Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Barzani'nin Hesapları

28 Şubat 1997 Muhtırası Öncesi ve Sonrası - 44. Bölüm

Burada 28 Şubat 1997 Muhtırası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Barzani'nin Hesapları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Tem 2012, 02:35

79

Barzani'nin hesapları


Cumhurbaşkanı Demirel, Irak'a saldıran ABD'nin siyasal yönüyle ilgili iki yazı gönderdi. Biri ünlü gazeteci William Safirin The New York Times'da çıkan "Kimsenin Kuklası Olma" başlıklı yazısıydı:

"Oğlu, babası gibi değildir"

Beni arayıp bunu söyleyen ıstırap içindeki Kürt, benim Molla Mustafa Barzaniye olan hayranlığımı bilmekteydi. Bu kurnaz dağ savaşçısı, kendilerine baskıda bulunan beş ülkeye yayılmış 30 milyon Kürt halkının anavatanı olan Kürdistan'ın bağımsızlığa kavuşma rüyasını uhdesinde yaşatmaktaydı.

Molla Mustafa, halkının bağımsızlık davasını ilerletmek için, Rus, Arap, İsrailli, Türk ve İranlı olsun, hiçbir gizli kaynağa başvurmaktan kaçınmazdı. Ancak, sadece tek ülkeye güvenirdi, o da Şah'ın uğruna kendisine ihanet eden Amerika idi.

Barzani Aşireti reisinin ömrü, üç oğlunun Saddam Hüseyin tarafından katledilmelerini ve Halepçe'de binlerce Kürdün zehirli gazla öldürülmesini görmeye vefa etmedi. Körfez Savaşı'ndaki yenilgisinden sonra, Saddam'ın isyancı Kürtleri cezalandırarak, göçe zorlanan ve donan mültecilerin dünyayı şoke eden manzarasını da göremedi.

Şimdi 50 yaşında olan oğlu Mesud Barzani'ye, Amerikalılar tarafından Kuzey Irak'ta bir otonom bölge kurma imkânı verilmişti. Ancak Mesud, siyasi rakibi Celal Talabani ile çatışmaya ve iktidar mücadelesine girdi. Söylentiye göre, “Kürdün dostu yoktur", şimdi buna her ikisi de dahil olmuştur.

Mesud Barzani, dört ay önce en yakın yardımcısını Vaşington'a göndererek, Kürt grupların birbiriyle dövüşmesine mani olacak "gözlemcilere" ödenmek üzere ABD'den birkaç milyon dolar koparma arayışına girmişti.

Kimse bununla ilgilenmedi. Genç bir oğlu da dahil olmak üzere, Barzani heyeti ile yaptığım görüşmeden sonra, bir makalemde şunları yazmıştım: "Talabani kuvveti İran'la, Barzani kuvveti de Saddam'la olan ilişkilerini kesmelidir. Bölgeye giden ABD temsilcisine, 'Kürtlere açık yardım için bir bütçe sağlayın ve Bağdat'a karşı birleşik bir cephe kurun1." Başkan Clinton'a da, bu terörist olmayan Kürtleri "birkaç milyon" dolarla desteklemesini önermiştim.

Clinton buna rağmen temsilcisine para vermeyince, Barzani bozuldu. Temmuz ayında, dört bin İranlının Talabani kuvvetlerine destek amacıyla iki günlüğüne Irak'a girip, silah bırakıp çıkmaları üzerine Barzani, Ulusal Güvenlik Konseyi görevlisi Steven Grummon'a faksla şikâyette bulundu, ancak hiçbir yanıt alamadı. Bunun neticesinde Barzani, Saddam'la iş görmek isteyen ve Barzani kuvvetlerine kaçak petrolden elde edilen "vergi"yi ödemek suretiyle, Türk Kürtlerine karşı yaptıkları yardımın bedelini ödemeyi taahhüt eden Türklerin sözünü dinlemiştir.
işte o zaman, kendisini yalnız ve güçsüz hisseden Mesud Barzani, hayatının en büyük hatasını yapmıştır. Yeryüzündeki tüm Kürtleri yok etmeyi emel edinmiş kişiye başvurarak, ondan Kürt soydaşlarına karşı askeri yardım istemiştir.

Barzani'nin günahının boyutlarının farkına varan yandaşları, bunu "şeytanla sınırlı bir anlaşma" olarak izah etmektedir. Böylece, kuzeyde otoritesini yerleştirme imkânı, kukla bir grup tarafından Saddam'a verilmiş bulunmaktadır. Bu diktatör, Barzani'nin davetinden derhal yararlanarak, Kuştepe Köyü'nde Kürt olmayan (non- Kurdish) 96 muhalif subay ve eylemciyi toplayarak öldürmüştür. Saddam, bir celsede, başarılı bir şekilde Suudilere ve Ürdünlülere gözdağı vermiş, Fransızları baştan çıkarmış ve Rusya ve Çin ile ilişkilerini güçlendirmiştir.

ABD'nin askeri reaksiyonu, "ölçülü" idi. Aslında, bu ihtiyaç beheri 1 milyon dolar değerindeki üç cruise füzesi karşılığında da giderilebilirdi.

Dışişleri Bakanlığı nihayet uyanarak, dikkatini Kürt gruplar arasında arabuluculuğa teksif etmiş bulunmaktadır. Barzani, şaşkın bir halde ve şeytanla yapmış olduğu anlaşma nedeniyle dünyadaki tüm Kültlerin nefretini üzerine toplamış olmanın yüküyle Warren Christopher'a şu faksı çekmiştir: "Irak Kürdistanında barışçı bir çözüme varılması için Amerika'nın yürüttüğü inisiyatifleri her zaman destekleyegelmişizdir."

Molla Mustafa Barzani hayatta olsaydı, herhalde, hatalar işleyen oğluna şu talimatı verirdi: “Kimsenin Kuklası Olma! Derhal Saddam'a ihanet ederek, onun Erbil'deki infazcılarını öldür ve bunu zaten öteden beri planladığını söyle. Talabani ile kendi kuvvetlerinin birleşmesi karşılığında, Amerikalılardan taktik hava desteği ve anti- tank roketleri sağlama yolunda anlaşmaya gir. Şimdilik, ikiniz de İran'dan uzak durun..."

Şimdi ihtiyar savaşçıyı, ClA'nın koruması altında misafirlerine şamfıstığı ayıklar ve şu son aptalca yapılan hatalı güven besleme olayından halkını nasıl kurtarabileceğinin hesabını yaparken, adeta gözümün önündeymişçesine görebiliyorum.
İkinci yazı Marvin Zonis imzasını taşıyordu. Zonis, 'Şikago Üniversitesi İşletme Yüksek Lisans Bölümünün profesörü ve "Majestic Failure: the Fail of the Shah” adlı kitabın yazarıydı.

Yazının başlığı: "Kazanan İran mı?"

Irak'a karşı Amerikan askeri gücünün kullanımı Saddam'ı zayıflatabilir ve adı geçeni daha fazla saldırgan davranışlarda bulunmaktan caydırabilir. Ancak, ne kadar fazla olursa olsun, hiçbir askeri veya diplomatik güç, Türkiye, İran ve Irak arasındaki bir anlaşmazlıkta hakem rolü oynayamaz; ve aynı şekilde, Kürtlerin birliğini de sağlayamaz. Nitekim, ABD'nin harekâtı maksadını aşan bir sonuç yaratarak, Kuzey Irak'taki iktidar boşluğundan en fazla yarar sağlayan ülke olan İran'ın güçlenmesine yolaçmıştır.

Ulusal emellerini sadece ve sadece Kürtler kendileri gerçekleştirebilirler. Ancak, Kürtlerin yakın tarihleri bunu başarmak yeteneğine sahip olmadıklarına işaret etmektedir. Son problem, Kuzey Irak'taki Kürt "güvenlikli bölgesinde 1992 yılında yapılan seçimlerin (ki bu, Kürtlerin tarihindeki ilk serbest seçimdi) hemen akabinde uç vermeye başlamıştı. Mesud Barzani liderliğindeki KDP ile Celal Talabani liderliğindeki KYB'den ibaret olan iki grup, seçimlerde oyları paylaşmışlar ve bilahare aralarında şiddetli çatışmalar başlamıştı. Saddam Hüseyin ile barış yapan Barzani aşireti, Türkiye'ye sınırdaş olan Irak Kürdistanının dörtte birini kontrol ediyordu. Barzani, Türkiye'nin Irak'la yürüttüğü yasadışı petrol ticaretinden de vergi topluyordu. Talabani grubu ise, Irak Kürdistanının kalan bölümünü kontrol ediyordu.

Kardeşler arası kavgaya yol açan kargaşa, Irak'ın komşuları tarafından körüklendi. Türkiye'nin Güneydoğusundaki Marksist Kürt gerillalar Kuzey Irak'ta melce bulunca, Türk Ordusu, bunların üslerine karşı ağır askeri darbeler vurma şeklinde tepki gösterdi. ABD, bu sınır aşan askeri harekâtlara gözyumdu. Ancak, Türkiye'nin yeni İslami Başbakanı Necmettin Erbakan, İslami komşularına hürmeti nedeniyle, Kuzey Irak'ın kontrolü peşinde koşmuyor.

Temmuz ayının sonlarına doğru İran da çarpışmalara katılmaya başladı. İran KDP'sinin (bu partinin üyelerinin çoğunluğu Tahran'daki Mollaların siyasi hasmı olup, Irak'ta mülteci durumundadır) İran-Irak sınırından 50 mil içeride Irak tarafında yer alan üssüne, 2000 civarında İran Devrim Muhafızı saldırıda bulundu. Bu grubun (İran KDP'si) son iki lideri, biri Viyana'da, diğeri Berlin'de olmak üzere İranlı görevliler tarafından tertiplenen suikastler neticesinde öldürülmüşlerdi.

ABD, bütün İran kuvvetlerinin Irak'tan derhal geri çekilmesini talep etmişti. İran geri çekildi. Ancak, geri çekilmeden önce, İranlı direnişçilerin zayıflatılmasını sağlamak ve istediği zaman Kuzey Irak'taki hedefleri vurma yeteneğine sahip olduğunu göstermek şeklinde tanımlanabilecek amaçlarını da gerçekleştirdi.

Halihazır durumda, Talabani'nin KYB'si tarafından bölgeye davet edilmiş olan İran, Irak Kürdistanındaki temel yabancı aktördür. İranlılar, ABD'nin hava savaşını kendi ülkelerine yaymasının pek muhtemel olmadığını biliyorlar. Irak'ın zayıflığından ve Amerikan çabalarının Kürtlerin birliğini sağlama konusundaki başarısızlığından yararlanan İran, Irak Kürdistanındaki hâkim güç haline gelmiştir. Bununla beraber, İranlıların Kuzeyin kontrolünde Saddam Hüseyin'den daha başarılı olmaları beklenmemelidir.

Bu karmaşık durum göz önüne alındığında ABD ne yapabilir? ABD, her şeyden önce, İran ve Irak arasında Kuzey Irak'ta devam eden mücadeleye tepki göstermekten vazgeçmelidir. Ayrıca, Kürtleri birleştirme iddiasından da vazgeçmelidir. Bunun yerine, Clinton yönetimi çabalarını, Irak üzerindeki uçuşa yasaklı bölge uygulamasının devam ettirilmesi ve Saddam Hüseyin'in sendeleyen rejimine son verilmesi hususları üzerinde teksif etmelidir.

Kaynakça
Kitap: "Büyüklere Masallar Küçüklere Gerçekler": 10 GERİ GİDİŞE İZİN YOK (28 Şubat)
Yazar: CÜNEYT ARCAYÜREK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 28 Şubat 1997 Muhtırası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir