Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İran'da Şahseven Elseven Türkleri

Burada İran Türkleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

İran'da Şahseven Elseven Türkleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Tem 2012, 17:19

Şahseven/Elseven Türkleri

Şahseven / Elseven Türkmenlerinin yaşadıkları Mugan bölgesinde; Parsabad, Bilsuar ve Germi şehirleri vardır. Burası İran'ın Azerbaycan eyaletinin kuzeydoğusundadır. Mugan'ın kuzeyinde ve doğusunda Otay Azerbaycan (Kuzey Azerbaycan - Kuzey Mogan) vardır. Batısında Keleyber, Eher ve güneyinde Miskin şehir vardır. İki Mugan'ı kısmen Aras ikiye böler. Mugan’ın dağları; Gulutaş, Donguz gedik, Kelanter, Horozlu, Salâvat dağlarıdır. Çayları; Aras, Şenbur'dur. Nadir Şahın Kurultay yaptığı tepe Mugan'dadır. Mugan ve yöresinde Azerbaycan Türkçesi konuşulur. Bölge halkı çoğunlukla Şahseven Türklerinden meydana gelmiştir .

Şahsevenler, Oğuz Türklerindendirler. 11. yüzyıldan beri bölgede meskûndurlar. Evvelce Şah İsmail döneminde Kızılbaş olarak bilinirlerdi. Bunlara Şahseven adını Şah Abbas vermiştir. Türkmenleri bayrağının altına çağırırken "Şah Seven gelsin" der, Osmanlı sınırına bölgeyi korumak için gönderilirler. İran'da Safevi Türk yönetimi döneminde iktidar Şahseven Türkmenlerinde idi. Nadir Şah Afşar zamanında Şahsevenlerin lideri Sarıhan Beyli boyundan Bedirhan Bey'di. Onun başkanlığında 18. yüzyılda Bedirhan aşireti içerisinde ihtilâf çıkmış ve aşiret ikiye ayrılmıştır. Erdebil ve Miskin tayfaları 19 yüzyılda, bu bölgeyi kendilerine "el" olarak alırlar. Sosyal sistematiğe göre başkanlarına elbeyi denilirdi. Azerbaycan ikiye bölününce, bunlar da kuzey-güney diye bölündüler. 1925 yılından sonra Şahseven Türkmenleri mecburî iskâna tâbi tutuldular.

Şahseven Türkleri isyan ederler ve isyan on yıl devam eder, çok kan dökülür. Devrimden sonra Şahseven Türkmenlerine "El Seven" adı verilir. 1961 yılında yaşanılan Ak Devrim'den sonra elbeyi türünden tabirler de yasaklanır. 1843 yılında Miskin ili Şahsevenleri 6-7 bin ev idi. Bu dönemde Erdebil'de ise 5 bin hane Safevi Türkü vardı. 1900'lü yıllarda Şahseven Türkmen boyları: Hacıhacelu, Giyiklu, Gacabeylu, İsabeylu, Alorlu, Polatlu, Yurtçu idi. Bunlar en önemli boylardır. Şahseven Türkmenlerinde sosyal yapı; el, tayfa, tire, (göbek), oba ve ev şeklindedir. Şahseven Türkmenleri göçebe hayat tarzını sürdürürler.

Şahsevenlerin bugünkü tayfaları Karabbaslı (bunların kışlıkları Dereçay, yaylakları Öktizdağı'dır.) İsalu (kışlakları Erşek, yaylakları Savalan dağı eteklerinde Karabulak ve Boran çukurudur. 1940-45 yılları arasında Rus işgaline karşı çok direnmişlerdir.) Kocabeylu (Bunların kışlakları Dere Çayı ve yaylakları Ağlay, Kara Çay ve Bozkaye Savalan etekleridir. Tireleri; Curuğlu, Nurullah boylu, Şahmarbeylu, Agabeylu, Hüseyinhanlı, Eliruzabeylu, Hosioğlu, Hampa, Çobanlı, Karamusaiı, Tepelu'dur). Bentolıbeyluların öteki ismi Alibaba'lıdır. (Bunların Kışlakları Şorgöl ve Horozlu'dur. Yaylakları ise Cinlibulag ve Maldeli'dir.) Rızabeylu (köyleri, Soğme, Yiyece, Golocug, Ibedullahbeylu ve Nesirkendi'nde yaşamaktadırlar) Şahelibeylu (kışlakları Kermeli, Mirzahan, Fereçharabesi; yaylakları ise Çaldaı'dır.) Balabeylu (Parsabat şehrinin etrafında kışlarlar, Yaylaları Kotursu'dur) Mustaahıbeyli (kışlakları Güllü, Çanak, Sarıbulak ve yaylakları ise Divandaşlı'dır.) Saruhanbeylu (kışlakları Ağmescit, Yelligedik; yaylakları ise Çınar, Kabale, Burunkışlağı'dır.) Geyiklu (Bu isim aynı zamanda Osmanlı'da bir bölgenin ismi idi. Sarılık Ocağı olarak bilinir. Yaylakları Kaşgamişe, Yağlı, Gaynarce (Kaynarca)'dır. Tireleri, Alipnahlu, Mirzalu, Ciyanlu, Tumarlu, Hacumanlu, Halıllu, Geyteranlu, Kiravlu, Karapıtıhlı, Alibayramlu, Medinelu, Musalu, Oruçlu, Hacıgereçli, Alişanhanmlu, Ağacaferlu, Hacıcaferlu'dur. Caferlu (Bunların Parsabat şehri civarı, yaylakları Savaran'ın cinli Çayıdır.) İvatlı (kışlakları, Molla kenti, Koyabeylu; Yaylakları Durbekhi'dur.) Tekele (kışlakları, Tekele kenti, yaylakları Sarıerzu'dur) Servanlar (kışlakları Karadere, yaylakları Karayatak'tır) Talişmikaliü (Bunlar Taliş bölgesinden gelmiş Türklerdir. Bunların kışlakları Hanbaba Kenti ve Rus Kenti'dir. Yaylakları ise Katursuyu ve Şabil'dir. Tireleri Kızılkeçili, Carniyurdu, Mollalu, Karabağoğlu, Beyzade, Nurulu, Harimanlı'dur Çımodorlu (kışlakları; Çolma ve Horhoz'dur. Yaylakları, Haftağeduğu'dur.) Odulu (kışlakları, Odulu; yaylakları, Karagöl ve Savalan'dır) Muratlu (kışlakları Muratlı köyü, yaylakları Çaldağı'dır) Beyboglu (kışlakları Üçdere; yaylakları, Çaldağı'dır.) Arollu (Bunlar 1940 45 yıllarında Ruslara karşı çok çetin savaşlar vermişler dir. Yaylakları yoktur. Kışlakları, Angutler ve Musahan'dır. Tireleri; Ebul Hesenbeylu, Honıutbeylu, Mecitbeylu, Süleymanbeylu, Ebulfetbeylu, Memetelibeylu'dur. Arablu (kışlakları, Parsabat şehri civarı; yaylakları Külli ve Kuzu Çayı'dır. Tireleri, Savalanlu, Mensurhanlu, Seyityorlu'dur.) Yekelu (kışlakları Yekelu köyü, yaylakları Kızılbere'dir) Demircilu (kışlakları Horozlu, yaylakları Çinli Çay'dır) Kurtlar (kışlakları Yüzkuyu, yaylakları Savala'nın doğusudur.) Hüseyin Hoculu (kışlakları Horozlu, yaylakları Öküzdağdır.) Hacıhanlu (Bunlar, buraya 1800 yılında Şeki'den gelmişlerdir. Ruslar Otay Azerbaycan'ı (Kuzey Azerbaycan) işgal edince, güneye bu bölgeye yerleşmişlerdir. Bunların kışlakları Saluk, Yumuk ve Elçi'dir.

Yaylakları Çaldağ'dır. ) Talişmikailli (Bunların yaylakları Sarreyn "Sarıgöl" ve kışlakları Göytepe'dir) Kühdehı (Bunlar Kırmık Türklerinden olup, buraya Şah Abbas zamanında gelmişlerdir. Kışlakları Dereçay, yaylakları Salâvat Dağı'dır. Tireleri; Şefilu, Kelbeloylu, Mollalu, Hüseyinelılu, Mirze Mehemmedli, Elifhanlı'dır.) Polatlu (Bunlar Rıza Şah Pehlevi ile 1925 yılında savaşmış bir Türkmen boyudur. Kışlakları Polatlu Kuyusu, yaylakları ise, Boğru'dur). Cihanhanumlu (yaylakları Gül Çukuru, kışlakları Cihanhanımlı kentidir.) Millî Seyitler (kışlakları Kaşgılak, Tekele ve yaylaları ise Serap Şehri etrafıdır.) Perivatlu (Tireli, Bentelılu, Şirvanlu, Sivtünlu, Hacıhasanlu, Çoğunlu, Atluhanlu'dur.) Hamuslu (kışlakları Gariphacı, Mescitlu, Sordere; yaylaları ise Bavğu'dur). Hacıhacılu (kışlakları Aslanduz, yaylaları Gaşgameşe'dir). Ecirlu (Bunlar, Rusların Kuzey Azerbaycan'ı işgalinde Güney Azerbaycan'a geçen yedi taifeden birisidir. Bunların yaylakları Sonabeyin Gölü ve Ağ yarılgan'dır. Tireleri, Berirlu, Hacılu, Karasakallu, Suretlu, İsmaillu, Emirhanlu, Çatağ, Yakubeylu, Tren ve Şinnu'dur). Humunlu (Bunlar da Kuzey Azerbaycan'ı Rusların işgal etmeleri üzerine Güney Azerbaycan'a göç eden Türklerdendirler. Bunların yaylakları, Serab kenti etrafı ve Tekeli kentidir. Kışlakları ise, Porokışlak'tır). Beydilli (Bunların kışlakları Uzunkuyu, Sarı Gebelu ve Savalan'dır). Muganlu (Bunlar koyuncu bir toplumdur. Yaylakları Sarap'tır. Tireleri Karaolu, Rizegululu, Beyravanlı, Tugemanlu, Elceler, Hacıismaillu, Memmetyormlu, Hacışirinli'dir). Teret (kışlakları Ağdağ ve yaylakları ise Gaşgameşe'dir). Günevli (kışlakları Ağdağ, yaylakları ise Gaşgameşe'dir). Zerger (kışlakları Zerger kenti ve Baran Çukurudur). Halifelu (Bunlar oturmuş (yerleşik) bir Türk toplumudur. Germin'in etrafındaki köylerde otururlar. Haleflu: (kışlakları Gebelu, yaylakları Savalan'dır). Günpapah (yerleşik bir Türk toplumu olup Günpapah kenti köyünde yaşamaktadırlar).

Şahseven Türklerinden Germi'deki yerleşik taifelerden; Halifelu, Kelleser, Cemgermi, Medetlu, Dilagordalu, Moranlu ve Gülal’ın da varlıkları bilinmektedir. Şahseven -Elseven Türkleri 30-40 yıl evvel göçten önce merasim yaparlardı. Her obanın aileleri, bulaşık ve elbiselerini yıkar, Alaçık'ın keçelerini silkerdi. Bu uygulama gelecek yılın bereketli geçmesi için gerekli idi. Alacık, yurt tipi bir çadırdır. Keçeden yapılır. Keçesi ince ve ipliği ağ (beyaz) olmalıdır. Yuvarlak olan bu çadırın kapısı da keçkeden yapılır ve açılacağı zaman aşağıdan yukarıya doğru dürülür. Yarım alacığa çatma denir. Bazen, zamanla keçesi siyahlaşır.

Göç etmeyen Şahseven- Elseven Türkü çevresince aşağılanırdı. Bunun için göçün muhteşem olması, çok develi olması istenirdi. Deve kervanının önünde ve arkasındaki silâhlı atlılar kervanı korunmaktaydılar. Göçte İçtimaî durumu iyi, prestiji güçlü olan aileler önde giderlerdi.

Azerbaycan bölünmeden evvel göç, kuzey-güney ve güney-kuzey istikametinde olurdu. Göçün zaman ve düzenine, ağsakallar tartışarak karar verirlerdi. Şimdi deve pek kalmadığı için göçler arabalarla yapılmaktadır. Göç zamanı ekimde başlamaktadır. 1993 yılında, Mugan göçerleri; Şahseven ve Arisbaran adlarıyla 47 taifeden oluşan 3 milyonluk bir toplum halinde* göçmüşlerdi. 1995 yılında ise toplam göçer Şahseven sayısı 300 bine inmiştir.

Göç zamanı bütün aile seferber olur. Ailede yemek yapmak, süt sağmak kadınlara; çobanlık, kuzuculuk ise erkeklere aittir. Aile reisi erkektir. Başlangıçta çobanlık cazip iken şimdilerde çoban bulmak zorlaşmıştır.

Şahseven tabiri, Anadolu'da çok kere Kızılbaş tabiri gibi yanlış anlaşılmış, daha da önemlisi yanlış anlatılmıştır. Şüphe yokki, bu tür zihniyetlerin doğması hasımca yapılmış sosyal psikoloji operasyonlarıdır. Şahseven Türkmen boylarının hepsini Osmanlı arşiv kayıtlarından çok yakından tanımaktayız. Şahı
sevmek ile padişahı sevmenin hükümdarından yana olmaktan başka bir anlamı olmadığı gerçeği ustaca saptırılmış; kardeş değil, öz kardeş olan bu Türk boyları birbirlerine çok uzaktaki büyük düşmanlar olarak gösterilmiştir. Dünya'da ve bu arada İran'da yaşayan Türk topluluklarıyla ile ilgilenen Türkiye Türkmenleri veya Türkiye Türklüğü ile ilgilenen ve Türkçü oldukları söylenilen zevatın bu alandaki çalışmaları İlmî zeminde ele almaları gerekmektedir. Ancak bu sayede bölge halklarını araştırmak husumet değil dostluğa davet anlamına gelecektir

Şahsevenler konusunu incelemeden evvel Türkiye'de bir kaynak çalışması yaptık. Dolaylı ve tali açıklamaların dışında sadece birkaç dokumacılık içerikli makaleye rastladık. Onların da çoğu yabancıların araştırmaları idi. Bu defa konuyu el dokumacılığı ile ilgilenenlere açtık. Aldığımız cevap ilginçti. "Onlar, İran dokumacılığının bir unsurudur" dediler.

Biz evvelce yaptığımız İran'ın Türk kesimlerine dair çalışmalarda halk kültürünün bir parçası olan halk mutfağı hakkında da bilgi vermiştik. Bu defa da halk kültürünün inançlar türünden bölümlerine geçmeden yemeklerine değineceğiz.

Hedik'e Şahseven Türkleri (aşure) de demektedir. Yapılışı Anadolu Türklerininkinin aynıdır. Anadolu'da hedik yapılışı maksadı ve kullanılan malzeme itibarıyla apayrıdır. Şahsevenler her nedense aşureye hedik demektedirler.

Eğirdek: Süt ve un hamuru lüle şeklinde yapılır; üzerine şeker tozu dökülerek yenilir.

Şorba (Bozbaş): Şorba, çağırım yaptığının aksine çorba ile ilgisi olmayan yağlı et ve nohuttan yapılan bir yemektir. Kars'ta çok sevilen bir yemektir. Tencere veya güveçte yapılır. Tandırda da pişirilir. Bozbaşa patates de konulur.

Kelke: Bir avuz yemeğidir. Avuz (hayvanın ilk birkaç günlük sütü) bir kaba dökülür, ateşte ısıtılır. Süt kalıp gibi sertleşir.

Kafkasya'da buna gumus denir. Anadolu'da da bilinir. Üzerine toz şeker dökülerek yenilir.

Bulama: Azerbaycan Türkçesi ile "Sütten düzeler od üzre gaynatılır." (Sütten yapılan bulama ateşte kaynatılır.)

Haşıl: Helva türünden bir yemektir. Hamur hazırlandıktan sonra bal veya şeker ilâve edilir. Türkiye'de aynı isimle ince bulgurla bir yemek yapılır. Süt ile veya yağla yenilir. Bu tür haşıl Kafkasya'da da yapılmaktadır.

Kuymak: Kuymak daha ziyade zahil (lohusalar) için yapılır. Şahsevenler un, yağ ve şekerden yaparlar. Kafkasya ve Doğu Anadolu'da un, yağ ve şeker ağırlıklı, lohusalar için kuvvet verici çeşitli yemekler yapılır ve farklı isimlerle anılırlar. Kafkasya'da tereyağı eritirken kaynamaya bırakılır. Üzerine biraz un dökülür, bu un yağın altına iner. Böylece yağın bozulmaması sağlanırken dibine çöken un çok lezzetli olur. Çeşitli kuymak türleri vardır. Mısır unundan yapılanına mısır kuymağı denir. Buna peynir konulduğu da olur.

Doğa: Bu yemeğin diğer adı ayran aşıdır. Kars yöresinde de yapılır. Yoğurt çorbasından çok farklıdır. Doğa, yarma (kabuğu alınmış buğday) dan yapılır. Yoğurt çorbası ise pirinçten yapılır. Şumum aşı da bir ayran aşı türüdür.

Diş Hediği: Türk dünyasının birçok yerinde olduğu gibi, çocukların ilk dişi çıkınca yapılır. Buğday, nohut, fasulye, mercimekten yapılır. Türkiye ve Kafkasya'da bu karışımın içine kuru yemiş de katılır. Kafkasya'da sair zamanlarda yenilmek üzere de yapılır.

Kavurma: Soğanla etin kavrulması ile yapılır. Anadolu'da da çeşitli kavurma türleri yapılır. Çok kere soğan, eti yumuşatma ve lezzet vermesi için konulur.

Çilahuruş (sebzeli Pilâv): Türkiye'deki gibi yapılır.

Giyme: Kuşbaşı et ve nohuttan yapılan bir yemek türüdür.

Gorma Sebze: Kavurmalı Sebze, birçok sebzeden yapılır.

Turşaşı: Ekşili Aş.

Umacış: Hamur parçaları, soğan, mercimek, su, yağ, biberden yapılır.

Sarı Şile: Pirinç, şeker, tarçın ve safran'dan yapılır. Yas yemeğidir. Hz. İmam Hüseyin'in yasında Muharrem ve Sefer ayında yenilir.

Sütlaş: Türkiye'dekinin aynıdır.

Yarmaaşı: Nohut, pirinç ve yarmadan yapılır.

Rişte Aşı: Erişte - ev makarnası aşı. Erişte ve nohuttan yapılır.

İran Türk yemeklerini İran Türk boylarını anlatırken her vesile ile zikrettiğimiz için tekrardan kaçınmak amacıyla burada fazla ayrıntıya girmiyoruz.

Mugan'da yaşayan halk inançları, Anadolu ve Türk dünyasının sair kesimlerinde yaşamakta olan inançlara doğal olarak çok benzemektedir. Tek aksırığın kötü olduğuna çift aksırığın hayrına inanılır. Anadolu'da "çift sabır geldi, sonu iyi olacak inşallah" denir. Aksırıkla ilgili başka inançlar da vardır.

Anadolu'da olduğu gibi Şahseven-Erseven Türkleri de gece evi süpürmez ve çöpü dışarı atmazlar. Hakas Türklerindeki bir inanca göre, insandaki kutlar akşamdan sonra yukarıdan aşağıya inerler. Gece evi süpürmek ve çöpleri dışarıya atmak kutların dışarıya atılması anlamına geleceği için uygun bulunmamaktadır38. Ayrıca süpürge ile ilgili inançlar da vardır.

Mugan Türklerinde, misafirin ardısıra su dökülmesinin onun sağlığına iyi geleceği inancı vardır. Anadolu Türklerinde uzun yola çıkanın ardından su dökülür ve yanısıra ayna tutulur. Böylece yolunun aydınlık olacağına inanılır. Mugan'da olduğu gibi Anadolu'da da mezara su dökülür. Anadolu'da suyun kabir azabım giderici olduğuna inanılır. Ayrıca mezarlara suluk konulur. Suluk'tan su içen böcek türünden her canlının ve mezarın üzerindeki her bitkinin, bu sudan yararlandıkça meftaya rahmet okuduğu inancı vardır. Mugan'da mezara dökülen su ile ölünün ruhunun huzur bulacağına inanılır. Mugan'da gelin ata evinden çıkınca su kabı aşırılır (önünde dökülür). Bütün bu uygulamalar suyun aydınlatıcı, rahatlatıcı gücüne duyulan inancın bir sonucudur. Su kültünün tezahürleridir.

Su motifi Mugan’ın bayatılarında da yer almıştır. Özellikle Arpaçay ve Aras ile ilgili söylenilmiş binlerce bayatı vardır.

Arpaçayı aştı-taştı Sel saranı götürdü gaştı Menim yanım galem gastı Apartı seller Sora'nı Bir ala gözlü balamı

Gedin deyin han çobana Gelmesin bu il (yıl) Mugan'a Gelse batsa nahak (haksız) garnı Apardı seller Sora'nı Bir ala gözlü balamı Sözlü kültür veya şifaî edebiyatın doğal bir sonucu olarak Türk halk edebiyatında şiir çok gelişmiş; âdeta günlük yaşamın bir parçası olmuştur. Hayatın her safhasında halk yaşamını şiirleştirmiştir. Bu özellik gözleyebildiğimiz kadarı ile Oğuz Türklerinin Azerbaycan'da yaşayanlarında, bilhassa yanılmıyorsak Karapapaklarda daha yoğundur.

Şahsevenlerin sazlarına gopuz veya cügür denir. Dokuz ayrı âşık makamı vardır. Bunlar; Yanık Kerem, Kerem Göçtü, Cengi Köroğlu, Köroğlu Kaytarması, Ruhanî vb. Gopuz'un Dede Korkut ve evvelinden beri bilinen ve Türk halkları arasında en yaygın olan bir telli saz olduğu malûm bir husustur. İsmi geçen makamlar ise, Derbent, Borçalı Azerbaycan Kazak bölgesi, Çıldır, Kars ve Anadolu'nun daha birçok bölgesinde bilinen makamlardır.

Mugan bölgesinin ünlü halk ozanları, Cafer Karapur, Cavan Şir, Fazıl Abbaszade, Malik Rehlina, Müseyyip Mümini, Melahat Pur Kerimi, Pervin Şirinzade'dir. Bu ve diğer ozanların şiirleri tamamen Türkçedir. Bazı örnekler verilebilir. Şah Dost Mirzai'den;

"Şairin kalemi büyük silâhtır.

Kalemde gizlenip şairin gücü

Dertleri yazması ele alanda,

Yakın paslanıpdı kalemin ucu"

Salmaz Fehimi'den "Men Azerbaycanlıyam Şanı vıgarımsan veten Vermerem can başka yerde Sen vetenimsen veten Ger (eğer) güle gülzare dönse Cümle âlem men seni vermerem Bağı canane lalazarımsan veten"

Şahseven -Elseven Türklerinde sözlü edebiyat hakikaten çok zengindir. Biz, birkaç örnek vermekle yetineceğiz. "Telesen (telâşlanan) tendire (tandıra) düşer", "İşlemeyen düşleyemez", "Dil yarası sağılmaz", "Dost daşı yaman olur", "Cüceni (civcini) payız (sonbahar) da sayarlar", "Yedi işti metlebi (arzusu)na erişti", "Yahşılığa yamanlık olmaz", "Açaram sandığı dökerem pambuğu", "Daldan atılan taş topuğa değer", "Kızım sene deyirem gelinim sen eşit".

Şahseven -Elseven Türklerinde çocuğun göbeği kesilince, hayırlı olsuna gelenler mama (ebe) ya "göbek pulu" verirler. Sonradan gelenler ise hediyelerini bebeğin beşiğine koyarlar. Türkiye Türklerinde ebenin hediyesini ayrıca doğum yapan kadının annesi, anneanne alır. Bebeğin diğer takımlarını da kızın annesi yapar. Ebenin özel yeri vardır. Bazı yerlerde kavgada ebeye küfür edilmesi en büyük hakaret sayılır. Ebeye "ebe ana" denir. Bebek büyüyünce de ona saygılı davranır, onu bayramlarda arar sorar.

Şahseven Türklerinde çeşitli çocuk oyunlarından kayış gaptı, gizlinbaç -gizlinkaç veya gizlempıç, üç taş, beşlaş, gül-gül (handa -bunda) bütün Türk ellerinde oynanılır. Biz Durmuhammed Salih ile Hazara Türk oyunlarını Türkiye Türk oyunları ile karşılaştıran bir çalışma yapmıştık . Mevlut Özhan ve Malik Muratoğlu daha genel bir karşılaştırma yapmışlardı .

Şahsevenlerde gelin geldikten bir yıl sonra gelinin ayağı açılır. Buna "ayak bastı" denir. Bunun için gelinin atası (babası) damadını, gelini ve yakın akrabalarını öz evine yemeğe alır. Ayak açma, Türkiye Türklerinde olduğu gibi, Suriye, Irak, Balkanlar, Kafkasya ve Ulug Türkistan'da da vardır. Ancak süre farklıdır. Bazı yörelerde üç veya yedi gün sonra yapılır. Bazı yörelerde oğlan evinin yakınları da sırayla yeni çiftleri yemeğe alırlar. Amaç, gençlerden kaç - göçü kısa zamanda aradan kaldırmaktır. Bazı yörelerimizde ise bir kısım farklılıklarla damada da bu uygulama yapılır. Ayak açma merasiminden sonra "dil açma" veya "ağız açma" merasimleri de yapılır. Böylece gelin "ses saklama" dan kurtarılmış olur. Bazen gelin yeni evinin öncelikli erkekleri olmak üzere saygı duyduğu fertlerinden ömür boyu sesini sakınır. Onların yanında konuşmaz.

Şahseven Türklerinde, evlıler arasında boşanma görünmez. Evlenmiş çiftler ahte vefa ile ömürlerini doldururlar. Evlilik, adaklanma (nişan) ile başlar. Nisanda yüzükle birlikte Anadolu'da olduğu gibi tatlı da getirilir. Tatlı yiyelim tatlı konuşalım, denir. Evlenme türlerinden birisi de beşik kertmedir. Beşik kertmenin şahsevenlerdeki ismi "göbek kesti"dir. "Kebin kesme" nikâhlanma anlamındadır. Bunu için oğlan yemeğe çağırılır. "Sige" okunur. Evet denildikten sonra nikâh resmiyet kazanır. Nişan ile nikâh arasında dinî bayram olur ise, oğlan evi geline, altın takı, koç, kumaş ve tatlı gönderir. Bütün bu uygulamalar Türk dünyasında bu arada Türkiye'de de vardır. Şahsevenlerde nişanlılık döneminde damat Meşet'e Mekke'ye ziyarete gidecek olsa kız evine sovget "hediye" getirir.

Şahseven -Elseven Türklerinde "Parça kesti merasimi" de yapılır. Şahsevenlerin bu ismi alış şekillerinin izahı yapılmıştır. El, yurt, vatan üzerindeki yaşanılan kutsal topraklar, bu topraklardaki aynı değerleri taşıyan paylaşan insanlar demektir. "Elim obam", "el -âlem", "ele güne karşı", "elmi yaman bey mi", "elin töresi" gibi tabirlerin kaynağı aynıdır. Parçakesti merasimine gelince, gelin köçürülmeden evvel (oğlan evine getirilmeden önce), gelinin elbiselik kumaşları kesilip, biçilip dikilir. Bu arada müzik de olur. Hına (kına) gecesi bu merasimden sonra yapılır. Bu tür uygulamalar Anadolu Türklerinde de vardır. Biçkide terzi "makasım kesmiyor" der, oğlan evinden bir hanım tepsiye bahşiş verir. Bu uygulamayı damat tıraş olurken, berber ve gelin kuaföre gidince keza kuaför, gelin pastası kesilirken, garsonlar da yaparlar. Amaç, neşeyi paylaşmak daha çok kişiyi sevindirmek, daha çok hayır dua almaktır. Bunları hepsi "sacı" kapsamında mütalâa edilebilir.

Şahseven Türklerinde kınadan sonra ertesi gün öğleden sonra hamama gidilir. Buna "gelin hamamı" denir. Müzikli, oyunlu ve ikramlıdır. Kızların avucunun içine konulan kınaya "fındıkça" denir. Kına gecesi şenlikleri damadın evinde de tekrarlanır. Gelin hamamı Anadolu Türklerinde de çok yaygındır. Bilhassa fantazi olmayan yerli düğünü tabir edilen düğünlerde görülür. Kars'ta, Erzurum'da, Bayburt'ta, Trabzon'da, Elazığ'da bu hamamları inceleme imkânı bulduk. Gelin hamamının hamam takımlarını oğlan evi gönderir. Bu takımda havlular, yaygılar, halı, hamam tası, takunya gibi eşyalar olur. Özel fayton, şimdilerde süslü taksiler tutulur. Bulgaristan Türklerinde geçen yüzyıldaki gelin hamamı olaylarını biz dinleyip yayımlamıştık.

Şahseven Türklerinde gelin damat evine gitmeden damadın kardeşi veya yakını olan bir erkek gelinin kuşağını bağlar. Bu esnada, "Anam bacım kız gelin Eli ayağı düz gelin Yedi oğul isterem Son beşiğin kız gelin" denir.

Bu dörtlüğün çok değişik variyantları vardır. "Son beşik" tabiri ile dünyaya gelecek son çocuk kastedilir. Anadolu'da "bu son beşik mi?" denilir. Geline kuşağını Türkiye gibi bazı yörelerde, kızın babası veya erkek kardeşi bağlar. Bu esnada baba nasihat ve hayır duası eder. Kuşağı bağlayan erkek kardeş ise oğlan bu kuşağı ona hediye eder. Kuşak bağlamak bir ar namus meselesidir. Gelin "kızoğlan kızdır" veya iffeti ile gitmektedir anlamına gelir. Kuşak bağlamak Ahilik yoluyla bazı esnaf teşkilatlarına da girmiştir. Çok kere peştamal, önlük bağlamak şeklinde görülür. Hâlen Diyarbakır yöresinde çarşı esnafı bu tür uygulamaları yapmaktadır. Prof.Dr. Neşet Çağatay Ahilik konusunu ayrıntılı olarak incelemiştir. Ahiliğin özünde “eline, diline, beline" sahip ol anlayışı vardır. Kıza gelin olabilme ve esnafa da iş adamı olabilmesinin liyakat belgesidir. Birisi evini, diğeri işyerini helâlinden yönetecektir.

Şahseven - Elseven Türklerinde gelin-kız baba evinden çıkınca ona "ayna" tutulur. Ayna, aydınlık geleceğin simgesidir. Bu özelliği ile batı Türklerinde; beşiklerde, karyolalarda, baş süslerinde, daha birçok yerde kullanılır. Evvelce de belirtildiği gibi bizim bu konuyla ilgili bir incelememiz olmuştur .

Şahseven Türklerinde "gelin alayı" yakın çevrede dolandırılır. Gelin eve gelince "sacı" yapılır. Saçıda, nogul, nabat ve tatlı sacı edilir. Gelin alayının önünde oynanılır. Oynayanların başına bozuk para saçılır. Damat evine gelince onun ayağının altına mis bir teşt konur ki, mis gibi sert olsun.

Geline ve damada sacı saçmak Anadolu Türklerinde de vardır. Bozuk para kuru yemiş, kâğıtlı şeker serpilir. Posof gibi bazı yörelerimizde damat dama çıkarak saçıyı oradan yapar. Gelinin başına dilimlenmiş ancak dilimleri ayrılmamış bir elma atar. Elma Türk halk inançların da narda olduğu gibi döl ve bereketinin simgesidir. Kızılelma inancının derinliklerinde de aynı inanç vardır . Şahseven Türklerinde elma motifini tespit edemedik. Şahseven Türklerindeki, gelinin attan inişine mani olma, damadı atından atma gibi şakalar daha değişik biçimleri ile birçok Türk bölgesinde yaşamaktadır.

Şahseven Türklerinde kız evi, gece oğlan evinden ayrılıp kendi evlerine dönünce, oğlan evinde "yenge" ve iki ağbirçek (güngörmüş deneyimli kadın) kalır. Ağbirçek, ağsakalın kadın versiyonudur. Yengenin bir veya iki yaşlı hanımla birlikte oğlan evinde kalması çok yaygındır.

Şahseven - Elseven Türklerinde "duvar kaplı" merasimi yapılır. Gelini damat evine getirenler, düğünden üç gün sonra, bu merasime şahit olurlar. Damadın yakını bir küçük çocuk, gelinin duvağını kaçırır, damadın yakınına vererek ondan hediye alır. Bu benzeri olayların amacı muhakkak eğlence veya harçlık almak değildir. Muhakkak başka mesajlarda veriliyor olmalı. Türkiye'de "papağa gitmek" veya "papag kaçırma" uygulamaları vardır.

Bunlardan bir kısmının geline bir kısmının damada yapılmış olmaları bir kısmı kız evi tarafından yapılırken bir kısmını oğlan evinin yapması ve belirli bir sıralamalarının oluşu bir anlam taşıyor olmalı.

Şahseven -Elseven göçebe Türklerinde Alacık -Yurt önüne bir bayrak konulur. Böylece burası mescit olur ve yas evi olarak kullanılır. Bu bayrak -alem böylece kalır, buna dokunulmaz. Göç başlayıp çadır kaldırınca alem orada bırakılır. Tabiata terk edilen bu alemi rüzgâr, yağmur ne yapacaksa yapar. Biz, Lenkeran'da böyle bir çadıra şahit olduk. Ancak bu toplum göçebe değildi. Tespitimizi ayrıntı olarak yazdık .

Şahseven -Elseven Türklerinde kadınlar yas döneminde saçlarını bükerler. Bu bükülü saçlar birbirine bağlanır. Bu hâlleri ile girde-girde (halka şeklinde) dönerek göğüslerine vururlar, dövünürler. Ağı (ağıt) veya okşama okurlar.

Analar yanar ağlar Günleri sayar ağlar Donu göy güvercinler Gabrime konar ağlar
Dağların garı (karı) menem Gün düşe erimenem Bostanda tağım (dalım) ağlar

Basma yaprağım ağlar, türünden okşama veya ağı (ağıt) 1ar okurlar.

Kaynakça
Kitap: İRAN TÜRKLÜĞÜ — JeoküItürel Boyut
Yazar: Dr. Yaşar Kalafat
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön İran Türkleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir