Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Çepni Türkmenlerinin Tarihte Bulundukları Bölgeler

Burada Çepni Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Çepni Türkmenlerinin Tarihte Bulundukları Bölgeler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2012, 18:44

Çepni Türkmenlerinin Tarihte Bulundukları Bölgeler

Türkiye tarihinin yerli kaynakları'nda adı ilk önce anılan Oğuz boyu, muhtemelen, Çepniler'dir. Gerçekten, aşağıda görüleceği gibi, 1277 yılında "Çepni Türkleri" Trabzon Rum İmparatoruna karşı denizde parlak bir zafer kazanarak o zamanlar Karadeniz'in en önemli ticaret limanı olan Sinob'un onun eline geçmesine mani olmuşlardır. Bu mühim olaydan sonra Çepniler Karadeniz fatihleri arasında yer aldılar. Böylece onlar bir yandan Samsun yönünden, öbür yandan da Şebinkarahisar-Bayburt yöresinden Karadeniz kıyılarına yapılan fetihlere katıldılar. XIV. yüzyılda Ordu yöresindeki Bayramlu beyliği, çok kuvvetli bir ihtimal ile, Çepniler tarafından kurulduğu gibi, Giresun Kürtün ve Vakfıkebir arasındaki bölge de onlar tarafından fethedilmiştir. Fakat Çepniler bu fetihlerle yetinmemişlerdir. XVÜ. yüzyıldan itibaren Çepniler Trabzon'un doğusundaki yerlere göç hareketlerinde bulunmaya başlamışlar, XVÜI. yüzyılda da Sürmene, Of ve Rize yörelerinde yurt tutmuşlardır. Rize bölgesinde bilhassa İkizdere (eski adı Kura-yı Seb'a), Kalkandere (Karadere) ile merkez yörede yoğun bir şekilde yerleşen Çepniler, oralarda da durmayıp Batum'a kadar gitmişlerdir.

Fakat töreye sıkıca bağlı, cesur ve çok faal olan bu Oğuz boyunun rolü sadece Karadeniz bölgesinin fethi ve iskânı ile sınırlı kalmamış, Anadolu'nun başka yerlerinde de geniş ölçüde yerleşme faaliyetlerinde bulunmuşlar ve bazı yerlerde kimliklerini de zamanımıza kadar korumuşlardır. İşte, Çepniler'i müstakil olarak incelememizin sebebi, Türkiye'nin doğuşunda oynadığı bu müstesna roldür.

Bu inceleme Türk Dünyası Tarih Dergisi'nde sayın okuyucuların istifadesine sunulmuştu . Fakat çoğunluğunu Çepniler'in torunlarının meydana getirdiği okuyucular'ın Israrlı istekleri üzerine bu makalelerin birleştirilip bir kitap halinde yayınlanmasına karar verilmiş ve görüldüğü gibi, bu karar da uygulanmıştır.

Sözlerime son vermeden önce Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Başkam Sayın Prof. Dr. Turan Yazgan Bey'e gerçekten çok teşekkür ederim. Aziz arkadaşını "Çepniler'in" dergide yayınlanmasını ve sonra kitap halinde çıkmasını kabul etmek lutfunda bulunmuştur.

Vakfın Müessese Müdürü Saadet Pınar Yıldırım Hanım'a da teşekkür etmeyi unutmamalıyım. Çünkü Sayın Saadet Hanım kitabın en iyi bir şekilde çıkması için yakın bir ilgi göstermiştir. Dizgi Odası'ndaki kızlarımız da metnin dizgi hataları ihtiva etmemesi hakkında ellerinden gelen gayreti yerine getirmişlerdir. Onlara da içtenlikle teşekkür ederim.

Kendisi de temiz bir Çepni Türk'ü olan Ayhan Yüksel Bey de müsveddeyi okumak nezâketini göstermiştir. Bu genç arkadaşıma da ayrıca teşekkür ederim.

- Çepniler Türkiye Türkleri'nin Ataları Olan Oğuzlar'ın 24 Boyundan Biridir. Çepniler Anadolu'nun Bir Türk Yurdu Olmasında En Büyük Rolü Oynayan Boylardan Biridir.

- Çepniler Giresun'dan Batum'a Kadar Uzanan Doğu Karadeniz Bölgesinde de Yurt Tutarak Bu Bölgede Türklüğü Hakim Kılmışlardır.

- Çepniler Oynadıkları Bu Büyük Roller İle Türk Milletinin Şükrân Ve Minnetini Kazanmışlardır.

Çepniler'in adı, diğer Oğuz boylarınınki gibi, ilk defa olarak büyük Türk bilgini Kaşgarlı Mahmud'un XI. yüzyılda yazdığı Divanu lugatit-Türk (Türk lehçeleri sözlüğü) adlı eserinde geçmektedir. Büyük âlimimiz Kaşgarlı, adı geçen eserinde Çepni boyunu 21. sırada zikretmiş ve damgasının şeklini de vermiştir.

Eserini XÜI. yüzyılın başlarında Hindistan'da yazmış olan Fahreddin Mubârekşah, kitabında bir çok Türk kavimleri ile 15 kadar Oğuz boyunun adım da vermiştir. Bu Oğuz boyları arasında Çepni adı görülemiyor .

XIV. yüzyılın başlarında İlhanlılar'ın başkenti Tebriz'de Vezir Reşideddin'in başkanlığında bir heyet tarafından yazılmış olan cihan tarihi Câmiüt-tevârih'te Çepniler Oğuz eli'nin Üç Ok kolundan gösterilmiş, Oğuz Han'ın altı oğlundan biri olan Gök Han'ın dört oğlundan biri sayılmıştır. Gök Han'ın diğer üç oğlu ise Bayındır, Peçenek ve Çavuldur (Çavundur) idi. Çepni'den Çepni boyu,
diğerlerinden de Bayındır, Peçenek ve Çavuldur (Çavundur) boyları türemişlerdir. Divana Lugatit-Türk'te olduğu gibi, Câmiüt-tevârih'te de Çepniler'in damgaları verilmiştir . Oğuz boyları bu damgaları davarlarına, atlarına vuruyorlardı. Böylece boyların koyunları, atları karışınca bu damgalar sayesinde birbirinden kolayca ayırtedilebiliyordu. Bu husus damgaların çok eski zamanlardan kalma olduğunu pek açık bir şekilde gösterir.

Yine Câmiüt-tevârih'e göre her dört kardeş boyun toylarda yani şölenlerde koyunun etinden yiyecekleri kısım belirlenmişti. Buna da ülüş (=pay) denilmektedir. Buna göre Bayındır, Becene (Peçenek), Çavuldur (>Çavundur) ve Çepni boyuna mensup olanlar koyunun sol karı yağrın", yani sol kürek kemiğinin bulunduğu kısmını yiyeceklerdir. Koyunun bu tarafının etinin en değerli kısmı sayıldığı anlaşılıyor. Çünkü "sağ kan yağrın" yani sağ kürek kemiği kısmı da en itibarlı boy sayılan Kayı ile kardeşlerine ayrılmıştı.

Yine aynı esere göre . Çepni ve kardeşlerinin onkunları da Sunkur (Sungur)'dur. Sunkur doğan türünün en ünlü avcı kuşudur. Bu kuşun adı eski Türkler tarafından şahıs adı olarak çok kullanılmış tu-. Selçuklular devrinde birçok Türk beyinin Ak Sunkur (Sungur), Kara Sunkur (Sungur) adlarını taşıdığını biliyoruz. Ancak bu onkunlar olsa olsa İslâmiyetten önce, çok eski zamanlardan kalma olabilir. Kaşgarlı Oğuz boylarının onkunlarından söz etmiyor .

Çepni'nin manasına gelince, Kaşgarlı Oğuz boylarının taşıdıkları isimlerin manaları hakkında bilgi vermiyor. Reşideddin'e göre ise Çepni, "nerede yağı görürse hemen savaşır" demekdir .

1312 yılında Endülüslü âlim Ebû Hayyân tarafından Türkçe hakkında Kahire'de yazılmış, Kitabul-idrâk li-lisanil-Etrâk adlı eserde Çepniler'in adı geçiyor. Ebû Hayyân Çepniler'i bir Türk boyu olarak tanıtıyor . Bu kayıt Çepniler'in önemli bir başarı elde ederek adlarını Mısır'a kadar duyurmuş olduklarını gösterir. Çünkü zikredilen eserde sadece Çepni ile Kınık boyundan sözediliyor ve diğerlerinin adları geçmiyor.. Kınıklar, bilindiği üzere, Selçuklu hanedanını çıkarmış olan boydur.

Bilindiği üzere Oğuz eli Orta Asya'da, Aşağı Seyhun boylarındaki yurtlarında yaşarlarken X. yüzyıl ile XI. yüzyılın başlarında kendiliğinden İslâmiyeti kabul etmiştir. Müslüman olmaları üzerine Mâveraünnehirli (başlıca Semerkand-Buhara bölgeleri) komşuları onlara Türkmen adını vermişlerdir. Oğuzlar yabancıların kendilerine verdiği Türkmen adını uzun bir müddet benimsememişler ise de XÜI. yüzyıldan itibaren Türkmen adı her yerde Oğuz'un yerini almış ve Oğuz, şanlı ataların isimleri olarak gönüllerde yaşamıştır.

Kınık boyuna mensup Selçuklular'ın idaresinde Oğuz eli'nden bir küme XI. yüzyılın ortalarına doğru Horasan da Selçuklu devletini kurmuştur(1040 yılında). Selçuklu hükümdarı Alp Arslan'ın 1071 yılında Malazgiıd savaşını kazanması üzerine de Anadolu'da yurt edinme faaliyetleri başlamıştır.

Yarlığlar, buyrultular, bitiler, fermanlar, tayin belgeleri, vakfiyeler, resmî vesikalar ile tarih kitapları ve diğer kaynaklardaki Türkçe yer adlarının incelenmesi, XÜI. yüzyılın ikinci yarısında Anadolu'daki kırlık kesimde yoğun bir Türk yerleşmesinin yapılmış olduğunu kesin bir şekilde ortaya koymuştur. Fazla olarak yine aynı yıllarda uçlarda (sınır bölgelerinde) kalabalık sayıda Türkmen kümeleri yani Türk göçebe toplulukları yaşıyorlardı. Bu toplulukların başlıcaları şunlardı:

1. Antalya-Denizli-Isparta Bölgesi:

Kuzey Afrikalı coğrafyacı İbn Said'e göre . Bu Türkmen topluluğunun nüfusu 200.000 çadırdır. Her çadırda 5 kişi yaşadığı kabul edilirse bu Türkmen topluluğunun en az 1.000.000 nüfusa sahip olduğu anlaşılır. Ünlü Türkmen halılarını bu Türkmenler'in dokuduklarını aynı müellifden öğreniyoruz.

2. Kütahya-Eskişehir Bölgesi:

Yine aynı müellife göre Kütahya Eskişehir bölgesinde 30.000 çadır (en az 150.000 nüfus). Türkmen yaşıyordu . Bu kümenin Batı Anadolu ve Marmara bölgelerinin feth ve iskânında rol oynadığı söylenebilir.

3. Kastamonu Bölgesi:

İbn Said bu bölgedeki Türkmen kümesinin 100.000 çadır (en az 500.000 kişi) olduğunu yazıyor.

4. Çepniler:

Onlardan az aşağıda söz edilecektir.

5. İçil Bölgesi:

Moğollar ile en fazla mücadele eden bu bölgedeki Türkmen topluluğudur. Başlarında Karaman oğulları hânedanının bulunduğu bu topluluk, Ermenek-Mut Silifke-Gülnar ve Anamur şehirlerinin bulunduğu bölgede yaşamış ve ancak XIV. yüzyılda Konya ovasına inerek orada kuzey ve kuzey batıya doğru yayılmıştır.

6. Malatya-Maraş:

XÜI. yüzyılda Türkmenler adı geçen bölgelerin daha çok ormanlık kesimlerinde yaşamakta idiler. Bundan dolayı kendilerine Ağaç Eri yani ormanlarda yaşayanlar denilmiştir. Ağaç Eriler'in XV. yüzyıla kadar varlıklarını korudukları biliniyor. Aynı yüzyılda onlardan bir kısmı Kara Koyunlu fethi sonucunda İran'a gitmiştir. Anadolu'da kalanların ise ne olduğu kesin olarak bilinemiyor. Türkiye'deki umumî kanaata göre zamanımızda Tahtacı adı verilen vatandaşlarımız, onların torunlarıdır .

7. Kuzey Suriye:

Bunlar ağır Moğol baskısı üzerine Anadolu'dan Suriye'ye yani Memlük devleti topraklarına göç etmişlerdir. Memlük kaynaklarında göçeden bu Türkmen kümesinin 40.000 çadır (en az 200.000 kişi) olduğu yazılır. XV. yüzyıldaki yine Memlük müelliflerinden Halil Zahirî, Suriye'deki Türkmenler'in kalabalık olup 180.000 asker çıkardıklarını bildirir . Bu Türkmenler, daha önce Anadolu'da olduğu gibi, Kuzey Suriye'de bulundukları zamanlarda da Moğollar'la mücadele etmekten geri durmamışlardır. Boz Ok ve Üç Ok adları ile Oğuz eli'nin ikili teşkilatını muhafaza eden bu Türkmenler, Moğol hakimiyetinin sona ermesinden itibaren küme küme, bölük bölük Anadolu'ya dönmüşlerdir. Onların bir kısmı Anadolu yolu ile muhtelif siyasî hadiseler yüzünden İran'a gitmişlerdir. Başta Beğdili ve Elbeğli boylarının birçok obaları ve diğer Türkmen oymaklarının kolları şimdi de Türk sınırının dışında Haleb ve Trablus Şam yörelerinde yaşamaktadırlar.

8. Doğu ve Güney Doğu Anadolu:

Buralarda XIV. yüzyılda Ak Koyunlular ve Karakoyunlular'ın yaşadıklarını biliyoruz. Daha sonraları mühim roller oynayacak olan bu iki ünlü Türkmen topluluğunun bu zamanda (XÜI. yüzyılın ikinci yarısı) Güney Doğu Anadolu'da yaşadıkları anlaşılıyor.

9. Diğer Bölgeler:

Bu yazdıklarımızdan başka Türkiye'nin diğer bölgelerinde de daha az nüfuslu Türkmen topluluklarının yaşadıkları şüphesizdir. Mesela yukarı Kelkit boyunda, Sinop bölgesinde olduğu gibi, Çepniler'den kalabalık bir topluluğun da yaşadığı anlaşılıyor.

Yerli ve yabancı Anadolu'daki Türk yerleşmesini inceleyenlerin Anadolu'ya ne kadar Türk geldiği hakkında tahminlerde bulunurlar ve hatta rakamlar verirlerken köy ve şehirlerdeki yerleşik Türk halkından başka2 yukarıda zikrettiğimiz Türkmen kümelerini ve bilhassa onların nüfusları hakkında verilen rakamları mutlaka gözönüne almaları gerekirdi, Almadıkları için bu konuda ileri sürdükleri görüşlerin ve verdikleri rakamların hiçbir İlmî değeri yoktur. Bu konuda zikrettiğim bilgilerden başka bilgilere sahip değiliz. Bu bilgiler de Türkiye'nin Türklük bakımından çok güçlü kavmî temellere dayandığını göstermeye kâfidir. Soma Moğollar'ın Anadolu'da yurt tutarak Türk yerleşmesini güçlendirdikleri de asla unutulmamalıdır.

XIII. yüzyılın ikinci yarısındaki yurdumuzda yaşayan büyük Türkmen kümeleri hakkında verilen bilgiden sonra asıl konumuza başlayabiliriz.

Sinop Çepnileri:

1277 yılı, Türkiye'nin en hüzün verici, en buhranlı ve ızdıraplı yıllarından birini teşkil eder. Gerçekten Moğollar'a dayanarak Selçuklu devletininin idaresini ele geçirmiş olan İran asıllı Muiniddin Süleyman, Moğollar'ın sonu gelmez isteklerinden bunalarak onlardan kurtulmak için Memlûk hükümdarı Beybars'tan yardıma gelmesini istemişti. İşaret edilen yılda (1277) Beybars Anadolu'ya girdi; Moğol ordusunu Elbistan'da yendikten sonra Kayseri'ye ulaştı. Fakat kendisini çağırmış olan Muiniddin Süleyman Tokat'a çekilip Memlük hükümdarına yardımda bulunmadı. Bunun üzerine Beybars Kayseri'de fazla kalmıyarak ülkesine döndü. Bu sırada, Moğollar kendisine çok güvendikleri Muiddin Süleyman'ın hiyanetini öğrenip hayatına son verdiler. Bu arada Karaman oğlu Mehmed Bey de ayaklanarak devlet merkezi Konya'yı ele geçirmiş ve bir Selçuklu şehzadesini tahta çıkarmıştı.

Resim
Çepni'den Emin Dede ile Arkadaşları ve Kitabın Yazarı (1965)

İşte bu buhranı fırsat bilen Trabzon Rum devleti hükümdarı Giorgi denizden gelerek Sinop'u almak istemişti. Fakat Çepni Türkleri (Türkân-ı Çepni) Sinop'ta bulunan gemilere binerek Giorgi'yi denizde karşılamışlar ve yapılan savaşta onu yenilgiye uğratıp perişan bir halde geri dönmeye mecbur bırakmışlardır .

Çepniler'in Trabzon Rum hükümdarını mağlubiyete uğratmaları onların hem kalabalık, hem de teşkilatlı bir topluluk olduklarını gösterir. Çepniler'in denizle hiç bir ilgileri olmadığı halde gemiler üzerinde önemli bir başarı kazanmaları da gerçekten dikkate şâyândır.

Bu Çepniler'in Sinop bölgesinde yerleştiklerine dair elde hiç bir delil yoktur. Bu sebeple onların doğuya doğru ilerleyerek Ordu bölgesine girdiklerini ve orada Bayram Bey'in idaresinde bir beylik kurduklarını düşünüyoruz.

Nitekim Trabzon Rum imparatoru Ü. Yuannis zamanında (12801297) Türkler'in Ünye yöresini (Halibia) feth ettikleri ve Trabzon'a büyük bir akın düzenledikleri bildiriliyor. İmparator Ü. Aleksios (1297-1331) 1301'de Türk beylerinden Küçük Ağa (?)'yı Giresun'da karşılayarak daha fazla ilerlemesine mani olmuştur .

Sarıçalı köyüne (Manisa) mensup bazı Çepniler (1965)

1313 yılında ise Bayram Bey'in bir pazarı (?) yağmaladığından sözediliyor . Bayram Bey Ordu bölgesini fetheden ve Bayramlı beyliğini kuran zattır. Oğlu Hacı Emir Bey, bazı fetihlerde bulunmuş, torunu Süleyman Bey ise Giresun'u fethetmiştir.

XIV. yüzyılın birinci yarısında yukarı Kelkit vadisinde kalabalık bir Çepni kümesi yaşıyordu. Bu Çepniler 1348 yılında bir ittifaka dahil olarak Trabzon surları önünde göründüler. Gerçekten Erzincan hakimi Ahi Ayna Bey, Bayburt hakimi Mehmed Rikabdâr, Ak Koyunlu Tur Ali Bey bu ittifakın başlıca üyelerini teşkil ediyorlardı. Kuzey Doğu Suriye'deki Türkmen reislerinden Boz Doğan Bey'de Tur Ali Bey'e refakat ediyordu.

Yine Panerotas'a göre müttefikler üç gün savaştıktan sonra başarısızlığa uğrayarak geri dönmüşlerdir .

Fakat aynı yüzyılın ikinci yarısının ortalarında Çepniler'in kuzeye doğru ilerleyip Tirebolu'nun az doğusunda denize dökülen Harşit çayı çevresinde ve ona yakın yerlerde yurt tuttukları ve kışlaklarını
da yukarı Harşit'te kurmuş oldukları görülüyor. Nitekim 1380 yılının kış aylarında imparator Çepniler'in kışlaklarının bulunduğu yukarı Harşit'e kadar giderek onlara karşı pek mühim sayılmayan bazı başarılar elde edip Çepniler'in ellerindeki Hıristiyan tutsakları kurtarmıştır.

1404 yılında Semerkand'a giden İspanyol elçisi Ruy Gonzalez de Clavijo Erzincan'ın kuzeyindeki bir kalede Çepniler'in muhafız ve gözetleyici olarak bulunduklarını işitmişti .

XV. yüzyılın ikinci yarısında Ak Koyunlu hükümdarı Uzun Haşan Bey'in buyruğundaki beylerden biri de Çepni boyundan İl Aldı Bey idi. İl Aldı Bey 1469 yılında Bitlis'in fethinde bulunmuştur . İl Aldı Bey Uzun Haşan Bey'in oğlu Yakub Bey'in hükümdarlığı (1478-1490) zamanında da hayatta idi . Onun dirliğinin Doğu Anadolu'da olduğunu biliyoruz. İl Aldı Bey'in Yukarı Kelkit veya Doğu Karadeniz bölgesindeki Çepniler'e mensup bulunması en kuvvetli ihtimaldir.

XV. yüzyıldaki Bizans müverrihlerinden Halkokondil'in Kolhis'ten (Trabzon'un doğusundaki yöreler) Amastris'e (=Amasra) kadar uzanan bütün Karadeniz kıyılarında Çepniler'in (=Tzapnides) yaşadıklarını yazdığı bildiriliyor ki, dikkate şayandır .

XVI. yüzyıla gelince, Arşiv vesikaları sayesinde Çepniler hakkında tafsilatlı bilgiler elde ediliyor. Tahrir defterlerinde Çepniler'e ait 43 yer adı görebildik. Bunlara göre Çepniler 24 boy arasında dokuzuncu sırada yer almaktadır. Fakat Tahrir defterleri üzerinde daha dikkatli bir araştırma yapılması sonucunda Çepniler'e ait daha fazla yer adı bulunabilir. Bizce tesbit edilen yer adlarından altısı Kastamonu, beşi Bolu bölgelerinde görülmektedir. Bundan başka yine bu boyun adını taşıyan 3 köy Canik, 2 köy ve bir de nahiye Çorum sancaklarında bulunmaktadır. Nahiye müteaddid köyü içine alan geniş toprak parçası yani yöre demektir. Bu sebeple, Çorum bölgesinde de kalabalık bir Çepni topluluğunun yerleşmiş olduğu sanılıyor. Bundan başka 2 köy Sivas, iki köy de Konya bölgelerinde görülmektedir . Burada şu hususu da ehemmiyetle belirtmek isterim. Bir yörede bir oymağın adını taşıyan 3 k#y var ise bu, o yöreye o oymaktan sadece 3 obanın yerleştiğini göstermez; daha çok obanın da yerleştiğini gösterebilir. Bilhassa XVI. yüzyıldan itibaren bir veya birçok yere yerleşen bir oymağın bu yerlerden hiçbirine kendi adını vermediği görülebiliyor. Bu hususta elimizde bir çok misal vardır. Bu sebeple Oğuz boylarına ait yer adlarının pek mühim bir kısmı yerleşik yaşayışa geçme devrinden (XÜ.-XIV. yüzyıllar arası) kalmadır.

Bu Çepni yer adlarından başka yine aynı yüzyılda henüz oturak hayata geçmemiş Çepni toplulukları da vardır. Bu Çepni topluluklarının başlıcaları şunlardır:

1. Haleb Türkmenleri:

1520 yıllarında Haleb Türkmenleri arasında üç kola ayrılmış bir Çepni oymağı görülüyor. Bunlardan 53 vergi evi olan birinci kol Anteb'in kuzey doğusundaki Rum Kale yöresinde oturuyor. Donrul (=Tuğrul) Kethüda’ınn idaresindeki ikinci kol da Antakya'nın kuzeyindeki Gündüzlü kazasında, nüfusu en az olan üçüncü kol ise doğuda bir yerde (Boz Ulus arasında?) yaşamaktadır. 1570 tarihinde yani 50 yıl sonra, diğer Türkmen oymakları gibi, Çepniler'in de nüfusları çok artmıştır. 1520 yıllarında 53 vergi evi olan birinci kol bu tarihte 397 vergi nüfusuna yükselmiştir. İkinci ve üçüncü Çepni kollarının ise 29 ve 16 vergi nüfusları vardır. Bu iki kol "Bcışım Kızıl ıhı", yahut "Başım Kızdılu Çepni" adiyle anılıyor.

XVÜ. yüzyılın ortalarına doğru Çepniler'in ana kolu yine Rum Kale yöresinde yaşıyor ve kasabalar (?), Korkmazlu, Sarılu, Karalar, Köseler ve Şuayyıblu obalarına ayrılıyordu. Başım Kızdılu adını taşıyan diğer iki oymak ise Batı Anadolu'ya göç ederek Saru Han (Manisa) ve Aydın sancaklarında yurt tutmuştu.

Rum Kale'deki "Oturak Çepniler" 1690 yılında Avusturya'ya açılan sefere çağırıldılar.

Ertesi yıl ise Urfa yöresindeki Akça Kale'den Rakka'ya kadar uzanan yerde yerleşmeleri emredilen Sekiz Türkmen oymağı arasında Çepniler de görülüyor .

Bu Çepniler, diğer Türkmen oymakları gibi "yerleştirildikleri yerden" kaçtıkları için ileri gelenlerinden sekiz kişi rehine olarak Amasya ve Çorum kalelerine "kalebend" edilmişler ise de 1706 yılında serbest bırakılmışlardı . Bu Çepniler Rakka'ya yerleşmediler. Fakat nerede oturdular? İşte bu, bilinmediği gibi, onların doğrudan doğruya Haleb Türkmenleri Çepnileri'ne bağlı oldukları da iyice anlaşılamıyor.

2. Yeni İl:

Yeni İl, Sivas'ın güneyinde, Mancılık, Gürün ve Hekim Han'ı arasında yaşayan Türkmen oymaklarının adıdır. Bu il'e Üsküdar Türkmeni de denilirdi . Yeni il'e mensup oymaklar arasında Dil Çepni adlı bir oba da görülür . Fakat bu Dil Çepniler hakkında daha fazla bilgiye sahip değiliz.

3. Boz Ulus:

Boz Ulus Diyarbekir bölgesinde yaşayan büyük bir Türkmen kümesidir. Bu küme kışın Mardin'in epeyce güneyindeki çöl bölgesinde kışlıyor, yazın da Erzincan-Erzurum arasında yaylıyordu. Fakat Boz Ulus uğradığı baskılar yüzünden 1613 yılında Orta Anadolu'ya göçetti ve bir daha eski yurduna dönmedi. Orada yani eski yurdunda ehemmiyetli olmayan oymaklardan müteşekkil bir küme kalmıştı(Boz Ulus Mandesi). İşte Boz Ulus'un Orta Anadolu'ya göçeden ana kümesi arasında da bir Çepni oymağı vardı ki, bu oymağa Kantemir Çepnisi deniliyor. Bu Çepniler'in boybeyisi Kantemir Bey'in 1689 yılında sağ olduğu anlaşılıyor. 1728 tarihli bir vesikada Kan temir Çepnisi'nin Rakka'daki iskân yerlerine gitmemek için Bergama taraflarına göçtüğü bildirilmektedir.

1935 yılında Çepniler Balıkesir'de adlı küçük bir kitap yazan Kadıoğlu İsmail Hakkı'ya göre Kantemir Çepnileri şimdi Manisa vilayetine bağlı Soma kazasının on-onbeş köyünde oturmaktadır .

Yine aynı müellif, Balıkesir vilayetinin kazalarına bağlı Alevî köyleri hakkında da bir cedvel vermiştir. Bu cedvelde 25 Alevî köyünün adları, nüfusları ve bağlı bulundukları kazalar gösterilmiştir. Fakat bu köylerden hepsinin Çepniler'e ait olduğu veya olmadığı hakkında maalesef izahat yoktur.

Merhum Kâmil Su ise, Balıkesir ve civarında Yörük ve Türkmenler adlı kitabında diğer oymaklar gibi Çepniler'in geçen yüzyılın ikinci yarısında Karasi sancağında (= Balıkesir vilayeti) 34 yerde sâkin bulunduklarını göstermiştir .

Bu köylerden mühim kısmı herhalde Başım Kızdılı Çepniler'e ait idi .

Yukarıda vermiş olduğumuz bilgilerden anlaşılacağı üzere, Balıkesir bölgesi ile Manisa ve Aydın vilayetlerindeki Çepniler buraya XVÜ. yüzyıldan sonra doğu'dan gelmiş olup Haleb Türkmenleri ile Boz Ulus'a mensup idiler. Bu Çepniler'den önce Balıkesir, Manisa ve Aydın vilayetlerinde Çepni adlı bir oymağın yaşadığı görülmüyor. Bu sebeple XIV. yüzyılda Ece Halil ile Rumeli'nden Balıkesir bölgesine dönen Türkler arasında Çepniler'in bulunduğu hakkındaki sözlerin İlmî hiç bir değeri yoktur.

XVII. yüzyılın başlarından itibaren Anadolu'nun Orta (Çukurova dahil) ve Batı bölgeleri geniş ölçüde nüfus kayıplarına uğradı. Anadolu'nun orta bölgesindeki nüfus boşlukları Celâlî ayaklanmaları ve dehşet verici kıtlık yılları ile izah edilebilir. Fakat Batı Anadolu ve Marmara bölgelerindeki nüfus azalmalarının sebep veya sebeplerini iyice bilemiyorum. Güney Doğu'dan gelen Türkmenler ile Güneybatıdan göçeden Yörükler Orta ve Batı Anadolu'daki nüfus boşluklarını geniş ölçüde doldurdular. Bunda, görüldüğü üzere, Çepniler'in de mühim rolleri olmuştur.

4. Adana:

Tahrir defterlerinden, Adana'nın Sarı Çam yöresinde küçük bir Çepni oymağının yaşadığını öğreniyoruz.

5. Dulkadırlı:

Dulkadır eli arasındaki Çepni varlığı ehemmiyetli olmayıp 34 vergi nüfuslu küçük bir oymaktı. Aynı bölgede Çepni adlı bir de kale vardı . Bu Çepni kalesi Elbistan yöresinde veya ona yakın bir yerde bulunuyordu.

6. Boz Ok:

Boz Ok Yozgat vilayetinin eski adıdır. Bu çok önemli tapu senedi Cumhuriyet devrinde ortadan kaldırıldı . Burada da XVI. yüzyılda 42 vergi nüfuslu Çepni adlı küçük bir oymak yaşıyordu. Yine orada ve o yüzyılda Çepni adlı bir de köy olup bu köy varlığım zamanımıza kadar sürdürmüştür.

7. Çorum:

Yine XVI. yüzyılda Çorum'a bağlı Alp Oğuz köyünde Çepni Özü adlı bir cemâat yani bir oymak görülmektedir. Bu çok küçük oymağın Çepni Özü (Çepni vâdisi yahut Çepni ırmağı) denilen bir yerin adını taşımış olduğu görülüyor.

8. Hamid:

Yine aynı yüzyılda Hamid sancağının (Isparta vilayeti) Göl Hisar kazasında da 70 vergi nüfuslu bir oymak görülmekte idi.

9. Atçeken:

Akşehir-Koç Hisar Gölü ve Karaman arasındaki Türk oymakları idari bakımdan üç kazada toplanmışlardı: Eski İl, Turgut ve Bayburt. Bunlardan Eski İl, Koş (Koç) Hisar Gölü'ne dökülen İn Suyu'ndan başlayıp Güneydoğu'ya doğru Ereğli'nin batısındaki Akça şehir'e kadar uzanan topraklardan meydana gelmişti. Koç Hisar Gölü'nün güney ucuna çok yakın olan Eski İl köyünün bu kazanın merkezi olduğu anlaşılıyor.

Turgut kazasına gelince, bu kazanın Akşehir gölünün kuzeyinden başlayıp Lârende (=Karaman)'nin batısındaki şimdi Kâzım Karabekir (Gaferiyat= Mahmudlar) denilen kasaba ve yöreye kadar uzandığı anlaşılıyor. Bayburt kazası ise Ereğli'nin güneyinde ve Karaman'ın doğusundaki toprakları içine alıyordu. İşte bu kazalardan Eski İl'de yaşayan Çepniler'in büyük bir kısmı Yavuz Selim devrinde (1512-1520) yedi köyde yerleşmiş olup ancak 27 evlik bir oba eski yaşayışını sürdürüyordu. Bu oba asrın sonlarına doğru henüz yerleşik hayata geçmemişti.

Turgut yöresindeki Çepni oymağına gelince, bu oymak I. Selim devrinde 44 vergi nüfuslu küçük bir oymak idi.

9. Koş (Koç) Hisar:

Şimdi Ankara vilayetine bağlı Şerefli Koç Hisar kazasında yaşayan oymaklardan bazıları İç İl'den, bazıları da Adana bölgesinden gelmişlerdir. Bunlardan biri Orun-Guş oymağı olup Adana'nın Saru Çam nahiyesinden gelmiştir. İşte bu oymak arasında 133 nüfuslu bir Çepni obası da görülüyor. Bu husus Orun-Guş oymağının Çepniler'e mensup bulunmasından ileri gelmiş olabilir.

10. Ulu Yörük:

Sivas yöresinden Ankara yöresine kadar yayılan ve 27 oymaktan meydana gelen büyük bir topluluğa Ulu Yörük veya Ulu Yörük Tüıkleri denilir. Ulu Yöüik'e dahil oymaklar, İran'da olduğu gibi, bölük adiyle anılıyor. Oymaklardan bazılarının Çungar (ca'ungar=solkol), Cavurcu gibi Moğolca adlar taşımaları bu topluluğun İlhanlılar devrinde, daha az ihtimal ile Eretneliler zamanında meydana getirildiği, topluluğa mensup oymaklardan bir çoğunun veya çoğunun Alevi inancını taşıdıkları anlaşılıyor. Onların bu inancı İlhanlılar'dan Olcaytu devrinde almış olmaları çok muhtemeldir. Çünkü adı geçen Moğol hükümdarı Sünniliği bırakarak 12 imam Şüliğini kabul etmişti. Topluluğun oymakları arasında bir kaç Oğuz boyuna mensup teşekküller de vardır . İşte bunlardan biri de Çepniler'dir. Çepniler'in yurtlarının Ak Dağ Madeni'nin kuzeyinde, Zile'nin güneyinde, meşhur Çamlı Bel'in batısında bulunduğu anlaşılıyor. 1520 tarihinde Çepniler'in 17 kışlakları vardı. Onlar bu kışlaklarında çiftçilik yapmakta idiler. 1575 yılında ise 32 kışlakta oturmakta, nüfusları da dört misli artmış bulunmakta idi. XIX. yüzyılın ikinci yarısının başlarında Çepniler'in oymak geleneğini korudukları görülüyor. O yıllarda Çepni oymağı ile Kara Hisar-ı Behramşah , Boz Ok sancağına bağlı İdarî yörelerden birini teşkil etmekte idi .

Resim
İki Çepni Delikanlısı (Manisa, Harmandalı Köyü)

Resim
Muradiye (Manisa) Çepnilerinden Bir Grup (1965)

11. Kırşehir:

Vilâyetnâme'den anlaşıldığına göre Suluca Kara Üyük (şimdi Hacı Bektaş şehri) sakinleri Çepniler'den idiler. Yine aynı esere göre onlardan Yunus Mukrî, bilgin, olgun bir zattı; Kur'ân'ı hıfzetmişti. O, Suluca Kara Uyük'ten ayrılıp civarındaki Mikâil adlı yerde oturmuş, sonra yukarı taraftaki Kayı'ya yerleşmişti . Kayı, bilindiği üzere, Oğuzlar'ın en büyük ve en şerefli boyu sayılıp bazı eski kaynaklara göre, Osmanlı hânedanı bu boya mensuptur.

Fakat Suluca Kara Üyük'teki Çepniler'in Yunus Mukrî müstesna dinî bilgileri çok zayıf idi. Öyleki aralarından biri ölmüş, Yunus
Mukrî olmadığı için, onu üç gün gömmemişlerdi. En sonunda Çepni ulularından Gevherveş'in ricası üzerine, Yunus Mukrî, Konya'ya gidip Sultan Alâeddin'den1 Suluca Kara Üyük'ün kendisine ait yurt olduğunu gösteren bir berat aldıktan sonra, dönüp oraya yerleşmişti. Yunus Mukrî sonra hayata veda etti; dört oğlu vardı. Bunlardan İdris'in, babası gibi, bilgin ve seçilmiş bir kişi olduğu söyleniyor. Onun eşinin adı Kutlu Melek idi. Kutlu Melek, adı gibi, melek ruhlu olduğu için az sonra Suluca Kara Üyüğe gelen Hacı Bektaş-ı Veli tarafından çok sevilmiş ve Hacı Bektaş'ın manevî kızı olmuştur. Esasen Hacı Bektaş-ı Veli'ye daima derin bir saygı duyarak hizmet ettikten başka herkese karşı da sevgi ve şefkat duyguları ile yardımı da bulunduğundan kendisine Kadıncık ve Kadıncık Ana lakabı verilmiştir. İşte Bektaşi Çelebileri bu kadıncık Ana ile İdris Hoca'dan gelmişlerdir2. Böylece Bektaşî Çelebilerinin Çepni boyuna mensup oldukları ortaya çıkmış bulunuyor.

Tahrir defterlerine göre Kırşehir bölgesinde bizim boyun adını taşıyan bir de köy vardı.

Resim
Çepni Delikanlıları (Harmandalı Köyü, 1965)

Kaynakça
Kitap: ÇEPNİLER, ANADOLU’DAKİ TÜRK YERLEŞMESİNDE ÖNEMLİ ROL OYNAYAN BİR OĞUZ BOYU
Yazar: Faruk SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Çepni Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir