Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Habur Kapısı... Barzani?..

28 Şubat 1997 Muhtırası Öncesi ve Sonrası - 36. Bölüm

Burada 28 Şubat 1997 Muhtırası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Habur Kapısı... Barzani?..

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Tem 2012, 02:26

65

Habur kapısı... Barzani?..


PKK'nın, tutsak diye adlandırdığı askerleri 'devleti ayağına getirmek' amacıyla kullandığı ortaya çıktı. Daha doğrusu, PKK ile 'barış yapmayı' ilk planda görenler için bu olay, bir fırsat gibi değerlendiriliyor.

CA: "Tuzla'da söyledikleriniz geniş ilgi gördü. Tutsak namı altındaki girişimle devleti ayağına getirmeye çalışıyor PKK."

SD: "Tabii. Bu askerleri iade eder, etmez. O benim şeyim değil. Tabii bu adamlar evlerine kavuşurlarsa ben memnun olurum. Bugünkü açıklamamda tutsak dediklerinin 10 tanesinin kaçak olduğunu söylemedim. Ama demek istedim ki, bu kadar şehit verilmiş. Eeee, burada devletin onuru söz konusu. Bırakır, bırakır. Bırakmaz bırakmaz. Devlet olarak ben yalvaracak değilim ya -affedersin- dürziye. Bırakmasına memnun olurum ama bırakması için benim bir talebim olmaz.

Tekrar ediyorum: Bırakıp bırakmaması umurunda bile değil. 4.000 asker şehit vermişim ben."

CA: "Oraya gitseydi RP’nin o Van milletvekili Fethullah. Onu da tutsak alarak götüreceklerdi.”

SD: "Harika. Alıp götürünce, devlet, milletvekilidir diye meşgul olmak zorunda kalacaktı.

Gazetecilere şunu da söyledim; Talabani-Barzani... affedersin. Bunlar PKK ile biraraya gelirse bunların altları gider. Yani Türkiye bugüne kadar terörle mücadeleyi bu iki Kürt aşiret reisi ile mi yapıyor?

Bunların PKK'ya arka çıkmaları kendi aleyhlerinedir."

CA: "İstiyorlarsa çıksınlar arka PKK’ya.”

SD: "Çıksınlar!"

CA: "Devlet onları da temizler. Bir günde."

SD: "Zaten biz bunların bir gün bir yerde birleşeceğini hesaba koyuyoruz. Bizim için en kötü ihtimal odur. Biz ona göre hazırlıklı- yız."

CA: "Bu Barzani, 30 milyon dolar istiyormuş Türkiye'den. Hani siz 'Bunlar pazarlık için durmadan bir şeyler isterler, istiyorlar’ demiştiniz."

SD: "Canım, orası tam ticarethaneye döndü. Kim, kimden ne sızdırırsa... Kimden ne sızdırabilirse... Ona çalışıyor.” (Kahkahalar)

CA: 'Habur kapısından giren çıkandan da (PKK) haraç alıyorlar."

SD: "Yalnız devlet Habur kapısını çok kötü idare etti. Orda çok büyük sorumsuzluk var doğrusu. Ben birçok kere MGK’da bunları söyledim. Yazı da yazdım ilgililere. Biz bir taraftan bunlarla boğuşuyoruz. Öbür taraftan buradan bunlara PKK'ya para gidiyor.

Üç adam oradan ticaret yapacak diye... Bir türlü nasıl olduysa oldu mani olamadılar haraca."

CA: "Evet. Barzani isim vermiyor ama, 'Bizim aldığımız paralardan daha çoğunu PKK alıyor' gibi laflar ediyor."

SD: "İşte buyrun, mesele bu.

Kongre nasıl? Seçim sonucu normal de ANAP ne mesaj veriyor?"

CA: "Hiçbir mesaj vermiyor. Hiçbir şey yok. Ölü!"

SD: "Bunlar misyonlarını yitirmişler. Hem DYP, hem bunlar, ANAP!

Böylece bir boşluk meydana geldi."

CA: "Orta sağdaki bir boşluğun RP'ye yaraması olası değil mi?"

SD: "RP'ye de yaramaz ya. Hiç kimseye yaramaz."

CA: "Kongre bitti. Ama Işın Çelebi genel başkanlığı kazansaydı, Sakıp Ağa ile ilişkisi nedeniyle partinin adı ne olacaktı? IŞINSA!"

SD: "Harika, harika, harika..."

CA: "Olup biten rezilliklere bakınca insan; Türkiye'yi aptalca şeylere sürüklüyorlar diye bir izlenim alıyor."

SD: "Türkiye'yi hiç kimse hiçbir yere sürükleyemez. Sadece Türkiye'nin başını ağrıtırlar.

Bu olup bitenlerin hepsi havanda su dövmektir. Üç ay sonra bugün olanların çoğu hatırlanmaz.

6 ay sonra bunlar gelir geçer. 180 gün manasında söylemiyorum. 6 ay! Zaman dilimleri içinde gelir geçer hepsi. Sonra şu adam bakandı, ama ne bakanıydı diye sorduğunuz zaman...”

CA: "Hatırlanmaz."

SD: "Hafızası güçlü olanlar da hatırlamaz."

CA: "Siz hatırlar mısınız?"

SD: "Ben de hatırlamıyorum pek çoğunu... Ben artık merak da etmiyorum kimin ne olduğunu. (Kahkahalar)

Ayıp olmasın, 'Cumhurbaşkanı Bakanı bilmiyor' demesinler diye, çok ucundan kenarından...

(Gülmeler sürüyor)

Yazık oluyor insanın hafızasına canım! Mesela adam kendisini takdim ederse, adını da hatırlamıyorum, 'Sayın Bakan' falan diyorum. Kurtarıyorum işi.

Birisi bana faks geçmiş. Ben dışardaydım, geldim. 'ANAP kongresini seyrettim' diyor. 'Işın Çelebi Turgut Özal devrini ihya edecekmiş. Dört eğilimi falan. Özal, 1989'da 21.75 oyla gelmişti, neyini ihya edecek? Işın Çelebi bu oy rakamının nesini ihya edecek' diye soruyordu.

Ama anlaşılmayan, anlatılmayan bir şey var; Turgut'un oylarını yüzde 21.75'e indiren biziz."

CA: "Bu 'biz'in içinde Haşan Ekinci, Mehmet Gölhan'lar da var değil mi?"

SD: (Kahkahalar) "Tabii! Financial Times'da bugün bir yazı var. Türkiye menşeli. 'İki aydır hiçbir şey söylemedi' diyor Mesut Yılmaz için. 'Necmettin Erbakan o kadar gaf yaptı ki, Mesut Yılmaz hiçbir şey söylemedi’ diyor."

(Yılmaz, kongrede 1.032, Işın Çelebi 170 oy aldı.)

Gazete başlığı: "ANAP, eski tas eski hamam."
Der Spiegel: "Türkiye nereye gidiyor?"

Demirel: "Türkiye hiçbir yere gitmiyor!"

"...zira rejimin rakipleri var.

Bunlar hiçbir şey yapamaz..."

Bu ara bir de Der Spiegel olayı patladı.

(24 Ağustos 1996) Türkiye'ye yansıyan haberlere göre; Cumhurbaşkanı Demirel, Alman dergisine verdiği demeçte, "Laiklikten ve Batıdan vazgeçilirse ben istifa eder siyasete müdahale ederim" demiş.

Düşündüm. Böyle bir şey söyleyebilir miydi Demirel?

Özellikle bugünlerde. Laikliğe karşı hareketin giderek fazlalaştığı, REFAHYOL'un Türkiye'yi Batıdan da uzaklaştırma yolunda olduğunun söylendiği-yazıldığı bir ortamda, böyle bir konuşma yapar mıydı yabancı bir dergiyle?

Kuşkusuz; Demirel bana bir süre önce buna yakın kimi ifadelerde bulunmuştu.

En iyisi Der Spiegel'deki yazıyı ya da söyleşiyi önce görmek, sonra yorumlamak, hatta Demirel'le konuşmak gerekiyordu.

Demirel'le (gece saat 21.00'di) konuşmak olanaksızdı.

Bir düğündeydi.

(25 Ağustos. 1996, saat 14.00 dolayları)

Başyaverin sesi. Cep telefonundan geliyor:

"Sayın Cumhurbaşkanı sizinle görüşmek istiyor."

Demirel, "İstanbul dışındayım. Bugün bir-iki gazetede (Sabah ve Milliyet'te) Der Spiegel’de yaptığım bir röportajdan bana atfen bir şeyler yazılı" dedi.

Eh, doğrusu doktor hastanın ayağına geliyor.

CA: "Evettt!"

SD: "Benim beyanlarım içinde öyle şeyler yok."

CA: "Ama Der Spiegel öyle yazmış."

SD: "Der Spiegel de aynen öyle yazmamış."

CA: "Ya nasıl yazmış efendim?"

SD: "Der Spiegel o haltı... Temmuzdadır o mülakat. Der Spiegel söylediğimiz her şeyi yazmadı da... özet çıkardı. Bu özet de saçma sapan şeylerle dolu idi.

Bizi kendi istikametinde figüran gibi kullanmaya kalktı. Onun kavgası yapıldı, nihayet bizim dediğimiz yere geldi.

Çünkü şartlı idi. Hazırladığı metni bize göstermek şartıyla o mülakat verilmişti.

Şimdi neşrettiği, yarın çıkacak olan Spiegel'de ne neşredildi ise, onu aynen tercüme ettirdim. Şimdi onu basına veriyorum. Bunun içinde de çok güzel unsurlar var. Böyle şeyler de yok."

CA: "Yani 'laiklikten sapıtırsa, Batıdan kopulursa istifa eder ve siyasete dönerim' gibi laflar..."

SD: "Yok canım öyle şeyler."

CA: "Dün gece işittiğimde hayli yadırgadım doğrusu."

SD: "Öyle bir şey olabileceğini farz etmiyorum ki ben.

Öyle bir şey olursa ben şunu yaparım demek zafiyet ifade eder.

Benim tezim daima, laiklikten ve Batıdan kopmanın olmayacağıdır."

CA: "Spiegel metni bir açıklama olmayacak. Ama Metin Yalman, kısa bir açıklama ile 'gazetelerimizde çıktığı gibi Cumhurbaşkanı'nın bir sözü olmamıştır' diye bir açıklama yapsa."

SD: "Ama o, zaaf ifade eder. Öyle bir şey olursa ben bir şey yapmam gibi bir anlam da çıkmaması lazım.

Adam (Demirel'le 16 Temmuz 1996 tarihinde konuşan Der Spiegel dergisinin dış ilişkiler müdürü doktor Romanin Leick ve Dieter Nednarz) beni mütemadiyen sürüklemek istediği tartışma 'Türkiye nereye gidiyor?’ Ben de ona cevap veriyorum: Türkiye hiçbir yere gitmiyor'. Yahu nereye gitsin yani! İllaki Türkiye'nin bir yere gitmesi mi lazım? Bu adamlar şu oldu bu oldu, derler. Ne oldu? Millet bunları iktidar yapmadı. Bunların yüzde 21 oyu var.

'Bunlar şöyle mi yapar, böyle mi yapar?'

Hiçbir şey yapamaz. Ben bunları söyledim. Neden yapamazlar? Çünkü halk var, rejimin sahipleri var.

Rejimin sahipleri zaten rejimin değiştirilmesine imkân bırakmazlar.

Gayet müspetinde söyledim ben onlara bunları. Konuşmanın tümü çok güzel, ama uzun bir konuşma. Spiegel'de yayımlanan metni de gördüm, tercümesini de.

Bir maksatları vardı, bir yere varmak istiyorlardı."

Cumhurbaşkanı Demirel'in Der Spiegel'le yaptığı röportajın metni:


"Sadece birinci sınıf vatandaş"

Türk Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel; İslamiyet, Kürtler ve ülkesinin geleceği hakkında:

Spiegel: Sayın Cumhurbaşkanı, modern Türkiye'nin tarihinde ilk kez Ankara'da İslamcı bir Başbakan hükümet ediyor. Bu başınızı ağrıtıyor mu?

Demirel: En azından uykularım kaçmıyor. Zaten "İslamcı" Başbakan kavramını beğenmiyorum, bu tanımı yanlış buluyorum.

Spiegel: Niçin? Sayın Erbakan bizzat kendini böyle görüyor.

Demirel: Türkiye'de nüfusun % 99.9'u Müslüman. Sizin bahsettiğiniz kişi son parlamento seçimlerinde oyların yüzde 21.6'sını aldı. Kalan yüzde 78.4 seçmen ne olacak? Onlar iyi Müslüman değiller mi?

Spiegel: Erbakan bizzat "Bize oy verenler iyi Müslümanlar, vermeyenler kâfir ve ateisttirler" diyordu.

Demirel: Seçim kampanyasında. Şimdi artık kendini biraz farklı ifade ediyor. Anayasamız ve yasalarımız, dinin siyasi istismarını ve dini hislerin tahrik edilmesini yasaklamaktadır. Bu, ülkenin bölünmesine yol açabilir. Hiç kimse devletimizin temeli olan laik demokrasiyi ortadan kaldıramayacaktır. Kurumlarımız buna izin vermeyecek kadar güçlüdür.

Spiegel: Cumhurbaşkanlığı da bu kurumlar arasındadır. Türkiye'yi bir din devleti yapmaya yönelik her girişime karşı çıkar mısınız?

Demirel: Cumhurbaşkanı mahzurlu gördüğü bir yasayı veto etme hakkına sahiptir ve Anayasa Mahkemesi Anayasaya aykırı olan her yasayı geri çevirme hakkına sahiptir. Türkiye, özgür vatandaşları, özgür basını, özgür dernekleriyle çoğulcu bir toplumdur. Politikacı olarak 45 yıl liberal bir devlet yapısı oluşturulması için mücadele verdim. Tarih niye tersine gitsin?

Spiegel: Buna rağmen Türkiye bir yol ayrımında görünüyor. Ülkeniz Batı dünyası içinde mi kalacak yoksa yeni, şarklı bir benlik mi arayacak?

Demirel: Biz Avrupa'nın bir parçasıyız. Türkiye büyük Kemal Atatürk'ün çizdiği yolda kalacaktır: Modernleşme, uygar dünyanın değerlerine bağlılık, hoşgörü ve fikir özgürlüğü. 550.000 öğretmenimizin yarısı bayandır; kadınlar hâkim, mühendis, bakan olarak çalışıyorlar. Er veya geç Avrupa Birliği'ne tam üye olacağız. Yeni bir benlik özlemimiz yok.

Spiegel: Bizzat sizin için İslam ne ifade ediyor? İnanç özel bir şey mi yoksa sosyal yaşamın tümünü belirleyen kurallar içeren bir toplum düzeni taslağı mı?

Demirel: İslam insan ile Allah arasındadır. Tabiatıyla toplum içerisinde adil ve ahlaki bakımdan düzenli birarada yaşam için kuralları vardır. Bu Hıristiyanlıkta da farklı değildir. Fakat hiçbir Müslüman, başkalarının duasına karışma hakkını kendinde görmemelidir. Bu tür müdahaleler karşısında laiklik vardır dünyanın her yerinde.

Spiegel: Ancak bu, yeni hükümet başkanının dünya görüşüne uygun düşmüyor. İlk dış seyahatini Ayetullah'ların devleti İran'a yaptı. İslami bir dünya birliği vizyonunu çizdi. NATO'dan çıkılacağını ve Avrupa Birliği'ne sırt çevrileceğini vaadetti.

Demirel: Olabilir; bu şahsi düşüncesi.

Spiegel: Fakat şimdi iktidar sahibi.

Demirel: Kendisi bir koalisyon hükümetinin Başbakanıdır ve koalisyon protokolünde bunlardan hiçbiri yok. Parlamentoda hükümet açıklamasını yaparken ayağa kalktı ve Türkiye ile Batı arasındaki ilişkileri geliştireceğini ve AB üyeliğini sağlamak için her şeyi yapacağını söyledi. Sayın Erbakan sadece sözleriyle değil, yaptıklarıyla da değerlendirilmelidir.

Spiegel: Kendisini uzun süredir tanıyorsunuz; 1975'te sizin koalisyon hükümetinizde Başbakan Yardımcısı idi. Erbakan hakkında ne düşünüyorsunuz? Kesin prensipleri olan biri midir yoksa sadece iktidar için taktik yapan birisi mi?

Demirel: Çok çalışıyor...

Spiegel: Fakat ne için?

Demirel: Zaman sorunuzu cevaplandıracaktır. Bu hükümete başarı diliyorum, çünkü iyi niyetli bir insanım. Cumhurbaşkanı olarak tabiatıyla, ülkede denge ve barışın korunmasını gözetiyorum. Laik demokratik Cumhuriyetimizin esaslarına dokunulamaz.

Spiegel: Yine de biraz endişeli gibisiniz.

Demirel: İçerden ve dışardan devlete yönelik birçok saldırı düşünülebilir, fakat hiçbiri başarılı olamayacak, çünkü devlet, özünü savunmak için en iyi şekilde donatılmıştır.

Spiegel: Gerektiği takdirde ordu geçmişte üç kez olduğu gibi müdahalede bulunur mu? Bizzat siz 1971 ve 1980'de generaller tarafından istifa etmeye zorlandınız.

Demirel: Hayır, devlet halkın yardımıyla kendini koruyacaktır. Ordu, generaller ülkenin battığını düşündükleri için üç kez darbe yaptı. Ülke batmadı, yalnız her seferinde Türkiye'deki siyasi yaşamı tahrip ettiler. Bu darbeler olmasaydı siyasi gelişmemizde on yıl ilerideydik. Buna rağmen, Türklerin demokrasiye ve laikliğe neredeyse âşık olduklarına inanıyorum. Sayın Erbakan'ın Refah Partisinin seçmenlerinin hepsi köktendinci değildir. Türk toplumu, tek boyutlu bir yöne zorlanamayacak kadar çok yönlü hale gelmiştir.

Spiegel: Eski Başbakan Tansu Çiller seçim kavgası sırasında, Erbakan'ın Türkiye'yi karanlık bir çağa sürükleyeceğini söylemişti. Şimdi ise onun yardımcısı ve Dışişleri Bakanı. Onu bu ittifaktan vazgeçilmediniz mi? Nihayetinde Sayın Çiller Doğru Yol Partisi Başkanı olarak halefiniz.

Demirel: Hiçbir tavsiyede bulunmadım. Cumhurbaşkanı partilerin üstündedir, partilerin işlerine karışmak benim görevim değil.

Spiegel: Fakat başka bir koalisyonu tercih ettiğiniz sır değil ki.

Demirel: izin verirseniz bu, cevaplandırmak istemediğim tek soru.

Spiegel: Sayın Çiller kendisinden yararlanılan bir kişi konumuna düşüp birkaç ay sonra hükümetten çıkarılma tehlikesi içinde değil mi?

Demirel: Siyasette bir hafta bile uzun bir zamandır. Bugünkü Türkiye'de hiçbir partinin ülkeye kendi iradesini kabul ettirecek kadar yeterli gücü yoktur; her zaman bir koalisyon gerekli olacaktır.

Spiegel: Sayın Cumhurbaşkanı, Cumhuriyetin kurucusu büyük Atatürk'ün parolalarından biri "Yurtta sulh, cihanda sulh"tür. Oysa gerçekte Türk Ordusu Güneydoğu Anadolu'da sizin terörist olarak nitelendirdiğiniz asilere karşı bir mücadele yürütmektedir.

Demirel: Burada söz konusu olan tam anlamıyla terörizmdir. Bu terörizm, bir devlet tarafından işgal edilmiş toprakları kurtarmaya yönelik bir hareket olarak düşünülmemelidir. Biz, kimsenin toprağına el koymadık ki. Bin yıl önce Anadolu'ya gelen Türkler, Bizans'tan sonra Selçuklu ve Osmanlı Devletini kurmuşlardır. Şimdi de Türkiye Cumhuriyeti vardır.

Teröristler daha bir süre önce 7 eri öldürdüler. 19-20 yaşlarındaki bu gençler niçin öldürüldüler? Türkiye'nin sınırlarında ve Türk halkını koruyorlardı. Bu, Türk devletinin hakkıdır. Türkiye'nin savunmasını kimseyle müzakere konusu yapmayız. Türkiye'nin bölünmezliği tartışılmaz.

Spiegel: Güneydoğudaki huzursuzluklar sadece güvenlik güçlerini ilgilendiren bir durum olamaz. Bir siyasi çözüm bulunamaz mı?

Demirel: Masum siviller katlediliyorsa, böyle bir durumda siyasal çözümden nasıl bahsedebilirsiniz? Bu teröristler Kürtçe konuşan vatandaşlarımızı temsil etmiyorlar. Bunlar canidir. Şayet bu caniler, baskı altındaki insanların kurtarıcısı olarak görülürse bu tümüyle yanlış olur.

Parlamentodaki 550 milletvekilinden 150'si Kürt kökenlidir. Fakat, onlar Kürtleri değil, Türk vatandaşlarını temsil ederler. İstanbul'da bugün 1 milyonu aşkın Kürt kökenli insan yaşamaktadır. Ancak, onlar bile kendilerine Kürt değil, Türk derler. Herkes ülkenin istediği yerinde yaşamakta özgürdür. Ancak, üniter devlet içinde, tek bayrak altında ve barış içerisinde yaşamaya kararlıyız.

Spiegel: Bunun için insan haklarını ihlal etmeye ve azınlıkları baskı altında tutmaya hazır mısınız?

Demirel: Türkiye'nin doğru anlaşılması gerektiğine inanıyorum. Sizin Almanya'da sahip olduğunuz tüm demokratik kurumlara biz de Türkiye'de sahibiz. Demokrasinin işleyişinde bazı noksanlarımızın olduğu doğrudur, ancak sistemimiz iyidir, eksiklikleri giderip mükemmel işleyen bir demokrasiye ulaşmak için çaba harcıyoruz. Kimse bizde hiçbir zaman ikinci sınıf vatandaş olmamıştır. Halkın hepsi birbirlerini kardeş bilirler. Bu ülkede azınlık yoktur. Kökenleri ve inançları ne olursa olsun, Türk vatandaşlarının hepsi özgürdür ve eşit haklara sahiptir. Bizde sadece birinci sınıf vatandaş vardır.

Spiegel: Ancak birçok Kürt gibi belirli bir halk grubu kimliklerini farklı tanımlarsa ne olur?

Demirel: Bu, Türkiye'yi istikrarsızlığa sürükler. Şayet bu tür çabalar desteklenmeye devam edilirse, yeni bir Bosna, yeni bir Lübnan ile karşı karşıya kalırız. Türkiye'yi pazarlık konusu yapmayız. Bu teröristlerin çoğunluğu Kuzey Irak ve Suriye'den, bazıları da İran'dan faaliyet göstermektedir. Şayet dış dünya bu canileri baskı altındaki insanların kurtarıcısı olarak görürse sadece teröre destek verilmiş olunur.

Spiegel: Kürt işçi Partisi PKK ve lideri Abdullah Öcalan, komşunuz Suriye'de korunma ve sığınma buluyor. Eğitim kamplarının orada olduğu ve silahlarını oradan aldıkları söyleniyor.

Demirel: Evet. Bu maalesef çok üzücü. 1984'ten bugüne kadar 3.759 polis ve asker, buna ilaveten 3.806 sivil, toplam neredeyse 8.000 insanı kaybettik. 10 binin üzerinde yaralı var. Bütün bunları Suriye'nin desteklediği teröristler yaptı. Suriyelilere, komşular arasında böyle şeylerin olmaması gerektiğini anlattık. Ancak sorunu Türkiye'nin sınırları içinde çözeceğiz. Terörü sona erdireceğiz, bu uzun sürmeyecek.

Spiegel: Bu konuda İsrail'in tecrübelerinden de yararlanmak istiyor musunuz? Türkiye İsrail ile, Arap dünyasında şiddetle eleştirilen bir askeri anlaşma yaptı.

Demirel: Bazıları bir tür ittifak yaptığımızı düşünüyor. Durum böyle değil. Söz konusu olan askeri bir eğitim programıdır: 27 ülke ile bu tür anlaşmamız var.

Spiegel: Fakat İsrail, kuruluş hikâyesi ile Ortadoğu'da çok özel bir ülke...

Demirel: Tabii, ama İsrail bir gerçektir de. İsrail Mısır veya Ürdün için bir tehlike teşkil ediyor mu?

Spiegel: Suriye kendini tehdit altında görüyor. Neticede İsrail Golan tepelerini işgal altında tutuyor.

Demirel: Bizim anlaşmamız üçüncü ülkelere karşı değildir. Biz de Suriye'nin Yunanistan ile bir anlaşma yapmasını önleyemeyiz. Yakın zamanda burada bulunan Mısır Cumhurbaşkanı Mübarek bunu çok iyi anladı.

Spiegel: Avrupa yeni Erbakan Hükümeti idaresindeki Türkiye'yi kuşkuyla izleyecek. Cezaevlerindeki açlık grevleri ve Kıbrıs'taki gerginlik sırasında da ülkenizi Avrupa kuşkuyla izledi. AB'ye tam üyelik konusunda zaten parlak olmayan ümitlerin şimdi daha da söneceğinden çekinmiyor musunuz?

Demirel: Hayır. Avrupa ve Türkiye'nin birbirlerine ihtiyacı var. Ülkemiz Orta Asya'ya ve Ortadoğu'ya bir köprü oluşturuyor. Ekonomimiz büyük olanaklar sunuyor, Türkiye dünyanın yükselen on pazarından biri. Ve Almanya'da da olan bütün demokratik kurumlarımız var; hiçbiri eksik değil. On yıl zarfında AB'de olabiliriz.

Spiegel: Cumhurbaşkanlığında selefiniz Turgut Özal Avrupalıların Hıristiyan AB'ye bir İslam ülkesini almak istemediklerinden şüpheleniyordu.

Demirel: Avrupa Birliği'nin Müslümanları dışlayan bir Hıristiyanlar kulübü olmasını düşünemiyorum. Bu düpedüz İnsan Hakları Beyannamesi'ni ihlal olur.

Spiegel: Fakat Türkiye yine de köktendinci olursa ne olacak?

Demirel: Bu farklı bir şey olur. Fakat her şeyin doğru yolda gideceğine, mantıklı ve makul olacağına sizi temin ederim. Avrupa İran ve Cezayir'de neler olduğunu gördü, şimdi her İslam ülkesinin köktendinciliğin pençesine düşebileceğinden endişe ediyor. Ama Türkiye Cezayir değil.

Spiegel: Sayın Cumhurbaşkanı, bu mülakat için teşekkür ederiz.

Kaynakça
Kitap: "Büyüklere Masallar Küçüklere Gerçekler": 10 GERİ GİDİŞE İZİN YOK (28 Şubat)
Yazar: CÜNEYT ARCAYÜREK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 28 Şubat 1997 Muhtırası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir