. Kurtulanlar İştek'e gitti. Bu devirdeki iştek'in çoğu bu Kıpçak'ın neslindendir. Volga ve Don ırmaklarının arasında oturan Kıpçaklar kaçıp dört tarafa gitti. Çoğu Çerkeş ve Tuman ülkesine gitti. Coçi Han, Kıpçak'ın çoluk çocuğunu tutsak edip Kıpçak ülkesinde oturdu. Moğol'dan evini ve babasının verdiği halkların hepsini getirdi. Özbek'in her soyundan (insanlar) göçüp Kıpçak yurduna geldiler. Ondan sonra Coçi Han öldü ve ülke oğlu Sayın Han'a kaldı. Coçi Han'ın oğullarından yirmi dört kişi o ülkede padişahlık yaptı. Onun zamanında o ülkeye "Sayın Han yurdu" derlerdi. Ondan sonra o yurt Mangıt'ın eline geçti.

Onların ilki Ak Mangıtlı Kutlu Kayalı'nın oğlu İdügi Beydi. Daha sonra Mangıt ülkesi dediler. 1040 (m. 1630) tarihinde kuzey taraftan, Kalmuk yurdundan padişahının adı Örlük (olan) on bin evli halk gelip Mangıt yurdunda oturdu. Bugün tarih 1071 (m. 1660) ve sıçan yılındadır. Şimdi o ülkeye "Kalmuk ülkesi" derler.
Evet bu dünya bir hana benzer. İnsanoğulları ise kervana benzer. Biri göçer biri konar. Oğuz Han İt Barak Han'a yenildikten 17 yıl sonra yeniden ata binip gidip İt Barak Han'la savaşıp, onu yenip İt Barak Han'ı öldürerek Müslüman olanlara dokunmaksızın Tanrı'ya iman getirmeyenleri öldürüp çocuklarını esir edip dönüp evine geldi.

Oğuz Han'ın Turan ve Hindistan'a Yürüyüşü Hakkında

Oğuz Han bütün Moğol ve Tatar halkının askerini toplayıp Talaş ve Sayram'a geldi. Taşkent, Semerkant ve Buhara'nın padişahları ordu kurup savaşamadılar. Büyük şehirlere ve sağlam kalelere sığındılar. Oğuz Han kendisi Sayram ve Taşkent'i kuşatıp aldı. Oğullarını Türkistan ve Endican'a gönderdi. Altı ay içinde Türkistan ile Endican'ı alıp babalarının hizmetine geldiler. Oğuz han adı geçen bu illerin hepsine yöneticiler koyup Semerkant'a doğru yürüdü. Ve Semerkant'ı alıp yönetici koyup Buhara'ya gitti. Buhara'yı da alıp yönetici koyup Belh'e gitti. Belh'i de alıp yönetici koyup Gur vilayetinin üstüne yürüdü.

Kıştı, günler çok soğuktu. Gur'un dağlarına çok kar yağmıştı. Askerler yürümükte güçlük çektiler. Han "hiç kimse benden geri kalmasın" deyip gidip Gur'u aldığı zaman yel esti, ilkbahar oldu. (Oğuz Han) askerini saydı. Bir kaç kişi az geldi, onları sordu. Hiç kimse bilmedi. Bir kaç gün sonra o insanlar hanın hizmetine geldiler. Han onların halini sorduğunda "biz bir çok kişi asker(ler)in arkasından geliyorduk, bir gece dağda çok kar yağdı, ondan sonra yürüyemedik, orada yattık. Atlarımızın ve develerimizin hepsi öldü. Bahar girdiğinden beri de yaya geliyoruz" dediler. Han "o topluluğa Karlık desinler" diye emretti. Bütün Karlık halkı onların neslindendir.
Oradan geçip Kabil ve Gazne'yi aldı. Ondan sonra Keşmir üstüne yürüdü. O zaman(ki) Keşmir padişahının adı Yağma idi. Keşmir'in sağlam dağları ve büyük suları çoktu. Yağma buna güvenip Oğuz Han'a itaat etmedi. Bir yıl savaştılar. İki taraftan da çok kişi öldü. Sonunda Oğuz Han Keşmir'i aldı ve Yağma'yı öldürdü. Askerini katletti. Bir müddet orada yaşayıp geri dönüp Bedehşan üzerinden Semerkant'a geldi. Oradan Moğolistan'a gidip evine ulaştı.

Oğuz Han'ın İran ve Şam ve Mısır'a Doğru Yürüyüşü Hakkında

Bir yıl memleketinde kalıp ikinci yıl halka haber gönderdi "ben İran üzerine yürüyorum, bunca yıllık gamlarını yesinler" diyerek ikinci yıl ata bindi ve Talaş şehrine geldi. Han, ordusunun sonuna acıkanı, yorulanı, yolunu kaybedeni alıp gelsin diye bir kaç kişi bırakmıştı. Bu kişiler ordunun arkasında kalan evli bir kişiyi alıp hanın önüne geldiler. Han ondan, "neden geri kaldın?" diye sordu. O, "Günlüğüm az olduğu için askerlerin arkasından geliyordum. Hanımım hamileydi, doğurdu. Açlık yüzünden annesinin sütü çocuğa yetişmedi. Gelirken suyun yakasında bir çakalın sülünü yakaladığını gördüm. Çakalı ağaçla vurunca sülünü bırakıp kaçtı. Onu alıp kebap yaparak hanımıma vermiştim. Ordunun sonuna koyduğunuz kişiler (bize) rastlayıp (bizi) alıp geldiler" dedi.

Han fakire at, yiyecek ve mal verip "bu orduya katılma" diyerek "Kal aç" dedi. Bütün Kalaç halkı bu adamın neslindendir. Bu zamanda Halaç derler.
Maveraünnehr'de çokturlar. (Burada) Aymak halkına katılırlar. Horasan ve Irak'ta da çoktur(lar). Onlar Çağatay halkına bağlıdırlar. Belh'e bağlı Gur adlı şehirde oturan Kalaçlardan adı Muhammed lakabı Bahtiyar bir pehlivan genç vardı. Hindistan'ın Delhi şehrinde Kutbeddin adlı Müslüman bir padişah vardı. Muhammed gidip onun hizmetine girdi. Birkaç yıl geçtikten sonra büyük bey oldu. Hindistan (denilen) parça parça çok büyük bir yurttur. Bihar adlı bir ülkedir. Keşmir yakınındadır. Kutbettin, Muhammed Bahtiyar'ı müfreze başı yapıp ona gönderdi. Muhammed Bahtiyar Bihar yurdunu aldı. Bihar'ın doğusunda bir ülke vardı. Oranın büyük şehrinin adı Lekmir idi. O şehrin 90 yaşında bir padişahı vardı. Dede ve babadan o ülkenin padişahıydı. Gidip o ülkeyi aldı. Uzun yıllardan beri biriktirdiği hazinesi eline geçti.

Lekmir'in kuzey tarafında Lektüni adlı bir şehir vardı. Gidip onu da aldı ve kendi adına hutbe okutup, sikke bastırıp Lektüni şehrini başkent yapıp oturdu. Kalaç halkından on bin kişi onun yanında toplandılar. Uzun yıllar orada kaldı. Lektüni ile Tibet'in arası atlı bir kişinin bir (gece) yatıp ulaşacağı bir yerdir. Ama yüksek bir dağı var. Bir yolu var, bir atlı yürür, iki atlı yan yana gelip yürüyemez. Muhammed Bahtiyar on bin atlı ve otuz bin yaya ile o yoldan geçip Tibet'i yağmalayıp geldi. Bir kaç gün sonra vefat etti.

Bütün Kalaç halkı toplanıp Şiran denileni padişah yaptılar. O öldükten sonra da Merdan denileni padişah yaptılar. Merdan hızlı ve atıcı bir genç idi. Ama hiç aklı yoktu. O derece ki, bir gün mecliste otururken beylerine bakıp "İsfahan'ı falan sana verdim, Kazmin'i sana verdim" dedi. Böyle diyerek Horasan, Irak ve Rum'un (bütün) bildiği şehirlerinin adlarını bir bir söyleyip maiyetindekilere paylaştırdı. "(Eğer) Tanrı (bana) verirse (ben de) sizlere vereyim" demedi. Böyle deseydi şaşılmazdı (yanlış, kusur olmazdı). "Benim şehirlerimdir. Sizlere verdim" diyerek saygı gösterdi.

Bir gün adalet isteyen (bir kişi) gelip diz çöküp "ben tacirim bu gece bir kaç bin paramı hırsız almış" dedi. Ondan "sen nerelisin" diye sordu. Tacir "İsfahanlıyım" dedi. Ona "para için sana Isfahanın şefliğini verdim" dedi.

Divana "kararı yaz" dedi. Divan İsfahan'ın idaresini tacirin adına yazıp, mühürleyip eline verdi. Tacir korktuğundan hiç bir şey söyleyemeyip buyruğu alıp başına koydu. Mecliste insanlar da korkudan hiç bir şey söylemediler.

(Onun) akıllı bir beyi vardı. O "padişahım buna İsfahan'ın şefliğini (idaresini) verdiniz, eğer bu adam buradan İsfahan'a tek başına giderse sizin için kötü olur. Bu adama yeteri kadar eşya veriniz ki, ailesi ve mayetindekilerle gitsin" dedi. Bu söz, bedbahtın hoşuna gitti ve yüz bin (gümüş) para bağışladı, fakat bir kötü yanı vardı [ki] Kalaç halkının günahsız (iyi) kişilerini suçsuz oldukları halde öldürmeye başladı. Halkın iyileri toplanıp (birbirlerine) danışıp Merdan'ı öldürüp İvaz'ı Lektuni tahtında oturttular. O da 12 yıl sonra öldü. Ondan sonra ülke Kalaçların elinden çıktı, başka kişilerin eline geçti. Ondan sonra Kalaçlar nöker (maiyet, köle) oldular. Kalaçların padişahlığı (hükümdarlığı) başından sonuna kadar 54 yıl sürdü.

Şimdi, Kalaçlar hakkında söylediğimiz sözleri bırakalım, bu kadar söylememiz yeterli. Oğuz Han Talaş'tan geçip Semerkant ve Buhara'ya gelmiş (orada) Amu nehrinden geçip Horasan'a yetişmişti. O zamanlar İran ülkesinde iyi bir padişah yoktu. Keyumers ölmüştü. Henüz Huşenk'i padişah yapmamışlardı. Araplar bu döneme "müluku't- tavayif' der. Anlamı her ülkede bir töre demektir. Türkler (ise) o döneme "ev başına Kara Han" derler. Anlamı her evde sıradan birisinin han olmasıdır. Her eve bir han demektir.

O dönemde İran (ülkesi) şöyleydi:

(Oğuz Han) Horasan'ı aldı, oradan geçip Irak-ı Acem, Irak-ı Arap, Azerbeycan, Ermenistan, Şam ve Mısır'a kadar (olan yerleri) aldı. Bu adı geçen ülkelerin bir kısmını savaşarak, çoğunu (da) itaat ettirerek kendisine bağladı.

Oğuz Han Şam vilayetindeyken bir kölesinin eline gizlice bir altın yay ve üç ok verdi. "Yayı doğuda bir çölde insan ayağının ulaşamayacağı bir yerde toprağa gömüp bir ucunu çıkarıp koy ve oklan (da) batı tarafına götürüp yayı koyduğun gibi koy" dedi. Adam buyruğu yerine getirip geldi.
Bu olaydan bir yıl geçtikten sonra üç büyük oğlu Gün, Ay ve Yıldız'ı çağırıp "geldiğimiz ülkeye yabancıyım" işim çok, ava çıkmaya elim değmiyor. Doğu tarafında filan çölün avı çokmuş diye işittim. Kendi maiyetinizdekilerle oraya gidip otağ kurup gelin" dedi. Ondan sonra üç küçük oğlu Kök, Tag ve Teniz'i çağırıp ağabeylerine söylediği sözü söyleyip batı tarafına gönderdi. Bir kaç gün sonra üç büyük oğlu bir altın yay ile bir çok avı hanın önüne getirdiler. Üç küçük oğlu da üç altın okla bir

çok av getirdi. O avın etlerine daha çok et ve çeşitli yiyecekler ekleyip halkı çağırıp yayın ve okun bulunduğunu müjdeleyip kendilerine geri verdi. Uç büyük oğlu yayı kırıp paylaştılar, üç küçük oğlunun her biri de bir oku aldı. Aldığı vilayetlerde bir çok yıl oturup düşmanlarını yok edip dostlarına saygı gösterip almış olduğu başı Sayram, sonu Mısır'a kadar uzanan vilayetlerin hepsinin başına idareciler koyup kendi ülkesine geri döndü.

Oğuz Han'ın Yurduna Gelerek Ziyafet Vermesi Hakkında

"Oğullarım ve halkımla sağ salim gidip geldim" diyerek büyük (bir) ziyafet hazırlığı yapıp çadır kurdurdu. Bütün ağaçların dışını altın kaplattı. Lal, yakut, zümrüt, firuze ve inciyle süsletti. Bu beyiti o evin vasıflarını anlatmak için söylerler:

O padişah altından bir ev kurdu Ki o ev felek evinden utandı

Dokuz bin koyun ve dokuz yüz bin yılkı öldürttü. Derilerinden doksan dokuz havuz yaptırıp dokuzuna rakı, doksanına kımız doldurttu. Bütün maiyetini çağırıp getirtti. Altı oğluna çok nasihatler edip beylere öğretip yurtlar, şehirler, iller ve nimetler verdi. Bu beyitleri onun vasıflarını anlatmak için söylemişlerdir:

Şiir

Oğuz o ziyafette zevk ve sefa kıldı Bu altı oğluna ihsanda bulundu Bunlar babaları ile çok çeşitli erdemler Ve dahi yiğitlikler göstermişlerdi Babalarıyla silah arkadaşıydılar, Savaş günlerinde hepsi vardılar.

Ondan sonra maiyetindekilerin hepsine yararlılıkları, akınları ve hizmetlerine uygun şehirler, serhadler, köyler verdi; bağışlarda bulundu, çocuklarına "siz üç büyüğünüz altın yayı bulup getirdiniz ve onu bozup paylaştınız, sizin adınız 'Bozok' olsun, sizlerden olan çocuklara da kıyamete kadar 'Bozok' desinler. Üç ok getiren üç küçük çocuğa ve ondan olanlara bu günden, dünya son buluncaya kadar 'Üçok' desinler. Yay ve oku bulup getirdiniz. Bu (iş) insandan değil, Tanrıdan oldu. Bizden önceki halklar yayı padişah, oku da elçi yerinde bilirler. Onun için yay oku hangi tarafa çekip gönderirse ok o tarafa gider. Şimdi ben öldükten sonra Kün Han benim tahtımda otursun, ondan sonra halk, Bozok neslinden kim olabilirse onu padişah yapsın. Dünya son buluncaya kadar Bozok'un iyisi padişah olsun, diğerleri sağda otursunlar. Üçoklar sol(da) olsunlar, evin sol tarafında otursunlar. Dünya son buluncaya kadar buyruğumda kalmaya razı olsunlar" dedi ve 116 yıl padişahlık yapıp Tanrı'nın rahmetine kavuştu.

Oğuz Han'ın Büyük Oğlu Kün Han'ın Padişahlığı Hakkında

Oğuz Han'ın Uygur diye adlandırdığı, topluluğun önde gelenlerinden Ak Sakallı'nın Irkıl Hoca adında oğlu vardı. Oğuz Han'ın babasının tahtına oturmasından sonra ölünceye kadar vezir yardımcısı buydu. Akıllı ve çok bilgili bir kişiydi ve Kün Han da ölünceye kadar onun sözüne göre iş yaptı. Irkıl Hoca uzun yaşadı.

Günlerden bir gün han yalnız oturduğu sırada "Baban yüz on altı yıl yazın sıcağında gölgede, kışın soğuğunda evde oturmayarak kılıç çalıp bir çok ülke fethederek sizin altınıza bırakıp gitti, eğer siz altınız ve sizlerden olan bütün herkesin ağzı bir olursa uzun yıllar ve çok günler bu ülkeler elinizden çıkmaz. Eğer ağzınız bir olmazsa bu ülkeniz (de), eski ülkeniz (de), malınız, canınız da gider" dedi. Kün Han "babamın danıştığı kişiydiniz, babamın yerine şimdi siz babamsınız. Siz neyi uygun görürseniz onu yapayım" deyince, Irkıl Hoca "Oğuz Han'dan çok yurtlar, şehirler, iller canlı ve cansız mallar kalmıştır. Siz altınızdan başka, her birinizden dörder oğul olmuş, hepsi yirmi dört padişahzade olmuş. Ben dünya nimetleri yüzünden ağızlarınızın birlik olmamasından (karışıklık çıkmasından) korkuyorum" dedi.

Kün Han Irkıl Hoca'nın sözünü kabul edip büyük bir kurultay yaptı. Halkın iyisi, kötüsü hepsi geldikten sonra, önce Oğuz Han'dan kalan vilayetler, iller ve canlı-cansız malların hepsini bu adı geçen otuz padişahzadenin büyüğüne büyükçe ve küçüğüne (ise) küçükçe dağıttı. Bu yirmi dört oğul asıl hanımlarından olmuştu. Bunlardan başka kumalardan olan çocuklar da çoktu. Onların da durumlarına uygun mallar verdiler. Ondan sonra Oğuz Han'ın yaptırdığı altın evi diktirdi. Sağ tarafta altı beyaz çadır ve sol tarafta (da) altı beyaz çadır kurdurdu. Aynca sağ tarafta başına altın tavuk takılmış kırk kulaçlık bir ağaç diktirdi ve [sol tarfta (da) başına gümüş tavuk takılmış kırk kulaçlık ağacı diktirdi] ve hanın emriyle Bozok oğulları buyruğundakiler ile altın tavuğu, [Üçok oğulları ve buyruğundakiler ile gümüş tavuğu] atla vurup attılar. Tavukları vuran kişilere çok mal verdiler. Kün Han babasının yaptığı gibi yapıp dokuz yüz yılkı, dokuz bin koyun öldürttü ve dokuz deri havuza rakı doldurttup doksan deri havuza kımız doldurdu. Kırk gün kırk gece yediler, içtiler, eğlendiler.

Oğuz Han'ın Çocukları ve Torunlarının Adları Hakkında

Şimdi onlar içip yiyedursunlar, biz Oğuz Han'ın soyundan yayılan çocukların adlarını söyleyelim, önce söylemiş olsak bile (Oğuz Han'ın) çocuklarını ve torunlarını aynı yerde (tekrar) söylemeyi uygun gördük. Oğuz Han'ın büyük oğlunun adı Kün Han ve onun küçüğünün adı Ay Han, onun küçüğünün adı Yulduz Han, onun küçüğünün adı Kök Han, onun küçüğünün adı Tag Han ve onun küçüğünün adı Tiniz Han.

Bu altısının her birinin asıl hanımlarından olan dört oğlu vardı. Kün Han'ın büyük oğlunun adı Kayı, ikincisi Bayat, üçüncüsü Alka İvli, dördüncüsü Kara İvli. Ay Han'ın büyük oğlunun adı Yazır, ikincisi Yasır, üçüncüsü Dodurga, dördüncüsü Döger'dir. Yulduz Han'ın büyük oğlunun adı Avşar, ikincisi Kızık, üçüncüsü Bigdili, dördüncüsü Karkın'dır. Kök Han'ın büyük oğlunun adı Bayındır, ikincisi Beçene, üçüncüsü Çavuldur, dördüncüsü Çepni'dir. Tag Han'ın büyük oğlunun adı Salur, ikincisi Eymür, üçüncüsü Ala Yuntlu, dördüncüsü Üregir'dir. Tiniz Han'ın büyük oğlunun adı İğdir, ikincisi Bügdüz, üçüncüsü Ava, dördüncüsü Kınık'tır.

Oğuz Han'ın bu altı oğlunun kumadan olan çocuklarının adlarını söyleyelim, ama hangi oğlundan olduğu belli değildir:

Kene, Köne, Turbatlı, Gireyli, Sultanlı, Oklı, Kökü, Suçlı, Horasanlı, Yurtçı, Çamçı, Torumçı, Kumı, Sorkı. Bugün ona Sorhı derler. Kurçık, Suraçık, Karaçık, Kazğurt, Kırgız, Teken, Lala, Mürdeşuy, Sayır. Oğuz Han'ın ad koyduğu, söylemiş olduğumuz bir çok kavim Oğuz Han neslinden değildir. Öyle de olsa bu ziyafete katılmışlardı. O yüzden adları kitapta yazıyor.

Adları şunlardır:

Kanklı, Kıpçak, Karlık, Kalaç.

Kün Han'ın Küçük Kardeşleri ve Oğullarına Yer Vermesi Hakkında

Şimdi on iki çadırda oturup pay alan kim, o payı doğrayan kim, dışarıda atları tutup oturan kim, onları açıklayalım. Altın çadırın başköşesinde Kün Han oturdu. Halkın bütün iyileri ittifak ederek koyunun başını, arkasını kuyruk sokumunu ve bağrını sırtın üstüne koyup Kün Han'ın önüne koydular, "kim han olursa payı bu olsun" dediler.
Çadırın iç taraftaki eşiğinde Irkıl Hoca oturdu. Göğsü onun önüne koydular, "kim vezir olursa onun payı bu olsun" dediler.

Sağ taraftaki ilk çadırda Kün Han'ın büyük oğlu Kayı'yı oturttular. Sağ aşık kemikli iliği pay verdiler. Bayat onu doğradı. Sorkı atlarını tuttu. Bugün ona Sorhı derler. İkinci çadırda Alka Evli'yi oturttular. Sağ ön bacağı pay verdiler. Kara İvli onu doğradı. Lala atlarını tuttu.
Üçüncü çadırda Ay Han'ın büyük oğlu Yazır'ı oturttular. Sağ yan tarafı pay verdiler. Yasır onu doğradı, Kumı atlarını tuttu.
Dördüncü çadırda Dodurga'yı oturttular, sağ kuyruk sokumu kemiğini pay verdiler. Döger onu doğradı. Mürdeşuy atlarını tuttu.
Beşinci çadırda Yulduz Han'ın büyük oğlu Avşar'ı oturttular, sağ uyluğu pay verdiler. Kızık onu doğradı. Torumçı atlarını tuttu.
Altıncı çadırda Bigdili'yi oturttular, sağ kürek kemiğini pay verdiler. Karkın onu doğradı, Karaçık atlarını tuttu.
Sol yandaki birinci çadırda Kök Han'ın büyük oğlu Bayındır'ı oturttular, sol uyluğu pay verdiler. Beçene onu doğradı. Kazğurt atlarını tuttu.
İkinci çadırda Çavuldur'u oturttular, sol yan tarafı pay verdiler. Çepni onu doğradı, Kanklı atlarını tuttu.
Üçüncü çadırda Tag Han'ın büyük oğlu Salur'u oturttular, sol aşık kemikli iliği pay verdiler, Eymür onu doğradı, Kalaç atlarını tuttu.
Dördüncü çadırda Ala Yuntlu'yu oturttular, sol kuyruk kemiğini pay verdiler, Üregir onu doğradı, Tigen atlarını tuttu.
Beşinci çadırda Tiniz Han'ın büyük oğlu İgdir'i oturttular, sol ön bacağı pay verdiler, Bügdüz onu doğradı, Karlık atlarını tuttu.
Altıncı çadırda Ava'yı oturttular, sol kürek kemiğini pay verdiler. Kınık onu doğradı, Kıpçak atlarını tuttu.

On iki Yüzlük ve Yirmi Dört Oymağın Anlamı Hakkında

Ey dinleyen yaşlılar ve ey anlayan gençler, gönlünüzü bu söze sıkıca bağlayın ve kulağınızı verip bu sözü düşünün. Türkmenlerin önceki geçmiş bahşıları ve ömrünü savaş meydanında geçirmiş olan iyileri şöyle söylemişler "Oğuz Han'ın altı oğlunun asıl hanımlarından doğan torunları yirmi dört kişiydi. Kün Han onların her ikisini bir çadırda oturttu. On iki bölük oldular. Bu on ikisinden doğanlara "Yüzlük" dediler. "Bir şeyin yüzü arkasından iyi olduğu için halkın ve devletin yüzüne dönüktür" anlamındadır.
Oğuz Han'ın ad koyduğu kişileri ve kumadan doğan torunları bunlar yirmi dört kişiydi. Hepsinin adlarım yukarıda bir bir söyledik. Bunların hepsi evin dışında oturdular. On ikisi at tutup oturdu, on ikisi kapıda oturdu. Bu yirmi dördünden doğanlara "Aymak" dediler. Aslı Omak'tır. Avam tabakasının hepsinin sözü bütün olarak söyleyemeyip yarım söylemeleri gelenektir. İşte bu zamanda bir kişi diğerinden "halkının omağı nedir" diye sorar. Omak, Moğolcadır. Bu zamanda "Kalmak ve Omak" denir. Omak'ın anlamı 'soy, kabile' dir. Türkmenlerin on iki yüzlük ve yirmi dört oymak demelerinin anlamı budur.

Oğuz Han'ın Torunlarının Adlarının Anlamı, Damgaları ve Kuşları Hakkında

Türkmen'in tarih bilen bilgili yaşlılarının hepsi Oğuz Han'ın on iki çadırda oturan yirmi dört torununun adlarının anlamlarını ve damgalarının nasıl olduğunu, kuşlarını kuşlarının adlarını şöyle anlatmışlardır:

- Kayı'nın anlamı:

'sağlam'dır. Damgasının şekli şudur: kuşu şahin, Bayat'ın anlamı 'devletli'dir, damgasının şekli şudur: P kuşu Baykuş, Alka Evli'nin anlamı 'uygun'dur, damgasının şekli şudur o kuşu Köykenek.

- Kara Evli'nin anlamı:

'nerede oturursa otursun çadırla oturan' demektir, damgasının şekli şudur: kamçı gibi kuşu Göbek Sarı.

- Yazır'ın anlamı:

'halkın, devletin büyüğü'dür, damgasının şekli şudur:kuşu Turumtay.

- Yasır'ın anlamı:

'önüne her ne gelse onu yıkar'dır, damgasının sureti şudur: kuşu Atmaca.

- Dodurga'nın anlamı:

'yurt almayı ve onu saklamayı bilen'dir, damgasının şekli şudur: kuşu Kızıl Doğan.

- Döger'in anlamı:

'daire, halka'dır, damgasının şekli şudur: kuşu Koçken.

- Avşar'ın anlamı:

'işi hızlı yapan'dır, damgasının şekli şudur: kuşu Beyaz Doğan.

- Kızık'ın anlamı:

'kahraman'dır, damgasının şekli şudur: kuşu Sarıca.

- Bigdili'nin anlamı:

'sözü hürmetli'dir, damgasının şekli şudur: kuşu Bahri.

- Karkın'ın anlamı:

'aşlı'dır. Damgasının şekli şudur: kuşu Su Kartalı.

- Bayındır'ın anlamı:

'nimetli'dir, damgasının şekli şudur: kuşu Şahin.

Beçene'nin anlamı:

'yapıcı, yapan'dır, damgasının şekli şudur: kuşu Ala Doğan.

Çavuldur'un anlamı:

'namuslu'dur, damgasının şekli şudur: O kuşu 'Huma Kuşu, anka'.

Çepni'nin anlamı:

'cesur, kahraman'dır, damgasının şekli şudur: kuşu 'Huma'.

Salur'un anlamı:

'Kılıçlı'dır, damgasının şekli şudur: kuşu 'Kartal'.

Eymür'ün anlamı:

'zenginlerin zengini'dir, damgasının şekli şudur: kuşu Encan.

Ala Yuntlu'nun anlamı:

'ala atlı'dır, damgasının şekli şudur, beşik gibi kuşu Yagalbay.

Üregir'in anlamı:

'iyi iş yapan'dır, damgasının şekli şudur: kuşu Bıku.

İgdir'in anlamı:

'büyük'tür, damgasının şekli şudur: kuşu Karçığay.

Bügdüz'ün anlamı:

'hizmet eden'dir, damgasının şekli şudur: kuşu İtalgu.

Ava'nın anlamı:

'derecesi yüksek'tir, damgasının şekli şudur: kuşu Tuyğun.

Kınık'ın anlamı:

'muhterem, sevgili, aziz'dir, damgasının şekli şudur: kuşu Ak Doğan.

Oğuz Halkının And İçenleri Hakkında

Han başta olmak üzere bütün halk, "bir, on, yüz ya da kaç tane mal keserseniz etini söylendiği gibi paylaşıp alsınlar ve her biri kendi çocukları ve buyruğundakiler ile yesinler"; ayrıca, birisi günahkârsa ve padişahın oturduğu yere yakınsa ya da uzaksa, o günahı işleyen kişi padişahın soyundan ya da başka soydansa handan bir kişi gidip onu yargılasa onu hanın kardeşi, oğlu ve beyleri hiç kimse korumasın ve ona el uzatmasın, dahası "padişah soyundan geliyor" diye bahane ederek koruyup destek olan kim olursa olsun onu padişahın kapısına getirip kılıçla arkasına vurup ikiye ayırmak gerekir ki, görene göz, işitene kulak olsun, ayrıca Oğuz soyundan ve Bozok oğullarından bir kişiyi padişah yapsınlar, iki kişiyi tahta çıkarmasınlar. Bu nedenle tek padişah olursa devlet düzelir, iki olursa devlet bozulur. Önceki geçmiş bilginler "bir kına iki kılıç girmez, bir hanımı iki erkek alamaz ve bir ülkede iki töre olmaz" demişlerdir.

Büyük bir kağıda antlaşmayı yazıp, Kün Han başta olmak üzere kardeşleri, oğulları, beyleri, halkın yaşlılarının iyileri hepsi kağıda adlarını yazıp "yaşadığımız sürece verdiğimiz sözlerden geri dönmeyeceğiz" diye ant içtiler. "Eğer bizden olan çocuklar helalzâde olurlarsa dünya son buluncaya kadar bu antlaşmayı okuyarak çalışacaklar, eğer haramzâde olup yurdu bozalım deseler (antlaşmaya göre) iş yapmamış olacaklar" dediler ve adlarını yazıp mühürlerini basarak antlaşmayı Kün Han'ın hazinesine koydular. Oğuz Han öldüğü zaman Kün Han 70 yaşındaydı ve yetmiş yıl babasının yerinde oturup doğruluk ve adaletle padişahlık yaptı ve ondan sonra Tanrı'nın rahmetine gitti.

Kün Han'ın Büyük Oğlu Kayı'nın Han Olması Hakkında

Kün Han öldükten sonra Oğuz Han'ın bütün torunları ve halkın ileri gelenleri toplanıp Kayı'yı han yaptılar. O da babası gibi halka adaletli davranıp yirmi üç yıl padişahlık yaptı ve Tanrı'nın rahmetine gitti.

Dip Bakuy'un Han Olması Hakkkında

Kayı Han'ın oğulları çoktu. Büyük babaları bir oğluna Dip Bakuy'un adını koymuştu. Büyük küçük herkes anlaşarak Dip Bakuy'u han yaptılar. Günlerden bir gün Dip Bakuy Han halktan "bugün Oğuz Han'ı görenlerden yaşayan var mı?" diye sordu. "Salur halkından Ulaş adında biri kalmıştır" dediler. Han birini gönderip Ulaş'ı getirtip, Oğuz Han'ın yurtta kaldığı zamanlarda ne yaptığını ve dostlara ne şekilde iyilik ettiğini, düşmanlara nasıl dostça davrandığını bir bir sordu. Ulaş da bildiklerini söyledi, ondan sonra Ulaş'a mal mülk vererek evine gönderdi.

Dip Bakuy Han'ın büyük beyleri ise Yazır halkından Alan ve Arlan, Döger halkından Çekes, Başı Big ve Baygu Big, Bayındır halkından Kabil Hoca'ydı. Han bir gün av avladığı sırada attan düştü, kalça kemiği kırıldı ve ondan öldü. Kozı Yavı adında bir oğlu vardı. Onu padişah yaptılar. Otuz yıl padişahlık yapıp o dünyaya gitti. Kozı Yavı adındaki oğlunu padişah yaptılar, onun danışmanları Eymür halkından Kerünçek, Salur halkından Tabak'tı ve ayrıca Salur halkından Enkeş'in oğlu Ötken ve onun oğlu Kul Sarı üç kuşak vezir oldular. Yüz yirmi yıl hanlık yaptı ve daha sonra öldü.

Kaynakça
Kitap: Şecere-i Terakime (Türkmenlerin Soykütüğü)
Yazar: Ebulgazi Bahadır Han
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Şecere-i Terakime (Türkmenlerin Soykütüğü)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 05:12

Oğuz Halkının Yurtları, Orada Kaç Yıl ve Nasıl Yaşadıkları, Niye "Türkmen" Diye Adlandırıldıktan Hakkında

Oğuz Han'dan Kozı Yavı Han'a kadar nasıl anlatmışsak öyledir. Şimdi İnel Han'ı anlatıyoruz. Tanrım izin verirse İnel Han'ın zamanından ta bu kitabı söylediğimiz zamana kadar (olan olayları) bir bir anlatacağız. Hepsi doğrudur, hiç yanlışı yoktur. Ama Kozı Yavı Han'la İnel Han'ın arasında kaç yıl geçtiğini kesin olarak söyleyemiyoruz. Öyleyse az anlatalım, eğer çok anlatırsak yalan olacak.

Aralarında dört bin yıl olduğunu şuradan biliyoruz:

Oğuz Han Keyumers ile çağdaştı. İnel Yavı Han'ın vezir vekili Kayı halkından Korkut Ata'ydı. Bizim peygamberimizin annesinin küçük kardeşleri, Abbas'ın çocuklarının oğulları, Bağdat şehrinde beş yüz yıl padişahlık yaptılar. Korkut onların zamanındaydı. Keyumers'le Abbas'ın oğullarının arasında beş bin yıl vardır. Kozı Yavı Han, Oğuz Han'ın beşinci oğludur. Kozı Yavı Han'la Korkut Ata'nın hanı İnel'in arasında kaç yıl olduğunu artık kendiniz hesaplayın.

Şimdi biz bu sözü edilen dört bin yılda bir bir ad ad kimin olduğunu, kimin olmadığını bilmiyoruz. Bu kadarını bilmesek de başından sonuna kadar ana hatlarıyla (kabataslak) biliyoruz. Onu anlatalım.

Oğuz ülkesinin yurtlarının doğusu Isıg Köl ve Almalık, kıble tarafı Sayram, Kazgurt Dağı, Karaçık Dağı ve kuzey tarafı Ulug Dağ ve bakırın kaynağı olan Kiçik Dağ'dır. Batısı Sir suyunun ayağı Yeni Kent ve Kara Kum. İşte bu söylenilen yerlerde dört-beş bin yıl oturdular ve hangisinin (hangi boyun) halkı, soyu sopu çok olursa ondan padişah yaptılar, böylece Kayı'dan bir kişiyi padişah yaparlardı. Kayı, Bayat ve daha beş altı küçük kabile ona katılırdı. Salur'dan bir kişiyi padişah yaparlardı. Salur soyu Eymür ve daha bir kaç küçük halk ona katılırdı. Yazır'dan bir kişi padişah yaparlardı. Yazır soyu ve daha bir kaç küçük halk ona katılırdı. Buna göre karşılaştırın.
Soyu geniş boydan padişah yapıp , az soyu sopu olan boyun ona katılmasıyla gah altı yedi grup, gah üç dört grup olurlardı ve birbirleriyle düşman olup savaşırlardı, tutsak alırlardı. Kendilerinden artan tutsakları Maveraünnehir tüccarlarına satarlardı, O zamanlar Irak, Horasan ve Maveraünnehir'in padişahları, sipahileri hepsi Farstı. Farslardan başka kişi yoktu. Sultan Mahmud Gaznevi'nin babası Sebük Tegin Kayı halkındandı. Kendisini Türkmenler esir edip tüccara sattılar ve Beçene soyu da kendiliğinden bir töre çıkarıp Salur halkı ile düşman olup savaşırlardı. Beş altı kuşağa kadar bu iki halkın arasında düşmanlık vardı.

Beçene halkı Salur halkına galip gelirdi. Onun için Salur halkı Beçene halkına "İt Beçene" der. Beçene halkının Toymaduk adlı bir padişahı gelip Salur halkını vurup Salur Kazan Alp'in annesi Çaçaklı'yı tutsak edip üç yıldan sonra kedhüdası Enkeş(i) çok malla gönderip Çaçaklı'yı geri aldı.

Bu sözlerden anlatılmak istenen şudur:

Yağmacılar (o) yurtta otururken, yağmalanan boyun düşmandan kurtulanları kaçıp Maveraünnehir'e giderlerdi, böylece Türkmen'in çoğu vilayeti düştü. Birazı kaldı. O vakitlerde Türkmen'den öte tarafta oturan kavimler çoktu. Onların hangi birini söyleyeyim?

Bütün kavimlerin içinde Türkmen'e en yakın oturanlar Hıtay, Kanklı ve Naymanlardır. O kavimler Türkmen'in geri kalanını yağmalamaya başladılar. Isıg Göl, Almalık, Sayram, Ulug Dağ ve Kiçik Dağlar, bu yurtların hepsini terk edip Sir suyunun ayağına gelerek padişahlarını Yeni Kent'te oturtup kendileri Sir'in iki tarafında yazı ve kışı geçirip on nesil boyunca oturdular ve Maveraünnehir'e giden Türkmenlere Tacikler, önceleri Türk derlerdi.

Beş altı kuşak geçtikten sonra oranın havasına, suyuna uyup çeneleri kısık, gözleri büyük, yüzleri küçük, burunları da büyük olmaya başladı. Türkmen yurduna gelip oturan kavimlerden Maveraünnehir'e tutsak ve tüccarlar gelmeye başladı. Tacikler onları gördü ve (onlara) "Türk" dediler, önceki Türklere "Türkmanend" diye ad koydular. Onun anlamı "Türke benzer"dir. Sıradan halk (avam tabakası) "Türkmanend" diyemediğinden "Türkmen" dedi,

İnel Yavı'nın Han Olması Hakkında

Kayı Kara Hoca'nın oğlu Korkut Ata, Salur Enkeş Hoca ve Avaşban Hoca başkanlığında bütün Oğuz ili toplanıp Kayı halkından İnel Yavı'yı padişah yaptılar, veziri Korkut Ata'ydı. Korkut Ata her ne dese, İnel Yavı onun sözünden çıkmazdı. Korkut Ata'nın kerametleri çoktu. İki yüz doksan beş yıl yaşadı. Üç padişaha vezir oldu. İnel Yavı yedi yıl padişahlık yaptı. İki oğlu vardı. Büyük oğlunun adı Al, küçüğünün adı Duylı Kayı. İnel Yavı Han öleceği sırada yerine Duylı Kayı'yı oturtup gitti. Duylı Kayı da Korkut Ata'nın sözüne göre iş yapıyordu. Ayrıca Korkut'tan başka iki tane daha danışmanı vardı. Birisi Bayındır boyundan Bügdüz diğeri ise İgdirden Dönge adlı. Duylı Kayı uzun yıllar.padişahlık yaptı, çocuğu yoktu. Aşını yiyip, yaşını yaşayıp uzun bir ömür sürüp öldü.

Duylı Kayı'nın Kardeşi İrki'nin Padişah Olması ve Oğlu Tuman'ın Dünyaya Gelişi Hakkında

Duylı Kayı'nın İrki adında yakın bir kardeşi vardı. O cenaze sahibi oldu. Bütün Oğuz halkı toplanıp baş sağlığına geldiler. Korkut Ata başta olmak üzere bütün beyler "Hanın hanımlarının içinde gebe olan var mı?" diye sordular. Bir dadı hanım gelip "hanın bir hanımı hamiledir. Ümidimiz (çocuğun) çabuk olmasıdır" dedi. Bir kaç gün sonra hanın ölü yemeğini veriyorlardı. "Hanın oğlu oldu" diye müjde istediler. İrki başta olmak üzere bütün beyler müjde verdiler.

İrki halka davet çıkardı. Herkes himmetine (çalışmasına) uygun kurban getirdi. Dört yüz yılkı ve dört bin koyun öldürdüler. Derisinden üç havuz yaptırdı. Birisini rakı, birisini kımız ve birisini ayran ile doldurttu. Bir ay gece gündüz ziyafette iyi, kötü herkes yeme, içme eğlenceyle meşgul olup, yaşlılar yaşını unuttu, yoksullar malsızlığını unuttu ve zenginler öleceklerini unuttular.

Oğuz halkı Korkut'a "bu oğlana iyi bir ad koy" dedi. Korkut Ata "bunun adı Tuman Han olsun" dedi. Halk "bundan daha iyi ad koy" dedi. Korkut Ata "bundan daha iyi ad olmaz, Duylı Kayı'nın öldüğü gün bizim yurdumuzu duman kapladı ve karanlık oldu. Bu oğlan dumanda doğdu. Bu yüzden Tuman ad(ını) koyduk ve ikinci olarak, gönlümden iyi dilekler dileyip Tuman adını koydum. (Ayrıca) duman uzun (süre) durmaz, çabuk dağılan bir şeydir. Dumanlı gün güneş olur, dumanın sonu parlak, aydınlık olmadan olmaz (dumanlı günün sonu mutlaka parlak ve güneşli olur). Azıcık (kısa süre) duran dumanı bu oğlanın küçüklüğüne benzettim, sonu(nun) güneşli olmasını da bu oğlanın delikanlı olup babasının tahtında oturup devletli ve uzun ömürlü olmasına benzetiyorum" dedi.

Halk bunu işitip Korkut'a "aferin aferin" diyerek memnun olup Tuman'a çok dua ettiler. Korkut başta olmak üzere bütün halk, İrki'ye "bir ay ziyafet verdin, yemeğin bitmedi ve havuzlara koyduğun kımız ve ayranın gölün suyundan daha çok oldu. Şimdi bugünden sonra sana "Köl İrki Han" diyelim, Tuman kendi oğlundur. Ağabeyin Duylı Kayı'nın yerinde oturup hanlık yap, Tuman büyüdüğü zaman ona ne vereceğini sen iyi bilirsin" dediler ve Köl İrki'yi han yaptılar. Halkla iyi geçinip oturdular Tuman gençlik çağına erişti. Duylı Kayı Han'ın emektar adamları Tuman'a söz verdiler "padişahlık atandan sana miras kalmıştır. Bütün halk sözleşerek tahtı geçici olarak, sen büyüyünce sana emanet etmesi koşuluyla Köl İrki'ye emanet etmişlerdir".

Tuman bu sözü İrki'ye bir kişinin aracılığıyla söyletti. Köl İrki bu sözü işittikten sonra Korkut'a gizlice söyledi ve onun tavsiyesiyle halkın ileri gelenlerini çağırıp büyük bir ziyafet verdi. Korkut'u evin baş köşesinde oturtup Köl İrki Han diz çöküp (içinde) kımız bulunan kadehi sundu. Korkut kımızı içip bütün halk da yemeğini yedikten sonra Köl İrki "Ey il ve halk, hepiniz, padişahlığın Tuman'ın hakkı olduğunu biliyorsunuz. Bu zamana kadar Tuman küçük olduğu için bu işi ben yapıyordum. Şimdi Tuman yetişkin delikanlı oldu. Babasının tahtını (ona) teslim ediyorum" dedi.

Bütün halk Korkut'a "hanın ve bütün Oğuz halkının iradesi senin elindedir, neyi uygun görürsen onu yap" dediler. Korkut bu sözü işittikten sonra adam gönderip Tuman'ı getirtip evin ortasında oturtup "baban öldü, sen küçüktün. Köl İrki hem babandır, hem (de) ağabeyin. Seni, dünyaya gelişinden ta bu zamana kadar çok eziyetler çekerek iyi bir şekilde büyütmüştür. Tac, taht, halk ve bütün yurt senindir. Senden ricamız, bir kaç gün sabr et. Ağabeyinin kuvvetten düşmesi yaklaşmıştır" dedi. Tuman "bütün Oğuz ilinin iyisi babamın veziri ve benim (de) babamsın, sözünüzü kabul ettim" dedi.

Köl İrki'nin bir kızı vardı. Çok güzel, anne ve babasının bütün işlerine muktedir. Korkut, Köl İrki ve Tuman'a söyleyip yedi gece gündüz düğün yapıp padişahlara lâyık elbise ve çeyiz ile kızı Tuman'a verdi.

O zamanda Avşar ilinin Ayna adlı bir hanı vardı. Bu kızı oğluna istetmişti. Köl İrki kabul edip verecek olmuştu. Ayna Han, (Köl İrki'nin) kızını Tuman'a verdiğini işittikten sonra asker toplayıp Köl İrki'nin üstüne yürüdü. Köl İrki de büyük (bir) orduyla karşı(sına) gidip, vuruşup Ayna'yı yendi. Ayna'nın oğlunu öldürdü ve Avşar'ın ordusunu yenilgiye uğrattı. Ayna'yı kovalayıp ülkesine gitti, ülkesini alıp altı ay orada oturdu. Ayna kaçıp başka ülkeye gitti. Köl İrki yemin edip, Ayna'ya bir adam gönderdi "bu kötülüğü yapan sen değildin, oğlundu, cezasını buldu. Şimdi seninle kardeşiz, gel, ülkene sahip ol, ben geri dönüyorum" dedi. Elçi gidip bu sözlerin hepsini söyledi. Ayna inanıp geldi ve Köl İrki'yi gördü. Köl İrki de ülkesini (ona) teslim edip kendi ülkesine geri döndü.

Tuman'ın Oğlunun Olması ve Ona Yavlı At Konulması ve Büyüdükten Sonra "Kanlı Yavlı" Diye Ad Koymaları Hakkında

Tuman'ın, Köl İrki'nin kızından oğlu oldu. Adını Yavlı koydular yiğit ve cesur oldu, delikanlılık çağına ulaştı. Bir gün suyun yakasında gençlerle oynuyordu. Bir gençle kavga etti. Onu vurayım diye bir şey aradı. Yakında dikenli bir bitkiden başka bir şey bulamadı. Onun ucundan tutup dibinden çıkarıp gencin boynuna vurduğunda boynu kırıldı ve öldü.

Köl İrki Han, Tuman ve Korkut bütün beyler oturmuşlardı. Yavlı'nın yaptığı bu işi anlattıklarında büyük küçük, iyi kötü ve gören, işiten herkes şaşırıp hayrete düştü. Tuman "bu oğlanın adına bu zamana kadar 'Yavlı' diyorduk. Şimdi 'Kanlı Yavlı' dememiz gerek" dedi. Ondan sonra bütün halk, ona "Kanlı Yavlı" dedi.
Günlerden bir gün Köl İrki Han çadırda oturuyordu. Tuman da oradaydı. Kanlı Yavlı kapıdan girip geldi ve ortada oturdu ve Köl İrki'ye bakıp "ey baba, oturduğun bu tahtın büyük babam Duylı Kayı'nındır. Bu zamana kadar babam Tuman gençtir diye (tahtı ona) vermedin. Şimdi neden vermiyorsun" dedi. Köl İrki Han başını aşağı eğip uzun bir müddet (öyle) oturdu ve bir müddet sonra başını kaldırıp "ben sen(in) bu sözü daha önce, hatta dikenli ağaçla birinin boynunu kestiğin gün söyleyeceğini ümit ediyordum. Doğru söylüyorsun iyi olur, güzel olur. Şimdi (tahtı) atana vermek gerek" dedi.

Tuman'ın Han Olması Hakkında

Köl İrki torunundan bu sözleri işittikten sonra, başta Korkut olmak üzere bütün Oğuz halkına adam gönderip, getirtip büyük bir ziyafet vererek Tuman'ı han yapıp tahta oturtup kendisi ayakta durarak Tuman Han'a "baban ölüp de, ben bu tahta geçip halkı yöneteli otuz beş yıl oldu. Senden istediğim, ben nasıl halkın iyi(si) ve kötüsü(nü) sorarak padişahlık yaptıysam senin de o şekilde yapacaksın" dedi. Tuman "iyi söylüyorsunuz, eğer benim devletim olursa sizin bu öğütlerinizi kabul ederim" dedi.

Ülke sözleri tamamlandıktan sonra Köl İrki Han Kanlı Yavlı'nın yüzüne bakıp "ey kızım oğlu, kızdan olanın dostluğu olmaz diye işitmiştim, eskilerin sözlerini yalan çıkarmadın" dedi. Tuman Han dört ay hanlık yaptıktan sonra başta Korkut bütün halk, Tuman'a "Tanrıya şükr et, Kanlı Yavlı gibi iyi bir oğlun var, padişahlığı ona verip, kendin zevk ve eğlenceyle meşgul olsan yeridir" dediklerinde Tuman da bunu kabul etti ve padişahlığı oğluna verip (kendisi) huzurlu gönülle Tanrı'ya ibadet ederek yaşadı.

Kanlı Yavlı'nın Han Olması Hakkında

O çok cesur, yiğit ve kahramandı. Dört tarafında(ki) yurtların hepsini savaşarak alıp kendisine bağladı. Onun zamanında kurt koyuna, kaplan geyiğe, kartal tavşana ve doğan kekliğe zorbalık yapamadı. Devletini düzene sokup düşmanlarını dağıtıp kendi zamanındaki padişahları geçerek doksan yıl padişahlık yapıp öldü.

Mur Yavı'nın Han Olması Hakkında

Kanlı Yavlı'nın iki oğlu vardı. Büyüğünün adı Mur Yavı, küçüğünün adı Kara Alp Arslan. Öleceği sırada yurdunu ikiye böldü. Türkistan ve Yeni Kent'i Mur Yavı'ya verdi. Talaş ve Sayram'ı Kara Alp Arslan'a verdi. [Bir kaç yıl geçtikten sonra Kara Alp] ağabeyi Mur Yavı'yla düşman oldu. Halkın büyükleri araya girip, çok nasihat ederek "aralarını bulalım" dediler.

Kara Alp Arslan razı olmadı. Sonunda ikisi ordu kurup Sayram üstünde savaştılar. Mur Yavı kazandı. Kara Alp Arslan savaşta öldü. (Mur Yavı, Kara Alp Arslan'ın) bütün ülkesini yağmalayıp bir yıl orada durduktan sonra dönüp evine geldi.

Kara Alp Arslan'ın küçük bir oğlu vardı. Mur Yavı onu ve hanımlarını alıp geldi ve bundan bir kaç yıl geçti. Bir gün Mur Yavı oturmuştu. Kara Alp Arslan'ın oğlu geldi. Onun yüzüne bakıp "eğer baban cahillik edip benimle düşman olmasaydı, böyle yetim kalıp sararıp solmazdın. Yazık, ne yapayım?" Adiye çok ağladı ve "senin adın Alp Tugaç olsun" dedi. Babasından kalan (babası zamanından kalan) iyi kişileri getirtip Alp Tugaç'ı onlara emanet edip babasının yurdununu (geri) verip göç ettirerek (babasının yurduna) gönderdi. Halka "Kara Alp Arslan'ın memleketinden tutsak olarak getirilen kişileri geri göndersinler" diye emr etti. Alp Tugaç gidip babasının yurdunda oturdu. Dört tarafa dağılıp gidenlerin hepsi ona katıldı. Mur Yavı Han yetmiş beş yıl padişahlık yapıp öbür dünyaya gitti.

Mur Yavı(nın) Oğlu Kara'nın Han Olması Hakkında

Mur Yavı'nın hanımlarından oğlu yoktu. Urca Han adlı bir kişinin ülkesini yağmalayıp aldığında bir kadını tutsak ederek bir kaç gün (kadına) bakıp gönderdi. O kadın yurduna gittikten sonra "ben Mur Yavı Han'dan hamile olmuşum" dedi. Bir kaç ay sonra oğlan doğurdu. Adını Kara koydular. Dayılarının arasında büyüdü. Delikanlılık çağına geldikten sonra kaçıp Mur Yavı Han(ın) huzuruna geldi. Mur Yavı onu oğul edindi. Mur Yavı öldükten sonra bütün halk toplanıp onu han yaptılar. Halkla iyi geçinerek kırk yıl hanlık yapıp vefat etti.

Buğra Han'ın Han Olması Hakkında

Kara Han'ın Buğra adında bir oğlu vardı. Kara Han öldükten sonra bütün halk Buğra'yı padişah yaptı. Buğra Han geçmişte yaşamış bütün atalarından üstün oldu. Büyük ordu ile gelip Buhara ve Semerkand'ı aldı. Kardeşleri(nin) ülkesinde (onlarla) düşmanlığı olduğu için duramayarak geri dönüp gitti. Ondan sonra gelip Harezm memleketini alarak uzun yıllar orada padişahlık yaptı.

Bir defasında ordusuyla birlikte kuzeye doğru giderken han "canımız buğday unundan yapılan yemeği istiyor" dedi. Erişte ve başka yemek(ler) yapmak için aşçı ve yemeğin malzemeleri bulunamadı. Han un getirtti ve hamur yoğurttu, kendi eliyle açarak kazana koydu. Oturan nökerleri de hana uydular. Pişirip içti ve "bu çorbanın adı Buğra Hanı olsun" dedi. Bugün halk arasında "Buğra" diye pişirdikleri bu çorbadır. (Buğra) Han'ın üç oğlu vardı. Büyüğünün adı İl Tegin, ikincisinin adı Kozı Tegin ve üçüncüsünün adı Big Tegin. Eski Türk dilinde Tegin(in) anlamı, 'güzel yüzlü'dür.

(Buğra) Han yaşlandıktan sonra padişahlığı Kozı Tegin'e verdi ve kendisi rahat ve huzurlu bir yaşam sürdü. Babür adlı bir hanımı vardı. Çok akıllı, dindar, iyi ve her yönden yeterli, örnek alınabilecek bir kadındı. Üç oğlunun annesiydi. O öldüğünde Buğra Han büyük yas tuttu. Bir yıl kadar kimseyle konuşmadı ve evden çıkmadı. Bir gün Kozı Tegin babasına "ne zamana kadar yas tutup, üzülüp oturacaksınız, ava çıkın, belki gönlünüz açılır" deyip babasını alıp her gün bir yere ava ve gezmeye gitti.
Bir kaç gün sonra, "şimdi hanın gönlünde arzu ve heves uyanmıştır diye düşünerek (babasına) "beyler, 'hana kâhyalık etmemiz (akıl vermemiz) uygundur' diyor" dedi. Han "annenin yerini tutacak hanım nereden bulunur"

dedi. Kozı Tegin "annem gibi olmasa, daha iyi olsun" dedi. Han her ne kadar "bana kâhyalık etmeyin" dediyse de, Kozı Tegin onu tercihine , bırakmadı.
Avşar ilinde Egrençe adındaki adamın görülmeye layık, iyi, ülkede adı yayılmış güzel bir kızı vardı. (Kozı Tegin) onu hana aldı. O bedbaht kız "Kozı Tegin'in bende gönlü var, onun için bahaneyle beni babasına alıyor, benimle gizlice eğlenmek istiyor, yoksa benim gibi güzel bir kızı niçin alıp babasına versin" diye düşündü. Bir gün Közı Tegin babasını görmeye geldiğinde, han uyumuş ve hanımı (tek başına) oturmuştu. Kozı Tegin'in yanına gelip yüzünü gözünü elleyip, sevip okşamıştı. Hanımların, kocalarıyla oynaşırken yaptıklarını yapmaya başladı. Kozı Tegin gönlünden (içinden) "bu annem yerindedir, bana sevgi gösteriyor" dedi.

Yine birkaç gün sonra (kadın) Kozı Tegin'i yalnız bulup "hiç benim halimden haberin var mı? Ben sana aşığım, geceleri uykum, gündüzleri ise kararım yok. Benim halime bakmayacak(tıy)san beni (bu) yaşlı adama niçin aldın?" dedi. Kozı Tegin "sen benim annemsin, eğer bu günden sonra bu hareketleri (huyunu) bırakmazsan seni parça parça edip, her bir parçanı bir yere atarım" dedi.

Kadın bu olayı kendi kardeş hanımlarına söyleyip danışınca onlar "Kozı Tegin hana ve halka bu olanları söylemeden önce bizim söylememiz gerek yoksa ölüme gidersin" deyip hepsi sözleşerek bir kadın gönderdiler. O kadın gidip Kozı Tegin'in evinden çizmesini çalarak giyip, Buğra Han'ın evine gelip ve (daha sonra) geri dönüp gidip çizmeyi yerine koyup geldi. O gece Han evde yoktu. Ava gitmişti. Gece yarısından sonra azıcık kar yağmıştı. Seher vaktinde kadın bağırmaya başladı. Tan attıktan sonra insanlar, çadırdan ağlayan kadın sesinin geldiğini duydular.

Kadın ve erkek herkes, toplanıp çadırın kapısına geldiklerinde kadın(ın) yüzünü yırtarak, her yerini kanattığını ve (şöyle) söylediğini gördüler:

"Bu gece seher vaktinde uyurken, birisi gelip koynuma girdi. Baktım ki, (bu) Kozı Tegin Han 'bağırma, benim, sana ben aşık oldum, ama alıp babama verdim. Onun için gündüz babamın gece de benim olacaksın, yoksa babam kadını ne yapacaktı?' dedi. Ben 'anneye böyle davranmak nerede var', diye bağırıverdim. Benden bu sözü işittikten sonra, kaçıp çıkıp gitti". Yanında bulunan kadınlar bu söze tanıklık ettiler ve kadın (tekrar) "bundan daha iyi tanık olmaz, yer kardır, izine bakın" dedi. İze baktılar. (Iz) Kozı Tegin'in evinden çıkıp, çadıra geliyor ve (tekrar) geri dönüp Kozı Tegin'in evine gidiyor. Kozı Tegin izin yanına gelip ayağını koyduğunda ikisi aynı oldu.
Buğra Han avdan geldi. Ona da söylediler. Han başta olmak üzere bütün beyler Kozı Tegin'i çağırıp "Senin gece yaptığın bu (iş) nasıl bir iştir". Kozı Tegin o kadından gördüğünü ve işittiğini anlattı ve "ben utandığımdan söyleyemedim, ikincisi de (bu) kadını babama ben alıp verdim. Halk içinde rezil olmasın dedim. O benden önce davrandı" dedi.

Halk iki kısma ayrıldı, yarısı kadının sözüne, yansı ise, Kozı Tegin'in sözüne inandılar. Sonunda hepsi karar verip kadının yanında duran kadınları hanın önüne getirerek sordular, (onlar) söylemedi. Zor kullandıklarında başından ta sonuna kadar yaptıkları görüşmeleri, Avşar'ın kadınlarının söyledikleri sözleri ve çizmeyi çalışını bir bir anlattıklarında Buğra Han Kozı Tegin'e "böyle fitne fesat olur diye bu kadını onaylamamıştım, ama sen benim irademe bırakmadın.

Şimdi ne yapacağını sen iyi bilirsin" deyince, Kozı Tegin buyurdu:

Beş yabani kısrağı getirip, iki ayağını, iki kolunu ve boynunu, her birini bir kısrağın kuyruğuna bağlayıp, kısrakların butlarına mızrağın ucunu hatırdılar. (Kısrak) döne döne kadını beş parçaya ayırarak her biri vücudunun bir parçasını alıp kendi yaylasına gitti. Buğra Han uzun yıllar padişahlık yaptı ve doksan yaşına kadar yaşayıp öldü.

Buğra Han'ın Oğlu Kozı Tegin'in Han Olması Hakkında

Kozı Tegin babasının tahtında oturarak düşmanlarını ağlatıp dostlarını güldürüp halka adaletli davranarak yoksula ve düşküne hayır ve ihsanlarda bulunup kırk yıl hanlık yapıp yetmiş beş yaşına geldiğinde oğlu Arslan'ı yerine oturtarak vefat etti.

Kozı Tegin Oğlu Arslan'ın Han Olması Hakkında

Arslan babasının tahtında oturup büyük han oldu. Uzun yıllardan sonra Şuracık halkı düşman oldu. Arslan gidip Şuracık halkını vurup kalanını kendine bağlayıp geldi. Orada küçük bir oğlanı tutsak alıp getirip adını Suvar koyarak elinde büyüttü. O akıllı, cesur, zeki, hünerli, her makama ve her yola gitmeyi bilendi. Bu kişi hana danışman oldu. Hanın çevresindekiler kıskançlıklarından bununla kötü oldular. Suvar'ı hana nasıl kötüleyeceklerini bilemediler.
Bir gün savaş meydanında han, Suvar'ın kulağına bir söz söylüyordu.

Sakalı -hanın yüzüne değdi. Suvar gittikten sonra, han beylerinin tümüne bakıp "Suvar çoğunu öpmüş olmalı" dedi. Beyler "biz bunun yaptığı işleri yalnızken söyleyelim" diyerek yalnız kaldıklarında "filan vaktta, filan malınıza şöyle hainlik yaptı ve filan sırrınızı halka açıkladı. Düşmandan alıp getirmiştiniz, aslına çeker. Biz onun yaptığı kötülüklerin hangi birini söyleyelim. Bütün işlerinden en kötüsü, sizin hanımınız ile buluşup geziyor" dediler. Arslan Han "Suvar'ı Yeni Kent'e hizmete gönderdim. Geldikten sonra sizlere emanet edeyim. Nasıl öldüreceğinizi sizler (daha) iyi bilirsiniz" dedi ve şöyle devam etti "filan yerde geyik çokmuş, kendim gideyim dedim. Dünden beri her yerim ağrıyor. Sizler halka baş olup, gidip otağ kurun. Fakir fukara kış yiyeceğini alsın".

Beyler halkı alıp ava gittiler. Han hanımıyla konuşup hasta oldu. Bir kaç gün sonra kötüleştiğinde evde kalan beyler, ava giden beylere ve Suvar'a bir adam gönderdiler, "hanın durumu kötüleşti, yetişsinler" diye. Beyler(in) avdan geldiği gün han öldü. (Beyler) geldiklerinde han(ın) öldüğünü gördüler. Bütün beyler karşılıklı danıştılar ve hanın canlı cansız mallarının hepsini aldılar. O sırada Suvar da geldi. Suvar'a "hanın ölüsünü ne zaman çıkaracağını, nereye koyacağını ve yas için gerekenleri hanımla sen bilirsin, sen yap. (Han) hayatta iken de her işi siz ikiniz yaptığınız için öldüğünde de gerekeni siz yapın" dediler ve ölünün yanına gelmeyip çıkıp gittiler.
Suvar, han(ın) ayağının ucunda sakalını kesip, bir taşı alıp başına ve göğsüne vurarak her yerini parça parça edip söylenerek ağlıyordu "ölürken bulunamadım, bir bardak su veremedim ve hizmetinde bulunamadım, şimdi seni toprağa gömmek için buradayım. Bundan sonra sensiz bu dünyada yaşamak bana haramdır. Kendi kendimi öldürürüm ve senin ayak ucunda yatarım" diye ağlayıp oturuyordu. Han yerinden kalktı [ve] Suvar'ı kucaklayarak yüzünden öptü ve "senin aleyhinde konuşan beylerin gerçek yüzünü bilmek için kendimi ölü göstermiştim" dedi. Hanın dirildiğini işiten halkın tümü geldi. Hanın mallarını alıp ölüye hiç bakmadan giden beyleri tutup gözlerini kör edip kollarını kestirdi. Arslan Han yetmiş yıl padişahlık yapıp vefat etti.

Buğra Han'ın Büyük Oğlu İl Tegin ve Onun Oğlu Osman'ın Han Olması Hakkında

Arslan Han'ın oğlu küçüktü. Büyük amcasının Osman adlı oğlu vardı. Onu han yaptılar. On beş yıl padişahlık yapıp vefat etti.

İl Tegin Oğlu İsli'nin Han Olması Hakkında

Osman'ın küçük bir kardeşi vardı, İsli. Onu han yaptılar. O da üç yıl han olup babasının arkasından gitti.

İsli Oğlu Şıban'ın Han Olması Hakkında

İsli'nin Şıban adlı oğlu vardı. Onu han yaptılar. O da atalarının yürüdüğü yoldan yürüyüp iyiyle iyi, kötüyle kötü olup yirmi yıl babasının tahtında oturup büyük babalarının göçtükleri yere göçüp gitti.

Şıban Oğlu Buran'ın Han Olması Hakkında

Şıban'ın Buran adında (bir) oğlu vardı. Onu han yaptılar. Buran da halkla iyi geçinip Oğuz halkının âdetlerini ve kurallarını bertaraf etmeyerek on sekiz yıl padişahlık yapıp vefat etti.

Ali'nin Han Olması Hakkında

O zamanlar Oğuz halkı Sir suyunun iki tarafında Sir'in ayağına yakın (bir yerde) oturuyorlardı. Moğol gelip çok saldırdı. Buna dayanamayarak çoğu göçüp gitti, Ürgenç'e gittiler. Kalanları Ali adındaki kişiyi han yaptılar, Ali'nin Kılıç Arslan adında küçük bir oğlu vardı, ona Şah Melik adını takmışlardı. Bügdüz halkından Kozıcı Bey adında yüz yaşında bir adam vardı. O zamanlar Oğuz halkının yurdu Sir'in ayağından Ürgenç ile Sir'in arasına, Amu deryanın iki tarafından Ürgenç'le Merv'in arasına, Kara Kum'un içinden ta Murgab ırmağının ayağına kadar olan bölgeydi. Ali Han kendisi Yeni Kent'te oturup Şah Melik'i Kozıcı'ya emanet edip, oğluna "Kozıcı'nın sözünden çıkma" dedi. Kozıcı'ya "Şah Melik'i alıp Oğuz halkının içine git, orada büyüsün. Bu halka, halk buna alışsın, ülkenin bir tarafında ben oturacağım, bir tarafında da oğlumla sen ol" diyerek gönderdi. Şah Melik halk içine geldi, halk onu padişah yaptı. Bir kaç yıl geçtikten sonra Şah Melik genç oldu, ama zalim oldu.
Kimin görülesi güzellikte kızı ve hanımı varsa baktı. Kozıcı çok öğüt verdi, dinlemedi. Halk Şah Melik'e "zalim, gaddar" diye ad koydular. Yavaş yavaş halkın ileri gelenlerinin kızları ve hanımlarına zor kullanmaya başlayınca Oğuz halkı bir araya gelip öldürmeye kalkıştılar. Bunu duyup

babası yanına kaçtı. Kozıcı Bey de arkasından gitti ve Şah Melik'ten önce yetişti ve olan olay(lar)ı bir bir anlattı, ondan sonra Şah Melik geldi. Ali Han Şah Melik'i tutup kamçılattı ve kolunu bağlattı. Kozıcı bunu işitip geldi ve hana "bunu bağlatıp ne yapayım diyorsun? (ne yapmak istiyorsun?)" dedi. Han "gönülleri razı olsun, hoşnut olsunlar diye Oğuz halkına göndereyim diyorum" dedi. Kozıcı "eğer Şah Melik'i gönderirsen öldürürler ve (ayrıca) gururlanıp sana düşman olurlar. Hem oğlundan ve hem (de) halkından ayrılırsın" dedi. Ali Han "sen, (oradaki) halkın durumunu görüp gelmişsin iyi bilirsin, kendin uygun geleni söyle" dedi.. Kozıcı "benim, önce, gidip halktan özür dilemem uygundur. 'Han oğlunu cezalandırarak elini, ayağını bağlayıp, halk ne yapacağını bilir diye size gönderdi, ben bunu söylemek için önceden geldim. O, hemen benim arkamdan geliyor' diyeyim, sen oğluna bütün askerini verip benim arkamdan gönder. Ben onları söze tutup oyalarken, Şah Melik gidip kötüleri yönetime boyun eğinceye kadar iyilerini yakalayıp öldürsün" dedi. Ali Han da bu işi uygun bulup, bunu yapmayı kabul etti.

Oğuz Halkı'nın Ali Han'a Düşman Olup Şah Melik'i Öldürüp Kargaşayla Dağılıp Dört Tarafa Gitmesi Hakkında

Şimdi Şah Melik kaçıp gittikten sonra halkın ne yaptığını anlatalım. O zamanlar Ürgenç, Murgab ve Tecen'de oturan halkın büyük beyi Kayı boyundan Kırkut adlı kişiydi. Halk içinde Miran Kahin adında cinli (kişi) vardı. Kırkut Bey onu çağırtıp "Şah Melik'le Kozıcı Bey bize gücenip, kaçıp Ali Han'ın yanına gitti. Halkla hanın durumu nasıldır?" dedi. Miran Kahin bir saat konuşmadan oturdu ve "Çok yakında Oğuz halkının içinde savaş olacak kızıl kan kara su gibi akacak. Ali Han hemen ölecek, Onun yerine (başka) bir kişi padişah olacak" dedi.

Bu söz tamamlandı, şimdi başka şeyler anlatalım:

Tuğurmış adlı bir kişi vardı. Babasının adı Keranca Hoca(ydı), (babası) Kayı halkından ev ustası yoksul bir adamdı. Bu olaydan bir kaç yıl önce, Tuğurmış bir gece yatmıştı, düşünde göğsünden üç ağacın yeşillenip yükseldiğini, budaklanıp yapraklandığını gördü. Sabah kalkıp Miran Kahin'e gidip bu düşü anlattı. (Miran Kahin) "gördüğün bu düşü hiç kimseye anlatma, bu iyi (bir) düştür" dedi. Tugurmış'ın üç oğlu vardı. Her oğlunun başı için Tanrı yoluna bir koyun kesip, pişirip halka dağıttı. Büyük oğlunun adı Tokat, ortancasının adı Tuğrul ve küçüğünün adı Arslan(dı). Kırkut Bey'le akrabaydı. Üçü de nişancı ve cesurdu. Kırkut Bey Tuğrul'u onbeyi (onbaşı) yapmıştı. Bu yüzden ona Tuğrul onbeyi (onbaşı) derlerdi.

Şimdi Şah Melik'i anlatalım, Kozıcı Bey Ali Han'a "Şah Melik'i benim arkamdan gönder" diyerek Yeni Kent'ten gidip Ürgenç'te oturan halkın yanına geldi. O dönem halk, Tuğrul'a bağlıydı. Tuğrul, Kozıcı'ya "Sözün doğrusunu söyle, yoksa bu yaşlılık zamanında aklın gidip işkencede ölürsün" dedi. Korktuğundan doğrusunu söyledi. Kozıcı'yı bağladılar. Bütün halka adam gönderdiler. On altı bin kişi toplandı. Şah Melik'in geldiği yola gidip, Kırkut Bey sekiz bin kişiyle yolun bir tarafında, Tuğrul sekiz bin kişiyle yolun diğer tarafında durdu ve uzağa keşif kolu gönderdi. Bir gün "keşifçiler geliyor" diye geldiler. Ata binip yolun iki tarafında durdular. Şah Melik'in askeri yirmi bin kişiydi. Yolun yansını geçtiklerinde iki taraftan at gönderdiler. Büyük savaş oldu. Tuğrul kazandı. Şah Melik'i yakalayıp öldürdüler ve aynca beylerini de öldürdüler.
Ali Han bu haberi işitir işitmez öldü. Oğuz halkı birbirleriyle öçlü ve kanlı oldular "ev başına kara han" denen şey oldu. Birbirlerine saldırdı(lar) ve birbirlerini öldürdü(ler). Halkın çoğu Kılk Bey, Kazan Bey ve Karaman Bey'in başkanlığında Mankışlak'a gitti. Onların içinde her türlü halk vardı. Ama onların çoğu Eymür, Döger, İğdir, Çavuldur, Karkın, Salur ve Agar'dı. Alicak Bey'in oğullarının başkanlığında Hisar dağına gitti(ler) ve birçok boy Oklı boyu, Kökü boyu, Agar boyu ve Sultanlı boyu Ebulhan dağına gittiler. Yazır halkı Horasan'a gidip uzun yıllar Durun civarında oturdular. Bu yüzden Durun'a Yazır yurdu derler. Yazır halkının çoğu, Durun yakınında dağ içinde çiftçilik yaparak yaşıyorlardı. Bu zamanda onlara "Kara Taşlı" derler ve daha sonra Salur boyundan Dingli Bey'in başkanlığında on bin ev Horasan'a gitti ve uzun yıllar orada oturdular ve daha sonra oradan göçerek Irak ve İran'a gittiler (orayı) vatan tutup orada kaldılar.

Kınık soyundan Sultan Sancar Mazi'nin babası Sultan Melik Şah gidip Irak ve İran'ı alarak İsfahan'ı başkent yapıp oturduğunda Salur boyundan Dingli Bey'in kendisinin ve önce yaşamış olan topluluğun nesillerinden bir kaç kişi gelip Sultan'ın buyruğuna girerek "Oğuz boyu Salur halkındanız" diye arz ettiler ve büyük babalarımız Türkistan'dan gelmiştir diyerek akrabalıklarını bildirdiler. Salurlardan bir çoğu Irak'tan geri dönüp Mankışlak'a geldi. Onların nasıl geldiklerini Tanrım buyurursa söyleyeceğim. Daha önce yaşamış olan halk (tarihçiler) "Oğuz halkının gidip yürümediği yol var mı? Evini kurup oturmadığı yurt var mı? (diye) söylerler.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Şecere-i Terakime (Türkmenlerin Soykütüğü)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 05:14

Tuğurmış Oğlu Tuğrul'un Han Olması Hakkında

Oğuz boyunun Şah Melik yenilgisinden (sonra) gitmeyerek Sir suyunun ayağında ve Amu ırmağında oturup kalanları Tuğurmış oğlu Tuğrul'u han yaptılar. O yirmi yıl padişahlık yapıp vefat etti ve ondan sonra Tugurmuş'un küçük oğlu Arslan'ı han yaptılar. O da on yıl padişahlık yapıp göç edenlerin arkasından gidince onun oğlu Asilzade'yi han yaptılar. O da yirmi yıl dünya şarabıyla sarhoş olarak yaşayıp, sarhoşluktan gözünü açıp uyandığında büyük babalarının yanında yattığını gördü (öldüğünü anladı). Onun bir oğlu vardı. O oğlana büyük babasının adını koymuştu, Arslan diye. Arslan'ı han yaptılar. O da on yıl babasının yerinde oturup vefat etti.

Ondan iki küçük oğlan kaldı. Büyüğünün adı Kökem Bakuy, küçüğünün adı Sereng. Kökem Bakuy'u padişah yaptılar. Çok küçüktü. İyiyi ve kötüyü bilmezdi. O zaman(lar)da Oğuz boyunun Karaşıt adlı bir düşmanı vardı. O Arslan Han'ın öldüğünü (ve) ondan küçük oğlanların kaldığını ve onlar(ın) padişahlık yapamaması yüzünden Oğuz boyunun ağzının karışık olduğunu (birlik olmadığını) işitip ata bindi ve gelip Arslan Han'ın karargahına ve beylerinin evine saldırdı. Kökem Bakuy'u at(ın) önüne alıp kaçtılar. O zaman Sereng beşikteydi. Düşman onu esir edip alıp gitti. Ondan sonra çok yıllar geçti. Sereng gençlik çağına eriştikten sonra ağabeyi Kökem Bakuy'a "ben kaçamıyorum ağabeyim gelip beni alsın" diye adam gönderdi. Kökem Bakuy bunu duyduktan sonra bütün Oğuz halkının askerini alarak gidip Karaşıt'a saldırıp kardeşi Sereng'i alarak sağ salim evine geldi. Kökem Bakuy yirmi yıl padişahlık yapıp vefat etti.

Arslan Oğlu Sereng'in Han Olması Hakkında

Kökem Bakuy öldükten sonra küçük kardeşe Sereng'i padişah yaptılar. O da on yıl padişahlık yapıp babasının arkasından gitti. Ondan sonra padişah olan Oğuz boyunun Kınık soyundan Selçuk Bay başkanlığında bir çok boy göçerek Sir yakasında Hocend şehrine geldiler. Uzun yıllar orada oturup Nur vilayetine gittiler. Orada (da) yüz yıl oturup göçerek Ürgenç'e gittiler. Ürgenç'te oturamayarak göçüp Horasan'a gittiler ve Merv'den Ebulhan'a kadar yerleştiler. O zamanlarda Horasan, Sultan Mahmut Gaznevi'nin torunlarının ellerindeydi, onların "devletlerinin kaselerinin dolup döküldüğü" denilen vakitti.

Şelçuklular Merv-i Şah-ı Can şehrini alıp Tuğrul Bey'i padişah yaptılar. Alp Arslan, Sultan Melik Şah ve Sencer Mazi bunlar o topluluktandırlar. Bizim, o padişahların hikâyelerini anlatmamız gerekmez. Bizden önce yaşayanlar o padişahların soylarını açıklamak için o kadar kitap yazmışlar ki onun sayısını ancak yüce Tanrı iyi bilir. Selçuklular Türkmendi. "Kardeşiz" deseler de devlete ve halka faydalan dokunmadı. Padişah oluncaya kadar "Türkmen'in Kınık soyundanız dediler". Padişah olduktan sonra Efrasiyab'ın bir oğlu Keyhüsrev'den kaçarak Türkmen'in Kınık soyunun içine gidip orada büyüyüp orada kalmıştır. Biz onun oğulları ve Efrasiyab'ın neslinden oluyoruz diyerek atalannı sayıp otuz beş göbek öte Efrasiyab'a kadar götürdüler.

Oğuz halkı Kökem Bakuy'la Sereng'den sonra kendi başlarına padişah çıkarıp oturamadılar. Oğuz ilinin Mankışlak ve Ebulhan'da oturanları Ürgenç'te kim padişah olursa ona bağımlı oldular. Horasan'da oturanlar da Horasan'da kim padişah olduysa ona bağımlı oldular. Maveraünnehir'de ve diğer yurt(lar)da oturanlar şöyle oldular.

Salur Ögürcık Alp'in Babaları, Küçük Kardeşleri ve Oğulları Hakkında

Şah Melik'in yenilgisi sırasında, Dingli Bey başkanlığında Irak'a giden Salur halkı orada uzun yıllar oturduktan sonra onların içinde Ögürcık adlı cesur (bir) genç ortaya çıktı.

Türkmenlerin tarih bilen kişileri Ögürcık Alp'i on altı göbek öte Oğuz Han'a ulaştırıp şöyle sayarlar:

Ögürcık Alp'in babası Kara Gazi Bey, onun babası Karaç, onun babası Benam Gazi, onun babası Buncı Gazi, onun babası Kılal Gazi, onun babası İnel Gazi, onun babası Süleyman Gazi, onun babası Haydar Gazi, onun babası Ötküzli Ons, onun babası Kazan Alp, onun babası Enkeş, onun babası Ender, onun babası Ata, onun babası Timur, onun babası Salur, onun babası Tag Han ve onun da babası Oğuz Han.

Bu söz (soy kütüğü) Oğuz zamanından ta bu zamana kadar beş bin yıl geçtiği için tamamiyle yanlıştır. Ögürcık zamanından ta bu zamana kadar beş yüz ya da altı yüz yıl geçmiş. Oğuz'la Ögürcık'ın arası dört bin dört yüz yıl (olsa gerek). On altı kuşak dört yüz yıl için ne kadar çok görünse de, ancak dört yüz elli yılda geçer. Öyleyse, Ögürcık'ın dört bin yılda yaşamış atalarının adı hani? Yazılmış (olan) bu on altı kişinin Oğuz oğulları olduğu doğru ve Ögürcık'ın ataları olduğu da doğru ama (tarih yazanlar) halk arasında kim meşhursa onu yazmış, meşhur olmayan kişileri yazmamışlar.

Tanrı biliyor ki, bu yazılan kişilerin her birinin arasında on beş ya (da) yirmi kişinin adı yazılmadan kalmıştır. Bu yüzden, Oğuz'la Ögürcık'ın arasında dört bin dört yüz yıl geçtiğini söylüyorum. Her bin yılda kırk kuşak geçmesi gerek ki, iki yüz kuşak geçmiş (olsun). Bu durumda yanlış olan şey nedir? Feleğin dönüşünü ve nesnelerini unutturmayanın yanında bu kolaydır. Yine bu sözün (diğer bir) yanlışlığı da Salur Kazan'ı altı kuşak geçip yedinci kuşakta Oğuz Han'a ulaştırmalarıdır.
Şimdi bu sözü okuyan ve dinleyen insanlar iyi düşünün. Oğuz Han bizim peygamberden dört bin yıl önce yaşamıştır. Kazan Alp bizim peygamberden üç yüz yıl sonraydı. Yaşlılık döneminde Mekke'ye gidip hacı olup geldi. Öyleyse Salur Kazan altı kuşakta Oğuz Han'a nasıl ulaşır, ayrıca Salur Kazan Kayı Korkut Ata ile aynı zamandaydı.

Korkut Ata'nın Salur Kazan'ı överek söylediği şiir şudur:

Kazğurt dağdan mağara taşını yuvarlattı Salur Kazan karşısına geçip yakalayıp tuttu. İt Beçene bunu görünceaklı başından gitti. Kahramanlar ve beyler Kazan gibisini göreniniz var mı?

Bir kazana kırk bir atın etini koydu O kazanı sol eliyle tuttu Sağ eliyle (de eti) halka dağıttı.
Kahramanlar ve beyler Kazan gibisini göreniniz var mı?

Gökyüzünden inip geldi büyük bir yılan
Gördüğü her insanı yutardı.
Salur Kazan aman vermeden başını kesti
Kahramanlar ve beyler Kazan gibisini göreniniz var mı?

Kazan otuz kırk bin asker ile gidip İt Beçene ülkelerini kırıp geldi Bir çoğu çok yalvararak kurtuldu
Kahramanlar ve beyler Kazan gibisini göreniniz var mı?

Türk, Türkmen, Arap, Acem halklarını (Bu) müslümanları Kazan terbiye etti Fırsat buldukça kafirleri kırdı.
Kahramanlar ve beyler Kazan gibisini göreniniz var mı?

Bütün büyükler ondan hüner öğrendiler Bazılarına sağlı sollu makam verdi. Bütün halkın yeri bize denk oldu
Kahramanlar ve beyler Kazan gibisini göreniniz var mı?

Gezgin Korkut, şimdi ölümün yaklaştı, bil!
O Kazan'ın devletine dua et!
Kervan gitti, çok geç kaldın, yola gir!
Kahramanlar ve beyler Kazan gibisini göreniniz var mı?

Şimdi Ögürcık'ın hikâyesini anlatalım

O zaman Irak'ın güçlü halkı Bayındır halkıydı. Ögürcık Alp Bayındır beyinin buyruğuna girmedi. Bayındır Bey Ögürcık'la kötü oldu. Ögürcık'ın Bayındır'la dövüşecek kadar kuvveti yoktu. Bin evli halkıyla Irak'tan kaçıp Şamahı'ya geldi. Dokuz yüz evi Salur, yüz evi Karkın'dı. Bayındır'ın korkusuyla orada oturmaktan da korkup Kırım'a geldi.Oradan (da) göçüp İtil ırmağını geçerek Yayık ırmağına geldi. O zamanda Ala Kenk ve Kara Kaş denilen yerde Kanklı halkı oturuyordu. Hanlarının adı Kök Tonlı'ydı. Onun yanına gelip bir kaç yıl oturdu. Sonunda onunla da kötü olup göçüp kaçtı.

Kök Tonlı arkasından yetişip yedi yüz ev aldı. Üç yüz ev ile kaçıp Mankışlak'a gelip "Kara Han" denilen yerde üç yıl oturdu. Kök Tonlı Ögürcık'ın nereye gittiğini bilmiyordu. Üç yıl sonra (ancak) duydu ve ata bindi. Onun atlanlandığını duyan Ögürcık halkıyla kaçıp kurtulup Ebulhan dağına gitti.

Ögürcık'ın o zaman söylediği şiir şudur:

Döndüm kaçıp Kanklı Handan güneye sürdüm. Gürültü çıkararak gelen er(ler) önünden döndüm. Katırcıya rehbere yol sürdürdüm. Yağışlı ve karlı yolu iki taraflı açtım.
Arka arkaya bozkırda kargaşalık çıkardım. Arkama ve önüme korku salıp gücümü ölçtüm. Kır atımla dağ yolundan geçtim. Kabaklı'dan Alınca'ya yurt edindirdim.
Düşman, gürültüler çıkararak arkamdan yetiştiğinde Eğri başlı katı (sağlam) yaya iş büyürdüm. Kayından yapılmış kanlı irinli oka kan yürüttüm. Vurduğu zaman kesen keskin kılıca tuğ bağlattım.

Kılıcımı sıyırıp bel eğdiğimde kuyu kazdım(?)
Kışı ovada, yazı kırda geçirerek dağları aştım
Aykırı yatan kara dağa ulaştım
Hangi topluluk toy yapmadıysa orada kaldım

Altın gözlü tavşanı getirdi diyerek Kaz ayağı üç ayrı damga verdim.

Kara Gazi Bey'in dört oğlu vardı. Birinci Ögürcık Alp, ikinci Suvarcık, üçüncü Dudık, Dördüncü Kabacık. Tanrı izin verirse bu dördünün oğullarının adlarını bir bir söyleyelim. Ögürcık'ın altı oğlu vardı. Her ikisi bir ikiz olmuştu.

Birbirinin arkasından üç defa ikiz olmuş, adları şudur:

Berdi, Buka bir ikiz. Usar, Kusar bir ikiz. Yaycı, Dingli bir ikiz. Berdi'nin iki oğlu vardı. Birinin adı Kulmı, birinin adı Kul Hacı. Kulmı'nın oğullan Yomut ve Kaltak halkıdır. Ama Yomut'un iki oğlu vardı. Birinin Özli Timür, diğerinin adı Kutlı Timürdü. Ayrıca Özli Timür'ün üç oğlu vardı.

Adları şöyledir:

İsa, Musa ve Behramşah. Kutlı Timür'ün de üç oğlu vardı.

Adları şöyledir:

Cunı, Şiran ve Kucık. Kulhacı oğlu Ersarı Bay, onun üç oğlu vardı: İnel Gazi, Zeynel Gazi ve Mustafa Gazi. İnel Gazi'nin iki oğlu vardı. Birinin adı Tura ve birinin adı Sokman. Layna ve Çarşankı bu ikisinin oğullandır. Zeynel Gazi'nin oğullan Kara ve Bekavul'dur. Mustafa Gazi'nin oğulları Ulug Töpe ve Küneş'tir. Buka'nın oğulları İçki Salur (= İç Salurlar).

Yine bir kitapta şöyle anlatmışlardır:

Salur ilinde Enkeş adlı bir kişi vardı. Hanımının adı Çaçaklı, oğlunun adı Kazan. Salur Kazan dedikleri odur. O zamanlar Beçene halkının Toymaduk adında bir padişahı vardı. O gelip Enkeş'in evini basıp Çaçaklı'yı tutsak edip gitti. Üç yıldan sonra Enkeş mal vererek onu geri aldı. Çaçaklı eve geldikten altı ay sonra bir erkek çocuk dünyaya getirdi. Kazan Alp anasına "bu çocuğu sen nereden aldın?" diyerek ağaçla vurup başını yardı. Çaçaklı "düşman geldi, kararıp kaçıp gittin, korkudan bembeyaz olmuş deveye binip arkandan geliyordum. İt Beçene öfkelenip arkamdan yetişti. Devemin başını tuttu. İçi kaynadı, dışı kızardı üstüme çıkıp oynadı. İrademi aldı. Bu oğlanı içime saldı" dedi. Bu oğlan(ı) "İt Beçene kavminden oldu" diye adını İrek koydular. Türkler içinde itin adını İrek (ya da) Serek koymak adettir. İrek'in Arıklı adında bir oğlu vardı. İçki Salur, Arıklı'nın oğullandır derler. O zaman biz yoktuk. Doğrusunu ve yalanını Tanrı iyi bilir. Eğer yalansa günahı önceki söyleyenlerin boynuna.
Usar oğullan Salur Türkmenleri'dir. Dingli oğulları Cabı halkıdır. Bu zamanda Yaycı oğullan Amu suyunun yakasında Kara Kul yakınında oturuyorlar(dı). Bu gün onlara Yaycı derler. Ögürcık'ın beş kuşak çoçuklannı anlattık. Ama Kusar adlı oğlundan soy (sop) kalıp kalmadığı bilinmez. Şimdi Ögürcık'ın kardeşlerinin soyunu anlatalım. Suvarcık'ın Hurşid adlı bir oğlu vardı. Olam-Ürgenç halkı Hurşid'in oğullarıdır. Azlar soyu Dudık'ın neslidir. Sakar halkı Kabacık'ın neslidir.

Ögürcık'ın küçük kardeşlerini ve oğullarının nesillerini söyledik. Şimdi başka boyları söyleyelim:

Agar ve Aymaklı halkı, Oğuz Han'ın oğlu Kün Han'ın veziri olan Uygur Irkıl Hoca'nın çocuklandır.

Yemir ülkesi halkının aslı şöyledir:


Mankışlak'ta İçki Salur'dan bir kaç kişi bir İçki Salur'u öldürüp kaçıp Durun'da oturan Salur halkının içine gelmiş. Ve sonra onlardan bir kız alıp orayı vatan edinip oturmuşlar. Bütün Yemir ülkesi halkı o kişinin oğullarıdır.

Burkas:

Salur ülkesinde Timür Tuglı Han denen (bir kişi) vardı ve yine Salur'dan Isık İsmail adında bir kişi vardı. Bir yerden geliyordu. Timur Tuglı Han'ın evinin göçtüğünü gördüğünde attan indi. Göç uzaklaşıp gittikten sonra "belki bir şeyler kalmıştır" diye yurda gittiğinde ocak içinde küçük bir erkek çocuğunun yattığını gördü. O adamın çocuğu yoktu. Onu kendisine evlat edinip büyüttü ve adını Burkas koydu. Bütün Burkas halkı onun neslindendir.

Teke ve Sarık:

Salur içinde bir kişi vardı:

Toy Tutmaz. Teke ve Sarık onun oğullarıdır.

Son

Türkmenleşip Türkmen'e Katılan Halklar Hakkında

Eski:


Eski zamanlarda, Ürgenç, Ebulhan ve Mankışlak Özbek Han'ın oğlu adil Canıbik Han'a bağlıydı. Uygur Sanklı Sin adındaki kişiyi ayıbı ve günahı olanları sorsun diye Türkmen'in içine gönderdi. O da gelip bir yıl halkın arasında yaşadı. Her nerede günahkâr ve ayıbı olan varsa soruyordu. Maiyeti ve kulları çoktu. Ayaz adlı bir kulu vardı. Bütün kullardan beş kez daha öndeydi. Türkmenin günahkârları, "(ya) başımdan ya malımdan ayrılırım" diyenlerin hepsi bir yere toplanıp Ayaz'a çok rüşvet vererek "eğer sen beyini öldürürsen bir halktan alınan malları ve (bir) evden getirilen eşyaların hepsini sana verelim. Canıbik Han adam gönderip seni istediğinde biz halk seni vermemek için kırılalım ve yok olalım"dediler.

Ayaz malın çokluğuna ve bunların şirin sözüne kapılıp bir gece gafil yatarken Sanklı Sin'i öldürdü. Efendisinin malından Ayaz'a bir oğlak (bile) düşmedi. Her yerde bıraktığı mallara kim yakınsa, onlar istediklerini aldılar. Sanklı Sin'in maiyetindekiler geri dönüp Canıbik Han'ın yanına gittiler. Ayaz korkusundan gidemeyip Ebulhan dağında oturan Türkmenlerin içinde kaldı. O yıl Canıbik Han İdil ırmağının kıyısında Saray şehrinde Hak rahmetine kavuştu. Bütün Eski halkı bu Ayaz'ın çocuklarıdır.

Hızır Halkı:

Ebulhan'da Salur boyundan Ersarı Bay denilen bir kişi vardı. Uzun ömürlü, devletli ve müslümanlık için çalışan (bir) kişiydi.

Bu sözümüzün delili şudur:

O zamanlar Ürgenç'te Şeref adında, aziz, saygıdeğer bir kişi vardı. Şeyhlik makamında oturuyordu, aynı zamanda hocaydı.

Ersarı Bay gidip adı geçen şeyhe kırk deve sunup günahlara tövbe edip rica olarak şunu arzetti:

"Biz Türk halkıyız. Arapça kitapları okuyup, anlamını anlayıp (buna göre) hareket etmemiz çok zor oluyor. Eğer Arapça (yazılmış) meseleleri Türkçeye çevirme Iütfunda bulunursanız sevaba girersiniz" dediğinde, Şeyh Şeref Hoca da dini meselelerin tümünü çevirip "Mu'inü'l-Murîd" adını verdiği bir kitapta toplayıp Ersarı Bay'a verdi. O zamandan ta bugüne kadar Türkmenlerin hepsi o kitaba göre hareket etmektedirler.

O zamanlar İran padişahı Horasan'ı Koma Bey denen kişiye vermişti. O, Horasan'a geldikten sonra "Ebulhan'da Ersan Bay'ın Mama adında görülesi güzellikte bir kızı varmış" diye işitti. Adam gönderip "çok mal vereyim" diyerek istetti. Bay vermedi. Vermediğini öğrendikten sonra Koma Bey çok askerle ata binip Ebulhan'da Düker denilen kuyuda Ersarı Bay'ı şehit edip halkı vurup Mama Bike'yi alıp gidip nikâh kıyarak uzun yıllar evli kaldı.

Mama Bike'din hiç çocuğu olmadı. Bu yüzden Ersarı Bay'ın oğullarına "kardeşlerini alsınlar" diye bir adamla (haber) gönderdi. Bunlar Kultak Karaca Mirgen denen kişiyi gönderdiler.
Koma Bey Mama Bike'ye çok mal vererek Karaca Mirgen'e emanet edip gönderdi. Evli bir kul dahi vermişti. O kulun dört oğlu ve iki kızı vardı. Büyük oğlunun adı Hızır, ikinci oğlunun adı Ali, üçüncü oğlunun adı İgbik, dördüncü oğlunun adı Kaşga. Mama Bike yaşlandıktan sonra mallarının hepsini Tanrı yoluna bağışladı. Koma Bey'in verdiği kölenin kendisi ve hanımı da ölmüştü. Dört oğlu ve iki kızını azad edip gönderdi. Dördü de evli çok mallı kedhudalar olup her biri bir yerde oturdu(lar). Hızır Çora Amu ırmağının kıyısında Kürdüş denilen yerde ekin ekip hayvancılık yaparak çok zengin oldu.

O zamanlar Özbek'e Moğol derlerdi. Dört Moğol gelip Hızır Çora'ya hizmetkâr olup mallarına baktı(lar). Ondan sonra altı Salur gelip hizmetkâr oldu. Onların hepsi zengin oldu. Etraf ve civardan aç, zayıf, yağmalanmış ve dağılmış (olanlar) gelip bunlara katıldı ve (burada) oturdu. Kalabalık (bir) halk oldular. Onların yurtlarının yukarısı Ton Kırı ve aşağısı Karı Kiçit'ti. Kim onlara "hangi halktansınız?" diye sorsa "Hızır Bay'ın kişileriyiz" derlerdi. Gitgide halk onlara "Hızır halkı" dedi(ler). Hızır halkı içinde bir boy vardı. Ona Kütler derler. Onlar Hızır Çora'nın neslindendirler.

Şimdi Hızır'ın küçük kardeşi Ali'yi söyleyelim. Ali Çora da babası gibi Amu suyunun yakasında yurt tutup oturdu ve devletli oldu.
Özbek ve Türkmen'in yoksulu ve düşkünü onun yanında oturdu. Onların hepsine Ali Halkı dediler. Ali halkının içinde Mogolcıklar denen bir boy var(dı). Onlar Ali Çora'nın neslindendirler. Onların yurdu, Amu ırmağının iki tarafı ve yukarısı Karı Kiçit, aşağısı da Aktam. (Hızır'ın) üçüncü kardeşi İgbik özgürlüğüne kavuştuktan sonra Ersarı Bay'ın oğullarının yanından ayrılıp başka yere gitmedi. Onun çocuklarına "Kullar" dediler. Onlar iki bölük oldular. Birisine "Kullar" diğerine "Çağatay Kullar" derler.

Çağatay denilmesinin nedeni şudur:

Horasan Timür'ün evladının elindeyken Ulug Töpe halkı Ebulhan'da Amu ırmağının kıyısında oturmuşlardı. Amu ırmağının güneyinden boz (kök) atlı (bir) kişi gelip "beni geçiriniz" diye bağırmış. Ulug Töpeler sal gönderip geçirip "sen nerelisin ve nereden geliyorsun?" diye sordular. O genç "Çağatay'ın Arlat denen boyundanım, bir gün Horasan'ın Durun adındaki vilayetinde bir çok gençle oturmuş şarap içiyorduk. İçimizde iyi bir insan vardı. O benimle dövüştü. Ben bıçakla onu yaraladım. Adam anında öldü. Geceydi. (Onun) kardeşlerinin öldüğünden haberi olmadan kaçıp sizin halkınıza yetiştim" dedi. Ve uzun yıllar Ulug Töpe içinde yaşadı. Hiç kimse ona kız vermedi. Sonunda İgbik Çora'nın çocuklarından birisi ona kız verdi. Ondan doğanlara Çağatay Kullar dediler.

Dördüncü Kaşga Çora, o da Amu ırmağının kenarında, Acı Deniz'in yakınında yurt tutup oturdu. Onun çocuklarına "Kara Evliler" dediler. Büyük abileri gibi devletliydi. Oturduğu yer kötü olduğu için hiç kimse bunun yanına gelerek (ona) katılmadı. Ekin ekecek yeri yoktu. Hayvanların otlayacağı otlak azdı.

Tiveci halkı:

Sayın Han(ın) çocuklarından Müslüman olan Özbek Han'dı, Tanrının rahmeti onun üzerine olsun. O, İdil ırmağının yakasında Saray şehrinde vefat etti. Oğlu Canıbik Han babasının tahtına oturdu. Ürgenç, Kargalı İlik'in başından Esterabad'ın sonuna kadar oturan Türkmenler Canıbik Han'a bağlıydı. Hana "deve yetiştirmek için Ebulhan dağı çok iyi bir yerdir" diye söylediler. Bu yüzden Han , otuz evli deveyi göç ettirip Ebulhan dağına gönderdi. Onların içinde her boydan (insan) vardı. Padişahın hizmetinde her tayfadan insan olduğunu herkes bilir. Onlar da öyleydiler. Canıbik Han'ın bir adamı Ebulhan Türkmenine gelerek her yıl kazandıkları malları alarak birçok deveyi adı geçen Otuzlu deveciye emanet edip giderdi. Canıbik Han ölünceye kadar Ebulhan'da oturdular. Onlara "Tiveciler" dediler. Canıbik Han da hak rahmetine gitti ve oğlu Berdibik han oldu.

Onun zamanında Tiveciler hana ait deveye bakarak yaşıyorlardı. Berdibik Han öldükten sonra Özbek(ler)in içinde karışıklık çıktı. Ebulhan Türkmeni bunu işitince hanın develerini istedi. Tiveciler'e saldırdılar. Ondan sonra Tiveciler, açlık yüzünden "balık avlarız" diyerek Kaşga Çora'nın çocukları (olan) Kara İvliler(in) yanına giderek (orada) oturdular. Birkaç yıl sonra Tiveciler kalabalık bir halk oldu. Onların yurtlarının yukarısı Aktam, ayağı Ogurça'ydı. Kara İvliler, nesiller boyunca Tiveciler içinde oturdular. Onların içinden Halil adında cesur, (bir) genç ortaya çıktı. O zamanlar Kara İvliler yoksullaşmalardı. O yüzden hepsi Halil'in başkanlığında Ersarı halkının onbeyinin (onbaşı) ve iyilerinin önüne gelip "sizin hizmetkârlarınızdık, çok aç ve zayıfız. Sizden ricamız, büyük Ebulhan ve Küçük Ebulhan'ın kuşlarını ve ekin ekilen su kaynaklarını bize verirseniz, biz de her yıl ne isterseniz onu veririz" dediler.

Ersarı'nın iyileri bir araya gelip, oturup "büyük babamız Ersarı Bayın satın aldığı Büyük Ebulhan'da altı tane akar çeşme, on yuva şahin ve on sekiz yuva İtalgu; küçük Ebulhan'da dört yuva laçin ve altı yuva İtalgu vardır. Su kaynaklarından da ne kadar yemeklik ortaya çıkarsa onun yansını bize verin ve aynca ağıl kurmak için iki bin kamış verin. Her yıl on büyük laçin ve dört tane beyaz laçin ve on sekiz (tane) büyük İtalgu ve altı Sanca getirip verin" dedi(ler). Kara İvli Halil kabul etti ve aynca "bizim, kuşları tutmak için urganımız ve yiyeceğimiz yok" dediler. Onbeyi (onbaşı) ve iyiler halktan toplayıp ip ördürüp yüz kulaç urgan ve altı oğlaklı keçi ve iki tulum çökelek ve bir eşek verdiler. Onlar uzun yıllar bu adı geçen nesneleri verirlerdi. Bugün onlara "Tağ Sakan" diyorlar(dı). Bu yüzden (onlar) Kaşga Çora'nın çocuklandır.. Kaşga ile Sakan'nın anlamı aynıdır.

Oğuz Halkına Beylik Yapan Kızlar Hakkında

Türkmenin tarih bilen iyileri ve bahşıları yedi kız(ın) bütün Oğuz halkını kendisine bağımlı hale getirip uzun yıllar beylik yaptıklarını anlatırlar. Onlardan birisi Altun Közeki Sündün Bay'ın kızı ve Salur Kazan Alp'in kansı, boyu uzun Bular idi. İkinci(si) Karmış Bay'ın kızı ve Mamış Bey'in karısı Barçın Salur'du. Onun kabri Sir ırmağının kenarındadır ve halk tarafından bilinir. Özbek(ler) ona Barçın'ın "Kök Kaşanesi" der. İşlemeli güzel (bir) künbeddir. Üçüncü(sü) Kayı Bay'ın kızı Çavuldur Bala Alp'in karısı Şabatı'ydı. Dördüncü(sü) Kondı Bay'ın kızı ve Biyeken Alp'in kansı Künin Körkli'ydü. Beşinci(si) Yumak Bay'ın kızı Karkın Konak Alp'in karısı olup o da bir başka Künin Körkli'ydi. Altıncı(sı) Alp Arslan'ın kızı Kestan Kara Alp'in karısı Kerçe Buladı'ydı. Yedinci(si) Kınık Bay'ın kızı Düdal Bay'ın oğlu, Kımaç'ın karısı Kugadlı'ydı.
Tarih 1071'de Harezm memleketinde yazıldı. Kitabın tamamı yazıldı.
Peygamber (a.s.) "kalem dünyanın izzeti ve ahiretin şerefidir" diyor.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Türk Boyları ve Diğer Türk Devletleri Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir