Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yankılar

Burada 28 Şubat 1997 Muhtırası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Yankılar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Tem 2012, 21:23

YANKILAR

11 kitaplık "Büyüklere Masallar - Küçüklere Gerçekler" dizisinin "28 Şubat'a İlk Adım" başlıklı 9. kitabı, dizinin önceki kitaplarında olduğu gibi, basını hayli meşgul etti.

Kimileri kitabı okudu. Düşüncelerini içeren yazılar yazdı. Kimileri var ki, 607 sayfalık 9. kitabı okumak zahmetine katlanmadı. Kitabı ayak üstü karıştırıp magazinsel değeri olduğuna karar verdikleri kimi sözcükleri, görüşmelerdeki kimi cümleleri otuz satırlık bir haberle, üstelik büyüterek okuyucuya sundu.

Kimi "böyyük" siyasetçi ise, yüzlerine, ikiyüzlü kimliklerine ayna tutan kitaptaki anlatımlara tepki gösterdi.

İşin ilginç, ama yazarları açısından hazin (belki de gülünç) yanı; kitabı okumadan, -doğru veya yanlış- hangi gerçekleri saptadığını araştırmadan 607 sayfayı 30 satırda özetleyen habere dayanarak içerikten çok yazarına saldıranların uzun yazılar döktürmeleri...

Gazeteciyiz, bildiklerimizi gördüklerimizi yazarız. Yazacağız.

Siyasetçi karşı çıkar, yanıtlar. Ne ki gün gelir yanıtını da alır.

Ya ötekiler? Karalama defteri sahiplerine, kıymet-i harbiyesi olmayan sığ yazılara gelince:

Daha önceki yıllarda Bilgi Yayınevi'nin yayımladığı 10 kitaplık "Cüneyt Arcayürek Açıklıyor" dizisi ile; 11 kitaplık "Büyüklere Masallar - Küçüklere Gerçekler" dizisi yakın tarihimizi öğrenmek isteyen büyüklere, gençlere, yazacak kişilere olayların, siyasetçilerin ve siyasetin "gerçek yanlarım" açıklayan bilgiler taşıyor.

Sel gider kum kalır...

3 Şubat 2003'te dostum, sevgili arkadaşım Fikret Otyam'dan beni tarifsiz mutlu eden bir mektup aldım. Diyor ki:


"Yaşlandıkça mı artıyor dost özlemi? Sevdikleriniz? Sanırım öyle...

Kitap değil gelenler, sensin aslında... 3 gecede ta be sabah okudum. Ne iyi ne iyi bir iş yaptın Cüneyt. O dönemlere tutulmuş tıpkısını gösteren bir ayna. Yani yalansız yani dolansız. Ellerin yüreğin dert görmesin. Sağ ol be..."

Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Merkezi ve Bölümü Başkanı Prof. Talât Halman, teşekkür borçlu olduğum mektuplarının sonuncusunda (30 Ocak 2003) şöyle yazıyor:

"'28 Şubat'a İlk Adım' son yıllarda vermekte olduğunuz son derece önemli, aydınlatıcı, ibret verici eserlerden biri. Ne kadar önemli gerçekleri, başka hiç kimsenin başaramadığı bir ustalıkla gözler önüne seriyorsunuz. Ülkemizin siyasal gerçekleri ile ilgilenen herkesin okuması gereken bir kitap daha hazırlamışsınız. Sayenizde ben de birçok bilgiler ve perspektifler kazandım. Minnettarım."

Yıllardır arkadaşlığından, söyleşilerinden yararlandığım eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden'in 15 Ocak 2003 tarihli mektubunda yazdıkları:

"Önceki gün Bilgi Yayınevi'ndeki sıcak söyleşimizden sonra eve geldiğimde '28 Şubat'a İlk Adım'ı okudum. Millî Güvenlik Konseyi döneminde sizin bir kitabınızı da bir gecede bitirmiştim. Verdiğim sözü hemen tutarak anımsadıklarımı aşağıda yazmadan önce benimle ilgili bölümlere ilişkin değerlendirmemi sunacağım.

Öncelikle bu kitap için de kutluyorum. Hiçbir gerçek gizli kalmaz, kalmamalıdır. Kişilerin arasında geçen olaylar, konuşmalar yüzeysel izlenimlerin gerçek yönünü ortaya koyduğu gibi kimin ne olduğu daha iyi saptanınca değerlendirmeler daha gerçekçi olur. Hepsi birer derstir. Geleceğe yönelişler, kurulacak ilişkiler, oluşturulacak kurumlaşmalar, edinilen bilgilere dayanınca daha sağlıklı yapılanma sağlanır. Bu nedenle görülenler, duyulanlar, yaşananlar yazılmalıdır. Sizin sürükleyici anlatımınızla okunması da zevkli oluyor. Ellerinize sağlık!"

Yekta dikkatli bir yazar, bir hukukçu, eşi zor bulunur duyarlı bir insan. Mektubun daha sonraki satırlarında 9. kitapta kendisiyle ilgili kimi yazımların bilmediğim yanlarına değiniyor.

Örneğin "Kitabın 129. sayfasındaki H. Cindoruk'un anlatması yanlış," diyor:

“Kitabınızın 129. sayfasındaki H. Cindoruk'un anlatması yanlış. Ben, yıllardır çektiğim belfıtığı nedeniyle İnegöl'ün Oylat Kaplıcası'na iki üye arkadaşımla birlikte gittim. Ayaklarımdan bir yakınmam şimdi de yok. Ailece gidişimizi Mahkememizden başka kimse bilmiyordu. Kimseden izin alıp kimseye bilgi verecek konumda da değildik. Üstelik Deniz Baykal müdahalesi olumlu ya da olumsuz asla söz konusu değil. Deniz Baykal ile bir kez Ankarapalas’ın bahçesindeki bir nikâhta karşılaşınca, Hükümet oluşumuna güçlük çıkarmamaları için konuştum. Beni Haşan Fehmi Güneş'le kutlamaya gelmesinden sonra 2001 Ekimine kadar da görmedim. İyileşme için para sözünü de kimseye etmedim.”

Yakın arkadaşlarından başka kimsenin adıyla kendisine seslenemediğini, Demirel'in de "adıyla seslenmediğini" özenle vurguladıktan sonra, "Hiçbir zaman elimizdeki işlere ilişkin görüş açıklamadım. İncelememizin yöntemine ilişkin genel bilgi dışında önyargı belirtisi hiçbir konuşmam olmadı" diyor.

Özden, Demirel'le resmi davetler dışında "özelde bir dava için görüşme" yapmadığının altını çiziyor.

Oktay Ekşi'den: Kısa, özlü (27 Şubat 2003).

"Göndermiş olduğun '28 Şubat'a İlk Adım' isimli kitabına teşekkür ederim.

Bu kitabını da büyük keyifle okuyacağımdan eminim."

"28 Şubat'ın hemen öncesi...

Demirel'in başdanışmanlığını yapan Cumhuriyet yazarı Cüneyt Arcayürek, o devrin 'kıçını açan1 anılarıyla büyük yankı yaptı. Kalkıp Arcayürek'in kitabına para vermek istemiyorsanız; Ta- ha Kıvanç'tan ibret verici bu satırları okuyabilirsiniz."

(23.1.2003, Vakit Gazetesi, Arşiv sayfası)

22 Ocak 2003. Yeni Şafak. Taha Kıvanç (Fehmi Koru) 8. kitapta olduğu gibi, 9. kitabı da çok dikkatli irdelemelerle ele alıyor. Yazının başlığı: "28 Şubat'ın hemen öncesi"

İşte, (Yankılar'ın sonuna sakladığımız) Taha Kıvanç'ın ilginç ve gerçeklere değinen yazısı:

Her şey sanki dün cereyan etmiş gibi, ama yakından izlediğim siyasi olayları bile bir uyarıcı olmazsa hatırlamakta zorlanıyorum. Her yıl iki cildini çıkardığı "Büyüklere Masallar, Küçüklere Gerçekler" dizisiyle Cüneyt Arcayürek o 'uyarıcı’... "28 Şubat'a İlk Adım" başlığını taşıyan yeni (9.) cilt sayesinde, 1995 ve 1996'da yaşananlar gözümün önünde resm-i geçit yapıverdi...

Kimi, bu kitapları, ana kahramanı Süleyman Demirel'in 'başkaları' hakkında ne düşündüğünü öğrenmek için okuyor...

"Başkaları" deyip geçtiklerim, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller, Necmettin Erbakan, Hüsamettin Cindoruk, Yalım Erez gibi renkli şahsiyetler olunca ve Demirel'in görüşleri 'sansürsüz' aktarılınca, kitabı elden bırakmak zorlaşıyor... İşin bu yönü beni de celbediyor, ama Cüneyt Arcayürek'in '864 Rakımlı Tepe'den sergilediği tablo, benim için, 'Türkiye'nin düzeni'ni daha 'içeriden' anlamaya yarıyor...

"28 Şubat'a İlk Adım"ın kapsadığı süre içerisinde, Çankaya Köşkü sâkininin zihnini en fazla meşgul eden soru 'asker'... Aklından hiç çıkmıyor. Gazeteci danışmanı ile, ileride kitaba dönüştürülsün diye yaptığı sohbetlerde, en sık bu konuyu dillendiriyor.

Genelkurmay Verso'ya "Bugün seçim olsa kim kazanır?" sorusuna cevap olsun diye bir anket yaptırmış (Benzer bir anket MİT tarafından da yaptırılmış, s.208). Ankette, RP açık farkla önde görünüyor. Demirel'in tespiti şu: "Ordu RP'nin seçim kazanması ihtimalinden 'fevkalâde1 rahatsız; RP'nin seçim kazanamayacağı bir yasal düzenleme istiyorlar. Şimdi bunu araştırıyorum: RP'ye karşı DYP+MHP işbirliğini ordu mu istiyor acaba?" (s.152)

Günler ilerliyor ve RP 'kaygısı' daha da büyüyor. Arcayürek'in aktarımından, bir keresinde, dönemin Genelkurmay Başkanı Org. İsmail Hakkı Karadayı'nın, Cumhurbaşkanı Demirel'e, "Refah Partisi devleti ve hele milli eğitimi ele geçirirse burası Cezayir olur" dediğini öğreniyoruz (s.227). Bir başka yerde, farklı bir tedirginliği paylaşıyor Org. Karadayı; Cumhur- başkanı'na, "RP orduya çengel attı" diyor (s.302).

RP sandıktan birinci parti çıkıyor. Çankaya'ya, "Askerler Erbakan başkanlığında bir Yüksek Askeri Şûra istemiyorlar" haberi ulaşıyor. Demirel'in ağzını yokladığı Org. Karadayı fazla konuşmuyor. Karadayı, sadece “RP ile hükümet olmazsa iyi olur" diyor (s.361). Bu ortamda, ANAYOL kuruluyor, ama sorunlu bir koalisyon bu. Arcayürek, Demirel'e bir söylentiyi aktarıyor: "Geçen gün Doğan Güreş Paşa'yı da çağırmış komutanlar. Çörekçi Paşa, 'Bu kadın çok yalan söylüyor. Maceralara girmek istiyor. RP ile bizim kabul edemeyeceğimiz koalisyonlara girmeyi istiyor' deyince Güreş, "Eğer öyle bir şey olursa ben ve en az 20 milletvekili istifa edeceğiz' diye yanıt vermiş" (s.253).

Demirel, 28 Şubat'ın geldiğini görüyor ve ondan yararlanmanın zihinsel temelini hazırlıyor. MİT müsteşarına orduyu sorup duruyor (s.267). Dikkati Genelkurmay kadrosundan özellikle üç kişi üzerinde: İkinci Başkan Org. Çevik Bir, Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Ahmet Çörekçi ile Plan ve Prensipler Dairesi Başkanı Org. Doğu Aktulga (s.266). Bu arada, Tansu Çiller lehine bir asker müdahalesinden de çekiniyor (s.268).

Çok sonraları, Clinton'ın, bir yabancı devlet adamına, "Türkiye'ye gidin, sorununuzu Demirel ve ordu ile çözün" dediğini duyunca sevinecektir Demirel; danışmanının, "Garipsenecek bir söz; hani geçmişte 'CHP+ordu' denildiği gibi, şimdi de 'Demirel+ordu' mu?" takılmasından ise hiç hoşlanmayacaktır (s.569).

Süleyman Demirel RP'nin iktidara gelişinden çok rahatsız değildir. Hatta iktidarda yıpranacağını düşündüğü için, "Gelsinler de, boylarının ölçüsünü alsınlar" havasındadır. Bir yerde, "Erbakan rejimi tehdit ediyor" cümlesine itirazını okuyoruz: "Neyle? Yüzde 21.25 ile mi? Hiçbir şey yapamaz. Devlet kıpırdatmaz insanı." (s.287). En son cümleyi bir kez daha okuyun.

Abdullah Gül, cebinde bakanlar kurulu listesi Çankaya'ya çıktığında, yer değiştirme olayı yaşanmıştı ya; o olayın ipuçlarını da Cüneyt Arcayürek'in kitabında buluyoruz. Cumhurbaşkanı Demirel, hükümeti kurmakla görevlendirdiği Erbakan'a, "Kabineyi kurabilirsen, milli eğitim ve milli savunma bakanlıklarını bana sor" diyeceğini söylüyor (s.278). Görüşmede, bu iki bakanlığa bir üçüncüsünün daha eklendiğini öğreniyoruz: İçişleri (s.295)... Sadece Erbakan değil bu telkine muhatap olan; Mesut Yılmaz da dört bakanlığa atayacağı isimleri Cumhurbaşkanı ile görüşerek belirliyor (s.406)...

Devletin tepelerinde işlerin böyle yürüdüğü anlaşılıyor. Tabii danışman 'gazeteci' olunca, bizim mesleğin de neden ‘4. kuvvet' diye anıldığının örneklerini bulabiliyoruz kitapta. Çiller'i destekleyen Sabah'ta, RP ile koalisyon eğilimi belirince, DYP'ye karşı tavırda değişim gözleniyor. Şu satırlar kitaptan alınma: "Çiller Londra'dan dönünce Dinç Bilgin'le yemek yedi ve RP-DYP hükümetini desteklemeyeceklerini söyledi. Bu yemekten sonra Sabah'taki manşetler de değişti." (s.573) Aydın Doğan ise Çiller'e karşı; Demirel bir yerde "O sağlam" diyor (s.528). En önemlisi de, Refahyol kurulacağı sırada, "Bunlar medyaya nasıl dayanacaklar?" sorusuna Demirel'in verdiği cevap: "Sistem işlerse dayanamazlar..." Mâlum, 'sistem' işledi ve dayanamadılar...

Kaynakça
Kitap: "Büyüklere Masallar Küçüklere Gerçekler": 10 GERİ GİDİŞE İZİN YOK (28 Şubat)
Yazar: CÜNEYT ARCAYÜREK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 28 Şubat 1997 Muhtırası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir