Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Gur-ı Emir Türbesinde Timur'un ve Ahfadının Mezar Kitabeleri

Burada Timur İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Gur-ı Emir Türbesinde Timur'un ve Ahfadının Mezar Kitabeleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 22:26

"GuR-İ EMİR" TÜRBESİNDE TİMUR'UN VE AHFADININ MEZAR KİTABELERİ

Resim
Timur'un mezarı üzerindeki nefrit sanduka kitabesi

1941 yılının Haziran ayında Özbekistan Cumhuriyeti halk komiserleri Şurası Reis Muavini Karı-Niyazef riyasetinde teşkil edilen hükümet komisyonu heyetinde üye olarak bulunuyordum. Bu komisyonun vazifesi Timur'un, oğulları Miranşah ile Şahruh'un ve torunları Ulug Bey ile Mehmed Sultan'ın mezarlarını açmaktı.

Başkent ve yerli matbuata mensup pek çok muhbirler, gazete ve dergilerin yazarları, muharrirler, ressamlar, sinemacılar, bazı parti, cemiyet ve hükümet mümessilleri komisyonun mesaisine fevkalade alaka gösteriyorlar ve sansasyonel keşifler bekliyorlardı. Bundan dolayıdır ki bugünlerde Emir Timur türbesinden, mezar taşlarındaki ve türbe duvarlarındaki kitabelerden bahseden edebiyata karşı olağanüstü alaka ve rağbet artmıştı. Gur-i Emir'in ve onun merkez kısmındaki mezarların güzel popüler tavsiflerini V. L. Vyatkin ile M.E.Masson'un mesailerinde bulmak kabil ise de bu mesailer kitabelerin münderecatının uyandırdığı merakı tatmin edemezlerdi; çünki Gur-i Emir ve Semerkand'ın başka eski eserleri hakkında yazı yazanların hiç biri çok büyük tarihi önemi olan bu mezar kitabelerinin münderecatına temas etmemişlerdir. Bu mesailerde türbenin duvarlarını kaplıyan zengin kitabeler de aksettirilmemiştir. Arkeoloji komisyonunun yayınlarından çok lüks ve muazzam eser olan "Semerkand Camileri. Mimari resim ve krokiler albümü, cild I-Gur-i Emir Mescidi" (Petersburg 1905) adlı eser dahi bu bakımdan istisna teşkil etmiyor. Bu eserde ancak "Timurlenk mezarı üzerindeki yeşim taşının yukarıki yüzü" konulmuş, fakat kitabe deşifre edilmemiş, tercümesi de verilmemiştir. Bütün bunlar gözönünde bulun-durulursa demek mümkündür ki Timurlenk türbesine dair şimdiye kadar çıkan eserlerde bu abidenin ancak dış görünüşünün tavsifine yer vermek mimarisi bakımından arasıra bazı makul fikirler de derme-yan etmekle iktifa edilmiştir. Türbe ve kitabelere gelince bunlar ideoloji ve ruh bakımından büsbütün meçhul kalmışlardır.

Gur-i Emir kitabelerinden bazısının rusçaya yegane tercüme ve neşir tecrübesi Ş. A. Lapin'e aittir. Bu zat bu kitabelerden iki tanesinin tercümesini neşretmiştir. Biri Gur-i Emir'in kendisinin, ikincisi de yeşim taşı üzerindeki kitabenin tercümeleridir. Bu tercümeler Gur-i Emir muhafızlarından Şeyh Ebu Said Ma'sum tarafından istinsah edilen kopyelerden yapılmıştır. Semerkand'a gelen ve eski eserlere karşı alaka gösteren bütün seyyahlara ve yerli ilim adamlarına bu kopyeler pek iyi malumdu. Bu kopyeler kitabelerin tabii büyüklüğünde, birbirine eklenmiş kalınca -bazan da şark usulü ile cilalanmış- kağıtlar üzerinde Ebu Said Ma'sum tarafından kalın yontulmuş kamış kalemle nesih veya nesih-i sülüs hatla yazılarak hazırlanır ve beher kopye 10-30 ruble mukabilinde satılırdı. Ebu Said Ma'sum'un anlattığına göre müteveffa Profesör i. N. Veselovskiy, V. K. Jukovskiy ve daha başkaları onun müşterilerindendi. 1941 yılında bizim komisyon Semerkand'da Gur-i Emir civarında bulunduğu sırada Ebu Said Ma'sum daha hayatta idi; hazırladığı kitabe kopyelerinin beher tanesini 150 ruble mukabilinde teklif ediyordu.
Lapin'in mesaisi (tercümesi) o zaman yerli ilim adamlarının sert tenkidleriyle karşılandı, Petersburg ve Moskova müsteşrikleri ise buna dair hiçbir şey söylemediler.

Lapin tarafından tercüme edilen Timurlenk mezar taşı kitabesi hakkında ancak şöyle diyebiliriz:

Lapin arapça metnin manalarını tahrif etmekle kalmamış kitabenin tarihi ehemmiyetini haiz kısmını -ölünün ayaklarına rastlayan ve yan tarafta bulunan kısmını- "bundan sonrası duadan ibarettir, tercüme edilmedi" diyerek tercüme etmemiştir. Burada nakledeceğimiz metin ve tercümede görüleceği veçhile bu kısımda hiçbir dua yoktur.

Semerkand kitabelerine dair yazı yazan ikinci zat zamanımızın Fransız bilgini E. Blochet'dir. Onun Les Inscriptions de Samarkand adlı makalesi "Revue Archeologique"in 1897 senesine ait I. cildinde (s. 67-109) basılmış ve ayrı basım olarak da yayınlanmıştır. Fransız müsteşrikinin bu makalesi, maatteessüf, pek fazla kusurludur. Şöyle ki, "Incsıiption A" ile işaretlendirdiği Timur'un mezar taşı kitabesini (face superieure dans la chapelle du dez-de-ch-ausee sah. 7) müellif, Ulug Bey tarafından büyük babasının mezarına yerleştirdiği meşhur siyah yeşim taşına ait saymaktadır. Bununla beraber mezar taşının kenarında, ölünün ayakucunda bulunan ve çok mühim tarihi malumatı ihtiva eden kısmı ise zikredilmiyor. Blochet'nin "Inscription B" ile işaretlendirdiği mezar kitabesi ise (dans la crypte de Gour-i Mir, ayrı basımda sahife 10) mevcut değildir.

Müellifin bunu nereden aldığı da meçhuldür. Halbuki yeşim lahdin altında bulunan mezar taşındaki fevkalade ehemmiyetli geniş kitabe ise kat'iyyen zikredilmiyor. Bu kitabenin bulunduğu çok ağır beyaz mermer, birbirine eklenmiş üç parçadan mürekkep olup toprağa indirilmiş mermer yatağı örtmektedir. Timur'un bakiyeleri bulunan tabut buradadır (bu tabut arça veya dut ağacından yapılmıştır). Bu tabut defin sırasında, altın tellerle dokunmuş, arapça yazılarla süslü ipek kumaş ile örtülü bulunmuştur. Bu örtüden ancak parçalar (fragment) kalmıştır. Timur'un tabutu açıldığı anda keskin ve hoş bir koku yayıldı. Mezarın açılmasiyle öğrenilen bu teferruat anonim tarihçinin "Timur'un ölüsüne gül suyu, misk ve kafur sürdükleri" hakkında verdiği malumatı teyid etmekte, Timur'un ölüsünün Şirazlı mahir bir usta tarafından yapılan çelik tabuta konulduğunu söylüyen Ibn Arabşah'ı ise yalanlamaktadır. Blochet, bugüne kadar meçhul kalmış olan çok önemli tarihi malumatı ihtiva eden Şahruh'un mezar taşındaki kitabeyi kat'iyyen zikretmiyor.

Blochet'nin eserinde ancak Miranşah ile Uluğ Bey'in kitabeleri tam olarak verilmiştir. Kayda değer ki Blochet eserinde kitabeleri önce noktasız olarak nakletmekte ve sonra bunları Arap yazısında olduğu gibi noktalamaktadır. Buna bakarak kitabenin aslında noktasız yazıldığı fikrine kapılmak mümkündür. Halbuki kitabelerin aslında yalnız noktalar değil, birçok yerlerinde harekeler bile konulmuştur. Blochet'nin neden böyle yaptığını anlamak güçtür. Ona göre Timur ve Miranşah kitabelerinin kıraati ve izahı için elinde fotokopileri bulunmuş, başkaları için de Orta-Asya'dan E. Blanc tarafından getirilmiş olan ıstampajlardan faydalanmıştır. Öyle anlaşılıyor ki, bunlar stampaj değil, Ebu Said Ma'sum'un yukarıda zikri geçen ve aslına pek te sadık olmıyan kopyelerine benzeyen kopyeler olsa gerektir.

Gur-i Emir türbesi kitabelerine karşı bu kadar dikkatsizlikler mevcutken Şark tarihçilerinden müteveffa W. W. Barthold ile A. A. Zimin bu gibi kitabelerden faydalanmışlardır. Her iki tarihçi Timur'un ölüm tarihi (14 Şaban 807) hakkında, pek de açık olmıyan ibarelerle ("Mezar kitabesinde" Barthold; "Timur'un mezarında" Zimin)8 kitabeyi kaynak gösteriyorlar. Hakikatte ise bu tarih Uluğ Bey tarafından Timur'un mezarına konulan yeşim taşındaki kitabededir. Timur'un mezar taşında tarih yoktur. Barthold, Blochet'yi kaynak göstererek, Uluğ Bey'in kitabesini ve bu kitabede "Baba kaatili Abdüllatif'in açıkça takbih edildiğini" zikrediyor.

Timur ve Timurluların mezarları açılırken meydana çıkarılan bütün eşyamn sayılarını, ölçü ve fotoğraflarım tesbit sırasında ben Uluğ Bey'in, Şahruh'un, şüpheli Seyyid Ömer'in, Miranşah'ın, Timur mezarındaki yeşim taşının, Timur'un torunu Mehmed Sultan'ın kitabelerini tetkik ve kopye etmeğe muvaffak oldum. 1943 senesinin nisan ayında, Nevai jübilesi komitesi tarafından, müteveffa mütehassıs fotoğrafçı i. P. Zavalin Semerkand'a gönderilmiş ve mezkur kitabelerin hepsinin 13X18 eb'adında fotoğraflarını almıştı. Bizzat istinsah ettiğim suretleri bu fotokopilere göre, daha sakin ve müsait şartlar içinde kontrol ederek şüpheli bulduklarımı düzeltmeğe çalıştım.

Timur'un mezar taşı kitabesini, yazısı çok girift olduğu için, okuyamamıştım. Benim ricam üzerine I. P. Zavalin bu kitabenin fotoğrafını 13X18'den fazla büyüttü. İşte bu büyütülmüş fotokopiye göre bu çok girift ve çetin kitabenin metnini ve tercümesini veriyorum. Benim fikrime göre bu kitabe zamanın çok usta 'müşşak'ı tarafından yazılmıştır.
Mezar taşları kitabelerinin münderecatına geçerken bunlardan en esaslısı ve büyüğü olan kitabeden başlıyorum.

Semerkand'da Gur-i Emir Türbesindeki Timur'un mezarını örten mermer üzerindeki kitabe:

Bu, büyük sultan ve asıl hakan emniyet ve amanı (etrafa) yayan Emir Timur Küreger Cin mezarıdır (Timur) bin Turagay bin Bargul bin Emir Aylangir bin Emir İçil bin Emir Karaçar Noyan bin Emir Sugucicin bin Emir İrdamcı "Barlas" bin Kaçulay (Han?) bin Emir Tumanay. Bundan sonra Çengiz Han bin Tesugey bahadır bin Emir Bartan bin Emir Baysunkur bin Emir Koydu bin Emir Tumanay" (galiba bu ad Tutumtin olsa gerektir) bin Emir Buga bin Emir Budancir. Bu asilzadenin babası malum değildir, anası ise Alankuva'dır. Hikaye ederler ki bu (oğul) onun tarafından zina ile (peyda) edilmiş değil, fakat tanrının arslanı Galip Ali bin Ebi Talib'in -Allah ona kerem eyleye- soyundan birinin temiz ışığı dokunmasiyle peyda olmuştu.

Yukarıdaki yazılarla çevrelenmiş taşın orta kısmında sıkı sülüs ile yazılmış arapça 51 satırlık yazı vardır:

(1) Rahman ve rahim Tanrı'nın adiyle! Allah'ın adiyle, her başlangıç onun adiyledir. Gelecek ve şimdiki hayatın sahibi, yüce göklerde onun evveli ve sonu yoktur

(2) Tanrı arş üzerinde yerleşti. Tanrı merhametleriyle büyüktür, iyilikleriyle ebedidir, bütün düşmanlarına galiptir

(3) sehavetiyle rahman ve rahimdir, lutfiyle maruftur, hükümlerinde adildir, mülkünde alimdir, merhamet edenlerin en merhametlisi ve rahimidir

(4) alimlerin alimi, görenlerin göreni, af edenlerin en büyüğüdür, peygamberler gönderen, velilerin sahibi odur, kadirdir, her istediğini yapar

(5) mübarek arşın sahibi olan, her istediğini yapan, Rablerin Rabbı, sebeplerin müsebbibi

(6) rızk verici, yaratıkların halikı, mukadderatın kadiri, kahredilmişlerin kahiri,

(7) haşr gününün adili, hüküm gününde Tanrıların Tanrısı, rahim, bağışlayıcı, cömertçe mükafat verici Tanrı'ya hamdolsun

(8) merhametli padişah, evvel, kadim, büyük arşın, göklerin

(9) ve yerlerin halikı olan Tanrıya hamdolsun o her şeyi işiten, bilen, tövbeyi kabul eden, cömertçe mükafat veren, sabreden Tanrı'dır

(10) büyüktür, ilk ve son odur, zahir, batın, fatih ve daim, hayvanlara rızk veren odur.

(11) O sahibidir.

(12) (burasında kırık vardır.)

(13) hastalara şifa veren, yanılanları af eden odur

(14) kaçakları af eder, salihleri sever, tövbe edenlere iyilik eder,

(15) günahların günahını örter, ümitlerinde aldanmış olanlara ümit bahşeder, sana layık olan hamdü sena ediyorum, senden başka Tanrı yoktur, kerim, mabud, hataları af eden, ayıpları örten sehi,

(16) halim ve alimdir. Tarlaları ve ağaçlan yetiştiren,

(17) gece ve gündüzü idare eden hububatı yetiştiren, kimseye muhtaç olmıyan

(18) (mahlukların) rızklarını üleştiren, örtülü şeyleri bilen, kederleri defeden sensin, Tanrım sen o zatsın ki gecenin karanlığı,

(19) gündüzün ışığı, ayın aydınlığı, güneşin şuası senin önünde uzanır (secde eder), ağaç ve su kurur

(20) Tanrım sen o zatsın ki gökler, yer, kara ve deniz ve bunlarda bulunanlar sana secde ederler,

(21) Tanrım sen o zatsın ki benzeri yoktur, her şeye kadirdir

(22) Tanrım sen gizliyi, açığı, kaplerde bulunanı bilirsin, Tanrım sen o zatsın ki

(23) günahlıyı günahlara battıktan sonra af ediyorsun! Tanrım sen o zatsın ki bütün mevcudatı yaratmıştır

(24) (bütün mevcudat hayattan sonra sana dönecektir! Tanrım günahlarımı af et! Tanrım muhtaç etme (harfiyen: hacetimi defeyle nitekim

(25) "dua ediniz, kabul ederim" dedin, sen vaadinde sadıksın, kederden

(26) elemden, endişeden, borçtan başkaya muhtaç olmaktan, sıkıntıdan ve hastalıktan beni koru! Sen kederden bunalanların

(27) mazlum ve ezilenlerin yardımcısısın! Tanrım, sen

(28) "Rahmetten ümit kesmeyiniz!", diyen zatsın. Sen sözünde sadıksın, tekzip edilmezsin

(29) Bu dünyanın ve müstakbel hayatın afatından beni muhafaza et, Rabbim

(30) kıyamet gününde milletlerin rehberlerinin önünde beni utandırm ı Rabbim. Allah büyüktür,

(31) Allah, büyüktür, Allah büyüktür! ona karşı duracak kimse yoktur, onun benzeri yoktur

(32) kimse ile bağlantısı yoktur, tavsif edilemez, ona küfüv yoktur, ona had ve hudut yoktur

(33) misli ve mesleğinin ortağı, veziri yoktur. Merhametli, aziz Tanrı, sana yalvarıyorum

(34) Ey Aziz Tanrı ey Tanrı, ya Allah, ya Allah, ya Allah, ya rahman, ya rahman, ya rahim

(35) ya rahim, ya rahim. Ümit ettiklerimi rüyamda göstermeni diliyorum,

(36) günahlarımı af etmekle bana kerem eyledin, sen büyüksün, sen her şeye kadirsin'', bana Kur'an ezberlemeği nasip eyle,

(37) aklımı vücudumu birbirine karıştırdın, bir lahza bile kendimi kendime (serbest) bırakmadın

(38) sen her istediğini yapmıya kadirsin, yüce ve büyük Tanrı'dan başka kimsede kuvvet ve kudret yoktur

(39) Tanrım, cömert, rahim Tanrım, Ey celalü kerem sahibi şahadet ediyorum ki

(40) arşından yedi kat yere kadar senden başka her ne mabut varsa

(41) batıldır. Tanrım ben sana iman getirdim, senden başka Tanrı yoktur

(42) Rabbim olarak seni seçtim, yardım dileyenlere yardım eden Tanrı,

(43) her fenalığı ve iğrenç şeyleri dünya ve ahrette benden uzak eyle, bütün mahlukların fenalıklarını benden ırak eyle!

(44) Bana rızk ver, rızkımı geniş eyle, bana yardım et! Senden başka Tanrı yoktur

(45) Haram ettiklerinden helalinle, günahlardan itaatinle

(46) fazlın ile senden başkasından beni koru, Tanrım, ben hiçbir şey değil iken beni yarattın, ben nefsime zulmettim,

(47) günahlara girdim, günahlarımı itiraf ediyorum, Tanrım beni affedersen

(48) mülkünden bir şey eksilmez, azap edersen saltanatında bir şey fazla olmaz. Tanrım

(48) hakikat şudur ki sen bana muhtaç değildin, senden başka beni affedecek kimse yoktur, günahımı affet!

(49) Ey rahim, büyüklü ve kerem sahibi Tanrı. Muhammed'e onun bütün ahfadına salavat olsun!

Semerkand'da Gur-i Emir türbesindeki yeşim taşı üzerindeki kitabe:

Taşın kenarında, ikinci bağlamadan başlıyarak, sağdan sola doğru ve arapça metin.

Mezar büyük sultan, asil hakan Emir Timur Küregen'in mezarıdır. Timur bin Emir Taragay bir Emir Bargul bin Emir Aylangir, bin Emir İçil, bin Emir Karaçar Noyan, bin Emir Sugucincin, bin Emir İrdamcı "Barulas bin Emir Kaçulay bin Emir Tumanay Han, Çengiz Han'ın mensub bulunduğu dal bu kökten ayrılmıştır. Bu yüksek şan ve şeref sahibi bu mezarda defnedilen (sultan) bu kökten neşet etmiştir. Çengiz Han ise bin Emir Yesugey bahadır, bin Emir Bartan Bahadır, bin Kabul Han, bin Emir Tumanay Han, bu zat ise bin Emir Baysungur, bin Kaydu Han bin Emir Tutumtin bin Buka, bin Budancar. Bu asil zatın babası malum değil, ancak anası Alankuva'dır, hikaye ederler ki o (Alankuva) tab'an sadakatli ve iffetli idi, fahişe değildi; o, yüce kapıdan giren ve insan şeklinde tecelli eden ışıktan oldu. Bu (ışık insan) Emirü'l-mü'minin Ali bin Ebi Talib'in evladından olduğunu söyledi» Onun (Alankuva'nın) bu iddiası asil torunlarının herkese (karşı) galip olmalariyle tasdik olunuyor (Emir Timur) Şaban ayının 14 üncü günü 807'de öldü (15 Şubat 1405).

Mezar taşının ölünün ayak ucunda bulunan kısmında, yeşim taşında, aşağıdaki arapça kitabe vardır. (sol yandan aşağısı kırılmıştır):

(1) Hamd o Tanrı'ya ki vadesinde sadık oldu, kuluna yardım etti, askerini aziz kıldı, düşmanlarım mağlup etti...

(2) Tektir, ondan sonra hiçbir şey yoktur. Ganimetleri helal eden savaşlara teşvik eden onun peygamberine,

(3) kafirlere sert, onun salihlerine merhametli olan ehli beytine salavat olsun. Hakikatte bu taşı..

(4) Hakan Dava (Duva) Sacam Han Udan (Au-dan?) dan Karşı denilen tahtgahına getirmiştir

(5) oradan bunu (bu taşı) büyük maharet sahibi olan Uluğ Bey Küregen Cete'ye giderken getirmiştir

(6) O (Uluğ Bey) Çeteyi (Moğolları) keskin kılıcı ile mağlup etmiştir. Nuh ona gemisi ile yaklaşmış olsaydı o dahi tehlikeden emin olamazdı..

(7) (İbrahim) Halilullah tevakkuf etseydi her ikisi de atasiyle beraber muhakkak yanardı.

Timur'un mezarına konulmuş olan bu kitabe üzerinde duralım. Mezar üzerindeki taşın merkez kısmını çerçeveliyen şeritteki arapça kitabe, gördüğümüz veçhile, Timur'un şeceresini ihtiva etmektedir. Bu şecere Timur'un Çengiz Han ile soydaş olduğunu ve Hulefa'i Raşidin'in dördüncüsü olan Ali neslinden geldiğini ispat etmektedir. Bu şecere büyük Emirin seyyidliğini teyid etmekle kalmıyor, aynı zamanda onun -şii değilse bile- şiilere karşı sempatisini gösteriyor. Timur'un ilk ceddinin halife Ali neslinden türediği Uluğ Bey tarafından konulan mezar taşı (yeşim taşı) kitabesinde ve Timur'un oğlu Miranşah'ın mezar taşı kitabesinde hemen hemen aynı sözlerle ifade edilmektedir, ihtimal ki Timur'un sevgili torunu Mehmet Sultan'ın muhteşem mezar taşında da aynı sözler tekrarlanmıştı. Fakat bu taş çok yıpranmış ve harap halde bulunmaktadır. Bu kitabeler Timur'un ve Timurluların Alevilerden olduklarını, ihtimal ki Şiiliklerini, sanki ısrarla ilan etmiye çalışıyorlar. Timur torunlarının tarihinde bu cihete dair birçok kayıtlar buluyoruz.
Timur'un en yakın halefi Şahruh'un şii mezhebine karşı sempatisinin ne derecede bulunduğu malum değildir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: GuR-İ EMİR TÜRBESİNDE TİMUR'UN VE AHFADININ MEZAR KİTABE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 22:28

Fakat Uluğ Bey'in tarihinde çok calibi dikkat bir vak'a mevcuttur ki, şimdiye kadar bu vak'aya tarihçilerden kimse dikkat etmemiş olsa gerektir. Şahruh zamanında Şeyh Seyyid Emir Muinüddin Ali Azerbaycan'dan Herat'a gelip yerleşmişti. Bu zat iran edebiyatına ve tasavvuf tarihine Kasım-ı Envar adiyle girmiştir.

Kasım-ı Envar gençliğinde, Safevi sülalesinin ceddi olan Şeyh Safiyüddin'in (vefatı 1335/735) oğlu Sadrüddin-i Erdebili'nin tilmizi idi. Kasım-ı Envar'ın bu üstadı o kadar şöhrete ve otoriteye malikti ki garp seferinde Timur onu ziyaret etmiş, sohbetinden memnun olmuş, onun ricası üzerine, Anadolu'da aldığı esirleri serbest bırakmıştır. Kasım-ı Envar sonraları Geylan'ı ziyaret etmiş ve orada -görünüşe bakılırsa- müfrit şii mezhebi olan hurufiliğin kurucusu Fazlullah-i Esterabadi ile görüşmüş olacaktır ki eserinde hurufilik bulunduğu şüphesizdir. Kasım-ı Envar Herat'ta bulunduğu sırada Horasan eşrafı arasında o kadar maruf ve meşhur oldu ki, otorite bakımından Şahruh ikinci planda kaldı. Kasım-ı Envar ortodoksal İslam talimatı bakımından çok aykırı görülen vaazları ve propogandası, Şahruh'un ve oğullarının bilhassa çok ince kültüre malik olan Baysungur Mirza'nın, bu şeyhle olan münasebetlerinin menfi olmasına sebep oldu; bu menfi münasebet, Kasım-ı Envar'ın bunlardan kimseye saygı göstermemesiyle derinleşti. 1432/836 senesinde Herat'ın büyük camiinde Ahmed-i Lur denilen biri tarafından Şahruh'a karşı suikast yapıldı. Bu Ahmed-i Lur, yukarıda adı geçen şeyh Fazlullah-ı Esterabadi'nin müritlerindendi, bunun suikastten önce Kasım-ı Envar'ın evinden çıktığı ispat edildi. Bu suikasta iştirak etmiş olması şüphesiyle olsa gerek Kasım-ı Envar Herat'tan kovuldu, fakat Semerkand'da Uluğ Bey tarafından fevkalade memnuniyetle kabul edildi. Onun hitabeleri Uluğ Bey'e öyle büyük tesir icra etti ki onun itaatli bir tilzimi oldu. Bu din hocasının dini talimatını Uluğ Bey'in ne derecede benimsediği malum değildir, fakat klasik iran şairi ve Horasan dervişlerinin reisi Şeyh Abdurrahman-ı cami (ölümü 1492/898)A Kasım-ı Envar'ın müritlerinin çoğunda gördüğü itikatsızlık hayrete düşürmüştür. Ona göre bunlar itikatsızlıklarını "laubaliliğe, şeriat ve sünneti inkara kadar vardırıyorlardı".

Kasım-ı Envar'ın çok derin felsefi meselelere temas eden şiirleri ve mensur eserlerinin tetkiki herhalde Ulug Bey devrinin ideoloji ve bu alim hükümdarın şahsiyetini karakterize için dikkate değer malzeme verebilir. Herhalde Ulug Bey bu şeyhin fikirlerinin tesiri altında uzun müddet kalmış olsa gerektir. Ulug Bey'in şeriat kaidelerinden inhiraf ettiğine, Semerkand ulema ve dervişlerinin onu bununla itham ettiklerine W. W. Barthold işaret etmektedir.

Ulug Bey'in halefleri devrinde bazı Timurlu prensler arasında (Semerkand Timurlularından Sultan Mahmud'un oğlu Horasan naibi Baysungur Mirza gibi) açıktan şii olanlar vardı. Birçokları şiiliğe mütemayildi, bazıları şii olmamakla beraber şiilere düşman değillerdi. En son Timurlu ve parlak Herat hükümdarı Sultan Hüseyin Mirza (1468- 1506) şiiliğe karşı teveccüh göstermiştir.

Mirhond'un sözlerine göre "Sultan Hüseyin tahta çıktığında devletin her tarafına dindarlık ışığını yaydı, şeriati anladığını gösteren şu iradesinin tatbik edilmesini emir buyurdu:

bundan sonra hutbe ve sikkeler masum imamların-Aleyhimi's-selam- unvan ve adlariyle süslenecektir. (Sultan Hüseyin'in şiiliğini bildiren) bu iyi şöhreti bütün dünyaya yayıldı. Bu şöhret hatta en uzak zuhal yıldızına kadar Haşimiler şeriatinin sedasını yükseltti. Fakat Herat'daki hanefi mezhebine mensub birçok kimseler devlet tahtının ayağına koştular ve ehl-i sünnet yolunun daha şerefli olduğunu söyliyerek (niyetini tatbikten) hükümdarı vazgeçirdiler. Fakat bu son Timurlu sultanın şiiliğe karşı olan sempatisi tekrar kendini göstermiştir. 1480/885 yılında Belh civarında, hiçbir zaman bu çevrede bulunmamış olan Ali'nin mezarı "keşif" olundu. Sultan Hüseyin ile bütün emirlerin huzurunda bu mezarın Ali'nin hakiki mezarı olduğu kabul edildi. Bu "keşif'den bir yıl sonra Ali'nin mezarı üzerine Sultan Hüseyin çok muhteşem bir "ravza" yaptırdı. Bu "ravza" şimdiye kadar Mezar-ı şerif şehrinin en güzel ve mukaddes yapısını teşkil etmektedir. Timur haleflerinin şiiliğe karşı bu temayüllerinin nereden geldiği yukarıda zikredilen Timur'un mezar taşı kitabesinin şahadeti ile sabittir. Halefleri için büyük babalarının ideolojisi ve zaferleri en büyük otorite idi. Bazı tarihçilerin Timur'un şiiliği hakkında ortaya attıkları mesele, mezar taşı kitabesine göre, herhalde Timur'un şiiliği lehine halledilse gerektir.

Timur'un mezar taşının ortasındaki 51 satırlık kitabe, mahiyeti itibariyle, bir sıra dualardan ve Kur'an ayetlerinden ibarettir ki meşhur "Herat Şeyhi" Abdullah-ı Ensari (1088/48ı)'nin Farsça münacatını hatırlatmaktadır. Bu kitabenin göze çarpan yeri ağır bir günahkarın ebedi gufran ümidiyle söylediği tövbe motiflerine tahsis edilmiştir ki tarihçisi tarafından tavsif edilen Timur'un ölüm yatağındaki ruh haletine uymaktadır.

Paleografik hususiyetlerine, mermer üzerine derin ve dikkatle hakkedilen yazısına, bilhassa ustanın en çok emek sarfettiği ve itina gösterdiği taşın orta kısmına bakılırsa, bu mezar taşının alelacele yapılmadığı, belki XV. asrın başlarına ait olduğu görülür. Kaydetmeğe değer ki bu kitabenin 35-38 inci satırları Timur'un torunu Mehmed Sultan'ın (vefatı 806/1403) mezar taşı kitabesindeki cümlelerin aynıdır. Mehmed Sultan'ın mezar taşı harab olmamış olsaydı ihtimal ki bu mutabakatin daha fazla olduğu görülürdü, öyle görülüyor ki, galiba, bu mezar kitabeleri için malum bir "Semerkand"lı örnek bulunmuş veyahut her iki kitabe aynı 'müşşak' tarafından yazılmıştır; büyük baba ile torununun ölümleri arasında az bir zaman geçtiğine göre bu mümkündür.
Timur'un mezarı üzerindeki iki büyük yeşim taşından yapılmış lahit (sarkofag), ölünün ayak ucundaki kitabeden anlaşıldığına göre, torunu Uluğ Bey tarafından konulmuştur.

Mihrond'un sözlerine göre bu yeşim taşı üç parça idi:

bunlardan birini Timur'un kendisi, ikisini de Uluğ Bey 1425 senesinde Moğolistan seferinden dönerken getirmiştir. Yazık ki kitabenin bundan bahseden kısmı eksiktir, rabıtalı şekilde okuyup mana çıkarmak mümkün değildir. Taşın tam burası kırılmış ve oyuk yeri alçı ile doldurulmuştur.

Bu yeşim taşı hakkında dördüncü satırda şöyle denilmektedir:

"Bunun Dava Saçan Han Udan'dan Karşı denilen tahtgahına getirtmiştir."

Beşinci satırda:

"oradan bunu Cete ülkesine giderken Ulug Bey Küregen getirdi" denilmektedir.

Şunu kaydedelim ki Moğol hanının adı noktasız olarak yazılmıştır. Tarihçi Hondemir'e göre Çağatay dokuzuncu kuşaktaki torunu, bir rivayete göre Af'dır. Timur'un mezar taşı kitabesine göre, en yakın ihtimal olarak bunun adını "Hakan Dava (yahut Duva) Saçan han" okumak mümkündür. Coğrafi bir
isim olan Udan (harekesiz yazılmıştır; Audan olması mümkündür) kelimesine gelince; adı geçen Han bu yeşim taşını buradan kendi karargahına getirmiştir. Bu Udan Ulug Bey'in zeyc'inde no tul, 46.,45 arz üzerinde şarki Türkistan'da gösterilen J J olması mümkündür. Kitabede Karşı tesmiye edilen Duva Han'ın karargahı (Karşı moğolca saray demektir. Burada ise "karargah" anlamınadır) şüphesizdir ki bugünkü Karşı şehri değildir. Bu Karşı şehri Duva'nın oğlu Köpek Han tarafından XIV. asırda kurulmuştur. Kitabedeki Karşı ise başka yerde, ili ırmağı bölgesinde bulunmuştur.

Şahrulı'un mezarındaki kitabe:

Yukarıda, baş ucunda, iri sülüs yaziyle müslümanlık sembolü (kelime-i tevhid) hakkedilmiştir (res. 4):

Bu yazının üstündeki çerçeveden itibaren çok sıkı girift yaziyle farsça karışık mezar kitabesinin metni başlıyor:

Metin iri yaziyle yazılan ve yukarıda zikri geçen kelime-i tevhid'in altındaki hat-çerçevede tamam oluyor:

"Bu, cennet bağçelerinin bağçesi, cennet gülistanlarının bostanı müteveffa haşmetmaab padişahın ebedi istirahat yeridir. H Bu harici yer, sultanların sultanı, devletin dünya ve dinin yardımcısı merhum ve mağfur Şah-ruh Bahadırındır. Tanrı onu nimet kürsüsüne yerleştirsin, hürmet taciyle taçlandırsın! 11 o, rebi'ul'-ahır ayının onbeşinci günü perşembe günü 779 yılında doğmuş, 11 807 yılında şerefli vücudu ile mülkü süslemiş (padişah olmuş), II kameri hicret yılının 850 41 yılında zilhiccenin yirminci pazar günü Irak'ın ana beldelerinden biri olan Rey'de tevakkufu sırasında ebedi cennet yurduna yönelmiştir. Bu aşağıdakileri (yani lahit ve mezar taşını) yaptıran payende Sultan Bike bint-i padişah-i adil, zahid, kamil, alim (Şah-ruh) un himmetiyle darü'l-eman Semerkand'a nakledilmiştir. Onun ismeti devam eylesin, ey merhametlilerin merhametlisi, ey merhametlilerin merhametlisi!"

Şahruh'un defnine dair bu kitabede verilen haber onun Herat'tan Ulug Bey tarafından getirilip Timur'un türbesine gömüldüğü hakkında bir tarihçinin kat'i surette ileri sürdüğü iddiayı yalanlamaktadır. Kitabede görüldüğü veçhiyle Şahruh'un kızı Payende Sultan-Bike babasının cesedini Semerkand'a getirmekle iktifa etmemiş, fakat mermer tabutu ve mezar taşını da o yaptırmıştır. Bana malum olan kaynaklarda Şahruh'un bu kızma dair, yazık ki herhangi bir malumata raslıyamadım. XV.-XVI. asır tarihçisi Hondemire göre Şahruh'-un iki kızı vardı (isimlerini zikretmiyor). Bunlardan biri Mirza Mu-hammed Sultanı'ın (galiba Timur'un torununun) oğlu Mirza Cihangir ile evlenmişti. Bundan Mirza Halil Sultan dünyaya gelmişti.

Şahruh'un mezarı açıldığında dikkate değer ve esrarengiz bir detay umumi alakayı celbetti; Şahruh'un iskeleti yanında kefenle sarılmış kalem kutusuna benziyen, fakat daha büyükçe bir tahta kutu bulundu, kutunun içinde 144 tane boz ve beyaz çakıl taşı vardı.

Ulug Bey'in mezar taşı kitabesi: Başucunda şeritte iri harflerle hakkedilmiş olan kelime-i tevhid'in üstünden kitabe şöyle başlar: Kitabe buradan kelime-i tevhidin altındaki aşağı çerçeveye geçiyor ve burada şöyle tamamlanıyor:

"Bu nurlu mezar, bu şanlı meşhed, bu hoş kokulu bahçe || bu dokunulmaz türbe padişahın (son) istirahatgahıdır. (0 padişah ki) onun buraya inmesi cennet bahçelerini hoşnut, cennet yapılarının bostanlılarını memnun etmiştir. O padişah dünya ve dinin yardımcısı, mağfur ve mesrur halife Ulug Bey Sultandır, Tanrı mezarını nurlandırsın. Onun mesut doğumu 796 yılının aylarında Sultaniye şehrinde vaki olmuş, 810 yılının zilhiccesinde Darü'l-eman Semerkand'da müstakil halife (padişah) olmuş. Tanrı"nin "herşey muayyen zamana kadar cereyan eder" hükmüne uyarak hayat zamanı sonuna erdiği, kaderin tayin ettiği müddet tükendiği (gün) kaza erişti, oğlu ona karşı zulüm işledi II keskin kılıç ile (harfiyen: hançer ile) vurdu. Bunun neticesinde (bu dünya) sahrasında şehadete nail olup ramazanın onuncu günü Hicret-i Nebeviyyenin 853 yılında gufran sahibi Allah'ın rahmetine yöneldi".

Bu kitabe, münderecatından görüldüğü veçhile, baba kaatili Abdullatif çok açıkça takbih edilmektedir. Böyle bir kitabe ile mezar taşının onun zamanında konulmuş olmasına imkan yoktur; herhalde bu taş Abdullatif'ten sonra, W. W. Barthold'e göre, Uluğ Bey'in diğer oğlu Abdullah'ın kısa süren saltanatı zamanında konulmuş olsa gerektir.

Fakat, katledilmiş olan Uluğ Bey evvela buraya mı gömülmüştü? Sonradan buraya nakledilmiş değil mi? Babasının ve büyük babasının tabutları gibi Uluğ Bey'in de tabutu mermerden yapılmıştır. Tabut açıldığında kafası kesik iskelet meydana çıkarıldı. Kılıcın darbesi o kadar kuvvetli olmuştur ki kafa yukarıki amudufikar kemiğinden, lahana koçanı gibi;o derhal uçurulmuştur, iskelet üzerindeki ipek uçkurlu ipekli içdon ve ipek gömlek kalıntıları gösteriyor ki Uluğ Bey, şehid sıfatiyle, öldürüldüğü zaman üzerinde bulunan elbisesiyle gömülmüştür. Bir müslüman hükümdarının şeriatce kesin olarak yasak edilen ipek iç çamaşırı kullanması hayreti celbcdiyor. Son zamanlardaki Orta - Asya han ve emirleri ancak pamuklu kumaştan (karböz, arapça JT) yapılan iç çamaşırı kullanmışlardır. Hatta çamaşır üzerinden giyilen ipekli hırkanın astarının bile pamuklu olması şarttı, ipek astar-ancak 2-3 elbise üzerinden giyilen kadife veya sırma işlemeli kumaşlardan yapılan elbiseler için müsaade edilirdi.

Timur'un torunu Muhammed Sultan'ın mermer parmaklık arasındaki mezarının kitabesi:

Seyircinin (karşıdan bakanın) tam önünde mermer üzerine hak-edilen arapça iri, girift yazılan kitabenin devamı muhafaza edilmiştir.

"Bu dünya —ebedi yurda son seyahattir. Bu mezara selam ve gufran olsun. Sükunet ve takdis son mesken üzerine olsun... "

Bu iri-kalın yazının çevresinde, yukarı kısmından başlıyarak arapça şu satırlar muhafaza edilmiştir.

Yukarıdan:

Kıyamet günü milletin rehberleri önünde (beni utandırma), Rabbim, Allah büyüktür, ona karşı duracak yoktur, ona küfüv yoktur, kimse ile bağlantısı yoktur, benzeri yoktur tavsif edilemez, ona denk yoktur ona had ve hudud mülkünde misli ve şeriki yoktur.

Devamı aşağıda, alttaki yanın orta kısmından başlıyor:

kudret sahibi, ey Allah, Allah, ey rahman, ya rahim, II ey rahman, ya rahim, senden ümid ettiğimi bana rüyamda gösterseydin. Günahlarımı af etmekle bana kerem kıldın, her şeye kadirsin, bana Kur'an hıfzını nasip eyle, aklımı birlikte karıştırdın..."

Mezar taşının yukarıda oyma kenar-çerçevesi boyunca devam eden en üstteki farsça-arapça yazıdan şu şerit muhafaza edilmiştir:

Bu sözlerden sonraki kısım sıva ile kaplanmıştır. Burada kalan şu kelimeler görünmektedir:

"... . Yüksek sultan, zamanının veliahdı -Emir-zade Muhammmed Sultan, bin.. Cihangir, bin Emir Timur Küregen, bin Emir Taragay, bin Emir Bargul... "

Mezar taşının kısımları su mermerleriyle sıvanmıştır.
Böylece, Timur'un hayatta iken veliahd tayin ettiği fakat vakitsiz 1403'de ölen sevgili torunu Muhammed Sultan'ın mezar taşı kitabesinin şu aşağıdaki münderecatı ihtiva ettiğine hükmetmek mümkündür: veda selamları, dua ve münacat mezar kitabelerindeki şecerelere benziyen, uzun şeceresi.

Görünüşe bakılırsa, zamanın bu muhteşem mezar taşı yalnız fevkalade sanatkarane yapılan oyma bezeklerinin zenginliğiyle değil, belki tamam türbenin iç tezyinatı üslubuna uygun yapılışı ile herkesi hayran etmiştir. Bu benzeyiş uygunluk, türbe içindeki damarlı akik taşından yapılan duvar kaplaması üzerinde çıkıntı teşkil eden ve damlataşı biçiminde olan harikulade güzel bordüre bakarken bilhassa göze çarpmaktadır. Ayni biçimdeki bu bordürün tabutun yukarıki kısmını muvaffakiyetle ayırdığını görüyoruz. Bu mezarın kitabesi üslubunda çok enfes hakkedilmiştir. Türbenin dahili dekoratif tezyinatiyle hemahenk olmak bakımından bu kitabe ile türbedeki diğer kitabeler boy ölçüşemezler.

Buradaki başka mezarların hepsi burada "tesadüfen girmiş" gibi karakter taşıdıkları halde, Muhammed Sultan'ın mezar taşı sanki, şöyle diyor:

Buranın sahibi odur. Bu güzel türbe onun için yapılmıştır, fakat, kaderin cilvesiyle sonradan Timur'un ve bazı ailesi üyelerinin istirahatgahı olmuştur.

Ancak bir şey anlaşılmıyor:

bu güzel taşı ne zaman ve neden böyle itinasızca, parçaları çarpık, bazı yerleri kabaca, çirkin bir şekilde sıva ile kaplanmış, sanki bu taş alelacele başka bir yerden getirilmiş yahut yerinden oynatılmış parçaları dağılmasın diye, gelişi güzel yerleştirilmiş intibaını veriyor?

Bu mezar taşma benziyen, belki bundan daha muhteşem olan bir mezar taşı Tirmiz harabeleri arasında bulunan ülemadan Ebu Abdullah Muhammed bin Ali Hakim-i Tirmizi'nin (vefatı 869-255) mezar taşıdır.

Bu mezar taşı Muhammed Sultan'ın mezar taşına, bütün teferruatiyle, benzemektedir: ayni harici şekil, yazıların ayni şekilde sıralanması, taşın yukarıki kısmını çerçeveleyen üç sıra ista-laktit kuşak, bu kuşağın üstünde aynı yazı şeridi- ancak bir fark vardır:

Tirmiz mezarında tabutu üzerinde yine küçük bir mermer tabut buIunmaktadır. Bu tabut şark halkının kullandıkları çocuk beşiğini Orta Asya'da yer mezarı hatırlatıyor. Bunun gibi bir lahid (sarkofag)in Muhammed Sultan'ın mezarı üzerinde bulunmadığına emin olmak mümkün mü?

Muhammed Sultan'ın döşeme altındaki mezarında kitabesi olmıyan bir kalın mermer levha bulunuyor. Bunun altında tıpkı Timur'un, Şahruh'un ve Uluğ Bey'in mezarlarında olduğu gibi mermer yatak bulunuyor. Bu yatakta çok fena saklanmış iskelet yatıyordu. İskeletin üzerinde, Timur'un tabutunu örten çok güzel siyah kumaş gibi bir kumaş bakiyeleri bulunuyordu. Bu kumaş bakiyelerine göre büyük baba ile torununun tabut örtüleri aynı, yahut ayni kumaştan yapılmış olduğuna hükmetmek mümkündür.

Timur'un oğlu Miranşah'ın türbesindeki mezar kitabesi:
Yukarıki kısmından başlıyarak mezar taşının çevresinde, sağdan sola doğru okunan şu kitabe vardır:


"Bu büyük sultan II Sultan Miranşah'ın (son) istirahatgahıdır. Miranşah bin Emir Timur Küregen, b. Emir Taragay b. Emir Bargul, b. Emir Aylangir. b. Emir İçil, b. Emir Karaçar b. Emir Sugucin, b. Emir İrdamçı "Barlas" b. Emir Kaçulay Bahadır, b. Emir Tumanay II b. Emir Çingiz Han II Emir Tesugey Bahadır II b. Emir Buftan Bahadır, b. Emir Kabul Han, Emir Tumanay, b. Emir Baysungur, b. Emir Kaydu, b. Emir Tutumtin, b. b. Emir Buka, b. Emir Buzancır. Bu asil zatın babası malum değil fakat anası Alankuva ona gebe olmuştu. Bu zinadan değildi, belki Allah'ın galip arslanı Ali b. Ebi Talib'in zürriyetinden (birinin) pak nurundandı"
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: GuR-İ EMİR TÜRBESİNDE TİMUR'UN VE AHFADININ MEZAR KİTABE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 22:29

Taşın ortasında 26 satırlık şu aşağıdaki arapça yazı vardır:

1 — O ölümsüzdür. Ondan başka Tanrı yoktur.
2 — Mülk onundur ve ona dönecektir.
3 — Kudret ve kuvvet onundur.
4 — Rahman ve rahim Allah'ın adiyle.
5 — "Sizin Tanrınız —bir Tanrıdır;
6 — Ondan başka Tanrı yoktur, rahmandır.
7 — Rahimdir." —"Allah... ondan başka Tanrı yoktur.
8 — Ölümsüzdür, bizatihi kaimdir.
9 — O uyuklamaz ve
10 — Uyumaz. Göklerde
11 — Ve yerde ne varsa onundur.
12 — İzni olmadan kim onun önünde
13 — şefaat edebilir? Onların önünde ve
14 — arkalarındakini bilir; onlar ise
15 — onun ilminden ancak onun dilediği kadarını ihata
16 — ederler. Onun kürsüsü gökleri ve yeri kaplar
17 — ve bu ikisini muhafaza etmek ona ağırlık vermez
18 — O yüce ve büyüktür. Dinde zorlama yoktur.
20 — Doğru yol eğri yoldan ayırdedilmiştir
22 — küfürü inkar eden, Allah'a iman eden
23 — o en sağlam şeyi tutmuştur, bu şeye kopmak yoktur.
25.26 — Allah işidir bilir. Büyük Tanrı sadıktır."

Metnin 5. 6. satırları ve 7. satırın yarısı Kura'ın 2. suresinin 163. ayetidir. 7. satırın yarısından 25. satıra kadar 2. surenin 255 -256 ayetleri olan ve "Ayetü'l-kürsü" denilen ayettir.
'Gur-i Emir'in ortasında bulunan Miranşah'ın mezarı buradaki mezarların en bakımsızıdır. Mezarın üst örtüsü çökmüş ve ölünün iskeletini tahrip etmiştir. Miranşah, başka akrabası gibi mermer tabuta konulmamış, doğrudan doğruya toprağa, tuğla ile kaplamak suretiyle, gömülmüş, üzerine hiçbir kitabe konulmamıştır. Fakat, mermer parmaklık arasındaki mezar taşı ise gerek malzemesi bakımından (siyah mermerden), gerek işlenmesi bakımından hiç de fena değildir, XV. asır mezar taşlarının iyi bir örneğini teşkileder. Taşın yüzündeki yazıda gördüğümüz veçhile, ne bir tarih, ne de bir tarihi bilgi vardır. Taşın yalnız kenar çerçevesinde bu mezarın Timur'un oğlu Sultan Miranşah'ın mezarı olduğu ve şeceresi bildirilmektedir. Bu şecerede Miranşahın ataları efsanevi Alankuva'ya kadar sayılmaktadır. Alankuva'nın kocasının Ali b. Talib sülalesinden "pak ışık" olduğunu da tebarüz ettiriyor.

Miranşah'ın Azerbaycan'da Kara Yusuf Türkmenle savaşta 810/1407-1408'de, başka bir rivayete göre 14 Ramazan 809 (14 Şubat 1407) senesinde öldürülmüş ve oradan ölüsü "Şems-i Guri" isimli biri tarafından Maveraünnehr'e getirilip Şehr-i Seb'ze gömülmüştür; fakat buna dair bu kitabede tek bir söz yoktur. Akademisyen Barthold "(Miranşahın kemiklerinin) Şehr-i Sebz'den Semerkand'a nakline dair hiçbir şey söylenmemiştir" demektedir.

Mezar taşında da buna dair haber verilmiyor. Miranşah'ın bu mezar taşı ne zaman ve kim tarafından hazırlanmıştır? Bu da bir muammadır.
Kitabelerin aslını ve tercümelerini verirken S. A. Lapin ve M. E. Blochet'nin bu kitabeleri tahlillerinde yaptıkları hatalara temas etmedim, çünkü burada verilen fotoğrafların nasıl okumak gerektiğini pek açık gösterebileceğini sanıyorum. Zaten S. A. Lapin bir tek kitabenin bile suretini vermemiştir. Blochet'nin mesaisinde gerçi dört tane kitabe vardır (Timur'un yeşim taşı kitabesi, nereden alındığı belli olmıyan bir kitabe, Miranşah ve Uluğ Bey kitabeleri). Bunlardan ilk üçü ancak yazı ile istinsah edilmiş kopyelerden çekilmiş fotoğraflardır ki, asıl materiyal ile hiçbir münasebeti yoktur. Bundan dolayıdır ki silinmiş ve rötuş edilmiştir. Dördüncü kitabe, şüphesiz, ıstampaj değildir, Ebu Said Ma'sum'un veya başka birinin istinsah ettiği kopyadır, mühim hataları vardır. Mezar taşımn yukarıki kısmında kelime-i tevhid yazılmış bulunan en güzel ve büyük kitabenin beceriksizce yapılan kopyesi (belli ki ıstampaj ile alınmış değil) bil-hassa göze çarpmaktadır. Burada hakkak bir hata yapmıştır: boş kalan yeri doldurmak için kufi hattiyle illll yazmak istemiş fakat "mim"i atladığı için yazmıştır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: GÛR-İ EMİR TÜRBESİNDE TİMUR'UN VE AHFADININ MEZAR KİTABE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Ara 2010, 23:08

Resim
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Timur İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir