Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Denktaş'ın Hatıraları - 1-10 Ekim 1964

Burada Rauf R. Denktaş'ın 1964 Yılındaki Hatıraları hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Denktaş'ın Hatıraları - 1-10 Ekim 1964

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Tem 2012, 16:47

1 Ekim 1964

Makarios hükümeti ile Sovyetler Birliği arasında imzalanan askeri yardım anlaşması ile ilgili müşterek bildiri açıklandı. Fakat bu bildiride askeri yardım konusuna temas edilmedi.

BBC Radyosu’nun Moskova muhabiri ise Sovyetlerin Rumlara uçaksavar topları ve uçaklara karşı kullanılacak güdümlü mermiler vereceğini bildiriyor.

Bu günkü AKŞAM gazetesinde Laveks ve Taşkent isimli iki Rus şilebinin askeri malzeme yüklü olarak Boğazlardan geçip, Kıbrıs’a doğru yol aldığı haberleri yer alıyor.

Makarios’un, Plaza ve Bernardes’le görüştükten sonra basın mensuplarına verdiği demeç şöyle dedi:

Kıbrıs - Sovyet antlaşması bizi memnun etmiştir. Antlaşmanın muhteviyatını açıklamam mümkün değildir...

Başbakan İnönü başkanlığında, "Kıbrıs meselesi ve Değiştirme Birliği’nin durumu" hakkında sabahleyin ve öğleden sonra olmak üzere iki toplantı yapıldı.

Dışişleri Bakam Feridun Cemal Erkin, yaptığı açıklamada Değiştirme Birliği ile Girne Yolu meselesinin iki güne kadar halledileceğini söyledi, şöyle devam etti:

Bu mesele artık hepimizi sabırsızlandırıyor. Bu iş artık bitsin istiyoruz... Sabrımız tükenmiştir. Bıçak kemiğe dayandı...

Maalesef Birliğimizin, Kıbrıs’a gitmek üzere olduğunu bugün de söyliyemiyeceğim. Sabahki toplantıda bunları görüştük.

Makarios’un Enosis demeçlerinden birisi Ethniki Gazetesi’nde sırıtıyor:

Gerçek zafer Kıbrıs’ı ödünsüz olarak Yunanistan’a bağlamakla elde edilmiş olacaktır.

VARLIK Dergisi’nde, 21 Eylül’de Yaşar Nabi’ye yazmış olduğum mektup yayınlandı.

Yine VARLIK Dergisi’nde "Kıbrıs İçin” başlıklı makalesinde Tahsin Yücel, şöyle diyor:

... Kıbrıs Türklerine verilecek bir takım azınlık hakları ve mahalle muhtarlıkları ileri sürülüyor. Hem de Kıbrıs’ın Yunanistan’a bırakılması karşılığında. Kıbrıs’ta bize bel bağlamış bunca insanın aylardır çektiği acılar bizde gülecek hal bırakmış olsaydı, bol bol gülerdik buna.

Biz çok daha sağlama bağlanmış haklan yarım milyonluk Kıbrıs Cumhuriyeti’ne bile saydıramazken, Yunan Krallığına nasıl saydıracağız? böyle bir çözüm ancak kendimizi aldatıp avutmamıza, yarım yamalak da olsa büyüklerimizin deyimiyle "şeref ve haysiyetimizi" kurtarmamıza yarar.

Kıbrıs Türklerine hiçbir şey veremeyeceksek, hiç değilse çaresizliğimizi, yoksulluğumuzu paylaşalım onlarla, ama karşılığını canlarıyla ödemekten hiç bir zaman çekinmedikleri özgürlüklerini, bağımsızlıklarını sağlayalım...

Ömer Sami Çoşar’ın hazırladığı "Kıbrıs’ta Rum - Yunan Vahşeti ve Erenköy olayları"nı aksettiren fotoğraf sergisi 13 Ekim günü Londra’da Mayfair Rooms salonunda açılıyor.

Sergiye, basın mensupları ve önemli siyasi şahsiyetler de davet edilmiş.

Lefkoşa’dan haberler:

Limasol Limanına demirleyen Yunan bandıralı Andreus gemisinden 15 cip, 6 zırhlı araç ve 200’e yakın asker çıkmıştır.

Dikoma ve Merkezi Hapishane bölgelerinden, Lefkoşa’nın Türk bölgelerine ateş açıldı.

Lefkoşa, Mağusa kapısı barikatında yoklamaya tabi tutulan Türklerin paraları Rumlar tarafından gasp edildi.

2 Ekim 1964

Makarios’un, Lefkoşa - Girne yolu üzerinde Türklerle, Rumların aynı haklara sahip olmasını istemesi konusu Ankara siyasi çevreleri tarafından şöyle değerlendiriliyor:

Lefkoşa - Girne Yolu Türklerin hâkimiyeti altındadır. Kıbrıs’taki diğer bütün yolları ellerinde bulunduran Rumlar, bu yolları nasıl kontrol ediyorlarsa, Türklerin de Lefkoşa - Girne Yolunu kontrol altında bulundurmaları en tabii haklarıdır...

Peki ya hükümetin değerlendirmesi?..."Zararsız taviz" ne olacak?

Bu konuda ilgililerle temaslarım devam ediyor. Gelişmeleri ve sonucu elbette göreceğiz.

Dr. Küçük’ün Lefkoşa - Girne Yolu ile ilgili demeci:


Türk polisinin bu yolu kontrol edişindeki başlıca sebep, bu yolun Rumlar tarafından ani bir saldırı veya hadise çıkarmak için kullanılmasını önlemektir.

Şurasını da belirtmek yerinde olur ki adadaki bütün yollar Rumlara ait olduğu kadar Türklere de aittir. Böyle olmakla beraber Rumlar kanunsuz olarak kontrolleri altında bulunan yollarda bir sürü kontrol ve barikatlar kurmuş olup 55 yaşından aşağı Türklerin Lefkoşa’ya girip çıkmasına müsaade etmiyorlar.

Bu durumda özel hiç bir önemi olmayan bir yol parçası için Rumların bir problem yaratmaları cidden üzüntü verecek bir olaydır.

Girne’ye ulaşabilmek için Rumların elinde iki yol daha vardır. Ama, Makarios, Türklerin elinde bulunan Lefkoşa - Girne Yolunu ele geçirmek istiyor. Yola ihtiyacı olduğundan değil. "Kıbrıs Hükümeti" olduğunu perçinlemek ve ağırlığını hissettirmek için.

Genel Sekreter U Thant ise, Değiştirme Birliği ve Lefkoşa - Girne Yolu konularında tereddüt göstermekte ve Makarios’un isteklerine yakın bir tavır sergilemektedir.

Mağusa Limanına uğrayan Salva adlı Mısır bandıralı gemiden, 165 sandık askeri malzeme adaya çıkarıldı.

Poli’de, Türklere ait bir ev ve bir dükkân Rumlar tarafından yıkıldı.

3 Ekim 1964

Lefkoşa - Girne Yolu ile temaslar devam ediyor. Yolun B.M. Barış Gücü’nün kontrolüne verileceği haberleri yoğunluk kazandı.

Kıbrıs Türkleri ve Cemaat temsilcileri bu konuda oldukça tedirgin. Kesin garantiler alınmadıkça, yolun trafiğe açılmasına karşıdırlar.

Dışişleri Bakanlığı’nın açıklaması:

Değiştirme Birliği meselesinde vardan mutabakat hususunda Genel Sekreter U Thant’la aramızda görüş ayrılığı var. Oysa adadaki Barış Gücü Komutanı General Thimayya da bizim görüşümüze iltihak ediyor.

Girne Yolu’nun Birleşmiş Milletler kontrolünde trafiğe açılması için mahallinde alınacak pratik tedbirler hususunda General Thimayya, Türk Maslahatgüzarı, Alay Komutanımız Türk Cemaat temsilcileri ile birlikte yapılan toplantıda bu tedbirlerin mahalli şartlara ve prensiplere göre neler olması lazım geldiği hakkında bir görüş birliği hasıl olmuştur...

Kahire’de, 5 Ekim günü tarafsız Ülkeler Devlet Başkanları toplantısı var. Kıbrıs meselesi ile ilgili görüşmeler de yapılacak. Beyrut Büyük elçisi Halefoğlu ile Cezayir Büyükelçisi Semih Günver’in bu toplantıya katılacakları açıklandı.

Makarios ise "Kıbrıs hükümeti"ni temsilen bugün Kahire’ye gidiyor. Toplantıya "Kıbrıs halkının Zurih Antlaşmasının bağlarından kurtulması" ve "Self-determinasyon hakkının kullanılması" konularında muhtıra verecekmiş...Allah belâsını verir inşallah!...

4 Ekim 1964

İspanya’ya resmi bir ziyarette bulunacak olan Feridun Cemal Erkin, hareketinden önce basın mensuplarının Kıbrıs’la ilgili sorularını cevapladı:

Haberler iyi Değiştirme Birliğimiz pek yakında Kıbrıs’a çıkacaktır. General Thimayya ile yapılan görüşmelerden müsbet sonuç alınmıştır...

Bu arada Kırşehir’de halka hitaben konuşan imar ve İskân Bakanı Celalettin Uzer’in söyledikleri:

Kıbrıs konusunda, hükümetin tutumundan başka çıkar yol yoktur...

Atatürk’ün ilkelerine sadık kalarak bu konuyu sulh yolu ile halletmeye çalışıyoruz.

Bir tarafta Erkin’in "Haberler iyi" mesajı, diğer taraftan ise Uzer’in "başka çıkar yol yoktur" açıklaması...

Grivas ise Limasol’da düzenlenen toplantıda konuşmaktadır:

Yunan subayları nezaretinde yenilmez bir ordu yarattım. Kıbrıs’ı Yunanistan’a ilhak etmeden adadan ayrılmayacağım.
Royter Haberler Ajansı, Makarios hükümetinin "yetkili bir kaynağına atfen" verdiği haberde, Makarios’un Türklere karşı uyguladığı iktisadi ablukayı kaldırdığını bildiriyor. Konu ile ilgili yorumu ise oldukça dikkat çekicidir:

U Thant’ın Lefkoşa - Girne yolunun B.M kontrolünde bütün Kıbrıs Halkına açılacağını bildirmesinden sonra Kıbrıs Türkleri yolun her iki tarafında çok sağlam, müstahkem mevziler hazırlamışlardır. Kıbrıs Türkleri, U Thant tarafından bu hususta önceden haberdar edilmediklerini ve Türkiye tarafından da aydınlatılmadıklarını ileri sürmektedirler...

Makarios idaresi’nin yetkili kaynağı, ekonomik tahditlerin kaldırılması sonucu olarak Kıbrıs Türk halkının liderlerine karşı baskı kullanarak artık içinde bulundukları feci durumu sona erdirmek ve kendi kendilerini hapsetmeği de bir sonuca bağlamak için teşvik etmeleri amacını güttüklerini açıklamıştır.

5 Ekim 1964

Sabahleyin, Amerika’nın 6. Filosu’na bağlı 8 harp gemisi İstanbul önlerinde demirledi.

Washington kaynaklı haberlere göre ABD Savunma Bakanlığında yapılan bir toplantıda 6 Filoya herhangi bir Türk - Yunan çatışmasını önlemek için emir verildiği duyuruldu.

Yine aynı kaynaklara göre, Amerika, Dikelya İngiliz hükümran üssünün NATO üssü olmasını ve buraya Türk askerlerinin yerleştirilmesini istemektedir. Bunun bir devamı olarak da Amerika "Kıbrıs Cumhuriyeti "nin bağımsızlığını ve dokunmazlığım garanti edecektir.

Saat 11.00’de başlayan Milli Güvenlik Kurulu’nun toplantısı iki buçuk saat devam etti. İnönü’nün başkanlığında yapılan toplantıda Değiştirme Birliği meselesi ele alınmış...

Hükümet sözcüsü Ali İhsan Göğüş toplantıdan ayrılırken şu açıklamayı yaptı:

Alayımızın değiştirme birliği meselesi bir an evvel bitirilecektir. Bu konuda B.M. Genel Sekreteri ile yapılan görüşmeler olumlu sonuçlara ulaşmak üzeredir. Durum son safhasındadır.

Alayımız bugünkü Girne Yolun’da, Ortaköy’le Gönyeli arasındaki mevzilerinde kalacaktır. Değiştirme birliğimizin alayımıza iltihak için geçeceği Mağusa ile Lefkoşa arasındaki güzergâhta bütün emniyet tedbirleri alınmıştır...

Makarios’un, iktisadi ablukayı kaldırdığını dünyaya ilan etmesine rağmen, Rum barikatlarında Türk bölgelerine gitmekte olan çeşitli malzeme, eşya ve gıda maddelerine el konulmasına devam edilmektedir.

Yeşilköy’e gitmek için 1 Ekim günü Lefkoşa’dan ayrılan Mustafa İzzet Zorba isimli soydaşımızdan bugüne kadar bir haber alınamadı.

Lefkoşa yakınlarında, Rum polislerinin Barış Gücü askerlerinin araçlarını yoklamak istemesi üzerine çatışma çıkmıştır.

Pakistan’lı kardeşlerimizin yardımları devam ediyor...

Merkezi Lahor’da bulunan Müslüman Dünyası Dostları Derneği, Kıbrıs’ta felakete uğrayan Türklere 1000 Sterlinlik yardımda bulundu.

6 Ekim 1964

Arabulucu Galo Plaza görüşmelerde bulunmak üzere Ankara’ya geldi...

Plaza’nın temasları devam ediyor.

Başbakan Yardımcısı Kemal Satır’ın, Lefkoşa - Girne Yolu konusunda ki açıklaması:

Lefkoşa - Girne Yolu üzerinde Türklerin hareketleri serbesttir. Sivil Rumların silahsız olarak günde iki defa Girne ve Lefkoşa istikametlerinden Barış Gücü kontrolü altında geçebilmeleri hakkında ki şartımız kabul edilmiştir.

"Zararsız taviz"...

Bu konuda Dr. Küçük’e geçtiğim mesajda, bu "zararsız tavizi" kabul etmesini önermiştim. Bugün alınan bu sonuçtan sonra "Girne yolunda taviz veren kişi" olarak suçlanacağım aşikârdır... Ancak, Alayın değiştirilememesi büyük olaydır. Girne yolunu kendi gözetimimizde BM’in gölgesinde Ruııılar’a açmakla fazla birşey kaybedilmiş olmuyor. Diplomaside oyunun kuralı "mümkün olanı elde etmek, yumruğu vurmamaktır". Öğreniyoruz!

Kahire’de Tarafsızlar toplantısı devam ediyor. Makarios "self - determinasyon hakkının desteklenmesi için tarafsızların çağrıda bulunmasını" istedi.

"Self determinasyon" çağrısı.

Sonucu ise ENOSİS...

Türk Milleti "Dur" derse, hiçbirşey yapamazlar!

Milli Türk Talebe Birliği’nde toplantı halindeyiz. Bir süre önce hazırladığımız, Kıbrıs’taki Rum - Yunan vahşetini gösteren broşür ve fotoğrafların Tarafsızlar toplantısına gönderilmesi kararlaştırıldı.

Konferans başkanlığına bir de mesaj gönderiyoruz:

Dünya barışı ve insanlık için konferansınızın başarılı olmasını diliyoruz...
Deprem felaketi haberleri Ankara’ya ulaştı.

Saat 16.30’la 16.35 arasında Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde deprem oldu.
15 ölü ve birçok yaralı var.

Evler, camiler yıkılmış, köyler birer harabeye dönmüştür.

Derin bir üzüntü içerisindeyiz...

7 Ekim 1964

Galo Plaza’nın, dün, basın mensuplarına yapmış olduğu açıklama oldukça dikkat çekiciydi;

... Edindiğim intibaa göre bugün herkeste bir yumuşama mevcuttur. Eskiden katılaşmış ve donmuş bir problem olarak görülen Kıbrıs meselesi şimdi çözülüyor.

Peki, çözüm nasıl olacak?

Bunu söyleyen yok...

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Soysal bir basın toplantısı düzenledi. Soysal’ın "Türkiye’nin Kıbrıs politikası" ile ilgili açıklaması:

Türkiye’nin Kıbrıs politikasında hiçbir değişiklik yoktur. Politikamız Kıbrıs Türk Cemaati’nin anlaşmalarla mevcut haklarını muhafaza ve Türkiye’nin emniyeti esasına bağlı olarak yürütülmesidir.

Kahire’de devam etmekte olan Tarafsızlar toplantısına Kıbrıs Türk Cemaatinin görüşlerini aksettiren bir telgraf gönderiyoruz.

Self determinasyon verilecekse iki cemaate de ayrı ayrı verilmelidir. Konferansın dikkatini çekiyoruz:

... Bu durumda Kıbrıs’a ikinci bir defa self - determinasyon tanınması iddiası, ciddiyetle ele alınamaz. Bu fikri savunanların hakiki gayeleri olan Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını sağlamak için bu kutsal prensibin arkasına saklandıkları açık bir gerçektir.

Galo Plaza’ya göre "yumuşama" var...

Ama Lefkoşa’dan gelen haberler daha gerçekçidir;

Lefkoşa - Girne Yolu’nun elden çıkarılacağı endişesi vardır.

Rum askerleri, Magosa’nın Baykal semtine ateş açtılar. Gerginlik devam ediyor.

Köylerden ve kasabalardan Lefkoşa’ya gelen Türk yolcuların Türk kesimine girmeleri engellendi:

Lefke’den, Lefkoşa’ya götürülmekte olan Türkçe filmlere Rum polisler el koydu. Gerekçesi ise "İktisadi abluka"dır. Halbuki, Makarios iktisadi ablukayı kaldırdığını iddia etmişti...

Galo Plaza’ya göre yumuşama var...

Ama, Kahire Radyosu’na bir demeç veren Makarios şöyle demektedir:

Üsleri temizledikten sonra, Kıbrıs’ı Yunanistan’a ilhak edeceğim.

8 Eklin 1964

Galo Plaza’nın, Ankara’da ki temasları devam ediyor. "Karşılıklı herhangi bir kayda tabi olmadan geniş fikirlerle görüş teatisinde bulunuyoruz" denilmekte ve görüşmelerle ilgili açıklama yapılmamaktadır.

Yarın sabah, Plaza ile görüşeceğim...
Yeni Mahkemeler Kânununun, Anayasa’ya aykırı olduğunu belirten açıklamalarımızı nihayet, Rum Yüksek Mahkemesi cevaplandırdı. Rum hakimlere göre. "Yeni Mahkemeler Kanunu" Anayasaya göre uygundur.

Anayasa’yı her gün çiğneyen, ayaklar altına alanlardan başka türlü bir cevap zaten beklenemezdi...

Rumların hummalı bir askeri faaliyete giriştikleri haberleri geliyor.

Askeri yığınak ve tahkimat yapılmakta, Türk mevzilerine rasgele ateş açılmaktadır.

Rum polisleri "Mücahitler içindir" gerekçesiyle Lefkoşa’nın Türk kesimine, şilte, yorgan ve yastık sokmuyorlar.

Londra’da, Kıbrıs Türkleri için 6 ton giyecek, ve yarım ton’da gıda maddesi toplanmıştır.

Kızılay Merkezi Genel Sekreterliğine yazıyorum:

20 Billür sokak, Ankara.

8 Ekim, 1964

Kızılay Merkezi Genel Sekreterliğine,

Ankara.

Londra’daki Kıbrıs Türkleri Kıbrıs’a yardım olarak 6 ton giyecek ve yarım ton yiyecek eşyasını 30 Ekim’de Londra’dan ayrılacak olan NEVŞEHİR vapuru ile adınıza sevketmek üzere gereken tertibatı almış bulunuyorlar. Adı geçen vapur Kasım ortalarında Mersin’de olacaktır. Mersin şubenizi durumdan haberdar ederek bu eşyanın Kıbrıs’a şevki için gerekenin yapılmasında tavassutunuzu rica eder, saygılarımı sunarım.

Rauf Raif Denktaş T.C.M. Başkanı.

9 Ekim 1964

Arabulucu Galo Plaza ile sabahın erken saatinde kısa bir görüşme yapıyorum. Oteldeki odasına girdiğimde beni en çok etkileyen şey Galo Plaza’nın sekreteri oldu. Harikulade bir kız. Galo Plaza da yakışıklı bir kişi... Sekreter hanım oturuşunda çok rahat ve çok cömert. "Güzel bir afet" diye düşünüyorum. Görüşme sonrasında Anadolu Ajansı’na verdiğim demeç:

Kendisine Türk Cemaatinin görüşünü açıkladık ve 9 aylık tecrübemizden sonra Türk Cemaatinin coğrafi bir ayrılığa dayanmayan hiç bir hal çaresi altında kendini emniyette hissedemeyeceğini bildirdik.

Rumların Cumhuriyetten bu yana tutumları hakkında da izahat verdik. Arabulucu Galo Plaza, müteakip gelişinde daha uzun boylu görüşme arzusunu izhar etti.

Benim adaya gelişim hakkında yeni bir gelişme olmadığını söyledi.

Londra’daki İngiliz gazetelerinde yayınlanması için hazırladığım yazı, ilân parası ödenerek TRİBÜNE gazetesinde yayınlandı:


CYPRUS: THE TRUTH VERSUS GREEK PROPAGANDA

Archishop Makarios has just declared that his ambition in life is to ıınite the whole of Cyprus vvith Greece. "Enosis has always been my aim" he recently said. At the same time his overtures to Russia are explained by his statement that ali he is trying to achieve in Cyprus is to "knock off the shackles of the Zürich regime". Outright lies and intrigue form Archbishop Makarios’s policy; violence, murder and economic blockade of innocent people are his tools. In Februay, 1959, this same man signed the London Agreements agreeing to forego Enosis in return for independence of the island. But directly he was in power he publicly stated that he signed the agreements so that he could use them as "a springboard for Enosis".

The rights given to Turks under the Constitution were an obstacle to Enosis so he declared that these rights were "excessive privileges granted to a minority" and that he would abolish them even if the Turks did not agree to forego their rights. Having thus declared his policy, Archishop Makarios deliberately created crises during the three years of his administration so that he would be able to daim later on that the Constitution was unworkable. But from the very inception of the Republic he never attempted to implement the provisions of the Constitution and, instead, did ali he could to sabotage the nevvly-formed Greco-Turkish partnership.

Eventually he ousted the neutral President of the Constitutional Court, the only independent judicial authority which could curtail his unconstitutional activities and discrimination against Turkish Cypriots. Later, in Heidelberg, the former President said that recent events in Cyprus are "the direct result of his (Makarios’s) anti-Turkish policy".

As early as March, 1963, Archbishop Makarios authorised the creation of private armies to be ıtsed against the Turks if they objected to his proposals for changing the Constitution. By Novamber these private armies were fully trained and equiped with arms and Makarios then made his proposed ameııdments to the Constitution to the Turkish Vice-President, demanding an answer within seven days. At the same time he publicly declared that even if the Turks rejected his proposals he vvould ııonetheless proceed with them. A campaing of intimidation vvas stepped up against the Turkish population to try and force their hand, but the Turks, realising that it vvould be disastroııs to play into Archbishop Makarios’s hands, did nothing to vvorsen the situation.

When Archbishop Makarios realised that the Turks vvere determined to stand by their righs and vvere not going to react to severe provocation by the Greek Cypriots he mobilised his private armies and poliçe force. On December 21, 1963, the signal vvas given and Greek gunmen, under the pretext of searching Turkish civilians, killed a Turkish vvoman and man and vvounded five others. Ali Turks in villages and tovvns vvere surrounded and placed under siege; roads vvere blocked and their Communications vvith the outside vvorld vvere totally se-
verd. Meantime Archishop Makarios told the world that the Turks had "rebelled". For days the world was fed vvith lies vvhile hundreds of Turks vvere being killed, hostaged and their homes destroyed. It was only vvhen Turkey sent warning jets över Cyprus that Archishop Makarios was forced to accept a truce. Journalists from ali över the vvorld then were able to see for themselves what had happened. They saw the massacred bodies of Turkish women and children and the wholesale destruction of Turkish property. These terrible atrocities gave the lie to Archbishop Makarios’s propaganda that the Turks had "rebelled”.

The reports of journalists speak for themselves and because they told the truth many were branded as "undesirable aliens" and a press censorslıip was imposed . In order to justify these atrocious actions Archbishop Makarios told the world of the existence of a Turkish plan to partition the island and fake documents were cited to try and prove this ridiculous allegation.

The facts disprove this allegation: Archishop Makarios always wanted Enosis; the Constitutional rights given to the Turks were the obstacle to his achieving this, therefore he must do away vvith their rights. He prepared an army and tried, vvith force, to make the Turks relinquish their rights. His plan misfired because he imagined he could subdue the Turks within a few days, but fierce Turkish resistance made this impossible.

Now, with utter irresponsibility and totally indifferent to the consequences of his acts tojhe free world, he is indulging in deception and intrigue in order to win votes at the United Nations. Will the free vvorld allow Archbishop Makarios to use murder and violence in order to achieve his political aims? We ali looked on similar actions in 1938-39 passively-with disastrous results. Is the same mistake to be repeated? Or should the free vvorld ünite and expose Acrhishop Makarios for what he is and what he stands for?

There is a moral challenge in Cyprus now: shall vve oppose international hightvvay robbery or shall we condone it?

Issued by: TURKİSH COMMUNAL CHAMBER

NICOSIA, CYPRUS

10 Ekim 1964


Lefkoşa’dan haberler geliyor...

Mücahitler ayaktadır, "sağlam garantiler almadan Lefkoşa - Girne Yolunu açmayız", diyorlar.

Kıbrıs Türk ve Rum basınında konu ile ilgili haber ve yorumlar:

Girne Yolunun açılmasını Türkiye kabul ediyor, T.M.T bunu kabul etmez. Türkiye Alayı kabul eder, fakat bunu Denktaş’ın hırsız çetecileri kabul etmez. Bu kötü oyun iki haftadan beri sürüp gitmekte ve hiçbir sonuca varılmadığı için de halk huzura kavuşmamaktadır.

Birbirine bağlı olan Girne Yolunun açılması yanında Alay’ın da değiştirilmesi de geri kalmaktadır.

Agon Gazetesi

"Girne yolunun trafiğe anılması ile Türk askerinin değiştirilmesi meselesi tamamen ayrı konulardır. Türk Alayının değiştirilmesi işi bir anlaşma ile şekle bağlanmış olup Anavatan hükümetinin tamamen yetkisi dahilindedir. Girne yolunun açılması meselesi ise Türk toplumunun yetkisi dahilinde olan bir meseledir...

Biz Girne yolunun sivil trafiğe açık olduğunu bir çok defalar belirttik. Silahsız halkın geçebileceğini ve bu sivil halka yapılacak muamelenin, Türk halkına Rumların uyguladıkları muamelenin ayninin de olacağını sarahaten açıkladık. Ama bu açıklama meşru ( ! ) hükümetin hoşuna gitmedi. Neden? Nedeni malum. Bu memlekette meşru devlet kuvvetleri sadece kendileri imiş. Bu yüzden Türk polisinin araştırma ve yoklama yapmasına sinirleniyorlarmış...

Onlar, ellerinde tuttukları yolları niye Birleşmiş Milletlerin kontrolüne vermiyorlar? Niçin bu yollarda soygunculuk ve ahlaksızlık yapmalarını mubah görüyorlar? Ve bütün bunları mubah sayarken niçin Girne yolunun elimizde olmasını hazmedemiyorlar ?...

Bilinmelidir ki Girne yolu üzerinde son sözü söyleyecek olan Türk toplumudur, yani diğer bir değişle son söz Türk mücahidinindir."

Kaynakça
Kitap: Rauf Denktaş'ın Hatıraları(1964-1974), 1. Cilt(1964)
Yazar: Rauf R. Denktaş
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Rauf R. Denktaş'ın 1964 Yılındaki Hatıraları

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir