Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yazır - Oğuz Beyliği

Burada Türk Boyları ve Diğer Türk Devletleri hakkında konular bulabilirsiniz

Yazır - Oğuz Beyliği

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 18:10

Yazır - Oğuz Beyliği

Büyük Kun baskısı sonucunda çöken Sırderya Yabgu Devleti'ne bağlı Oğuz boylan çeşitli istikametlere dağıldılar. Önemli bir kısmı Doğu Avrupa yolunu tutarken, bir kısmı da hakimiyeti Baran hanedanlığına kaptıran Salur/Salgur boylarının zamanında göç ettikleri Mangışlak sahasına gittiler. Geri kalanlar eski yurtlarında oturmaya devam ederken Kıpçak idaresini benimsediler. Bazıları Karahanlı ve Harezm idaresine, bazıları da Hazar Denizi kıyılarına şimdiki Türkmenistan bölgesine, Balhan çevresi ve Horasan'a taşındılar. Yabgu Devleti'nin hanedan soyu Baranlular ise epeyce kalabalık bir nüfusla Merv havalisine göç etmişlerdir. İşte, tam bu sıralarda Yazır siyasal oluşumu teşekkül etmiştir.

Muhammed b. Necip Bekran'a göre, Türkmenler üç kabileden müteşekkildirler:

Yazırlar, Mangışlaklılar ve Barsiler. Bunlardan "Yazırlar, Balhan dağı civarında ve eteklerinde oturan bir Türk boyudur. Bir Mangışlak, diğeri ise Horasan'dan gelen iki boyun kendilerine katılmasıyla sayıları artmış ve kuvvetlenmişlerdir. Yazırlar kendi yurtlarını terk ederek Şehristan ve Ferava'ya gittiler. Ardından Hisar-ı Tak denilen bir kaleye yerleştiler. Burada şimdi üç boy halinde oturmaktadırlar: Gerçek Yazırlar, Mangışlaklılar ve Barslar".

Kaynağın Yazırlar'dan 'Gerçek' veya 'Asıl' Ya-zırlar olarak söz etmesi düşündürücüdür. Müellifin böyle bir ifade kullanmasındaki amaç, Yazırlar arasına katılan diğer iki unsurlarla bunları ayırmak olmalıdır. Yazırlar'ın gerçek yurtlarının Balhan ve çevresi oldukları kuvvetle ihtimal edilmektedir. Onlar bu bölgede Oğuz Yabgu Devleti'nden önce de oturmaktaydılar. Yazırlar'ın menşei sorununa gelince bu konuda çeşitli görüşler bulunmaktadır. V. V. Barthold, V-VI. yüzyıllarda Balhan çevresinde 'Bozkır' veya 'Kum' (bir diğer anlamı 'Yazır') anlamına gelen Sul isimli bir topluluğun oturduğundan söz etmektedir. Bilindiği gibi, Arap müellifleri çeşitli Türk boylarına 'Sul' demekteydiler. Bu açıklamadan yola çıkacak olursak, V-Vl. yüzyıllarda Balhan çevresinde bulunan 'çöl, bozkır' adını taşıyan Türk boylarının oturdukları muhakkaktır. Bilindiği gibi, bu sahaya daha önce Tölesler'den bazı gruplar gelmiştir. Yine burada Hyon, Ak-Hun grupları oturmaktaydılar. Muhtemelen bu karışımdan 'Yazır' topluluğu ortaya çıkmış olmalıdır. Yazır adı da 'çöl, bozkır' anlamına gelmektedir. Bekran'ın onları 'Gerçek Yazırlar' olarak tanıtması, Oğuzlar'dan gelmediklerini göstermek için olmalıdır. Bu durumda V-Vl. yüzyılda Balhan çevresinde oturan Sullar'ı, Yazırlar'ın atalan kabul etmemiz gerekmektedir.

Yazırlar, XI. yüzyıla kadar kendilerinden pek söz ettirmeden Balhan bölgesinde yaşadılar. Bu tarihe kadar onlara atfedilecek en önemli olay Taberi ve İbnul-Esir'de yer alan ve yanlışlıkla F. Sümer tarafından Peçenekler'e bağlanılan h. 98 (716) yılında Sul et-Türki isimli bir komutanın emrinde bulunan Türk birliklerinin Dehistan seferini gerçekleştirmesidir. Kaynağa göre, bu dönemde Dehistan sahası Türkler'in elinde bulunuyordu. Bu Türkler'in başında Sul/Çol et-Türk! isimli birisi durmaktaydı. Bu komutan veya yönetici sık sık Cürcan bölgesine saldırılarda bulunmaktaydı. Bölgeyi yağmalayıp, zengin ganimetlerle geri dönen bu birliklerin faaliyetleri planlı bir saldırıdan uzaktı. 716 yılında Sul'un kendi topraklarına yeni bir saldın girişimi düzenlediğini öğrenen Firuz b. Kul destek için Horasan Emevi emirlerinden Yezit b. el-Mühellebi'ye başvurdu. Bu çağrıya karşılık kalabalık bir Emevi ordusuyla Sul üzerine harekete geçen Yezit, Türkleri ağır bir yenilgiye uğrattığı gibi esir olarak ele geçirdiği 14.000 Türkü de öldürttü. Yenilgi üzerine Sul, ailesi ve maiyeti bölgeden çekip gittiler. Sözü edilen Dehistan bölgesinde oturan Türkler'in Yazırlar olma ihtimali çok yüksektir. Arap müelliflerinin Türk komutan için kullandıkları 'Sul et-Türk!' adı bir yakıştırmadan öte bir şey değildir. Bununla onlar 'Türkler'den Sul lideri' demeye getirmiş olmalıdırlar. Anlaşılan Balhan çevresinde oturan Sul/Yazırlar, bu dönemde epeyce güçlenmiş olmalıdırlar. Bu durum, Sasani sonrasında bölgede meydana gelen boşluğu değerlendinneye çalıştıkları göstermektedir. Nitekim, bunda da başırılı olmuşlardır. De-histan sahasını ellerine geçirip komşuları Cürcan merzubanım rahatsız etmekteydiler. Nüfuslarının fazla olmaması ve arkalarında siyasi bir desteğin bulunmaması onların daha ciddi seferler düzenlemesini engellemiş olmalıdır. Ancak 716 yılındaki olayla çok büyük kayıplar verdiklerinden uzun süre kendilerini toparlayamadılar. Taberinin 'Sul, ailesi ve maiyyeti ile çekip gitti' açıklaması, Sul/Yazırlar'ın Balhanlar'a döndüklerini gösterir.

XI. yüzyıla kadar Oğuz boylarıyla iyi münasebetler gerçekleştirdikleri gözlemlenen Yazırlar'ın bu dönemde Balhal çevresinde gözükmeye başlayan Selçuklularla da temasa geçtikleri biliniyor:

Gazneliler karşısında güç duruma düştükleri zamanlarda Selçuklu beylerinin Balhan'a sığındıklarına dair bilgiler bulunmaktadır. Bey-haki, Horasan'da faaliyette bulunan Kızıl ve Yağmur Oğuzları'nı 'Türkmen' olarak tanıtmakta ve bunların Gazneliler'e karşı 1027 yılında başlattıkları ayaklanmaların ardından Balhan dağlarına kaçtıklarından söz etmektedir. Agacanov, 'Şecere-i Terakime'ye dayanarak aktardığı açıklamalarda, Oğuzlarla sıkı temaslarıda bulunduğunu ihtimal ettiği Balhan-kuhiler, yani Balhan Dağlı Oğuz gruplarının bu bölgelerde oturduklarından söz etmektedir. Anlaşılan, Yazırlar siyasi anlamda zayıf konumda olduklarından dolayı gerek Yabgu, gerekse de Selçuklularla her hangi bir sıcak temasa sebebiyet vermemeye özen göstermişlerdir.

Kaynakça
Kitap: HAZAR ÖTESİ TÜRKMENLERİ
Yazar: EKBER N. NECEF ve AHMET ANNABERDlYEV
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Yazır - Oğuz Beyliği

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 18:10

Oğuz Yabgu Devleti'nin XI. yüzyılın ortalarına doğru Kun/Kıpçak darbesi sonucu çökmesi üzerine Balhan çevresine bazı yeni Oğuz göçleri gerçekleşmişti. Muhtemelen, önce Mangışlak bölgesine giden Oğuz gruplarının bazıları buradaki Salur hakimiyetini benimsemediklerinden veya sürülerini besleyecek otlak sahalar bulamadıklarından dolayı bölgede tutunamamış Balhan'a gelmişlerdir. Necip Bekran'ın Yazırlar arasına katılan Mangışlaklılar'a yaptığı atıf bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Mangışlaklı Oğuzlar doğrudan doğruya Yazırlar arasına katılırken, direkt olarak Balhan çevresine göç etmiş Oğuz boylarından Oklu, Göklü, Akarlı ve Sultanlu grupları da onların etkin oldukları bölgelerde iskan tutmuşlardır. Muhtemelen, Oğuz Yabgu Devleti'nin hanedan boyu Baralular da Balhan bölgesine gelmişlerdir. Bu durum, XI. yüzyıl ortalarında Balhan çevresinde kalabalık bir Oğuz-Türkmen nüfusunun oturduğunu göstermektedir.

Yazırlar'ın XII. yüzyılın ikinci yansına kadar Balhan çevresinde oturdukları bilinmektedir. Ancak içlerinde Yazır gruplarının da bulunduğu bazı Oğuz-Türkmen gruplarının aşamalı olarak Horasan topraklarına indikleri ve bu göç faaliyetlerinin XI. yüzyılın ortalarından XII. yüzyılın ortalarına kadar sürdüğü konusunda bilgiler mevcuttur. Agacanov, 1065 yalında Sultan Alp Arslan'ın Kıpçak ve Gazi seferlerinden söz ederken, kısa süreliğine de olsa Mangışlak ve Balhan çevresinin Selçuklu hakimiyeti altına girdiğini belirtir. Aynca, yine onun vurguladığı gibi Selçuklu siyasi hakimiyetinin Mangışlak ve Balhan'ın tamamına yayıldığı imkansız gibidir. Selçuklular'ın Horasan fütuhatına katılan Balhan çevresi Oğuz-Türkmen grupları arasında bazı küçük Yazır boylarının da olma ihtimali mümkündür.

Sencer döneminde aralarında Yazır boylarının da olduğu bilinen Dehistan ve Mangışlak sınırlarında barınan, muhtemelen İslam'ı kabul etmeyen Oğuz gruplarının büyük bir kışımı yeniden Selçuklu idaresi altına alınmışlardır. Bilindiği gibi, Sencer dönemi, özellikle Türkmenistan sahasında biriken Oğuz-Türkmen grupları için büyük sıkıntılarla geçmiştir. Nitekim, Sencer onlara karşı uygulattığı ağır baskıdan olsa gerek canlarını dişlerine takan Oğuzlar, bir zamanlar atalarının Gazneliler'e yaptıkları gibi 1153 yılında Selçuklu idaresine karşı ayaklandılar. Bu olaylar öncesinde önemli bazı Oğuz gruplarının Balhan bölgesinden Türkmenistan'ın güneyine indikleri malumumuzdur. Bunlar arasında Oğuz Yabgu hanedan boyu Baranlu da vardı. Baranlular Merv bölgesine gelmişlerdir. Ancak onların buralarda yerleşmesine Sultan Sencer tarafından göz yumulması, iki hanedan arasında eskiye dayalı düşmancılığı göz önüne alınacak olursa ilginç bir olaydır.

Belh bölgesinde sıkışıp kalan Oğuzlar'ın 1153 yılında başlattıkları isyan Sencer'in ve Büyük Selçuklular'ın varlığına indirilmiş büyük bir darbeydi. Bu olaydan sonra Moğol istilasına kadar bir türlü durulmayacak olan Horasan, Oğuz ve Türkmen gruplarının yoğun olarak faaliyet gösterecekleri bölge olmuştur. Nitekim, bu fırsattan yararlanan, belki de Mangışalk bölgesindeki Salur-Oğuz baskısı sonucunda Yazır boyları ana yurtları Balhan'ı terk ederek Şehristan, Tak, Ferava ve Şehr-i İslam'a göç ettiler. Böylece, XII. yüzyılın ikinci yarısında Yazır boyları kendilerine katılan Oğuz ve Türkmen gruplarıyla Şehr-i İslam ve Durun bölgesine gelip yerleştiler.

Kononov'un aktarmasına göre, "Yazırlar Horasan'a gitmiş ve uzun bir süre Durun civarında oturmuşlar. Bundan dolayı Duruna Yazır Yurdu denilmektedir. Yazırlar'ın bir kısmı Durun çevresindeki dağlık arazilere yerleşerek tarımla uğraşmaya başladılar. Günümüzde (XVII. yüzyılda) bunlara Karataşlı denilmektedir". Anlaşılacağı gibi, Balhan bölgesindeki uzun sürelik hakimiyetlerini yeni geldikleri yurtlarında da devam ettiren Yazırlar yaşam tarzları bakımından edindikleri coğrafyanın pek dışına çıkmamışlardır. Bu özellikleri göz önüne alınacak olursa Balhan çevresinden kendi istekleri dışında sürüldükleri ortaya çıkmaktadır. Onları bu bölgede sıkıştırabilecek esas gücün Mangışlak Salur-Oğuz Devleti veya Kıpçaklar olması muhtemeldir. Sonuç ne olursa olsun, Sencer, Oğuz beyleri elinde esir muamelesi görürken, Yazırlar Durun ve Şehr-i İslam'a inmişlerdi bile. Yazırların, bu dönemde tam bir Türkmen boyu konumuna geldikleri bilinmektedir. Nitekim, daha geç dönem kaynakları onları direkt olarak 'Türkmen' diye vasıflandırmaktadır. Daha sonraki dönemlerde ise bunlar Karataşlı olarak anılmaya başladılar. Bu adın etimolojik kökeni Durun çevresindeki dağın adından 'kara+taşlı' olarak formüle edilmiş olma ihtimali yüksektir.

Sencer'in ölümü akabinde gerçekleşen olaylar Yazırlar'ın kendi içlerinde bir birlik kurduklarını göstemıektedir. Muhtemelen bu dönemden itibaren siyasal anlamda bölgedeki olaylarla yakından ilgilenen Yazırlar başlanrıda bir beyin bulunduğu beylik tarzı bir oluşumu gerçekleştirmişlerdir. Yağmur Han adını taşıyan bu beyin faaliyetleri göz önüne alınacak olunursa 1160 yılında Şehr-i İslam ve Durun çevresinde bağımsız bir Yazır-Oğuz Beyliğinden söz etmek mümkündür.

Sencer'in ölümü üzerine Türkmenistan ve Horasan sahasındaki olaylara Harezmşahlar'ın da müdahelesi artmıştır. Rebiü'l-evvel 555 (Mart-Nisan 1160) yılında Harezmşah İl-Arslan Ecehe'i kuşatma altına aldp, el-Beraziyye Türkmenlerine saldırdılar. F. Sümer'e göre, el-Beraziyye adını alan bu Türkmenler Yazır boylarıdır405. İbnü'l-Esir, Harezmşah İl-Arslan'ın saldırısına muhatap kalan bu Türkmenlerin Türk-Yazır boyu olduğunu vurgular. Kaynaklar, Yazır boylan başında Yağmur Han b. Ödek'in bulunduğundan söz etmekteler. Cereyan eden savaşta Yazırlar ağır bir darbe aldılar, ayrıca Harezm birlikleri çok sayıda Yazırı öldürdüler. Olayların çıkış noktası olarak Dehistan hakimi Emir İhtiyareddin Aytak gösterilmektedir. Nitekim, aynı kanaati benimseyen Yağmur Han destek için Horasan'daki Oğuz beylerine müracaatta bulundu. Emir Aytak, Sen-cer döneminin önemli komutanlarından olup, Oğuzlar'ın Horasan'a inmesi ve Sencer'in ölümüyle eski günlerin özlemi ile yanına aldığı bir miktar Oğuz askeri birlikleriyle Nisa, Ebiverd, Dehistan ve Gürgen çevresinde varlık sürdürmekteydi. Artan Oğuz tehditleri onun soluğu Harezmşah'ın yanında almasına neden olmuştur. Dolayısıyla, Yazır beyi Yağmur'un ondan kuşkulanmasında bazı haklı sebepleri bulunuyordu. Harezmşah tarafından mağlup olunca Sultan Mahmud b. Muhammed'e sığınan Yağmur, onun aracılığıyla diğer Oğuz beyleriyle temasa geçip, kalabalık bir Oğuz gücünün Emir Aylak üzerine kaymasına neden oldu. Oğuz beyleri Nesa ve Ebiverd yolunu takiben Gürgen ve Dehistan'a doğru hareket ettiler. Bu durum karşısında telaşa kapılan ve onlara karşı tek başına koyacak iradeyi gösteremeyeceğini anlayan Aytak, Mazandaran (Taberistan) hakimlerinden Şah Gazi Rüstem'e başvurdu. Rüstem, Ebiskun yakasında oturan Türkmenlerden kendi ordusunun askeri çekirdeğini oluşturup yanına da takviye olarak Şia asıllı Deyleman ve Kürt birliklerini kattı. Oluşturduğu birlikle Aytak'la buluşup Oğuzlar'la savaşacak kararlılığı gösterdiler, İbn İsfendiyar'a göre, Rüstem'in ordusu merkezinde Türkmenler, sağında Aytak, solunda ise Deyleman-Kürt birlikleri koğuşlandırılmıştır. Böylece, karşılıklı savaş başlamış oldu. Sürekli saldın pozisyonunda olan Oğuzlar peş peşe gerçekleştirdikleri beş hamlenin geri püskürtülmesine rağmen yılmadılar. Ancak, son saldırıda Oğuzlar taktik değiştirip Emir Aytak ve Kabud-came'nin komutasındaki sağ kanadı vurmaya başladılar. Bu durum karşısında panikleyen Aytak ve Kabudcame, Rüstem'i ortada bırakıp kaçmaya koyuldular. Şah Rüstem ordusunun önemli bir kısmını savaş meydanında ölü olarak bıraktı.

Takip ve saldırılarla birkaç bin kişinin ölümüne neden olduktan sonra Bistam ve Damgan'ı ellerine geçiren Oğuz beyleri, daha sonra yönlerini Maveraünnehr tarafına çevirdiler. İbnü'l-Esir'e göre, savaş sonrasında tüccarlar tarafından yedi bin Aytak ve Rüstem askerinin cesetleri toplanılıp kefene konularak toprağa verilmiştir. Bu durum Oğuz saldırısının gerçekten de bir felakete yol açtığını göstermektedir. Müellife göre, muzafferler savaşın Dehistan yakınlarında cereyan etmesinden ve kazanılmasından sonra buraya saldırdılar. Ocak 1161'de şehir halkına ağır bir darbe indirip mallarını yağma ettikten sonra, aynı davranışları Cürcan'da da tekrarladılar. 'Tarih-i Cihan Ara' müellifine göre, Oğuzlar Dehistan ve Gürcan'ı talan ve yağma ettikten sonra Horasan'a dönmüşlerdir. Agacanov'a göre, işte bu olaydan sonra, yani Emir Aytak'ın yenilgiden sonra Harezm'e sığınması ve Harezmşah İl-Arslan'ı kışkırtması üzerine, Harezmşah askeri birlikleri Yağmur Han'a saldırmışlardır. İbnü'l-Esir'e göre, Dehistan'ı kaybettikten sonra Harezm'e doğru kaçan Aytak Cüveyn sınırında koğuşlamış Emir Buğra Tegin Baz el-Curgani'ye saldrırarak 15 Sefer 556 (13 Şubat 1161) yılında gerçekleşen savaşta onun bütün varını yokunu, elinde bulunan her şeyini almıştır. Ele geçirdiği değerli eşyalar ve servet dolayısıyla kaybolan itibarım geri alan Aytak, askeri bakımdan da kayda değer bir sayıya ulaşınca tekrar Gürgen ve Dehistan'ı ele geçirmek planları yapmaya başladı. Harezmşahı matbu olarak tanıdıktan sonra, ondan edindiği destek sonucu, muhtemelen Gürgen ve Dehistan'daki Oğuz birliklerini bertaraf edip bölge hakimiyetini tekrar eline geçirdi. 1161-1165 yılları arasında onun emrinde bulunan Dehistan'da okunan hutbelerde önce Harezmşah İl-Arslan'ın ardından da kendisinin adı ve ünvanları çekilmekteydi. Ancak, Harezmşah sayesinde kurmuş olduğu düzen emire batmış olacak ki, 1165 yılında Harezm'de tertiplenen bir saray darbesine adı karışınca Ay-Aba komutasındaki Harezm birlikleri Dehistan'ı ele geçirip Emir Aytak'ın canına okumuşlardır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Yazır - Oğuz Beyliği

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 18:11

Oğuzlar'ın desteği ile Yazırlar üzerindeki konumunu pekiştiren Yağmur Han'ın bundan sonraki faaliyetleri bilinmiyor. Muhtemelen bu olay sonrasında Yazır-Oğuz Beyliği'nin bölgedeki konumunu sağlamlaştıran Yağmur Han, gelişen şartlar dolayısıyla Harezmşah'ların baskısına daha fazla dayanamayıp tabi duruma düşmüştür. Yazırlar hakkındaki bir sonraki bilgilerimiz Moğol istilası sırasında cereyan eden olaylarla bağlıdır.

Araştırmacılar, Yazırlar'ın göçebe bir topluluk olduklarından söz etmektedirler. Ancak yukarıda da değindiğimiz gibi,araları-na bazı göçebe Oğuz gruplarının katılmasına rağmen ekseriye Yazır kitlelerini tam olarak göçebe kabul etmek doğru olmayacaktır. Daha ziyade bazı kaynakların da vurguladığı gibi, yarı göçebe bir sosyal yapılanma gösterdikleri görülmektedir. Tak ve Durun çevresinde yapılan arkeolojik kazılarda elde edilen bulgular Yazırlar'da tarım ve hayvancılığın atbaşı gittiğini göstermektedir. Kononov, Yazırlar arasında gelişmiş bir tarım yaşamının olduğundan söz etmektedir. G. P. Vasilyeva, Nohur vadisinde yerleşik Yazır boylarının bulunduğunu ve ana meşgalelerinin toprakla uğraşmak olduğunu vurgulamaktadır. Ele geçirdikleri toprakların dışına pek çıkmayan Yazırlar'ın VI. yüzyıldan beri ancak iki kez yer değiştirmeleri, göçebelikten daha çok toprağa bağlı sosyal uğraşlarının bulunduğundan ileri gelmektedir. Nitekim, Şehr-i İslam'daki arkeolojik bulgular, Yazır şehir ve kasabalarının yan-göçebe özellikler taşıdığını açığa vurmaktadır. Agacanov kaynaklardaki açıklamalara dayanarak, Türkmenistan'daki Yazır Beyliği'nin bağımsız döneminin 1213 yılına kadar sürdüğünü söylemektedir. Muhtemelen, XII. yüzyılın sonlarında ölen Yağmur Han'ın yerine Yazır-Oğuz Beyliği tahtına geçen Hintli Han'ın 1213 yılında ölümü, bölgedeki siyasal duruma Harezm'in el koymasına neden olmuştur. Hintli Han Harezm sarayından bir kızla evlendiği için Terkan Hatun miras olarak burayı ele geçirmek hakkının olduğu iddiasıyla ortaya çıkmıştır. Onun ölümünün ardından bölgeye asker sevk eden Ter-kan Hatun, Kale-i Yazır'ı hileye başvurarak ele geçirmek istediyse de Yazırlar'ın dirayetini kıramadı. Ancak onların da direnci bir yere kadardı. Daha fazla karşı koyamayarak Terkan Hatun'un baskısına boyun eğmek zorunda kalan Yazırlar siyasal anlamda bütün avantajlarını da kaybetmiş oldular. Harezmşahlar'ın hakimiyeti fazla uzun sürmedi. Terkan Hatun bölgeden gelen zengin vergilerin seyr-ü sefasını görmeden, Moğollar Harezm'i işgal edip, bölgeyi ele geçirdiler. Ancak Yazırlar varlıklarını uzun bir süre daha korudular. F. Sümer'e göre, Moğol istilasından sonra bölgedeki nüfuzlarını koruyan Yazırlar'ın bir kısmı Anadolu'ya göç etmiştir. XVI-II-XIX. yüzyıllar Türkmen kaynakları, yerel boy reislerinin Yazırlı beylere büyük saygı gösterdiklerinden söz etmektedirler. XIX. yüzyılda Türkmenistan'daki Türkmen milli kimliğinin oluşum sürecine katılan Yazırlar, Rus işgali sonrasında genel Türkmen toplumu içinde eriyerek izlerini kaybettirmişlerdir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Türk Boyları ve Diğer Türk Devletleri Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir