Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Denktaş'ın Hatıraları - 11-20 Eylül 1964

Burada Rauf R. Denktaş'ın 1964 Yılındaki Hatıraları hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Denktaş'ın Hatıraları - 11-20 Eylül 1964

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Tem 2012, 16:41

11 Eylül 1964

Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin s/5950 sayılı 10 Eylül 1964 tarihli kararından alıntılar.

"180 - BM Barış Gücü, Ada’da olayların hüküm sürdüğü dönemde meydan gelen zararları saptamak açısından ayrıntılı bir araştırma yaptı. Çoğu Türk ve karma olan 109 köyde 557 ev tahrip edildi. 200 ev de zarara uğratıldı, veya tahrip edildi. Kasabada 38 ev ve dükkân tamamen, 122 adet ise kısmen tahrip edildi. Lefkoşa’nın Küçük Kaymaklı bölgesinde 50 ev tamamen tahrip edilmiş olup, aynı yöre çevresinde ise 240 ev kısmen tahrip edildi."

"222 - Durum endişe yaratmaktadır. Kıbrıs’taki Türk toplumuna uygulanan ekonomik kısıtlamalar, Kıbrıs hükümetinin ekonomik baskı yoluyla olası bir çözümü zorlayarak kabul ettirmeye çalıştığını gösterir",

188 - UNFICYP’nın üzerinde duracağı problemler arasında en önemlisi ekonomik kısıtlamalar sorunudur. Bu kısıtlamalar Kıbrıs Türk toplumuna olan olumsuz etkisi ve Ada’daki hukuk düzeninin korunmasını olanaksız hale getirmesi nedeniyle özel önemdedir."

Girne Kalesinin resmini çekmek isteyen iki Finlandiyalı asker Rum polisler tarafından tutuklanarak, tartaklandılar. 5 Barış Gücü askeri ve General Thimayya’nın özel sekreteri Lidra Palas Oteli yanındaki Rum barikatında durdurularak kötü muameleye tabi tutuldular.

Barış Gücü askerlerini sindirmenin yolu:

Tehdit ve baskı...

Limasol Limanına dün demirleyen ERMİT isimli Yunan gemisinden uçak akşamı ve telsizler çıkarılmış.

Yeşilırmak’tan Lefkoşa Türk çarşısına yiyecek getiren bir kamyon Burdurularak 440 okka patatese el konulurken, diğer bir kamyon’da "vakit geçtir" gerekçesi ile Lefkoşa’ya sokulmadı.

Magosa’ya yiyecek götüren kamyonlar geri çevrildi. Baf kazası Bozalan köyünde yiyecek tükendi.

Şimdi, Bozalan’da açlık hakim...

Baf’a da yiyecek maddesi sokulmasına izin verilmiyor...

11 Eylül 1964

Erenköy’de açlık.

Türkiye Hükümeti "muhasara kaldırılmazsa yiyecek yardımı yapacağım" dedi.

Thimayya ile Şahinbaş ve Kızılhaç ilgilileri Erenköy’e tetkike gittiler: Karar: 1500 kişinin günde 3 ton yiyeceğe ihtiyacı olduğudur. Halbuki son ay zarfında buraya ancak 2 1/2 ton yiyecek sevkedilmiş.

Türk Hükümeti "yiyecek göndereceğim" diyor. Makarios "Bu yapılırsa sonu acı olur" cevabını veriyor.

Makarios, Türkiye ile bu konuda bir kuvvet gösterisine çıksa ve kaybetse, işler zincirleme iyiye doğru gidecektir. Fakat korkarım ki yine araya Birleşmiş Milletler veya Kızılhaç girecektir "biz yardım yaparız" diyecek, papaz da onlara müsaade ederek Türkiye’nin patlamak üzere olan yelkeninden rüzgârını yine alacak.

Erenköy’de iki bine yakın Türk açlıktan ezilmek üzeredir. 8 aydır et yüzü görmemiş olan ve fasulye, bakla ile yaşayan bu insanlar son bir aydan bu yana tamamen aç denecek bir halde yaşamakta "yardım " taleplerini hiçbir kimseye duyuramamaktadırlar.

Kıbrıs’ta vazifeli Kızılhaç ekipleri vardır. Bu feci durumu bunlar da görememişler veya görmek istememişler, Rum makamlarının "her şey yolundadır" teminatlarını gözleri kapalı bir şekilde kabul etmişlerdir.

İşin daha garibi vardır. Erenköy’de bir aydan beri üslenmiş olan Birleşmiş Milletler Kuvvetleri de Türklerin bu durumuna eğilmek
ihtiyacını hissetmemiştir. Buna da sebep, bu kuvvetlerin Makarios’un arzusu hilafına harekete geçmek hak ve salahiyetleri olmamasıdır. Ve, Kıbrıs Faciasının yüz kızartıcı komedisi de işte budur: Makarios’un Birleşmiş Milletlerle, Garantör Devletler tarafından hala daha "Devlet’i" temsil eden bir kimse olarak tanınmasıdır. Makarios, bugün hiçbir devleti temsil etmemektedir. Makarios, zorbalık ile mevcut nizamı yıkmış bir zorba kuvvetini temsil etmektedir. Bu kuvvetin Birleşmiş Milletlerce tanınması, Kiprianu’nun "Dış İşleri Bakanı" sıfatıyla Birleşmiş Milletlerde dinlenmesi Kıbrıs’ta her türlü hunharlığı ve cinayeti yapmakta olan Makarios’a cinayetlerinde hizmet etmekten başka hiçbir şey değildir.

Bunu dünyaya nasıl anlatacağız?

Öğle haberleri: Makarios Erenköy Türklerine yiyecek gönderilebilir; hatta Türklerin yiyecek alacak parası yoksa bunu Kıbrıs hükümeti verebilir diyerek yine açıkgözlülüğünü yapmıştır. Dünya yine Makarios’un "iyi niyetinden" bahsedecek, bu cani ruhlu adamın entrika dolu hileli tutumunu anlamazlıktan gelecektir.

Yarma kadar Türk Hükümetinin tutumu tebellür etmiş olacak ve bu bize, istikbal için ışık tutacaktır.

Bir Amerikan gazetesi Makarios’tan Akdeniz’in Castro’su diye bahsetmiş! Bahsetsin - Makarios buna aldırıyor mu ? Yoksa bize bir şey kazandırabiliyor mu?

The Kokkina affair should help the world to realize the tragedy in Cyprus.

Över 1500 Turks have been living at the point of starvation for quite a time; most of these people consisting of xvomen and children have been living in caves under most insanitary and unhealthy conditions.

Makarios and his Ministers have publicly declared that they vvould not permit any food to be sent to this area. And in fact for the last month no food supplies have been allovved to enter the ares.

The U.N. Peace-Keeping Force has not been able to open the roads to the Turks. The Red Cross has neither been to detect this inhuman treatment nor do anything about it.

False reports to the effect that the boycotting has been lifted or conditions are becoming easier have hoodvvinked the interested authorities and concealed the tragedy from ali the vvorld.

55,000 Turks living in and around Nicosia have been vvithout vegetables, fruit, milk for months. Now the basic food supplies have dvvindled to naught. Yet Greek policemen confiscate ali supplies of food which are sent to Nicosia area; even the lorries which dare bring food are confiscated; their drivers ili treated or arrested.

No one takes notice of ali these events.

Makarios feels himself free to amass .and store arms and ammunition in order to give the final blovv to the Turks; but Turks are not permitted to get food supplies "lest they store them for rebels".

Turkey, at last, took the Kokkina affair up and informed ali concerned that she vvould send food supplies to this area.

Makarios’s reply vvas that this vvould be tantamount to an attack on Cyprus and vvould be treated as such.

Then the U.N. Force Commander in Cyprus, in conjunction vvith Red Cross and Turkish Government authorities investigated the position. Their report vvould justify any Turkish intervention.

So Makarios comes forward vvith another statement. "If there is food-shortages then the Cyprus Government vvill permit Turkey to send supplies; if Turks have no money to buy food the Cyprus government will help".

Will the world svvallovv this nevv egg intrigue once again?

It is obvious that Makarios, having been exposed as a "Belsen Camp Commander" in Cyprus is novv trying to stick to the etiquette of "Government" which is stili attached to him.'
It is time for the U.N. to declare that Makarios does not, any longer represent the Government of Cyprus;

The State of Cyprus exists but it is devoid of a legal government as its head has completely over-ridden the Constitution and created de facto situations which cannot be reconciled with the Constitution of Cyprus.

Makarios has rebelled against the Constitution, against humanity and against decency, and law and order. Under his unholy rule 100.000 Turks of Cyprus live an intolerable life under siege and most barbaric conditions.

Kokkina is just one of the areas where Turks are subjected to a life of complete waııt and subjection.

It is high time the U.N. Force in Cyprus publicly denounced Makarios as an authority in Cyprus and treated him for what he actually is : viz a man unworthy of ruling the island; a criminal on whose hands are stained with the blood of hundreds of innocent people; who has destroyed thousands of homes and caused thousands of Turks to live as refugees without allovving Red Cross authorities to render the minimum assistance to these refugees.

Winter is coming; tents, vvarm clothes, food, milk, medicines are required. But Makarios says "No" to ali these needs. It is only when Turkey decides to take a firm action on a given date that this abominable squeeze on the community is eased - and only for a short period, in a limited area. Once Turkey’s action is averted pressure is applied anew at an increased pace!

How long will the vvorld permit this force, this tragedy to continue?

Declare Makarios a rebel; treat him for what he is. Either authorize the U.N. Force to act as an authority in Cyprus with povver to stop Makarios in his vile, inhuman, or let Turkey put a stop to the whole affair in one vveek!.

There is no other way out.

12 Eylül 1964

Erenköy’e yiyecek şevki konusundaki gelişmeleri yakından izliyoruz...

Erenköy’den Rumların uyguladığı gaddarca iktisadi abluka sonucu açlıktan bir çocuk ölmüştür...

Rumlar "lüks eşyadır" gerekçesiyle hava gazı vermeyi reddediyorlar. Türk tüccarların ithal mallarının gümrükten çıkarılması engelleniyor.

Margi köyünde tarlalarında çalışan Türklere ateş edilmiş, Habib Salih isimli soydaşımız yaralanmıştır.

Kumsal ve Kermiya bölgelerindeki Türk mevzilerine ateş açıldı.

13 Eylül 1964


Makarios Birleşmiş Milletlerin Erenköy’e yiyecek şevkine razı oldu. Türkiye hâriciyesi için başarı. Fakat aynı zamanda Makarios için de bir başarı. Makarios bu manevrası ile Türkiye’nin müdahalesini önledi; hükümet olarak tanınmaya devam edecek.

A.P., Reuter ve Anadolu Ajansı’na bu mealde beyanat verdim:

"Erenköy’e yiyecek şevki hususunda Türk hükümetinin almış olduğu kesin karar karşısında Makarios şeklen geriler görünmüş ve Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin bu sahaya yiyecek sevketmesine müsaade etmiştir. Hile ve entrikada eşine rastlanmaz bir maharet gösteren Makarios bu tutumu ile Türkiye’nin haklı ve yerinde bir müdahalesini daha önlemiş bulunuyor.

Makarios bu "tavizi" verirken Kıbrıs’ın sathına yayılmış diğer yerlerde yaşayan Türklerin Erenköy’deki Türkler kadar mahrumiyet içinde olduklarını pek iyi biliyordu. Her gün Türklere yiyecek götüren kamyonların yollarda durdurulduğunun ve bunların taşıdığı yiyeceğin müsadere edildiğinin de farkında idi. Hiç şüphe yoktur ki Barış Gücü Makarios’un izni ile Erenköy’e yiyecek sevkederken Makarios kendi fiili durumundan hiçbir şey kaybetmiyordu. Onun istediği, kendi otoritesine rağmen hiçbir kimsenin Kıbrıs’ta faaliyet gösterememesiydi. Türkiye Erenköy’e yiyecek sevkettiği takdirde Makarios "hükümet" olarak prestiji sıfıra inecek ve kendisinin Kıbrıs’ta anayasayı çiğnemiş, insan haklarım yok etmiş bir cinayet şebekesinin başı olduğu meydana çıkacaktı. Böylelikle Türkiye Kıbrıs'ta açlığa mahkûm edilmiş diğer Türklere de yiyecek yardımı gönderebilecek; Makarios’tan izin almaksızın Türk alayını değiştirebilecek ve Makarios hükümet olarak tanımayacaktı.

Makarios’un Erenköy’e yiyecek gönderilmesi hususunda göstermiş olduğu "anlayış" bu yüzdendir; bir hiledir. Eli ile verdiğini diğer taraflarda dirseği ile geri alacak; Kıbrıs Türkünün çilesi dinmeyecektir. Yaklaşmakta olan kışın tesiri altında çadırlarda yaşayan, yarı çıplak , yarı aç ellibeş bin Türk böylelikle Makarios’un istediği şartlara terkedilmiş olacaktır.

Makarios’un bu oyununa gelmemeliyiz. Bundan böyle Makarios’un vereceği sözlerin hiçbir kıymeti yoktur. Barış gücüne gelince: Bu kuvvet hala daha Türklere yardım edebilmesi için Makarios’un iznini talep etmekte. Makarios’u hükümet olarak tanımaktadır. Erenköy’deki Türklerin feci durumunu aylardır gören fakat yardım elini uzatmak şöyle dursun bu feci durumu yetkililere aksettirmeği bile Makarios’un otoritesine bir darbe addederek susmayı tercih eden bu kuvvetten de bize fayda yoktur.

Kıbrıs Türkü çekmekte olduğu bütün ıztırab ve mahrumiyete rağmen Makarios’un iznine tabi olarak kurtarılmak istemiyor. Kurtulmak ve kurtarılmak Kıbrıs Türkünün hakkıdır. Onları kurtarmak "insanım, medeniyim, hak ve adalet taraftarıyım, sulhun koruyucusuyum" diyen her milletin ve en başta Birleşmiş Milletlerin vazifesidir.

Kıbrıs’taki facianın bir an evvel sona ermesi için bu facianın içinde oynamakta olan Makarios’un Devlet Komedisine bir son verilmesi icap eder. Makarios ve etrafındaki cinayet şebekesi Kıbrıs devletini temsil etmiyor; onlar ancak Kıbrıs anayasasını ve anlaşmaları çiğnemiş, insanlık dışı davranışları ile caniler sınıfına girmiş kişilerdir. Bunlara yapılacak muamele sarihtir: Kendilerine Birleşmiş Milletlerle Türkiye bir

haftalık bir ültimatom vererek Kıbrıs sathındaki polislerini derhal geri çekmeklerini ve ablukayı kaldırmalarını; anayasaya aykırı olarak Türkleri ezmek için meydana getirdikleri mahkemeleri lağvetmelerim; Türklere yapılan hasarın tazminatını derhal ödemelerini talep etmek gerekir. Barış gücü tam bir yetki ile Kıbrıs’ın asayişinden mes’ul olmalı: Birleşmiş Milletlerin tayin edeceği bir Baş Hakimin riyasetinde anayasaya uygun bir şekilde mahkemeler tesis edilmelidir. Makarios bu yola gelmezse Türkiye’nin yapacağı kat’i bir müdahaleye Barış Gücü yardımcı olmalı ve halen orada bulunan Yunan kuvvetlerine de asayişi temin için vazife verilmelidir. Yunan kuvvetleri bunu reddeder ve Türklerle çarpışmak yoluna giderse Türk askerleri bu siperden herhalde kaçınacak değildir.

Makarios’un sözlerine kıymet verilmez. Kıbrıs Türkü Makarios’un bugün verip yarın geri aldığı tavizlerle daha fazla bekletilmemelidir.

Haklı bulunduğumuz her ahvalde Türkiye’nin yapmış olduğu her müdahale dünyanın tasvibi ile karşılaşmıştır. Kıbrıs çıbanın tedavisini isteyen her millet kesin ve kat’i bir kararla Makarios’un cinayet şebekesinin sindirildiğini görmekle sevinecektir.

Erenköy Mücahitleri papazdan gelecek bir yardımı kabul etmeyeceklerine dair beyanatta bulundular. Aferin çocuklara.

Yarın Ömer Sami Coşar Londra’ya giderek sergi işleri ile meşgul olacak.

Hakim Zekâ bey bir müddetten beri İstanbul’da. Murat Akıner’e "15’inde geri gidiyorum. Mahkeme Reisliğini kabul etmem için Ankara’dan talimat aldım" demiş. Makarios’un Anayasa’ya aykırı olarak ihdas ettiği mahkemelerde riyaseti Türk hakim yapacak! Halbuki Zekâ bey Ağustos ayı içinde burada iken kendisine bu mevkiyi kabul edemeyeceğine dair talimat vermişlerdi. Zekâ bey de Eylül’ün 15’ine kadar idare etsem fikrine saplanmıştı. Bunu da cevaben olur denmişti. Şimdi 15’inden sonra vazifeye resmen başlamak için bilgi verilmiş diye Lefkoşa’ya dönüyor. Hâriciyeden Yavuz Aktulga beyle konuştum. Böyle bir talimat verilip verilmediğini sordum. "Verilmedi, Ağustos’taki konuşma dışında bir şey olmadı" dedi.

Yarın akşam uçak alanına giderek Zekâ beyle konuşmamız lazım.

Statement by Mr. Rauf Denktash, President of the Turkish Communal Chamber.

Makarios has come out with yet another promise: He says that Turks in Kokkina area have food supplies through the permission of Greek authorities! Only 24 hours earlier he and his ministers had declared that "unless the Turks allowed Greek policemen to patrol the Turkish areas he would press on with the blockade and would apply other measures as well" in order to overcome Turkish resistance. Why did Makarios have this sudden change of heart? Why has he suddenly declared that his authorities will see to it that food-supplies will got to the Turks in Kokkina area ? The answer is simple: This man of intrigue realises that Turkey meant business when she declared that she would send food supplies to Kokkina area in order to prevent the starvation of the Turks there. The investigation carried hurriedly by the Commander of the peace-keeping Force in conjunction with the Turkish Charge d’Affaires and Red Cross authorities fully justified Turkish intervention. 1500 Turks had been living on a meager supply of food: half of these people were living in caves and were in acute need of tents, blankets and warmglothes. In the usual Greek fashion their houses had been bur fit down although the villagers had withdrawn form their villages and had not put up any resistance in their villages. They now lived as refugees, destitute, without work or means of livelihood as 55,000 Turks were doing in and aroun.d Nicosia.

When Makarios realised that Turkish help would inevitably arrive and that world public opinion would welcome this move Makarios came out with his saintly (!) assurance. If he could stall Turkish action once again he would later be able to plan a satanic action to counterbalance his merciful ( ! ) act in Kokkina area. In fact he knew perfectly well that in scores of villages all over Cyprus Turks were in a similar position but due to lack of communications these people could not be heard from Ankara. The plight of 55,000 Turks in Nicosia area was in fact slightly better than the Turks in Kokkina area.

Makarios knew of the road blocks which turned back Turkish lorries carrying food to Turkish areas after their contents were being confiscated by the Greek authorities. He knew that the same practice would continue all over again.

But this Rasputin-spirited monk did not mind lying as long as he stalled Turkey’s action. Will Turkey and the rest of the world believe him now?

Makarios’ record is such that further belief in him will be courting disaster.

Makarios must be given a clear-cut order jointly by U.N. Security Council and Turkey. He must be asked to remove all his gunmen from the roads immediately; the detention and search of Turkish vehicles by Greeks must stop immediately. Internal police work must be entrusted to the peace-keeping Force, which should have the power to arrest and detain anyone who disobeys its orders. The illegal and unconstitutional courts which Makarios has set up must be disbanded forthwith and ay independent judiciary as envisaged by Constitution set up under the chairmanship of an independent judge to be appointed by the United Nations. The persecution of Turks before illegal tribunals must stop forthwith. And Makarios must be told that unless he complies with these requests within 7 days then such of the guaranteeing powers who wish to come into Cyprus in order to restore law and order will be entitled to do so and that the peace-keeping force will be there to help them. Greek forces are there in their thousands anyway. Let the Turkish troops also go to Cyprus. If the world backs up this legitimate and just move the Greek forces will not dare put up a fight. They will turn policemen and help the U.N. keep the peace. If they choose to fights then the Turkish troops will enjoy the sport, but peace - final and conclusive - will come to Cyprus in the end.

It is high time U.N. Security Council and all interested countries stopped recognising Makarios and his criminal stooges as "a government" . They are not a government; they merely represent that section of the Greek community which has defied and overriden the Constitution. Any further recognition of them as "the Government of Cyprus" will make those who keep on recognising them collaborators in their crime against humanity and against the International Agreements.

A courageous decision now will save not only the lives of the innocent but also the conscience of these who still believe in justice and morality.

15 Eylül 1994

31 Ağustos tarihli Observer’de Sir Hugh Foot’un, beni "Taksim isteyen ve bunun için anlaşmaları istemeyen ve baltalayan Denktaş" diye tanımlayan bir yazısı yayımlanmıştı.

Gazeteyi bulup cevap veriyorum:

Ankara 15th September 1964

The Editor,

The Observer,

Fleet Street London.

Sir,

I Have Just read Sir Hugh Foot’s criticism of Memoirs of General Grivas in your issue of 31st August under the title " A Legend Haunting Cyprus" with great interest. I have no doubt that many will agree with the views expressed by Sir Hugh. I would like to deal with that part of his criticism which directly deals with me. Sir Hugh says that when he came to Cyprus as Governor in 1957 "there were three runners in the race - (1) Union with Greece, (2) partition, and (3) Independence"...

Sir Hugh having thus made this sweeping statement which is not backed by the facts at all continues: "I backed Independence. So did everyone else by August 1960, when I shook hands with Archbishop Makarios and Dr. Kutchuk and sailed away on Cyprus Independence Day. We thought the race was as good as won" And then to finish off this part of his argument Sir Hugh says: "And the Jockeys? Makarios is mounted on Independence. Denktash (the second-in-command of the Turkish Cypriots who from the first was determined to wreck agreement) has been riding partition. And riding Enosis we now see again the dimunitive figure of Grivas".

First of all Sir Hugh was completely wrong in believing that "Independence" as such was one of the runners when her came to Cyprus in 1957 and he is completely mistaken that Makarios rode the Independence at all. The idea of independence was put forward by Greece and Turkey with the help of Great Britain but this Independence never entered the race. The moment Makarios mounted it, he rode for union with Greece. The events which followed the signing of the London Agreement, the public speeches of Makarios and his Ministers and the treatment afforded to Turkish rights all back up this theory and defy Sir Hugh’s findings. Makarios has stated repeatedly that he signed the London Agreements because he believed that these could be used as "a spring-board for ENOSIS". This is from the horse’s mouth and Sir Hugh will have to accept it.

Again, Sir Hugh says that when he left Cyprus on Independence Day in 1960 "I backed Independence. So did everyone else". Well, I was one who did not believe that Makarios would run his Independence Horse within the rules; I believed that he would make it run as Enosis or would change horses in mid-course. Many believed as I did. We Were proved right and Sir Hugh has been proved to be wrong.

The Turkish Community would have fared well and was - in spite of Makarios’s intrigue and impediments -faring well under the Independence. The Greek Community was doing even better. Turkey was completely for the agreements and the independence so I could not have jockeyed a non-existent horse viz: partition, after the birth of Independence. But it was my duty to see that Makarios did not get away with his Enosis. All my efforts in the Constitutional Court as a lawyer and outside as the spokesman of my community were directed to exposing Makarios’s fraud and deceit in pretending to ride the Independence when in fact his horse was Enosis. Naturally these efforts did not endear me to Makarios and to his stooges and man of good will like Sir Hugh Foot who "believed (for no obvious reason) that Makarios was not riding Enosis" looked upon my anxious pleas and declarations as evidence of my "determination to wreck agreement".

I could not blindly help Makarios achieve Enosis by shutting my eyes to realities; I could not pretend that in Makarios lay a saint when I could clearly see otherwise; I could not tell my people that all would be well when every deed and every word of Makarios indicated that all would not be well. Events have justified me so far, and I believe that those who now back "a majority rule" or "self-determination for Greeks only" will very soon be as disappointed as Sir Hugh when they realize they have, once again, backed the wrong horse.

Today the whole fight in Cyprus is for ENOSIS. When guns went off on the 21st December 1963 they went off for Enosis. When the facts are seen in their true perspective, when the ills which have beset Cyprus are faithfully diagnosed then the remedy will be a real one. Let us not, once again, be deceived by the same jockey (Makarios) who has already switched horses already once.

Your sincerely,

(Rauf R. Denktaş)

Lefkoşa’dan haberler:

Bir haftadan beridir Baf kazası Görmeli köyüne Rumlar fasılalarla ateş açıyorlar.

Arhimandrida’lı bir Türk Rum polisleri tarafından tutuklandı. Mağusa’dan köyü Çatoz’a satmak için ayakkabı götüren bir soydaşımız tartaklandı, ayakkabılar müsadere edildi.

Akıncılar köyünden Lefkoşa’ya getirilen yiyeceklerin Türk bölgesine sokulmasına izin verilmedi.

16 Eylül 1964


9 Eylül’de vefat eden Sakari Toumioja’nın yerine Galo Plaza BM Genel Sekreteri Arabulucusu olarak atandı.

Tuomioja’nın Kıbrıs’la ilgili görüşü neydi? Bu konuda kat’i birşey söylemek mümkün değildir. Ancak o’nunla iki-üç kez müzakere etmiş olan Nihat Erim-Turgut Sunalp İkilisi, ölüm haberi üzerine, Tuomioja’nın seciyeli seviyeli, doğru dürüst bir devlet adamı, yete-

nekli bir diplomat olduğunu söylerlerdi. Ancak, o da Acheson gibi barış planını belirli bir zaman içinde Enosis ve karşılığında Türkiye’nin tazmini esasına dayandırmak temayülündeydi galiba. Turgut Sunalp’le Tuomioja’nın ölümünü konuşurken, Sunalp "iyi bir adamdı... Ancak galiba tam zamanında öldü; raporunu verseydi epeyi baş ağrıtacaktı" dedi. Böylelikle "Kıbrıs Davası" bir devlet adamını alıp götürmüştü işte!

Girne Türklerine yiyecek götüren bir kamyonun "İktisadi abluka kalkmadı" gerekçesi ile Türk bölgesine girişine izin verilmedi. Serinletici içki imalinde kullanılan karbon dioksit ve otobüs yedek parçaları Lefkoşa’ya sokulmadı.

Dağaşan köyünde, bağlarında çalışan Türklere ateş açıldı. İki soydaşımız yaralandı...

Bu saldırıların ve vahşetin sonu gelmeyecek gibi...

Limasol limanına gelen bir Yunan gemisinden 10 kamyon dolusu sandık indirildi. Sandıklar akşam karanlığında silahlı Rumlar tarafından Trodos istikametine taşındı.

Makarios hükümetinin çalışma bakanı, Rum işverenler Cemiyeti’nin toplantısında şöyle konuştu:

"Enosis artık kesin bir gerçektir ve en erken bir zamanda gerçekleşecektir."

17 Eylül 1964

Mr. Charles Raper Jonas,

Member of Congress for North Carolina, Congress Building, Washington, D.C.,

U.S.A.

Dear Mr. Jonas,

I have read your message to the American Hellenic Educational Progress Association which was published in the New York Times, International Edition, of August 27th. As a Cypriot Turk I should like to make a few comments.

No-one can quarrel with your belief that "the only practicable and workable solution will depend upon the adoption of

a new Constitution to be voted on by all of the people of Cyprus, but such a Constitution must include definite and permanent guarantees to protect the rights of the minority" as a statement of a general principle. But we have to deal with a situation where trouble arose in the application of such principles.

First of all, the Constitution of Cyprus was prepared by the representatives of the Turkish and Greek Communities, assisted by delegates from Greece and Turkey under the chairmanship of a Swiss Professor of International Law. I was a member of this "Constitutional Commission", representing the Turkish Cypriot side. It took 14 Months to argue and draft the Constitution. This was put to the vote of the peoples of Cyprus at the Presidential Elections. No-one opposed the Constitution. Everyone voted under it and for it.

The trouble arose after Archbishop Makarios and his clique of EOKA extremists took office and came to power. From then onwards they declared that they would abrogate those parts of the Constitution which gave guarantees to the Turks. These guarantees did not hinder the smooth functioning of a majority-ruled government in the least; but they did prevent the materialization ofENOSIS (the Union of Cyprus with Greece) which Makarios had falsely pretended to have forgotten as a condition for getting independence. He meant to use this independence (and I quote his very words) "as a springboard for ENOSIS".

The veto rights were given to the Greeks and Turks alike an a limited field of taxation, foreign affairs and defence, in order to (1) prevent discrimination against the Turks (2) prevent Cyprus wooing Communist countries or to prevent Cyprus becoming a Russian satellite in the event of Greek Cyprus Communists coming to power and (3) in order to maintain the lives and properties of the whole population of Cyprus and preserve the integrity and independence of Cyprus by prohibiting its union with either Greece or Turkey.

However, we discovered that during the three years of independence none of these guarantees were respected by the Gteek Cypriots and none of the Turkish rights honoured, to such an extent that the neutral President of the Constitutional Court had to resign in protest; thus, another institution of" guarantee" was closed down. I will not bother you with what life was like for Turkish Cypriots for three years under Makarios’s police regime. This is immaterial now.

One point which is never mentioned by the Greek propagandists is this: .there is no Cypriot nation. Greeks and Turks of Cyprus put their heads together after a communal fight and brought up the State of Cyprus, then called the miracle of Zurich - a Greco - Turkish partnership. The Greeks now want to back out of this partnership and revert to ENOSIS. In other words, 400,000 Greeks of Cyprus want to unite with 8,000,000 Greeks - 700 miles away; 100,000 Turks of Cyprus want to unite with 30,000,000 Turks - 40 miles away. Cyprus commands the southern ports of Turkey and strategically is of vital importance to her. Under the circumstances the questions of majority rule and minority rights in Cyprus do not arise.

The problem is not one of municipal administration; it is one of political blackmail and domination of the Turks by the Greeks. Now that the Greeks have raised the flag of ENOSIS, as they have done, and resorted to violence, murder and terrorisation in order to achieve their ambition, the Cyprus issue is not isolated to Cyprus but becomes a much bigger issue which has to be settled having regard to the interests of Greece, Cyprus and Turkey put together. In this context Turkey wins whether one looks at the problem as a majority-minority issue or as a strategic issue.

Is it Turkey’s fault that, despite the righteousness of her case, she is prepared to share the island with Greece so that neither the Greeks nor the Turks will be placed under foreign domination?

No matter in what context the Greeks of Cyprus present their case, do you agree with the arming of one section of the population against the other? Do you agree that violence may be resorted to, hostages taken at will and shot and whole villages deliberately razed to the ground? Are you aware of the fact that Makarios’s forces have killed more than 400 Turks in eight months and shot 256 Turks taken as hostages?n Do you know that 100,00 Turks have been living under armed siege and that life-for them in Cyprus has been made utterly intolerable just because they have relied on and stuck to their Constitutional rights and refused to surrender to the brute force of Makarios and his regime?

Permit me to ask, sir, whether this is what you understand by majority rule and guarantees for minorities?

Your Sincerely,

R.R. Denktash President Turkish Communal Chamber in Cyprus

18 Eylül 1964

Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği tarafından yayınlanan "Press Bulletin"de, Genel Sekreter U Thant’a yazmış olduğum 5 Eylül tarihli mektubum yayınlanır.

Mağusa kapısı Rum bankasında 6 Türkün Lefkpşa’ya girmesine izin verilmedi. 70 yaşındaki Sütlüceli bir Türk, köyüne gitmek için Lefkoşa’dan çıkarken geri gönderildi.

Cihangir ve Kalavaç’dan gelip, Lefkoşa’ya girmek isteyen yolcu otobüsleri engellendi.

Baf kazası Engindere köyünde Türk çobanlara ateş açılır.

Rumların ölüm tehdidine maruz kalan bir İngiliz doktor, adayı terketmek zorunda kaldı.

19 Eylül 1964

Türk bölgelerine benzin verileceğine dair varılan anlaşmaya rağmen, Türk bölgelerine benzinin girişi Rumlar tarafından yeniden engelleniyor.


'Yasak maddedir" gerekçesi ile iç ve dış otomobil lastiklerinin de Türk bölgelerine sokulmasına izin verilmiyor.

Herşey, Rum’un insafına kalmış...

Limasol kazası Pahna köyünde konuşan Yorgacis Enosis naraları atmaktadır:


"Adayı bütünü ile Yunanistan’a birleştireceğiz"

Limasol limanında demirleyen DİMİTRİOS gemisinden kamyonlar dolusu silah ve mühimmat indirilmektedir.

20 Eylül 1964

Olaylar ve hissiyatımız hakkında not tutmak da güçleşiyor. Hepimizi bir yeis ve ümitsizlik kaplamakta.

Amerika Enosis planını sür’atle tatbik etmek niyetinde. Haberlere göre Kiprianu’ya yeni bir plan sunulmuş. Türkiye’ye 2 üs verilecekmiş. Bir tanesi Dikelya’daki İngiliz üssü ve bu, bir NATO üssü olarak da kullanılacakmış, v.s. Türkiye’den çıkan sesler de Enosis’i desteklemekte. Şimdi B.M. Genel Kurulu’na gitmeği biz de istiyormuşuz. Halbuki 1-2 ay evveline kadar "Bu iş Genel Kurul’a kalmaz, Eylül’e herşey biter" deniyordu. 16 Eylül’de hudut dışı edilmesi icap eden 1800 Yunan uyrukluya, Ankara’ya göre 1 ay Atina’ya göre 6 ay mehil verilmiş. Atina "Hedef Enosis’tir ve bu tahakkuk edecektir" derken "Makarios Doğu bloku ile bir anlaşma yaparsa yollarımız ayrılır" diye ilave etmekte ve Amerikalılardan aldığı Enosis tavizine karşı Makarios üzerinde tesir kullanır görünmektedir.

Enosis tahakkuk edecek...Gidişat bunu gösteriyor. Türk Milleti ne yapacak?

Ağzımızı bıçaklar açmıyor, içimiz kan ağlıyor. Bütün mücadele demek bunun içindi, O halde Makarios’un 13 maddelik Anayasa’yı değiştirme teklifini neye kabul etmedik? 9 aylık mücadelede ile ne kazanıldı? Sulh yolu ile Türkiye’ye bir üs verilmesine Amerika yardımcı olmaz mıydı?

Enosis’ten sonra Kıbrıs’ta kaç Türk kalacak? Adayı terkedecekler için bir tazminat düşünülüyor mu?

Ayakta durabilmek için büyük gayret lazım. Son günlere kadar moralim bozulmamıştı. Artık bende de moral kalmadı. Allah sonumuzu hayra getire.

Diğer tarafta bütün dünyaya iyi niyet heyetleri çıkarılacak; ordu seferberlik halinde; harp tedbirleri alınmakta... Peki bunlar neye? üs olarak konuyu halletmeğe hazır olduğumuzu bütün dünyaya açıkladıktan sonra iyi niyet heyetleri hangi tezi savunacak?

Enosis ve taksim tezleri Zurih’te bertaraf edilmişti. Londra Konferansı imzalanırken Makarios Enosis’ten vazgeçmediğini belirten hal ve hareketlere giriştiği zaman endişelerimizi o zamanın Hariciye vekiline açıkça duyurmuş "Rumlar bu anlaşmalardan istifade ederek Enosis’e gidecektir" demiştik. Fatin Rüştü Zorlu gülmüş "olamaz. Gidemezler. Biz varız Kıbrıs’ta askerlerimiz olacak. Rumlar bu anlaşmaları Enosis’e gitmek için kullanırlarsa, biz derhal taksimi tahakkuk ettiririz. Makarios Reisicumhurluğun tadına tattıktan sonra Enosis’i aklına bile getirmeyecek; Kıbrıs Rumları, Türkiye 'deki Yunanlılar gibi, Türkiye’den sağlayacakları imkânlar karşısında Kıbrıs’ın Türkiye ile olan bağını koparmamak için sizden daha dikkatli davranacaklar" demişti. Rumlar bilmiyorlar. Makarios’u bilmiyorlar!

Londra’dan Kıbrıs’a döndük... Halka "Ortaklık idareyi - Türk askerinin adaya geleceğini - Enosis’in gömüldüğünü - Rumlarla eşit haklara sahip olacağımızı, Rum tahakkümüne girmek korkusu kalmadığını" müjdeledik. Türkiye’nin bu anlaşmalar üzerinde titizlikle duracağına, haklarımızın tahakkuku için herşeyi yapacağına inanmıştık.

Londra Konferansı’ndan Cumhuriyetin kuruluşuna kadar geçen 14 ay zarfında Rumların takip edecekleri siyaset büsbütün tebellür etmişti. Endişelerimizi devamlı surette belirttik. Anayasa hazırlanırken Zurih Anlaşmasından ayrılmamağa çalıştık. Bu çabamızı Rumlar "Taksimciliğe" ekstremizme atfettiler. Yunanistan vasıtası ile yapılan demarşlar neticesinde Ankara da buna inanmağa başladı... Tavizler verildi. Cumhuriyet kuruldu. Anayasadaki haklarımız sabote edildi. Türkiye’ye yaptığımız şikâyetler tesirsiz kaldı veya bir iki siyasi demarşla kapatıldı. Bir Kıbrıs siyaseti tayin edilsin dedik. Kıbrıs siyasetini anlaşmalar tayin etmiştir, anlaşmalara bağlı kalacağız dendi. Makarios’un anlaşmaları bozacağından, bozmakta olduğundan bahsettik. "Bozamaz, biz varız, askerimiz var" dendi. Bu gaflet içinde 21 Aralık’a geldik. Bu müddet zarfında Makarios’un her yaptığı yanma kaldı. Türkiye’nin protestoları hiçe sayıldı; Makarios, Türkiye’nin fiziki müdahalede bulunamayacağım teşhis etmiş her hareketini ona göre ayarlamıştı.

Şimdi Enosis’i Türkiye de kabul ediyor. Hala daha Kıbrıs siyaseti yok; hedef yok.

Ankara, 21 Eylül 1964

Sayın Yaşar Nabi,

‘Varlık’ dergisindeki ‘Beklediğimiz Nedir?’ yazınızı büyük bir ilgi ile okudum. Davayı en realist bir şekilde aksettiren bu yazınızın tarihi bir önemi olacaktır.

Kıbrıs Türkü, 8 aylık çilesine rağmen, hala daha Anavatanın son ve kati müdahalesini beklemektedir. Yüzüstü bırakılabileceklerine inanmıyorlar, inanmak istemiyorlar. Fakat olaylar aleyhimize. Bugün, Amerikan baskısı ile Enosis’e "evet" denmiş gibi bir hava vardır. Enosis’e karşılık olarak Türkiye’ye üs verilecek, Kıbrıs Türklerine bazı haklar tanınacak ve Yunan tabiiyetine geçeceklerdir. Yani, 8 aylık dayanma ve mücadele sayesinde Yunan tabiiyetine geçmiş olacağız. Verilecek özel hakların kıymeti, Zürih Anlaşması altındaki özel haklar gibi 3-5 sene zarfında aynı duruma müncer olduğu zaman ne olacak? Fakat 3-5 sene sonrasını düşünseydik bu günleri görmezdik. 1959’un Şubat ayında Londra Anlaşmasını imzalayan Makarios bir hafta sonra Enosis planını tatbike başlar başlamaz, biz de kendi planımızı hazırlar ve 21 Aralık 1963 de gafil avlanmazdık.

Mücahitlerden haber aldım: Ölürüz, fakat Yunan idaresine girmeyiz, taksimden başka hal çaresi kabul etmeyiz, diyorlar. 8 aydır kan ve canları pahasına savundukları dava, Kıbrıs Türkünün davası olmaktan çıkmış, Anavatanın bir prestij ve stratejik hak davası olmuştur. Anavatan bu davayı şu veya bu şekilde halleder ve Kıbrıs Türkünü Yunan tabiiyetine devrederse, bu gençler ne yapar? Düşüncesi bile insanı ürkütüyor. Bari ne olacaksa Kıbrıs Türkü tamamen çökmeden olsun. 8 aylık kahramanlık sayfasına kara bir leke sürülmesin. Kıbrıs Türkü biraz daha dayansaydı bu iş iyi bir şekilde sonuçlandırılırdı denmesin.

Kıbrıs Türkü hak ve adaletin tecellisini bekliyor. Enosis’i hortlatanların taksime razı edilmesini bekliyor. Anavatanın milli haysiyet ve şerefinin daha fazla ezilmemesini bekliyor ve aynı zamanda Anavatanın. Kıbrıs için içinden çıkamayacağı bir badireye girmemesini arzu ediyor. Bizden dayanmak ve beklemek. Netice, Anavatana bağlı. '

Saygılarımla,

R. R. Denktaş

Baf kazası Bağrıkara köyünde, Rumlar, harup, incir ve zahire ürünlerini zehirleyerek 100 kadar hayvanın ölümüne sebep oldular.

Afanya, Vadili, Gaziköy ve Geçitkale’den Lefkoşa’ya gelmekte olan 7 yolcu otobüsü, Lefkoşa Türk kesimine sokulmadı.

Mağusa’dan Lefkoşa’ya getirilmekte olan, dünya haritası, sinema filmi ve lastik eşyalar "yasak maddedir" gerekçesiyle Rum polisler tarafından alıkonuldu.

Kaynakça
Kitap: Rauf Denktaş'ın Hatıraları(1964-1974), 1. Cilt(1964)
Yazar: Rauf R. Denktaş
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Rauf R. Denktaş'ın 1964 Yılındaki Hatıraları

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir