Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Mondros Ateşkes Antlaşması ve Atatürk

Burada Birinci Dünya Savaşı, Büyük Atamız Atatürk ve Kurtuluş Savaşımızın Başlangıcı hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Mondros Ateşkes Antlaşması ve Atatürk

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Oca 2013, 00:25

Mondros Ateşkes Antlaşması ve Atatürk

Almanya’nın yenilmesi, Bulgaristan’ın savaştan çekilmesi, değişik cephelerde alınan ağır yenilgiler ve son olarak Amerikan başkanı Wilson’un yayınladığı ilkeler, Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’ndan çekilmesinde etkili olmuştur.

13 Ekim 1918’de Talat Paşa Hükümeti istifa etmiş ve yerine Ahmet İzzet Paşa Hükümeti kurulmuştur.

Kütülamere’de esir alınan İngiliz generali Townshend’ın arabuluculuk yapmasıyla, Osmanlı Devleti adına Bahriye Nazırı Rauf Bey (Orbay) ve İtilaf Devletleri adına da İngilizlerin Akdeniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Calthorpe, Limni Adası’nın Mondros Limanı’nda Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzalamışlardır (30 Ekim 1918).

Mondros Ateşkes Antlaşması’nın çok ağır maddeleri vardır. Örneğin 7. maddede, “İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehdit eden bir durumda istedikleri herhangi bir stratejik bölgeyi işgal edebileceklerdir” denilirken; 24. maddede, “Doğu’daki altı ilde karışıklık çıkarsa oralar işgal edilecektir...” denilmektedir. Ayrıca, Osmanlı’nın bütün orduları dağıtılacak, bütün ağır silahlarına el konulacak, bütün yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynakları, telgraf hatları, demir yolları, tersaneleri ve tünelleri İtilaf Devletleri’nin kontrolüne bırakılacaktır. Gerektiğinde İstanbul da işgal edilebilecektir.

Hamidiye kahramanı Osmanlı Bahriye Nazırı Rauf Bey’in, “İngiliz centilmenliğine” güvenerek imzaladığı Mondros Ateşkes Antlaşması’nı Ahmet İzzet Paşa Hükümeti de olumlu karşılamıştır. Padişah Vahdettin de Mondros’tan memnundur. İsmet Paşa bile “mütareke metni okunduğu zaman açık ifade ile göze batacak sakıncalar taşımadığını” belirtmiştir.

Atatürk, Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalandığını, Sadrazam ve Genelkurmay Başkanı Ahmet İzzet Paşa’nın 31 Ekim 1918 tarihli telgrafıyla öğrenmiş, antlaşmanın metnini ise 3 Kasım 1918’de görmüştür.

Atatürk, 25 maddelik bu antlaşmayı incelediğinde şunları düşünmüştür:

“Bu antlaşmayı baştan sona incelediğimde bende meydana gelen kanaat şu idi: Devlet-i Aliye-i Osmaniye bu antlaşma ile kendini kayıtsız şartsız düşmanlara teslim etmeye razı olmuştur. Yalnız razı olmamış, düşmanların memleketi işgali için ona yardım da vaat etmiştir. Bu beni çok hazin düşüncelere sevk etti.”

Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandıktan sonra Osmanlı Hükümeti, komutanlara bu antlaşma konusundaki görüşlerini sormuştur. “Bu mütareke reddedilsin” diyen tek komutan Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Atatürk, antlaşmayı inceledikten hemen sonra, komutası altındaki 2. ve 7. kolordulara gönderdiği bir emirle “Suriye sınırının Osmanlı Devleti’nin Suriye vilayetinin kuzey sınırı olduğunu, Türklerin çoğunlukta olduğu bölgelerin esas hat olarak kabul edilmesi gerektiğini, mütareke şartlarının yeterince açık olmadığım, dolayısıyla yapılacak işgallere karşı uyanık olunmasını, Toros tünellerini işgal edecek İtilaf kuvvetlerinin yanma Türk kuvvetlerinin yerleştirilmeye çalışılmasını'’'' istemiştir.

Atatürk, ayrıca komutasındaki birliklere gönderdiği emirlerde Mondros’un açık olmayan hükümleri nedeniyle dikkatli olunmasını istemiştir.

Bizim İçin Herşey Yeni Başlıyor


Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918’de Atatürk, Adana’ya gelerek Liman Von Sanders’ten Yıldırım Orduları Komutanlığı’nı devralmıştır. Devir teslim töreni sırasında bir ara Von Sanders, “Bizim için her şey bitti!” deyince Atatürk, Alman generalin gözlerinin içine bakarak, “Savaş müttefikler için bitmiş olabilir, fakat bizi ilgilendiren savaş, istiklal savaşımız şimdi başlıyor!” demiştir. Atatürk’ün 31 Ekim 1918’de Alman generalin gözlerinin içine bakarak söylediği bu sözler, kafasındaki direniş düşüncesinin en önemli kanıtıdır.

Atatürk, Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı görevine gelir gelmez eldeki dağınık birlikleri derleyip toparlamaya başlamıştır. Her şeye rağmen kararlıdır! İngilizleri Halep önlerine mıhlamıştır ve onların daha içerilere girmesine asla izin vermeyecektir!

Atatürk anılarında, bu konudaki kararlılığını, “Elim altında bulunan iki ordunun arzu ettiğim tarzda güçlendirilmesi halinde bütün felaketlere rağmen Türk sesini işittirebileceği kanaatindeydim. Bu yolda işe başladım” diyerek ifade etmiştir.

Mondros Ateşkes Antlaşması’nın bütün ağırlığına, eldeki kuvvetlerin bütün perişanlığına rağmen Atatürk, büyük bir inançla, “Türk sesini işittirmeyi” düşünebilmiştir.

Atatürk, bir taraftan emrindeki kuvvetleri derleyip toparlamaya çalışırken diğer taraftan da düşmanın Anadolu’ya ayak basmaması için gereken önlemleri almıştır. Atatürk’e kulak verelim:

“Nitekim mütarekeden hemen sonra Halep ve Katma arasında ordumuzun süngüleriyle çizmiş olduğu hattı geçmek isteyen İngilizlere karşı derhal süngü ile karşı koymakta tereddüt göstermedim. Nitekim İskenderun körfezine yaklaşmak isteyen düşman donanmasına ateş emri verdim.”

Atatürk dışında Mondros Ateşkes Antlaşması’na açıkça tepki gösteren iki komutan daha vardır. Bunlardan biri Irak cephesi komutanlarından Ali Ihsan (Sabis) Paşa, diğeri de Kafkas cephesi komutanı Yakup Şevki Paşa’dır.

Görüldüğü gibi Atatürk, daha Anadolu işgal edilmeden çok önce, I. Dünya Savaşı’nın sonlarında, 1917-1918 yılları içinde, Suriye-Filistin cephesinde 7. Ordu Komutanıyken, Halep’in kuzeyinde İngilizlere karşı oluşturduğu savunma hattıyla ilk direnç noktasını, ilk direniş duvarını meydana getirmiştir.

Kendi ifadesiyle “Süngüyle çizilen bu sının geçmek isteyen İngilizlere karşı derhal süngü ile karşı koyma” ve “İskenderun körfezine yaklaşmak isteyen düşman donanmasına ateş emri” vermiştir. Dolayısıyla Atatürk, daha düşman Anadolu’ya ayak basmadan önce “Anadolu direnişine” başlamıştır.

Atatürk’ün Halep’in kuzeyinde direniş hazırlıkları yaptığı ve İskenderun’a girecek İngiliz ordusuyla çarpışmaya hazırlandığı o günlerde Türkiye’nin neresinde hangi direniş hareketi vardı?

Kuvayı Milliye henüz kurulmamıştır.

Hiçbir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yoktur.

İlk kurşun daha sıkılmamıştır.

Hiçbir yerel kongre toplanmamıştır.

Enver Paşa Hindistan’a yeni bir sefer yapmayı düşünmektedir.

Padişah Vahdettin ise İngilizleri kızdıracak, küstürecek hareketlerden ısrarla kaçınılması gerektiğini öğütlemektedir.

İşte, 1918’in Kasım ayının başlarında Türkiye’deki manzara budur.

Bir tek o, yaklaşmakta olan tehlikenin farkındadır ve bir tek o, bu büyük tehlikeye yönelik ciddi önlemler almaya başlamıştır.

Kaynakça
Kitap: CUMHURİYET TARİHİ YALANLARI, Yoksa siz de mi kandırıldınız?...
Yazar: SİNAN MEYDAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Birinci Dünya Savaşı, Büyük Atamız Atatürk ve Kurtuluş Savaşımızın Başlangıcı Hakkında Gerçekler

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir