Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İçerde Başka, Dışarda Başka Konuşmak...

28 Şubat 1997 Muhtırası Öncesi ve Sonrası - 32. Bölüm

Burada 28 Şubat 1997 Muhtırası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

İçerde Başka, Dışarda Başka Konuşmak...

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Tem 2012, 02:22

57

İçerde başka, dışarda başka konuşmak...


SD: "Gazeteciler sordu, 'ne diyor' diye: 'En son ne söylüyorsa ona itibar edin' dedim. En son MİT'in söyledikleri güvenilir mi demiş; 'Tahran'dakine bakmayın, son söylediği neyse ona itibar edin' diye biraz dalga geçtim.

Size bir faks göndereceğim: Biz 27 Temmuz 1994'te Tahrana gitmişiz. Bir basın bülteni var. Daha doğrusu bir basın bildirisi. Rafsancani ile benim.

Bugün imzalanan, konuşulan ne varsa Tahran'da, hepsi o basın bildirisinde var. Teröristlerle ilgili bölümde var. Bu zatın Tahranda konuştuğu ne varsa, hepsi var orada.

Türkiye, İran’dan doğalgaz alırsa buna Amerika'nın hiçbir itirazı olmaması lazım. Kendi şirketleri İran'dan petrol alıp bilmem nereye satıyor. Evvela onlar bunu durdursun. Anlatabildim mi?"

CA: "Bu Amato anlaşması... Geriye doğru değil, ileriye doğru.

SD: "Hah, Türkiye'nin kazanmasına mani bir şey yok. Zaten Türkiye bu boru için 1 milyar 500 milyon doları nereden bulacak?"

(16 Ağustos 1996)

CA: "Hacı Bektaşi Veliye gidip gelmişsiniz. Orada olmasaymışsınız epey patırtı olacakmış galiba?"

SD: "Ne kadar çakal varsa oraya geldi. O İsmail Kahraman (Kültür Bakanı-RP)... O pişkin bir çocuktur. Uzun seneler talebe hareketlerinin içinde bulunmuştur.

Çok iyi bir konuşma yaptı. Kendinden beklenmeyen düzgün bir konuşma. Fakat onu konuşturmadılar. Etraftan 'yuh'lar muh'lar. Sonra ben çıktım. Bu sene o topluluk, sokaktaki topluluk her zamankinden daha sıcak karşıladı.

(Gayet tabiiydi bu durum. Demirel, parti genel başkanı ve Başbakan olduğu zamanlar Hacı Bektaşi Veli törenlerine katılmadı. O sıralar fiili siyaset yaptığı için Sünni bir hava içindeydi, Alevilere sokulgan değildi. Fakat, Cumhurbaşkanı olarak Aleviyi Sünniyi kucaklamak zorundaydı ve Cumhurbaşkanı olduğu yıldan başlayarak Hacı Bektaşi'lere, Alevilere özel bir özen göstermeye başladı.)

Baba maba falan gırla. Orada üç-beş kişiyle polis itişmeye girdi. Neyse sonra orası sükûnet buldu.

Sonra ben dedim ki: 'Buraya Hacı Bektaşi Veliyi anmaya geliyorsunuz. Diyorsunuz ki, biz bu ülkede uyum arıyoruz, barış arıyoruz, huzur arıyoruz. Onun yolu bu değil.'

Neyse o esas üzerinden nutkumu verdim. Önemli mesajlar vardı. Daha çok, belediye reisi de söyledi, aklı başında bir çocuktur. 'İnançları siyaset malzemesi yapmayalım'. 'İşte bakın' dedim. 'Türkiye'de huzur ve sükûn arıyorsanız bunun birinci şartı, demokrat, hür ve serbest bir Türkiye'ye inanacaksınız ve sahip çıkacaksınız.

Ve inançları siyaset malzemesi yapmayacaksınız. Üçüncü şart, inançları birtakım karanlık güçlerin önünde bırakmayacaksınız. Vatana, millete ve bayrağa sahip çıkacaksınız. Bunlar sizin. Sizin bunlar.' Sanırım bu mesajlar iyi olmuştur. Bu mesajları verdim, yatıştırdık ortalığı.

Alkış kıyamet. Türbeyi ziyaret ettik. Arkasından da hükümet konağının temelini attık. Gelecek yıl daha iyi olacak orası. Bu sene o çeşit adamlar bir avuçtu. Geçen sene çoktu. Bu sene anlamsız pankart falan da yoktu.

Yavaş yavaş kitle devlete daha çok ısınmış göründü. Sokaktaki adam. Ben de onların içine girdim. 'Merhaba' dedim. Ellerini sıktım. Ne var, ne yok?.."

CA: "Kıbrıs! Orada siperler falan kazılıyormuş."

SD: "Kim kazıyormuş? Karşı taraf mı?"

CA: "İki taraf da."

SD: "Serseriler bunlar. Bizimkiler niye kazıyor ki? Onu anlamadım. Tansu 'kazın' demiştir."

CA: "Tansu yine çıktı meydana, o meşhur Türkçesiyle 'Ola ki, yanlış hata yapmayın' falan dedi. Kim yapıyor, ne oluyor?"

SD: "Yani hele ben varken! Hoca oralarda iken... (Kahkaha) Mücahit..."

CA: "Barlas da yorumluyor. 'Dış politika dengeleniyor’ diye."

SD: "Türkiye'nin menfaatlerini koruyan bir politikanın esasları ortada iken hangi hakla, hangi güçle bu politikayı dengelemeye kalkıyorsunuz?

Benim Tahran'da söylediklerim fakslattığım metinde. Tabii, bu onlara tarziye veriyor, iyi mi?

Adeta tarziye veriyor. Yani bugün getirip elime verdiler yaptığı konuşmaları da... Ne zamandır düşünüyorum. Bu (Erbakan) nereye götürüyor işi? Dışarıya söylediklerinden çok farklı içerde söyledikleri."

CA: "Bu adamın görüşmelerde, kapalı görüşmelerde söyledikleriyle dışarda söyledikleri farklı."

SD: "Özür diler gibi konuşmuş. Adam da bunu azarlamış. Anlatabildim mi?"

CA: "Rafsancani mi?" (Tabii Demirel, Dışişlerinden gelen şifreleri okuduktan sonra bu yargılara varıyor.)
SD: "Evet! Küstahın tekidir. Azarlamış bunu. Benim siyasi anlayışıma sığmayan şeyler. Şimdi... Tabii bu oralarda kayıplara karıştı değil mi? Daha on gün gelmese..."

CA: "Malezya'ya geçti. Sonra Endonezya. Pakistan ve Türkiye... Airbus yapacak. Denizaltı vereceğiz Malezya'ya."

SD: "Eskiden de vardı. Malezya iki denizaltı almak istiyordu.

Batı basınında da yumuşama yok. Çok kötü yazılar var."

CA: "Dinci gazeteler neredeyse 'ABD bizimkini kucaklamış' diyecek."

SD: "Bu ayıp onlara yeter! Amerika’nın semtinden geçmeyi namussuzluk sayan bunlar. Şimdi ABD'nin kucağına oturunca namuslu mu oluyorlar?

Bir de Sudan'a girse... Bir de Libya’ya.

(Erbakan'la Uzakdoğu gezisine çıkan Sedat Ergin, Başbakana refakat eden diğer meslektaşların tutumuna veya kendisine yönelttikleri eleştirilere isyan ediyor son yazısında [17 Ağustos 1996]. Şöyle diyor:

"Sorun, galiba bazı gazetecilerin eleştiri haklarından feragat etmeleri noktasında ortaya çıkıyor.

Bu haktan feragat edilmesi, gazeteciyi olguları, gerçekleri kabullenmeme, daha ilerisi reddetme noktasına sürüklüyor.

Dünya görüşü itibariyle Erbakan'a belli bir yakınlık duyan gazetecilerin bu haktan feragat etmeleri doğal karşılanabilir.

Ama çok yakın bir zamana kadar RP-DYP koalisyonuna en ağır eleştirileri yöneltip, bu iki partinin liderlerinin birlikteliğini 'tuhaf yatak arkadaşlığına benzeten meslektaşlarımızın birden Erbakan'ın karasularının içine girmeleri tuhaf değil mi?"

Anlaşılan o yatağın içine kendileri de girmişler.

Ümit ederiz, o tuhaf yatakta rahat ederler.")

58

"Şimdi geldim" dedi. Adana'dan. Saat 20.30-21.00 arası:


"Yarın da Merzifon'a gideceğim."

Bu kez ben sordum: "Ne var, ne yok efendim?"

"Deprem var" dedi: "Merzifon ve dolaylarında. Vallahi kardeşim, kimsenin alakadar olduğu yok.

Anladık: Kıbrıs'ta tampon bölgede şu oldu. Gümülcine'de de şu. İyi, bütün bunları dile getirelim: Ama Merzifon’da hasar gören ev sayısı da bin! 450 tanesi oturulamayacak durumda. Kıştan evvel 1000'den fazla ev yapılması lazım. Ödüm kopuyor o adamlar sokakta kalır diye."

CA: "Bir de ulusal sorunlar var."

SD: "İpekyolunda bir kervan. Bu tarafa doğru geliyor. 12 tane deve. Ve seyyah Arif. Altı tane at, 12 tane deve ile 12 seyyah, iyi mi? 1200 kilometre geldiler. Çin'den başlayıp buraya kadar geldiler.

400 günde. Şimdi ona karşı bir heyet düzenlendi. Necmettin Hoca başında.

(Kahkahalar)

350 adam. (Demirel de gülmeye başladı) Ben de sizinle konuşurken televizyona bakıyorum. Boyuna anlatıyor (Erbakan). 720 tane zırhlı araç alınacakmış da, takip edilmemiş, plana para konulmamış. Kardeşim, bu adam o zırhlı araçları Kore'den aldı.

Gittiği ülke Malezya aldı zırhlı araçları, bitirdi işi. Şimdi yeniden düşünecekmiş bizden almayı.

Kardeşim, bu adam ihtiyacı ise planına niçin koymasın?”

CA: "Erbakan oralarda bu havada. Çiller ise, Kıbrıs olayları için gitti Ada'ya. Bir de nutuk çekti orada; 'Bayrağımıza dokunanın eli kırılır’ diye. Gümülcine'de bayrağı yaktılar. Hadi git oraya kır elleri bakayım."

SD: "Sabah 09.00'da bana telefon etti. Bilgi veriyor. Nerede ne olmuş falan. Ben de dinledim. Kıbrıs'a gitmiş. Yunan hükümetini ikaz etmiş. Amerikalılarla konuşmuş. Bana bilgi verince teşekkür ettim.

Merzifon'da depreme uğrayan köylerin bir kısmı Alevi köyü. Adam yarın der ki, ilgilenmezsen, 'Falan yerde sel oldu, koştu. Oraların yardımına gitti. Buraya gelmedi’ demesinler. Hani 30-40 ev olsa neyse. 1500 ev."

CA: "AIDS'li çıkan Kızılay kanı ne olacak?"

SD: "Tahkik ettiriyorum. Wall Street Journal'deki yazı, tabii
Erbakan'la ilgili. Çok kötü. 'Daha önce söylediklerine dikkat edin' diyor.

Yazıların çok iyi gidiyor. Yani kalemin tutulmamış." Cumhurbaşkanı Demirel, sözünü ettiği 27 Temmuz 1994 tarihli Tahran'da yayımlanan ortak basın bildirisinin tam metnini gönderdi. İran'ın ne denli ikili oynadığını, Erbakan'ın ne kadar bu oyunlardan habersiz olduğunu kanıtlaması açısından metni aynen veriyorum:

Tahran, 27 Temmuz 1994 BASIN AÇIKLAMASI


İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Akbar Haşimi Rafsancani'nin daveti üzerine, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel 25-27 Temmuz 1994 tarihlerinde İran İslam Cumhuriyetine resmi bir ziyarette bulunmuştur. Cumhurbaşkanı Sayın Demirel'e bu ziyaret sırasında yüksek düzeyli bir heyet refakat etmiştir.

Ziyaret, iki ülke arasında mevcut derin ve köklü kardeşlik bağları çerçevesinde geleneksel dostluk ve samimiyet içerisinde geçmiştir.

Ziyaret sırasında, Cumhurbaşkanı Demirel Devrim Lideri Sayın Ayetullah Hamaney ile İslami Danışma Meclisi Başkanı Sayın Natık Nuri'yi ziyaret etmiş ve İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Sayın Haşan Habibi'yi kabul etmiştir.

Türkiye ve İran Cumhurbaşkanları yaptıkları iki tur görüşmede, ikili ilişkileri ele almış, iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel konular hakkında görüş alışverişinde bulunmuş ve uluslararası gelişmeleri gözden geçirmişlerdir.

Türkiye ve İran Cumhurbaşkanları iyi komşuluk, karşılıklı güven ve içişlerine karışmama esaslarına dayalı mevcut ikili ilişkilerin ulaştığı düzeyden duydukları memnuniyeti ifade etmişlerdir.

Cumhurbaşkanları iki ülke arasındaki ilişkileri derinleştirmek ve zenginleştirmek suretiyle işbirliğini geliştirme yolundaki kararlılıklarını ifade etmişlerdir. İki ülke arasındaki ekonomik işbirliğini dünyada meydana gelen gelişmelere paralel olarak daha da ileriye götürmeye duyulan ihtiyacı vurgulamışlardır. Bu işbirliğini, ticaret, sanayi, demiryolu, kara ve deniz ulaştırması, enerji ve haberleşme alanlarında yoğunlaştırmak konusunda mutabakata varmışlardır. Ülkeleri üzerinden Avrupa ve Orta Asya'yı birbirine bağlayan demiryolu ve karayolu bağlantılarının tamamlanmasına verdikleri önemi dile getirmişlerdir. Ayrıca, her iki ülkenin karşılıklı serbest transit geçiş hakkına olan tam bağlılıklarını teyid etmişlerdir.

Cumhurbaşkanları, İran doğalgazının Türkiye'ye ihraç edilmesi konusunda müşterek arzularını dile getirmişlerdir. Cumhurbaşkanları ayrıca, petrol, doğalgaz ve petrokimya sanayi alanındaki ikili işbirliğine verdikleri önemi belirtmişler ve özellikle ECO çerçevesinde kalkınma için gerekli işbirliğinin geliştirilmesine atfettikleri önemi vurgulamışlardır.

Cumhurbaşkanları ECO zemininde çok yönlü işbirliğine verdikleri önemi vurgulayarak, Teşkilat bünyesindeki son gelişmeleri gözden geçirmişler ve çeşitli projelerin uygulanmasının hızlandırılması çağrısında bulunmuşlardır.

Cumhurbaşkanları hudut güvenliği alanında ulaşılan işbirliğinden duydukları memnuniyeti belirtmişler ve bu işbirliğinin daha da geliştirilmesi konusundaki kararlılıklarını ifade etmişlerdir. Topraklarda birbirleri aleyhindeki faaliyetlere izin vermemek yolundaki taahhütlerini bir kez daha teyid etmişlerdir.

Cumhurbaşkanları, Türkiye ve Iran arasındaki dostane ilişkilerin ve yakın işbirliğinin, bölgede barış ve istikrara hizmet edeceğine olan inançlarını dile getirmişler ve bunun hiçbir ülkeye karşı olmadığını vurgulamışlardır. Bu işbirliğinin kendi halklarının menfaatine olduğu kadar başkalarının da yararına olduğunu belirtmişlerdir.

Irak'ın toprak bütünlüğünün korunmasına atfettikleri önemi dile getiren Cumhurbaşkanları, Irak'ın kuzeyindeki problemlerin çözümünün Irak'ın birliği içinde aranması gerektiğine olan inançlarını ifade etmişlerdir. Irak topraklarından Türkiye'ye ve İran'a yönelik her türlü terörizmin sona erdirilmesi çağrısında bulunmuşlardır.

Cumhurbaşkanları, Bosna-Hersek ve Azerbaycan'da uluslararası hukukun açıkça ihlalinin kesinlikle ve güç kullanarak toprak kazanımını reddettiklerini vurgulamışlardır. Bu ülkelerde meşruiyetin yeniden tesisi çağrısında bulunmuşlardır.

Cumhurbaşkanı Sayın Demirel, ziyareti sırasında İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve İran halkı tarafından gösterilen yakın ilgi ve sıcak misafirperverlikten dolayı Cumhurbaşkanı Sayın Rafsancani'ye teşekkürlerini iletmiştir.

Cumhurbaşkanı Sayın Demirel, İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Rafsancani'yi Türkiye'ye davet etmiş ve bu davet büyük memnuniyetle kabul edilmiştir.

59

"İpteki usta cambaz..."


Fakat; Batı basınında -Demirel'in söylediklerinin aksine- kimi zaman Erbakan'a övgüler içeren yazılar da -hem de önemli gazetelerde- yayımlanıyor:

Örneğin New York Times Erbakan'ı 'çözümü zor bir problem' olarak gösteriyor; Erbakan'ın iktidara gelmesinin 'Washington açısından çözümü zor bir problem oluşturduğunu' savunuyordu.

The Wall Street Journal Europe’daki İstanbul kaynaklı, James Dorsey imzalı yazı ise (19 Ağustos 1996) şu başlıklarla yayımlandı: "Erbakan, Doğudan Batıya uzanan ipteki usta cambaz. Batı müttefiki görünürken İslamcı bir liderden beklenen her şeyi yapıyor. Sırada Suriye gezisi var.”

Kaynakça
Kitap: "Büyüklere Masallar Küçüklere Gerçekler": 10 GERİ GİDİŞE İZİN YOK (28 Şubat)
Yazar: CÜNEYT ARCAYÜREK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 28 Şubat 1997 Muhtırası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir