Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Balkanlar'da Osmanlı Hakimiyeti ve İskân Siyaseti

Burada Rumeli Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Balkanlar'da Osmanlı Hakimiyeti ve İskân Siyaseti

Mesajgönderen Avşaroğlu » 05 Eki 2015, 00:01

Balkanlar'da Osmanlı Hakimiyeti ve İskân Siyaseti / Doç. Dr. Mehmet İribaşı
Anadolu'da Selçuklu Devleti'nin yıkılmasıyla birlikte, kurulan beylikler arasında fütuhat alanına yakın bir yerde kurulan ve Anadolu'daki Moğol baskısı sebebiyle Türkmenlerin yoğun şekilde iskanına maruz kalan Osmanlı Devleti, XIV. yüzyılın ikinci yarısından itibaren en önemli faaliyet sahası olarak Balkanlar'ı seçmiştir. Yüzyılın sonlarına doğru, Bulgaristan'ın içlerine ve Makedonya'ya kadar pek çok yer Türk hakimiyeti altına girmiştir. Bu çalışmada, bölgedeki Türk fetihlerinin gelişme aşamaları, fetihten sonraki iskan politikası ve XVI. yüzyıl sonuna kadar ki idari yapı ile Türk halkının durumu hakkında bilgi verilecektir.
Balkanlar ve Anadolu

Anadolu Selçuklu Devleti'nin Moğol baskısı altında kalması, hudut bölgelerinde bulunan uç beylerine daha serbest hareket etme imkânı sağlamıştı. Bunlardan birisi olan ve Karacadağ, Söğüt, Domaniç havalisinde faaliyet gösteren Kayı Aşireti'nin reisi olan Osman Bey, kısa sürede müstakil olarak hareket etmeye başlamıştı. Faaliyet sahası olarak Bizans'ın Bithynia'daki topraklarını kendisine hedef seçen Osman Bey, elde etmiş olduğu bölgelerde kendi adını taşıyacak olan beyliğini kurmuş ve kısa sürede bu devletin aleyhine topraklarını genişletmişti.

XIV. yüzyılın başlarında, Osmanlıların büyük bir güç olarak ortaya çıkışı, Anadolu tarihinin önemli olaylarından birisidir. Avrupa'daki Osmanlı olgusunu ortaya çıkaran en önemli olay, 1204'te IV. Haçlı Seferi'nin Kudüs'e değil de İstanbul'a olmasıydı. Bizans'ın başkentinde Latin hakimiyeti kurulduktan sonra, Mora'daki Bizans toprakları onların arasında paylaştırıldı. İmparator VIII. Paleologos, 1261'de Konstantinopolis ve Bizans'ı ele geçirinceye kadar Trakya, Makedonya ve Teselya'da bulunan Latin beylikleri hakimiyetlerini sürdürmüşlerdir. Daha sonra XIV. yüzyılda meydana gelen olaylar, Kuzey Balkanlar'da, Arnavutluk ve batı Mora'da küçük beylikler ortaya çıkardı. Bunlar içerisinde en önemlisi sadece Sırbistan'ı değil Makedonya'nın büyük bir kısmını, Trakya, Arnavutluk ve Epir'e kadar bir çok yeri hakimiyeti altına alan Sırp İmparatoru Stephan Duşan idi. Onun ölümü ile ülkesi, Vukaşin ve Uglyeşa arasında paylaşılmıştı. Aynı durum Bulgaristan ve Tuna bölgesinde de meydana geldi. Bizans ise, zaten büyük bir çekişme ve saltanat mücadelesi ile meşgul idi. Nitekim bu hususla ilgili olarak çağdaş müelliflerden Nikephoros Gregoras, "Bizans İmparatorluğu doğu bölgesini görmezlikten geldiği için, Bithynia bölgesindeki bir çok şehir ve bölge, Türklerin eline geçti" demektedir.1

Bu sırada Osmanlıların bölgede bir güç olarak ortaya çıkmasında, dış şartlar bakımından önemli gelişmeler meydana gelmiştir. Bunlar; İran ve Anadolu'da hakim Moğol İlhanlı Devleti'nin çöküşü, Türkmen beyliklerinin yükselişi, Latin koloni devletlerinin 1204-1320 döneminde siyâsi-ekonomik baskısı sonucu Bizans'ın çöküşü ve Rumlar arasında Kantakuzenos gibi Türklerle işbirliği yapmak isteyenlerin ortaya çıkması, Bizans'taki saltanat mücadelesi, 1396'ya kadar batı Hıristiyan aleminde Haçlı seferi organizasyonunun yapılamaması, Batı Anadolu'daki Türkmen beyliklerinin özellikle Aydınoğulları Beyliği'nin yükselişi ve Orhan ile temasa geçmesi, Balkanlar'da Sırp ve Bulgar Devletlerinin parçalanması ve Osmanlıların 1352'den itibaren Venedik ve Latinlere karşı Cenevizlilerle ittifak kurmalarıdır.2

Özellikle Moğol etkisinin çok az hissedildiği Antalya-Sinop hattının, başka bir ifadeyle Kızılırmak'ın batısındaki bölgede bulunan ve Anadolu Selçuklu Devleti'nin etkisini kaybetmesiyle filizlenen Türkmen beylikleri içinde, Osmanlıların müstesna bir yeri vardır. Nitekim fütuhat bölgesine açık olması nedeniyle, Anadolu'da bulunan gaziler, öncelikle geçimlerini temin etmek, arkasından gaza hareketlerinde bulunmak maksadıyla, Marmara uç bölgesine yoğun bir şekilde göç etmeye başladılar. Bu durum yeni fetih bölgeleri aramalarına sebep olmuştur.

Rumeli'ye Geçiş ve İlk Fetihler

Osmanlı kuvvetleri, ilk defa 1321'de Mudanya'yı aldıktan sonra, Marmara Denizi kıyılarına ulaşarak Rumeli ile karşı karşıya gelmişlerdir.3 Zaman zaman da Bizans'ı tazyik maksadıyla küçük gruplar halinde Rumeli'ye geçiş yapmaları, Türklerin Rumeli'yi görmelerine ve tanımalarına imkan sağlamıştır.4

1341 yılında Bizans İmparatoru III. Andronikos'un vefatı ile tahta geçecek olan oğlu V. Ionnes Paleologos'un çok küçük yaşta olması sebebiyle, kendisine vasi olarak tayin edilen Domestik Kantakuzenos, kısa bir süre sonra iktidarı ele geçirebilmek için faaliyete girişmişti. Kantakuzenos ile meşru vâris Ionnes arasında başlayan saltanat mücadelesinden Türkmen beylikleri, özellikle de Osmanlı Beyliği istifade etmiştir. Çeşitli beyliklere mensup Türkler, paralı asker veya müttefik sıfatıyla Bizans'ın saltanat mücadelesinde tam anlamıyla taraf oldular. Kantakuzenos, önce Aydınoğlu Umur Bey, onun da tavsiyesi üzerine Orhan Bey ile temasa geçerek rakiplerine karşı üstünlük elde etmiştir. Orhan Bey ile olan bu dostluk ve ittifak, Kantakuzenos'un kızı Theodora ile evlenmesiyle daha da artmıştır.5 1345 baharından beri Osmanlılar, Kantakuzenos'un müttefiki olarak Balkanlar'da faaliyette bulunmaya başlamışlardır. Bu dönemde Karesi Beyliği'nde meydana gelen iç karışıklıklardan istifade eden Orhan Bey, bu mücadeleye müdahale etmiştir. Böylece 1345'te Karesi Beyliği'nin ilhakı, Osmanlı Devleti'ne Edremit Körfezi ve Kapıdağı arasındaki bölgeyi kazandırınca da, Osmanlılar Rumeli toprakları ile karşı karşıya gelmişlerdir. Aynı zamanda Karesi Beyliği'nin ilhakının Osmanlıların Rumeliye geçişini hızlandırdığı, hatta onların Rumeli'de gün geçtikçe ilerleyecek fütûhatlarına önemli bir zemin hazırladığı görülmektedir. Süleyman Paşa, Rumeliye geçişin gerek hazırlık safhasında gerekse sefer sırasında Karesi Beyliği ümerâsından olup, Osmanlı kaynaklarında Aclan Bey'in hizmetinde bulundukları belirtilen Ece Bey, Fazıl Bey, Evrenos Bey ve Hacı İlbeyi gibi beylerin yardım ve desteklerini görmüştür.6

Osmanlıların Balkanlar'daki devletlerle ilişkileri, 1340'lı yıllara kadar dayanmaktadır. Bu tarihte Bizans İmparatoru'na rakip olarak çıkan Sırp Kralı Stephan Duşan, Makedonya'yı elde ettikten sonra İstanbul'u ele geçirmek için Orhan Bey'e bir heyet göndererek anlaşma teklifinde bulunmuştu.7 Orhan Bey, menfaatlerine ters düştüğü için bunu dikkate almamıştı. Bizans'taki taht mücadeleleri sırasında Stephan Duşan, çıkarlarına uygun olarak Bizans İmparatoru V. Paleologos'u, Osmanlılar ise belirtildiği üzere, tahtı elde etmek isteyen Kantakuzenos'u desteklemişlerdir. Böylece 1352'de Rumeli'ye adım atan Osmanlılar, Bizans'ın içinde bulunduğu durumdan istifade ile kısa sürede bölgedeki faaliyetlerini genişlettiler.8 Gelibolu Yarımadası'nda şehirlerin etrafındaki kırsal bölgelere yerleşen Türk kuvvetlerinin başında bulunan Süleyman Paşa ile ilgili olarak Gregoras, "Bir Osmanlı kolonisinde bulunuyormuş veya kendi öz yurdunda imiş gibi davranıyordu" demektedir.9 Aynı yıl içerisinde, Cenevizliler Türk birliklerini gemileriyle Avrupa'ya taşıdılar. Ekim 1352'de Türkler, Edirne'nin güneyindeki Pythion'da Sırpları yenilgiye uğrattılar. Bu sırada Kantakuzenos'un kuvvetleri arasında Katalanlar ile birlikte Türkler de vardı. Orhan Bey ile Cenevizliler arasında yapılan antlaşmayı, Kantakuzenos da kabul etmek zorunda kaldı.10 Osmanlıların desteği ile bu savaşı kazanan Kantakuzenos, tahtı elde etmiştir. Bu hadiseden sonra Sırplar, Osmanlılara karşı bir Haçlı Seferi teşebbüsüne girişmişler, ancak 1355'de Kral Duşan'ın ölümü, bu faaliyeti sonuçsuz bırakmıştır. 11 Böylece Kantakuzenos, kendisine bağlı olmadığına kanaat ettiği şehirleri gözetmek ya da Bulgarlar ile Sırpları tehdit etmek için Türk birliklerini kullanmaya devam etti.12

Kantakuzenos, Orhan Gazi'nin bu yardımlarına karşılık Rumeli'de bir üs olarak Çimpe, Çimbi (Cinbi)/ Tsympe Kalesi ve civarını Osmanlılara verdi.13 Böylece 1352'de Kantakuzenos'un müttefiki olarak Çimpe Kalesi'ne yerleşen Süleyman Paşa, burasını Balkanlar'da yayılma için önemli bir köprübaşı olarak teşkilatlandırdı. Anadolu'dan getirttiği kuvvetleri yerleştirdi ve böylece Osmanlı Rumelisi'nin çekirdeği kurulmuş oldu.14

Osmanlı kuvvetlerinin Çimpe Kalesi'ne yerleşmesinden sonra, 1-2 Mart 1354'te meydana gelen depremde, surları yıkılan Gelibolu Kalesi ile etraftaki kasaba ve köyler, Türk kuvvetleri tarafından fethedildi. 15 Kısa sürede Süleyman Paşa, Anadolu'dan getirttiği kuvvetleri, boşalan bu yerlere iskan ederek Gelibolu'da önemli bir askeri üs oluşturdu.16 Gelibolu'nun fethinden sonra Süleyman Paşa, Rumeli'de sağ, orta ve sol kolda olmak üzere uçlar teşkil ederek, fetih hareketlerini organize etmiştir.

Kantakuzenos, bu Türk ilerlemesi karşısında, Orhan Bey'e haber göndererek elde ettiği yerleri para karşılığında iade etmesini teklif etti. Ayrıca kendisi ile İzmit'te görüşmek istediğini bildirdi. Orhan Bey ise, kendisine ittifak karşılığı verilmiş olan Çimpe Kalesi'ni on bin altın karşılığında iade edebileceğini, ancak Gelibolu ve diğer kalelerin kendi kuvvetleri tarafından fethedildiğini, bu sebeple de iadesinin mümkün olmadığını bildirdi. Bu sırada Süleyman Paşa, Malkara, İpsala ve Vize taraflarını ele geçirdi. 17 1357'de Süleyman Paşa'nın vefatı, Rumeli fütuhatını bir müddet yavaşlatmış ise de, Orhan Bey'in diğer oğlu Şehzade Murad ve Karesi beylerinden Evrenos ve Hacı İlbeyi gibi komutanların gayretleri neticesinde, yeniden hız kazanmıştır. Ancak erken dönem Osmanlı Vekâyinâmeleri, Rumeli'deki fetihlerde Karesi Türklerinin etkisinden ziyade, Süleyman Bey'in kabiliyetleri üzerinde durmaktadırlar.18

Balkan Fetihlerinin Gelişmesi

Sultan I. Murad'ın saltanatının ilk yıllarında Edirne, 1361'de fethedildikten 4 yıl sonra da devlet merkezi buraya nakledilmiştir.19 Osmanlı hükümdarı, Meriç Vadisi boyunca hareketle 1363'de Filibe'yi zaptetmiş ve Bizans'ı nüfuzu altına almıştı.20 Edirne'nin fethinden sonra uçlarda biriken Türkmenlerin Rumeli'ye geçişleri hızlandırıldı.21 Balkanlar'daki Türk ilerlemesine karşı Bizans, Papadan yardım istemiş ve 5 Aralık 1366'da Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birleştirilmesi ile bir Haçlı Seferi düzenleme teşebbüsüne girişmiş, fakat bundan bir netice elde edilememiştir. 26 Eylül 1371'de meydana gelen ve II. Meriç ya da Çernomen denilen muharebede, Sırp kralı ve müttefikleri, Osmanlılar tarafından mağlup edilerek Vukaşin ile Uglyeşa öldürülmüştü.22 Çirmen Zaferi'nden sonra Batı Trakya'nın, müteakiben Makedonya'nın zaptı da mümkün olmuştur. Buna karşılık Macar Kralı Layoş, Osmanlılara karşı bir Haçlı Seferi düzenleme arzusunu açıkça belirtmesine rağmen bunu, Bulgaristan ve diğer Hıristiyan devletleri aleyhine olarak topraklarını genişletme maksadıyla kullanmak istediğinden, sonuç alınamamıştır. 1371'den itibaren Osmanlı tehdidi, batı için tehlikeli bir boyut aldı. Batı Hıristiyan dünyasında papanın öncülüğünde, bir Haçlı Seferi düzenlemek için pek çok görüşme ve pazarlıklara rağmen neticesiz kalmıştır.23

Evrenos Bey ve Halil Hayreddin Paşa'nın başarılarından sonra, Vardar Nehri vadileri Osmanlı kuvvetlerine açılmış ve Vardar'ın doğusu Osmanlı hakimiyetine girmiştir. 1372'de Köstendil, 1380'de Vardar'ın sol sahilindeki İştip, 1382'de Manastır ve Pirlepe ve 1385'te de Ohri fethedildi.24 Bulgaristan taraflarında da 1385'de Sofya, 1386'da Niş'in fethinden sonra artan Türk baskısını önlemek için bu dönemde Sırp Devleti'ni yeniden kuvvetlendiren Lazar, harekete geçerek Ploşnik'de önemli bir Türk kuvvetini mağlup etti.25 1389'a gelindiğinde bile, Osmanlı tehdidinin ciddiyetinin farkına varmalarına rağmen Batı Hıristiyan alemi, sorunları ve ticari kaygıları ile fazlasıyla meşgul, kendi aralarında bölünmüş durumdaydılar.26 Buna rağmen Ploşnik başarısı, Balkan devletlerini ümitlendirmiştir. Bu sebeple Sırp ve Arnavutların çoğunlukta olduğu Balkan devletlerinden oluşan bir ittifak kurulmuştu.27

Sultan I. Murad, ordusunun başında İhtiman, Sofya, Köstendil, Kratova yoluyla Priştine'ye hareket edip, öncü kuvvetlerin komutanlığına, Gazi Evrenos Bey ile Paşa Yiğit Bey'i tayin etmiştir.28 Öncü kuvvetlerini müteakiben esas Osmanlı Ordusu da Priştine'nin hemen güneyindeki Kosova'ya gelerek düşman karşısında tertibat aldı.29 Tarihlere I. Kosova (Kosovo-Polje) Savaşı olarak geçen bu harpte, Osmanlı Ordusu büyük bir zafer kazanarak Sırp Kralı ile müttefiklerini mağlup etmiştir.30 Sultan Murad, savaş sonunda muharebe alanını gezerken, padişaha bir elçi gibi yaklaşan Miloş Obiliç adında bir Sırplı tarafından şehit edilmiştir.31

Sultan I. Murad'ın şehadetinden sonra, Osmanlı tahtına oğlu Yıldırım Bayezid geçmiştir. Kazanılan bu zaferden sonra başlayan ve Güney Balkanlarda genişleyen Türk fetihleri, Makedonya, Sırbistan, Arnavutluk ve Bosna'ya kadar uzanmıştır.32 Yıldırım Bayezid, 1390 yılının baharında Timurtaş Paşa'yı Lazar ilinin zaptına gönderdi. Aynı zamanda Evrenos ve Paşa Yiğit Beyler de bölgede fetih yapmakla görevlendirildi.33 Bu hususda Hadîdî'de manzum bir kayıt bulunmaktadır. Buna göre;

"Cülus eyledi tahta Yıldırım Han
Atasının yirinde oldu sultan
Karatova gümüş madenlerini
Cevahir toptolu mahzenlerini
Paşa Yiğit Beyi Üsküp'e saldı
Vidin etrafını Firuz Bey aldı"
şeklinde bilgiler yer almaktadır.34

Burada da belirtildiği gibi Üsküp, Yıldırım Bayezid zamanında Paşa Yiğit Bey tarafından fethedilmiştir. Osmanlı müellifleri fetih hadisesinden bahsetmekle beraber, fethin tam olarak tarihini vermemektedirler. Batılı müellifler ise, şehrin fethini 6 Ocak 1392 olarak göstermektedirler.35

Batı Hıristiyan aleminde, Balkanlar'daki Türk ilerlemesine karşılık, 1396'da yeni bir hareket meydana gelmiştir. Ancak 1396'da Niğbolu'da meydana gelen savaşta, Osmanlıların galip gelmesine rağmen, Konstantinopolis üzerindeki baskı geçici bir süre için kaldırılmış oldu. Osmanlılar, 1402 Ankara Savaşı'nda Timur'a karşı koyamayarak mağlup oldular. Bu sırada Venedik ve Ceneviz gemileri, kalan Türk kuvvetlerini Avrupa'ya taşıyarak güvenliklerini sağladılar. 1403'te de, Bayezid'in oğlu Süleyman Çelebi ile ittifak kurmaktan ve onu desteklemekten geri kalmadılar. Latinlerin ve Hıristiyan aleminin duyarsızlığından yakınan Luttrell bu durumu, "Verilen tavizlerin ardından Latinler, Osmanlıları levanten dünyasının ayrılmaz bir parçası olarak görmeye başladılar ve onu sürekli koruma yolunu seçtiler" şeklinde ifade etmektedir.36 Luttrell'in bu şekildeki ifadesine rağmen, Osmanlıların elde ettikleri arazinin stratejik konumu, Çanakkale Boğazı'na hakim olmaları ve Karadeniz'e açılan ticaret kolonilerini kontrol etmeleri sebebiyle, Avrupalı Hıristiyan devletler özellikle de, İtalyan devletlerinden Venedik ve Ceneviz, ticari menfaatlerini, çoğu defa kurulacak bir Haçlı ittifakına tercih etmişlerdir. Bu durum, Osmanlıların lehine bir gelişme olmuştur.

Osmanlılar, Balkanlar'da üç koldan ilerlemelerini devam ettirdiler. Güneyde Arnavutluk ve Adriyatik kıyılarına, Yunanistan ve Selanik'e, kuzeyde Bulgaristan ve Sırbistan üzerinden Belgrad'a kadar ulaştılar. Balkanlar'ın fethi, XIV. yüzyıl ortalarından yüzyıl sonuna kadar çok kısa bir sürede gerçekleşti. Şayet Timur tehlikesi ortaya çıkmasaydı, Balkanlar'ın fethi çok daha çabuk olacaktı.37

Çelebi Mehmed zamanında (1413-1421) Balkanlar'da yapılan fetihlerde bir duraklama olmasına rağmen, Sultan II. Murad, tekrar bu hususa ağırlık vermiştir. Sırbistan, Arnavutluk ve Macaristan ile olan mücadeleler neticesinde pek çok başarılar elde edilmiştir. Bizans'ın ikinci büyük bir kenti olan Selanik bu sırada fethedilmiştir. Varna ve II. Kosova zaferleri ile artık Osmanlılar, Balkanlar'ın en büyük hakimi olmuşlardı. Fatih'in (1451-1481) Bizans'ın merkezi olan İstanbul'u 1453'te fethetmesi, kendisini Bizans'ın meşru varisi ilan edip önceki Bizans topraklarını ele geçirmek için faaliyete geçmesi, Balkanlar'daki hakimiyeti daha da kuvvetlendirilmiştir. Mora, Bosna, Arnavutluk, Ege adaları ve hatta Belgrad'ın muhasarasına kadar uzanan fetih hareketi, Fatih'in son dönemlerinde Pulya seferi ile İtalya'ya uzanmıştır. II. Bayezid'in (1481 -1512) Boğdan seferi ile Osmanlı hakimiyeti Romanya'ya kadar ulaşırken, Modon ve Koron'un ele geçirilmesi ile Mora'nın fethi tamamlanmıştır.

Avrupa'daki Osmanlı hakimiyeti, Kanuni Sultan Süleyman'ın saltanatı zamanında (1520-1566) Rodos ve Belgrad'ın fethi ile başlamış, Macaristan'ın hakimiyet altına alınması, Viyana ve Malta muhasaralarına kadar çok geniş bir yelpazede devam etmiştir. XVI. yüzyılın sonuna kadar diğer hükümdarlar zamanında küçük çaplı da olsa bazı başarılar elde edilmiştir.

Rumeli'nin İskânı

Orhan Bey zamanında Rumeli'de başlayan fütuhat hareketi, Osmanlıların kuracakları imparatorluk için en önemli olaydır. Nitekim Osmanlı İmparatorluğu bir Balkan İmparatorluğu olarak doğdu ve gelişti.38 Türklerin Balkanlar'a geçişi ile ilgili olarak kaynaklarda verilen bilgiler, günümüz tarihçileri tarafından çeşitli şekillerde yorumlanmaktadır. Bunun sebebi, birincil kaynakların olmamasıdır. İnalcık'ın da belirttiği gibi, bu konuda yorum yapabilmek için Âşıkpaşazâde'nin çok iyi bir şekilde irdelenmesi ve bunun üzerine, Bizans kaynaklarının da konularak toponomi araştırması yapılması gerekmektedir.39 Bu hususta Ortaylı; "Colin Imber'in Rumeli'ye geçişle ilgili söyledikleri şeyin bilimsel bir dayanağı yoktur. Çünkü gerçekle ilişkisi olmadığını tespit için, hakikaten gerçeği nakleden verileri bulmanız lazımdır. Oysa Colin Imber, o sahayı gezmemiştir. Yani vekâyinâmelerdeki nakilleri, dönemleri sınayacak bir saha araştırması yapmamıştır. Yapıldıkça bazı şeylerin doğru olduğu anlaşılıyor. Yani Halil Bey'in ve öbür genç arkadaşların yaptığı toponomi araştırmalarından vekâyinâmelerin bazı anlattıklarının gerçek olduğu anlaşılıyor... Rumeli'ye geçişle ilgili olarak kaynaklarda yer alan olay, menkıbedir. Bunun da yaşatılması gerekir. Çünkü menkıbe, milletlerin tarihinde hoş şeylerdir. Yapılan araştırmalar, Rumeli'ye geçişin hiçte kolay olmadığını, bir dizi olaylara ihtiyaç duyulduğunu, İtalyan şehirleri ile Bizans'taki iç karışıklıklar sonucu gerçekleştiğini, üstelik Gelibolu'da bir depremin lazım geldiğini biliyoruz." şeklinde, Rumeli'ye geçişle ilgili olarak şarkiyatçıların yaptıkları tenkitlere cevap vermektedir.40

Osmanlılar, yeni fethedilen yerlerin güvenliğini sağlamak amacıyla iyi hazırlanmış bir iskan ve toplu sürgün yöntemi kullanmışlardır. Başıboş göçebeler, ya da bir köyün ve kasabanın sorunlu halkı, imparatorluğun uzak bir bölgesine kaydırılırdı. Fetihlerin devam ettiği ilk yıllarda Osmanlılar, Anadolu'nun her tarafından akın akın kendi topraklarına gelen Müslüman Türk halkın, Balkanlar'a gönüllü göçünü sürekli teşvik etmiştir. Nüfus fazlasını yerleştirme amacının yanı sıra, askeri ve mali şartlar da, bu iskan politikasını zorunlu kılıyordu. Ordunun büyük bir kısmını azab ve yaya adlarıyla, şehirlerden ve köylerden askere alınan Türklerin oluşturduğu Osmanlı Devleti'nin ilk dönemlerinde, Türk nüfusun askeri açıdan büyük bir önem taşıdığı muhakkaktır.41

Süleyman Paşa'nın Gelibolu'ya yerleşmesinden sonra, fethettiği yerlerde emniyeti temin etmek maksadıyla Anadolu'dan Türkmenler getirterek iskan ettirdiği bilinmektedir. Bununla ilgili olarak kaynaklarda benzerlik arzetmekle birlikte pek çok kayıt bulunmaktadır. Bu kaynaklardan ilki olan Âşıkpaşazâde'de;"Gaziler geçdi kâfir mülküne hoşNice kâfir sarayı etdiler boşÇün Rumiline geçdi Müsülmân...Atası Orhan Gazi'ye haber gönderdi kim devletinle himmetinle Rum-ili feth olunmağa sebeb olundı. Kafirler gâyet zebundur. İmdî şöyle ma'lum ola kim, bu tarafdan feth olunan hisarlara vilâyetlere ehl-i islamdan çok âdem gerekdir. Bu feth olan hisarlar içün içine komağa ve hem yarar gaziler gönderin. Orhan Gazi dahi kabul etdi. Vilâyetine göçer Arab evleri gelmiş idi. Anları sürdi Rum-iline geçirdi. Birinci zaman Gelibolı nevâhisine sâkin oldılar...", şeklinde yer alan kayıtlardan Süleyman Paşa'nın iskan faaliyeti hakkında bilgi edinmek mümkündür.42

Benzer bilgiler diğer kaynaklarda da yer almaktadır. Bunlardan Hadîdi'de;

".Bir iki gün içinde daşınub er
İki binden ziyade geçdi leşger,
. Hem alduk Rumeli'nin üç hisârın
Tektur -tağı, Gelibolı diyârın,
Gaza içün bize leşger gerekdür
Hisârın hıfzı içün er gerektür."
şeklinde manzum bir kayıt yer almaktadır.43

Aynı şekilde Neşrî'de de; ".Süleyman Paşa Rum-ili'ne geçti, evvel atası Orhan Gazi'ye haber gönderdi kim devletli sultanımın himmetiyle Rum-ilini fethetmeye sebep olundu. Küffarın gayrette zebunluğu vardır dedi. Ve bu tarafta feth olan hisarlarda konmağa çok âdem gerek. Lütf edip yarar yoldaş gönderesiz dedi. Orhan Gazi dahî bu sözü işitip ferahnâk oldu. Karesi vilâyetinde göçer arab olurdu. Göçer evlerle gelmişlerdi. Anda olurlardı. Anları Orhan Gazi sürüp, Rum-iline geçirdi. Bir zaman Gelibolu nevâhisinde sâkin oldular. Yevmen fe-yevmen durmadan feth içinde oldular. Ve bu taraftan Karesi vilâyetinin halkı dahi gelir oldular ve gelenler yurt tutup gazaya meşgul oldular." şeklinde yer alan kayıt, Âşıkpaşazâde'nin verdiği bilgilerle hemen hemen aynıdır.44

Diğer kaynaklardan Lutfi Paşa,45 Anonim Tevârih-i Âl-i Osman46 ve Katip Çelebi'de47 de benzer bilgiler yer almaktadır. Süleyman Paşa'nın 1357'de vefatından hemen sonra da, Rumeli'ye göç devam etmiş, Rumeli'deki uç güçlenmiştir. Orhan Bey'in oğlu Süleyman için Bolayır'da yaptırdığı imarete ait 1360 tarihli vakfiyede, bu bölgede Türkçe adlar taşıyan bir çok köy ve çiftliğin kurulduğu görülmektedir. Yunan kaynakları da bu göçü doğrulamaktadır.48

Osmanlı Devleti, Rumeli'de ilk fütuhata başladığı andan itibaren ele geçirdiği şehir ve köylerde sistemli bir iskân politikası takip etmiştir.49 Osmanlı fetihleri devam ettiği sürece kırsal yörede yaşayan Hıristiyan halk, Balkanlar'ın daha iç bölgelerine ve dağlık kesimlerine doğru hareket etmişlerdir.50 Fütuhat sırasında köy ve kasabalarını terk ederek başka bölgelere kaçanların yerlerine, Anadolu'dan büyük ölçüde Türkmen unsuru nakledilmiştir.51 Bu göç harekatı daha ziyade Bulgaristan'a doğru olmuştur. Köylü nüfusunu ayrıntılı olarak veren mufassal tahrir defterlerinde, Doğu Balkanlar'da, Varna'dan Tuna'ya kadar uzanan bölgede yörük köylerini, yerli Hıristiyan Bulgar köylerinden ayırt etmek kolaydır. Her şeyden evvel aslı Anadolulu olan Türk köylerinde, köy adları, baba-oğul adları, Müslüman-Türk adlarıdır ve bu köyler, yerli Hıristiyan-Bulgar köylerine göre genellikle daha ufak ve fakir köylerdir. Bulgar köylerinde birkaç Müslüman haneye rastlanmaktadır. Bunların İslamiyeti yeni kabul eden yerli Bulgarlar olduğu, baba adının Abdullah yazılması ile anlaşılmaktadır. Genel olarak Müslüman olan Bulgarlar, yine kendi köylerinde yaşamaktadırlar.52 Türklerin bölgeye göçleri ve yerleşmesi, Balkanlar'ın nüfus ve ekonomik şartları sebebiyle hızlı bir şekilde gelişmiştir.53

Osmanlı İmparatorluğu'nda devletin gelirlerini artırmak amacıyla ve eski bir idarecilik ananesinin tecrübelerine dayanan basit ve pratik usullerle reayayı, en verimli sahalarda ve rasyonel bir şekilde çalıştırmak maksadıyla yapılan tehcir ve iskânların yanında, yeni fethedilen harap bir memleketi şenlendirmek, askerî sevkıyatı ve erzak tedarikini kolaylaştıracak şekilde, yollar boyunca köyler ve kasabalar kurarak nakliyat ve seyahati teşkilâtlandırmak ve nihayet yabancı bir memlekette diğer düşman unsurlar arasına yerleştirecek Türk ve Müslüman muhacirler ile, siyasî ve askerî emniyeti sağlamak gibi gayeler ile de, devletin sürgün usulüne sık sık müracaat ettiği görülmektedir. Rumeli'nin iskânı hususunda alınmış olan tedbirlerin içinde en dikkati çekeni, bu bölgeye daha ilk günlerden itibaren külliyetli konar-göçer unsurların aktarılmış olmasıdır.54

Osmanlılar, Balkanlar'a nakletmiş oldukları bu gruplarla, yakından ilgilenmişlerdir. Eski Osmanlı kroniklerine göre, Süleyman Paşa tarafından Gelibolu ve havalisine yerleştirilen Türkmenler daha ziyade Karesi bölgesinden getirilmiştir.55 Balkanlar'a adım atan Osmanlıların hızlı bir şekilde ilerlemesini kolaylaştıran sebep, coğrafi olduğu kadar siyasi olaylardı.

Tuna vadisi boyunca Osmanlıların ilerlemesi kolay olmuş ve kısa sürede Eflak ve Moldovya'ya kadar fetihler uzanmıştır. Bunun yanında Bizans'ın gücünü kaybetmesi, Bulgar kralları arasındaki saltanat mücadelesi ve Duşan'ın ölümünden sonra Sırbistan'ın Balkanlar'daki nüfuzunu kaybetmesi gibi siyasî olaylar, Osmanlı ilerlemesini hızlandırmıştır.56

Balkan Yarımadası'ndaki hakimiyetin hızlı gelişmesinin sosyal, kültürel ve siyasi sebepleri vardır. Zira Osmanlı Devleti, Bizans ve Haçlıların getirdiği feodal toprak rejimini ortadan kaldırarak araziyi mirî esaslar dahilinde işletmeye koymuştur. Ortodoks halka geniş imtiyazlar tanımıştır.57 XVI. yüzyıla kadar Balkan Yarımadası'ndaki halkın çoğunluğu gayr-i müslim idi. Ama bu yapıya rağmen ideolojisi İslamdı ve İslam için savaşıyordu. Nitekim Balkanlar'ın Boşnak ve Arnavut gibi iki önemli grubu XV. yüzyılın ikinci yarısında İslam dinine geçtiler.58

Balkanlar'ın fethinden sonra bir tarafta doğu Müslüman ve Grek Ortodoks dünyası, diğer tarafta batıda Katolik dünyası olmak üzere aralarında çok güçlü bir rekabet vardı. XIV. yüzyılın ikinci yarısından beri, bilhassa bu bölgeleri kontrolleri altında tutan Katolik güçler, Osmanlı yayılması ve yerli halk ile birleşip bütünleşmesi karşısında şaşkına döndüler. Bu şartlara göre Balkan Hıristiyanlarının Osmanlılarla barışı ve yakınlaşması politik bir durumu da ortaya çıkardı. İslamî kurallara göre sadece Müslümanların değil, Batı Hıristiyan dünyasının üç ana kolundan birisi olan Ortodoksların da bu birlikte yer alması, Osmanlıların Avrupa'daki yayılmasında etkili olmuştur. Fatih'in kendisini Ortodoksların hamisi ilan etmesi ile bu politika, daha da güç kazandı. Osmanlılar zamanında sadece Ortodokslar değil, Katolikler de önemli bir konuma geldiler. Örneğin Osmanlı hakimiyetinde olup Müslüman nüfusun yoğun olarak yaşadığı Üsküp'te Grek Ortodoks kilisesinin yanı sıra, Yahudiler ve Katolikler de bir arada yaşamaktaydılar.59 Nitekim Bosna'da bulunan Fransisken papazlarına temel insan haklarını veren ve onların Bulgaristan'da faaliyetine hoşgörü ile yaklaşan Fatih Sultan Mehmed idi.60

Osmanlıların Avrupa'ya çok erken geçip yerleşmeleri, devlet bünyesinin kuvvetlenmesinde büyük bir amil oldu. Boş ve zengin topraklar bulup buralarda yerleşmek maksadıyla bir çok göçebe unsurlar, fakir köylüler, Rumeli'nin zengin topraklarını elde etmek isteyen sipahiler Orta Anadolu'dan ve Karesi, Saruhan, Aydın ve Menteşe gibi sahil beyliklerden Trakya'ya geldiler. Böylece Osmanlı Devleti Rumeli'den aldığı güçle sürekli kuvvetini artırdı.61

Osmanlı fetihlerinin Balkanlar'da bu kadar hızlı yayılmasının diğer bir sebebi de, bunun gerçekleşmesinde önemli rol oynayan tarikat şeyhleri ve halkla daha yakın temasta bulunan dervişlerin faaliyetleridir. Bu dervişlerin rollerini üç noktada toplamak mümkündür:

1. Fetihteki rolleri; bu insanlar geçimlerini sağlamak için gönüllü olarak sefere katılıyorlardı. Bunlar Osmanlı Beyliği'ne gelerek bey ile ilişki kurup yanlarındaki, bazen 50-60 bazen de 150-200 kişilik derviş gruplarıyla beraber Bizans topraklarında bir takım fetihlere katılıyorlardı. Bunun en güzel örneklerinden birisi Geyikli Baba'dır.

2. Türkleştirme ve İslamlaştırmada etkin rol oynuyorlardı. Bu dervişler geçimlerini temin ederken yerleştikleri yerlerde zaviyeler kuruyorlardı. Bu zaviyeler, ya kendileri tarafından ya da beyler tarafından yaptıkları fetihlere karşılık olmak üzere, toprakları kendilerine vakfediliyor ve bu şekilde orada yerleşiyorlardı.

3. En önemli fonksiyonları ise, Osmanlı hakimiyetinin meşrulaştırılmasıdır. Bu insanlar maiyetlerindeki dervişlerin dışında çok büyük kitlelere hitap ediyorlardı. Hatta Osmanlı yüksek bürokrasisi, yüksek askeri erkanı içerisinde de bunların müritleri olan kişiler vardı.62

Bu şeyh ve dervişler, Balkanlar'da, kurmuş oldukları zâviye ve tekkeler vasıtasıyla bölgenin gayr-i müslim halkını etkiliyor ve âdeta Osmanlı ordusunun gelip bölgeyi fethetmesinden önce bir anlamda, halkı psikolojik olarak fethe hazır hâle getiriyorlardı.63 Bu zâviye şeyhleri, dindeki müsamahalı tutumlarından dolayı Hıristiyanların daha kolayca ihtida etmelerini sağladıkları gibi, fetih hareketlerine de katılıyorlardı.64

Osmanlılar tarafından iskâna tâbi tutulan Türkmenler, Anadolu'dan Rumeli'ye dillerini ve kültürlerini de getirdiler. Bunların çoğu yeni isimler altında, yeni köyler ve yerleşim birimleri kurdular.65 Bu yönüyle Osmanlı fetihlerinin geçici macera ve çapulcu hareketi değil, kesin bir yerleşme ve yurt tutma gayesini hedeflediği âşikardır. Dolayısıyla Balkanlar'ın fethi sırasında buradaki bazı muayyen bölgeler, yoğun bir göç ve iskân hareketine sahne olmuş, kurulan iskân birimleri ile boşalmış topraklar şenlendirilmiş ve işlenmeye başlanmıştır.66 Buralara iskân edilen Türkmenler, zamanla buralarda han, hamam, köprü, medrese, zâviye, imaret, tekke, cami ve mescit gibi Türk-İslam eserleri inşa etmişler ve böylece Balkanlar'ı bir Türk yurdu haline getirmişlerdir.67

Balkanlar'da uygulanan iskân politikaları içinde dikkati çeken en ilginç örnek, Bulgaristan'ın Prevadi bölgesine Anadolu'dan nakledilen 1.025 ailenin yerleştirilmesidir.68

Sultan I. Murad'ı müteakiben Yıldırım Bâyezid döneminde Rumeli'nin Türkleşmesi amacıyla daha büyük ölçüde Türkmen unsurun nakledildiği bilinmektedir.69 Bu nakil sırasında, devlet tarafından kendilerine zengin topraklar verilmek, bütün akrabalarıyla göçecek olanlara yurtluk, toprak, tımar gibi imtiyazlar tanınmak suretiyle muhaceret teşvik edilmiştir. Yıldırım Bâyezid devrine ait ilk iskân kaydı 1400-1401 yıllarında tuz yasağına uymayan aşiretlerin nakledilmesi ile ilgilidir.70 Bu hususta Âşıkpaşazâde'de,71 ".Saruhan ilinin göçer halkı var idi. Menemen ovasında kışlarlar idi. Ol iklimde duz yasağı var idi. Anlar ol yasağı kabul etmezler idi. Bâyezid Han'a bildirdiler. Han dahi Ertuğrıl'a haber gönderdi kim. Ol göçer evleri her ne kadar var ise iyice düzene alasın. Yarar kullarına ısmarlayasın. Filibe yöresine gönderesin. Ertuğrıl dahi atasının sözlerini kabul etdi. Ol göçer evlerü gönderdi. Geldi Filibe yöresine kondurdular. Şimdiki dem de Saruhan Beğlü dedikleri anlardır. Paşa Yiğit Beğ, o kavmin ulusu idi. Ol zamanda anlarun ile bile gelmiş idi." şeklinde bir kayıt vardır. Bu bölgeye yapılan iskân neticesinde, 1516 tarihli bir tahrir defterinde, merkezi Tatarpazarı olan nahiyenin Saruhan Beyli adıyla kaydedilmesi, kuruluş aşamasında buraya yoğun bir Türk unsurunun yerleştirilmiş olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.72

Yıldırım Bâyezid, Rumeli'nin Türkleşmesinde büyük gayret sarf etmiştir. Nitekim Üsküp ile Niş arasındaki araziye Müslüman Türkleri yerleştirmiştir.73 Timur'un Anadolu'yu istilasından sonra da göçler yoğunlaşmış, Fetret Devri sırasında kuvvetli ve nüfuzlu Türk unsurlarını kendi yanlarına çekmek isteyen taraflar vasıtasıyla da, Rumeli'ye Türkmenler sevk edilmiştir. 1397'de Mora'da Argos'un fethinden sonra Anadolu'dan bir kısım Türkmen ve Tatar göçmenleri getirilerek Üsküp ve Teselya civarına yerleştirilmişlerdi. Rumeli'ye nakledilenler arasında Tatarlar da bulunmaktaydı. Nitekim Kırım'da iktidar mücadelesini kaybeden Aktav Han/Aktay Han, kendine tabi akraba ve kabilesi ile Tuna'yı geçip Sultan Bâyezid'e iltica etmiş ve onun tarafından Filibe havalisine yerleştirilmişti.74

XV. yüzyılda Trakya, Bulgaristan ve Makedonya tamamen Türk kontrolü altına girmişti. Speros Vryonis bunu "tipik bir askerî fetih, fakat sayıca oldukça fazla etnik bir göçebe hareketi" olarak yorumlamaktadır.75

Osmanlıların Balkanlar'daki faaliyetleri ile ilgili olarak, meşhur tarihçi lorga'nın "şaşılacak kadar hızlı tempolu" dediği ilerlemesine, o çağların en önemli toplumsal belirleyicisi olan din açısından bakılacak olursa, devletin topraklarında Avrupa'ya nazaran tercih edilecek bir hoşgörünün bulunduğu görülebilir.76 Nitekim Osmanlılara esir düşen Selanik Başpiskoposu Grigorios Palamas, mektuplarında kimi zaman kendi girişimi ile, önde gelen devlet ve din adamları ile yapmış olduğu dini tartışmaları anlatır. Bu tartışmalara hoşgörü ve uzlaşma havasının egemen olduğu görülür. Kaynaklardan anlaşıldığına göre, XlV. yüzyılın ortasından beri Osmanlı Beyliği'nde hüküm süren atmosfer, Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında uzlaşmacı ilişkilere bütünüyle elverişlidir ve Palamas tarafından resmedilen ortamı da doğrulamaktadır.77 Nitekim Balkanlar'daki şehirleşme sürecinin temel faktörünü, büyük Balkan tarihçisi Konstantin Jirecek; "Osmanlı İmparatorluk rejiminde, küçük Balkan devletleri arasındaki sınırlar kalkmış, dolaşım ve ticaret kolaylaşmıştır." şeklinde ifade etmektedir. Osmanlı'nın kendi egemenlik iddiası dışında bu milletler için istediği ortak bir din, dil, kültür iddiası olmamıştır. Eğer Balkanlar'da Hıristiyan topluluklarda İslamlaşma, kültür bakımından Osmanlılaşma olmuş ise, bu süreç bir zorlama, yahut devlet politikası sonucu değildir.78 Bu hoşgörü, müellifler tarafından istimâlet olarak isimlendirilmektedir.

Osmanlı yayılışında kılıç kadar, belki ondan da ziyade istimâlet politikası denilen bir uzlaştırıcı politika, temel bir faktör olarak hesaba katılmalıdır.79 Osmanlı kaynaklarında siyasi bir terim olarak kullanılan istimâlet, kendine meylettirme, kendi tarafına kazanma anlamına gelir. Osmanlı sultanları bir memleketi kendi ülkelerine ilhak etmeden önce başlıca iki yöntemle hareket ederlerdi. Bir taraftan uç dedikleri serhat bölgelerinden uç beylerinin önderliğinde yapılan gaza akınları ile hudut ötesi halkını yıldırırlar, direnme gücünü kırarlar, sonra o devlet veya halkı istimâlet yoluyla kendilerine yaklaştırırlardı. Bulgaristan, Makedonya, Arnavutluk, Sırbistan ve Yunanistan'da yerli askerî sınıftan Osmanlıya sadık kalmış olan unsurlar, Osmanlı askerî kadrolarına alınır, onların fetih öncesi dönemde tasarruf ettikleri pronia ve baştinaları, Osmanlı idaresince kendilerine tımar olarak verilirdi. Böylece yerli askerî sınıf, Osmanlı hizmetine alınırdı. Bu da istimâlet politikasının, idarece askerî sınıflara teşmili anlamına gelirdi. Böylece fethedilmemiş yerlerin askerî sınıfları, bu gibi garantilerle Osmanlı egemenliği altına girmeye teşvik edilirdi.80 Bu şekilde Osmanlı askerî kadrolarına girmiş olan yerli elemanlar, birçok sancakta Hıristiyan tımar erleri olarak XV. yüzyıl tahrir defterlerinde sık sık rastlanmaktadır.81

Bundan başka Balkanlar'daki Osmanlı egemenliğini kabul etmiş olan topluluklar, madenci, tuzcu, derbendci, çeltikci vb. gibi çeşitli görevleri de yapmaktaydılar. XVll. yüzyılın ilk yarısında Balkan Yarımadası'nda, gayr-i müslim olan bu hizmetli gruplar, bazı yerlerde nüfusun 1/3'üne ulaşmıştı. Örneğin nüfusun Sofya'da %31, Radomir'de %45, Köstendil'de %46, Varna'da %50, Zihne'de %55, Kratova'da %59, Selanik'te %68'i özel hizmet grupları arasında yer almaktaydılar.82

Çelebi Mehmed zamanında ise, Yörgüç Paşa tarafından isyanları bastırılan İskilip ve Tokat civarındaki Tatarlar, Koyunhisarı civarına yerleştirilmiştir.83 Tatarpazarı84 adı verilen kasaba bu şekilde kurulmuştur.

Bu fetih ve iskân politikası, Sultan II. Murad ve Fatih Sultan Mehmed döneminde de başarıyla devam ettirilmiştir. 1453'te İstanbul'un fethiyle birlikte Balkanlar'daki Ortodoks halk tam manasıyla Osmanlı teb'ası durumuna gelmiştir. Yine Fatih Sultan Mehmed zamanında, Kastamonu ve Sinop'un fethinden sonra, İsfendiyaroğulları Beyliği'nin başında bulunan İsmail Bey de, bütün cemaati ile birlikte Filibe havalisine iskân edilmişlerdir.85

Rumeli'deki bu nüfus artışı, XVI. yüzyılda da devam etmiş ve yüzyılın başında 37.435 nefer daha bölgeye nakledilmiştir. 86 1520-30 yılları arasında Balkanlar'daki 77.268 olan göçebe sayısı, 1570-80 yıllarında %51 artarak 116.219'a yükselmiştir.87

XVII. yüzyıldan itibaren ise savaşların uzaması ve devletin Balkanlardaki kontrolünün zayıflaması, iskân edilmiş olan Türkmenlerin yüzyılın sonlarına doğru, bu defa tersine olarak, iskân edildikleri bölgelerden ayrılmalarına, Balkanlar'ın doğusuna hareket etmelerine sebep olmuştur.

Osmanlı İdari Teşkilatında Rumeli

Rumeli, Osmanlıların Balkan Yarımadası'na verdikleri coğrafî isim olup, aynı zamanda bu bölgeyi içine alan Osmanlı Eyaleti'nin adıdır. Osmanlılar, Balkanlar için Rumeli adını Yunanlıların Romanyası'ndan aldılar ve onu Anadolu'ya karşı denizin ötesinde Bizanslılardan fethettikleri bölgeler için kullanmaya başladılar.88

1352'de Rumeli'ye geçen Süleyman Paşa, Osmanlı Beyliği'nin esas kuvvetlerinin komutanı sıfatıyla beylerbeyi durumunda idi. Sultan I. Murad'a, Edirne'yi fethedince, Lalası Şahini, Eski Zağra ve Filibe istikâmetinde fütuhatta bulunmak üzere, orta uca tayin etti. Sonra kendisi Anadolu'da payitahtı olan Bursa'da bulunurken, onu deniz aşırı yerlere beylerbeyi yani bu taraftaki kuvvetlerin başkumandanlığı görevine getirdi.89 Böylece Rumeli, bir beylerbeyi idaresinde ayrı bir askerî-idarî bölge olarak ortaya çıkmıştır ki bu idarî yapının ilk merkezi de Edirne'dir. Osmanlı Devleti'nin ilk beylerbeyliği olan Rumeli Beylerbeyliği bu şekilde teşekkül etmiş oldu.90

İlk devirlerde Rumeli için eyalet denilmediği gibi liva veya sancak tabirleri de kullanılmamaktadır. Fethedildiği andan itibaren Osmanlı Devleti için kazandığı ehemmiyet göz önüne alınırsa, Rumeli idaresine ve kuvvetlerin başına en kabiliyetli devlet ricalinden birinin getirileceği aşikardır. Nitekim XV. yüzyılın ikinci yarısında Timurtaş, Bayezid, Sinan, Şehabeddin Paşalar gibi devlet idaresinde birinci derecede rol oynayan şahsiyetlerin, bu bölgenin idaresinin başına getirildiği görülmektedir. Bunlar ilk zapt edilen yerleri bizzat idare ettikleri gibi daha ziyade stratejik ehemmiyeti bakımından ön planda gelen veya idarî bir merkez olmaya elverişli bulunan kale veya şehirleri de bir liva olarak en ziyade yararlılığı görülen ümera vasıtasıyla emir ve kumandaları altında bulunduruyorlardı. Böylece sırasıyla Gelibolu, Çirmen, Vize, Sofya ve Niğbolu livaları teşekkül etmiş ve bunlar Rumeli Beylerbeyliği'ne bağlanmıştır. Bu bölge, fütuhat ne kadar geniş olursa olsun XVI. yüzyıl ortalarına hatta Kanuni devri sonlarına kadar, Macaristan hariç, tek bir beylerbeylik olarak idare edilmiş, yeni ilhak edilen yerler idarî ve stratejik ehemmiyetlerine göre birer liva halinde tesis edilmiştir.91

Osmanlıların Balkanlar'a girmesi ve 1361'de Edirne'yi fethetmesinden 1453'te İstanbul'un fethine kadar, burası devlete merkez olmuştu.92 Rumeli Eyaleti'ne ise önce Edirne, müteakiben de Gelibolu, Plovdiv ve Manastır,93 1453'den itibaren ise Filibe ve nihayet XVI. yüzyılda da Sofya beylerbeylik merkezi olmuştur.94 Beylerbeyi'nin ikamet ettiği bu yerlere de Paşa Sancağı adı verilmekteydi.95

Edirne Livası olarak da bilinen Paşa Sancağı, Balkanlar'da daha Osmanlı fütuhatının ilk devirlerinde kurulan en eski Rumeli Sancakları'nda birisiydi. Daima Paşa rütbesine haiz Rumeli Beylerbeyi tarafından idare olunduğundan dolayı bu sancağın diğer bir adı da Paşa Sancağı idi. XV. yüzyıl başlarında hatta Fatih devrinden itibaren bazen bu beylerbeyliğin doğrudan doğruya vezir-i azamlık makamı ile birleştirildiği görülmektedir. II. Murad devrinde Bayezid Paşa, Fatih Sultan Mehmed devrinde Mahmud Paşa, Kanuni Sultan Süleyman devrinde ise İbrahim Paşa, hem vezir-i azamlık hem de Rumeli Beylerbeyliği görevlerini birlikte yürütmüşlerdir.96

XV. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Rumeli Eyaleti, mir-liva da denilen sancakbeyleri tarafından yönetilen ve daha küçük mülkî, askerî ve idarî bir ünite olan sancaklara ayrıldı. Balkanlar'daki fetihler genişledikçe, sancakların sayısı da arttı. Sancakların sayısındaki artışa paralel olarak XVI. yüzyılın ikinci yarısında yeni eyaletler kuruldu.97

1490-1491 tarihli Cizye Defteri'ne göre, Rumeli Eyaleti'nde 26 sancak bulunmaktaydı. Bunlar; Paşa, Gelibolu, Vize, Silistre, Niğbolu, Vidin, Sofya, Köstendil, Alacahisar, Vulçitrin, Prizrin, Bosna, Hersek, Semendire, İşkodra, Dukakin, Ohri, Elbasan, Avlonya, Yanya, Tırhala, Argiri Kasrı, Mora, Preveze, Midilli ve Kefe sancaklarıdır.98

1521-1522 tarihli olup vilayet ve sancak listelerinin bulunduğu defterde, Rumeli Beylerbeyliği'nin 33 sancağının olduğu görülmektedir.99 Bu sancaklar; Paşa, Bosna, Semendire, Vidin, Hersek, Silistre, Ohri, Avlonya, İskenderiye, Yanya, Gelibolu, Köstendil, Niğbolu, Sofya, İnebahtı, Tırhala, Alacahisar, Vulçitrin, Kefe, Prizrin, Karlı, Ağriboz, Çirmen, Vize, İzvornik, Florine, İlbasan, Çingane, Midillü, Voynuk, Karadağ ve Müselleman-ı Kırkkilise sancaklarıdır.
Kullanıcı avatarı
Avşaroğlu
Çavuş
Çavuş
 
Mesajlar: 62
Kayıt: 16 Mar 2011, 00:17

Re: Balkanlar'da Osmanlı Hakimiyeti ve İskân Siyaseti

Mesajgönderen Avşaroğlu » 05 Eki 2015, 00:02

Tahmini olarak 1526 tarihli olup beylerbeyleri ile sancakbeylerinin isimleri bulunan defterde, "Memâlik-i Mahrûse-i padişah-ı ve akîm-i mahmiye-i şehinşâhiden Rum-ilinde ve Anadolu'da ve Vilâyet-i Karaman ve Rum'da ve Diyâr-ı Şam ve Mısriyye ve Diyarbekir ve Kürdistan'da ve Vilâyet-i Dulkadiriye'de vaki olan beylerbeylerinin ve sancakbeylerinin esamisi ve avâtıf-ı Hakâni'den ihsan olunan dirlikleri ve yaya ve müsellem sancaklarının dahi nüfus defteridir." şeklinde bir kayıt bulunmaktadır.100 Burada Rumeli Beylerbeyliği'ne bağlı sancaklar ile sancakbeylerinin isimleri ve bunların tasarruf ettikleri has miktarları belirtilmiştir. Paşa Livası için, "Sadrü'l-vüzerâ'i'l-i'zam ve vezir-i 'azam ve emirü'l-ümerâ Hazret-i İbrahim Paşa" şeklinde bir kayıt bulunmaktadır. Daha sonra da Rumeli Eyaleti'ne bağlı sancakların isimleri zikredilmiştir ki bunlar aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

Tablo: 1526 Tarihli Deftere Göre Rumeli Beylerbeyliği Sancağın İsmi Kimin Tasarrufunda Olduğu Hasılatı/Akçe

Paşa Vezir-i a'zam Hazret-i İbrahim Paşa -Semendire Mehmed Bey v. Yahya Paşa 500.000

Bosna Hüsrev v. Ferhad Ağa 605.000

Gelibolu Mustafa Bey 605.000

Niğbolu Mehmed Bey 603.000

Mora Zeynel Paşa 606.000

Hersek Ahmed Bey birader-i Mustafa Bey 375.000

Ohri Hüseyin Bey 300.000

İskenderiye Bali Bey 605.000

Silistre Mehmed Ağa Ağa-yı bevvaban 540.000

Avlonya Süleyman Bey 473.000

Vulçitrin Pîri Bey 406.380

Alacahisar Mahlül 335.000

Vidin Bahşi Bey 400.000

Yanya Mehmed Bey 600.000

Tırhala Hasan Bey v. Ömer Bey 512.000

Prizrin Küçük Bali Bey 200.000

Ağriboz Ahmed Bey v. Kasım Paşa 320.000

İlbasan Hüseyin Bey v. Evrenos 200.000

Vize Zağarcı Ahmed Bey 230.000

KöstendilMehmed Bey v. Ahmed Ağa 314.000

İzvornik Sinan Bey 256.000

Karlı-ili Kayıtbay Bey el-Hersekî 200.000

Çirmen Ali Bey 152.000

Kızılca Müsellem Mehmed Bey 140.000

Voynuk Nebi Bey 80.000

Çingane Ali Bey v. İskender Paşa 170.000

Karadağ İskender Bey 100.000

Kefe mahlül (Amasya Beyi İskender Bey'e verildi) 400.000

Selanik Ber-vech-i tekaüd - 1527 tarihini taşıyan beylerbeyi ve sancakbeylerinin isimlerinin kaydedildiği bir defterde ise, "Liva-i Paşa be-nâm-ı mirmirân-ı Rum-ili Hazret-i Kasım Paşa" ibaresi kullanıldıktan sonra, Rumeli Eyaleti'nde bulunan 31 sancağın isimleri zikredilmiştir.101

23 R.ahir 940/8 Kasım 1533 tarihli olup Rumeli'deki zuama ve sipahilerin isimlerinin kaydedildiği bir defterde de yine Rumeli Beylerbeyliği'ne bağlı 29 sancağın ismi zikredilmiştir. Bunlar; Paşa, Sofya, Vize, Gelibolu, Çirmen, Silistre, Niğbolu, Vidin, Köstendil, Tırhala, İskenderiye, Yanya, Vulçitrin, Ağriboz, Avlonya, Ohri, Prizrin, Alacahisar, Hersek, İlbasan, Bosna, Kırkkilise, Semendire, Mora, İzvornik, Karlı, İskenderiye, Çingane sancaklarıdır. 102

1551-1553 tarihli cizye Defterine göre, Rumeli Beylerbeyliği'ne tabi sancakların sayısı 26 tanedir. Bunlar; Paşa, Silistre, Vidin, Köstendil, Vulçitrin, Prizrin, Alacahisar, Semendire, İzvornik, Sirem, Pojega, Bosna, Kilis, Hersek, Tırhala, Ağriboz, Karlı-ili, İnebahtı, Yanya, Avlonya, Delvine, İşkodra, Elbasan, Ohri, Dukakin ve Mora sancaklarıdır.103

1574-84 tarihleri arasındaki Osmanlı İmparatorluğu'nun idarî taksimatını gösteren Ruûs Defterinde "Elviye-i Vilâyet-i Rum-ili" başlığı altında tâbi sancakların isimleri zikredilmiştir. Buna göre 1574-84 tarihleri arasında Rumeli beylerbeyliği'ne bağlı sancaklar şunlardır; Paşa, Bosna, Mora, Niğbolu, Hersek, Ohri, İskenderiye, Silistre, Avlonya, Delvine, Yanya, Prizrin, Tırhala, İlbasan, Vize, Köstendil, Çirmen, Selanik, Kefe, Kilis, Üsküb, Azak, Vulçitrin, Semendire, Dukakin, Kırkkilise, Voynuk, Çingane, Akkirman, Zacesne, Kurupa, ve Mizistre olmak üzere 32 sancağın ismi kaydedilmiştir.104 Sonraki dönemlerde idarî yapıda bazı değişiklikler meydana gelmiştir.

Sonuç

1352 yılında Rumeli'ye adım atan Osmanlılar, XX. yüzyıl başlarına kadar, bu bölgede en etkin devlet olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Mübadele Kanunu ile, Balkanlar'a yerleştirilmiş olan Türkmenlerin bir kısmı tekrar Anadolu'ya gelmişlerdir. Buna rağmen günümüzde Makedonya, Arnavutluk, özellikle Bulgaristan ve Yunanistan'da pek çok soydaşımız varlıklarını sürdürmektedirler.



1 Colin Imber, The Ottoman Empire 1300-1481, İstanbul 1990, s. 15-16, 19.
2 Halil İnalcık, "Osmanlı Tarihi En Çok Saptırılmış Tek Yanlı Yorumlanmış Tarihtir", Cogito sayı 19, İstanbul 1999, s. 34.
3 Feridun Dirimtekin, "Muasır Bizans Kaynaklarına Göre Osmanlıların Rumeli'ye Geçiş ve Yerleşişleri", VII. Türk Tarih Kongresi (25-29 Eylül 1970) II, Ankara 1973, s. 577-580.
4 Necdet Öztürk, "Ferecik'in Süleyman Paşa Tarafından Fethine Dair" , Türklük Araştırmaları Dergisi IV, İstanbul 1989, s. 136; aynı mlf. "Osmanlıların Rumeli'ye Geçişi ve Gelibolu'nun Fethi", Türk Dünyası Tarih Dergisi, sayı 52, İstanbul 1991, s. 22.
5 "Kantakuzen, bundan sonra Umur Bey'in yerini tutacak sadık ve vefakâr bir müttefik arıyordu. Bu müttefik Türk beylerinin en kuvvetlisi olan Osman Bey'in oğlu Orhan Bey olabilirdi. Orhan Gazi, epeyce zamandan beri, kerimesi Theodora'yı kendisine vermek hususundaki vâdini yapması hakkında imparatoru tazyik ediyordu." Enverî, Düsturnâme, nşr. M. Halil Yınanç, İstanbul 1928, s. 67; Paul Wittek, Osmanlı İmparatorluğu'nun Doğuşu, çev. Fatmagül Berktay, İstanbul 1995, s. 59; Imber, Ottoman Empire, s. 22-23; Elizabeth A. Zachariadou, "Karesi ve Osmanlı Beylikleri: İki Rakip Devlet", Osmanlı Beyliği (1300-1389), İstanbul 1997, s. 249, 252.
6 Zerrin Günal Öden, Karası Beyliği, Ankara 1999, s. 60-62, 74; Zachariadou, "Karesi ve Osmanlı", s. 248-251.
7 İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi I, Ankara 1984, s. 133.
8 Yaşar Yücel, "Balkanlar'da Türk Yerleşmesi ve Sonuçları", Bulgaristan'da Türk Varlığı, Ankara 1985,s. 69.
9 Elizabeth A. Zachariadou, "İlk Osmanlılara Dair Tarih ve Efsaneler", çev. Y. Koç, Söğüt'ten İstanbul'a Osmanlı Devleti'nin Kuruluşu Üzerine Tartışmalar, Der. O. Özel-M. Öz, Ankara 2000, s. 379.
10 Anthony Luttrell, "1389 Öncesi Osmanlı Gelişmesine Latin Tepkileri", Osmanlı Beyliği (1300-1389), İstanbul 1999, s. 134.
11 Işın Demirkent, "14. Yüzyıla Kadar Balkan Yarımadası'nda Bizans Hakimiyeti", I. Kosova Savaşı'nın 600. Yıldönümü Sempozyumu (26 Nisan 1989), Ankara 1992, s. 9-11.
12 Zachariadou, "İlk Osmanlılar", s. 379.
13 M. Münir Aktepe, "Osmanlıların Rumeli'de İlk Fethettikleri Çimbi Kal'ası", İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi (TD) 1-2, İstanbul (1949-50), s. 283-285; Aynı müelf. "Çimbi", DİA. VIII, İstanbul 1993, s. 317; Donald M. Nicol, Bizans'ın Son Yüzyılları (1261 -1453), çev. Bilge Umar, İstanbul 1999, s. 258; Şerif Baştav, "Osmanlı İmparatorluğu'nun Kuruluşunda Bizans ve Avrupa", Osmanlı, c. I, İstanbul 1999, s. 171; Andrina Stiles, The Ottoman Empire 1450-1700, London 1989, s. 13.
14 Georg Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çev. Fikret Işıltan, Ankara 1986, s. 488; Şerif Baştav, Bizans İmparatorluğu Tarihi Son Devir (1261-1461) Osmanlı Türk-Bizans Münasebetleri, Ankara 1989, s. 57; Feridun M. Emecen, "Kuruluştan Küçük Kaynarcaya", Osmanlı Devleti Tarih I, İstanbul 1999, s. 12-14; Lord Kinross, The Ottoman Centuries: The Rise And Fall of The Turkish Empire, New York 1977, s. 40-42; Herbert Adams Gibbons, Osmanlı İmparatorluğu'nun Kuruluşu, Ankara 1998, s. 84-87; Stanford Shaw, Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye I, İstanbul 1994, s. 38-39; Robert Mantran, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi I, çev. Server Tanilli, İstanbul 1995, s. 27-29
15 Fevzi Kurtoğlu, "XVI. Asrın İlk Yarısında Gelibolu", Türkiyat Mecmuası V, İstanbul 1936, s. 291-292; Halil İnalcık, "Osmanlı Tarihine Toplu Bir Bakış", Osmanlı, c. I, Ankara 1999, s. 64; İbrahim Sezgin, "Osmanlıların Rumeli'ye Geçişi ve İlk Fetihler"', Osmanlı, c. I, Ankara 1999, s. 215.
16 Rumeli'de Süleyman Paşa ve haleflerinin iskân politikaları hakkında ayrıca bilgi verilecektir.
17 Imber, Ottoman Empire, s. 25-26.
18 Zachariadou, "İlk Osmanlılar", s. 381; Aynı müellif. "Karesi ve Osmanlı Beylikleri", s. 254
19 Edirne'nin fethiyle ilgili olarak Burmov'un ve İnalcık'ın müstakil çalışmaları vardır. A Burmov, "Türkler Edirne'yi Ne Vakit Aldılar? ", çev. H. Eren, Belleten 49 (1949), s. 97-106; Halil İnalcık, "Edirne'nin Fethi (1361)", Edirne: Edirne'nin 600. Fethi Yıldönümü Armağan Kitabı, Ankara 1993, s. 137-159.
20 Salahi R Sonyel, Minorities And The Desruction Of The Ottoman Empire, Ankara 1993, s. 11-12; Şerif Baştav, "Osmanlı İmparatorluğu'nun Yeniden Kuruluşunda Rumeli'nin Katkısı", XI. Türk Tarih Kongresi (5-9 Eylül 1990), c. III, Ankara 1994, s. 839.
21 Mücteba İlgürel, "XIV. Yüzyılda Osmanlı Devleti'nin Siyasi Durumu", I. Kosova Zaferinin 600. Yıldönümü Sempozyumu 26 Nisan 1989, Ankara, 1992, s. 18.
22 Luttrell, "Latin Tepkileri", s. 137; Demirkent, "Balkan Yarımadası'nda", s. 10-11.
23 Luttrell, "Latin Tepkileri", s. 137.
24 Yavuz Ercan, Osmanlı İmparatorluğu'nda Bulgarlar ve Voynuklar, Ankara 1989, s. 5; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi I, s. 171-176.
25 s. Reinart, 1386 Ploşnik mağlubiyetinden sonra Niş'in fethi ve 1389'a kadar olan sürede Sultan Murad'ın faaliyetleri hakkında geniş bir inceleme yapmıştır. Bu araştırmanın sonuna da, Osmanlı-Sırp kaynaklarına göre 1386-1389 yılları arasında meydana gelen olaylar kronolojik olarak
verilmiştir. Stephen W. Reinert, "Niş'ten Kosova'ya: I. Murad'ın Son Yıllarına İlişkin Düşünceler", Osmanlı Beyliği (1300-1389), ed. E. A. Zachariadou, İstanbul 1999, s. 185-194, 227-230.
26 Luttrell, "Latin Tepkileri", s. 147.
27 Demirkent, "Balkan Yarımadası'nda", s. 10-11; M.M. Aktepe, "Kosova", İA VI, s. 870; Uzunçarşılı, Osmanlı I, s. 200, 249-250;, Yüksel Söylemez, "The Turks Place In Europe; A Historic Cultural And Diplomatic Overview", V. Miletlerarası Türkiye Sosyal ve İktisat Tarihi Kongresi Tebliğler, Ankara 1990, s. 682.
28 Hoca Sa'deddin Efendi, Tâcü't-tevârih I, İstanbul 1280, s. 176; Halil İnalcık, The Ottoman Empire The Classical Age (1300-1600), London 1976, s. 15.
29 Ali Haydar, Kosova Meydan Muharebesi, İstanbul 1328, s. 32-33; Yusuf Halaçoğlu, "Kosova Savaşı", I. Kosova Savaşı'nın 600.Yıldönümü Sempozyumu, (16 Nisan 1989), Ankara 1992, s. 31.
30 C L Huart, "Kosowa", EI 2, s. 1143; Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu'nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi (1300-1600) I, İstanbul 2000, s. 47-48; Kosova Savaşı ile ilgili olarak tebliğlerin yer aldığı bir eser bulunmaktadır. bkz. Kosovska Bitka U Istoriografiyi, Beograd 1990.
31 Bu konuda kaynaklarda bazı farklı anlatımlar vardır. Ahmedî, "...Kanlara bulaşıban tâ pâ vü ser, Bir gebir yatur imiş anda meğer. Gövdeler içinde olmuşdı nihân, Lik Gâzi Hanı görürdi 'ayân. Çün kazâ erdi yaturken durdı ol, Sıçtayub hançerle şâhı urdı ol.", şeklinde kaydedilmiştir. Ahmedî, Dâstân ve Tevârih-i Mülûk-i Âl-i Osman, Osmanlı Tarihleri, düz. Çiftçioğlu N. Atsız, İstanbul 1949, s. 20; Âşıkpaşazâde, "Miloş Koble dirler bir kâfir vardı. Şapkasın eline almış sünüsünü ardına sürüyor. Hana doğrı yürüdü. Gaziler karşuladı. Aydır gidin ben el öpmeğe geldim ve hem beşârete geldim. Las oğlunu tuttular işte getiriyorlar dedi. Gâziler fariğ oldular. Heman kim ardı gönderini çevirdi. Murada Hanı sancdı", şeklinde bilgi vermektedir. Âşıkpaşazâde, Tevârih-i Âl-i Osman, İstanbul 1332, s. 63; Sonraki kayıtlarda benzelikler vardır. Katib Çelebi, "Sultan Murad harpten sonra kafirleri seyrederken bir kafir kıtal arasından kalkub padişaha teveccüh eyledi. Çavuşlar men etmek istediler Sultan müsaade etmedi. Kafir yeni altında sakladığı hançerle sultanı şehid etti" demektedir. Cihannümâ, İstanbul 1145, s. 683; Feridun Bey, Mecmua-i Münşeatü's-Selâtîn I, İstanbul 1264, s. 115; M.M. Aktepe, "Kosowa, Kosovo" EI IV, s. 276; Uzunçarşılı, "Murad I", İA IV, s. 595.
32 F. M. Emecen, "I. Kosova Savaşı'nın Balkan Tarihi Bakımından Önemi", I. Kosova Zaferi'nin 600. Yıldönümü Sempozyumu (26 Nisan 1989), Ankara 1992, s. 37.
33 Mehmed Neşrî, Kitâb-ı Cihan-nümâ I, yay. F.R. Unat-M.A. Köymen, Ankara 1987, s. 267; Tacü't-Tevarih II, s. 69; Anonim, Tevârih-i Âl-i Osman, F. Giese neşri, haz. N. Azamat, İstanbul 1992, s. 37.
34 Hadidî, Tevârih-i Âl-i Osman (1299-1523), haz. Necdet Öztürk, İstanbul 1991, s. 74-75.35 John V. A. Fine, The Late Medieval Balkans: A Critical Survey From the Late Twelfth Century to the Ottoman Conquest, Michigan 1987, s. 412; Skopje And Its Surrounding, Zagreb 1986, s. 20; A. Stojanovski-İ. Kutarciev-D. Zografski- M. Apostolski, Istoriya Na Makedonskiot Narod, Skopje 1988, s. 77; Herbert W. Duda, Balkantürkische Studien, Wien 1949, s. 15; Hazim Sabanovic, O Organizaciyi Turske Uprave U Srbiji u XV i XVI Vıyeku, Beograd 1955; F. Bajraktarevic,"Üsküp", EI IV, s. 1110.
36 Luttrell, "Latin Tepkileri", s. 147.
37 Speros Vryonis, "The Conditions and Cultural Significance of the Ottoman Conguest In The Balkans", Actes Du 11 e Congres International Des Etudes Du Sud-est Europeen (Athenes, 7-13 Mai 1970), III, Historie, Athenes 1978, s. 13.
38 İlber Ortaylı, "Üçüncü Roma İmparatorluğu", Hürriyet Gazetesi (18 Ekim 1999), Osmanlı ilavesi.
39 Halil İnalcık, "Âşıkpaşazâde Tarihi Nasıl Okunmalı? ", çev. F. Unan, Söğüt'ten İstanbul'a: Osmanlı Devleti'nin Kuruluşu Üzerine Tartışmalar, ed. O. Özel-M. Öz, Ankara 2000, s. 119-145. İnalcık'ın, Osmanlı Beyliği'nin kuruluşu ve fethettiği yerlerle ilgili olarak Eskişehir'den başlattığı ve Marmara sahillerine kadar sürdürdüğü yüzey araştırması takdire şayan bir hadisedir. Bu konudaki görüşleri için H. İnalcık, Cogito, 2001
40 İlber Ortaylı, "Menkıbe", Osmanlı Devleti'nin Kuruluşu Efsaneler ve Gerçekler, Tartışma/Panel Bildirileri (Ankara, 19 Mart 1999), Ankara 2000, s. 17-181
41 Halil İnalcık, "Ottoman Methods Of Conquest", Studia Islamica II, Paris 1954, s. 122, 128.
42 Âşıkpaşazâde, Tevârih-i Âl-i Osman, İstanbul 1332, s. 49.
43 Hadidî, Tevârih-i Âl-i Osman (1299-1523), haz. Necdet Öztürk, İstanbul 1991, s. 74-75.
44 Mehmed Neşrî, Kitâb-ı Cihan-nümâ I, yay. F.R. Unat-M.A. Köymen, Ankara 1987, s. 182­183; İbn-i Kemal, Tevârih-i Âl-i Osman, II. Defter, yay. Şerafettin Turan, Ankara 1983, s. 114-118, 125, 128-131, 132-134.
45 Lütfi Paşa, Tevârih-i Âl-i Osman, İstanbul 1341, s. 29-30.
46 Anonim Tevârih-i Âl-i Osman, F. Giese neşri, haz. Nihat Azamat, İstanbul 1992, s. 18-19; Anonim Osmanlı Kroniği (1299-1512), haz. Necdet Öztürk, İstanbul 2000, s. 20-22.
47 Katib Çelebi, Kitâb-ı Cihannümâ, İstanbul 1145, s. 682.
48 Halil İnalcık, "Osmanlı Tarihine Toplu Bir Bakış", Osmanlı c. I, Ankara 1999, s. 64.
49 M. Münir Aktepe, "XIV. ve XV. Asırlarda Rumeli'nin Türkler Tarafından İskânına Dair", TM. X, İstanbul 1953, s. 299-305; Yusuf Halaçoğlu, "XVI. Yüzyılda Sosyal, Ekonomik ve Demografik Bakımdan Balkanlar'da Bazı Osmanlı Şehirleri", Belleten sayı 207-208, (1989) s. 637.
50 Paul Hehn, "Man and the State in Serbia, From the Fourteenth to the mid-Nineteenth Century: A Study in Centralist and Anti-Centralist Conflict", Balkan Studies, vol. 27/1, Thessalonik 1986, s. 10.
51 D. Nicol, Bizans'ın Son Yüzyılları, s. 259, 281.
52 Halil İnalcık, "Türkler veBalkanlar",Balkanlar, İstanbul 1993, s. 20.
53 İ. Şahin-F.M Emecen-Y. Halaçoğlu, "Turkish Settlements in Rumelia (Bulgaria) in the 15th and 16th Centuries: Town and Village Population", International Journal of Turkish Studies (IJTS) IV/2 (1988), s. 24.
54 Ö. L. Barkan, "Osmanlı İmparatorluğu'nda Bir İskân ve Kolonizasyon Metodu Olarak Sürgünler", İFM. XI11/1 -4, İstanbul 1953, s. 58; Yusuf Halaçoğlu, "Kolonizasyon ve Şenlendirme", Osmanlı, c. IV, Ankara 1999, s. 581-582.
55 Halil İnalcık, "Ottoman Methods of Conquest", Studia İslamica II, Paris 1954, s. 122-123.
56 John V.A. Fine, The Late Medieval Balkans: A Critical Survey From the Late Twelfth Century to the Ottoman Conquest, Michigan 1987, s. 604; Halil İnalcık, "Osmanlı Döneminde Balkanlar Tarihi Üzerine Yeni Araştırmalar", Tarihte Güneydoğu Avrupa: Balkanolojinin Dünü, Bugünü ve Sorunları, Ankara 1999, s. 21.
57 Kemal Karpat, "Balkanlar", DİA. V, İstanbul 1992, s. 29.
58 Ortaylı, "Üçüncü Roma", s. 1.
Fikret Adanir, "The Tolerant and The Grim: The Ottoman Legacy in Southeastern Europa", www.cdsee.org/adanir.htm.
49 Adnan Kadriç, "Osmanlı Devleti'nde Dini Hoşgörürlüğün Bir Örneği: Osmanlı Dönemi'nde Bosna'da Fransiskenlerin İnsan Haklarına Bir Bakış", Osmanlı'da İnsan Hakları Uluslararası Sempozyum Bildirileri (Manisa, 25-26 Kasım 1999), Manisa 2000, s. 55.
50 Orhan F. Köprülü, "Osmanlı Devleti'nin Kuruluş ve Gelişmesindeki İtici Güçler", Yeni Türkiye sayı 31, 701. Osmanlı Özel Sayısı I, Ankara 2000, s. 41; Osmanlıların Balkanlar'da uyguladıkları ekonomik hayat, kendi kurallarına ve şartlarına göre serbest bir şekilde yürütülmekteydi. Tuncer Baykara, "Osmanlı Devleti'nin Ekonomik Yapısı", Osmanlı'da İnsan Hakları Uluslararası Sempozyum Bildirileri (Manisa, 25-26 Kasım 1999), Manisa 2000, s. 194.
62 Ahmet Y. Ocak, "Osmanlı Devleti'nin Kuruluşunda Dervişlerin Rolü", Osmanlı Devleti'nin Kuruluşu Efsaneler ve Gerçekler: Tartışma/Panel Bildirileri (Ankara, 19 Mart 1999), Ankara 2000, s. 70-71.
63 Ö. Lütfi Barkan, "Osmanlı İmparatorluğu'nda Bir İskân ve Kolonizasyon Metodu Olarak Vakıflar ve Temlikler, İstila Devri'nin Kolonizatör Türk Dervişleri ve Zâviyeler", VD. II, Ankara 1942, s. 279-280; Mehmet İbrahim, "Eski Yugoslavya Sınırları Dahilindeki Tarikat Hareketlerinin Tarih İçindeki Gelişimi ve Önemi", VD. XXIV (1994) s. 293.
64 Ahmet Yaşar Ocak-Sureiya Farûki, "Zâviye", İA. XIII, s. 474; Y. Halaçoğlu, "Şenlendirme", s. 582.
65 İ. Şahin-F. M. Emecen-Y. Halaçoğlu, Turkish Settements, s. 25-26.
66 Feridun M. Emecen, "XVI. Asırda Balkanlar'ın Kuzeydoğu Kesiminde İskân Tipleri ve Özellikleri Hakkında Bazı Notlar", V. Milletlerarası Türkiye Sosyal ve İktisat Tarihi Kongresi Tebliğler, Ankara 1993, s. 543, vd.
67 Yusuf Halaçoğlu, "Kuruluştan Günümüze Bulgaristan'da Türk Nüfusu", V. Milletlerarası Türkiye Sosyal ve İktisat Tarihi Kongresi Tebliğler, Ankara 1993, s. 505 vd.
68 H. İnalcık, "Ottoman Methods of Conguest", s. 123; Stephen Turk Christensen, "From Fugo Simulata to the Armed Sultanic Redoubt, Reflections on the South-East European Impact on the Ottoman Battle Tactics (Fourteenth to Sixteenth Centuries)", Tarihte Güneydoğu Avrupa: Balkanolojinin Dünü, Bugünü ve Sorunları, Ankara 1999, s. 54.
69 Nevra Necipoğlu, "Sources for the Social and Economic History of Late Medieval Thessalonike and Their Significance for Byzantine and Ottoman Studies", Tarihte Güneydoğu Avrupa: Balkanolojinin Dünü, Bugünü ve Sorunları, Ankara 1999, s. 97, 103; Ernst Werner, Büyük Bir Devletin Doğuşu, çev. Yılmaz Öner, İstanbul 1988, s. 21-22.
70 Y. Halaçoğlu, İskân Siyaseti ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi, s. 4.
71 Âıkpaşa-zâde, Tevârih-i Âl-i Osman, neşr. Âli, İstanbul 1332, s. 73.
72 İlhan Şahin, "XV. ve XVI. Yüzyıllarda Sofya-Filibe-Eski Zağra ve Tatar Pazarı'nın Nüfus ve İskân Durumu", Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Mehmet Eröz'e Armağan, sayı 48, Haziran 1987, s. 250-251.
73 Herbert Adams Gibbons, Osmanlı İmparatorluğu'nun Kuruluşu, Ankara 1998, s. 153. 74C. Orhonlu, Aşiretlerin İskânı, s. 103.
75 Halil İnalcık-David Quataert, An Economic and Social History of The Ottoman Empire 1200-1914, Cambridge 1994, s. 14, 35.
76 Orhan Koloğlu, "Tarihte Balkanlar 1, Osmanlı Dönemi'nde Balkanlar", Balkanlar, İstanbul 1994, s. 59.
77 Michel Balievet, "Açık Kültür ve 14. Yüzyıl Osmanlı Kentlerinde Dinler Arası İlişkiler", Osmanlı Beyliği (1300-1389), ed. E.A. Zachariadou, İstanbul 1997, s. 2, 4.
78 İnalcık, "Osmanlı Tarihi Tek Yanlı Yorumlanmış Tarihtir", s. 39.
79 Şerif Baştav, "Osmanlı İmparatorluğu'nun Yeniden Kuruluşunda Rumeli'nin Katkısı", XI. Türk Tarih Kongresi (5-9 Eylül 1990), c. III, Ankara 1994, s. 839.
80 H. İnalcık, "Balkan Tarihi Üzerine Yeni Araştırmalar", s. 17-18; Yavuz Ercan, "Balkan Türkleri ve Bulgarlar", Belleten LIV, sayı 209, (1990), s. 299.
81 Bu gibi görevlilere Üsküb Kazâsı'nda İshak ve İsa Beylerin adamları arasında rastlanmaktadır. Bkz. Mehmet İnbaşı, Osmanlı İdaresinde Üsküb Kazası (1455-1569) (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Erzurum 1995; Halil İnalcık, "Stefan Duşan'dan Osmanlı İmparatorluğu'na XV. Asırda Rumeli'de Hıristiyan Sipahiler ve Menşeleri", Osmanlı İmparatorluğu Toplum ve Ekonomi, İstanbul 1993, s. 67.
82 Adanir, "Tolerant and Grim", s. 2
83 Nevin Genç, XVI. Yüzyıl Sofya Mufassal Tahrir Defteri'nde Sofya Kazâsı, Eskişehir 1988, s. 16; Orhonlu, Aşiretlerin İskânı, s. 103; Halaçoğlu, İskân Siyaseti, s. 4.
84 Machiel Kiel, "Tatar Pazarcık; A Turkish Town in the Heart of Bulgaria, Some Brief Remarks on its Demographic Development 1485-1874", X. Türk Tarih Kongresi Tebliğleri V, (22-26 Eylül 1986), Ankara 1994, s. 2570.
85 İ. Şahin, "Sofya-Filibe-Eski Zağra ve Tatar Pazarı", s. 249-250.
86 Vryonis, "Ottoman Conquest in the Balkans", s. 15.
87 İnalcık, "The Yürüks", s. 104.
88 Halil İnalcık, "Rumeli", İA IX, s. 766; Franz Babinger, "Rumeli, Roumelie", EI III, s. 1259.
89 M.T. Gökbilgin, XV-XVI. Asırlarda Edirne ve Paşa Livası, Vakıflar- Mülkler- Mukataalar, İstanbul 1952, s. 6-7; Aynı mlf., "Kanuni Sultan Süleyman Devri Başlarında Rumeli Eyaleti, Livaları, Şehir ve Kasabaları", Belleten XX (1956), s. 247-248; Nikolai Todorov - Asparuh Velkov, A Stuation
Demographique De La Peninsule Balkanique (Fin Du XV s-debut du XVI s), Sofia 1988, s. 9; Suzuki Tadashi, "The Governance Structures Of The Ottoman Empire: A Comparative Historical Analysis", Senri Ethnological Studies 25 (1989), Osaka/Japan, s. 143.
90 İnalcık, "Rumeli" İA IX, s. 771; Aynı mlf., Ottoman Empire, s. 104; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi II, s. 502-3.
91 Gökbilgin, Rumeli Eyaleti, s. 247-248.
92 Stuyanovski-Kutarciev-Zografski-Apostolski, Istoriya Na Makedonskiot, s. 5.
93 Skender Rizay, Kosova Gjate Shekujve XV, XVI Dhe XVII Administrimi, Ekonomia, Shogeria dhe Levizja popull, Pristhtine 1982, s. 41.
94 Nevin Genç, XVI. Yüzyıl Sofya Mufassal Tahrir Defterinde Sofya Kazâsı, Eskişehir 1988, s. 15.
95 İlhan Şahin, "Urbanization And The Social Structure Of The Ottoman Empire in The 16th Century", The Ottoman Empire In The Reign Of Süleyman The Magnificent I, İstanbul 1988, s. 187­189.
96 Gökbilgin, Rumeli Eyaleti, s. 248.
97 Aleksandar Stoyanovski, "La Division Administrative Territoriale De La Macedoine Sous L'Empire Ottoman Jasqua La Fin Du XVII Siecle", Macedoine, Skopye 1989, s. 88-89; Bu makalenin tercümesi için bkz. Aynı mlf. "XVII. Yüzyılın Sonuna Kadar Makedonya'nın Osmanlı Hakimiyeti Devrinde İdari Taksimatı", Çev. İ. Eren, TED 4-5 (1974), s. 215.
98 Rızay, Kosova Gjate Shekujve., s. 42.99Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi (TSMA).Defter (D). 9772, vr. 1b-2b.
100 TSMA. D. 10057, vr. 1b-3a.
101 TSMA. D. 5246, vr. 1b-3a; Ayrıca bkz. İ. Metin Kunt, Sancaktan Eyalete 1550-1650 Arasında Osmanlı Ümerası ve İl İdaresi, İstanbul 1978, s. 125-127; Rızaj, Kosova Gjate Shekujve., s. 43.
102 TSMA. D. 734, vr. 1b-9b.
103 Rızay, Kosova Gjate Shekujve, s. 44.
104 Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA).Kamil Kepeci Tasnifi (KK).Ruûs Defteri (RD). 262, s. 1­9, 266-269.
Kullanıcı avatarı
Avşaroğlu
Çavuş
Çavuş
 
Mesajlar: 62
Kayıt: 16 Mar 2011, 00:17


Dön Rumeli Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir