Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Açık Sözlü Olmanın Erdemi

28 Şubat 1997 Muhtırası Öncesi ve Sonrası - 38. Bölüm

Burada 28 Şubat 1997 Muhtırası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Açık Sözlü Olmanın Erdemi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Tem 2012, 02:28

70

Açık sözlü olmanın erdemi

Eylül 1996 Orgeneral Karadayı konuştu


Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, REFAH YOL iktidar olalı beri hiç konuşmadı.
1 Eylül 1996 günü bir demeci yayımlandı.

İran'daki İslami Humeyni 'devrimini' anlatırken, tabii isim ve adres söylemeden Türkiye'deki durumu değerlendiriyor, çokçası TSK'nın benzeri bir devrim girişiminde alacağı vaziyeti -dolaylı bi- çimde- duyuruyordu.

Demeç, gazetede -Sabah'ta Fatih Çekirge imzasıyla- "Karadayı'dan Humeyni dersi" başlığı altında yayımlandı.

Karadayı'nın şu sözleri tırnak içinde özenle ikinci başlıklara geçirilmişti:

İran'da generaller Humeyni hareketinin irticanın ta kendisi olduğunu fark ettiklerinde, iş işten geçmişti."

30 Ağustos günü; Karadayı Zafer Bayramı nedeniyle verdiği davette bu sözleriyle kuşku yok, dikkatleri üzerinde topluyordu. Karadayı, Şah'ın komutanlarıyla yaşadığı bir olayı anlatıyor:

"Ben o zaman Çubuk'ta tugay komutanıyım. İran'da Humeyni devrimi gerçekleşmiş ve Şah'ın yüksek düzeydeki komutanları Türkiye'ye kaçmış. Aralarında kuvvet komutanları var. Bana verilen görev bu komutanları orada ağırlamak. Kendilerine tugayın revirini ve misafirhanesini tahsis ettim. Çok fazla da yaklaşmak, konuşmak istemiyorum. Ancak bir gece kuvvet komutanlarından birisiyle bir sohbet imkânı doğdu. Akşam yemeğinde beraber olduk.

İş işten geçince

Tabii ülkelerini terk etmişler, orduları dağılmış, psikolojik olarak çok kötü durumdalar. İster istemez ülkelerindeki durumu konuştuk. Bana öyle şeyler anlattı ki dayanamayıp sordum: 'Peki siz hiç böyle bir irticai gelişmenin farkında olmadınız mı?' Şu cevabı verdi: 'Sayın general devamlı bir çiçeğe bakarsanız o çiçeğin büyüdüğünü göremezsiniz. Örneğin bir gülün nasıl açtığını bile fark edemezsiniz. İşte bizde de böyle oldu1. Bu sözlerine karşılık susmak istedim ancak üsteleyince sordum: 'Peki hiç mi kavramadınız; algılayamadınız mı?' Bu kez şöyle bir cevap verdi: 'Biz onların her gün hiç fark ettirmeden ama yavaş yavaş, santim santim sanki yeni bir şey olmuyormuş gibi getirdikleri, ortaya koydukları dini şeyleri halkımızın temiz duyguları diye düşündük. Hiç sonuçta böylesine bir durumla karşılaşacağımızı tahmin etmedik. Ama baktık ki, o her geçen gün halkımızın temiz duygularından kaynaklandığını zannettiğimiz dini ve malum istekler gibi görünen şeyler irticanın ta kendisiymiş'.

Komutan böylesine tarif edince 'Demek ki siz görevinizi yapmamışsınız' dedim. Ardından da sordum, 'Peki fark ettiğinizde, yani Humeyni için Tahran'da 500 bin kişiyle miting yapılmaya başlandığında da mı fark etmediniz?' Sayın Fatih Çekirge, komutanın verdiği o cevap hiçbir zaman kulaklarımdan silinmedi. Bana şöyle dedi: 'Sayın general fark ettik fark ettik ama iş işten geçmişti."'

Orgenerale RP Van milletvekili Erbaş'ın teröristlerle giriştiği pazarlık anımsatılıyor. Genelkurmay Başkanı, milletvekilinin adını söylemeden olaya bakış açısını açıkladı:

"Bu pazarlığı (teröristle pazarlık) kesinlikle tasvip etmiyoruz. Tam 24 ülkedeki terörle mücadele yöntemlerini çok ciddi şekilde incellettirdim. Vietnam'dan Angola'ya kadar uzmanlardan alınan bütün bilgileri tarattırdım. Mesele basit. Adı konulduktan sonra teröre taviz vermek ciddi bir hatadır. Bakın geçen yıl İspanya’yı ziyaretim sırasında İspanyol Genelkurmay Başkanı ile BASK sorunu üzerine konuşuyorduk. Bana BASK'ta ilk planda 260 civarında terörist olduğunu söyledi. Ben de kendisine 'Peki bu kadar az terörist var da nasıl böyle bir ayrılık noktasına kadar gelindi?' diye sordum. Cevabı ibret verici oldu. 'Sayın Karadayı' dedi, 'bütün hatamız her gün, her saat değişik siyasi yaklaşımlarla sorunu çözeceğini zannedenlerin belirli tavizler vermesi, teröristleri hem moral, hem de diğer açılardan güçlendirdi. Böylece ortaya BASK sorunu diye bir sorun çıktı.'"

Genelkurmay Başkanı, TSK’nın 'kemikleşmiş hassasiyetlerini özetleyen açıklamalar yaptı:

"Üç konuda hassasım. Önce laiklik. Bu konuda hiçbir şekilde taviz söz konusu olamaz. Bu Türkiye Cumhuriyetinin temelidir. Demokrasinin, uygarlığın, çağdaşlığın temelidir. Bakın bu yalnızca askerin, ordunun meselesi değildir. Bu, bu ülkede yaşayan herkesin meselesidir, ileriye, çağdaşlığa gitmek isteyen herkesin meselesidir. Tekrar ederek söylüyorum, siyasetle ilgili değiliz. Biz bu Cumhuriyetin temel kurallarında hassasız...

Diğeri demokrasi. Biz demokrasiye zarar vermemek için terörle mücadeleyi özenle götürüyoruz. Yoksa bir anda gereğini yaparız. Bu anlamda eşkıya ile, teröristle pazarlık bizim için söz konusu bile olamaz.

Üçüncüsü ise devlet ve ülke bütünlüğü ile halktır. Biz halka bir zarar gelsin istemiyoruz."

Bu açıklamalar, laik ve demokratik Cumhuriyete gönülden ve içtenlikle inananlara rahat bir nefes aldırdı.

Bu açıklamalar, RP iktidarıyla başlayan kaygılara karşı Cumhuriyetin sağlam güvenceler altında olduğunu kanıtlıyordu.

Ne yazık ki; RP'de ve onun peyki DYP'de 'bir uyanış' gözlenmiyor.

Kaynakça
Kitap: "Büyüklere Masallar Küçüklere Gerçekler": 10 GERİ GİDİŞE İZİN YOK (28 Şubat)
Yazar: CÜNEYT ARCAYÜREK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 28 Şubat 1997 Muhtırası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir