Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kuzey Irak'ta Ne Olur Ne Olmaz? Askerlerin REFAHYOL'a Bakışı

28 Şubat 1997 Muhtırası Öncesi ve Sonrası - 39. Bölüm

Burada 28 Şubat 1997 Muhtırası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Kuzey Irak'ta Ne Olur Ne Olmaz? Askerlerin REFAHYOL'a Bakışı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Tem 2012, 02:29

71

Kuzey Irak'ta ne olur ne olmaz?.. Askerlerin REFAHYOL'a bakışına dair...

Saddam yeni bir fırtına yarattı:


Kuzey Irak'ta Erbil'i işgal etti ve Reuter'e göre, "katliam başlattı." Muhaliflerini temizliyordu.

Talabani'nin bölgesine ordusunu yerleştiriyordu.

Barzani ise, "zeki ve cesur” diye nitelediği Saddam'la anlaşmıştı.

Genelkurmay Başkanı Karadayı’nın demeci ilgiyle okunur ve üzerinde konuşulurken, -Erbakan tarafından görevlendirildiği ısrarla söylenen- Fethullah Erbaş PKK ile ilgili bir sav ortaya attı:

Erbaş, tutsak asker ailelerinin Cumhurbaşkanı Demirel'le görüşmek istediklerini, ancak bunun 'mümkün olmadığını' kaydetti. Van'a giderken Demirel kendisini havaalanında telefonla aramıştı.

"Bu konuda açıklama yapmak istemiyorum" diyordu:

"Konunun çarpıtılmasını da istemiyorum.

Yalnız Cumhurbaşkanının o günkü şartlarda askerlerle ilgilendiğim için bana teşekkür ettiğini söyleyebilirim."

(1 Eylül 1996)

Erbaş'ın savı tabii çok etkiledi hemen her çevreyi.

Okuduğum zaman hayret ettiğimi saklamayacağım. Zira, Cumhurbaşkanı tutsak askerler durumunu, herkesten iyi biliyordu ve bana anlattıklarına bakılırsa "Bu insanlarla fazla uğraşmaya pek niyetli değildi.” Hatta devletin eşkıyaya 'kendi rızaları ile giden askerlerle1 fazla uğraşmasına da pek yanlı görünmüyordu.

CA: "Bir deli bir kuyuya taş atar...”

SD: "Kırk akıllı çıkaramaz."

CA: "Kuzey Irak'ta vaziyet bu galiba."

SD: "Kuzey Irak'ta hiçbir şey olmaz. Şimdi orada vaziyet şu: Kürtler var. Bunlar parça parça. Yani iki aşiretten ibaret değil. İki aşiretin dışında da Kürt grupları var. Görünen ise; Talabani-Barzani ve bir de PKK var. Bir de bir başka adam daha var: Şeyh Osman! Geçenlerde buraya geldi. Bir de İran taraftarı Kürtler var. Şaha muhalif Kürtler. Onların bunların dışında Araplar var, tabii. Asuriler var ve Türkmenler var. Yani küçük, bir avuç ülkede bir yığın değişik insan var.

Burada Talabani ile Barzani biraraya gelecek olursa halk bundan kaygı duyar. Biz kaygı duymayız. Ne zamana kadar?

Talabani-Barzani-PKK biraraya gelinceye kadar!

İran bunların biraraya gelmesinden kaygı duyar. Çünkü; bunlar biraraya gelirlerse İran taraftarı Kürtleri ezerler. Böyle karmakarışık bir tablo.

Eğer bu topraklar Irak'ın ise, ki Irak'ın. Eeee, bir gün diyecek ki; 'Ben geldim'. Ama Erbil 36. paralelin üstünde. Bu sırada Irak buraya gelemez. Arada bir gözdağı verir."

CA: "Ve... Sonra çekilir."

SD: "İşte Saddam da bunu yapmış. 'Çekileceğim', demiş. Gözdağı verdi. Şimdi bakın burada tam Irak'ın istediği olur. Talabani ile Barzani savaşırlar birbirleriyle. Arada PKK güç kazanır."

CA: "Irak ister mi PKK'nın güçlenmesini?"

CA: "İster!"

CA: "Bizim başımız..."

SD: "...Belaya girsin diye! Şimdi Türkiye'de birçok insan var ki, Irak buraya gelsin yerleşsin de orda bir devlet gücü olsun. Zira Kuzey Irak'ta boşluk meydana geldi. Devlet gücü PKK'yı ezsin. Benim teorim ise:

Irak buraya gelir, yerleşir. PKK ile anlaşır. Bizim içimize PKK'lı teröristleri salmaya devam eder.

Sonra, biz PKK'yı yuvalandığı yerlerde, Kuzey Irak'ta ezmek için hududu da geçemeyiz. Irak'la karşı karşıya kalmak gibi bir durum ortaya çıkar."

CA: "Tabii. Irak artık kendi topraklarını savunmaya başlayacak. Çünkü Kuzey Irak'ta!"

SD: "Evet. Fevkalade bir çıkmazdır. Kuveyt savaşı oldu bitti. Sonra döndük Bush'a dedik ki: 'Kuveyt'i kurtardınız. Ama ondan da komplike bir hadise yarattınız: Kuzey Irak!'

Bu, Kuveyt'ten çok daha komplike bir olaydır.

Böyle bir ortamda Amerika buraya -Kuzey Irak'a- asker falan da göndermez. Bush, Kuveyt'i kurtardı da ne oldu? Kurtarma Amerikan menfaatleriyle ilgilidir. Petrol canı adamın. Kurtardı ama, Kuveyt'i kurtarması ona seçim kazandırmadı. Bu safhada Amerikalı adam diyor ki; 'Amerikalı kadın ve erkek askerlerin orada ne işi var?' diyor.

'Woman and man, servisman...' diyor. Yani orda uzun boylu çalkantı görmüyorum. Birden çok horoz var. Bu, tam bir iç kargaşadır."

CA: "Kuşkusuz böyle olması Türkiye'nin lehinedir."

SD: "Doğru!”

CA: "Bırakın bunlar birbirini yesin."

SD: "Tamam! Sonra diyor ki: 'Bunların ikisini birleştirip üçüncüye karşı kullanmaya kalkıştığınız zaman, bu sefer Kürdü Kürde kırdırıyor Türkler' diyor."

CA: "Ama, işte vaziyet ortada. Biz yapmıyoruz böyle bir şeyi."

SD: "Canım efendim... Kürdü kırdırıyorsunuz diyorsunuz ama, adamlar geliyor benim askerimi, insanımı kırıp geçiyor. Bunlar da bir kısım Kürt!"

CA: "Türk'ü ve Kürdü kırıyor."

SD: "Tabii. Böyle karmakarışık bir iş... Ne var, ne yok?"

CA: "Efendim, Clinton falan aradı mı sizi bugün?"

SD: "Hayır. Onlar telaşlanmıyorlar. Yok, fazla ses de yok. Netice itibariyle 'Irak'ın toprak bütünlüğü sağlanacaktır' diyor adam. Belki de Talabani Suriye'ye, İran'a mirana gidip geliyor. Şu bir hizalansın demişlerdir belki de."

CA: "Barzani biraz Amerikancı değil mi?"
SD: "Tamamen Amerikancı. Babası da Amerikancıydı. Buraya çok dikkatli bakıp bir şey söylememek lazım."

CA: "Bugün herkes Kuzey Irak'la, Saddam'ın Erbil'e girmesiyle meşgul. Sizi arayıp bir şey soracaktım. Bu Erbaş denilen zat, 'Demirel tutsak askerle uğraştım diye bana teşekkür etti' demiş."

SD: "Benim bu mesele hakkında tavrım belli. Siz bana bunların bu işi saptırdığını söylediniz. 'Sanki Kuzey Irak'ta PKK'nın elinde bulunan askerlerden 4 bini öldü, 30-40İ orada ölse ne olacak yani' anlamına gelen yayınlar yapılıyor.

Ama dönerlerse memnun oluruz.

Sonra Sabah, şu kadar insan öldükten sonra, 'Askeri metotlarla çözmeye çalışıyorlar. Sivil metot bulmaya çalışmıyorlar' anlamına gelen yayın yaptı."

CA: "Sanki sivil metot varmış gibi."

SD: "İşte o anlamda o. Dün bu yayınları gördüm, hayret ettim:

Sen biliyorsun benim tarzımı. Beni her gün arayanları aratıyorum.

Yani adam milletvekili ise ben bununla konuşmayayım mı? Bazen yetişemiyorum, ertesi güne bırakıyorum. Çünkü; saat 5'te 6'da toplantıdan çıkıyorum.

Bu adam (Erbaş) beni aramış.

Ben de bu adamı arattım. Bir-iki defa seyahatlerime de geldi bizimle. Bana karşı saygılıdır, elimi öper filan. O cinsten bir adam.”

CA: "Gene saygılı laflar söylemiş ama?.."

SD: "Arattım; 'Efendim ben sizden randevu isteyecektim. Bu, PKK’nın elindeki askerlerin aileleri geldiler. Onları size getirecektim' dedi. Bir gün evvel. 'Onlarla meşgulüm' dedi.

Ben de 'İyi' dedim. Yani bir milletvekili 'Bir sorunla meşgul oluyorum' derse, ben ona 'Aman kardeşim meşgul olma' der miyim?

Benim bu adamın (Erbaş'ın) ne İran'a gideceğinden haberim oldu. Ne de şundan bundan."

CA: "'Kuzey Irak'a gideceğim,' falan demedi mi?"

SD: "Hayır efendim. 'Ben bunların ailelerini size getirecektim, onun için aradım.' Konuşma bu kadar."

SD: "Ama, adam bunları söylüyor."

SD: "Metin (Yalman) bugün onlara söyledi. Özür dilemişler. Haber böyle değil, ama başlık öyle. Yarın kapanır gider. Adam üstelik yeni bir talepte de bulunmadı."

CA: "Dün 30 Ağustos davetinde Orgeneral Karadayı'nın söyledikleri... Bugünkü Sabah'taki yayın..."

SD: "Fatih canım!"

CA: "Bizim çocuklar da davetteydi. Karadayı'yı dinlemişler. Demiş ki: 'Ben bunları sohbet diye söylüyorum, adımı kullanmayın.'

Bazılarında 'bir komutan dedi ki' falan. O da Deniz Kuvvetleri Komutanı."

SD: "Ertuğrul (Özkök) sabahleyin aramış. Sonra öğleye doğru ben aradım. Dedi ki: 'Askerlerde hoşnutsuzluk mu var, falan mı filan mı?'

'Bak Ertuğrul şimdi ben sana bir şey söyleyeyim' dedim:

'Askerlerin laiklik meselesinde tavırları'..."

CA: "Belli!"

SD: "'Belli!

Bugünkü hükümet geçen 2 ay zarfında askerlere ters sürecek bir şey yapmadı. Askerlere değil, kimseye ters düşecek bir şey yapmadı.

Şimdilik diyorum. Beni yanlış anlama. Sanki bunları (REFAH- YOL’u) savunuyormuşum gibi bir duruma koyma beni. Benim söylediğim şu:

Ters düşecek bir durum meydana gelmedi. Ters düşecek bir durum meydana gelirse gayet tabii onun karşısında tepki olur.

Yalnız tepki olacak bir sebep yok. Kurallara göre kurulmuş bir hükümet, kurallara göre işleyen bir devlet!

Ve... Şimdi bakın, 2 Ağustosta Şûra toplantısından başlayarak, nihayet 3 gündür de törenler oluyor.

Hiçbirinde -ben de çok dikkat ediyorum- sıkıntı yaratacak bir şey olmadı.

Evet soğukluk (askerlerle Erbakan ve hükümeti arasında) var ama bunlar beşeri davranışlar.

Alkış yok, bilmem ne yok. Ama bu beşeri davranışlara bakarak bir sonuç çıkarmanın anlamı yoktur.
Ben de hassaten, ama meseleyi aman devleti zedeleyecek bir şey olmasın diye gayet yukardan götürüyorum.

Onun için buralardan bir netice çıkarmaya kalkışmayın.

Eğer bugün yarın TC Devletinin temel prensiplerine ters bir şey olursa, o zaman ayağa kalkın.

Ve birtakım münferit meseleleri de devlete fatura etmeyin...

Falanca adam falanca yere gitmiş. Onunla kalın. O adamı eleştirin. Partisi ona sahip çıkmış, onu da eleştirin.

Ama devleti de rejimi de eleştirmeyin.

Devleti ve rejimi kötülemeyin yahu. Bundan başka yapacak bir şeyimiz yok. Bunun için uğraşmadık mı biz? (Demokratik rejim ve devlet için)

Efendim bu (demokrasi) olmuyor. Peki ne olacak bu olmayacaksa? Onu bana söylesenize. Bu olmayacaksa ne olacak?

Ben sana diyorum ki; hepsi of the record. Hiçbiri on the record değil.'"

CA: "Ertuğrul ya bu söylediklerinizi yazarsa?.."

Kaynakça
Kitap: "Büyüklere Masallar Küçüklere Gerçekler": 10 GERİ GİDİŞE İZİN YOK (28 Şubat)
Yazar: CÜNEYT ARCAYÜREK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 28 Şubat 1997 Muhtırası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron