Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Denktaş'ın Hatıraları - 1-10 Aralık 1964

Burada Rauf R. Denktaş'ın 1964 Yılındaki Hatıraları hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Denktaş'ın Hatıraları - 1-10 Aralık 1964

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Tem 2012, 17:09

1 Aralık 1964

Strazburg’ta bulunan Berberoğlu geldi, gitti. Herhalde ne bana söyleyecek birşeyi vardı, ne de benden alacağı bir haber, hiç görüşemedik.

İşittiğime göre Avrupa Konseyi’ne Türklerin de katılabilmesi için mebuslarının Meclise katılmaları gibi bir fikri varmış. Belki, Konsey’de işittiklerini naklediyor ve kendi inancı bu değil.

Kanaatime göre işin esasından ayrılmamamız icap eder. Papaz, Dr. Küçük’ün çağrısına uyarak hükümeti yeniden kurarsa ve Türklere emniyet sağlarsa Türk mebuslar ona göre ayak uydururlar. Aksi takdirde sırf Avrupa Konseyi’ne Rumların siyaseti altında gidebilmek için meclise iştirak etmek doğru olmaz. Birleşmiş Milletlerin 19. Genel Kurul toplantıları başladı.

2 Aralık 1964

Ramadan Cemil’den mektup aldım. Bugünlerde Kıbrıs’a avdet etmiş olacak.

Londra’da iken Tornaritis ile aynı otelde kalmışlar Tornaritis’e göre Bu davayı ne o, ne bu, biz (yani Kıbrıslılar) halledecekmişiz..." Demek ki onların da arabulucudan, Birleşmiş Milletlerden pek ümidi yoktur.

Dikkatli olmalıyız...

Herşey bizim direnmemize dayanmamıza ve dayatmamıza bağlı.

1958’de olduğu gibi zamansız pes dersek herşeyi kaybedeceğiz.

Sonuna kadar sabretmemiz şarttır.

3 Aralık 1964

Rumların "Türkler bize hücum edecek" şeklinde basın kampanyasına girişmiş olmaları beni kuşkulandırdı.

Genel Kurul devamınca bir çılgınlık yapabilirler diye düşündüm ve Hâriciyeye endişelerimi belirten bir mektup yazdım.

Bugün görüşüldü.

Her türlü hazırlık yapılacak.

Ankara, 3 Aralık 1964

Hariciye Vekâleti,

(Kıbrıs Bürosu)


Son iki üç haftadan beri Kıbrıs’ta intişar eden Rumca gazeteler Noel’de Türklerin Rumlara hücum etmek için geniş ölçüde ve ada çapında hazırlık yapmakta olduklarını; İngiliz ve Türk uçaklarının bazı bölgelere ağır ve sair silahlar atmış olduklarını yazmaktadırlar. Malûmunuz olduğu vehiçle bundan önce de Rumlar herhangi bir Türk bölgesine hücuma geçmeden önce bu çeşit yalanlarla zemin hazırlamışlar ve sonra hücuma geçmişlerdir. 1955-58 senelerinde Kıbrıs mes’elesi Birleşmiş Milletlerde ele alındığı günlerde Rumların ada çapında harekete geçerek dikkati Kıbrıs’a çekmeleri de taktikleri olmuştu. Bilindiği gibi 1964 Londra Konferansı esnasında da Türklere karşı hareket şiddetli bir şekilde devam etmiş ve Şubat-Mart 1964 aylarında da Güvenlik Konseyi Kıbrıs konusu ile ilgilenirken Türklere hücumdan vaz geçilmemişti. Bunun için Rumca gazetelerin "Noel’de Türkler bize saldıracak" yaygaralarını, Genel Kurul toplantılarının başlamış olduğu bu günlerde ciddiye almak gerekir kanaatındayım. Rumlar mesela Erenköy’e yapacakları ani ve çok kuvvetli taarruzla buradaki mücahitleri birkaç saat içinde tamamen bertaraf edebi'eceklerini hesaplayabilirler. Bu kısa müddet zarfında Türkiye müdahalede bulunmak fırsatını bulamayacak fakat buna mukabil Kıbrıs mes’elesi Genel Kurulda Rumların istediği müstaceliyet havası içinde ve belki de Türkiye’nin yeni bir tehdidi karşısında kendi istedikleri şekilde ele alınacaktır.

1955 den beri değişmeden devam eden Rum taktiklerinin bu sefer de tekrarlanabileceğim göz önünde bulundurarak Kıbrıs’taki B.M’ler yetkililerini Rumca gazetelerdeki şayiaları yalanlamaya ve herhangi bir Rum saldırısı karşısında uyanık bulunmaya davet etmek yerinde olur kanaatindeyim.

Ayrıca Genel Kurul toplantılarının devam ettiği müddeti kritik bir müddet addederek yeterli bir askeri kuvvetin alarm vaziyetinde tutulması da şayanı arzu ve şayanı tavsiyedir.

Durum âcilen takdirlerine arzeder, saygılarımı sunarım.

Dr. Küçük’ün bu husus hakkında yapabileceği kısa bir açıklamayı da Dr. Küçük’e iletilmek üzere tasviplerinize arzederim.

Saygılarımla Rauf R. Denktaş

Dr. Küçük’e gönderilen açıklama:

During the last fevv weeks the Greek press has been publishing false news to the effect that Turks are preparing for an island-wide attack on the Greeks during the Christmas and that Turks have been receiving heavy arms from air ali över Cyprus. 1 have followed these publications vvith growing anxiety as I knovv, from bitter experience, that before each attack on the Turks the Greek press has "prepared the ground" by similar publications.

I state categorically that these publications are utterly false. Turks have never attacked the Greeks, but only defended themselves against brutal and pre-planned Greek attacks to the best of their ability. I, therefore, draw the attention of ali concerned to these false publications and to the treacherous Greek plans which they may intend to support.

4 Aralık 1964

Bugün İstanbul’a, yarın da Londra’ya hareket ediyorum.

On gün kadar kalıp temasları yaptıktan sonra geri geleceğim.

New York’a gidişim Genel Kurul toplantısına bağlı.

Ruslar, Birleşmiş Milletlere olan borçlarını vermedikleri için galiba bu iş de uzayacaktır.

Dr. Küçük’ten Hariciye’ye mesaj:

4 Aralık 1964


Sayın Hariciye Vekili,

Geçen Aralık’tan beri Makarios idaresinin muhasara altında tutulan Türkleri posta servisinden merhum ettiği malümualinizdir. Bu servisin Türklere de tekrar teşmili için Birleşmiş Milletler aracılığı ile uzun müddetten beri müzakereler yapılmaktadır. En nihayet her iki tarafın yaptığı teklifleri bir araya getiren Birleşmiş Milletler Yetkilileri sureti Ek "A" da verilen bir anlaşma tahtında bazı tertibatın her iki tarafa kabulünü istemiştir. Rumlar bu anlaşmanın 11’inci paragrafının 3 ve 4 bentlerinin çıkarılmasını teklif etmişlerdir. Biz ise Ek "D "nin paragraf 3’i’ınde belirtilen bazı teklifleri yapmış bulunuyoruz.

Bugün Senor Bernardes’den alınan ve sureti Ek "B"de verilen bir mektupta Rum tarafının teklifini kabul edildiği ima edilmekte ve Türklerin yaptıkları teklifler nazarı itibara alınmadan Rumların istediği şekilde anlaşmanın kabul edilmesi tavsiye edilmektedir. Senor Bernardes’e de sureti Ek "C" ve Ek "D "de verilen cevap verilmiştir.

Keyfiyeti arzederken Anavatan Hükümetimizin bu husustaki düşüncelerini öğrenmek istediğimizi ve bunu öğrenir öğrenmez gerekirse Senor Bernardes ile meseleyi betekrar ele alabileceğimizi saygılarımızla arzederim.

Dr. F. Küçük

Baf kazası Aydın Dağaşan ve Gökçebel Türkleri üzümlerini Rum fabrikalarına teslim ettikleri halde paralarını alamadılar. Kendilerine, paralarının'-verilmeyeceğine dair ihtar yapılmış gerekçe olarak ise, Türk köylülerin Makarios hükümetine borçlu oldukları gösterilmektedir.

Kermiya ve Tahtakale bölgesinde iki Türk evi Rumlar tarafından yağmalandı.

Analyonda, Kadalyonda ve Mathal köylerinde Evkafa ve Türk şahıslara ait ağaçlar, Rumlar tarafından buldozerlerle sökülmüştür.

Kıbrıs meselesinin B.M Genel Kurulunda ele alınıp görüşülmesi için Türkiye ve Kıbrıs Rumları, U Thant’a birer dilekçe sundular.

Türkiye sunduğu dilekçede, "Kıbrıs Rumların’ın ve Yunanistan’ın Kıbrıs meselesinde takip ettikleri politikanın bir sonucu olarak zuhur eden vahim durumu Genel Kurul’un görüşmesini" istemiştir.

Makarios İdaresi’nin temsilcisi Rossidis ise dilekçesinde "Kıbrıs Cumhuriyetinin kösteklenmeyen ve tahdit edilmeyen hükümranlığını ve bağımsızlığını desteklemesini" ve veto hakkımız ile Garanti Anlaşmalarının kaldırılmasını ister.

İşin açıkçası Rossidis, ENOSİS’in desteklenmesini istemektedir...

5 Aralık 1964

Dün Akşam Ömer Sami Coşar’ı gördüm. Evinin taksitini, çocuklarının okul taksitini vermemiş. Koleksiyon yaptığı eski kitaplarını satıp para toplamakla meşgul...

Çok üzüldüm.

Acil ihtiyaçlarım karşılamak üzere bir miktar para vermek istedim.

Reddetti Almadı.

Londra’ya hareket ediyorum...

Rumların "Türkler bize hücum edecek" şeklindeki basın kampanyaları ile ilgili olarak Dr. Küçük’ün B.M. Genel Sekreteri Assemble Başkanlığı ve Güvenlik Konseyine gönderdiği açıklama:

The Secretary-General, U.N.O.,

The President,

General Asembly, U.N.O.,

The President,

Security Council, U.N.O.,

During the last few weeks the Greek press has been publishing false news to the effect that Turks are preparing for an Island-wide attack on the Greeks during the Christmas and that Turks have been receiving heavy arms from air ali över Cyprus. I have followed these publications with growing anxiety as I know, from bitter experience, that before each attack on the Turks the Greek press has "prepared the ground" by similar publications.

I state categorically that these publications are utterly false. Turks have never attacked the Greeks, but only defended themselves against brutal and pre-planned Greek attacks to the best of their ability. I, therefore, draw the, attention of ali concerned to these false publications and to the treacherous Greek plans wlıich they may be misled to support.

Dr. F. Kuchuk Vice-President of the Republic of Cyprus

6 Aralık 1964

Londra, Kıbrıs Türk Cemiyetindeyim.

Arkadaşlarla konuşuyoruz. Cemiyetin sorunları dağ gibi yığılmış.

Dedikodular almış yürümüş.

Yapılacak çok işler var...

Sorunları, bütün konular tek tek ele alarak incelemekte yarar var.

Otelde bir İncil var. Bir sayfasını açıyorum.

"Kılıçla gelen kılıçla gider."

Bir başka sayfasında Firavunlara verilen ceza var.

Başka bir sayfaya bakıyorum:

"Adalet tevzi edenlere ihtar!"

Kuran-ı Kerim de var yanımda...

Bakara Süresinde Firavun’lara verilen cezalar sıralanır.

"ibret alınız ve sizi kurtardığımız için şükrediniz" denir. Firavunlar, yani masum insanlara işkence yapan, hak gaspeden, Allah’tan korkmadan insanları öldüren, köyleri, obaları yakıp yıkan, gaddar ve ırkçı idareciler. Yani Makarios, Yorgacis ve Anayasaya ters düşmüş mahkemelerde oturup Türklere ceza yağdıranlar. "Türklerin hükümete karşı isyanını ispat için şahit dinlemeye gerek yoktur, bu isyanın var olduğu hakkında mahkemelerin re’sen vardır diyebileceği bir vakıadır" diye fetva verenler!

Ve Makarios’la Yorgacis’e, Rum hakimlere birer kart gönderiyorum: "Kılıçla gelen kılıçla gider". "Masum insanların duasını Allah işitir." "Firavun’lara verilen cezayı unutma". "Allah Hak yolunda savaşanlardan yanadır." "Sizden yana olamaz..."

Bir kart da katil herif Samson’a gönderiyorum:

Allah öldürmeyeceksin buyurmuştur. Ve öldüreni hiç beklemedik bir zamanda ve hiç umulmadık bir şekilde cezalandırmıştır.

Sizin ellerinizden masumların kanı damlamaktadır. Hasta beyniniz ise milli bir kahraman olduğunuzu söyleyerek sizi teselli etmeye çalışıyor.

Hüküm gününüzde Allah’ın size yardımcı olmasını dilerim.

7 Aralık 1964

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na Rossides tarafından 4 Aralık’ta verilen muhtıraya bir cevap olarak Dr. Küçük, B.M. Genel Sekreteri ile Genel Kurul Başkanlığına açıklama gönderir:

7th December 1964

Secretary-General,

U.N.O., New York,

President,

General Assembly, UNO,

Certain unfounded contentions and allegations of Mr. Rossides, Makarios administration’s Representative in New York, in his memorandum to the U.N. General Assembly dated 4th December, 1964, prompted me to submit this communication in order that Honourable Delegates may hear both sides before they reach a conclusion.

Unfettered independence and sovereignty: Mr. Rossides states that Cyprus, meaning Greek Cyprus no doubt, looks upon the General Assembly to uphold Cyprus’s unfettered sovereignty and independence, thereby allowing its "people to determine freely and without any foreign intervention or interference the political future of the country". This in effect is an admission of the fact that what the Greeks really want is to destroy the independence of this U.N. member Country in order to be able to annex it to Greece to satisfy the latter country’s age-old expansionist ambitions. In making this assertion Mr. Rossides deliberately overlooks the fact that there are two national communities in Cyprus (i.E. two peoples and not one), that independence was granted to Cyprus on the basis of the recognition of this historic fact, and that these two communities are shareholders in the sovereignty of the country. The Republic of Cyprus came into existence by virtue of the Zurich and London Agreements and a Constitution based thereon. Article 185 of the Constitution provides that "the integral or partial union of Cyprus with any other State or the separatist independence is excluded". The Treaties provided that "Greece, Turkey and the United Kingdom, taking note of the mndertaking of the Republic of Cyprus... recognize and guarantee the independence, territorial integrity and the security of the Republic of Cyprus, and also the state of affairs established by the Basic Articles of its Constitution". Since the establishment of the Independent state of Cyprus the Greek Cypriots made no secret of their desire to abrogate the Agreements, to upset the state of affairs established by the Constitution, to deprive the Turks of their right in the sovereignty and of all other rights including most fundamental basic human rights, in order to annex the country to Greece. When they realized that they cannot do this, even after using brute force against the Turks, they have resorted to the argument that they should have "unfettered independence and sovereignty". A study of the history and nature of events in Cyprus will show that the Greeks wish to have "unfettered independence" for a sinister and ulterior motive, i.o in order to be able destroy this independence.

Selfdetermination: Both the Greek and the Turkish peoples of Cyprus were given in 1960 the right of self-determination and in exercise of right they jointly and freely created the Republic of Cyprus agreeing at the same time neither of them should have the power or the opportunity to deprive the other of the right of self-determination and other rights. Therefore, the statement of Mr. Rossides about "the people of Cyprus" being denied "of its fundamental right to self-determination" is totally incorrect. What was denied to the Greek Community was not the right of self-determination (which in fact they exercised and confirmed in free popular elections in 1960) but the opportunity on their part to deny this same right to the Turkish people of Cyprus and deprive the Turks permanently and irrevocably of their freedom and basic human right.

"Abnormality" of the Cyprus Constitution: Because of the vital fact that is no such thing as a "nation" or a "people of Cyprus but two national communities, these who were entrusted by agreement with the task of Constitution of Cyprus had to meet a unique situation and thus a uniqueness inevitably crept into the Cyprus Constitution. İt is this uniqueness which Mr. Rossides is now trying to show as "abnormality". As regards the allegation of the "unworkability" of the Constitution there can be no more telling evidence against Mr. Rossides than the following statements of Professor Forsthoff of Heidelberg University who was the president of the supreme Constitutional Court of Cyprus for three years:

"Every Constitution can have its peculiar problems.. There is no constitution in the world which has not got its particular difficulties and problems. This is primarily a question of goodwill. If there is goodwill a constitution can be implemented and this Constitution (of Cyprus) is capable of being implemented." From a statement to A.P. on January 5, 1964.)

In another statement to U.P.A on December 30. 1963, Professor Forsthoff said:

"All this has happened because Makarios wanted to remove all Constitutional rights from Turkish Cypriots.

"From the moment Makarios started openly to deprive Turkish Cypriots of their rights - the present events were inevitable.

"These bloody incidents are the result of a succession events. I thought there would be trouble, but ı never imagined it would be so frightful."

The so-called "veto power" out of which the Greeks have been trying to make political capital, was provided in order to ensure an adequate measure of guarantee to the Turkish Community in view of the well-known racial hatred of the Cypriot Greeks against the Cypriot Turks, and reflected the grave suspicion of the Turks that the Greeks were not really interested in an independent Cyprus but would do all they could if they had the opportunity to eliminate the Turkish factor in an attempt to annex Cyprus to Greece. It should be stressed that this so-called veto right was restricted to very few vital matters such as security, defence and foreign affairs, and that during the life of the Republic this "power" was never abused by the Turks but was exorcised only once when the Çreeks wished to from an Army in line with their sinister objectives.

Allegation of Turkey’s "divisive policy": Here again there is a serious abuse of terms by the Greeks for ulterior political motives. What Mr. Rossides means by "divisive" is the federal nature of the regime established in Cyprus after exhaustive negotiations. İt should be noted that the Cyprus Constitution provides, under paragraph i of Article 185, that "the territory of the Republic is one and indivisible". It is Turkey which is asking for full adherence to the Constitution. Turkey is not therefore following a "divisive policy". The truth is that the Greeks do not wish to have joint sovereignty but a sovereignty for the Greeks and serfdom for the Turks. This is divisive policy and not the policy of Turkey. During the first 3 years of the Republic, Turkey constantly called upon the leaders of both

Communities to act with moderation and in a spirit of co-operation so that the Republic of Cyprus become a viable and prosperous state. Was it a sign of divisive policy or an instigation to "rebellion" that Turkey always recommended calm, patience and restraint to the Turkish Community every time there was a violation of the Constitution by the Greeks and an attempt to rob the Turks of their constitutional rights and interests? One of the two partners in the sovereignty of Cyprus (Turks) has been standing up for the Constitution of the Country while the other community (Greek) has resorted to brute force and methods of terrorism to destroy the Constitution and the independence of Cyprus. The Honourable Delegates will not find it difficult to find which of the two Communities is guilty of "rebellion ".

Treaties of Guarantee and Alliance: Through eye-witnesses and impartial observers the world has come to know of the atrocities the Greeks committed in Cyprus against the Turks in violation of all moral concepts of humanity and international conventions. The Turkish government, despite its right under the Treaty of Guarantee to prohibit any activity aimed at promoting, directly or indirectly, either union of Cyprus with any other State or the partition of the Island and to take action with the sole aim of re-establishing the state of affairs established by the Constitution, refrained, even under strong provocation, from sending troops to Cyprus but confined itself to making warnings despite the fact that Greece has sent well over 10,000 regular troops and heavy equipment to Cyprus and virtually invaded the island with the object of presenting the world with a fait accompli and with the object of restoring the regime as stipulated in the Treaty of Guarantee. Greece’s motive in this is best illustrated by the Greek Prime Minister Papandreou’s statement in Salonica on October 27, 1964:

"Cyprus must become the springboard for the dreams of Alexander the Great in the Orient. Cyprus alone is a small island and cannot achieve such dreams, but united to Greece the Cypriot people will have the opportunity of performing its historic task in the Middle East."

When, however, the Greeks, in violation of the Security Council Resolution and in defiance of the U.N. troops in Cyprus, launched an all-out attack against a purely Turkish area in Cyprus (TylUria area) and refused to stop the attack, though repeatedly advised and warned, but intensified it with the object of killing and driving into the sea thousands of Turks in the area, including women and children, Turkey had to take a limited police action which was confined strictly to bombing certain military targets in the area. The statements of Mr. Rossides that Turkey had "constantly and repeatedly threatened armed intervention", had carried out air raids "killing and maiming hundreds of innocent men, women and children ", and had "deployed its forces in hostile occupation of Cypriot territory" are therefore far from being consistent with truth. I request Honourable Delegates to ask the Secretary-General to make to them available the report of General Thimayya, UN Commander in Cyprus, on the Tylliria incident and the Turkish air raid. Any Delegate who reads this report will see for himself that Rossides is at pains to misrepresent facts and thus gain advantage.

Respect for Human Rights: The Cypriot Turks suffered untold atrocities in the hands of the so-called "legal forces" of Mr. Rossides and his masters who instigated, planned and actually directed the commission of all sorts of crimes against humanity. The presence in Cyprus of 7,000 UN troops did not prevent the Greeks from committing these crimes. Therefore, the statement of Mr. Rossides that his government was ready "to ensure full respect for the human rights and was prepared to accept UN observers who could see that this guarantee was cafried out", cannot be taken seriously as any one who knows the Cypriot Greeks cannot depend on assertions, promises, undertakings and guarantees made or given by them. It is noteworthy that Mr. Rossides deliberately overlooks the fact that what the Greeks have denied to the Turks in Cyprus is the most fundamental of all rights, i.e. the right to live. How can a few UN observers and paper guarantees ensure for the Turks of Cyprus what 7,000 armed UN troops have been unable to ensure.

I request that copied of this communication may be circulated to ali the Delegates at the UN General Assembly as a U.N. docııment.

(Dr. F. KÜÇÜK),

Vice-President, CYPRUS.

Dr. Küçük’le, Bernardes ve General Thimayya’nın görüşmesi:

Hazır: Osman Örek, Ümit Süleyman, Cemal Müftüzade.

23 Kasım 1964 tarihinde Senor Bernardes’in verdiği muhtıraya Türk liderliğinin hazırladığı cevabın tevdi edilmesi için Senor Bernardes’in davet edildiği izah edilerek, kendisine ve General Thimayya’ya cevabın birer sureti verilmiştir. Verilen cevapta yapılan tekliflerin hiçbirisine müspet cevap verilememesinin sebepleri kısaca izah edilerek bunun Türk tarafının Birleşmiş Milletlerle işbirliği yapmadığı manasına alınmamasının gerektiği de izah edilmiştir. İlâveten Genel Sekreterin Güvenlik Konseyine takdim edeceği raporda yapılan tekliflere verilen cevabın yalnız ana hatlarının rapora geçmesinden fayda mülâhaza edildiğini, lâkin teklif muhtırası aynen rapora geçecekse verilen cevabın da Ekleriyle beraber aynen rapora geçmesi rica edilmiştir.

Senor Bernardes cevaben teklif muhtırası ile cevabın raporda aynen iktibas edilemeyeceğini fakat ana hatlarının raporda belirtilmesinin kaçınılmaz bir zaruret olduğunu bildirdi. Devamlı yaptığı tekliflerin Türk tarafı tarafından kabul edilmemesinden teessür duyduğunu çünkü kendince yaptığı tekliflerin normal hayata dönmeyi sağlayacağına inandığını bildirdi.

Normal hayata dönmek "constitutional order" demek olmadığını, binaenaleyh yapılan teklifler Anayasanın lâfız ve ruhuna uymasa da normal hayatın pratik bakımından teminine medar olacağını beyan etti. Buna cevaben, halihazır tekliflerin tamamen Rumların kuvvet zoru ile memlekette kurmak istedikleri tamamen Rumlardan mürekkep ve Türkleri onların insafına terkeden bir idarenin teşekkülüne yardımcı olduğunu, hali hazır durumun, Rumların anayasa nizamını ortadan kaldırmak için giriştikleri Türk aleyhtarı şiddet hareketleri dolayısı ile meydana geldiğini gözden kaçırmamak icap ettiğini, normale dönme kaydı altında Birleşmiş Milletler’in bu Rum plânını tek taraflı olarak Türklere empoze edemeyeceğini, bu tekliflerin kabulü halinde Türklerin can ve mal emniyetlerini temin etmeğe imkân olmadıktan maada, bu siyasi mahzuru da göz önünde tutmak icap ettiğini anlattık. General Thimayya bu noktada anlayış göstermiş fakat Bernardes hiç bir reaksiyon göstermemiştir. Bernardes, göçmenlerin köylerime dönme mes’elesinide Türk liderlerin yaptığı teklifleri Türelerin yanlış anladığını, kendisine göre bütün göçmenlerin ayni zaman da köylerine dönmelerini istemediğini, bilakis Türklerin intihap edeceğini birkaç köye geri dönmekle işe başlanılabileceğini izah ettik. Göçmenlerin döndüğü köy ve sahalarda asayişin Birleşmiş Milletler askerleriyle beraber 'hükümetin " polis tarafından temin edileceğini ve bu suretle Rumların Türklere baskı yapmasının önüne geçileceğini bildirdi. Türk liderliğinden bu hususta istediği şeyin, lider olarak Dr. Küçük’ün göçmenlerin köylerine avdetine itirazı olmadığı hakkında bir beyanname çıkarması olduğunu, çünkü böyle bir beyanname çıkarılacak olursa birçok göçmenin tereddüt etmeden köylerine döneceğine inandığını bildirdi. İlâveten elinde olan malûmata göre bazı göçmenlerin Birleşmiş Milletler yetkililerine köylerine dönmek için büyük arzu izhar ettiklerini, fakat buna Türk liderliğinin mümanaat ettiğini bildirdiklerini söyledi.

Bernardes’e cevaben, her kitlede münferit olarak bazı gayri hoşnut insanların mevcut olabileceğini, birçok kişinin izhar edebileceği fikre göre hüküm vermenin doğru olamayacağı, umumiyetle Türk göçmenlerinin tam emniyet sağlanmadan ve hayat bir nizam içinde normale dönmeden, köylerine dönerek betekrar hayat ve mallarını tehlikeye koymak istemediklerini bir hakikat olduğunu Birleşmiş Milletler tarafından da kolaylıkla tahkik edilerek öğrenebileceği beyan edildi. Dr. Küçük’ün bir beyanname çıkararak mes’uliyeti üzerine almak istemediğini aşikâr olduğunu çünkü mazide yapmış olduğu böyle beyannameler neticesinde birçok Türk vatandaşlarının hayatlarını kaybettiklerini onun için, tam emniyet sağlanmadan kendisine hiçbir yetki tanınmayan bu bölgelerde böyle bir mes’uliyeti üzerine almasını beklemenin çok insafsızca bir hareket olacağı Bernardes’e açık bir lisanla izah edildi. Türk köy ve sokaklarında Rum polisinin Birleşmiş Milletler nezaretinde polis vazifesi ifa etmeleri Türklerce tatminkâr olamayacağı, eski tecrübelerin de bunu ispat etmiş olduğu ve hakikatte Türklere yapılan mezalimin Rum polislerin kendileri tarafından yapıldığı hatırlatıldı ve Anayasaya göre Türk semtlerinde, Türk polisinin vazife görmesi icap ettiği halde Türklerin Girne yolunda olduğu gibi bu bölgelerde Birleşmiş Milletler polislerinin emniyeti sağlamasını kabul etmeğe hazır olduklarını anlattık.

General Thimayya bu safhada söze karışarak, Türklerin bu hususlarda haklı olduklarını yüzde yüz Türk sekenesi olan yerlerde Rum polisinin vazife yapmasının hala hazır durum içerisinde muvafık olamayacağını ve Türklere emniyet sağlayamayacağını ve bu hususları kendisinin yaptığı raporlarda belirtmiş olduğunu belirtti.

Senor Bernardes verilen cevabı tetkik edeceğini ve ona göre betekrar gerekirse Dr. Küçük’le görüşmeler yapacağını söyledi ve toplantı nihayete erdi.

7 Aralık 1964

Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantıları devam ediyor.

Genel Kurul’da konuşan Yunan Dışişleri Bakanı Kostopulos, Yunan yalanlarına bir yenisini daha ekledi:

"Yunanistan Enosis istemiyor"muş...

Peki, ne istiyor?

'Yunanistan, Kıbrıs halkının mukadderatını serbestçe tayin etmesini istiyor"muş.

Yani, Enosis’e ulaşabilecek rahat ve kolay bir yol istiyor.

Kıbrıs Türk Cemiyeti İdare Heyeti ile Gazioğlu’nu, yardım komitesini ve haysiyet divanım bir arada topladım. Şikâyetleri dinledim.
Her işimizde olduğu gibi çalışanı çalıştırmamak gayesi; küçük küçük insanların kuruntuları, dedikoduları... başka birşey yok.

İşbirliği vaadi ile ayrıldılar.

Heyeti İdare ve diğerleri ile toplantı esnasında Ali Önge’nin para hikâyesi de ele alındı. Bunun Ali Önge’ye duyurulmasını istedim.

8 Aralık 1964

Cemiyetin, İdare Heyeti’nde ele alman Ali Önge’nin para hikâyesi beklenen neticeyi verdi.

Bunca zamandır nerde olduğunu saklayan ve bizi görmekten kaçınan Ali Önge, telefonda randevu istedi.

Kulüpten ayrı bir yerde buluşabileceğimizi, kulübe gelemeyeceğini söyledi. Buluştuk.

Mazeret şu: Parayı beynelmilel silah kaçakçısı bir şebekeye vermiş. Kendisini onlar kandırmış. Ne yapsmmış?

Ankara’dan Londra’ya dönerken birkaç gün içinde böyle bir şebekeyi nasıl buldu? Cevap yok. Buldum işte diyor. Makbuz niye almadı? Böyle şebekeler makbuz vermezmiş. Evet silah için para aldı diye makbuz vermez, fakat radyo veya tabak sattı diye makbuz verir, niye almadı? Cevap yok. Bu parayı geri almak için ne gibi teşebbüslerde bulundu? Bir defa telefon etmiş... Mektup yazmadın mı? Tereddüt... sonra "Ha... evet bir defa mektup yazdım. Cevap almadım." Peki bu adamların mademki adresi var, ver bize bu adresi bizde kendi yönümüzden tahkikat açalım... Epeyi tereddüt etti, nihayet ertesi gün bunu vereceğini söyleyerek ayrıldı.

Ertesi gün telefon etti. Hastahanedeymiş. Bu işi düşünmüş... bize adresi vermeden önce bu meseleyi bir müddet daha kendisinin takip etmesi icap ediyormuş. İzin verir miymişim? Ne istersen yap, bu lekeyi üzerinden temizle dedim.

Türkiye’nin Londra ve Washington büyükelçileri, Rum ve Yunan basınında yer alan "Türkler bize saldıracak" haberleri ile ilgili olarak, İngiliz ve Amerikan hükümetlerinin dikkatini çektiler:

"Kıbrıs Türklerinin asla bir tecavüz niyetinde olmadığını herkes biliyor. Rumlar geçen yıl giriştikleri katliamın yıldönümünde giriştikleri bu kabil neşriyatla hem geçen yılı unutturmak hem de yeni faaliyetlerini unutturmağa çalışabilirler.

Rumların akıllarından asla çıkarmamaları gereken bir husus da şu olmalıdır: Kıbrıs’ta ki kardeşlerimize vaki herhangi bir tecavüz bize yapılmış sayılır. Bunun hemen akabinde Kıbrıs’la ilgili Garanti Antlaşmasının dördüncü maddesinde yeralan müdahale hakkımızı kullanmamıza imkân hasıl olacaktır."

9 Aralık 1964

Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in, Türkiye’nin Dış Politikası ile ilgili olarak verdiği beyanat gazetelerde önemli bir yer tutuyor. Cumhurbaşkanı Gürsel’in verdiği beyanatta şu cümleler yer alıyor:

"Kıbrıs meselesinde hukuk yollarını zorlayarak bir neticeye varmağa çalışıyoruz. Ancak karşı taraf işi çok azıtırsa ne olacağını şimdiden söyleyemem. Esasen mesele yakın bir zamanda Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna götürülecektir."

Londra’da yoğun bir çalışma temposu devam ediyor. Cemiyet’te toplantılar. Pakistanlı kardeşlerimizle toplantılar, demeçler, beyanatlar birbirini izliyor.

Orhan Eralp, Güvenlik Konseyi Başkanına gönderdiği bir mektupta, Yunanistan’ı ilhakçılıkla suçladı.

Yüzü kızaran mı var?

Rum - Yunan İkilisi bildikleri yolda yürüyorlar.


Kaynakça
Kitap: Rauf Denktaş'ın Hatıraları(1964-1974), 1. Cilt(1964)
Yazar: Rauf R. Denktaş
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Rauf R. Denktaş'ın 1964 Yılındaki Hatıraları

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron