Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Tahtacıların Nüfusuyla İlgili Veriler Üzerine

Burada Tahtacı Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Tahtacıların Nüfusuyla İlgili Veriler Üzerine

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2012, 18:13

TAHTACILARIN NÜFUSU'YLA İLGİLİ VERİLER ÜZERİNE: XIX. YÜZYILIN SONLARINDAN GÜNÜMÜZE DEĞİN

Türkiye'de ne kadar Tahtacı vardır ya da kaç Tahtacı yaşamaktadır? sorusu, XIX. yüzyılın sonlarından itibaren Tahtacılar üzerine çalışan kimi araştırmacılar tarafından zaman zaman gündeme getirilmiştir. Söz konusu soruyla ilgili yanıtlar, a) önce Osmanlı İmparatorluğunda belirli bir bölgede-yörede yaşayan Tahtacıların sayılarını; b) ardından doğrudan Anadolu'dan hareketle -önceleri Anadolu, sonraları- Türkiye geneline yönelik verileri içermiş; c) son olarak sadece kimi yerleşim merkez(ler)indeki-birim(ler)indeki Tahtacı nüfusa ilişkin olarak verilmiştir. Bu makale, XIX. yüzyılın sonlarından itibaren, Tahtacılar üzerine yapılan araştırmalarda zaman zaman yer alan nüfusla ilgili yukarıda üç kısımda toplanan verileri ele almakta ve irdelemektedir.

a) Belirli Bir Bölge-Yöreyle İlgili: Osmanlı İmparatorluğu Döneminde

Tahtacıların kaç kişi olduklarına ilişkin bilimadamlarının verdiği ilk sayısal verilere, Osmanlı imparatorluğu döneminde XIX. yüzyılın sonlarında, belirli bir bölgeyi-yöreyi kapsayacak şekilde rastlanılmaktadır. Anadolu arkeolojisi ve antropolojisi üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan arkeolog Petersen ile Avusturyalı antropolog Luschan tarafından ortaklaşa yazılarak 1889'da yayınlanan "Reisen in Lykien, Milyas und Kibryatis” adlı yapıtta, o dönemde Osmanlı İmparatorluğunda, belirtilen yazarların Likya olarak nitelediği bölgede yaşayan Tahtacıların, yaklaşık 5 bin kişiden ibaret olduğu görüşü yer almaktadır (bkz. Petersen ve Luschan 1889; krş. Luschan 1911:230; 1927:203; Roux ve Özbayrı 1965:48; Roux 1987:231).

Petersen'le birlikte yazdığı söz konusu yapıttan sonra, XX. yüzyılın ilk çeyreğinde, Vorderasien ya da Western Asia kısaca Anadolu üzerine, bu kez yalnız olarak kaleme aldığı kimi makale ve yapıtlarında, Tahtacılara özel bir önemle yer veren Luschan (1911:230; 1927:195-205), Petersen ile elde ettiği verilere de değinirken, onların kaç kişi olduk-larına dair önceki görüşlerini yinelemektedir. Luschan (1911:230; 1927:195), genelde "Likya"da diğer topluluklarla karışmamış bir şekilde yaşayan Tahtacıların, bin aile ya da 5 bin kişiden oluştuğunu belirtirken, "Likya"ya komşu olan diğer yörelerde de -büyük olasılıkla Batı Anadolu ve Doğu Akdeniz'de diğer topluluklarla birlikte -ve belirttiği sayısal kümenin dışındaaz sayıdaki kimi Tahtacıların varlığından söz etmektedir.

Luschan, çalışmalarında Tahtacıların nüfusunun toplam 5 bin kişi olduğunu belirtirken, onların bin aileden ibaret olduğunu ifade etmekten kaçınmamaktadır. Açıkça görülmese de Luschan bu verilere değinirken, Tahtacılarda bir ailenin –hanenin genelde beş kişiden oluştuğunu varsaymaktadır.

Genç Türkiye Cumhuriyetiyle birlikte Hamid Sadi (1926) Luschan'ın yukarıda sözü edilen eserinin ilk baskısında -ve daha sonra 1927'deki ikinci baskısında yer alan Tahtacılarla ilgili kısmını (bkz. ve krş. Luschan 1927:195-203) aktaran "Anadolu Etnografyası: Tahtacılar" adlı makalesinde, Osmanlı İmparatorluğu dönemini içeren ve sözü edilen bilimadamının "Likya" bölgesi için verdiği yukarıdaki sayısal verileri, "Antalya yöresi" şekline dönüştürerek aynen aktarmaktadır (bkz. Hamid Sadi 1926:211 ve krş. Birdoğan 1994:152-153).

Görüldüğü gibi, genellikle XIX. yüzyılın sonlarında Osmanlı İmparatorluğu dönemine ilişkin olarak Tahtacıların sayıları (ya da nüfusları) üzerine, önceleri Petersen ve Luschan'ın sonra da sadece Luschan'ın belirli 'bir bölge-yöreyle ilgili verdiği veriler bulunmakta, bu veriler Türk araştırmacılar tarafından tekrarlanmaktadır.

b) Önceleri Anadolu, Sonraları Türkiye Geneline Yönelik

Bu kısımda, özellikle Tahtacıların Türkiye Cumhuriyeti'nin erken zamanlarında Anadolu'daki nüfuslarını içeren kimi verilerin hemen arkasından -genelde bu verilerden hareketle-, XX. yüzyılın ikinci yansından itibaren Türkiye genelinde kaç kişi olduklarına ilişkin genellemeler yer almaktadır.

Luschan'ın, ilk baskısı 1922'de yayınlanan ve Tahtacılarla ilgili kimi betimlemelerini ve yorumlarını içeren "Völker, Rassen, Sprachen" (Halklar, Irklar, Diller) adlı yapıtının -ikinci baskısı yayınlanmadan (bkz. Luschan 1927)- hemen ardından Türk araştırmacı -ve 1924 TBMM Aksaray Milletvekili- Atalay (1991:33), ilk baskısı 1924’te yayınlanan "Bektaşilik ve Edebiyatı" adlı yapıtında, Tahtacıların o gün için, Anadolu’da yaklaşık 100 bin kişi olduğuna değinmektedir.

1920'li yılların sonundaysa, İstanbul'da Darülfünun İlahiyat Fakültesi Mecmuasıhda "Tahtacılar" üzerine yazmaya başladığı ve yaptığı alan çalışmalarını-gözlemlerini içeren bir dizi yazının başında Yusuf Ziya (1929a:67), İzmir Narlıdere'de bulunan Yanın Yatır Ocağı dedelerinden Seyyah Efendi ile Haşan Mümtaz Beyin açıklamalarına dayanarak, Tahtacıların Anadolu'da "20 bin hane" olduğunu ve Akdeniz sahilleri boyunca, -genelde- Anadolu'nun batısıyla güneyinde dağınık bir şekilde bulunduklarını kaydetmektedir.

Aradan on yıla yakın bir süre geçtikten sonra, 1930’lu yılların sonuna doğru Toros (1938a:6-7), önce Atalay'ın Tahtacıların Anadolu'daki nüfusu üzerine verdiği sayısal veriyi yinelemekte ve "Çok eski zamanlarda Anadoluda olupta Alevi, Bektaşi, Nusayri, Maruni, Tahtacı, Kızılbaş vesaire namlarla batınî mezhebine yeltenmiş insanların mikdarını Besim Atalay kitabında 1,500,000 olarak göstermiştir.

Bunlar içerisinde tahtacı oymaklarının miktarı 100,000 ... kadardır" diyerek Luschan'ın verdiği sayısal verilere de değinmektedir.

Uzun bir arayla birlikte, XX. yüzyılın ikinci yarısında, Fransız Türkolog ve tarihçi Planhol (1958:371), yukarıda değinilen ve ilk önce Petersen ile Luschan tarafından Osmanlı İmparatorluğu dönemine ilişkin, Tahtacıların yaklaşık 5 bin kişiden ibaret olduğu şeklinde ileri sürülen, daha sonra Luschan tarafından sık sık tekrarlanan verileri, Cumhuriyet dönemi için kabul etmekte (bkz. ve krş. Petersen ve Luschan 1889; Luschan 1911:230; 1927:203; Roux ve Özbayrı 1965:48; Roux 1987:231), yinelemektedir. Ancak, gerek Petersen ve Luschan'ın ya da Luschan'ın, gerekse Planhol'un ortaya koydukları-destekledikleri bu veriler, -haklı olarak- "gerçeği yansıtmadığı" gerekçesiyle, Roux ve Özbayrı (1965:48) tarafından eleştirilmiştir.

1960'lı yılların ortalarına doğru yayınlanan “Mezhepler ve Tarikatlar" tarihi adlı eserinde, Tahtacılar üzerine kimi bilgiler veren Şapolyo (1964:288-297), onların nüfuslarına da değinmektedir. Bu bağlamda, Şapolyo (1964:288)'ya göre, 'Tahtacıların Anadoluda (20,000) hane ve nüfusları da (100) binden fazla olduğu söylenmektedir." Genel anlamda eserinin Tahtacılarla ilgili kısmında Yusuf Ziyanın ve Yılmaz (1948)’ın Tahtacılar üzerine yaptığı araştırma ve derlemelerden yararlandığı görülen Şapolyo'nun Tahtacıların nüfusları üzerine verdiği bu sayılara, Yusuf Ziyanın belirttiği hane sayısını belirli bir katsayıyla -ki bu, Luschan'da da gizli bir şekilde beş olarak gözüküyor çarparak, belki de Atalay’ın belirttiği nüfusla birleştirerek ulaştığı söylenebilir.

Tahtacılar üzerine 1960'lı yılların ortalarında Fransa'da yayınlanan Revue des Etudes Islamiques adlı genelde oryantalistlerle İslâm bilimcilerin yazılarının yer aldığı bilimsel dergide, ortaklaşa kaleme aldıkları kapsamlı bir incelemede, Fransız Türkolog ve tarihçi Roux ve Özbayrı (1965:48), o gün için bile, konuyla ilgili varsayımda bulunmanın güçlüğüne dikkat çekmekte; kendilerinden önce Osmanlı İmparatorluğu dönemine ilişkin sayısal veriler ileriye süren Petersen ve Luschan'la -daha sonraları yalnız başına Luschanbu verileri -öncekabul eden Planhol gibi, Antalya yöresindeki gözlemlerine, bu yörede kendilerine aktarılanlara dayanarak, onların sayılarının 25 bin ile 400 bin kişi arasında olabileceği üzerinde durmaktadır. Aşağı yukarı aynı tarihte Planhol Geographische Zeitschrift'te 1965’te yayınlanan "Les nomades, la steppe et la foret en Anatolie" adlı makalesinde, Tahtacıların sayıları üzerine Petersen ve Luschan’ın -sonraları Luschan'ın verilerini destekleyen görüşünden (bkz. Planhol 1958:371) vazgeçerek, onların sayılarının 10 binlerle ifade edilebileceğinin "gerçeği yansıttığını" belirtmektedir (bkz. Planhol 1965:112'den aktaran Roux 1987:231).

Üç yıl sonra, Türk halkbilimci Ülkütaşır (1968:840) ise, her ne kadar değinmese de büyük bir olasılıkla Yusuf Ziya (1929a:67- 68)'dan hareketle, Anadolu'nun batısında ve güneyinde "ormanlık bölgelerde" yaşadığını bildirdiği Tahtacıların, adına değinmeden Şapolyo (1964:288)'nun verdiği sayıları aynen tekrarlayarak "20 bin hanede 100 bin kişi" olduğunun "tahmin edildiğini" söylemektedir.

Öte yandan 1970'li yılların başına gelindiğinde, konuyla ilgili olarak Atalay'dan, Yusuf Ziya'dan, Şapolyo'dan ve Ülkütaşır'dan esinlendiği görülen Türk tarihçi Çağatay, İslâm Ansiklopedisine yazdığı "Tahtacılar" maddesinde, önceleri Atalay'ın ileri sürdüğü, daha sonra Yusuf Ziyanın sadece hane sayısı vererek, Şapolyo'nun büyük bir olasılıkla bu hane sayısını bir katsayıyla (beşle) çarparak veya bu konuda Yusuf Ziya ile Atalay'ın verilerini birleştirerek ulaştığı, Ülkütaşır'ın desteklediği verileri, güncelleştirme çabası içine girerek, Tahtacıların o zamanki nüfuslarının aşağı yukarı "40-50 bin hanede 300-400 bin ciuârında" bulunduğuna değinmektedir (bkz. Çağatay 1970:671-672; krş. Atalay 1991:33; Şapolyo 1964:288; Ülkütaşır 1968:840). An-cak, Çağatay sadece hane sayısı ve onun içerdiği nüfusta belirli bir güncelleştirmeye gitmemekte, bu arada, Şapolyo ile Ülkütaşır'ın –gizli katsayısını da -yine gizli olarak yedi buçuk-sekize çıkarmaktadır.

Çağatay’ın makalesinden üç yıl sonra, Meydan-Larousse (1973:844)'da yer alan "Tahtacılar" maddesinde, hane sayısı verilmeden sadece nüfusun sayısı üzerinde durulmakta, Tahtacıların nüfusunun 400 bin "kadar" olduğu ileri sürülmektedir.

1980'li yılların başlarında, bu kez tarihçi-ilâhiyatçı Fığlalı, Türk Ansiklopedisine yazdığı "Tahtacı'lar" maddesinde, -ki bu maddede, Yusuf Ziya ile doğal olarak Şapolyo, Ülkütaşır ve Çağatay gibi araştırmacıların da izleri görülmekle birlikte-, Tahtacıların nüfuslarının "yaklaşık olarak, 20-30 bin hanede 100-150 bin civarında" olduğunu belirtmektedir (bkz. Fığlalı 1981:352). Fığlalı, yuvarlak-ortalama bir hesapla verdiği bu sayıyla, Çağatay'ın güncelleştirmeye çalıştığı nüfusu ve onun katsayılarını reddetmekte; önceleri Şapolyo, sonraları da Ülkütaşır’ın değindiği hane ve nüfusu en alt sınır olarak kabul etmekle kalmamakta, belirli bir üst sınır koyup, Şapolyo ile Ülkütaşır'ın -ve doğal olarak Luschan’ın katsayısını aynen koruyarak yeniden güncelleştirmektedir.

1980’li yılların ikinci yarısından sonra Roux, Tahtacılar üzerine yazdığı "The Tahtacı of Anatolia" adlı makalesinde Petersen ve Luschan ile Planhol'un nüfusla ilgili yukarıda değinilen verilerini tekrarladıktan sonra, Planhol (1965)'un Tahtacıların sayılarının "10 binlerle" ifade edilebileceğinin "gerçeği yansıttığı" şeklindeki görüşünden "farklı birşey söylecek durumda değiliz" demektedir (bkz. Roux 1987:231). Roux'nun çalışmasının yayınlandığı tarihte Türkiye’de Teoman (1987:53) tarafından yayınlanan "Tahtacılar" adlı bir başka makalede, sayıları 16 milyona yakın gösterilen "Türkiye Alevileri" ve "Bektaşileri"nin 500 bininin (Türkiye'deki Alevi ve Bektaşîlerin % 3.125’inin) Tahtacı olduğu belirtilmektedir. Bu arada, Macar asıllı Alman etnolog Kehl-Bodrogi (1988b:85) de Çağatay (1970:67l)a dayandığını söyleyerek, Tahtacıların "200-400 bin kişi arasında" olduklarına dikkat çekmektedir. Kehl-Bodrogi, aynı yıl yayınlanan diğer bir çalışmasında ise (1988a:6), onların Türkiye'nin her yerindeki toplam nüfusunun "100 bin sınırını aştığını" savunmaktadır.

Kehl-Bodrogi bir yıl arayla (1989:190), Tahtacıların sayılarının "100 bin sınırını aştığı" görüşünü yinelerken, Çağatay'ın konuyla ilgili daha önce değinilen verilerine de gönderme yapmadan edememektedir. Türkiye'deki etnik gruplar üzerine, günümüze ka-dar geçen süre içerisinde, en kapsamlı çalışmayı yapan etnolog Andrews (1989:69) ise, konuyla ilgili olarak Ülkütaşır (1968) - doğal olarak da Şapolyo tarafından ileri sürülen verileri esas almaktadır.

c) Kimi Yerleşim Merkez(ler)indeki-Birim(ler)indeki Tahtacı Nüfusa İlişkin

Tahtacılar üzerine çalışan araştırmacıların bir kısmı tarafından verilen kimi yerleşim merkez(ler)indeki-birim(ler)indeki Tahtacı nüfusa ilişkin verilerin, hane ve(ya) –doğrudan nüfusa yönelik olduğu görülmektedir. 1920'li yılların sonlarına doğru, dönemin Müze Müdürü Süleyman Fikri (1927)'nin Antalya yöresine özgü ve kimi gözlemlerini de içeren etnografya nitelikli derlemesi, konuyla ilgili ilk verileri içermesi açısından ilgi çekici olmakla birlikte, genellikle bu tip verilere 1940'lı yıllardan itibaren yapılan/yayınlanan çalışmalarda yoğunlukla rastlanılmaktadır.
Nitekim bu kısımda, belirtilen özelliği gösteren çalışmalardaki veriler ele alınacaktır.

1927’de Türk Yurdu dergisinde "Anadolu'nun Dinî Etnografyası: Teke Vilâyetinde Tahtacılar" başlığıyla yayınlanan makalesinde Süleyman Fikri (1927:478), "Teke Vilâyetinde" Tahtacıların yaşadığı ondört yerleşim birimine dikkat çekerken, bunlar arasında, özel olarak nüfuslarına yer verdiği "200 nüfuslu Ali Kâhya", "400 nüfuslu Mehmet Kâhya", "140 nüfuslu Hızır Kâhya" ve "590 nüfuslu Veli Kâhya" gibi kimi yerleşim birimlerinden söz etmektedir.

XX. yüzyılın ikinci çeyreğinden itibaren Cumhuriyet Halk Partisi'nin Halkevlerine yaptırdığı ve Millî Kültür Araştırmaları serisi altında yayınlanan bir dizi araştırma-derlemeden birisi olan;

XX. yüzyılın ilk yarısının sonlarına doğru, Süleyman Fikrinin derlemesinden 21 yıl, -söz konusu derlemeyi gerçekleştiren öğretmen Yılmaz'ın aşağı yukarı ölümünden 4 yıl sonra "Tahtacılarda Gelenekler" adıyla ve Mustafa Rahmi Balaban'ın Önsözü ile basılan yapıtında Yılmaz (1948:9), İzmir'e altı km. uzaklıkta bulunan Aşağı, Orta, Yukarı mahalle olarak üç mahalleye ayrılan 466 evli 1848 nüfuslu -ki buna göre, ortalama hanehalkı büyüklüğü 3.97'dir- Narlıdere'yi , Tahtacıların Yanyatır/Yanınyatır Ocağı'nın merkezi şeklinde nitelendirirken, her mahallede kimlerin oturduğuna da değinmektedir. Yılmaz (1948:9)'a göre. Aşağı mahallede Bayatlı oymağı; Orta mahallede göçmenler; Yukarı mahalledeyse Gegeller oymağı oturmaktadır. Bu bağlamda Yılmaz, bir ölçüde söz konusu yerleşim merkezinin homojen nüfus yapışma sahip olmadığını ileri sürmektedir.

1950'li yılların başlarından itibaren 4972 yılına kadar -1972 dahil değil- Türk Folklor Araştırmaları dergisinde "Naldöken" Tahtacıları üzerine yayınladığı bir dizi (onbeş) makalenin ilkinde Yetişen, -o tarihlerde İzmir'in Bornova bucağına bağlı ve 6 km. kadar doğuda bulunan- Naldöken Köyü’nün 130 evlik ve 6000 nüfuslu olduğunu belirtmektedir (bkz. Yetişen 1950:263).

Özbayrı, Roux ile ortaklaşa kaleme aldıkları makaleden sonra, 1970'li yılların başlarında "Tahtacılar ve Yörükler" başlığıyla yayınlanan, genelde Ege ve Akdeniz bölgelerindeki Tahtacılarla Yörükler üzerine yaptığı alan çalışmalarıyla gözlemlerini içeren yapıtında, Tahtacılar arasında uzun yıllar yaşadığını belirten Hürrem Karahan' a dayanarak, Çukurova’daki Tahtacı köylerini ve nüfuslarını çoğunlukla hane olarak vermektedir (bkz. Özbayrı 1972:23). Bu bağlamda Özbayrı (1972:23), Hürrem Karahan'ın anlattıklarından hareketle, Çulcuroua'da -o tarihlerde- Tarsus'un 35-40 km. kuzey batısındaki 40 hanelik Kızılkaya Koyünü , Tarsus'un 40 km. kuzeyindeki 70-80 hanelik Kabul Gediği Köyü'nü, 150 hanelik Karapınar'ı, Adana'ya bağlı 100 hanelik Nergizlik'le 30 hanelik Hacıkırı'nı Tahtacı yerleşim yerleri arasında sayarken, 75-100 hane olduğunu belirttiği Çamalan Köyünün tamamen, Adana’ya bağlı 2 bin kişilik Pozantınınsa üçte birinin Tahtacılardan ibaret olduğunu kaydetmektedir.

Yetişen, "Naldöken"i konu alan ve Türk Folklor Araştırmaları dergisinde 1950-1971 yılları arasında -1971 dahil yayınlanan dizi yazısını tamamladıktan yıllar sonra, 1980'li yılların ikinci yansında, yazdığı ve genelde İzmir yöresindeki Tahtacılarla Tahtacı yerleşim merkezlerini-birimlerini konu alan 46 yıllık derlemelerini topladığı yapıtında, Naldökenin 140 evlik ve 900 kadar nüfusa sahip olduğunu söylemektedir (bkz. Yetişen 1986:5). Yetişen bunun yanı sıra, İzmir yöresinde diğer Tahtacı yerleşim merkezlerine-birimlerine de değinirken, İzmir'in 10 km. batısında Çeşme yolu üzerindeki Aşağı köy, Orta köy, Yukarı köy diye üç kısma bölündüğünü ve Yukarı köy'ü konu olarak ele aldığını belirttiği Narlıdere Köyünün 150 evli, 600-700 nüfuslu; İzmir Turan'dan 5 km. kadar kuzeyde, iki kez ad değiştiren Göğdelen (Alucra) Doğançay'ın 70-80 evlik ve 300 kadar nüfuslu; İzmir Ödemiş yolu üzerinde Bayındır'a bağlı, Karpuzlu istasyonundan 3 km. kadar kuzeyde bulunan yine iki kez ad değiştiren Tolaz (Uladı)Yakapınar'ın 200 evli ve 1000 kadar nüfuslu; Cumaovası'nın bir mahallesi olan Karakuyu'nun 70-80 evlik ve 200-300 nüfuslu; İzmir-Seferihisar yolu üzerinde kurulan Urla'ya 9, Seferihisar'a yine 9 km. uzaklıktaki Bademler Köyü'nün 130 evli ve 700 kadar nüfuslu; İzmir'in güneyindeki Uzundere Köyü'nün de 80 evli ve 300 kadar nüfuslu olduğunu söylemektedir (bkz. Yetişen 1986:9-14).

1990'lı yıllara gelindiğindeyse, Hacettepe Üniversitesinde Tahtacılar üzerine hazırlanan "Akçaeniş Tahtacılarında Dinin ve Dinî Örgütlenmenin Günlük Yaşama Etkisi" adlı "doktora" tezinde, Antalya ilinin Elmalı ilçesinin Akçay bucağına bağlı Akçaeniş Köyündeki Tahtacıları konu edinen ve nüfusla ilgili Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü (1988:7) verilerini temel alan Engin (1993:99)'e göre, 1985 Genel Nüfus Sayımında köyün nüfusu 1434 /çişidir. Ancak, Engin (1993:99, 120) bununla birlikte, köyde 21 hanenin Bektaşî, onun dışındaki tüm nüfusun Tahtacı olduğuna; Tahtacı olan 13 hanenin yarı göçebe bir yaşam tarzı sürdürdüğüne de dikkat çekmektedir.

Engin'in çalışmasının hemen arkasından aynı tarihlerde Firik tarafından kaleme alınan ve Özgür Gündem'de yayınlanan "Tahtacı'da Hıdırellez" adlı makalede, Balıkesir Burhaniye'ye 12 km. uzaklıktaki Tahtacı Köyü'nün toplam 80 hane ve 300 nüfustan ibaret olduğu belirtilmektedir (bkz. Firik 1993).

Genelde Tahtacılar üzerine yaptığı derlemeler ve çalışmalarla tanınan Küçük, Yetişen'nin (1986) yapıtından 9 yıl sonra, Tahtacıları konu edinen ilk Türkçe yapıt olma özelliğini taşıyan "Horasan'dan İzmir Kıyılarına Cemaat-1 Tahtacıyan" adlı yapıtında, nüfusu içeren kimi verileri hane bazında vermektedir. Bu bağlamda Küçük (1995:37-42), 1965 (veya?) 1966 yılında İzmir Kemalpaşa'nın Çınar Köyüne 30 haneyle yerleşen bir Hacıemirli Obasından söz etmekte; obaya dedelik yapan Şıh Halil'in oğulları Emir ve Mirza Erol'un anlattıklarına dayanarak, otuzlu yıllarda yarı göçebe bir yaşam tarzı sürdüren bu obanın - ya da Şıh Halil'in Obası'nın elli-altmış hane olarak Alanya, Gülnar, Mut yöresinde bulunduğuna değinmektedir.

Öte yandan, 1995'te Türk sosyolog Türkdoğan tarafından "Alevi-Bektaşi Kimliği. Sosyo-Antropolojik Araştırma" başlığı altında yayınlanan ve üzerinde geniş tartışmalar açılan/açılacak olan, Tahtacılarla ilgili bilgileri de içeren yapıtta, sözü edilen konuya ilişkin kimi verilere rastlanılmaktadır. Bu bağlamda Türkdoğan (1995:53-65) yapıtında, Muğla iline bağlı Ortaca ilçesinde Tahtacı adı verilen Ortaca Alevilerinin yoğunlukla yaşadığı yerleşim merkezlerinin-birimlerinin 904 nüfuslu Gölbaşı, 679 nüfuslu Kemaliye ve 978 nüfuslu Fevziye olduğuna yer vermektedir. Ancak, Türkdoğan, bunun yanı sıra, Ege bölgesinde Muğla ili dışındaki kimi Tahtacı yerleşim merkezlerini-birimlerini de hane sayısı ve(ya) nüfuslarıyla birlikte ele almaktadır. Türkdoğan (1995:116-217)'a göre, Aydın ilinin Bozdoğan ilçesinin 1800 nüfuslu, 115 haneli Alamut Köyü -ki o, Alamutluların bir kısmının Almanya’da işçi olarak çalıştıklarını da bildirmektedir-; Aydına 6 km. uzaklıktaki 200 haneli ve 1100 nüfuslu eski adıyla İmam Tahtacı Köyü, yeni adıyla Yılmazköy; Aydın'a 26 km. Germenciğ'e ise 30 km. uzaklıkta 225 haneli Kızılcapınar; İzmir Karşıyaka ilçesine bağlı 350 haneli ve 2000 nüfuslu eski adıyla Alurca, yeni adıyla Doğançay ile İzmir'e 35 km. uzaklıkta, Seferihisar yolu üzerinde, 1700 nüfuslu 35 haneli Bademler belli başlı Tahtacı yerleşim merkezleri-birimleridir.

Türkdoğan (1995:197, 209), sözünü ettiği Tahtacı yerleşim merkezlerinden Bademlerin nüfus yapısının homojen değil, heterojen bir özellik taşıdığını; bunun Bademlerin son yıllarda içgöçe tanık olmasından kaynaklandığını; "Erzincan, Erzurum, Malatya, Tunceli ve Tokat gibi doğu, güneydoğu ve iç Anadolu bölgelerinden 25-30 kadar hane"nin söz konusu yerleşim merkezine yerleştiğini, bunun dışında Bademler'de Amasya, Ankara -ki ona göre, Ankara1dan göçedenler 50-100 hane kadardır ve Yanyatırlardırve Toros/ardan da -o Tbros/ardan gelenleri Bozdoğanlar olarak adlandırmaktadırgöçeden grupların bulunduğunu vurgulamaktadır.

Türkdoğan'ın yapıtının yayınlanmasından bir yıl sonra, Kültür Bakanlığı Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü'nün yılda bir kez çıkardığı süreli yayını olan Türk Halk Kültürü Araştırmaları 1995'te "Kargalu İmam Caferi-Tahtacı Alevi-Köyü" başlıklı makalesiyle Tahtacılar üzerine yaptığı alan çalışmasının sonuçlarını açıklayan antropolog Çakır (1996), tamamen Tahtacıların yaşadığını belirttiği Burdur'a bağlı Gölhisar ilçesinin Kargalı Köyü'nün nüfusu yer vermektedir. Çakır (1996:15)’a göre, yurtdışında 100 kişinin de çalıştığı Kargalı Köyü, 94 hane ve 100'ü erkek (toplam nüfusun % 47,62'si), 110'u kadın (toplam nüfusun % 52,38‘i) toplam 210 kişiden ibarettir. Çakır (1996:13), bunun yanı sıra, Burdur merkezinde Tahtacıların yerleştiğine dikkat çektiği Değirmenler - ya da yerel söyleyişle "Delibaba"- mahallesinde 50-55 hanelik bir nüfustan da söz etmektedir.

Değerlendirme

XIX. yüzyılın sonlarından günümüze değin çeşitli dönemlerde, Anadolu ve(ya) Türkiye genelindeki ya da kimi bölge/ yöredeki Tahtacıların sayılarını/nüfuslarını içeren yukarıda özetlenen çalışmalardaki verilerin ya haneyle buna dayalı olarak nüfus ya da sadece hane veya doğrudan nüfus gibi değişik ölçütlerle ortaya konulduğu görülmektedir. Bu bağlamda, değinilen çalışmaları yapanlardan Atalay, Toros, Roux ve Özbayrı, Planhol (1965'den aktaran Roux 1987), Roux, Teoman ile Kehl- Bodrogi'de -tıpkı Meydan-Larousse gibi- Anadolu ve Türkiye geneline yönelik başka herhangi bir ölçüt kullanmadan, yalnız nü/tısla ilgili verilere; Yusuf Ziya'da ise, sadece Anadolu için hane sayısına rastlanılmaktadır. Luschan, Planhol (1958), Şapolyo, Ülkütaşır, Çağatay, Fığlalı ile Andrews’te ise önce hane sâyısı yer almakta, arkasından bu hane sayısının bir -gizli- (kat)sayıyla çarpımı veya nüfusla ilgili verilerin -Luschan ve Planhol hariçhane sayısıyla birleştirilmesi sonucu ortaya çıkan nü/usla ilgili veriler sunulmaktadır.

Herşeye karşın, önceleri Petersen ve Luschan'ın, daha sonra da yalnız Luschan'ın sunduğu veriler ve bu verilere ulaşmada kullanılan hesaplamalar, konu üzerine çalışan diğer araştırmacıları doğrudan ya da dolaylı olarak etkilemiş gibi gözükmektedir. Nitekim, söz konusu çalışmalarda, özellikle aile sayısı olarak geçen verilerden yola çıkılarak, bu verilerin bir -gizli-(kat)sayıyla çarpımı ve zaman zaman hane sayısının güncelleştirilerek, genelde söz konusu -gizli- (kat)sayının aynı bırakılmasıyla birey sayısının belirlenmeye çalışılması, buna örnektir. Belli ki, bu çalışmalarda geçen aile ve hane kavramlarıyla istatistiksel olarak hanehalkı; adı konmayan (kat)sayıyla da ortalama hanehalkı büyüklüğü -ki istatistikte bu sayı, toplam nüfusun toplam hanehalkı sayısına bölünmesiyle bulunmaktadır kastedilmektedir.

Ancak, bu noktada aile ve hane kavramları Türkiye'de sosyalbilim alanlarında yapılan çalışmalarda zaman zaman kavramsal olarak kimi sorunların oluşmasına yol açtığı da belirtilmelidir. Örneğin etnolog Erdentuğ (1956:31; 1959: 19), hane ve aile kavramlarını aynı anlamda kullanmakla birlikte, hanehalkı kavramıyla hanenin/ailenin akrabalık ilişkilerini açıklamaktadır. Sosyolog Yörükân (1968:18) da hane ve aile kavramlarını, Erdentuğ gibi, ele almaktadır. Taşçıoğlu (1956a:30; 1956b:33) önce aile sayısıyla hane sayısını, sonra da aile kavramıyla hane kavramını özdeşleştirmekte; bu anlamda aileden/haneden söz ederken, onun değişik aile tiplerini, "babalıkocak ailesinle “modern aile"yi kapsadığına dikkat çekmektedir. Oysa sosyolog Kıray (1964:113), Ereğli üzerine yaptığı ünlü çalışmasında, en küçük toplum birimini "nükleer aile"yi (küçük/çekirdek/modern aileyi) tanımlayabilmek için hane kavramının değil, aile kavramının kullanılmasının yerinde olacağını belirtmektedir. Tarihçi İnalcık (1996:X) da Osmanlı İmparatorluğunda nüfus ve ekonomi bakımından en ayrıntılı güvenilir kaynaklar şeklinde nitelediği, özellikle vergileme amacıyla yapıldığına dikkat çektiği sayımlan içerir tahrir defterlerinde "kişi yerine hane yani geniş aile birimi esas tutulur" diyerek, hane ile geniş aile kavramını birleştirmekte, her iki kavrama aynı muhtevayı yüklemektedir. Diğer taraftan, Türkiye'de 1962-1969 yıllan arasında İstanbul'un çeşitli gecekondu semtlerinde araştırmalar yapan Avustralya asıllı Amerikalı antropolog Hart, "Zeytinburnu Gecekondu Bölgesi" adını taşıyan çalışmasında, Amerika Birleşik Devletlerindeki genel nüfus sayımlarında, aileleri sayma işini, yapılamaz bir iş gören otoritelerin, onun yerine oluşturduğu ve temel aile birimi olarak gördüğü, sürekli birlikte yemek yiyen, içen, ikamet eden ve yatan kişilerden ibaret birlik şeklinde sınırlarını çizdiği hanehalkı kavramını, değişik tiplerdeki Türk ailesinin yerine kullanmak istemiş; ancak, Türkiye'de bu kavramın birçok kişiye yabancı gelebileceği düşüncesiyle, aile kavramının muhtevasını değiştirip, ona hanehalkı kavramının muhtevasını yükleyerek-aile kavramını hanehalkı kavramının içerdiği muhtevayla kullanabilmiştir (bkz. Hart 1969:7).

İstatistiksel olarak hanehalkı kavramıysa şu şekilde tanımlanmaktadır:

"Aralarında akrabalık bağı bulunsun veya bulunmasın aynı evde ya da evin bir bölümünde yaşayan, aynı kazandan yemek yiyen, gelir ve giderini ayırmayan, hanehalkı hizmet ve yönetimine katılan bir veya birkaç kişinin meydana getirdiği topluluktur" (Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü 1995:308; "hanehalkı"nın belirlenmesinde karşılaşılan güçlükler konusunda genel bir eleştiri için bkz. Alpat 1971:65-66).

Yine günümüzde, istatistiksel hesaplamalarda, kırsal kesimde tarımsal etkinlikte bulunan hanehalkı, tarımsal işletme olarak değerlendirilmektedir (Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü 1995:308). Bununla birlikte, Luschan'ın Tahtacılarla ilgili, XIX. yüzyılın sonlarına doğru nüfus verilerinin, Osmanlı İmparatorluğu dönemine ilişkin olduğu düşünüldüğünde , genelde Osmanlı tarihçilerinin Barkan (1953)'la birlikte, klasik dönemden itibaren ortalama hanehalkı büyüklüğünü beş kişi şeklinde değerlendirdiği de görülmektedir. Osmanlı İmparatorluğu'na ait bu katsayı ve tahmin yöntemini ilk kez Ömer Lütfü Barkan kullanmıştır. Barkan, Sultan Süleyman Tahrirleri adıyla anılan tahrir defterlerine dayanarak XVI. yüzyılda (1520-1530) Osmanlı İmparatorluğunun tüm nüfusu hakkında hane sayısını hanehalkı büyüklüğü olarak belirlediği 5 katsayısıyla çarparak -ki Barkan (1953:12)'a göre, bu katsayı (emsali), genel bir tahmin yapmıştır (bkz. Barkan 1953; 1957; krş. Behar 1996:4-5). Bu arada, Osmanlı tarihçisi İnalcık (1990:3)'ın da Genel anlamıyla bu tahmin yöntemi Osmanlı tarihçileri tarafından vergi kaynaklarını belirleyen Osmanlı tahrirlerinde vergi-nüfus sayımının -ki, Barkan (1953:9) onları, "büyük nüfus ve vergi tahrirlerinin neticelerini tesbit eden ana defterler" olarak görmektedir- "hane, yani aileyi temsil eden kocanın adı"yla saptandığına dikkat çektiğini, burada kaydetmekte yarar vardır.

"iImî usullerle bulunmuş bir rakkam değildir. Bu rakkamın her bölgeye, İçtimaî zümreye ve ailenin meşguliyet tarzına göre değişik olacağı tabiidir"- genel bir tahmin yapmıştır (bkz. Barkan 1953; 1957; krş. Behar 1996:4-5). Bu arada, Osmanlı tarihçisi İnalcık (1990:3)'ın da Osmanlı döneminin en ayrıntılı tahrir-i nüfusu (nüfus sayımı/yazımı) 1885 ve 1907 yıllarında yapılmış olanlardır ve bu nüfus sayımlarında/yazımlarında etnik/dinsel cemaatlere ait kimi verileri bulmak olasıdır. Yapılması 1881 tarihli Sicill-i Nüfus Nizamnamesiyle karara bağlanan: İstanbul'da 1885'te yapılan ve sayımın belli başlı sonuçları 1893'te Padişaha sunulan ayrıntılı raporda yer alan genel nüfus sayımına, bundan dolayı 1881-1893 Sayımı denilmektedir. Bu sayımda etnik/ dinsel cemaatler İslâm, Rum, Ermeni, Bulgar, Katolik, Yahudi, Protestan, Latin, Süryani, Müslüman olmayan Çingenelerin ve Yabancı Uyruklular şeklinde kategorize edilmiş; onların vilayetlere göre dökümü verilmiştir. 1907 sayımı olarak adlandırılan 1905-1906'da yapılan son Osmanlı nüfus sayımında da -ki sayım sonuçları Türkiye Cumhuriyetinin bugünkü nüfus kütüklerinin ve nüfus kayıt sisteminin temelini oluşturan 1907 tarihli Esas Defterlere işlendiği için, bu adı almaktadır etnik/dinsel cemaatler İslâm, Rum, Ermeni, Bulgar, Katolik (Rum Katolik, Ermeni Katolik, Latin), Yahudi, Protestan, Süryani, Keldani, Nasturi, Yakubi, Yezidi, Çingene ve Yabancı Uyruklular şeklinde kategorize edilmiştir. (Ayrıntılı bilgi için bkz. Behar 1996).

Önce "hane" –hanehalkı sayısından yola çıkarak, bunun – gizli bir (kat)sayıyla -ortalama hanehalkı büyüklüğüyle- "çarpımı" sonucunda Tahtacı nüfusa ilişkin verileri sunan Luschan (1911; 1927)’nın yanı sıra, büyük bir olasılıkla Atalay'ın doğrudan Tahtacı nüfusa dayalı verilerini Yusuf Ziyanın hane sayısıyla ilgili verileriyle birleştiren Şapolyo (1964) gibi Ülkütaşır (1968), Fığlalı (1981) ile Andrews (1989), bu sayıyı -ortalama hanehalkı büyüklüğünü-, tıpkı Osmanlı tarihçilerine benzer bir şekilde 5; Çağatay (1970) ise, 7,5-8 olarak almış ve(ya) kabul etmiştir. Oysa, "ortalama hanehalkı büyüklüğü", bölgeler/yöreler arası farklılıklar gösterdiği gibi, yerleşim yerine ve en önemlisi zamana göre de kayda değer farklılıklar içermektedir (bkz. ve krş. Timur 1972:36-37; Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü 1989:158; 1993:179). Örneğin, 1968'de Türkiye genelinde yürütülen bir alan çalışmasının sonucuna göre, Türkiye genelinde "ortalama hanehalkı büyüklüğü" 5,5'tir (Timur 1972:36). Bu oran, 1985'te 5,22'ye (bkz. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü 1989:158); 1990'daysa 4,97'ye (bkz. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü 1993:179) düşmüştür. Osmanlı tarihçilerinin ortalama hanehalkı büyüklüğü için genelde kabul ettikleri verinin -ki bu bile tartışılmaktadır- Luschan tarafından temel alındığını varsaysak ve bunu o döneme özgü bir genelleme için reddetmesek bile Şapolyo (1964), Ülkütaşır (1968), Çağatay (1970), Fığlalı (1981) ile Andrews (1989)'in Tahtacılar üzerine yaptığı çalışmalarda-derlemelerde konuyla ilgili, zaman zaman güncelleştirmeye çalışarak ileriye sürdükleri veri(ler) -onlar tarafından 5; 7,5; 8 olarak saptanmış, kabul edilmiştir için, özellikle Türkiye Cumhuriyeti'nde yapılan Genel Nüfus Sayımlarında hanehalkının kaç kişiden ibaret olduğuna ilişkin bilgilere 1955'ten itibaren rastlanıldığı (bkz. Alpat 1971:54) düşünülürse, bilimsel bir ölçüt kullanamadıkları söylenebilir. Bu bağlamda, ortalama hanehalkı büyüklüğünün günümüze doğru sürekli azalmasına karşın, konu üzerine bilgiler sunan yukarıdaki araştırmacılar tarafından genellikle sabit tutulmasının (5 olarak), hatta kimi zaman arttırılmasının (7,5-8'e) neden(ler)ini anlayabilmek olası değildir. Sözü edilen araştırmacıların çalışmalarında temel aldıkları aile ya da hane sayılarını, nasıl elde ettikleri yer almamasına karşın, büyük bir olasılıkla Yusuf Ziya (1929a)'dan etkilendikleri düşünülebilir. Yusuf Ziyanın verdiği hane sayısınınsa, diğerlerinden farklı olarak, Yanyatır Ocağı dedelerine dayandığı daha önce belirtilmişti.

Bununla birlikte, gerek hane sayısı, gerekse hane sayısından hareketle ve bunun varsayılan ortalama hanehalkı büyüklüğüyle çarpımı sonucu Petersen ve Luschan (1889), Luschan (1911; 1927), Planhol (1958), Şapolyo (1964), Ülkütaşır (1968), Çağatay (1970), Fığlalı (1981) ile Andrews (1989) tarafından elde edilen, ileri sürülen veriler gibi, hane sayısı gözet(il)meden Atalay (1991), Toros (1938a), Roux ve Özbayrı (1965), Planhol (1965'ten aktaran Roux 1987), Roux (1987), Teoman (1987) ile Kehl-Bodrogi (1988a; 1988b; 1989) tarafından doğrudan, Tahtacı nüfus a ilişkin elde edilen, ileri sürülen ve(ya) ele alınıp kabul edilen, zaman zaman güncelleştirilmeye çalışılan verilerin de sağlıklı olduğu söylenemez. Özellikle doğrudan nüfus a yönelik verileri sunan çalışmalarda, bu verilerin nasıl elde edildiği konusunda, Roux ve Özbayrı (1965)'nın dışında, genelde herhangi bir bilgiye rastlanılmamaktadır. Ancak, bugün için, bu veriler arasında kuşkusuz Planhol (1965) ile Roux (1987)'nun üzerinde durdukları daha da dikkat çekicidir. Tahtacıların sayılarının 10 binlerle ifade edilebileceğini ileriye süren/kabul eden Phanhol ile Roux, her ne kadar oldukça yuvarlak rakamlarla işi geçiştirmeye çalışsalar da bizce, konu üzerine aşağıdaki gibi, eleştirilecek birçok yönü bulunmasıyla birlikte Süleyman Fikri (1927), Yılmaz (1948), Yetişen (1950; 1986), Özbayrı (1972), Engin (1993), Firik (1993), Küçük (1995), Türkdoğan (1995) ve Çakır (1996)'ın çalışmalarındaki veriler göz önüne alındığında, diğerlerine oranla en abartısız görünen rakamlara ulaşmışlardır denilebilir.

Öte yandan XX. yüzyılın ikinci yansından itibaren, Tahtacıların nüfusuyla ilgili verileri Türkiye geneline yönelik olarak Ülkütaşır, Çağatay ile Fığlalı gibi hem hane ve nüfus bazında veya Roux ve Özbayrı, Planhol (1965), Roux, Teoman ile Kehl-Bodrogi gibi sadece nüfus bazında güncelleştirmeye çalışan araştırmacıların, konu üzerine istatistiksel anlam taşıyacak bir veri sunmamasıyla birlikte, Türkiye nüfusunun genel eğilimlerini veren Türkiye geneline yönelik istatistiklerden hiçbir şekilde yararlanamadığı ve(ya) bunları gözönünde bulundur(a)madığı görülmektedir. Bu bağlamda, Türkiye genelinde 1927 yılından 1990 yılına kadar, km2 başına düşen nüfus yoğunluğu 18'den 73'e çıkarken -ki nüfus yoğunluğu sırasıyla 1940'ta 23, 1950'de 27 1960'ta 36, 1970’te 46, 1980'de 58'dir-; yıllık nüfus artış hızı binde olarak 1935'te 21,10'ken 1990'da 21,7l'e -1940'ta 19.59; 1950'de 21,73; 1960'ta 28,53; 1970'te 25.19; 1980'de 20.65'tir-; nüfussa 1927'de 13 648 270 iken, 1990'da 56 473 035'e yükselirken (bkz. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü 1993:8-24), Tahtacıların nüfusuna ilişkin söz konusu verilerde, Türkiye nüfusuyla ilgili değinilen en temel genel özelliklerin bile bilerek ya da bilmeden gözardı edilmesi, bu konudaki gelişigüzelliğin somut bir örneğidir.

Kimi yerleşim merkez(ler)indeki-birim(ler)indeki Tahtacı nüfusa yönelik verileri içeren ve ilgili kısımda özetlenen Süleyman Fikrinin, Yılmaz'ın, Yetişen'in Özbayrı'nın, Engin’in, Firik'in, Küçük'ün, Türkdoğan ile Çakırın derlemeleri-çalışmaları ele alındığındaysa, bunların ya bir yerleşim merkezini-birimini ya da birden fazla yerleşim merkezini-birimini kapsadığı görülmektedir. Bununla birlikte, sözü edilen çalışmalarda konuyla ilgili verilerin, bazen sadece hane veya nüfus bazında; bazen de her ikisini içerecek, birbirini tamamlayacak -ki böylece hesaplanabilecek ortalama hane-halkı büyüklüğüyle gerçekçi olup olmadığının kontrol edilmesine olanak sağlayacak şekilde hem hane -ki Yılmaz (1948) ile Yetişen (1950; 1986) hane kavramı yerine evli(k) kavramını kullanmaktadır hem nüfus bazında ortaya konulduğu burada belirtilmelidir. Nüfus ve hane sayıları ele alındığında Narlıdere, Naldöken, Doğançay ve Bademleri ilgilendiren verilerin zamana ve kısmen de araştırmacılara göre farklılık-değişkenlik içerdiği görülmektedir (bkz. ve krş. Yılmaz 1948; Yetişen 1950; 1986; Küçük 1994a-c; 1997a-b; Türkdoğan 1995).

Tahtacıların nüfusuyla ilgili kimi yerleşim merkez(le-r)ine birim(ler)ine yönelik ilk verilere rastlanılan Süleyman Fikrinin (1927) çalışmasının yayınlandığı yıl, genç Türkiye Cumhuriyeti'nde ilk genel nüfus sayımının yapıldığı yıldır. Ülke genelini kapsayan ilk nüfus sayımının 28.10.1927'de yapıldığı (bkz. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü 1994:9; 1995:55); nüfus sayımlarının Müslümanlık, Hıristiyanlık, Musevîlik (ve daha sonra adı geçmese de diğer din mensupları arasında kısmen Bahaîlik) dışında, dinî; konuşulan dille ilgili -ana dili (ev içinde ve aile arasında konuşulan dille), varsa (bu dilden başka en iyi konuşulan) ikinci dil sorular olmasına karşın, yabancı devlet uyruğunda bulunanlar dışında, etnik veriler içermediği düşünülürse (krş. Alpat 1971), yukarıda değinildiği ve sonraki birçok araştırmacılarda da sık sık görüleceği gibi, Süleyman Fikrinin kimi yerleşim birimlerine yönelik olarak, doğrudan Tahtacı nüfusla ilgili verilerini 1927 Genel Nüfus Sayımı sonuçlarından bağımsız elde ettiği'; bu verilerin, yuvarlak rakamlardan oluştuğu ve belirtilen yerleşim birim(ler)inde yapılan bir sayımdan çok, o yerleşim birim(ler)ine ait bir tahmin olduğu söylenebilir. Süleyman Fikri’den yıllar sonra, Antalya yöresinde Akçaeniş Tahtacıları üzerine yaptığı çalışmasında Engin (1993), köyün nüfusunu içeren 1985 Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına yer vererek -bu arada biraz sonra eleştirileceği gibi, konu üzerine çalışanlara özgü klasik bir yöntem hatası yaparak-, ilk kez resmî istatistiklerden yararlanmaktadır.

Diğer taraftan, Yılmaz (1948), Yetişen (1950; 1986), Firik (1993) ile Çakır (1996) çalışmalarında ele aldıkları Tahtacı yerleşim merkez(ler)i-birim(ler)i üzerine, hane/evli(k) sayısıyla ve nü/usla ilgili verilere yer veren; Özbayrı (1972) ile Türkdoğan (1995) ise, haneyle nüfusu kapsayan verileri bazen birlikte -hane ve nüfus olarak-, bazen sadece birini ya Küçük (1995) gibi, haneyi ya da nüfusu kapsayacak şekilde veren araştırmacılar olarak değerlendirilebilir.

Süleyman Fikri (1927)'nin, Yetişen (1950)’nin, Firik (1993)'in ve Çakır (1996)'ın -Kargalı Köyünü kapsayan araştırmalarındaki/derlemelerinde, verilerin ele almış ve sunuluş tarzı, kapsadığı yerleşim merkez(ler)inin-birim(ler)inin homojen bir nüfus yapısına sahip olduğu esasına dayalıdır. Bunun yanı sıra, Yılmaz (1948)'la birlikte başlayan, Tahtacıların bulunduğu kimi yerleşim merkez(ler)inde-ki-birim(ler)indeki nüfus yapısının heterojen olabileceği saptaması -ki onlar bu kavramı kullanmasalar da- Özbayrı (1972), Yetişen (1986) Engin (1993) ile Türkdoğan (1995) tarafından kabul görmüştür. Konuyu biraz açmak gerekirse, Yılmaz (1948)’ın Narlıdere'nin heterojen bir nüfus yapısına sahip olduğuna yönelik verileri, daha sonra aynı yerleşim merkezi üzerine bilgiler veren Yetişen (1986), Küçük (1994a; 1997a) ve Türkdoğan (1995:217-218) tarafından doğrulanmış, desteklenmiştir. Narlıdere'nin dışında, Özbayrı (1972)'nın Adana Pozantı -1/3'ünün Tahtacı-, Yetişen (1986)'in İzmir yöresindeki Cumaovası -bir mahallesinin Tahtacı-, Engin (1993)'in Antalya- Elmalı Akçaeniş -21 hanenin Bektaşî-, Türkdoğan (1995:197, 209)'ın İzmir Bademler -ki Baran gibi, Küçük (1994b) de Bademleri ele aldığı bir tanıtım yazısında, bu köyün nüfus yapısının heterojen olduğuna dair herhangi bir ipucu vermemektedir-, Çakır (1996:13)'ın, Burdur merkezindeki Değirmenler/Delibaba mahallesinin nüfus yapısına ilişkin verileri, sözü edilen yerleşim merkez(ler)i-birim(ler)inin heterojen olduğunu -Türkdoğan’la Baran ve Küçük (1994b) arasındaki Bademleri konu alan görüşlerdeki farklılık dışında ortaya koymaktadır. Bu noktada, 'özellikle 1950'li yıllardan itibaren ülke çapında giderek artan içgöç olgusuyla, kırsal kesim(ler)den kent(ler)e doğru değişik sosyoekonomik nedenlere dayalı, mekân değiştirmelerde (krş. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü 1994:20-21), nüfus yapısının giderek heterojen bir nitelik kazandığı; diğer yandan da Osmanlı İmparatorluğu döneminde genelde göçebe ve yarı göçebe bir yaşam tarzını benimsemiş, sürdüren Tahtacıların, Cumhuriyet döneminde değişen toplum yapısına ayak uydurabilmek amacıyla giderek artan bir şekilde yerleşik bir yaşam tarzına geçmesi (bunun için bkz. Dulkadir 1992a; Engin 1993; Küçük 1995; Çakır 1996) aşamasında, kendi yerleşim birimlerini oluşturmanın dışında, daha önce kurulan yerleşim merkez(ler)inde-birim- (ler)inde de yaşamlarını sürdürmeye başlamalarıyla, buralarda heterojen bir nüfus yapısının oluşması olasılığı, gözardı edilmemelidir. Ancak, belirtilen araştırmacılar, nüfus yapısının bu özelliğini somut bir şekilde ortaya koyarken, ilgili yerleşim merkez(ler)ibirim(ler)indeki Tahtacı nüfusa yönelik veriler, konu üzerine yöntem tutarlılığı olmadığı için, soyut ve belirsiz bir şekle bürünmüştür.

Yılmaz (1948) ve Yetişen (1986)'in Narlıdere'yi kapsayan verileri ele alındığında, 1940'lı yıllardan 1980'li yıllara gelinceye kadar, Narlıdere'nin nüfusunda bir azalmanın görülmesi, buna karşın ortalama hanehalkı büyüklüğünün artması ve nihayet 1990'lı yılların ortalarındaysa, Türkdoğan'ın Yılmaz (1948)'ın Narlıdere'nin nüfusunu içeren verilerini aynen benimsemesi; heterojen nüfus yapısını ortaya koyan tüm araştırmalarda, bu yapı içerisinde Tahtacı nüfusun net bir şekilde ortaya konulamaması; Engin (1993) gibi araştırmacıların, nüfus yapısının heterojenliğine yönelik verilerinde, yerleşim biriminin genel nüfusunu belirtirken hanehalkı sayısını vermemesi; -ve dolayısıyla ortalama hanehalkı büyüklüğünün hesaplanamaması-, heterojenliği oluşturan farklı özelliği ortaya koyarken Çakır (1996)'ın da Engin gibi burada haneyi ölçüt olarak kullanması, bu görüşü destekler nitelikte örneklerdir.

Yine Engin (1993), Çakır (1996) ve kısmen Türkdoğan (1995:197, 209) hariç, yukarıda sözü edilen araştırmacıların, çalışmalarında nüfus yapısında, değişme faktörüne yer vermediği; bu çalışmaların okuyucuda nüfus yapısının sanki durağanmış gibi bir izlenimin oluşmasına yol açtığı söylenebilir. Engin (1993:99- 100), Akçaeniş Köyündeki yarı göçebeliğin yanı sıra, sezonluk içgöç hareketlerinden söz ederken, Türkdoğan (1995:116-217), Bademlerin son yıllarda içgöçe; Aydın-Bozdoğan Alamut Köyü'nün ise dışgöçe tanık olduğuna değinmektedir. Çakır (1996:15) da Burdur-Gölhisar Kargalı Köyündeki dışgöç olgusunun varlığım vurgulamaktadır. Bu noktada Küçük (1994a-c; 1997a-b) un Bademler, Narlıdere ve Naldökene yönelik gözlemlerini içeren çalışmalarının, Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü (1989; 1993; 1994; 1995)'nün Türkiye geneline, bölgeler, iller, ilçeler, bucaklar ve köyler üzerine nüfustaki devingenlik, nüfus artış hızı, nüfus yoğunluğu, ortalama hanehalkı büyüklüğüne ilişkin verileri de göz önüne alındığında, sosyo-kültürel yapıdaki değişme faktörünün önemli ipuçlarını vermesi açısından, anlamlı olduğu belirtilmelidir.

Küçük'ün bir başka çalışması (1995) ise, Tahtacılarda ilk kez oba bazında hane sayısını içermesi ve diğer çalışmaları gibi, değişme faktörünü yadsımaması nedeniyle oldukça dikkat çekicidir.

Tahtacılarla ilgili nüfus verilerinde bir başka ilk, Çakır (1996) 'da görülmektedir. Çakır, yine ilk kez, hane ve nüfusun yanı sıra, kadın ve erkek sayılarına yer vermektedir. Çakırın çalışması, bu açıdan da önemlidir.

Öte yandan, Genel Nüfus Sayımlarına dayanarak belirli bir yerleşim merkezine-birimine özgü Tahtacı nüfusu vermeye çalışan araştırmacıların 21 Ekim 1990 Genel Nüfus Sayımı ve buna bağlı olarak sözü edilen sayımın "Soru Kâğıdı" hariç, diğer nüfus sayımlarının 20 Ekim 1985 Genel Nüfus Sayımı da dahil olmak üzere "Dini(niz)?" sorusuna yönelik "Hiristiyanlar için: 1. Katolik, 2. Ortodoks, 3. Protestan, 4. Grogeryan vb. mezhep isimlerine"; “Müslümanlar, Musevîler ve diğer din mensupları için sadece Din ismine" yönelik verileri içerdiğini (konuyla ilgili olarak bkz. ve krş. Alpat 1971; Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü 1989: XV; 1993: Ekler kısmı) göz ardı ettikleri görülmektedir. Bu bağlamda, "Dini(niz)" sorusunun sorulduğu tüm nüfus sayımlarında "Alevi" olan Tahtacıların Sünnilerle farklılıkları yok sayılarak sadece "İslâm" seçeneği altında değerlendirildiği düşünülürse, söz konusu nüfus sayımlarının, o yerleşim merkezinde-biriminde olası Sünni (ve varsa Hıristiyan, Musevî ve diğer) nüfusu da içerdiği söylenebilir. Bu durum, Osmanlı dönemindeki nüfus sayımları için de geçerlidir (bkz. McCarthy 1995; Behar 1996). McCarthy (1995:8, 55, 98)'ye göre Osmanlı, İslâmiyet içindeki farklılıkları kaydetmekten kaçınmış, istatistiksel olarak bütün Müslümanları -ki onlar homojen bir etnik grup olmamasına karşın-, bir grupta toplayarak gösterme yoluna gitmiş; gayrimüslimleri Rum, Ermeni, Yahudi veya Rum Ortodoks, Ermeni Gregoryen, Katolik, Protestan gibi ayırmıştır (ayrıca bkz. Behar 1996 ve krş. Güler 1996).

Kısaca, sonuç olarak "Türkiye'de ne kadar Tahtacı vardır ya da kaç Tahtacı yaşamaktadır? türünden bir soruyu yanıtlayabilmek, bugün için oldukça güç, hatta olanaksızdır denilebilir. Tahtacıların nüfusları üzerine somut herhangi bir istatistiksel veri bulunmadığı gibi, ele alınan çalışmalardaki veriler genelde bilimsel dayanaktan yoksun, tartışmalı, soyut, göreceli varsayım(lar)dan ve(ya) tahmin(ler)den ibarettir.

Kaynakça
Kitap: Tahtacılar, Tahtacı Kimliğine ve Demografisine Giriş
Yazar: İsmail Engin
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Tahtacı Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir