Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Denktaş'ın Hatıraları - 21-27 Kasım 1964

Burada Rauf R. Denktaş'ın 1964 Yılındaki Hatıraları hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Denktaş'ın Hatıraları - 21-27 Kasım 1964

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Tem 2012, 17:07

21 Kasım 1964

Arabulucu Galo Plaza ile bu gün 50 dakika görüştüm. Plaza’nın ilk suali şu oldu: Rus - Türk görüşmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu görüşmenin tepkisi ne oldu?

Denktaş: Ruslar Kıbrıs Rumlarını Türkiye’yi avlamak ve kendi taraflarına çekmek için bir yem olarak kullandılar ve en nihayet Türkiye ile anlaşmağa muvaffak oldular. Ruslar bağımsız bir Kıbrıs istiyor, iki Cemaatin anlaşmasını istiyor. Türkiye’nin de siyaseti budur. Bağımsız bir Kıbrıs’ta Federal bir devlet istiyorlar. Neticede Birleşmiş Milletlerde Ruslar herhalde Makarios’u desteklemeyecek, uzlaştırıcı bir karara karşı çıkmayacaktır. Rus - Türk görüşmesinin en faideli tarafı Türkiye’nin Rus hükümetine durumu sarahaten izah etmiş olması ve Türklere vaki bir hücum karşısında hareketsiz kalmayacağını açıklamasıdır.

Plaza: Bu görüşmelerden sonra yayınlanan tebliği okudum. Fevkalade bir tebliğdi. Türkleri ve Türkiye’yi sevindirdi; Makarios’u çok memnun etti ve benim de işime yaramaktadır... Ne ise şimdi istikbale bakalım. İstikbal için ne düşünüyorsun?

Denktaş: Bunu sizden öğreneceğimi ümit ediyordum.

Plaza: Bir çok formüller var. Bunlar hakkında Türk Hükümeti ile fikir teatisinde bulundum. Türk Hükümeti federasyon veya Taksim fikrinde ısrar ediyor. Böylelikle her tarafın kabul edebileceği bir hal çaresi bulmak ihtimali kalmıyor.

Denktaş: Türklerin tutumu 1960 dan bu yana Makarios’un gütmüş olduğu siyasete karşı bir reaksiyondur. Makarios’un Enosis’ten başka bir hal çaresini kabul edeceğine inanıyor musunuz?

Plaza: Yunan Hükümeti Makarios’un ENOSİS’İ sabote ettiğinden endişe etmektedir. Makarios ENOSİS’ten laf ediyor ama ne şekilde bir ENOSİS istediğini söylememekte ısrar ediyor.

Denktaş: Makarios Enosis’i sabote etmiş de ne yapmış? Grivas’ın adaya girmesine mi mani olmuştur? Yoksa Yunan askerlerini mi reddetmiştir? ENOSİS’İ inkâr eden beyanatı mı vardır? Bilakis, adaya ENOSİS’İ tahakkuk ettirmek için giden Grivas ve Yunan askerleri ile ENOSİS’in tahakkuku hakkında iş birliği ve ağız birliği yapmaktadır. ENOSİS’in bir manası vardır, bu da Enosis’tir, Adanın Yunanistan’a bağlanmasıdır. Makarios hangi şekilde ENOSİS’İ kabul ettiğini söylemiyor diye Yunanistan’ın endişe etmesi bir oyundur. 1955 - 58 de de Yunanistan ile Makarios ayni oyunu oynadılar, herkesi kandırmağa çalıştılar. Bu hakikatların ışığında aşikâr olan bir şey varsa o da Yunanistan ile Makarios’un el ele ENOSİS için çalıştıklarıdır. 1958 de ENOSİS zannedildiği gibi Zurih anlaşması ile gömülmüş olsaydı Cumhuriyet rahatça yürütülürdü. Rumlar Enosis’ten vazgeçmedikleri içindir ki Anayasa kasıtlı olarak bir çıkmaza sokuldu; Rumlar Enosis’ten vazgeçmedikleri içindir ki biz devamlı surette haklarımızı korumak çabası içinde çırpındık durduk. Herkes Türklerin Kıbrıs için bir Taksim siyaseti olduğuna inandırılmıştır. Halbuki Taksim Enosis’i kabul etmemiz için yapılan bir fedakârlıktır; Bu gün Türkiye "Taksimde ısrar ediyorsa Makarios’un Enosis’ten vazgeçmediğini, ve vazgeçmeyeceğini bildiğindendir. Realist bir gözle bakıldığında Rumların Enosis’ten vazgeçmeyeceğini teslim etmek ve bunun karşısında Türklerin ayrı bir bölgede yaşamak hakkını tanımak icap eder.

Bu gün Rumlar Enosis’ten başka bir hal çaresine "evet" diyecek olurlarsa kendilerini Enosis’e yaklaştıran bir hal çaresi olduğu için "evet" diyeceklerdir. Bunun için, on aylık ızdırabımız, endişe ve korkumuzu da göz önünde tutarak, Enosis’ten başka bir hal çaresi içinde de bize ayrı bir bölgede yaşamak hakkını tanımalısınız. 82 sene Enosis oldu mu olacak mı korkusu içinde yaşamış olan Türk Cemaati ancak Cumhuriyetten sonra Enosis’in gömüldüğüne inanarak her sahada inkişaf etmeğe başlamıştı. Şimdi yine ayni tehlikelerle karşı karşıyayız. Son ve kati bir hal çaresi bizi bu tehlikeden ilelebet kurtaracak bir hal çaresi olmalıdır - bu da bize ayrı coğrafi bir idare vermekle mümkün olabilir.

Plaza: Ayrı coğrafi statünün müşkülleri vardır. Cemaatların cebren yer değiştirmesini Birleşmiş Milletler kabul etmez ve etmeyecektir.

Denktaş: Yer değiştirmesi konusu zannedildiği kadar büyük bir problem değildir. B.M. in uzmanları Kıbrıs için geniş ölçüde toprak konsolidasyonu tavsiye etmişlerdir. Bu yapılacak olsaydı, zaten bir çok köyler ve topraklar birleştirilecek, daha iyi bir ekonomi sağlamak için halk yer değiştirecekti. 3 - 5 bin Rum ailesinin yer değiştirmesi ve arazinin reforma tabi tutulması ile meydana gelecek bir federasyon hem siyasi hem de iktisadi bakımdan Kıbrıs’ın menfaatına olacaktır. Türkler zaten kendi rızaları ile Türk bölgesine geçecektir.

Plaza: Bunu kim finanse edecektir?

Denktaş: Beynelmilel teşekküllerden faidelenerek Türkiye ve Yunanistan bu maksat için Kıbrıs’ta bir banka kurabilirler. Mala karşı mal verileceği için nakit yardımlar tahmin edildiği gibi çok büyük olmayacaktır.

Plaza: Federasyonun diğer bir müşkili Lefkoşa’nin ikiye ayrılmasıdır.

Denktaş: Lefkoşa 1958 de ikiye ayrılmıştı. Anlaşmalar olunca hudut kaldırıldı. Şimdi yine ikiye ayrılmıştır. İki taraf da ayrı ayrı yaşayabilmektedir. Federasyon olunca bu ayrılık sadece harita üzerinde kalacaktır. Hudut, silah, pasaport olmayacaktır.

Plaza: Federal bir hükümette Lefkoşa’nın taksim edilmeyerek Hükümet merkezi olarak kalması sağlanmaz mı ?

Denktaş: Siz federal sistemi ve coğrafi ayrılığı kabul ediniz. Lefkoşa’nın durumu bu prensip içinde karara bağlanacak bir teferruattır. Siz coğrafi ayrılığı kabul ettikten sonra Rumların yer değiştirmesi de kendiliğinden halledilecektir. Bunun kabul edildiğini gören Rumlar kendiliğinden Rum bölgesine gidecektir.

Plaza: Rumları yer değiştirmeğe zorlamazsak ve Türk kantonunun hudutlarını çizersek; Türk bölgesinde idareyi Türklere verirsek Federasyona razı olur musunuz? Yani Türk bölgesinde Rumlar çoğunlukta olacak, fakat idare sizde kalacaktır.

Denktaş: Tamamen Türk Emniyet kuvvetlerinin idaresinde olacak ve adliyenin de bizde bulunduğu bir bölgede Rumların muvakkat bir zaman için çoğunlukta kalması bence bir mahzur değildir. Unutmayınız ki bu bölgeye Türkiye’den gelecek Kıbrıslı Türkler de vardır. Rumlar Türk idaresini kabul eder ve Türk bölgesinde kalmakta ısrar ederlerse Türkiye’den gelip yerleşecek Kıbrıslılarla müsavatı yine temin edebiliriz.

Plaza: Evet... bu şekilde Rum idaresini istemeyen Türklerin Türk bölgesine geçecekleri gibi, Türk idaresini istemeyen Rumlar da Rum bölgesine tedricen geçerler. Fakat Federal idare sisteminde bir başka müşkülat da merkezi hükümete verilecek yetkilerdir. Siz merkezi hükümetin yetkilerinin çok kısıntılı olmasını istiyorsunuz.

Denktaş: Şimdiki Anayasa bu yetkileri tayin etmiştir. Anayasayı coğrafi bölge ayrılığına tatbik etmek mümkündür.

Plaza: Kıbrıs’ın tarafsız bir siyaset güderek silahsızlanmasını ve veto haklarının kaldırılarak normal bir şekilde idaresini de düşündüm fakat Türkiye buna da yaklaşmadı.

Denktaş: Rumların nihaî gayesi Enosis olduğuna göre hiçbir garanti bu tekliflerinizi nihaî bir hâl çaresi olarak empoze edemeyecektir. Bizim ricamız şudur: Rumların Enosis’ten vazgeçmeyeceğini; bütün olayların Enosis yüzünden meydana geldiğini ve bu şartlar altında Türklerin ayrı bir idareye hak kazandığını teslim ediniz. Realiteler bunu icap ettirir. Her tarafın kabul edeceği bir formül bulmanız imkânı olmadığına göre, hakikatları ifade eden bir rapor vermeniz ve mes’eleyi Zurihte olduğu gibi, Rumlara yeni imkânlar veren bir formüle bağlamamanız yegâne ricamızdır.

Plaza: Türklerin tümünün Türk bölgelerine gitmek isteyeceğine emin misiniz? Çünkü mecburi hicreti önlemek veya azaltmak maksadıyla Türklere birkaç yerde ayrı küçük kantonlar verilmesi fikri de ileri sürüldü.

Denktaş: Ayrı bit bölge istiyoruz. Bu verildiği takdirde bütün Türkler bu bölgeye gidecektir. Ayrı küçük kantonlar bizi tatmin etmez. Emniyet sağlamaz.

Plaza: Ayni zamanda idari güçlükleri çoktur - fakat halen Rum bölgesinde yaşayan Türklerin sayısı çoktur...

Denktaş: Fransızlar da, yıllarca Alman idaresinde istilâ altında yaşamışlardır. Türklerin Rum bölgesinde yaşaması bundan başka birşey değildir. Bu yaşamak değil korku ve istibdada muvakkat bir zaman için boyun eğmektir. Türk bölgesi kurulup yollar açıldığı gün Türkler bu bölgeye gelecektir.

Galo Plaza Dışişleri Bakanının randevusuna gecikmek üzere olduğunu beyan ederek, teşekkür etti ve ayrıldı.

22 Kasım 1964

Lefkoşa’dan çok acı bir haber geliyor.

Üzüntümüz çok büyük...

Öğleden sonra atış tatbikatı yapıldığı esnada meydana gelen bir kaza sonucu Mustafa Ali Rıza ve Tuncay Mehmet Salih isimli 2 mücahidimiz şehit olmuştur.

Özgürlük mücadelemizde toprağa düşen iki fidan...

Kahraman Mücahitlerimizin başı sağolsun...

23 Kasım 1964

Kahraman Mücahitlerimiz göz yaşları içinde toprağa verildi.

Şehitlerin mezarları başında, mücahitler, mücadeleyi onların bıraktıkları yerden devam ettireceklerini söyleyip, ant içtiler:

"İzinizden ebediyyen ayılmayacağız. Yaptığınız mücadele bize bir sembol olacak ve bu davaya sizden aldığımız ilham ve cesaretle devam edeceğiz. Taşıdığımız bayrak elden ele, nesilden nesile ve bize gösterdiğiniz bu yolda ayni hız ve ayni imanla ilelebet dalgalancak"

Arabulucu Plaza, Lefkoşa’ya döndü. Havaalanında yaptığı açıklama:

'Yunanistan adanın ilhakını istemektedir. Avusturya idare şeklinin bütün yönlerini göz önünde tutarsak, bunun ilhakı yasakladığını göreceğiz. Bilindiği gibi ikinci Dünya Harbinden sonra Müttefikler Avusturya’yı tarafsız bir ülke haline getirmişler ve bu memleketin Almanya ile ilhakını yasaklayan bir anlaşma yapılmıştır."

Londra’ya gidemiyorum...

Dışişleri Bakanlığı’nda yapılan toplantıda, hareketimi bir müddet daha tehir etmem kararlaştırıldı.

24 Kasım 1964

Dr. Küçük’ten, Dışişleri Bakanı Erkin’e mesaj var:

Lefkoşa, 24 Kasım 1964


Sayın Dışişleri Bakanı,

Malûmunuz olduğu veçhile Türk hakimlerin, muvakkat bir süre için Rum semtlerindeki mahkemelere devamı kararlaştırılmıştı. Bu arada Makarios’a da bir müracaat yapılmıştı. Aradan iki ay geçtiği halde tahmin edildiği gibi Makarios’tan hiçbir cevap alınmamış ne de bu hususta lehimize veya aleyhimize bir tepki yaratıldığı müşahede edilmiştir.

Gün geçtikçe durum aleyhimize tecelli etmektedir. Mahkemelerin Rum semtlerinde işlemeğe başlamasını normale doğru atılmış büyük bir adım olarak tefsir eden ve bundan zafer payı çıkarmak isteyen Birleşmiş Milletler mensupları, şimdi de bizi büTün mahkeme evrakı ile mahkeme kütüphanesinin ve bütün Türk mahkeme memurlarının Rum semtindeki mahkemeye gönderilmesi için tazyik etmektedirler. Hatta Birleşmiş Milletler çevrelerinde Rum semtinde mahkemelerin işlemeğe başlamasından memnuniyet izhar edilmekte ve ilgililer bunun diğer mesailde de bir örnek teşkil etmesini temenni ettiklerini söylemektedir. Mahkemelerin yalnız Rumlar için işlediğine ve Türk halkının alınan tertibat ile mahkemesiz kaldığına ehemmiyet verilmemektedir. Şikâyetlerimizi ve görüşlerimizi bütün çıplaklığı ile Birleşmiş Milletler mensuplarına anlattığımız halde âdeta istihza ile karşılanmaktayız.

Keyfiyeti arzeder, bu konudaki son talimatınızda söz konusu edilen makûl sürenin sona erip ermediği hakkında bizleri tenvir buyurmanızı en derin saygılarımla rica ederim.

(Dr. F. Küçük)

Cumhur Başkan Muavini

Galo Plaza - Dr. Küçük Görüşmesi

24 Kasım 1964

Bugün saat 16.30’da Senor Plaza Dr. Küçük’ü ziyaret edip Atina ve Ankara’daki ziyaretlerinde edindiği intibaları ve en son durumu bize bildirmek istediğini söylemiştir.

Atina’da Yunan Hükümetinin kat’i olarak Kıbrıs’a bulunacak bir hal şeklinin yalnız ENOSİS olduğunu ve bunun da en kısa bir zamanda olması gerektiğini çünkü gecikecek olursa birçok güçlüklerle karşılaşabileceklerini, lâkin Galo Plaza’nın ikazı üzerine Birleşmiş Milletlerin ENOSİS’İ destekliyemiyeceklerini anladıklarını ve bu bakımdan ilk adım olarak bağımsız bir Kıbrıs devleti hususunda Plaza’nın tavsiyelerde bulunmasını istediklerini ve son olarak da Yunan Başbakanının Kıbrıs’a bulunacak herhangi bir hal şekline Makarios’un bir plânı olduğu taktirde bu plânın da önüne geçmeyeceklerini söylemiştir. Ankara’da Türk Hükümetinin Kıbrıs meselesinin en ince teferruatına kadar girip bütün meseleyi kendisi ile müzakere ettiklerini ve Türk Hükümetinin kendisine söylediklerine göre Rus görüşüyle Türk görüşünün Kıbrıs meselesi hususunda tamamen ayni olduğunu, Türklerin uzun zamandan beri müttefikleri ile ayni yolda yürümek hususunda şimdiye kadar elden gelen her türlü fedakârlığı yapmış olduklarını, Türkiye’nin anlaşmalar gereğince müdahale hakkını Kıbrıs’taki Türkleri Rum mezaliminden kurtarmak için müteaddit defalar kullanmak istedikleri halde müttefikleri tarafından menedildiklerini ve müttefiklerinin Kıbrıs davasındaki tutumları Türk Hükümetini tatmin etmediğinden en son çare olarak Rusya ile temasa geçtiklerini ve Rusya’daki görüşmelerden Hükümetin çok memnun olduğunu ve beklediklerinden çok daha iyi bir netice elde ettiklerini, Rusya’nın muhakkak Türk görüşünü destekleyeceğine emin olduklarını, Kıbrıs’ta ENOSİS’in asla olmayacağını ve bağımsız bir Kıbrıs olacağını, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Genel kurulunda verilecek karardan endişe etmediğini ve muhakkak Rum müracaatının Genel Kurulda Rusya’nın müzaheretine nail olmayacağını ve bundan dolayı Rumların kendi lehlerine bir karar çıkaramayacaklarından emin olduklarını söylemişlerdir.

Türkiye’nin Kıbrıs’taki her iki Cemaatin refahım temin etmekten maada bir gayesi olmadığını ve bu bakımdan en iyi çarenin her iki Cemaatın fiziki olarak ayrılması gerektiğini ve bunu yapabilmek için de Adanın diğer bölgelerinde dağınık bulunan Türklerin kendi arzuları ile şimalde bir bölgeye toplanmaları lâzım geldiğini ve bölgenin tercihen Karpas bölgesi ve Girne civarında olmasını Türkiye’nin şart koştuğunu, bu şekilde Türklerin toplu olacağı bölgede, halen iskân etmekte olan Rumların bölge nüfusunu geçmeyeceği kanaatinde olduklarını ve böylece fiziki ve coğrafi bakımdan ayrılacak iki Cemaatin federal bir sistem altında ve bilhassa Türklerin emniyetleri temin edilmiş olarak yaşayabileceklerini, federal sistemin İsviçre’deki kanton sistemine benzer bir sisteme göre olacağını, bu hususta kendisine bir Anayasa taslağı verdiklerini ve bu taslak üzerinde müzakere etmeğe hazır olduklarını bildirmişlerdir. Rumlar Enosis’te ısrar ettikleri taktirde, Türkiye de çifte' Enosis yani, Taksim üzerinde ısrar edeceğini ilâve etmişlerdir. Plaza, Türk Hükümet ilgililerine bu hususta birçok sualler sorduğunu hatta Türk - Rus tebliğinden sonra Rusya’nın Kıbrıs konusunda siyasetini değiştirmediği hakkında resmi bir beyanat yapıldığına işaret ettiğini, ve uzun boylu müzakereler yaptıklarını, Birleşmiş Milletlerden Rum tezini destekleyecek bir karar suretinin kendilerince asla kabul edilmeyeceğini, Rusların kendilerini destekleyeceğinden kati olarak emin olduklarını, neşredilen Türk - Rus müşterek tebliğinden daha da ileri giden bir görüş birliğine Ruslarla varmış olduklarını, Adada coğrafi ayrılığın muhakkak şart olduğunu ve bunun dışında herhangi bir antlaşmayı asla kabul etmeyeceklerini söylediklerini bildirmiştir. Bir Yunan adasının Türkiye’ye verilmesi ve Kıbrıs’ta kira ile bir Türk askeri üssünün tesisine mukabil Enosis’in gerçekleştirilmesi yolundaki teklifleri Türk Hükümetinin ancak istihza ile karşılayabileceğini, her halükarda Rusya’nın Türkiye’yi Yunanistan ve Makarios’tan daha cazip bir müttefik olarak kabul edeceği hakikati karşısında Türkiye’nin, muvafakatini taşımayacak herhangi bir hal çaresinin nihai bir hal çaresi olmayacağını belirttiklerini ve bu hakikatin anlaşılması lâzım geldiği hususunu izah etmiştir.

Türkiye’de bulunduğu esnada Denktaş’la da gayet faideli bir görüşme yapmış olduğunu Senor Plaza sözlerine ilâve etmiştir. Bunun üzerine biz Türk Cemaatının bu husustaki görüşlerini kendisine ve müteveffa selefine defalarca izah etmiş olduğumuzu, bu görüşlerimizin gün geçtikçe Rumların icraatı karşısında haklılığının anlaşılmış olacağını, Türk Hükümetinin görüşlerinin de bizim görüşlerimize tetabuk ettiğini anlattık. Yunanistan’ın bu kere Enosis tezini resmen ele almış olmasının enteresan bir gelişme olduğunu, zira geçmişte Yunanistan’ın sahte bir tavır takınarak kendilerinin Kıbrıs’la bir ilgisi olmadığını, Kıbrıslılar arasında yapılacak herhangi bir anlaşmaya itirazı olmayacağını söylemiş olduğunu, hakikatte ise Kıbrıs’ın İngilizlere devri tarihi olan 1878 yılından beri Yunan Hükümetlerinin fiilen Kıbrıs’ta Enosis kampanyasına girişmeleri hakikatini gizlemeğe gayret etmiş olduklarını ve bu suretle hali hazırdaki feci durumdaki mes’illiyetlerini kamufle etmeye çalıştıklarını anlattık. Bunun üzerine Plaza Yunan Hükümetinin yine Kıbrıslılar arasında yapılacak herhangi bir anlaşmaya razı olacağı yolundaki siyasetlerini tekrarladıklarını ve Enosis’i resmen ele almamış olduklarını beyan etti.

Biz Yunan Hükümeti, gerekse Makarios ne derse desin bütün bunların bir taktik ve manevra olduğunu, 80 seneden beri gerek Yunan Hükümetlerinin, gerekse Kıbrıs Rumlarının takip etmekte oldukları siyaseti gayet iyi bilen insanlar olarak bu taktiklere aldırmayacağımızı, esas gayelerinin Kıbrıs’ı bir Yunan adası haline getirip Yunanistan’a ilhak etmek olduğunu ve bunu yaparken Türk Cemaatını tamamen mahvetmek niyetinde olduklarını, bunun için ortaya Kıbrıs problemi diye bir problem çıkmış olduğunu izah ettik. Papandreu’nun Selanikte yaptığı konuşma ile Yunan Hükümet siyasetinin ne olduğunun tamamen sarih olduğunu Büyük İskender rolünü ifa etmek âmâcıyla Kıbrıs’ı Yunanistan’a ilhak etmek politikasını hiçbir zaman kabul edemeyeceğimizi, Kıbrıs’ta bütün olup bitenlerin sadece Rumların Enosis taleplerinden değil, bunu yaparken Türk Cemaatını ve Türk haklarını da gaspetmek emellerinden ve Türklere karşı besledikleri derin nefret ve düşmanlık hislerinden meydana geldiğini belirttik. Bu noktada Plazaya 1955 - 58 yıllarında Rum hücumuna uğrayan ve tahliye etmeye mecbur bırakıldıklarım köylere Cumhuriyetin kurulmasına rağmen dönmelerine Rumlar tarafından imkân bırakılmayan köyleri gösteren ve tarafımızdan hazırlanan bir harita ile Birleşmiş Milletler eksperi Ortega raporuna müsteniden hazırlanan ve son hücumlarda tamamen tahrip edilen Türk emlâk ve köylerini gösteren iki harita vererek bulunacak olan hâl çaresinin Rumlar a 3 - 5 sene zarfında üçüncü bir fırsat vererek Kıbrıs’ta Türk varlığını ve Türk Cemaatını tamamen mahvetmek yolundaki siyasetlerinden kendilerini serbest hissetmelerine imkân bırakmaması icap ettiğini, bunun da ancak Türk Cemaatının fiziki bakımdan Rum Cemaatından ayrılması ile mümkün olacağını anlattık. 1955 - 58 yılları zarfında Adanın 35 köyünde Rum hücum ve katliamına uğrayan Türk Cemaatının Zürih anlaşmanın bütün garantilerine rağmen 17 köydeki emlâkini terke mecbur edilmiş olması hakikatini muhakkak surette ve bilhassa bu sefer tahrip edilmiş olan 94 köydeki facialarla birlikte nazarı itibara alınarak Türk Cemaatını bir kere daha Rumların insafına terkedecek bir hâl çaresine ne insanlık, ne de adalet anlayışının müsaade etmemesi lâzım geldiğini belirttik. Bu noktada söz alan Plaza Lefkoşaya vardığında verdiği bir beyanatta Türk Cemaatı ile Türk Hükümetinin nihai çözüm yolu bakımından tamamen müttehit bir görüşe sahip olduğunu belirtmiş olduğunu söyledi.

Plaza bize kendi hareket plânı hakkında da izahat vermiş ve ayni şeyleri Türk Hükümetine de bildirdiğini söylemiştir. Şimdiki tasavvuruna göre Plaza bu hafta sonunda Londra’ya gidecek ve yeni İngiliz Hükümeti ile temaslarından sonra New York’ta bulunduğu müddet esnasında Genel Sekreter U Thant ile hazırlık mahiyetinde bir görüşme yapacak ve bunu müteakip raporunu hazırlamağa başlayacaktır. Kıbrıs meselesi Genel Kurula ağlebi ihtimal Ocak ayı zarfında götürülecek ve Plazanın raporu Genel Kuruldan sonra yani muhtemelen Şubat 1965 içerisinde Genel Sekretere verilecektir. 12 Aralıkta Güvenlik Konseyi Kıbrıs meselesini yeniden müzakereye başlayacak ve ağlebi ihtimal Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin Kıbrıs’taki görevi bir üç ay süre daha temdit edilecektir, fakat Mart’tan sonra bu sureyi temdit etme işi çok şüphelidir zira kuvvet gönderen birçok devletler kuvvetlerini daha fazla Kıbrıs’ta tutmak niyetinde olmamaktan mada mali külfet meselesi de buna mani teşkil etmektedir.

Ayrılırken Plaza Türk Cemaatının New York’a gözlemci mahiyetinde de olsa bir temsili heyet gönderip gönderemeyeceğini sormuş ve kendisine gönderileceği bildirilmiştir. New York’ta Cemaat mümessillerimizle temas etmeği arzu ettiğini de sözlerine ilâve etmiştir.

(OSMAN H. Örek)

Lefkoşa, 24 Kasım 1964

Sovyetler Birliği tarafından 17 dilde yayınlanan THE SOVİET UNION dergisinde "Self Determinasyon" konusunda bir değerlendirme var.

Not ediyorum:

"Self Determinasyon, zoraki toprak ilhakından başka birşey değildir. Self Determinasyon çoğunluğun azınlığı boyunduruk altına sokmak maksadını gizleyen kurnazca bulunmuş bir usulün adıdır."

Ömer Sami Çoşar, resim sergilerini New York ve Washington’da açmaya hazırlanıyor.

Magosa’dan Lefkoşa’nın Türk kesimine götürülmek istenen 200 okka kauçuk ayakkabı tabanı "askeri malzemedir" gerekçesi ile Rum polisler tarafından müsadere edildi.

Türklerin boşalttığı Mansura köyü Rumlar tarafından yağmalanıyor.

Bir Türk mühendis, Rum polisler tarafından bir saat sorguya çekilmiş, 10 Türkçe sinema filmi de müsadere edilmiştir.

25 Kasım 1964

Kongo’da olaylar devam ediyor. 250 beyazın hunharca katledildiği haberleri büyük yankı uyandırdı.

Leopoldville’den gelen haberlere göre, çocuklar, kadınlar misyonerler kurşuna dizilmektedir.

Belçika Dışişleri Bakanı Paul Speak’a yazıyorum:

Esat Caddesi No. 66/6 Küçükesat - Ankara, TURKEY.

25th November 1964.

His Excellency Mr. Paul H. Spaak,

Minister ofForeign Affairs,

Brııxelles - Belgium.

The cold-blooded murder of hostages in Leopoldville and the use of violence for political ends has shaken the conscience of the civilized world. The Turkish citizens of Cyprus who have suffered for the last elevetı months the same fate as hostages in Leopoldville extend their heartfelt sympathy to the families of the victims.

I take this opportunity to remind the coıırageous people of your country of the tragedy which has befallen the Turks of Cyprus, an epic of human sufferring goes on in Cyprus. Archbishop Makarios, has defiedjhe International Treaties which brought about the Cyprus State; he has overriden the laws and the Constitution of Cyprus and by resort to brüte force he has tried to take away from the Turks their Constitutional and legal rights while proclaiming to the world that those Turks who stood up to his criminal plan and dastardly attacks vvith heroism and courage are "rebels”! 250 Turks - amongst them women of ali ages, babies and children - have been taken as hostages by Makarios’s forces and killed in cold-blood. Turkish houses and property in more than 100 villages have been wilfully destroyed by these so-called security forces. It vvill be remembered that in August last these same forces - in defiance of the resolution of the Security Council and the Peace Force in Cyprus - tried to vvipe out nearly 2000 Turks in Kokkina-Mansura area launched an attack on the Turks, the Turkish Government (as a power which had guaranteed the Constitution of the Republic and vvas morally and legally responsible for the safety of 120,000 of Cyprus) vvarned Archbishop Makarios to stop the attack, this representative of a Christian Church publicly declared that the attack vvould go on and that if Turkey intervened vvith a view to stop this massacre his forces vvould kili ali the Turks (50,000 of them) who vvere living as hostçıges in Greek - controlled areas of Cyprus.

This vvas a threat to a Government which had guaranteed the existence of the independent Republic of Cyprus by a person who represented himself to the vvorld as the head of a State, to kili 50,000 of its subjects in order to prevent to that povver from taking poliçe - measures in order to brirıg peace to the land: Turkey, like your country under the same threat, refused to bow to this black-mail and the limited poliçe action by the Turkish Air Forces vvas taken and a great calamity averted.
But those 50,000 Turks whose lives were put at stake by Archbishop Makarios in order to give himself some military advantage stili live in Greek - controlled areas as potential hostages in Greek hands.

The Cyprus question is going to the United Nations General Assembly. Archbishop Makarios who is determined to give an end to the life of the independent Republic of Cyprus and ünite it to Greece will stili pose himself as Government of Cyprus and vvill ask the Assembly to recognize to the Greeks of Cyprus the right of self-determination.

The independent Republic of Cyprus was brought about with the consent and agreement of the Turkish and Greek Cypriots. The attempt by the Greek Cypriots to end the life of this political entity under the cloak of self-determination and at the expense of the Turkish Community should not be allovved by civilized nations. Otherwise 120,000 Turks will become potential hostages in Greek hands unless they bow to Greek demands and forego their political and constitutional rights.

The Turkish and Greek communities of Cyprus have lived in Cyprus for centuries as two separate etlınic groups. The present regime was based on the idea of full cooperation of these two groups on the basis of federal partnership vvithout geographical separation. Now that vve have seen hovv these people deal vvith sanctity of Turkish lives, Turkish rights and international Treaties including the written and guaranteed Constitution of the land it is our case that geographical separation must be recognised to us so that we can live in peace and security and not as political or hostages in Greek hands.

I remain,

Your Excellency,

Yours most respectfully,

Rauf R. Denktash President, Turkish Communal Chamber Cyprus.

26 Kasım 1964

Arabulucu Plaza, Londra yoluyla New York’a hareket etti. Lefkoşa Havaalanından ayrılmazdan önce verdiği demeçte, raporunu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu görüşmelerinden sonra sunacağını açıkladı.

Gazetelerde bir resim, resmin altında ise şu yazılar yer alıyor:

"Resmimiz, Rum barikatlarının bu bitip tükenmek bilmeyen araştırma ve güçlük çıkarma faaliyetlerini seyretmeğe giden Barış Gücü Komutanı Timayya’yı bir kontrol noktasında, civardaki bir evden yoklandıktan sonra çıkan Türk kadınlarının hatırlarını sorarken tespit etmektedir."

Timayya, "hatır sormaktan" başka birşey yapamıyor ki...

27 Kasım 1964

Ankara, 27th November 1964.


Senhor C.A. Bernandes,

Special Representative of H.E. Mr. U’Thant in Cyprus,

Nicosia.

Your Excellency,

I have just read your aide-memoire dated 23rd November 1964 which you have submitted ti the Vice-President for consideration.

This is to thank you for your endeavours to bring peace to Cyprus and I know too well the difficulties with which you are encountered. It is most unfortunate that the Security Council’s resolution on Cyprus is not more specific in certain essential elements, because this uncertainty has been taken advantage of by the Greek elements. They have from the beginning tried very hard to impose themselves upon the U.N. as "the lawful Government of Cyprus." But are they? This question has to be answered in black and white before we can proceed even to look at the Cyprus problem, let alone try to settle it.

It is claimed that the Security Council has recognised Archbishop Makarios as the Head of the State, and consequently anything which emanates from him is looked upon as emanating from the Government of Cyprus. I do not agree with this view. The composition of the Security Council is such that its resolutions cannot be treated as decisions of a court of law. It does not hear evidence and bases its resolutions (which are usually compromise resolutions) on argument. The lies and prevarication which I have heard Mr. Kyprianou and Rossidis utter at the Security Council would suffice tj send any man to prison for life. But the Security Council can do nothing about such brazen liars and Mr. Rossidis, like an outworn gramophone-record, repeats his lies without any sense of responsibility. That is how we got the Resolution. We were assured that when it came to interpret and apply it, the officers would approach the resolution with a sense of real’ty, of justice and fairness. This, I know, has been your approach as well as the approach of General Thimayya But permit me to say that, looking at events from this distance and reading your reports I feel that you have not gone far enough. Probably this is not your fault. It may be that ihe acceptance of the illegal and unconstitutional forces of Makarios as the lawful forces of the state was imposed upon you from above. I sensed the tendency when I was in New York that Mr. U’Thant was reluctant to upset members of the Security Council by giving his own interpretation to the Resolution. He claimed that none of the members had alleged that Archbishop Makarios was no longer the Head of State or that the Cyprus Government was defunct - so, he could not do so either.

My view is that once "the Resolution spoke of the Government of Cyprus" it was up to Mr. U’Thant and to his officers to study and find out what person or persons in Cyprus constituted "the Government" The Constitution would show this clearly and it would have been your duty to invite Archbishop Makarios to re-constitute the Government in accordance with the Constitution. You would decline to help him to run his illegal and unconstitutional Government. Such a move by you would have helped solve our problems quickly and effectively. This was not done. So, you had to accept those who had rebelled against the Constitution and had defied all the Treaties which had brought about the State of Cyprus as the lawful government. You had to deal with murderers and home wreckers as "members of the security forces". You were forced to accept as laws and legislation written words on a piece of paper when you knew perfectly well that these were in utter contravention of the Constitution, So, for nearly a year now the perpetrators of crime and violence, who have put themselves above the laws and above the Constitution of the land and who have defied the International Treaties and destroyed the Rule of law have been treated by the most august body in the world as "government". It is true that in spite of this gross mistake the situation in Cyprus has improved because the tyrants have ceased to be tyrants and have accepted the Rule of law, or has it improved because the tyrants having either established their position or been forced by world public opinion (thanks to your reports and endeavours) they have decided to look and act more humanely "as long as it suits them to do so" ? I believe you will agree with me that the "improvement^' in Cyprus is solely due to this latter reason: the tyrants have chosen to wear the mask of angels ‘for the time being’ because the General Assembly is fast approaching! Can any of us be sure of what they will do when it suits them to take off their masks again ? No. Because there is no law by which their actions can be regulated and there are no Courts which are independent of their will.

I have stated my feelings about the general situation because I feel it is relevant to the views which I wish to express about your above-referred "aide memoire". May I be allowed to deal with it in extenso? I trust that since you have had the super-human patience to negotiate with the Archbishop, you will bear with me in my first appeal to you on behalf of my community.

First of all you express your gratitude " to note that tension on the island has eased". No doubt tension has eased not because the Rule of Law has t een re-established but because the tyrants have condescended to ease the tension while the General Assembly is fast approaching. Mr. Rossidis is already making headway with his propaganda at the U.N. on this point.

"Armed clashes have almost ceased" but Greek personnel and arms from Greece continue to pour in and military preparations continue. Half of the Turkish population live under continued threat and the remaining half - in Greek occupied parts - cannot raise their voice for justice according to the Constitution. Above all, large scale attacks have ceased not because Archbishop Makarios was afraid of the U.N. Peace-Keeping force which he knew has no authority to stop him from further attacks, but because he has realized that Turkey, as a guarantor power, will not hesitate to stop him if he dares any new large scale attacks! If he can have the hands of Turkey tied by the U.N. he will attack again. So, the tyrant is behaving according to his own benefit and not because any Rule of Law prevents him from acting.

UNFICYP considers that further measures should be undertaken urgently by all concerned to bring about a return to normal conditions as envisaged by the Security Council. Yes, that is what we all want. But what are "the normal conditions" for the return of which we should take measures? Is it the acceptance of the status created by Makarios since 21st December 1963? or is it a return to normal conditions which prevailed before the abnormal conditions were brought about on 21st December 1963? Surely, the Security Council cannot be charged with complicity with Makarios in overrunning the country and overriding the Constitution. Normal is the opposite of abnormal. If we are to go back to the normal then we must get away from the abnormal conditions. We must revert back to the Const itutiotf. There is no other way. Makarios must be made to retract his illegal and unconstitutional steps.

Freedom of Movement: We want this very badly because it is the Turkish Community which is suffering by restriction of movement in the island. But if this freedom is to come about the so-called Greek security forces must forthwith cease the stopping and searching of all Turks who dare move on the roads. The arbitrary arrests must cease. And in order to assure the Turks that given promises will be kept the U.N. peace keeping force must be the only authority empowered to stop and search vehicles on all roads. Furthermore, the misuse of such power cannot be prevented unless there exists independent properly constituted Courts of Law which can find proper sanctions if and when necessary. Practical suggestions are very well but our problem cannot be solved or settled by practical steps unless these happen to be steps within the law and the Constitution.

Our road-blocks are all defensive. The Greek attack post and road-blocks must be removed - and not only that, but all Greek forces must be effectively disarmed, the forces from Greece sent back so that we can feel safe enough to remove the road-blocks and the defence post.

You suggest that the leadership should make public statements encouraging the population of the communities to move freely throughout the island. But the first move surely is to bring this leadership together under the Constitution so that proper executive power can be exercised all over the land. Why does Archbishop Makarios object to convene a meeting of the Council of Ministers in safe place as he was called upon to do by the Vice-President? Is his allegation that Dr. Kutchuk has ceased to be the Vice-President acceptable? Surely, he can be publicly invited by U.N. authorities to come to his senses and to re form the Government if he really wants to lead the country back to normality.

Restoration of Normal Economic Activities:! do not agree that the lifting of economic restrictions requires gradual steps. The economic restrictions imposed on the Turkish Community have no moral, legal or other justification whatsoever. These were imposed upon us as a means of pressure in order to force us to submit to Greek will. The idea that Turks should get lincenses for their cars as a first step in order to be given petrol is wrong, because the fees which will be paid to the agents of Makarios will go to buy more arms and ammunition for the Greeks or to pay the wages for those Greeks who feel that shooting Turks is national heroism. Let the Government be formed in accordance with the Constitution and we shall pay all the fees. This has nothing to do with the supply of petrol. Your suggestion is tantamount to forcing those Turks who badly need petrol to accept Makarios's illegal and unconstitutional Government as "proper authority" - this is what Makarios wanted to achieve when he imposed the economic blockade on us. I suggest that the fees be collected by the Turkish authorities and held in trust and on behalf of the Government pending a solution.

As to the excuse that certain articles like cement, iron etc. are war materials and will be used by the Turks in building fortifications all that I can say is this: No one seems to be in a position to stop Makarios while he is making the whole island into a vast fortification, what right has he got to tell the Turks what to do with their cement and iron? If fortifications are bad for the island then the U.N. peace-keeping force should demolish all fortifications and prevent the re-building of new ones. But no one should prevent the Turks from building their houses while thousands of them have been rendered homeless by the forces of Makarios.

Again, it is the Rule of law which is lacking. Greeks are free to act as they please, but the Turks must live under restrictions. Why?

Displaced Persons: I agree that the return to normality will be greatly enhanced if displaced persons were enabled to resettle. But I would stop there. Your suggestion that they should "resettle in their former home localities" is unrealistic. In the 1958 troubles 33 villages were evacuated by the Turks. After 1960 we spent more than $60.000 in order to repair these houses and to convince the villagers to go back to these villages in pre-dominantly Greek areas. The final settlement took place at the end of 1962. When "the reluctants" decided to return to their old homes. Now all these 33 villages are amongst the 100 odd villages destroyed since December 1963. In 14 of them death came to them from their closest Greek neighbours. No one has the right to ask or force these people to go back to their old homes again. They must be given sufficient compensation and allowed to settle in the areas of their own choosing. As Dr. Kutchuk stated in his appeal to Makarios to convene the Council of Ministers this mater should be decided upon by the Council sitting as a whole. Acute suffering and hardship must not be allowed to bow the spirit of the people so that they abandon their political rights, submit to the will of majority and accept to live in complete submission like slaves. This is what Makarios wants. But will you back him up?

The removal or take-over by UNFICYP of nearby military posts and check points in order to re-establish a climate of confidence is no remedy, first of all because the UNFICYP is a very temporary post in Cyprus and secondly because it has no power to act if "the Greek security forces" decide to arrest, molest or kill the Turks at any given time. Half of the Turkish population already live as potential hostages in Greek hands. We should all try to decrease this number and not to increase it.

Functioning of the Law Courts: Para 16 of your report has given me much reason for thought. Surely you are aware of the call which Dr. Kutchuk made to the Archbishop about the position of the Turkish judges who, with a view to showing goodwill, accepted to serve under the unconstitutional courts of Justice Law. You must also be aware that Dr. Kutchuk invited the Archbishop to re-constitute the Courts in accordance with the Constitution within a "reasonable time". Months have passed but nothing has happened. These unconstitutional Courts now sit to deal with those Turks who escaped the Greek bullets but could not escape the Greek road blocks. The plea that these Courts were created as an act of necessity is an insult to the intelligence of any man. Those who create circumstances of chaos by overriding the Constitution and by resort to armed force with a view to bringing the life of a state to an end, cannot shelter behind such a plea. The two Independent Presidents of the Constitutional Courts and the High Court of Justice have had to resign their posts because of the circumstances created by the Greek authorities. Two new independent judges could have been brought to Cyprus quite easily - especially with the help of U.N. - so that the course of justice would not be blocked. No such attempt was made but this wilfully created position was used as a means to set up the kind of judiciary system which the Turks had refused in the 13 point plan of Makarios just before the December events.

The idea that the Turkish judges and Court personnel have been going to the Greek quarter without any harm is again a matter of opinion. They were not harmed because it served the tyrant’s will that they should not be. Why are the Turkish Government officers not given the same facility and the same guarantee?

I was really very sorry to see that you had not a single word to say about the unconstitutionality of the Administration of justice Law and the call which Dr. Kutchuk made to Archbishop Makarios in respect thereto. Not a word about thousands of Turkish civil servants who have been wilfully prevented from going to their work and who have been without salary, for the last 11 months!

It is part of your case that Turkish lawyers and witnesses have not been able to attend these Courts. You suggest that they should be encouraged to go. My suggestion is that we should not encourage Archbishop Makarios to keep and maintain unconstitutional Courts but to discourage him from doing so by publicly condemning these Courts and by congratulating those Turkish judges who attended their work for months hoping that reason would prevail and who had the courage to discontinue so attending when they realised that Makarios intended to use them as his tools, as he has been using the Greek judges.

I apologise for the length of this letter. I have not dealt with all the specific points I would wish to deal because I feel that the general principles which I have tried to outline adequately answers all your points.

Once again let me state quite frankly how much I appreciate the help which UNF1CYP has been able to render in alleviating the hardship imposed on the Turkish Community, but I feel that unless the rule of law is established all these endeavours will be in vain and chaos will rule the moment UNFICYP leave Cyprus. And, that, I believe, is not what we are all trying to do for Cyprus.

Yours Sincerely,

RaufR. Denktash President, Turkish Communal Chamber Cyprus.

28 Kasım 1964

Yoğun bir çalışma temposu içerisindeyiz...

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na sunulmak üzere Rum ve Yunan hükümetlerinin ENOSİS yolunda verdikleri demeçleri hazırlıyoruz.

Bunun yanı sıra;
1- Göçmenlerin durumu
2- Rumların Türk malına, mahsulüne yaptığı tahribat , zarar, ziyan (iktisadi abluka neticesinde yapılan zararlarda dahil)
3- Şehit, yaralı kayıp, tutuklu ve rehineler
4- Hükümet mekanizmasının Türkleri haklarından mahrum etmesi ve Türklere bütçeden para ödenmemesi konuları ile ilgili olarak ayrıntılı raporların da hazırlanması gereklidir.

Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantısının hangi tarihte olacağı kesinlik kazanmadı. Değişik tarihler ileri sürülüyor.

Girne 5 mil doğusundaki Hazreti Ömer Türbesi Rumlar tarafından talan ve tahrip edildi.

Limasol Limanına uğrayan bir Yunan gemisi 200 adet kasa içindeki silah ve cephaneyi karaya çıkardı.

29 Kasım 1964

Yunan Savunma bakanı Garufalyas’ın son demeci gazetelerde yer alıyor:


"Kıbrıs’taki Yunan Birliğinden subay ve erlerin geri çağrılması söz konusu değildir"

Gazetelerden yer alan bir başka haber:

"Ankara’da bir Türk hariciyecisi Türkiye’nin kararım açıkladı: Enosis’e gitmek harbi kabul etmektir!"

27 Kasım 1964

Son günlerde, Rumların silahlanması ve askeri hazırlıkları devam ederken, Rum basınında "Türkler silahlanıyor", "Türkler saldırıya hazırlanıyorlar" haberleri de yoğunluk kazandı.

Rumları çok yakından izlemek gerek...

Kaynakça
Kitap: Rauf Denktaş'ın Hatıraları(1964-1974), 1. Cilt(1964)
Yazar: Rauf R. Denktaş
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Rauf R. Denktaş'ın 1964 Yılındaki Hatıraları

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir