Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Denktaş'ın Hatıraları - 11-20 Ağustos 1964

Burada Rauf R. Denktaş'ın 1964 Yılındaki Hatıraları hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Denktaş'ın Hatıraları - 11-20 Ağustos 1964

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Tem 2012, 13:34

11 Ağustos 1964

24 saatlik bir yolculuktan sonra Ankara’dayım.

Erenköy’deki durumu Hariciye vekiline, ilgili memurlara ve Zeytinoğlu’na anlatıyorum.

Beni o kılık kıyafetle Başbakan İnönü’ye çıkarırlar. İnönü’ye Yunan uçaklarının bize saldırdığım, çok şehit verdiğimizi, çatışmaları hep anlatıyorum...

İnönü beni sabırla dinledikten sonra şöyle der;

"Sen zaten benden izinsiz gittin. Beyin takımının o yerde işi ne?... Lefkoşa’ya böyle gizli kapaklı yollardan giremezsin. Bu liderliğinize yakışmaz. Sen burada hâriciyemize çok yardımcı oluyorsun. Senin görevin buradadır. Biz seni şanınla, şerefinle göndereceğiz. Senin geri gitmene lüzum yok..."

İnönü’ye, "Aman efendim gitmem lâzım" diye diretirim.

İnönü’nün yanıtı;

"Artık ateşkes olmuştur. Bundan sonra çocuklar dinlenir, biz onları destekler ve besleriz..."

Başbakanlıktan ayrılırken basın mensuplarına verdiğim demeç;

"Türkiye hükümetinin tutumu sayesinde Kıbrıs’taki Türk Cemaatinin haklarının temin edileceği inancındayım.

Başbakanımıza hükümetin aldığı kati ve azimli kararla Kıbtıs’ta feci bir katliamın önüne geçilmiş olmasından duyduğum memnuniyeti bildirdim. Bu arada Kıbrıs Türk Cemaati ve Mücahitler adına şükranlarımı ifade ile ellerinden öperim."

10 Ağustos 1964

Erenköy Harekâtının yankıları sürmektedir...

Erenköy harekâtı dolayısıyla Rum liderliği arasında meydana gelen karşılıklı suçlamalar ve görüş ayrılığı neticesinde Rum Milli Muhafız Birlikleri Komutanı Yunan Generali Karayannis görevinden istifade eder. Karayannis’in bir diğer istifa nedeni de, Grivas’ın fiilen askeri idareyi ele almasıdır.

Silahlı saldırılar, tehdit ve baskılar sonucu hedefine varamayan Makarios idaresi, bu defa da Türkleri açlık yoluyla teslime zorlamak için bulduğu yolda yeni kısıtlamalara başvuruyor.

Çare? Direniş!... Boyun eğmemek!...

Tera köyünden Mehmet Paşa isimli soydaşımız Poli’de okulda mahsur kalan Türklere yiyecek götürürken Rumlar tarafından vurularak öldürülür.

Ulus Gazetesinde, "Erenköy’de Bir Avuç Mücahit" başlığı altında Erenköy anıları yayımlanıyor:

"Jetler gelmeden önce, imkânlar tükenen Türkler sonuna kadar mücadelede kararlı idi. Türk anaları, genç kızlarını Rumların eline bırakmamak için öldürmeye hazırlanıyorlardı."

11 Ağustos 1964

İktisadi abluka, Kıbrıs’taki bütün Türk kasaba, köy ve bölgelerine karşı uygulanmaya başlandı.

Kıbrıs’tan gelen haberler kötü...

Papaz ve hempaları ateş püskürüyor. Haydi hayırlısı. Belki bir delilik yaparlar da bu iş bir an evvel bir neticeye bağlanır.

12 Ağustos 1964

Şehit Yüzbaşı Cengiz Topel’in cenaze merasimi.

Aydınlı Ali Osman isimli soydaşımız bahçesinde çalışmakta olduğu bir sırada Rumlar tarafından vurularak şehit edilmiş.

Radyo haberleri tatsız. B.M. Kuvvetleri adada sulhu temin edemeyeceklerini yeniden açıkladılar.

Nihat Erim ile Sunalp yeniden Cenevre’ye gidiyorlar.

Nihat Erim’le General Sunalp’ı yolcu etmeye gittik. Erim’e sorum: Bu konferanstan bir şey bekliyor musunuz? "Hayır" dedi, "fakat biz hüsnüniyetimizi ispat ediyoruz. Amerikalılar, bu konferans vasıtası ile Yunanlıların ne olduğunu anlamağa başladı. Yunanlılar her şeyi ifşa yoluna gittiler, mütemadiyen kalleşlik yapıyorlar. Bu mes'eleyi ancak kat’i bir müdahale halledecektir. Başka yol, başka çare yoktur. Bunu İnönü de anlamıştır. İnönü’nün bütün gayreti memleketi Ruslarla bir belâya sokmadan bu işi halletmektir. Amerikalılar Türkiye’ye Kıbrıs’ta toprak verilmesi icap ettiği tezini kabul ettiler. Bize bu hususta yazılı beyanat da verdiler. Herhalde neticeyi yakında göreceğiz. Biz gereken tedbirleri almağa devam etmeliyiz".

Doğru. Fakat gereken tedbirler acaba almıyor mu? Gazete haberlerine göre İskenderun’daki kuvvetler dağıtılmaktadır. Allah Türkü korusun artık!.

13 Ağustos 1964

Erenköy her an tehlike içerisindedir. Barış Gücü bu bölgede tesirli koruyucu tedbirleri alıncaya kadar geçecek olan zaman zarfında Rumlar ağır bir darbe ile bu bölgeyi zapt etmek isteyebilirler.

Bunun için Erenköy ile Ankara arasında direk olarak devamlı telsiz irtibatı temini gerekmektedir.

Bu bölgedeki son gerilemeler daha ziyade mücahitleri sevk ve idare edecek subayların eksikliği yüzündendi. Bunu acele olarak gidermeliyiz. 20-30 subay Kıbrıs a küçük balıkçı tekneleri ile rahatça çıkarılabilir.

Esasen, Birleşmiş Milletlere açıkça, bu bölgeyi beslemek zorunda olduğumuzu ve yiyecek ile sıhhî maddelerin mücahitlere ve halka yardım için bu yöreden girmesi gerektiğini söyleyebiliriz. Bu bölge ile deniz irtibatını devamlı surette idame ettirmeğe mecburuz. Bu haktır. Niye ısrarla bunu istemiyoruz?

İhtiyaçlar:

Küçük telsizlerin temini.

Kış için bol miktarda battaniye, kışlık giyecek;

Takviye gücü. Mücahitlerin hemen hemen hepsi de devamlı surette cephededirler. Yorgundurlar, vitaminsizdirler, bitkindirler. Takviye gücüne çok acele olarak ihtiyaç vardır.

Rumlar eski mevzilerine çekilmeliler. Aksi taktirde Erenköy bölgesindeki Türkler Rumların elinde birer esir olarak yaşayacaklardır.

Mevzi kazmak için kürek.

İlgili makamlara bu ihtiyaçları duyuruyorum. Merak etme diyorlar!

Radyoda Panorama’ya konuşma.

Yunan Başbakanının İnönü’ye cevabı yayınlandı.
Ömer Sami Coşar nihayet Erenköy’den döndü. Çok kızgın. Herşeyi yazacağım diyor. Tarihi resimler var elinde. Erenköy’de kalan not defterimi de getirdi. Ateş altında yazdığım bir şiir var elimde: Erenköy destanı!

Erenköy Destanı

Gün doğar Erenköy’de Tepelerde Mücahitler Nöbet değiştiriyor 11 yaşında Ahmet 80’lik ihtiyar Günün ilk ışıkları ile Mevzilere su, yiyecek getiriyor.

Karşı taraftan

Başlıyor korkunç uğultularla Bombardıman.

Grivas canisi and içmiş Verdirmeyecek bir avuç Türk’e aman.

4000 kişi yığılmış cephemize,

Denizden hücumbotlar Karadan toplar, mitralyözler Başlıyor kan kusmağa...

Yiyemeden bir sokum ekmek Mücahitler sarılıyor silâha İçlerinde büyük bir iman İnanıyorlar davaya, inanıyorlar Allah’a!
Güneş yükseldi...

Dört bin Rum

Korkunç bir bombardımanın gölgesinde Bekleşiyorlar, ümitle.

Toplar Türkleri mevzilerden sökecek

Palikaryalar burunları kanamadan ilerleyecek

Kurşuna dizecek kaçan Türkleri

Yunan olacak

8 aydır kan ile savunulan

Erenköy bu Türk yeri.

Şarapneller altında

Türk Mücahitler davranıyor silâha...

Gerileme yok.

Şaşırıyor düşman

Kalleşliğe vuruyor başını,

Erenköy dağlarından yükseliyor bir duman Orman yangını!.

Mermi ile sökemedikleri Türkü Yangın ile kaçıracaklar Göğüs göğüse savaş nedir Bilmiyor ki alçaklar.

Bir taraftan yangın Bir taraftan top, mitralyöz Geriliyor mert Türkler Yangının sardığı yere kadar Ondan sonra alınan karar "Gerilemek yok Burada düşmanı bekleyeceğiz İcap ederse hepimiz öleceğiz Fakat bu toprakları Düşmana vermeyeceğiz.

Kader mağlûp ederse bizleri Teslim olmak yok Son mermiden bir evveli düşmana Son mermi beynimize İntihar edeceğiz.

Tamam mı arkadaşlar?"

İmanlı göğüslerden iman dolu sesler yükseliyor.

Mücahitler Hep bir ağızdan "Tamam Komutanım Karar, karardır" diyor.

Ağzından salyalarını akıtan

Kuduz bir köpek gibi

İlerlerken düşman

Bir duvar gibi Mücahitleri buluyor

Yeniden mevzilere saklanıp

Salvolarla top, mitralyöz ateşi başlıyor.

Sonu yok bu mücadelenin...

Sonu ölüm 8 aylık müdafaa

Bir kan deryası içinde sona erecek.

Genç analar hazırlıyor Kızlarını

Gerdeğe verir gibi

Elleriyle öldürecek, düşmana vermeyecek.

Yas yok gönüllerde Gözler yaşlı değil Son hatıralar Hayatta geçirdiğimiz Tatlı acı günler

Bir sinema şeridi gibi geçiyor...

Havan topları köyün ta içine Düşerek

Genç, yaşlı, kadın çocuk, orak gibi biçiyor.

Panik yok hiçbir kimsede

Verilmiş bir karar var

Müdafaaya devam

Son mermiden bir evveline kadar.

Telsiz başında genç bir mücahit

Durumu duyuruyor

Fasılalı vuruşlarla Ankara’ya...

Eller tetikte

Gözler ufuklarda Ankara’dan bir ümit bekliyor Gün ilerledikçe

Top, havan mitraiyöz ateşi göğü deliyor. Ankara’dan beklenen ümit Bir türlü, gelmiyor...

Telsizcinin yüzündeki hatlar değişmiş Bir şifre okuyor.

"Gelecekler - geliyorlar Anavatandakiler ıstırabımızı duymuş, Paylaşıyorlar."

Kulaktan kulağa yayılıyor haber 4 gün 4 gecedir uyumamış gözlerde Ümit ışıkları parlıyor.

Aç, yorgun, insanlar sanki Bir anda aslanlaşıyor.

Gözler hep ufukta Kuş görseler hop diyor içleri Bakalım zamanında yetişecekler mi? Dinecek mi çileleri.

Mevzilerden telefon...

Ufukta uçaklar görüldü.

Geliyorlar, geliyorlar...

Göklerde delta şeklinde kartallar Türk mevzilerindeki kahramanları Selâmlayarak

Düşmanın üstünden uçup gitti.

Keşif uçuşu...

Düşman blöf zannediyor

Toplardan gelen salvolar kuvvetleniyor.

Fakat gerileme yok artık Türklerde... Anavatan üstümüze kanat gerdi ya... Anavatan bizim için bu riske girdi ya Ölürüz artık seve seve Arkada kalmaz gözlerimiz Cansız yıkılırız ama

Düşman karşısında asla çökmeyeceğiz biz.

Akşam oluyor.

Azalıyor ateş...

Düşman dinlenecek Yarın sabah sabah

Türklere son ve kat’i darbeyi indirecek.

Derin bir sessizlik içinde Münferit atışlar.

Mücahitlerde

Yarını bekleyen ümitli, mütereddit bakışlar. Kıbrıs’ın üniversite gençliği Mevzilerde nöbet değiştiriyor...

Mevzilerden dönen yorgun, aç insanlar Köy müdafaası hattına sessizce giriyor.

"Mektup yazsak mı?" diyor biri

"Kim götürecek" diye kendisi cevap veriyor.

Bir köşede,

Ayaklan ezilmiş bir Miicahit Bir şeyler anlatıyor Diğerleri gülüyor.

Yarın gelirler mi dersin?"

Bir köylü soruyor.

Gözlerde bir tereddüt...

Cevap veriyor yine soran "Gelirler elbet - elbette gelecekler Göreceksiniz, yarın gökle yeri bir edecekler." Ferahlıyorlar

Birbirlerine başlarından geçenleri anlatıyorlar.

Uyku yok o gece Silahlar elden düşmedi.

Türk hatlarına sızmak isteyen düşman Bir adım ileri gidemedi.

Tan ağarıyor.

Başlıyor hücum.

Telsiz

Acı takırtılarla Anlatıyor derdimizi.

Mevzilerde gevşeme var.

"Köy müdafaa hattına çekilelim mi?" Soruyorlar.

Genç teğmen cevap veriyor.

"Çekilmek yok gelecekler, dayanacağız. Dün çekildiğimiz tepeleri de alacağız" Son anlarını yaşıyor bir avuç Türk. Göklerden ses gelmezse Son saatlarımızdır bu.

Ölümün manası yok.

Herkes hazırlanmış bu yolculuğa , Herkes sonunu biliyor.

Arkada kalanları düşünmemek için İnsanüstü gayret sarf ediyor.

Son müdafaa yerlerini tespit ediyorlar. Son kadeh su,

Son sigara, son şaka.

Fakat hiç kimsede

Vedalaşma yok, yok helâllaşmak.

Hepimiz ayni kaderin yolcularıyız

Nasıl olsa göç müşterek

Bu son anlarda mert olmak gerek.

"Geliyorlar"

Bir ses, bir haber...

Bir uyanış, bir diriliş.

Türk mevzilerinden ateş sıklaşıyor. Bitap düşenler ayakta Sağa sola koşup, kucaklaşıyor... Geliyorlar.

Geliyorlar.

Her dudakta bu söz var,

Her kulakta bu ses.

Son anını yaşayanlar Anavatandan gelen haberle Alıyorlar yeniden hayat, yeniden nefes. Türk uçakları

Adalet kartalları başımızın üstünde!
Çılgın bir sevinç kaplıyor b izler i Hıçkırarak ağlayanlar var Nineler, yere yatmış Türk kartallarına dua ediyorlar.

Görmek değerdi Rum mevzilerine hücumu... Her vuruşta

Sanki 8 aylık öcümüz alınıyordu.

Türk uçakları Rum mevzilerine

Yıldırımlar gibi dalıyor, dalıyordu.

"Arkada kalmaz gözlerimiz...

Ölürüz seve seve...

Vatan sağ olsun... Davaya el attı artık... Gözlerimiz kalmaz arkada Bu dava kalmaz asla yarıda Savaş denkti...

Sahra topuna karşı sadece imanımız değil Bizim de kuvvetimiz vardı.

Bu imanla Biz dayandık Düşman yaslandı...

Ufuklar bomboş yine...

Akşamı bulur muyuz?

Belli değil.

Telsiz çalışmıyor Ümitler yine kırılmakta Sabahleyin gülen yüzlerde Ümitsizlik yer almakta...

Son nefesinde Son müdafaa...

Yeni bir Plevne...

Uzaktan bir ses var Acaba bu ne?

Geliyorlar

Geliyorlar

Geldiler.

Düşman mevzilerine dalarak
Yeni bir ders verdiler.

Sokaklarda bayram var Herkes ayakta

Uzaklaşan uçakları selâmlıyor.

Yeniden uçaklar Başımızda peyda oluyor.

Camiye, minareye, köye Yağdırıyorlar bombayı, kurşunu... Türk uçağı zannedenler bunu Göğüslerini açıyor "Helâl olsun kanımız Geldiniz ya,

Zarar yok,

Feda olsun canımız" diyorlar. Düşüyor

İhtiyarlar, gençler.

Bir kâbus gibi

Geçip gidiyor Yunan uçakları Üzerimizden...

Kıbrıs’ın toprakları sulanıyor Kanımızla, canımızla, birden.

Geçiyor bir gün Yok artık bombardıman Yok hücumbot, kurşun...

Mevzilerde bir sessizlik...

Bir ihtiyar 60 - yetmişlik.

Çekiyor sigarasını

Bakıyor ufuklara

"Kısmet" diyor

"Kısmetten fazlası olmaz

Ben vardım genç Ahmet’in yanında

Mitralyöz onu buldu

Ahmet şehit oldu...

Ben... bu halimle sağım işte Elimde bir kuru sıkı çifte
Halbuki Ahmet bazukacıydı Felek neden bana değil de Ona kıydı?"

Herkeste var bu hikâye Ayni soru...

Uçup gelen mermiler Neden onu buldu Beni bulmadı Neden

Bu kadar hücumdan sonra Bu cephe yıkılmadı?

Ağlanmıyor artık ölene Ağlanmıyor kefensiz gömülene... Herkes hazır Ayni yolculuğa Ölümle yan yana,

Ölümle kol kola Soluk soluğa Geçen günlerden kalmış Bir umursuzluk var içimizde Yarın gelecek mi bilmeyiz Sadece bir karar var Ne olursa olsun Dize gelmeyeceğiz.

Kahveden sesleniyor bir genç "Nerede kaldı şu hücumbotlar Niye sustu sahra topları İsmet Paşam çok yaşasın Çizmesini giydi artık..."

'Yok oğlum"... diyor bir ihtiyar "Çizme giymedi, kanat taktı 8 aydır bizi yakanların Canını oh... ne güzel yaktı..." Radyodayız Veriyor haberleri Marşlar çalıyor Ankara’da Kahramanlık şiirleri okuyorlar Jetlerimizin yaptıklarını anlatıyorlar.
Ölümle ağlamayan gözlerde yaş var şimdi.

Ağlıyoruz.

Vatanın kalbinde çarpan hız Nabzındaki kuvvet olduk diye...

Ağlıyoruz

Alındı 8 aylık öcümüz

Yarınlar artık bahtlı

Yarınlar ölenlerden kalanlara hediye.

Mağaralardan çıkıyor

Çıplak kadınlar, korkulu gözlerle yavrular

Bakıyorlar bize...

Ağlayan insanların gözlerindeki kahkahayı görüyorlar Mağaralardan çıkan Çıplak kadınlar ve çocuklar Bir anda sevinçle gülüyorlar.

Eller göklerde Türk Milletine Onun büyüklerine Mehmetçiklere Dua ediyorlar.

Erenköy destandır bu işte...

Bir avuç insanın imanı 4000 Rum’un saldırısına karşı Günlerce göğüs gerdi.

Yıkılmak üzereyken Türkün başı Yükseldi

Yine göklere erdi...

Ölenlere ağlamayanların gözlerinde Bir yas...

Kendilerini kurtarmak için gelen Şehit Topel’in unutulmaz derdi,

Türkü Türk’tür kurtaracak ateşten

Başka dostumuz yok

Erenköy’de bunu çok iyi anladım ben,
Güneş batıyor

Erenköy’de nazlı bir gelin gibi Dalgalanıyor al sancak - Bu imanla, bu ruhla,

Bayrağımız

Kıbrıs semalarında

İlelebet hür ve şen Dalgalanacak.

14 Ağustos 1964

Ahmet Zaim’den mektup aldım. Ali Önge’nin gönderdiği faturaları mahallinde tahkik etti. Sahte olduğunu tespit etti. Neticeyi bildiriyor. Yazık. Bir millet davasının idamesi için toplanan bu parayı Ali Önge nasıl bu şekilde heba eder? Kumar! Kötülüklerin en kötüsü - nihayet kendisine bunu da yaptırdı. Şimdi bu işin içinden nasıl çıkacak?

Kubilây Salih’i de Kıbrıs Hâriciyesi istifaya zorluyor. Kıbrıs’a becayiş etmişler de gitmemiş. Sanki Kıbrıs’taki bu kadar Türk memur işine gidebiliyor.

İhsan Ali’nin akrabası yeni memur da Rumların koltuğu altında Acheson Plânı’nda Türklere tanınan haklan bile çok görmekte, tenkit etmektedir. Ankara Ahmet Zaim’in Ankara’ya becayişliğini kabul etmiş. Bunu nasıl yaparlar, neticelerini nasıl hesaplamazlar, Papazın bu oyununa nasıl boyun eğerler? Anlamak mümkün değil. Vize v.s var. Buradaki sefaret kapatılırsa birçok müşküller çıkar, doğru. Fakat, Papazın Anayasaya aykırı bir tayinini ve Ertuğruloğlu’nun azlini kabul etmek?

Radyo haberleri: Lefkoşa hariç diğer yerlere benzin ve mazot verilecekmiş!
Tuomioja kalp krizi geçirdi. Atina-Ankara-Lefkoşa seyahati iptal edildi.

Mahmut Tali Öngören’in, Ankara Radyosu’ndaki "Dünyaya Açılan Pencere" programına bir mülâkat veriyorum:

"Türkiye’nin son hava harekâtı dünya genel efkârında gayet müspet karşılanmıştır ve şahsi kanaatimce eğer adaya bir çıkarma yapılmış olsa idi bu durum karşısında da dünya efkârında reaksiyonunun ayni olacağından şüphe bulunmamaktadır. Tam zamanında yapılan bu müdahale birçok Türk’ün hayatını kurtarmıştır.

Türkiye’nin bu ihtarından Rumlar ders almamıştır. Bu tokattan sonra, Makarios’un, Yorgacis’in ve Klerides’in muhtelif beyanatları olmuştur. Bu beyanatlardan anladığımıza göre, Rumlar, Türkiye’nin bu polis müdahalesini değerlendirip kendi kendilerine çeki düzen vereceklerine, bilakis bunu bir tahrik unsuru addetmişler, tehdit ve şantaj propagandasına girişerek yine Türklerin etrafında kuvvet yığınakları yapmaya devam etmişlerdir.

Bu müdahalenin Kıbrıs Türkleri üzerindeki etkisi çok müspet olmuş, "Türkiye acaba yardımımıza gelecek mi?" istifhamları şimdi zail olmuştur. Türk müdahalesinin bütün hukuki yollar denendikten sonra yapılması ve zamanın iyi seçilmesi sebebiyle hiçbir kimse aleyhte konuşamamıştır.

Erenköy’le, Rum istihkâmları arasında Birleşmiş Milletler tarafından bir tampon bölge kurulmazsa bu köydeki Türklerin durumu hiç de iyi olmayacaktır. Kıbrıs Türklerine korkunç bir iktisadi abluka uygulanmaktadır. Makarios idaresi tarafından uygulanan bu zalim ablukanın kırılması için muhakkak surette kuvvete ihtiyaç vardır.

Binlerce göçmen kardeşimiz vardır ve durumları fecidir. Bu kardeşlerimizi kışın soğuklarından koruyacak elbiselerin temini için, basın kanalı ile Türk halkına müracaat ettim. Kıbrıs binlerce Türk hayırseverler tarafından gönderilecek giyecek ve çamaşıra muhtaçtır. Türk halkının yardımlarını rica ediyorum.

Birleşmiş Milletler Barış Kuvvetinin, Kıbrıs’ta müessir bir şekilde faaliyet göstereceğine halâ inanmamaktayım. Dolayısıyla Güvenlik Konseyi’nin aldığı son kararlar konusunda ümitli değilim.

Acheson plânı, Yunanistan’a tazyikle kabul ettirilse bile, Makarios idaresinin bu plânı kabul etmesi çok şüphelidir

Bence Makarios’a bunu sulh yolu ila masa başında kabul ettirecek kuvvet yoktur. Eğer Makarios’un memleketi bir uçuruma sürüklediği bütün Rum halkı tarafından anlaşılır ve kendisine bu topluluk tarafından baskı yapılırsa belki anlaşmaya yaklaşır."

UNFICYP, Türklerin yaşadığı 142 köy ve 5 şehirde gıda ve diğer elzem maddeleri araştıran bir çalışma yapmış. Köylerin %40’ından fazlasının unu olmadığı ve %25’inin bir iki haftalık unlan bulunduğunu ve çok unu olanların da ancak bir ay dayanabilecekleri belirlenir. Buna ek olarak süt ürünleri, pirinç, tuz, mazot ve tıbbi teçhizatın çok az olduğu saptanır.

15 Ağustos 1964

Lefke’ye yiyecek götürmek için yola çıkan Türk kamyonları yine Lefkoşa Rum koşu kulübü yanında Rumlar tarafından durdurulmuş. Silahla tehdit edilen Türk şoförlere Rumların söyledikleri;

"Eğer yiyecekleri indirirseniz siz gidebilirsiniz, yiyecek götürmenize müsaade etmiyoruz."

United Press International Ajansı’nın bir muhabiri, Poli Türk kesiminde iki günlük yiyecek kaldığını bildirdi. Muhabirin haberi:

"Rumların engeli karşısında Türk tarafı açlıkla baş başa bırakılıyor, kan kusan çocukların bile hastahaneye götürülmesine izin vermiyorlar..."

Ali Önge’nin, 30 Temmuz tarihli mektubunu alıyorum. Yine atlatma bir mektup.

Ali Önge’ye yazıyorum:

Ankara

Sayın Ali Önge Londra

...Devamlı surette yazdığınız mektuplarla bizi biraz daha oyalamağa, biraz daha kandırmağa çalışıyor ve üstelik bin bir dedikodu ile tehdit ile etrafa çamur atmaya çalışıyorsunuz.

Size söyleyebilecek bir şeyim kalmamıştır. Tavsiyem heba ettiğiniz meblağı bir an evvel bulup Cemiyete yatırınız. Alnınızda bu hikâyenin lekesi kaldığı müddetçe Türk Cemaati içinde hiçbir yeriniz olamaz. Tehdit ile, dedikodu ile bir müddet için bir kısım insanları kandırabilirsiniz. Neticede herkes sizi anlayacak ve lânetleyecektir. Yaptığınız hatayı inkâr ve tevil yoluna gittiğiniz müddetçe daha da batmakla içinden çıkamayacağınız bir duruma girmektesiniz.

Bu mektubumun kopyasını Hâriciyeye ve Londra’daki sefarete de gönderiyorum. İcap ederse bende oraya gelir bu işi karşılıklı konuşarak hallederiz, senin Ankara’ya geleceğin yok. Zaten ya parayı ya da eşyaları getirmedikçe buraya gelmende bir fayda görmüyorum.

Saygılarımla,

Rauf Raif Denktaş

16 Ağustos 1964

İktisadi abluka her geçen gün daha da genişleyerek devam ediyor. Türk bölgelerine gıda maddelerinin yanı sıra girmesi yasaklanan malzemeler;

Çelik ve çelik ürünleri, kereste çivisi, demir ve demirden eşyalar, kamuflaj ağı, kablo, tel kesiciler mayın arayıcıları, patlayıcılar, telsizler, radyolar, telefonlar, saçma, TNT, dinamitler, kükürt, detantörler, amonyum nitrat, çelik yün, akaryakıt, oto lastiği, akü ve bataryalar, dikenli tel, ölçüm aletleri, yangın söndürücüler, torba çeşitleri, çizme çivisi, deri, çizme bağı, lastik ökçe, haki kumaş, eldiven, deri ceket, çorap, palto ve yağmurluk, yünlü maddeler, ithal kömür, termos, plastik boru, taş, kum, çakıl, çimento, tel.
Rus gemileri silâh yüklü olarak Boğaz’dan geçip Akdeniz’e açıldı.

Moskova’da Lyssaridis ve arkadaşları Ruslarla ikili bir askerî anlaşma yapmak peşinde.

Türk donanması ve hava gücü manevralarda.

Yunanistan NATO’daki kuvvetlerini geri çekmiş.

İzmir’deki Yunan subayları Selanik’e döndü.

Kıbrıs’ta açlık ablukası devam ediyor.

Rumlar, Baf’ın Türk kesimine yiyecek girmesine mani oldular.

Grivas, dün yaptığı bir Radyo konuşmasında benim, Ömer Sami ile birlikte 3 Ağustos’ta Erenköy’e gittiğimden bahsetmiş.

İşler süratle son düğüm noktasına gelmekte. Açlık devam ettirilirse Cemaatin çökmesi mukadderdir.

Buna Türkiye razı olacak mı?

Erenköy’deki fedakârlığı gördükten sonra durumu daha iyi kıymetlendirebiliyorum. Erenköy’deki fedakârlık Baf’ta, Leymosun’da, Poli’de, Lefkoşa’da ve yüzlerce köyde 8 aydır tekrarlanıp durdu. 8 aydır Kıbrıs Türkü Türkiye’nin müdahalesini bekledi. Daha ne kadar bekleyebileceği Rumların kullanacağı şiddete ve ablukaya bağlı. Dava Türkiye’nin davasıdır artık. Biz kaleyi bekledik, bekliyoruz. Kurtuluş Türkiye’nin elinde. 4 asırlık vatan parçası Kıbrıs, seni kurtarmak için şu Anavatanı belâya sokmasak. Allah artık.

Ekrem Yeşilada’nın Kıbrıs’a dönmesi isteniyor. Rum Hariciyecisinin kararı... Gidemez tabii... o da tardedilecek...

Kıbrıs’a giden Kurye çantalarını Rumlar tuttu. İçinde ne olduğunu göreceğiz diyorlar. Mehmet Ertuğruloğlu’nun tartlığının ve yerine Ahmet Zaim’in atanmasının Ankara’ca kabulü kurye çantasının girip çıkması içindi güya. Papaz papazlığını yine yaptı.

Rusya, Kıbrıs işine parmak daldırmak üzere. 2 günlük haklı bir davayı 8 ay uzatmanın cezasını mı çekeceğiz? Allah kerim. Gün doğmadan neler doğar.

Hazım’dan mektup var. Moral düşük. "Rumlar hücum ederlerse ne kadar dayanacağız, neyi bekliyorlar? 8 aydır ne cephane, ne mermi göndermediler" diye yakınıyor. "Gel ne olacaksa olsun. Bu son safhada bizimle ol" diyor. Sanki gidebilecek durumdaymışım da gitmiyormuşum gibi bu sözlere içim yanıyor. Sekiz aydır "son safha" diye bekledik. Halâ daha bekliyoruz... Daha ne kadar?

20 Ağustos 1964


Makarios, 4 Ağustos günü Erenköy’den Lefkoşa’ya geldiğimi söylüyor.

MAHİ Gazetesinin haberi:

"Başpiskopos Makarios, Baş tedhişçi Denktaş’ın 1 Ağustos günü Mansur’a geldiğini ve 4 Ağustos günü de Lefkoşa’ya getirilerek tedhişçilerin başkanı ve Türk Alayı kumandalarıyla temasa geçirildiğini ve ayni gün yeniden Mansur’a götürüldüğünü doğrulamıştır. Cumhuriyetin görevli makamları Denktaş’ı kimlerin naklettiğini öğrenmek için araştırmalara devam etmektedir."

Erenköy’e, Lefkoşa’ya gelebilmek için çıkmıştım.

Ama nasip olmadı... Rumlar’ın istihbaratına göre meğer ben Lefkoşa’ya gidip dönmüşüm...

Lefkoşa’ya gelebilseydim, kimse beni söküp atamazdı.

Ama bir gün mutlaka...

Mutlaka döneceğim.

Acheson ikinci ABD önerisini sundu. II Acheson Planına göre Komikebir’in iki mil batısından geçen bir Kuzey Güney çizgisinin Doğusu, yaklaşık 200 mil kare alan, Türkiye’ye 50 yıl için kiraya verilecek. Ayrıca Lefkoşa’da Türk işlerini takip eden yüksek rütbeli bir memur bulunacak. Ada’da önce ENOSİS gerçekleşecek, sonra Türk hakları ABD’nin garantisi altına verilecek. Türkiye’ye kiralanacak bölgenin batı sınırını is NATO Başkomutanı Orgeneral Lemnitzer çizecek.

Acheson ayrıca, "Türkiye’nin bunu reddedebileceğini fakat bu taktirde Kıbrıs’ın Komünist blokunda yer alacağını, Türkiye isterse çıkarma yapıp şansını denebileceğini" söylemiş...

Birinci Acheson Planında Türkiye’ye Karpaz’da "egemen üs" verilmesi önerilmişti. Türk heyeti (Nihat Erim- Gen. Turgut Sunalp) "Kıbrıs Türkler’ini sığacak kadar bir alan olursa düşünülebilir" demiş. Makarios ve Yunanistan bu öneriyi derhal reddetmişti.

Kaynakça
Kitap: Rauf Denktaş'ın Hatıraları(1964-1974), 1. Cilt(1964)
Yazar: Rauf R. Denktaş
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Rauf R. Denktaş'ın 1964 Yılındaki Hatıraları

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir