Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İş Adamlarında Kaşlar Çatık

28 Şubat 1997 Muhtırası Öncesi ve Sonrası - 37. Bölüm

Burada 28 Şubat 1997 Muhtırası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

İş Adamlarında Kaşlar Çatık

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Tem 2012, 02:27

67

"İş adamlarında kaşlar çatık"

Demirel'in Der Spiegel'e verdiği demecin tam metni, gazetelerde -başta Milliyet'te- değişik yorumlar içeren başlıklarla çıktı:


"Köşk’ü bırakmam" - Milliyet (26 Ağustos 1996)

Akit ise şaşı gözle baktı olaya:

"Vatandaşlardan Demirel'e anlamlı mesaj: in de görelim'"

O günün gecesi. Demirel:


"Geldik" dedi telefonda. Saat 20.30 dolaylarıydı.

MGK toplanıyor.

OHAL'i kaldırmaya Diyarbakır'dan başlamak? "Söz vermişler çeşitli çevrelere" diye yineliyor nedeni Demirel.

SD: "OHAL'in oradan kaldırılması Türkiye'nin ihtiyacı mı? Alakası yok. Bunun yapmak istediği Diyarbakır'da popubülisite kazanmak. Her şey ona bağlı.

Bu bir rüzgârdır. Bu rüzgârın önüne milleti katmamak lazım. İstanbul'da kaşlar çatık. Her çevrenin kaşları çatık."

CA: "İş adamlarıyla yemek yemişsiniz?"

SD: "Evet, onların da kaşları çatık. Ben onları teskin ettim. Kardeşim, ben kimseyi savunmuyorum. Sistemi savunuyorum.

Zaten bunlar (RP ve REFAHYOL) savunulmaz!

Bırakın bunları sistem tasfiye etsin.”

(27 Ağustos 1996)

CA: "Sivil sıkıyönetim dediğiniz iller yasa tasarısı TBMM'ye geldi. Meclis 20.00'de toplanıp zorunlu tasarruf yasasını görüşmeye başlayacak. Tabii, kulislerde ayrıca önemle konuşulan PKK'daki tutsaklar."

SD: "Devlet bu adamları (PKK’yı) taraf olarak karşısına almaz. Devlet bunlara 'bırakın' falan da demez. Laf bu. Bugün MGK'dan iyi bir tebliğ çıktı.

'Güneydoğuda öyle bir mücadele var ki, silahlı adamın elindeki silah alınmadıkça bu mücadele bitmez!' İşin ne olduğunu anlamayan varsa... İşte onun ifadesi. Diyalog, barış falan. Hikâye!"

CA: "Bu ifadelerin yazılmasına neden olan konuşmalar yapılır veya MGK bildirisi okunurken, okunmadan önce Erbakan ne yaptı?"

SD: "O da aynen kabul ederek, onaylayarak... Tekrarladı o şeyleri: 'Taviz yok, sonuna kadar mücadeleyle bu iş bitecek.'"

CA: "Silahlı mücadeleye devam?"

SD: "Evvvet efendim!"

CA: "Peki son gezileri hakkında bir şey söylemedi mi?"

SD: "Hayır. Sorulmadı ki..."

CA: "Ama bütün televizyonlarda konuşulduğundan söz ediliyor."

SD: "Senaryoculuk tamamen yaygın hale geldi."

CA: "Peki, son zamanlarda kendi adamlarının kurduğu PKK ile ilişkilere kendisi hiç değinmiyor mu?"

SD: "Hayır, hayır! Yok onun için böyle bir şey."

CA: "PKK’ya giden RP Van milletvekili Fethullah’ın (Erbaş) 'gidişinden haberim' yok, diyor ya. Yemin ederim ki vardır haberi."

SD: "MGK'da İran da, Suriye de hepsi duman edildi. Raporların hepsi bu iki ülkeden gelen terörle ilgili. İran'ın Suriye'nin yediği haltların hepsi görüşüldü.

Erbakan hiç yoktu oralarda."

68

Hükümetin 'zorunlu tasarruf yasası tartışılıyor.


Sendikalar karşı. Zamanında geri ödeme yapılacağını hükümet garanti ediyor. Ama inanan yok.

SD: "Herhalde 10 senede falan öderler.

Bir kısmı da öbür dünyaya gidince alır parayı."

CA: "Zaten işçiler de 'ölüm halinde verirsiniz' diyor. Fethullah Erbaş kayıp."

SD: "MGK’da onu da konuştuk. Dedim ki; 'Biz bu haydutlara askerleri ver diyebilir miyiz? O zaman devlet olarak çok küçük düşeriz.' 400 bin kişinin öldüğü bir yerde 30 esiri kurtarmak için devlet küçülür mü yahu?

(Cumhurbaşkanı ile birkaç gün görüşemedik.)
Demirel: "Kimin ne olduğu, ne istediği ortaya çıksın!"

Sivil sıkıyönetim yasası geçti.

(30 Ağustos 1996)

SD: "Bayramınız kutlu olsun. Ben bayram yapıyorum."

CA: "Belli oluyor. 20.15'te de orduevinde. Oraya türbanlı gelinecek mi, gelinemeyecek mi?”

SD: "Vallahi, onlar tedbirini alırlar."

CA: "Ne hallere geldik, nelerle uğraşıyoruz beyefendi."

SD: "Bunlar, bu olaylar kaçınılmaz canım.

Madem ki, bunlar toplumun içinde birer cerahat olarak, birer rahatsızlık olarak, şu olarak bu olarak var, bir yerde tezahür edecek, çıkacak orta yere."

CA: "Bir bakıma ortaya çıkmaları da iyi."

SD: "İyi. Yani affedersin, karnının sıktığı her şey belli olsun.”

CA: "Cerahat aksın!"

SD: "Kimin ne olduğu da, ne istediği de belli olsun!"

CA: "Tabii günümüzün konusu Fethullah Erbaş. Meclis Başkanı sert bir açıklama yaptı. Bir milletvekilinin eşkıya ile pazarlık yapmasına şiddetle karşı çıktı. Bakın beyefendi, kaç gündür sizinle konuşamıyoruz. Bu memlekette ANAP diye bir parti var."

SD: "Yok."

CA: "Peki ama DYP diye bir parti var."

SD: "O da yok!”

CA: "Refah'ı bırakıyorum bir yana, DSP var, CHP var. Bu adam yola çıkmadan (Van RP milletvekili Fethullah Erbaş) on gün demeç verdi. Basın 10 gün bu demeçleri yazdı. Televizyonlar bu demeçleri kullandı, hatta istismar etti."

SD: "Evet, evet!"

CA: "Bir Allahın kulu çıkıp içlerinden, ben sizden uyarmanızı rica ediyordum, ama bunlara tek kelime söylemediler. Adam gitti PKK kampına. İş rezalete döndü. Şimdi hepsi ayakta. Bakın bu kadar ikiyüzlülük olmadı."

SD: "Tabii, olmadı.

Herkes şuna yatıyor: Kan dökülmesinin önüne geçmek. "Durması iyi olmaz mı yani?" Mehmet Gölhan'ın bir ay önce söylediği o enayice laf. Yahu, kan dökülmesini isteyen kim?

Şimdi onların hepsi aynı yere bağlı. Sizinle ru be ru konuşuruz pazartesinden sonra... Aynı yere bağlı başka şeyler de var. Size söyleyeceğim onları.

Şimdi Türkiye ne yapıyor ve neden yapıyor?

Yani Türkiye birtakım gencecik adamları hudut boylarına veya Doğunun dağlarına sürüp öldürmekten zevk mi alıyor?"

CA: "Böyle şey düşünülür mü?"

SD: "Ama siz karşınızdaki adam yani bu cinayetleri işleyen adam hakkında bir karara varmamışsanız bu nedir diye..."

CA: "Olay biter."

SD: "Çıkamazsınız işin içinden!

Sizinle birçok kereler konuştuk. Ben oralara gittim 4 defa. Her seferinde de, bunu büyük bir samimiyetle söylüyorum; başka türlü söylemem mümkün değil, oralarda dedim ki o çocuklara: "Sizin yaşınızda olmak isterdim. Buraya gelip bu mücadeleyi yapmak için."

Yahu insan karısını savunmaz mı? Evini savunmaz mı? Eğer kapını çaldığı zaman, affedersin, bir it gelip "ver karını" dediği zaman 'eh kavga çıkmasın" diye..."

CA: "Al götür!"

SD: '"Al götür de ben sonra karakola şikâyet ederim" mi diyeceksin? Affedersin ama, bu deyyusluktur.

Aynı şeydir. Ha adam senden karını istemiş, ha toprağını istemiş. Aynı şeydir yahu."

CA: "Adam (Fethullah Erbaş) "Allah için yaptım" diyor. Hani bir İHD'nin başı var ya, Akın Birdal, o da işin içinde malum. Heyette. Bizim çocuklara 'Erbaş'ı Erbakan gönderdi' demiş.”

SD: "Harika, harika!"

CA: "Size geldi, bu olayları konuştunuz mu yine? Ne diyor?"

SD: "Konuştuk. Ben ne diyorsam onu diyor."

CA: "Ya ekonomi?"

SD: "Beş milyar dolar daha geliyor. Birincisini halletmiş. Bu ikinci. Dinledim, dinledim, dedim ki; "Bunlar iyi. Ama bu dolarlar

gelmeyiverir. Masraflar da yapılmış olur. Aradan adem-i tediye çıkar,' dedim. 'Devlet borcunu ödeyemez, geri ödemesini veremez olur,' dedim. 'Aman bunlara çok dikkat edin' dedim."

CA: "Size İran'ı miranı anlattı mı?”

SD: "Her şeyi anlattı. Gizli kapaklı konuşmaları anlatmasa da olur, onlar var benim elimde zaten." (Donakaldım. O gizli kapaklı konuşmalardan bilgili olmaz görünmüştü bana. Bugüne kadar. İran skandallarını hep gazete haberlerinden öğrenip birlikte irdelemiştik.)

CA: "Öyle mi?" (Diyebildim)

SD: "Tabii canım, hepsi var elimde. Seninle pazartesinden sonra konuşuruz." (Hiçbir zaman bu konuları konuşmadı)

CA: "Diyarbakır’dan OHAL'i kaldırıyordu?"

SD: "Kasıma kadar -herhalde- dokunmayacak o konulara. Öyle bir şey."

(30 Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle: Ankara Gazi Orduevi'ndeki resmi kabulde, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, RP'li Fethullah Erbaş'ın PKK ile pazarlık girişimleriyle ilgili bir soruya, "Kendisini tanımıyorum. Kimmiş o?" diye yanıt verdi.)

Kaynakça
Kitap: "Büyüklere Masallar Küçüklere Gerçekler": 10 GERİ GİDİŞE İZİN YOK (28 Şubat)
Yazar: CÜNEYT ARCAYÜREK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 28 Şubat 1997 Muhtırası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir