1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Yenisey Türkleri

MesajGönderilme zamanı: 21 Ara 2010, 17:47
gönderen TurkmenCopur
YENİSEY TÜRKLERİ

Tuva bölgesindeki Ulu Kem ırmağı doğudan batıya doğru akar; sağdan ve soldan bir çok çay ve dereleri alır. Irmağın sol tarafında Tannu Ola (yani Tafilu sıradağları) uzanır. Gök Türk kitabelerindeki "Kögmen Yış"ın bu dağlar olduğu kabul edilmiştir. Ulu Kem sol tarafdan Kemçik ile birleşip kuzeye doğru yönelir. Bundan sonra Yenisey (<Yeniçay) adı ile anılan ırmak, yine iki yandan bir çok kollar alarak Abakan bozkırını geçer; büyük kollar ile beslenir ve akışını sürdürüp, uzun bir yolculuktan sonra Kuzey Buz Denizi'ne ulaşır.

İşte kısaca tarif edilen Ulu Kem'in geçtiği Tuva bölgesi ile Yenisey'in aktığı Abakan bölgesinde Gök Türk alfabesi ile yazılmış bir hayli kitabe bulunmuştur.
Bu kitabelerde elliden fazlası Radloff ve Thomsen gibi Gök Türk kitabelerini çözmüş olan Türkologlar başta olmak üzere, Malov, Orkun ve Bazin tarafından incelenmiştir. Fakat bu alimler kitabelerin pek çoğundaki cümle, ibare ve kelimeleri farklı şekillerde okumuşlardır. Bunun burada zikredilmesine lüzum olmayan bir çok sebepleri vardır. Bu sözlerimizden de anlaşılacağı gibi, adı geçen kitabeler üzerinde daha uzun bir müddet çalışılması gerekiyor. Evvelce, Yenisey kitabelerinin Gök Türk kitabelerinden önce yazılmış oldukları görüşü hakim bulunuyordu. Fakat şimdi bunların VIII-X. yüzyıllar arasında yazılmış oldukları kabul edilmiştir. Bu ikinci görüşün daha isabetli olduğu şüphesizdir. Çünkü, Orhun bölgesi, eski zamanlardan beri devletlerin merkezlerinin bulunduğu bir yer olarak, her yer ile münasebeti olan bir ülke idi.

Yenisey kitabelerinin hepsi mezar kitabeleridir ve bölgelerdeki toplulukların başlarında bulunan beyler için dikilmiştir. Bunlar arasında hanlardan birine ait herhangi bir kitabe görülemiyor. Yayınlanmış olan kitabelerden üçte ikisi Tuva bölgesinde, yani Ulu Kem ırmağı çevresinde, üçte biri de Abakan bölgesinde, yani Yenisey havzasında bulunmuştur. Her iki bölgedeki kitabeler imla, dil hususiyetleri ve hatta muhteva bakımlarından birbirlerinden esaslıca farklar göstermedikleri için bunların hepsi Yenisey kitabeleri adı altında incelenmiştir.

Kitabeler hangi bodun veya bodunlara aittir? Gök Türk hükümdarı Bilge Kağan devrinde Ulu Kem'in sağ yanındaki topraklarda Çik adlı oldukça güçlü bir budun yaşıyordu. Hatta bu Çik bodun Kırkız bodunu ile birleşip Gök Türkler'e karşı düşmanlık gösterdiğinden, Bilge Kağan 26 yaşında iken (709-710) Kem ırmağı geçilerek Örpen'de Çikler yenilgiye uğratılmışlardı. İkinci Uygur kağanı Tenride Bolmış İl İtmiş Bilge Kağan'ın da Çikler'e karşı bir kaç sefer yaptığı görülüyor. Bu seferler sonucunda Çikler'e boyun eğdiren Uygur kağanı, onların başına tutuk ünvanlı birini geçirdiği gibi, yine onlara işbaralar ve tarkanlar tayin etmişfi. Ancak işbara Unvanına kitabelerde rastgelinemiyor.

Tuva, diğer adıyla Ulu Kem kitabelerinin veya onlardan mühim bir kısmının Çikler'e ait olduğunu kabul etmek yerindedir. Bu bölgede bulunmuş kitabelerden bazılarında tutuk Unvanı görüldüğü gibi, bir kitabede de Çikşin adı geçiyor. Bu da Çik adıyla ilgili olmalıdır.
Abakan bozkırlarındaki kitabelere gelince, bunların da Kırgızlar'dan başka bir boduna ait olduğunu düşünmek, herhalde, mümkün değildir.

Bu sonunculara ait kitabelerden birinde (Uybat I):

"erdemin üçün il arada kara kanka barıpan yalabaç barıpan kelmediniz beğimiz" sözleri vardır1. Bazin bu kitabenin, Kara Kan (Han) Unvanlı Türgiş hükümdarına elçi (yalabaç=yalavaç) olarak giden, fakat ölümü sebebi ile ülkesine dönemeyen ("kelmediniz") bir Kırgız için dikilmiş sahibi yatmayan bir mezar kitabesi (cönotaphe) olduğu görüşündedir.

Yine diğer bir kitabede (Tuba III):

"Kara Kan içreği ben Ezgene (?) altı otuz yaşıma erti-ben öltim Türgiş el içind(e) beğ ben bitiğ" sözleri görülmektedir. Bazin, bu kitabenin de Türgiş hükümdarı Kara Kan (Han)'ın sarayına mensub (içreği) Türgiş elçisi (Ezgene ?) için dikilmiş olacağını (epitaphe) söylüyor. Yani bu alime göre, Türgiş hükümdarı Kara Kan'a bir Kırgız elçisi gitmiş, fakat bu elçi orada öldüğünden kendisi için bir kitabe dikilmiştir. Kara Kan da Kırgız kağanına bir elçi göndermiş ise de bu elçi de Kırgız ülkesinde öldüğünden onun için de, sözü edilen kitabe (Tuba III) dikilmiştir. Bazin Kırgızlar ile Türgişler arasında karşılıklı elçiler gönderilmesinin 742-756 tarihleri arasında yapılmış olacağı görüşünde olduğunu da ifade ediyor. Bir Kırgız elçisi Türgiş ülkesinde ölerek geri dönmüyor. Bir Türgiş elçisi de Kırgız yurdunda ölüyor ve her ikisi için Kırgızlar'ın yurdunda mezar kitabeleri dikiliyor. Bu, gerçekten ilgi çekici bir husustur. Türkler'de yurdundan uzakta ölen bir kimse için kendi yurdunda mezar kitabesi (cdnotaphe) dikilmesi geleneğinin var olduğuna dair delillere sahib değiliz (yahut ben bilmiyorum). Bununla beraber böyle bir geleneğin var olması imkansız değildir. Bize göre Bazin'in bu iki kitabe üzerindeki görüşleri tatmin edici gibi görünüyor. Kitabelerdeki Kara Kan (Han), herhalde, Bazin'in ileri sürdüğü gibi, Kara Türgişler'in hükümdarlarından biridir.

Yine Abakan bölgesindeki kitabelerden birinde (Altın Köl II):

"Tübüt Kanka yalabaç bardım kelürtim" cümlesi geçiyor. Bazin buradaki "kelürtim" sözünün cümlede bir mana ifade etmediğini söyliyerek bunun kelmetim (gelmedim=dönmedim) olduğunu ileri sürüyor. Bunun da sahibi mezarında yatmayan bir kitabe (cenotaphe) olduğunu ve 850'den bir kaç yıl önce dikilmiş olabileceğini kaydediyor. Bazin'in bu kitabe ile ilgili görüşlerinin münakaşa edileceğini sanıyoruz.

Az yukarıda kitabelerin Çikler ile Kırgızlar'a ait olduğunu söylemiştik. Ancak VIII. yüzyılın birinci yarısında, Gök Türkler devrinde, Kırgızlar ile Çikler'in yurdları arasındaki bir yerde ve adları geçen budunlara komşu, Az adlı başka bir bodun da yaşıyordu. Elde sağlam bir delil bulunmadığı halde, Az kavminin Türk asıllı olmadığı ileri sürülüyor. Bazin, Barthold ve diğer bir çok araştırıcılar gibi, Kırgızlar'ı Türkleşmiş bir kavim olarak kabul ettikten başka, Sibirya'daki Türkçe konuşan kavimlerin mühim bir kısmına veya çoğuna Türkleşmiş (Turcophone) topluluklar gözü ile bakıyor. Durum böyle olsa idi bu, Türk kültürünün tesir kudretini ve yayılma kabiliyetini göstermesi bakımından pek mühim bir hadise sayılabilirdi. Ancak bu kavimleri kim Türkleştirdi ve bu kavimler asıl antropolojik hususiyetlerini tamamen nasıl kaybettiler; işte bu izah edilemiyor. Orta Asya'daki Kençek, Argu ve Suğdak gibi ari asıllı kavimlerin asırlarca Türk çoğunluğu arasında kalıp, kendiliklerinden, Türkleşmiş olduklarını biliyoruz. Türkleşen bu kavimlerin antropolojik hususiyetlerine ait izlerin bugünkü Orta Asya topluluklarında görüldüğü söylenir. Halbuki Kırgızlar, aslında bir Türk-Moğol karışımı olan Kazaklar'dan daha fazla Mongol fizik hususiyetlerine sahip bulunuyorlar. Şüphesiz bunu sadece Kırgızlar'ın Kalmuk kızları almaları ile izah etmek mümkün değildir. Esasen Kazaklar'ın da aynı şeyi yaptıkları biliniyor. Diğer taraftan Türk ağacının asıl ana yurdunun Baykal ile Yenisey arasındaki bölge olması pek muhtemeldir. Bilhassa nüfus artışı sebebi ile Türk ağacından mühim kollar bu ana yurttan zaman zaman aşağıya, bozkır bölgesine inmişlerdir. Böylece, Kırgızlar da Sibirya'dan son inen kalabalık Türk topluluğu olmuşlardır.

Tuva, yani Ulu Kem bölgesindeki kitabelerden bazılarında "altı bag bodun da" sözü geçiyor ve bu altı birleşik kavim şeklinde izah ediliyor. Ancak biz buradaki "bodun" sözünün boy anlamında kullanılmış olduğunu sanıyoruz. Bu "altı bag bodun", yani altı birleşmiş boy Çikler'i meydana getiren oymaklar olabilir. Kitabelerden bazıları "altı bag bodunun" başında bulunan beylere aittir. Bu beylerdern birinin tutuk Unvanını taşıdığı görülüyor. Aynı ünvanı diğer bazıları da taşıyor. Ancak onların "altı bag bodun"un beyi oldukları söylenmiyor. Yine kitabelerden birinde Çikşin adı geçiyor. Bu ad, herhalde Çik kavmi ile ilgilidir.

Kemçik ırmağının Cırgak bölgesindeki bir kitabede Ediz kavminin adı görülüyor:

"Ediz er uruğın altım". Aynı ad (yani Ediz) diğer bir kitabede de geçiyor. Edizler'in VIII. yüzyılın ilk çeyreğinde Tula ırmağının batısındaki Oğuzlar'a komşu bir halde yaşadıkları, Gök Türk kitabelerinden, anlaşılıyor. Hatta Bilge Kağan'ın oğlu, 735 yılında babası için diktirdiği kitabede kendisini Türkler'in, Oğuzlar'ın ve Edizler'in kağanı olarak tanıtıyor. Cırgak kitabesi Edizler veya onlardan bir kolun Kemçik taraflarına göç etmiş, yahut göçürülmiiş olduğunu, gösterebilir. Bu da şüphesiz Kırgız hücumu veya Hıtay istilası gibi bir hadise ile ilgilidir.

Kitabelerde, bazen bodun kelimesinin yanında kün sözü de geçiyor, Gök Türk kitabelerinde aynı kelime daima kul kelimesi ile birlikte görülüyor ve kadın köle anlamına geliyor. Fakat Yenisey kitabelerinde küfl'ü aynı şekilde anlamak mümkün olmuyor. Çünkü onlarda bu kelimenin yanında kul kelimesine rastgelinemiyor. XIV. ve XV. yüzyıllarda Anadolu'da İl-gün deyimi kullanılıyor ve bu, halk manasına geliyor. Anadolu'da hala yaygın bir şekilde kullanılan "ele-güne karşı" deyimi de aynı manayı ifade ediyor. H.N. Orkun da kitabelerdeki küfl'ü halk şeklinde izah etmiştir. Fakat bu da pek tatmin edici görünmüyor. Mısır'da Memluk devrinde yazılmış olan Ebu Hayyan'ın eserinde ilgün devlet kelimesi ile karşılanmıştır. Kitabelerin bazılarında da, Gök Türk kitabelerinde olduğu gibi, kara bodun sözü de geçiyor ve bununla halk kitlesi kastediliyor. Tuva ve Abakan bölgesindeki beylerin konçuy denilen hatunları koylarda oturuyor. Koy vadinin (öz) dib kısmına deniliyor. Anadolu'da çıkmaz vadilere koyak adı verilir ki, şüphesiz, aynı kelimeden gelmektedir. Beylerin oğulları da öz'de veya yazı'da bulunuyor. Kaşgarlı öz'ün dağlar arasındaki vadiye denildiğini bildiriyor8. Anadolu'da öz'ün hem vadi, hem de vadiden akan su (ırmak, çay ve dere) anlamında kullanıldığı görülüyor. Yenisey Türkleri'nde de öz, herhalde aynı anlamda kullanılıyordu. Ancak beylerin konçuylan niçin koy'da oturuyor, oğullan neden öz'de veya yazı'da (düzlükte, yaylak?) yaşıyor? Bunlar iyice anlaşılamıyor. Bu gelenek mühim olmalı ki, kitabelerde sık sık zikredilmelerine lüzum hissediliyor.

Kitabelerde, beylerden birçoklarının altunluğ kiş'lerini bellerine bağladıkları söyleniyor. Altunluğ kiş, altından okluk (ok kabı) demektir. Kaşgarlı kiş kelimesini Oğuzlar'ın ve Kıpçaklar'ın bilmediklerini kaydeder. Altunluğ kiş beylik veya kudret sembolü gibi görünüyor. Altunluğ kiş sözüne ve onunbeylik alameti olarak kullanıldığına başka bir yerde rastgelinemiyor. Yalnız Temuçin'in han olunca Bogorçu (Bo'orçu) Noyan'ın kardeşi ile diğer iki kişiye okluk (bor) taşıma imtiyazmı verdiğini biliyoruz. Cengiz Han sonra Baday ve Kişilih adlı iki çobana da okluk taşımak ve kadehten içmek imtiyazlarını bahşettiği gibi onları darhan yani tarkan (>tarhan) da yapmıştı. Bunun sebebine gelince Baday ile Kişilih kendisine karşı hazırlanan bir suikasttan, tam zamanında Cengiz Han'ı haberdar etmişlerdi. Baday ile Kişilih aynı zamanda binbaşılar arasında da yer aldılar. Bu misallerden anlaşılacağı üzere okluk taşıma imtiyazı han'a mühim hizmetler ifa etmiş kimselere veriliyor. Celaleddin Harizmşah'ın devletine son vermiş olan Curmagun Noyan'ın da Horçi ünvan ve rütbesini taşıdığını biliyoruz.

Timur ile haleflerinin, Kara-koyunlu ve Ak-koyunlu hükümdarlarının kendilerine itaat gösteren mahalli hükümdarlara ve büyük beylere kılıç takılan altın kemerler verdikleri görülüyor. Ancak bu siyasi geleneğin, Yenisey beylerinin altunluğ kiş'lerinden ve onun ifade ettiği manadan farklı olduğunu kaydetmeliyiz.
Yenisey kitabelerinde "er at" tabirinin sık sık geçtiği ve bunun erlik adı anlamında olduğu üzerinde yukarıda bilgi verilmişti.

Kitabelerdeki sözler bizzat ölenler tarafından söylenmiş gibi yazılmışlardır. Onların pek çoğunda kitabe sahiplerine "er erdemim" ve "er erdemim üçün" sözleri söyletiliyor ve buna çok ehemmiyet verildiği görülüyor. Erdem eski sözlüklerde "fazilet" kelimesi ile izah ediliyor. Kitabelerde de bu anlam, yani akıl ile ahlakı birlikte ifade etmek üzere kullanıldığı anlaşılıyor. Yine kitabelerde beylerin hatunlarına (konçuy), oğullarına, diğer akrabalarına (kadaş) deniliyor ve onların bodunlarına doymadan ölmelerinden duydukları üzüntü belirtiliyor. Bunlar arasında en çok anılan konçuylardır. Bu, şüphesiz beylerin hatunlarına çok değer verdiklerini gösterir. Yine kitabelerde "Tenri elimke" sözüne de sık sık rastgeliniyor. H.N. Orkun bunu "semavi ve ilahi ülkem" şeklinde izah etmiştir. Bu söz için, "semaya benzer, gök gibi olan ülkem" anlamı daha isabetli gibi görünüyor.

Kitabelerdeki şahıs adlarının mühim bir kısmı veya çoğu belki de hepsi "er at" deyiminin de gösterdiği gibi, sonradan alınmış adlar veya Unvanlardır.

Kaynakça
Kitap: TURK DEVLETLERİ TARİHİNDE ŞAHIS ADLARI I
Yazar: Faruk SÜMER