Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kuvayı Milliye ve Atatürk

Burada Birinci Dünya Savaşı, Büyük Atamız Atatürk ve Kurtuluş Savaşımızın Başlangıcı hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Kuvayı Milliye ve Atatürk

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Oca 2013, 00:37

Kuvayı Milliye ve Atatürk

“Öncelikle Kuvayı Milliye nedir?” sorusuna cevap vererek başlayalım: Kuvayı Milliye, Mondros Ateşkes Antlaşmasından hemen sonra Anadolu’nun düşman işgaline uğraması üzerine Türk ulusunun tamamen “kendi iradesiyle” ve “kendi imkânlarıyla”, namusunu ve onurunu korumak için düşmana karşı harekete geçmesidir.

Kuvayı Milliye bir ruhtur; vatanı emperyalistlerin ayakları altında çiğnenen, her şeyini kaybetme noktasına gelmiş Türk ulusunun, varını yoğunu ortaya koyarak “isyan etmesini” sağlayan kutsal bir ruh...

Kuvayı Milliye bir “halk destanıdır”; bir dizi yıpratıcı savaştan yeni çıkmış perişan bir ulusun imkânsızlıklar içinde yazdığı bir destan...

Kuvayı Milliye’nin iki anlamı vardır. Birincisi, işgalcilere karşı gerilla savaşı yapan milis kuvvetleri... İkincisi, yine işgalcilere ve ayrılıkçı azınlıklara karşı oluşturulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri...

Şimdi her iki anlamda Kuvayı Milliye’nin ne zaman ve nasıl ortaya çıktığını inceleyelim.

1. Gerilla Savaşı Yapan Milis Kuvvetleri Anlamında Kuvayı Milliye:

İlk işgaller, Mondros Ateşkes Antlaşmasından hemen sonra 1918 Kasım ayı başlarında gerçekleşmiştir. İngilizler, Musul, İskenderun, Urfa, Antep, Maraş, İzmit, Sinop, Samsun, Merzifon, Batum; Fransızlar, Hatay, Urfa, Antep, Maraş (1919’da); İtalyanlar, Adana, Mersin ve Akdeniz kıyı şeridini işgal etmişlerdir.

Bu ilk işgallere karşı ilk direniş, Hatay Dörtyol Karakese köyünde meydana gelmiştir. Karakese köy halkı, 19 Aralık 1918’de Fransız işgaline karşı silahlı direnişe geçmiş, köylüler Fransız askerleriyle çatışmıştır.

1918 Kasım ayından 1919 Mayıs ayına kadar geçen yaklaşık 6 aylık sürede, Anadolu’da düşman işgaline karşı Karakese köyündeki bu direnişten başka ciddi bir direniş meydana gelmemiştir. İşgalcilerin stratejik hareket etmeleri, halka yönelik saldırgan davranışlardan kaçınmaları, savaş yorgunu halkın artık savaş istememesi gibi nedenlerle direniş çok sınırlı kalmıştır. Doğrusu, İzmir’in işgaline kadar Anadolu’da bir Kurtuluş Savaşı’ndan söz etmek olanaksızdır.

Paris Barış Konferansı’nda alınan karar doğrultusunda İngiltere ve Fransa’nın isteğiyle Yunanistan’ın İzmir’i işgaline karar verilmiştir. 15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunanlılarca çok kanlı bir şekilde işgal edilmesi bardağı taşırmıştır. Yunan ordusunun İzmir’deki katliamlarından dehşete kapılan üzüntü içindeki Türkler meydanları doldurmuş, başta İstanbul olmak üzere yurdun dört bir yanında işgali kınayan protesto mitingleri başlamıştır.

Daha önce Adana ve Musul gibi şehirler de işgal edilmişti; ama halk İzmir’in işgaline duyduğu tepkiyi buraların işgaline duymamıştı. Birincisi, bu şehirler merkeze uzak yerlerdi, İzmir ise İstanbul’dan sonra Anadolu’nun en önemli şehriydi. İkincisi, Adana ve Musul’u İngiltere, İzmir’i ise dükü tebaa Yunanistan işgal etmişti. Yunanlıların Balkan Türklerine çektirdiği acılar ve sıkıntılar henüz hafızalardaki canlılığını korumaktaydı. Üçüncüsü, İngilizler Adana ve Musul’u işgal ederken Yunanlıların İzmir’de yaptığı gibi “kıyım ve katliam” yapmamışlardı.

Sina Akşin ve Sabahattin Selek gibi birçok tarihçi, Kuvayı Milliye hareketinin İzmir’in işgalinden sonra ortaya çıktığını belirtmişlerdir.

Kuvayı Milliye, 15 Mayıs 1919’da İzmir kordonboyundaki işgalci Yunan askerlerine ilk kurşunu sıkan gazeteci Haşan Tahsin’in namlusundan çıkan o kurşunla başlamıştır denilebilir.

İzmir’in işgalinden sonra Burdur Askerlik Şubesi Başkanı İsmail Hakkı Bey, ‘Halkın çoğunluğuna dayanacak biçimde bir teşkilat yapılmasını ve bunun mümkün mertebe el altından silahlandırılmasını” teklif etmiştir. Bu teklif doğrultusunda 57. Fırka Kumandanı Albay Şefik Bey, Aydın’dan Genelkurmay’a gönderdiği bir raporda, “Durumun düzeltilmesi için Kuvayı Milliye teşkilatı oluşturmanın en iyi tedbir olacağını” bildirmiştir. Bu raporu alan Genelkurmay Başkanı Cevat (Çobanlı) Paşa da raporun sonundaki, “Kuvayı Milliye kurulmalıdır...” cümlesinin altını çizmiş ve “Son karar gayet önemlidir, acele edilmesi gerekir” diye not düşmüştür.

O günlerde Menemen üzerinden Manisa’ya giden Kazım Özalp, yol boyunca İzmir’in işgalini anlatarak bir direniş teşkilatı kurulmasını istemiştir.

İzmir’in işgalinden sonra Türk halkı tepkisini sadece protesto mitinglerinde göstermekle kalmamış, düşmana karşı doğrudan silahlı direnişe de geçmiştir.

İzmir’in işgalinden hemen sonra belli başlı iki silahlı direniş vardır:

1. 28 Mayıs 1919’da Ayvalık’ta Yarbay Ali (Çetinkaya) ve Albay Bekir Sami Bey komutasındaki 600 kişilik bir Türk gücü, bir Yunan alayına ateşle karşılık vermiştir.

2. 31 Mayıs 1919’da İzmir Ödemiş’te Yüzbaşı Tahir Bey komutasındaki 120 kişilik bir sivil milis gücü Yunan ordusuyla çatışmaya girmiştir. Bu milis gücü Yunan ordusu karşısında tutunamayınca 1 Haziran 1919’da Ödemiş Yunanlıların eline geçmiştir.

Bir süre sonra, Ege’deki Yunan zulmüne karşı Çerkez Ethem, Demirci Mehmet Efe, Yörük Ali Efe, Denizli ve Çal müftüleri mücadele bayrağını açmıştır. Bu sırada güneyde Şahin Bey ve Sütçü İmam, Karadeniz’de de Topal Osman direniş başlatmışlardır.

Görüldüğü gibi İzmir’in işgaline kadar, Anadolu’da dişe dokunur bir direniş hareketi yoktur. Gerilla savaşı yapan milis kuvvetleri anlamında Kuvayı Milliye İzmir’in işgalinden sonra yavaş yavaş ortaya çıkmıştır. Üstelik bu dağınık haldeki ve sistemsiz direniş hareketi “vatan savunması”ndan çok “namus ve onur savunması” biçiminde kendini göstermiştir. İşgalci Yunanlılarca çocuğu öldürülen, karısının ırzına geçilen Müslüman Anadolu insanı, onuru için, namusu için silaha sarılmıştır. Başlangıçta amaç “vatan savunması” değildir. Herkesin derdi, öncelikle namusunu korumak ve işgalcileri bulunduğu bölgeden uzaklaştırmaktır.

2. Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri Anlamında Kuvayı Milliye:

Mondros Ateşkes Antlaşmasından hemen sonra yurdun değişik yerlerindeki “örgütçü vatanseverler” harekete geçerek işgalcilere ve ayrılıkçı azınlıklara karşı gizli açık direniş cemiyetleri kurmaya başlamışlardır. Bölgesel kurtuluşu amaçlayan bu cemiyetlere Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri adı verilmiştir.

İlk Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri, 2 Aralık 1918’de Edirne’de Yunan işgaline karşı direnişe geçmek amacıyla kurulan Trakya Paşaeli Cemiyeti ve yine aynı tarihte İstanbul’da Ermeni işgallerine karşı kurulan Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’dir. Bu cemiyetin ilk önemli çalışması 5 Kasım 1918’de düzenlenen Kars İslam Şurası’dır. Bu teşkilat Kars İslam Şurası Hükümeti adında geçici bir hükümet kurmuştur. Bu hükümetin bir parlamentosu ve bir ordusu vardır. Kars’a giren İngilizler, 19 Nisan 1919’da bu hükümete son vermiş ve hükümet üyelerini Malta’ya sürgün etmişlerdir.

28 Aralık 1918’de de Yunanlılara ve ayrılıkçı Rumlara karşı İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuştur. Cemiyet, İzmir’de bir kongre toplamıştır.

Aralık 1918’de yine İzmir’de Reddi İlhak Cemiyeti kurulmuştur.

Şubat 1919’da Trabzon’da, ayrılıkçı Rumlarla mücadele etmek için Trabzon Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti kurulmuştur.

Resim
Dönemin Basınından Alıntılar: Günümüz Türkçesine Çevrilmiştir.

Bu ve benzeri Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri, Anadolu’da çok sayıda “yerel kongre” düzenlemişlerdir. 5’i Balıkesir’de olmak üzere Anadolu’da iki yılda toplam 28 yerel kongre toplanmıştır. Bunların 13’ü Sivas Kongresi’nden önce, 7’si de Atatürk Samsun’a çıkmadan öncedir.

Bir Beyin Jimnastiği

Bu Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri ve onların düzenlediği yerel kongreler, “direniş fikrinin” yayılmasında çok önemli bir işlev görmüştür. Ancak, bütün bu cemiyetler ve yerel kongreler, Anadolu’yu çepeçevre saran emperyalizme karşı topyekûn bir mücadeleyi değil, sadece doğu’da Ermenilerle ve batıda Yunanlılarla mücadeleyi amaçlamıştır. İşte bu cılız Anadolu direnişini topyekûn bir direniş haline getiren Atatürk’tür.

Hatta, bu mücadelede Müdafaa-i Hukukçular ve Kuvayı Milliyeciler başlangıçta özellikle İngilizleri “kurtarıcı” olarak görmüşler, ilk fırsatta Yunanlılara karşı İngilizlerden yardım istemişlerdir. Örneğin Alaşehir Kongresi, 23 Ağustos 1919 tarihinde delegelerin tümünün imzasıyla İngiliz temsilcisi General Milne’ye gönderdiği bir telgrafta Yunanlılara karşı İngilizlerden yardım istemiştir. Alaşehir Kongresi Başkanı Hacım Muhittin, 21 Ağustos 1919’da İngiliz temsilcilerine gönderdiği bir mektupta açıkça “Yunana bayır; ama İngilize, Fransıza evet!” demiştir. Salihli Kuvayı Milliye Komutanı Demirci Mehmet Efe ise daha da ileri giderek açıkça “İngiliz işgaline kayıtsız şartsız rıza gösteririz” demiştir. Alaşehir Kongresi sırasında Kongre Başkanı ve önemli delegeler İngiliz yüzbaşısı Johnson ve Fransız Yüzbaşısı Villa ile kadeh tokuşturmuşlardır.

Özetlersek:

1. İlk işgaller 1918 Kasım ayının başlarında gerçekleşmiştir. Kasım 1918’deki İngiliz, Fransız ve İtalyan işgallerine karşı Anadolu’da önemli bir silahlı direniş gerçekleşmemiştir.

2. İşgallere karşı ilk silahlı direniş 19 Aralık 1918’de Hatay Dörtyol Karakese köyünde gerçekleşmiştir.

3. İlk yararlı cemiyetler (Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri) 2 Aralık 1918’de kurulmuştur. (Trakya Paşaeli ve Doğu Anadolu Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri)

4. Mondros Ateşkes Antlaşmasından hemen sonra kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri ve onların düzenledikleri yerel kongreler sadece Yunanlılarla, ayrılıkçı Ermenilerle ve Rumlarla mücadeleyi amaçlamış, hiçbir şekilde İngilizlerle, Fransızlarla ya da İtalyanlarla mücadele düşüncesi taşımamıştır.

5. Yurt çapında gerçek anlamda düşmana direniş düşüncesi 15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunanlılarca işgalinden sonra ortaya çıkmıştır.

Şimdi de bu tabloyu, Atatürk’ün çalışmalarıyla yan yana getirelim:

1. Atatürk, 1 Kasım 1918’de Adana’dan Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya gönderdiği raporda İngilizlere karşı “silahlı direnişten” söz etmiştir.

2. Atatürk, 4 Kasım 1918’de Ali Fuat Paşa’yla yaptığı “Adana Mülakatı ”nda ilk direniş yuvalarının kurulmasına karar vermiştir.

3. 31 Ekim 1919’da Yıldırım Orduları Komutanı olduğunda elindeki silahları halka dağıtarak depolarda saklatmıştır.

4. İzmir, 15 Mayıs 1919’da işgal edilmiştir ve ilk direnişler bu tarihten sonra başlamıştır. Atatürk ise 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmıştır. Yani arada sadece 4 gün vardır. ''''Atatürk Samsun’a çıkmadan önce Kurtuluş Savaşı başlamıştı” diyen tarihçilere, “Her şey 4 günde mi oldu?” diye sormak isterim!

“Ey Cumhuriyet tarihi yalancıları”, boşuna lafı eveleyip gevelemeyin! Kurtuluş Savaşı’nı, Anadolu direnişini, herkesten önce Atatürk düşündü ve bu konuda herkesten önce Atatürk harekete geçti!

Belgelerle biraz beyin jimnastiği yapmaya ne dersiniz? Atatürk, Adana’dan Genelkurmay’a 3 Kasım 1918’de “İngiliz işgaline karşı silahla direnilmesine” ilişkin raporunu gönderdiğinde ve Ali Fuat Paşa’ya “Direniş yuvalan kuralım” dediğinde Doğu Anadolu’da Kars Milli Şurası’nın toplanmasına 2 gün, ilk yararlı cemiyetler Trakya Paşaeli ve Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin kurulmasına 29 gün, 57. Fırka Kumandanı Albay Şefik Bey’in Genelkurmaya gönderdiği “Kuvayı Milliye kurulmasına” ilişkin rapora, Haşan Tahsin’in ilk kurşunu atmasına ve işgali kınayan mitinglerin yapılmasına tamı tamına 6 ay vardı... Başka söze gerek var mı?

Kaynakça
Kitap: CUMHURİYET TARİHİ YALANLARI, Yoksa siz de mi kandırıldınız?...
Yazar: SİNAN MEYDAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Birinci Dünya Savaşı, Büyük Atamız Atatürk ve Kurtuluş Savaşımızın Başlangıcı Hakkında Gerçekler

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir