Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ordunun 'Altı' Memnun Değil

28 Şubat 1997 Muhtırası Öncesi ve Sonrası - 43. Bölüm

Burada 28 Şubat 1997 Muhtırası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Ordunun 'Altı' Memnun Değil

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Tem 2012, 02:34

76

...Ve; ordunun 'altı' memnun değil


CA: "Evet, televizyonlara yansıdı bu manzara. Sizi alkışlamalarının nedeni, son konuşmalarınız. Laiklik üzerine, Atatürk devrimle- ri ve Cumhuriyet üzerine son konuşmalarınızda söyledikleriniz. Bu sözler yıldırım gibi yayılıyor kademelerde."

SD: "Ancak; bana gelen bilgi, ordunun altı memnun değil."

CA: "Alttan üste doğru baskı yavaş yavaş yükselir.

Siz bunların örneklerini geçmişte gördünüz."

Güneri'nin Kuzey Irak'ta adı geçen (Barzani ve Talabani'den sonra 3. güçlü adam) Kürt reislerinden Şeyh Osman'la yaptığı görüşmede dikkat çeken tek nokta şu:

"Refah Partisi şeriatı hedeflemiyor.

Umarım Allahın izniyle şeriata doğru gidecektir. Çünkü Erbakan erdemli bir adam ve bütün erdemli Müslümanlar sonunda şeriata yönelir."

İkinci dikkat çekici haber: Genelkurmay Başkanı'nın uyarı niteliğindeki sözlerine karşı, Erbakan'ı kimse savunmazken; Çiller ortaya atıldı ve;

"Humeyni ile Erbakan arasında benzerlik yok. Humeyni demokrasinin olmadığı bir ülkede illegal bir hareket olarak gelişti. Erbakan ve RP, demokratik bir ülkede yasal bir partidir.

Ben ortağımı vurmam, şikâyet etmem" dedi.

Bir gülünç haber de aynı günün gündeminde:

"Erbakan'ın iktidara gelince muhalefetteyken söylediklerinin tam tersini yapması, Refah Partisi tabanını ayağa kaldırdı."

Bir ’temenni'den ibaretti haber. Ne o gün, ne de sonraki aylarda ve yıllarda 'böyle bir olay gerçekleşti.'

Tabii, Bağdat'ın bombalanması, ABD'nin Irak'a karşı harekete geçmesi; sonunda faturanın Türkiye'ye kesilmesine yol açtı:

Irak'la aramızdaki petrol boru hattının işletmeye açılması bir başka bahara kaldı (3 Eylül 1996).

ABD, Bağdat'ı 'akıllı füze ile vurmuştu.'

Ve... Amerika, 'Erbakan'ı devre dışı bırakmış,' Irak operasyonuyla ilgili görüşmeleri Başbakan Yardımcısı, ama Dışişleri Bakanı Çiller'le yapmıştı.

Gazeteler artık içeriden ve dışarıdan gelen her haberin altında Erbakan ve RP aleyhinde 'bir şey arıyor' ve buluyordu.

Öyle ki; Çiller, Clinton'la Irak krizi nedeniyle görüştüğünü ısrarla açıklarken, basın bu savın 'yalan' olduğunda direniyordu. Örneğin Mümtaz Soysal, Irak olayını irdelerken şöyle yazıyordu:

"Düşünün ki, aynı günlerde savaş uçurumuna yaklaşmış bir ülkenin Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı, ciddi bir politika
arayışı içine girecek yerde, 'Clintonla konuştum' diyebilmenin cakası peşindeydi.

Hem de yalan söyleyerek.

O söylemiş bir şey değil, ülkenin 'güvenilir' kalemleri de bu yalana dayanarak savaş uçurumunda dolaşan ülkenin insanlarına hikâyeler anlatmaya başladılar: ...Sonra Çiller, Amerika Başkanına Türkiye'nin bölgeye bakışını anlattı..."

Cumhuriyet'te de (4 Eylül 1996) "Kim öle, kim kala" başlığıyla şu başyazı yayımlandı:

Irak'ta yaşanan son olaylar, bölgenin ne kadar kaypak bir zemin ve duyarlı dengeler üzerinde durduğunu bir kez daha kanıtladı; Ortadoğu'daki çalkantıların kolay kolay durulamayacağını gözler önüne serdi; Türkiye'yi bu coğrafyada sınır dışı maceralara sürüklemek isteyen heveslerin tehlikelerini de vurguladı.

Konu üzerinde çeşitli yorumlar yapmak ve senaryolar kurmak olanakları zengindir; ama, her olasılığın üzerinde kuşkuyla ve ihtiyatla durmakta yarar var.

Olaylar nasıl başladı?

İlk haberler, Irak Devlet Başkanı Saddam'ın Erbil'i ele geçirdiği biçiminde veriliyordu. Erbil'in Irak Cumhuriyeti'nin bir kenti olduğu unutuluyor muydu? Irak kuvvetleri, bölgede fiilen egemenliklerini kurmuş iki kuvvetten birinin çağrısı üzerine, 36'ncı enlemi aşarak Celal Talabani'ye karşı Mesud Barzani'yi desteklemek üzere duruma müdahale ediyordu.

Ancak Saddam Hüseyin'e karşı Amerika'da ve Batıda oluşan olağanüstü duyarlık, bir anda ajansları dünya savaşı çıkıyormuşçasına telaşa verdi. Cumhurbaşkanlığı seçimleri arifesinde, Beyaz Saray, Bağdat'ın böyle bir çıkış yapmasına nasıl göz yumabilirdi?..

Beklenen oldu!..

Başkan Clinton'ın buyruğuyla Irak bombalandı; "Bağdat cezalandırıldı."

Bu yazımızda, Ortadoğu kördüğümünde patlak veren olayın çeşitli boyutları üzerinde durmak niyetinde değiliz. Birleşmiş Milletler'in
kural ve kararlarına göre olayın hukuk yanını tartışmak da gülünç olur. Çünkü Birleşmiş Milletler, Ortadoğu'da Amerikan siyasetinin paravanasına dönüşmüştür. Örgüte üye Irak'ın kuzeyinde fiili güçlerin oluşması ve bir devlet çekirdeği kurulması, Birleşmiş Milletler Anayasasıyla nasıl açıklanacak? Irak kendi topraklarında devlet egemenliğini kullanarak Erbil'e girdiği için neden cezalandırılacak?

Perde daha kapanmadı.

Ancak Bağdat bombardımanından sonra Ortadoğu'nun göbeğindeki acıklı güldürüde varılan nokta ne?..

Amerika'daki başkanlık seçimlerinde, Bili Clinton, kararlı tutumundan dolayı seçmenin gözünde birkaç puan kazanmıştır. Talabani'yi destekleyerek Kuzey Irak'a ağırlığını koyan Tahran bir adım gerilemiştir. Talabani-Barzani arasında kurulan tahterevalli az buçuk yine hizaya getirilmiştir. Erbil harekâtında "başarı kazanan" Irak Silahlı Kuvvetleri geri çekildikten sonra başkentlerinin bombalanması, Irak halkına savaşın sürdüğünü hatırlatmış, Saddam'ın çevresinde kilitlenmenin gerekçesini güçlendirmiştir.

Ama, bu arada kim öle, kim kala?..

Ortadoğu'da insan yaşamının değeri olmadığına göre, olayın bu yanını Batılı dostlarımız mı düşünecekler?..

78

Tabii, bu ciddi irdelemeler arasında tebessümlere yol açan söz yine Çillerden geldi:


Clintonla konuştuğunda ısrar ederken şöyle dedi:

"Ben hayatımda yalan söylemedim ve söylemem!"

Basında yeni bir Demirel-Çiller gerginliğinden söz ediliyordu. Doğrusu, Demirel de gerginliğe yol açan 'olayı' dolaylı biçimde bana söylemişti.

Gazetelere göre, gerginliğe Çiller'in ABD'den aldığı bilgileri Demirel'e aktarmaması yol açmıştı.


Demirel'in "Bana bilgi geliyor; Genelkurmay'dan ve MİT'ten" dediği anımsanırsa, basının yazdığı gerginliğin nedeni boş sayılmazdı.

5 Eylül 1996'da Milliyet, "Kuzey Irak savaşı karşısında zirvenin 'sahipsiz' görüntü vermesi Cumhurbaşkanını rahatsız etti. Demirel yarın zirve topluyor" diyordu.

Bu arada ABD, Bağdat'ı ikinci kez vurdu.

Kimine göre, Ankara, Irak'a girmek ve 'çıkmamak için' planlar hazırlıyordu. Kimilerine göre, "Kuzey Irak'ta 'tampon bölge’ oluşturulması" kesinleşmişti!

MGK’da dinlenen 'ses bandının' geniş bir özeti de bu arada yayımlandı:

"MGK'nın 27 Ağustostaki toplantısında MİT’in dinlettiği bir teyp bandı Erbakan'ın yüzünün bembeyaz kesilmesine yol açıyor. Gizlice kaydedilen bantta bir İranlı yetkili, PKK yöneticisi Murat Karayılan'a Erbakan'ın Tahran ziyareti sırasında eylemlerine ara vermelerini söylüyor.

İran'ın PKK'ya destek vermediğini her seferinde savunan Erbakan, bu bandı sessizce dinledikten sonra, teşekkür ediyor."

Tabii, Tahranda İranlılara "MİT’e MOSSAD ve CIA ile çalıştığını öne sürerek inanmamak gerektiğini” söyleyen Erbakan'a ulusal istihbarat kurumu müthiş bir ders veriyor, hatta intikam alıyor.

Kaynakça
Kitap: "Büyüklere Masallar Küçüklere Gerçekler": 10 GERİ GİDİŞE İZİN YOK (28 Şubat)
Yazar: CÜNEYT ARCAYÜREK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 28 Şubat 1997 Muhtırası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir