Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kuşan Devleti

Burada Türk Boyları ve Diğer Türk Devletleri hakkında konular bulabilirsiniz

Kuşan Devleti

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 16:50

Kuşan Devleti

Orta Asya ve özellikle Türkmenistan sahasının Türk boyları tarafından ele geçirilmesi ve bir Türk Yurdu konumuna gelmesi çok daha eski dönemlere dayanmaktadır. Araştırmacılar Türkmenistan'ın bir kısmını da içine alan Doğu Iran sahasının Türkler'le ilk ciddi temasının Kuşanlar sayesinde sağlandığından söz etmekteler. Eski Belh sahasının Türkmenistan'ın güney-doğu kısımlarını içine alması dolayısıyla Kuşanlar'ın siyasal anlamda etkinlik alanları bu bölgelerde geçerlilik kazanmıştı. Ancak, Kuşan meselesi bir çok problemlerle doludur. Her şeyden önce, bunların etnik mensubiyeti henüz öğrenilememiştir.

Bu konuda altı farklı görüş ileri sürülmüşse de araştırmacılar temel olarak üç görüşün sağlıklı olduğu konusunda hemfikirler:

1. Türk menşeli oldukları;
2. İran-İskit kökenli oldukları; ve
3. Moğol menşeli oldukları.

Son yıllarda ilginç bir görüş daha ortaya atılmıştır. Buna göre, Toharlar, daha sonra Oğuzlar'ın 24 boyu arasında yer alacak olan Döğerler'in ataları olduğundan, bu devletin kurucuları Döğer/Tohar boyları olmuşlardı. Ancak bu defa da Tohar/Döğerler'in etnik mensubiyeti söz konusu olmaktadır. Kuşanlar'ın menşei hakkında ileri sürülen görüşler arasında en fazla taraftar bulanı Türk oldukları yönündeki tezdir.

Kuşan adı Brahmi metinlerinde Kusana, Çin yıllıklarında [Ku-ei-shuang], Pers kaynaklarında Kıoşn, Ermeni kaynaklarında [Ku-şank/Xuşang] olarak geçmektedir. Bu adın anlamına gelince, bazılarına göre bir yönetici ismi, bazılarına göre ise 'asil, hükümdar sülalesine mensup' olarak anlaşılmalıdır. Başını J. Kennedy, Wil-son, Bhandarkar, S. Levi, F. Hirth, E. Hultzsch ve Türk E. Konukçu'nun çektiği bir grup araştırmacı Kuşanlar'ın Türk olduğundan yana görüş birliğinde bulunmaktalar. Daha ziyade yapıtlar ve sikkeler üzerinde yoğunlaşan Kennedy, Kuşan liderlerinin Türk temsilini canlandırdığını beyan etmiştir. Toharlar'la Kuşanlar arasında etnik benzerlik kuran Kennedy, sikkeler üzerindeki hükümdarların fiziki görüntüsünden yola çıkarak bu ailenin Türk boylarına mensup olduğu kanaatindedir. Aynı nedenlerden dolayı, Wilson da sikkelerde görülen hükümdar resimlerinin 'özellikle Moğol olmayıp Türk olduklarını' vurgulamıştır. Biraz daha nazari olan bu açıklamalar, Kuşanlar'ın daha ziyade Hintlilere özgü özellikler taşıdığını savunan araştırmacılar tarafından sert biçimde eleştirilmişti. Oysa, bu görüşlerin haklı oldukları bazı hususlar bulunmaktadır. Özellikle, coğrafi bakımdan Kuşanlar'ın ortaya çıktıkları saha daha sıcak olmasına rağmen, tasviri yapılan Kuşan heykellerindeki hükümdar ve hanedan azalanın görüntüsü bozkır insanının özelliklerini yansıtmaktadır. Her ne kadar Kuşanlar'ın Türk oldukları tezine taraftar gözükmese de G. Pugaçenkova, Kuşan yapıtlarında bu özelliklerin dikkat çektiğini ve muhtemelen onların asil bir aileden indiklerini belirtmektedir.

Pugaçenkova'nın çalışmaları daha ziyade Kuşan-Part benzerliği üzerinde yoğunlaşmaktadır. Aynı bulguları esas alan Bhandarkar da bunların Türk olduklarını vurgularken, S. Levi daha kesin bir görüş ortaya koyarak Sakalar'ın Türk olduğu izlenimi üzerinden hareketle, Kuşanlar'ın da Türklüğüne gönderme yapmıştır. Bu görüşlerin Kuşanlar'ın tam olarak etnik mensubiyetine vurgu yapmadığı görülmektedir. İlk kez ünlü Sinolog Hirth bu hususa değinerek Kuşanlar'ın 'yabgıı ve 'kujula' gibi iki önemli hükümdarlık ünvanını kullandıklarına dikkat çekerek onların Türk olduğunu vurgulamıştır. Hirth'e göre, Çin yıllıklarında görülen 'Hsi-hou' unvanının Yüe-çiler'e atıfla geçmesi, aynı unvanın Hun, Vusun ve Kangklı kavimlerinde kullanılması bunlar arasındaki etnik yakınlıktan ileri gelmelidir. Bu ünvanm karşılığı 'yabgu' olup, Kuşanlar tarafından aslına uygun biçimde 'yavuga' olarak kullanılmıştır. Zaten Çin yıllıklarındaki 'hsi-hou', 'yabgu'nun bozulmuş biçimidir. Kuşanlar'ın Türklüğüne ilişkin tezin temeli olarak kabul edilen Hirth'in bu görüşü daha sonra Hultzsch ve S. Konow'un savunmasının esasını oluşturmuştur. Ancak bütün bu açıklamalar pek kolay çürütülecek türden görüşlerdir. Zira, Türk olmayan bir devletin hükümdarının da bu ünvanları kullanması mümkündür. Bu bulgular arasında sadece bir açıklama ciddiye alınabilir. XII. yüzyılda kaleme alınmış Kalhana'nın Rajatangini adlı Keşmir tarihini konu edinen eserinde Kuşan hükümdarlarının Turuşkalar'dan, yani Türkler'de geldiği yönündeki açıklamasıdır. Ancak, bu açıklamada Kalhana döneminde Hindistan üzerindeki Türk etkisinin baskısı bulunabilir. Kuşanlar'ın Türk olduğu yolundaki tez illa da doğrudur diye bir kanıtlamada bulunmak anlamsızdır. Ancak, Kuşanlar'ın bazı Türk özelliklerinin olduğu inkar edilemez. Bunların daha ziyade Yüe-çi ve Sakalar'la bağlantılarının olması muhtemeldir. Nitekim, bu unsurun arasında da bazı küçük çaplı Türk gruplarının karışmış olma ihtimali de yok değildir.

Kaynakça
Kitap: HAZAR ÖTESİ TÜRKMENLERİ
Yazar: EKBER N. NECEF ve AHMET ANNABERDlYEV
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kuşan Devleti

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 16:50

M. ö. III-II. yüzyıllarda Çin'in kuzeyinde ciddi etkileşimler ve siyasal çalkantılar yaşanmaktaydı. Bölgenin kuşkuya yer bırakmayacak ölçüde tek efendileri Hsiung-nu denilen Hun boylarıydı. Hunlar Türk menşeli bir boydu ve yanlarına aldıkları bir diğer Türk menşeli Ti boylarıyla neredeyse birkaç yüz yıl Çin'e efendilik edecek derecede güçlü bir ulus ortaya çıkarmışlardı. Hunlar önce çevrelerindeki kavimleri hakimiyetlerine almaya başladılar. Direnenleri veya eski düşmanlarını da net bir biçimde bozguna uğrattılar. Arka arkaya iki kez Hun darbesine maruz kalan Yüe-çiler daha fazla dayanamayıp yurtlarını terk ederek Saka boylarının yerleşik alanları olan Isık Gölü kenarlarına geldiler. Bu göçler m. ö. 174 yılından sonra gerçekleşmişti. Kurtulmuş gibi gözüken Yüe-çiler yeni yurtlarını pek tanıma fırsatı bulmadan m. ö. 133-129 yılında bir rüzgar gibi ülkelerine dolan Vusunlar'ın baskısına uğradılar. Bunun üzerine yurtlarını bırakıp Bakrtiya tartlarına geldiler. Buradan da onların Afganistan yolculuğu başlamıştı. Bu olay Kuşan Devleti'nin kuruluşuna uzanan yolda atılan ilk adım olmuştu. Afganistan, Güney-Doğu Türkmenistan sahasına inen Yüe-çi kavimleri buralara gelirken Orta Asya'daki bazı boyları da yanlarına almış olmalılar. Bunlar arasında Saka veya Hint-Avrupa asıllı olma ihtimali yüksek olan ve kalıntıları Oğuzlar'ın Sırderya boylarına geldiklerine kadar süren Toharlar bulunmaktaydı.

Oğuzlar, Sırderya kıyılarına geldiklerine Toharlar artık bir Türk özelliği sergilemekteydiler. Bu yüzden kolayca Oğuzlara karışıp Döğer boyunu ortaya çıkarmışlardı. Göç eden Yüe-çiler beş ayrı yabguluk tarzında idari taksimata bölündüler. Yabgu' adı Asya göçebelerinin bu dönemde en çok sevdikleri ve beğendikleri bir hükümdarlık ünvanıydı. Bu yüzden, Yüe-çiler'de hükümdar ünvanı olarak 'yab-gu' terimini kullandılar. Beş Yüe-çi Yabguluğu arasında miladi 10. yılda en etkilisi Tohar/Döğer asıllı Kuşanlar'dı. Kuşan yabgusu I. Kujula diğer yabguların zayıf konumundan yararlanıp Yüe-çi ulu-sunu tek bir merkez etrafında birleştirdi. Böylece, on yıl içinde Kuşan Devleti resmen kurulmuş oldu. Kuşanlar bu tarihten itibaren hızla yükselmeye başladılar. Önce Baktriya Devleti'ni ortadan kaldırdılar, ardından da Vima Kadphises zamanında Hindistan üzerine harekete geçtiler. 1. Kujula zamanında (10-35), Kuşanlar Partlar'la savaşarak Kabil'i ellerine geçirdiler. Ondan sonra Kuşan tahtına Vima Kadphises (35-62) geçmiştir. Ardından gelen Jihoni-ka dönemi (62-78) ve 1. Kanişka devrinde (78-101) Kuşan Devle-ti altın çağını yaşamıştı. Bu dönemde devletin sınırları doğu yönünde Banares'e, batı yönünde Iran Part sınırlarına kadar uzanıyordu. Kuzeyde ise Kuşanlar Buhara'ya kadar gitmekteydiler.

Türkmenistan sahası devlerin merkezi ve kuzey-batı kısmını oluşturmaktaydı. Merv bölgesinde iskan eden kalabalık Saka grupları ise Kuşan Devleti'nin bel kemiğini oluşturan unsurlar arasındaydı. I. Kanişka zamanı devletin hudutları alabildiğine genişledi. Onun döneminde Kuşan Devleti geniş Asya hudutları içinde ortaya çıkmış beş büyük devletten biri olarak tanınıyordu. Kanişka ilk iş olarak doğusunda tehlike arz eden Partlar'ı bertaraf etti. Part güçlerine ağır bir darbe vuran Kanişka vakit kaybetmeden doğuya yönelerek Küzey Hindistan'ın tamamını ele geçirmişti.

Kuşanlar gerçek bir devlet kimliğine kavuştukları vakit içte ve dışta muazzam bir güç olarak gözükmekteydiler. Roma, ezeli düşmanları ve komşuları Partlar'dan ziyade onları muhatap kabul etmekteydi. Doğu ve Batı'nın iki büyük dengesi arasında yapılan anlaşmalar İpek Yolu ticaretinin kontrol altında tutulmasıyla daha sağlam hale gelmişti. Bu anlaşmada Partlar devre dışı bırakılmışlardı. Buna göre, denizden ve karadan ticari ilişkileri düzenli biçimde sürdürülecekti. Bu durumu göz önüne alırsak, Kuşanlar'ın rahatlıkla Hazar'a kadar ulaştıkları ortaya çıkmaktadır. Bu da Türkmenistan'ın tamamına yakınının Kuşan Devleti kontrolünde olduğu sonucunu ortaya çıkartmaktadır. Devletin başkenti olan Belh siyasi konumuyla zaten Türkmenistan'ın doğusunu içine almaktaydı. Ayrıca, Kuşanlar bölgedeki kalabalık Saka güçlerinden siyasi ve askeri olarak devamlı beslenmekteydiler. Ancak, Kuzey Hindistan'ın tamamen ele geçirilişi sonucunda başkent Belh'ten Gandahar'da bulunan Paruşapura taşındı. Kanişka'nın Hindistan'ı ele geçirmek girişimi, basit anlamda bu ülkeyi fethetmiş ilk göçebe hükümdar olarak tarihe geçmek olmayıp, çok daha farklı amaçlara hizmet etmekteydi. Bölge gerek ekonomik, gerekse de askeri bakımdan (bölgeye daha öncesinden çok sayıda Saka göçleri akın etmişti) Kuşanlar için hayati derecede önem arz etmekteydi. En önemlisi İpek Yolu hattı tümüyle kontrol altına alınmış olacaktı. Türkmen araştırmacılarının aktardıklarına göre, Kuşanlar zaman zaman Çin'le askeri çatışmalara girmişlerdi. Muhtemelen bu çatışmalar büyük ticaret yolunun kontrolünü ele geçirmekten kaynaklanıyordu.

Kuşanlar, bölgesel açıdan sadece güçlü bir siyasal istikrarın kurucuları değil, kültür alanında da önemli gelişmelerin öncüleri olmuşlardı. İskender'le Doğu-Batı'nın kaynaşması olarak yorumlanan Helenizmin gelişiminde Kuşanlar'ın izledikleri politik tavrın önemli rolü olmuştur. Kuşan hükümdarlarına ait paralar üzerinde Grek kralı Hermaios tesirinin gözlemlenmesi bunun bariz sonucudur. Hindistan'daki 'Racalar'a dayalı idari yapının temelleri Kuşanlar döneminde atılmıştı. Bilindiği gibi, Saka ve Kuşan döneminde Hindistan merkeziyetçi bir yapıdan ziyade federatif bir idari yapılanmayı benimsemeye başlamıştı. Bu oluşum sonucunda Hindistan'daki toplumsal yapı da büyük ölçüde tamamlanmıştı. Kanişka döneminin bir diğer özelliği Budizm'in devlet dini gibi resmen benimsenmesidir. Bizzat onun liderliğinde toplanan konsilde Budizm'in dinsel yanları tartışılmış ve kabul edilmiştir. Gandahara ve Mathura okullarının statüsü genişlendirilmiş, adeta bir devlet okulu konumuna getirtilerek, Sarnath okuluyla bir anlamda Hint-Kuşan veya Hint-Göçebe sanatı arasında birlik tesis edilmişti. Bu tarzın Hint edebiyatı üzerinde de yoğun etkileri olmuştu. Daha ziyade göçebe ve belki de Türkler'e özgü mitolojik bir tanımlama olan 'ınanas', Hint dinsel anlayışında bir ilah olarak karşımıza çıkmaktadır225.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kuşan Devleti

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 16:51

Kanişka'nın varisleri olarak Kuşan tahtına Vanişka (102106), Huvişka (111-138) ve Vesudeva (145-176) geçmişlerdi.
Devlet bunların döneminde sakin ve rahat bir dönem geçirmişti. Gerek ticari, gerek siyasi anlamda istikrarın korunduğu bu dönemde tarih bakımından kaydadeğer bir olay da gerçekleşmemişti. Ancak, daha sonraki dönemlerde Kuşan Devleti'nin güneşi batmaya başladı. Batıda Sasaniler, kuzeyde ise Mevarünnehr sahasına doğru yayılmaya çalışan Türkler'den Ti boyları Kuşanlar'ın sınırlarını tehdit etmeye başladılar. İran'da önemli gelişmeler ortaya çıkmış, Partlar'ın yerini Pers asıllı Sasaniler almaya başladı, iran'da meydana gelen olaylardan rahatsız olduğunu ortaya koymak amacıyla Pencap bölgesine sokulan Kuşanlar burada I. Şapur (241-272) karşısında aldıkları hezimetle kendilerini uçuruma doğru sürüklediler. Son Kuşan şahları II. Kanişka ve III. Kanişka dönemlerinde ağır buhranlar geçiren Kuşanlar askeri bakımdan da çözülmeler göstermeye başladılar. İran Sasani saldırıları bir yere kadar durdurulduysa da, Maveraünnehr üzerinde biriken Türk göçebeleri arkalarındaki baskıyla Kuşan sınırlarını çiğneyip içerilere doğru yol aldılar. Akhun adı verilen bu kalabalık Türk grupları Kuşan veya Sasani olsun önlerinde hiçbir engel tanımadan 350 tarihlerinden sonra Ceyhun nehrini geçip güneye doğru indiler. Bu durum karşısında Kuşan hükümdarı Kitolo'yu Pişaver taraflarına çekilmek zorunda kaldı. Her ne kadar Sasani hükümdarı Behram Gur (420-438) kısa süreliğine Ak-hunlar'ın önüne geçmeye başardıysa da kazanılan savaş uzun vadeli bir netice doğurmadı. Kısa süre sonra Belh'i ele geçiren Ak-hunlar, zamanla bütün Kuşan yabguluklarını ortadan kaldırıp kendi imparatorluklarını kurdular.

Siyasal anlamda Kuşan Devleti ortadan kalksa da, tarihteki etkisi daha uzun bir süre devam etmişti. Her şeyden önce, coğrafi bakımdan oldukça savunmasız bir sahada (doğuda Hindistan, batıda İran, kuzeyde ise Türk ve diğer göçebe boyların hareket alanında) ciddi bir siyasi gücü onaya koyma başarısını göstermiş ilk devletti.

Bölgesel anlamda da Kuşanlar'ın bazı rolleri olmuştu. Orta Asya'daki Büyük Saka boylarının güneye inmesini sağlayarak kuzey-batı istikametinde yoğunlaşan göç dalgalarının etkisini düşünmüşlerdi. Bu durum Avrupa ve Kafkaslar üzerinde belli düzeyde rahatlamalara neden olmuştu.

Kuşanlar, etnik bakımdan Umurga Sak Devleti içinde yer alan boylarla karışan Yüe-Çiler'in ortaya çıkardığı bir siyasal teşekküldü. Onların geriye kalan artıkları daha sonra tekrar tarih sahnesine Oğuzlar'la birlikte çıkacak olan Döğerler olacaklardı. Ayrıca, Kuşanlar coğrafi bakımdan Türkmenistan sahasının yoğun biçimde Saka nüfusuyla dolmasını sağlamışlardı. Bunlar daha sonra Akhun ulusu içinde yer alacaklardı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Türk Boyları ve Diğer Türk Devletleri Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir