Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Rolünü Yapmaya Hazırlanan Repliklerini Ezberleyememişler

28 Şubat 1997 Muhtırası Öncesi ve Sonrası - 29. Bölüm

Burada 28 Şubat 1997 Muhtırası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Rolünü Yapmaya Hazırlanan Repliklerini Ezberleyememişler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Tem 2012, 02:19

52

"Herkesin rolünü yapmaya hazırlanan ama repliklerini ezberleyememiş acemi bir oyuncuydu sanki!"


Demirel'e, "Bakınız beyefendi; bir Başbakan yabancı bir ülkede, kendi ülkesinin büyük kurumlarını çekiştirmez" dedim. Şu nedenle bunu söyledim Cumhurbaşkanına:

Bugünkü gazetelerde (12 Ağustos 1996) "Hocanın MİT gafı" başlığı altında önemsenecek bir haber yer aldı:

"Başbakan Erbakan, (dün) Tahran'da yalnızca Türk kamuoyunda değil, devlet kademeleri içinde de büyük gürültü koparacak açıklamalarda bulunarak, 'devlet yetkililerinin' Suriye ve İran'ın PKK'ya desteklerine ilişkin kendisine verdikleri bilgilerin doğruluğu konusunda açık ifadelerle şüphe belirtti.

Erbakan, devletin istihbarat kademelerini ve büyük ölçüde de MİT'i ilgilendiren açıklamaları sırasında 'büyük ölçüde propagandanın etkisinde kalındığını' öne sürdü."

Erbakan, basınla söyleşirken şöyle diyor:

"Bizim buraya yaptığımız geziden olağanüstü memnuniyet duydular. Bu samimiyet eskiden beri vardı.

Biz doğrusu kendi yetkililerimizden bilgi aldığımızda şaşırmışızdır.

Yani, burada bu samimiyetin olduğunu bildiğimiz için ..

Ne şüphe ediyorsun Allah aşkına? Neden dolayı? Propagandanın etkisi altında kalınmış.
Bak hemen ne dediler efendim: 'Sizin şikâyetleriniz varmış (sınırdan sızmayı şikâyet diye söylüyor).

Buyrun derhal uçak verelim. Heyet kurun gidip incelesinler. Bu incelemenin sonunda (zira Türk-lran sınırında ne kadar PKK kampı varsa derhal kaldırılmış ortadan, etraf temizlenmiş) neye karar verirseniz, biz ona imza atarız.

Siz Türk tarafı olarak ne derseniz inanırız. Ve bir şeye rastlarsak bunu beraberce ortadan kaldıralım' dediler.

'Ve sadece İran değil, Suriye dahil Ortadoğu'yu terörden kurtarıp bir barış bölgesi yapmak için ne isterseniz, askeri hareket dahil, beraberce iştirak etmeye hazırız.' Bundan fazla bir şey istemek mümkün mü?" (İşte, Türk Başbakanı İran yalanlarını böyle yutuyordu.)

Hürriyet'te çıkan haberde, söyleşinin bundan sonraki bölümü teyp bandı kayıtlarına göre şöyle geçti:

Soru: Suriye'nin teröre desteğini nasıl karşılıyorsunuz?

Erbakan: Suriye'de teröristler var tabii. Bunların Suriye'ye etkisi büyük. Onun için biz Suriye'deki etkimizi de kullanarak bütün bölgeyi terörden temizlemeliyiz.

Soru: Suriyeliler teröre destek verdiklerini kabul ediyorlar mı?

Erbakan: Suriye'dekiler diyorlar ki, “Bak yanılgı şundan ileri geliyor. Şu sizin söylediğiniz zat (Apo) orada oturmuyor. Bu zat her tarafı dolaşıyor. Türkiye'ye bile geliyor, sizin haberiniz yok. Biz de Türkiye'de oturuyor desek, gelip de göstersek mahcup olursunuz. Hadise budur." diyor. "Yani bir yerde durmuyor. Devamlı korktuğu için her tarafı dolaşıyor. Kimin nerede olduğunu bilmek mümkün değil" diyor. Bunu Suriye söylüyor.

Soru: Suriye bu zatın hareketlerini bu kadar iyi biliyorsa hareketlerini kontrol edebilecek durumdadır herhalde?

Erbakan: Tabii, var mı yok mu kontrol edebiliyor nihayet de... Olmadığını gördüğü zaman, demek ki bu zat dünyanın her yerini dolaşıyor. Yani Yunanistan'a, Kıbrıs Rum Kesimi'ne, Türkiye'ye, Rusya'ya gelip gittiği söyleniyor.

Soru: İran'a gelişinizden önce Türkiye'deki ilgili görevlilerin size İran'la ilgili çok önemli malumat ve belgeler verdiği yazıldı. Burda gördüğünüz hüsn-ü kabul ve İranlı liderlerin sözleri ile değerlendirdiğinizde, bu bilgi ve bulgularda bir zaaf mı var? Bunu nasıl mütalaa edeceğiz?

Erbakan: Tabii mütalaayı nasıl isterseniz siz yapın (gülerek)... Bunların söyledikleri şu: "Ne diyorsunuz siz arkadaş? Şurada bir terörist ev ya da üs var... Buyrun, Halep orada ise arşın burada, gidip beraberce bakalım..." Söyledikleri bu. Fakat Türkiye, İran ve Irak arasında fevkalade dağlık bir köşe var. Burada kimin, nereden gelip nereye gittiğini tespit etmek mümkün olmuyor. Bu dağlık bölgeden dolaşıp, o vadilerden Türkiye'ye giriyor olabilirler. Bunu normal bir şekilde önlemek mümkün değil. Önleyeceksek, hep beraberce önleyeceğiz.

Benim, bir Başbakanın kendi ülkesindeki kurumlan bir başka ülke uğruna çekiştiremeyeceğini söylememden sonra, Cumhurbaşkanı sordu:

"Niye söylüyor ki bunları?"

Olayı kısaca anlattım. Gazetede görüp okumuş olmasına karşın olayın içeriğini sorunca, yineledim gazete bilgilerini...

"Bir Başbakan Türkiye'yi böyle harcayamaz" dedim, tekrar tekrar.

SD: "Olayda bir unsur daha var. Üç seneye yakın zamandır Türkiye 'ortağının' kontrolünde. Eee... Sızmaları, İran'ın yapılan hiçbir anlaşmaya uymadığını... Ortağına sorsun Erbakan. Doğru mu değil mi diye."

CA: "Üstelik hepimiz biliyoruz İran'ın niyetlerini. Adam, 'bana verilen bilgilere inanmıyorum' diyerek İran'ı haklı çıkarıyor."

SD: "Alacası çıkmıştır ortaya. Daha çok çıkacak. Size bir şey daha söyleyeyim:

Bu Dışişleri kararnamesi iki bölüm halinde bana geldi. Bunlardan bir tanesi üzerinde oynanmayan yerler. Aşağı yukarı 20 yer. Bir tanesi de 3 yerde oynandığı için zincirleme 8-9 tayin oluyor.

Şimdi birincisini, üzerinde oynanmayan kararnameyi imzaladım ve istedim, bir açıklama yapacaklar. Çünkü, tayin ve atama yetkisi büyükelçilerde benim olduğu için kim nereye gidiyor, açıklayacaklar.

Öteki kararname duracak. Sadece siz bilin. Bir mektup yazdım. Fakat bu mektubu Çillere vermek istemiyorum. Erbakan geziden dönünce ona vereceğim.

Mektupta öteki kararnameyi niçin imzalamadığımı da izah ettim."

CA: "Kaç büyükelçiyi oynatmış?"

SD: "Tokyo, Brezilya, Macaristan. Bugüne kadar yaptığının emsali yok. Cumhurbaşkanının mutabakatı alınmadan tayin yapılmaz Dışişlerinde."

CA: "Tahrandaki olayı bir türlü sindiremiyorum. Bu, düpedüz İranlıya yalakalık!"

SD: "Doğru." (Gülmeye başladı)

CA: "Böyle konuştuğum için özür dilerim.”

SD: "Hadi, oldu. Akşamüzeri görüşürüz."

Aynı gün. Öğleden sonra. Saat 16.30-17.00 arası.

Demirel'le ikinci görüşme:

CA: "Beyefendi, skandalı biliyorsunuz, değil mi?"

SD: "Hangisini?"

CA: "Tahranda olanlar malum. Erbakan İran, Suriye, Türkiye ve Irak'ın katılacağı 4'lü konferansla Ortadoğu'da terörü bitireceğini ilan etti."

SD: "Ne, ne?.."

CA: "Fakat Çiller bugün bir açıklama yaptı."

SD: "Ne dedi?"

CA: '"4'lü konferans filan yok. Bu ülkeler terör ihraç eder,' dedi. 'Suriye ve İran PKK'ya tam destek veren ülkeler. Bize karşı,' dedi."

SD: "Harika!"

CA: '"Boru hattıyla ilgili anlaşmayı 5 Haziran 1995’te imzalamıştık' diye açıklamada bulundu.

Ama lütfen şimdi... Evet, şimdi öyle bir cümlesi var ki, onu söyleyeceğim, bayılacaksınız gülmekten:

Bunca terse düşmeyi kanıtlayan sözlerden sonra, 'Ortağımızla çok iyi anlaşıyoruz' demez mi Çiller!"

SD: "Harika!"

CA: (Gülüyorum. Demirel de) "Ankara'da tam bir kepazelik akıyor."

SD: "Harika, harika!"

CA: "Doğrusu böyle bir kepazelik karşısında dayanamadım, sizi aradım."

SD: (Gülmeyi sürdürüyor) "Evet, evet. Benim dediğim size oydu. "Bunlar ne kadar gidecek". Aslına bakarsan doğalgaz hikâyesi ta 1970'li yıllardan var. Kaç defa konuşulmuş, kaç defa anlaşma yapılmış. Şimdi güzel kardeşim. Anlaşma yapmak marifet değil ki... Onun yürümesi, işlemesi... Ne üzerinde duruyor bakın. Borçlar ödensin. 4 sene evvel borçları ödeyeceğiz diye bana söz verdiler, ödemediler.”

CA: "130 milyon dolar?"

SD: "Evet, 130 milyon. Efendim bu kamyonların geçmesine müsaade edilsin.

İran'dan ta Asya'ya geçecek olan kamyonlarımızı 5 ay tutuyorlar orada."

CA: "Yok canım?"

SD: "Vallahi tam beş ay! Eğer kamyon yiyecek yüklüyse, zaten mal bozuluyor, kokuyor."

CA: "Rezalet!"

SD: "Ondan sonra "her şeyi hallederiz" diyor İranlı. Bize dediler ki; "Gelin buraya görün. PKK'yı himaye etmiyoruz. Gelin görün!"

Dedik ki: "Neyi göreceğiz? Adamlar hiç oralarda durur mu? Bizim dediğimiz, haritada gösterdiğimiz İran topraklarında? Başka yere giderler."

Sonra da şu olur: Bize "Geldiniz gördünüz bir şey olmadığını. İşte kendiniz tespit ettiniz’ derler. İşin içinden çıkarlar. İşte hep böyle oldu."

CA: "Erbakan'a yutturmuş İranlılar. 'Türkiye-İran arasında sınırın o köşe bölgesi öyle dağlıktır ki, kim nereye gitti bilinmez. Onun için belki de bu dağlık bölgeden geçiyor olabilirler' demişler. İyi mi? Tabii bu da yutmuş."

SD: "Harika!"

CA: "Çiller bugün başka bir şey daha söylemiş; Kazan ve
Mehmet Sağlam (MEB) Bağdat'ta ya, oraya Bağdat hapishanelerindeki Türk şoförlere bakmaya gitmişler."

SD: (Gülmeye başladı) "Harika!"

CA: "Nasıl bu devlet? Ne olacak bu devlet?"

SD: "Bunlar (eski Milli Selamet, bugünkü RP'liler) Bülent Ece- vit'le bu noktaya 10 ayda geldiler. Bununla (Çillerle) bir ayda."

CA: "Tahrana giderken bizim heyetteki kadınlar 'örtünmüş'. Merak ediyorum biz gittiğimizde hosteslerimiz orada örtündü mü diye."

SD: "Öyle giyindiler. Hatta sarı saçlı kızın saçı birazcık örtünün dışına çıkmış, gelip uyarmışlar, saçı örtünün altına sokturmuşlar."

CA: "Efendim, öyleyse buralara erkek hostes götürelim!"

SD: "Erkek hostes yok ki..."

CA: "MİT’ten sesler yükseldi. 'Başbakan kendi doğruları için konuşuyor’ diye."

SD: "Harika!"

CA: "Tabii, istihbarat fala bakarak sağlanmaz' gibi bir de MİT raporu sızdırıldı. 'Bunların, yani İran'ın en önemli ihracı terördür' diye."

SD: "Evet, ellerine verdiler onu."

CA: "Rafsancani tabii bunlardan akıllı."

SD: "Irak oturur mu masaya onlarla? İran'la?"

CA: "Irak, üç devletin biraraya gelmesinden rahatsız değil miydi?"

SD: "Tabii, tabii. Canım bunun (Erbakan'ın) yaptığı 'Ali topu at' diyor. Hani çocuklar (Gülmeye başladım) alfabe öğrenirler ya A... B... Sonra Ali. Sonra Barış Manço bağırtıyor ya çocukları."

CA: "A - Y - I!"

SD: (Gülüyor) "Bunlar okuma öğreniyorlar. İsmet Paşanın çok güzel bir lafı vardır."

CA: "Hangi lafı?"

SD: '"Büyük devletlerle,' derdi, 'dostluk yapmak, ayı ile yatağa girmek gibidir. Yalnız ayı ile yatağa giren ne yapacak?'

Paşa çok mühim bir laf söyleyecek diye beklersiniz. Bazen cevap verirdi gülerek:

'Uyanık olacak' derdi. İyi mi?

Bir başka güzel söz daha vardır. Başkalarının. 'Büyük devletler fil gibidir. Hiç unutmazlar.' Filin intikamı diye bir olay var ya."

CA: "Butto hikâyesi, değil mi?"

SD: "Evvvet! Tam budur. Unutmazlar. Bir başka üçüncü söz daha var. Büyük devletler için. 'Filler çayırda dövüşür. Çayır ezilir. Altında kalmayın.'" (Gülüşmeler)

Kaynakça
Kitap: "Büyüklere Masallar Küçüklere Gerçekler": 10 GERİ GİDİŞE İZİN YOK (28 Şubat)
Yazar: CÜNEYT ARCAYÜREK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 28 Şubat 1997 Muhtırası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir