Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Sevr'i Yaratmak... Ve Kürt Sorunu... Ermeni Sorunu...

28 Şubat 1997 Muhtırası Öncesi ve Sonrası - 28. Bölüm

Burada 28 Şubat 1997 Muhtırası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Sevr'i Yaratmak... Ve Kürt Sorunu... Ermeni Sorunu...

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Tem 2012, 02:16

49

Sevr'i yaratmak... Ve Kürt sorunu... Ermeni sorunu...


SD: "Göçtüm, göçtüm."

CA: "Nereye?"

SD: "İstanbul'a göçtüm. 10-15 gün burada kalacağım. Antalya'ya gideceğim. Hacı Bektaş'a gideceğim.

Bir dakikanı rica ediyorum. Bizim hanım gözüme damla damlatıyor da... (Gülüyor)

Biraz evvel TRT-2'de İsmet Giritli Sevr'i veriyordu. Ermeni ve Kürt devletini anlatıyordu. Geçen sene ben 'Sevr'i yaratmak istiyorlar' deyince bütün Avrupa ayağa kalktı. Çünkü bu Sevr Avrupa'nın tuzağıdır Osmanlı Devletine.

Bunlar ayıplıdır, suçludur ve kafalarının arkasında hâlâ bu Sevr vardır.

Eğer Avrupa birtakım adamı doldurup buralara gönderiyorsa... Eline silah veriyorsa, para veriyorsa... arkasında işte adam söylüyor, arasında bir Kürt devleti, bir Ermeni devleti vardır.

Ermeni devletini çıkardı. Ama vilayetler var. Bunun sınırını ABD Başkanı Wilson çiziyor. Türkiye'nin 6 vilayeti Ermeni devletine dahil olacak.

Ah! İşte benim memleketimde aydın geçinen adamlar bu memleketin neyin üzerinde oturduğunu bir bilseler..."

CA: "Ama bunlar bir avuç."

SD: "Çok gürültü yapıyorlar.

Ama tavrımızı orta yere koymuşuzdur. Hiç endişem yok.

Bakın ne var: Eğer Kürt teröristlerle 'efendim kan dökülmesin, durduralım kanı' denirse, bizim Mehmet Gölhan'ın söylediği gibi 'fena mı olur’ denilirse...

Bakın ne olur: Eğer bunlarla herhangi bir şeye yanaşırsanız, resmi veya gayri resmi bunları kendinize taraf kabul ederseniz... Ondan sonra Cenevre işler.

Bu mücadeleyi Kürtlerle aramızda savaş kabul ederler. Savaşın karşı tarafı PKK olur.

Oysa bugünkü savaş değildir. Kalkışmadır, eşkıyalıktır.

Ama, Avrupa'daki bütün mihrakların yapmak istedikleri budur.

Amerika bize (Kürt devletine karşı) hep destek verdi de, son zamanlarda ağzında geveliyor.

Yani 'Biz terörle mücadelenize destek veriyoruz ama Kürt meselenizi kendiniz halledin' dediği zaman Amerika, 'hangi Kürt meselesi' diye adamların üzerine sıçrıyoruz.

Hani, üç yıl önce Mitterand bana mektup yazmıştı. Ben de ona fevkalade ağır bir mektup yazdım. O da sonradan anladı galiba, ölümüne yakın. İşte böyle gidiyor işler."

CA: "Wall Street Journal'deki yazı, BASK'ı değil, adeta PKK'yı anlatıyor."

SD: "Orda bir cümle var. Sonlara doğru. BASK için 'Bunların istediği istiklaldir. Ne verseniz yetmeyecektir' diyor.”

CA: "Nereden çıktı Şevket Kazan'ın Bağdat seferi?"

SD: "Onda büyütülecek bir şey yok. Onların bakanları da daha önce gelmişti. Boru işi de değil. İran biçimi yaklaşma. Bir süre sonra Suriye'ye gidecekler ye sonra bunlar biraraya gelip terör işini halledecekler!"

CA: "Dörtlü liderler toplantısı. Terörü çözecekler! Ortadoğu'ya barış gelecek! Değil mi efendim?"

SD: "Sonra kendisi (Erbakan) kahraman olacak!"

CA: "Çiller'in ise hiçbir şeyden haberi yok. Kazan'ın Bağdat'ta 'boru işine bakacağını' söylüyor."

SD: "Hiçbir şeyden haberi yok. O, artık askıya alındı. Gölge Başbakan. Askıya alındı. Necmettin Hoca, Çiller'i askıya aldı. Onu idare ediyor. Abdullah Gül'ü götürüyor gezilere. Böylece Hâriciyeyi de askıya alıyor. Bunların (DYP'lilerin) hiçbir şeyden haberleri yok."

CA: "Peki Çiller buna nasıl tahammül ediyor?"

SD: "Neden etmesin ki... Hani gemideki kadının deftere yazdığı hikâye var ya. Hani 'yolcuları kurtardım' hikâyesi.

Gemiye güzel bir kadın binmiş. Hatıra defterine yazıyor;

1. gün; 'Kaptan benimle ilgileniyor.'
2. gün; 'Kaptan kendisi ile beraber olmazsam, gemiyi batıracağını söylüyor.'
3. gün: 'Yolcuları kurtardım!'"

CA: (Kahkahalar) "Bu öykü tam bizimkine göre..."

SD: "Evet efendim. Bu, (Çiller) hem kendini, hem de bizim enayileri kurtardı."

50

'Kürt devleti'

Başbakan Erbakan'ın 'tarihi gezisi' bugün (10 Ağustos 1996) başlıyor. Milli Gazetenin manşeti:


"Allah utandırmasın!"

RP kaynaklarına göre: Gezi, "Tarihi dönem noktası özelliği taşıyor. Aralarında birlik sağlayamadıkları için dünyadaki dengeler arasında gerçek yerini alamayan İslam âleminin 'Ortak Pazar' hedefi en ciddi manada bu gezide ele alınacak.

Başbakan Erbakan'ın gerek İran'la gerekse diğer İslam ülkeleriyle yapacağı görüşmelerde özellikle Türkiye'mizle birlikte tüm Ortadoğu'nun güvenliği için önemli çalışmalar yapması bekleniyor."

Financial Times, Erbakan'ın İran gezisinin ABD'yi 'çileden çıkardığını' yazdı. Gazeteye göre, ABD'nin Türkiye'den diplomatik desteğini çekmesi söz konusu.

Cumhuriyet, daha açık: Tahran gezisini 'terör pazarlığı’ olarak görüyor. Erbakan'ın "İran'a PKK ve şeriatçı terör örgütleriyle ilgili bilgi vereceğini" yazıyor."

(11 Ağustos 1996)

CA: "Tahrandan haberler..."

SD: "Ne var?"

CA: "Rafsancani ile iki kez görüşüyor Erbakan. 2 saat+1,5 saat.

Rafsancani bizimkine PKK ile ilgili olarak 'Ateist ve komünisttir. Görüldüğü yerde ezilmelidir' gibi laflar etmiş.”

SD: "Hm!"

CA: "4'lü zirveden söz açılınca, Rafsancani 'Zaten Türkiye- İran-Suriye bunu yapıyor' demiş. 'Irak da eğer istiyorsa bu toplantılara katılsın, mahzur yok,' demiş.

Gelelim ticarete: Biz iki milyar dolara çıksın istiyoruz ya, Raf- sancani'den 'peki, çıksın'. Boru hattının Türkiye sınırına kadar olan bölümü 180 km. Türkiye, bunun yapımına biz de katılalım diye öneri götürecekmiş. Dışişleri 'Bu Amato yasasına girer, yatırım olur’ deyince vazgeçilmiş. Güya bizimki İran'ın yaptığı ile söylediği birbirini tutmuyor' demiş."

SD: "Kime demiş bunu?"

CA: "Rafsancani’ye!"

SD: "Harika!"

CA: "Tabii adam hepsini reddetmiş. 'Bunlar yalan' demiş. (SD gülüyor, ben de gülüyorum) 'Kürt devletine hayır' demiş."

SD: "Her zaman der onu."

CA: "Gelelim sınırdan sızmalara: Burucerdi Meşhet'te. Orayı bir güzel temizlemişler. PKK'lılara bir-iki gün ortalıkta görünmeyin, demişlerdir. Biz güvenlik meselelerini görüşelim deyince, sınırdan bize sızma olur diye konuşunca isterseniz oraya, sizinle bizim sınır bölgesine gidip birlikte bakalım, demişlerdir."

SD: "Üstelik bizimkiler oraya gitse, kimi kimden ayırt edecek?

Bunlar daha önceden hep söylendi. Kayıtlara geçti. PKK'ya karşı vaziyetleri hep öyledir. 4 ay önce çıkarılan deklarasyonlar var. 'Kuzey Irak'ta Kürt devleti istemiyoruz, Irak'ın bölünmesini istemiyoruz'. Hepsi daha önce söylenmiş sözlerdir.

Üç devlet biraraya niçin gelmiştir? Kürt devleti kurulmasın diye.

Bir Kürt devleti kurulursa; bu, Suriye'nin, Irak’ın ve İran'ın arazisinde kurulacaktır. Kurulmasın diye 3 devlet 3 senedir, 5 senedir biraraya gelir. Hiçbir şey olmaz yani.

İki milyar dolarlık ticaret! Ne satacaksın? Sat! Petrol alırsınız. Petrolü başka yerlerden de alırsınız. Petrol alırsınız ama keş para verirsiniz. Keş paranız olunca kimden olsa alırsınız.

Ne satacaksınız? Mühim olan mesele bu. Adamın her şeyi var canım. Kendine yetecek kadar. Petrolü de... Yılda 20 milyar dolar. 8 milyarlık malı Almanya'dan alıyor zaten. 130 milyon dolar borçları var, onu ödemiyorlar, ödesinler. Bu, ticaret borcu. Daha önceki seneler yapılmış ticaretten. Ödemiyor.

Param yok demiyor. Bin dereden su getiriyor. Atıyor üstüne. Bunun 15-20 milyonu küçük borçlar yani.”

CA: "Bir derdi de İran'ın, ülkeden kaçan 800 bin insan galiba."

SD: "250 bin kadar! İki bine yakını ajan. Geziniyor ortalıkta. Bu kadar insana bir şey demiyor. 'Bunları iade edin’ dese, göçmüş onlar. Türkiye'de bir nevi kolonisi bulunması adam (İran) için iyi. Sonra buradaki 200-250 bin kişiyi alıp ekonomiyi niçin sıkıntıya soksun?"

CA: "Türkiye beslesin bunları."

SD: "Hah, işte mesele bu. Yalnız Tahran'ın istediği 'mücahidin' dedikleri bir grup var, odur. Milli Mücahitler! Bugünkü yönetime karşı olanlar. Onların da bir şey yapabileceği yok ya!"

CA: "Peki Erbakan, oradaki görüşmeleri nasıl yutturacak?"

SD: "Nasıl mı? Allarlar pullarlar.

Sanatları kargayı bülbül yapmak!"

CA: "İran'dan Keban'ın ürettiği kadar elektrik alacakmışız."

SD: "Hiç durmayın, alın! Hatlar müsait değil ki... Kaldırmaz. Keban kadar elektrik alabilmek için 2-3 sene hatları yapmak lazım. Hat yapıldı, bağlandı birbirine ama, çok ufak hatlar. Bugünküler kaldırmaz. Hatları yeniden yapmak lazım."

CA: "Necmettin Bey yapar efendim!"

SD: "Evet bunların hiçbirinde fevkaladelik yok. Vereceksin, alacaksın. Necmettin Bey Türkiye'nin Başbakanı olduğu için ona karşı yapılmış bir lütuf iyilik yok. Bütün bunlar ker'atla konuşulmuş şeyler. Mesela parasını vereceksiniz, gaz alacaksınız.

Rusya'dan da 10 sene evvel parasını verip gaz almaya başlamışsınız. Erbakan'a, parasını verip ne alacakmış, sorun bakalım.

Siz İran'dan karpuz kavun alıyorsunuz. Elma alıyorsunuz. Çünkü, Hind denizi sahillerinde kış yok, şubatta kavun karpuz yetişiyor. Satılan karpuzların hepsi oradan geliyor."

CA: "Rusya'dan bir Dışişleri bakan yardımcısı geliyormuş. Klasik bir usul varmış. İktidar değişikliklerinde komşu ülkelere bilgi verilirmiş."

SD: "Yok öyle bir şey. İktidar değişiyor dediğiniz... 6 ayda 3 defa değişti.

Ben size gene bir şey vereceğim. Dışardan nasıl bakıyorlar diye geçende bir metin vermiştim. Şimdi ağustos ayı başı itibariyle 'bu hükümet ne kadar sürecek' diye bakıyorlar dışarda. Anlatabildim mi?

Şimdi herkes kendini alargaya almış. Ne kadar sürer, ne kadar gider bu hükümet diye."

CA: "Kazan'ın -bugün gitti- Bağdat seferinden bir şey çıkmaz mı?"

SD: "Ne yapabiliriz ki?.. Ben size söyleyeyim: Orta yerde ambargo var. Bir şey yaptığınız zaman uluslararası camia .da dalınıza biner. Yalnız Amerika değil.. Ambargo BM'nin ambargosu. Ha, eğer BM'yi tanımayacaksınız, başka mesele.

21 devlet Irak'la ticaret için BM'ye başvurmuş, reddetmişler.

Bu işi bilenler şimdi BM 21 devleti reddetti, bizim başvurumuzu nasıl kabul edecek diye soruyor." (Kahkahalar)

Şimdi 'tarihi geziye' basının nasıl baktığına bir göz atalım:

Hürriyet: Hoca: "Saddam'la işbirliği yapalım." İran gezisine dün çıkan Erbakan, "K.Irak'ın geleceğine, Bağdat dahil, bölge ülkeleri karar vermeli. Biz de işbirliği yapmalıyız" dedi.

Hürriyete göre: Başbakan Erbakan Türkiye'yi ciddi bir dış politika krizinin eşiğine getiren İran gezisi konusunda ABD'ye güvence verdi.

The New York Times; İran gezisinin Washington'da endişe' uyandırdığını yazdı.

(12 Ağustos 1996) Demirel, İstanbul'dan arattı. Erken bir saatti. 09.00'a geliyordu.

SD: "Bugün bizim canipten üç haber var. Bir tanesi yetki yasası...

Veto ettim."

CA: "Aaaa!"

SD: "Meclise gönderiyorum.

Neden? Bu... 4-5 defa bu yetki kanunları çıkmış. Daha doğrusu 8-10 defa çıkmış. Fakat 88'den itibaren... 88'e kadar itiraz eden olmamış bunlara, ancak 88'den itibaren yapılan itirazların hepsini Anayasa Mahkemesi kabul etmiş.

Bu yetki kanunları, bilhassa devlet personelinin özlük hakları için acele olmadıkça kanunlar çıkarın, diyor. Binaenaleyh bunu Anayasa Mahkemesine götürseler yine reddedecek. Çünkü bundan önce 6 tane emsali var. O sırada şu oluyor: Kanun Anayasa Mahkemesinde reddedilinceye kadar hükümet istediği tahribatı yapıyor."

CA: "Zaten korkulan da buydu. Hükümet devlet personeli arasında dilediği gibi oynayacak."

SD: "Evet, istediği tahribatı yapıyor. Bu tahribatı yapmasını önlemek için yasayı geri gönderdim.

İkinci olay promosyon. Onu da iade ediyorum Meclise.

Oradaki şey de şu: Aşağı yukarı bir haftadır düşünüyorum. Çok iyi tetkik ettirdim. Promosyonun sınırlandırılmasına kimsenin bir şey dediği yok. Ben de bir şey demiyorum. Ama cezalar getirmiş, 500 milyon lira ceza getirmiş. 20 katına çıkıyor."
CA: "Ama siz de promosyonun daraltılmasına bir şey demiyorsunuz. Böyle yapılmasını doğru buluyorsunuz. Çanak çömlek vs..."

SD: "Hayır hayır. Daraltılmasına bir şey dediğim yok.

Sonra her gün için birer milyar lira. Bir ay içinde 40 milyar lira tutuyor."

CA: "Herhalde maaşlara zamları böyle karşılayacaklar!"

SD: "Böyle ceza olmaz. Bu, ne hukuka ne de vicdana sığar. Böyle ağır cezalar basın hürriyetini zedeliyor. Yarın yazarsınız 'Basın sansür edilemez' diye... Sansür bu! Ha, ikinci bir şey daha var. Bu cezayı kim veriyor? Siyasi kişiliği olan bakan. Halbuki Tüketici Mahkemeleri kurulmuş, bırak o versin. Binaenaleyh, yargıyı da dışlıyor. Elinden gelse herkesi dışlar o. Ondan sonra... bu sebeplerle onu da Meclise gönderiyorum.

Bunları iade ederken kısa gerekçeleri olacak.

Kararnamelerdeki imzayı 3'ten 4'e çıkaran yasada bir şey yok.

En önemlisi bu adamın devlet bürokrasisinde yapacağı tahribattı. Bunu önlemek gerekiyordu.

Şimdi Erbakan, bu yasayı ikinci kez çıkarır, ben bunu Anayasaya uygun bulmadığım gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine giderim.

Anayasa Mahkemesine giderken önüme kanun kuvvetinde kararnameler getirirse, onları da imzalamam. Anayasaya aykırı bulduğum için.”

CA: "Rejimin sübabını işlettiniz, sübap da siz oldunuz."

UÇTU UÇTU... HOCA UÇTU!

Kaynakça
Kitap: "Büyüklere Masallar Küçüklere Gerçekler": 10 GERİ GİDİŞE İZİN YOK (28 Şubat)
Yazar: CÜNEYT ARCAYÜREK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 28 Şubat 1997 Muhtırası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir