Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Denktaş'ın Hatıraları - 1-10 Ağustos 1964

Burada Rauf R. Denktaş'ın 1964 Yılındaki Hatıraları hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Denktaş'ın Hatıraları - 1-10 Ağustos 1964

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Tem 2012, 13:31

1 Ağustos 1964

Burası Türklerin kalesi. Yegâne nefes borusu. Lefke’ye kadar toprağı fethetmek isteyenlerin yeri. Eski Komutan Yarbay’ın merkeze yazdığı ve Rumların eline geçen mektubunda hep bunlar vardır.

Erenköy’e iner inmez ilk istihbaratı alıyoruz:

"Rumlar dört bir tarafta yığınak yapmışlardır. 2-3 güne kadar genel bir hücuma geçeceklerdir."

Yeni komutan Rıza Vuruşkan vakit kaybetmeden vazife başı ediyor. Bu bölgedeki kuvvetler nelerdir? Teşkilat nedir? Nasıl mevzilenmiştir?

Küçük bir köy odasındayız. 2 yataklı bu odada Komutan yatıyor ve aynı zamanda karargâh olarak da kullanıyormuş.

Karargâh mensupları?

Yok...

Anlaşılan her şeyin sıfırından başlayacağız.

Köylüler, mücahitler geliyor. "Unutulmuşuz zannetmiştik... Siz geldiniz, moralimiz yükseldi. Anavatan sağ olsun" diyorlar. Benim gelişimle yeni yeni olayların ceryan edeceğine inanıyorlar.

... Bu arada Mansura’da öğrenciler isyan halindedir. Vuruşkan beni öğrencilere konuşup onları toparlamam için Mansura’ya gönderiyor ve gidiyorum. Çocuklar gerçekten perişan haldedirler...

Onlarla konuşuyorum, durumu anlatıyorum... Gerçekten anlayış gösteriyorlar ve durumu düzeltiyoruz.

Rum mevzilerinden Türk mevzilerine ateş başladı. Saatlerce devam eden çatışmada ölen olmadı.
Ada’da tansiyon iyice yükselmiştir. Makarios’un, istediği de budur. Megafonlardan "Bekledim de gelmedin" şarkıları devam ederken, Lefkoşa’daki mevzilerden Rum palikaryaları "Tüm erkekleri kesmek ve Türk kızlarının ırzına geçmek gününün geldiğini" haykırıyorlar, bu haykırışlar atışlarla takviye ediliyor.

Girne dağlarında Türk bölgeleri ateş yağmuruna tutulmuş, Yılmaz Ahmet şehit olmuştur. Ortaköy-Gönyeli bölgesinde bulunan Türk Alayı’na Dikomo köyü ve Kornaro otelinden ateş açılır.

Rum’ların bu davranışları, mevzilerimizin takviye edilmesini gerektiriyor. "Türkler mevzilerini takviye edemezler" diye Rumlar yeniden harekete geçiyorlar.

Temiz bir köy adasında deliksiz bir uyku. Mevzilerden tek tük silah sesleri geliyor.

2 Ağustos 1964

Sabahleyin erken kalktım.

Köylülerle, mücahitlerle konuşuyorum. Konu hep ayni:

"Türkiye yardımımıza gelecek mi? Mahvolduk.

Sonumuz ne olacak? Daha ne kadar dayanacağız, ne kadar zaman dayanabileceğiz?"

Mücahitlere bakıyorum. Üniversite gençliği en müşkül şartlar altında çarpışıyor. Hepsi de yorgun. Hepsi de ümitli. Köy Mücahitleri de ayni durumda.

Rum kuvvetleri denize açık olan yegâne bölgemizi ele geçirmek için uzun bir süreden beri hazırlık yapmaktadırlar. Rum kuvvetleri, Yunanistan’dan gelen kuvvetler, ağır top, zırhlı araç ve tanklarla takviye edilmiştir. Büyük bir ihtimalle, köyü ve mevzileri denizden de bombardımana tutacaklardır.
Larnaka limanına demirleyen Lukia isimli Yunan gemisi ile yeniden külliyetli miktarda askeri malzeme ve asker getirilmiştir.

Erenköy etrafındaki hazırlık gözle görülür şekilde devam ederken, Birleşmiş Milletler Makarios’u ikaz ediyor "bunu yapamazsınız" diyor! Makarios da Birleşmiş Milletler yetkililerine ve hatta Genel Sekretere "bu yığınak asla Kıbrıs’tı Türkler için değildir. Türkiye çıkarma yapabilir, ona karşı hazırlıktır" diyor ve Türk çıkarması olmazsa bu kuvvetin harekete geçmeyeceği yönünde garanti veriyor. Yığmaktan endişe duyan Türkiye’yi böylelikle, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri "Makarios’tan garanti aldım, merak edecek bir şey yok" diye teskin ediyor.!...

16 Haziran’dan beri bölge de fasılalarla ateş devam etmektedir. Bölgedeki Birleşmiş Milletler kuvvetleri takviye edilmiştir. Rumların hazırlıkları görüldükçe Türk mücahitler kendi mevzilerini güçlendirmeye çalışıyorlar. Kurt, kuzuyu yemek kararı almıştır. Bu kez de Rumlar "ya mevzileri kaldırınız, ya da saldırırız" demeğe başladılar. Birleşmiş Milletler arada gidip geliyor.

Esas mesele Erenköy’ün denize açılan bir takviye merkezi olmaktan çıkarılması ve bu bölgede Rum hâkimiyetinin kurulmasıdır.

Erenköy bölgesi, Erenköy, Mansur, Alevkaya, Süleymaniye ve Aytotoro yöresini kapsamaktadır. Rumlar, Piyenya - Mosfileri, Aşağı Pirgo, Pahiammos köyleri yörelerindedirler.

Birleşmiş Milletler araya serpiştirilmiş durumda gözcülük yapıyor...
Bugünden itibaren tarih ve gün bahis konusu değil artık. Gün doğuyor; mevzilerden ateş başlıyor. Gün batıyor, ateş azalıyor. Yorgun Mücahitler köy kahvesine doluyor, yerlere oturup kendi aralarında konuşuyorlar, şakalaşıyorlar.

Alevkaya’ya gittim. Gençler aslan.

Battaniyeleri yok; 80 kişiye 10 yatak.

Kış geliyor.

Ne olacak?

Bu iş kışa kalmaz inşallah.

Köylüler ümitli haber istiyor. En iyimser bir şekilde konuşuyorum. Dayanmamız lâzım.

Dayanacağız.

"Buraya düşman gelemez" diyorlar. Köyü çevreleyen sarp dağları gösteriyorlar. İçimden "acaba" diye bir şüphe var. İnşallah dedikleri olur.

Yeni komutan ile konuşuyorum. Mevzileri dolaşmış. Mevzi diye esaslı bir şey yok. Gençlerin başında tecrübeli idareciler yok. "Düşman neye gelmiyor" diye soruyor. Gelse, çok zor bir durumda kalacağız. 20 millik bir sınırı bu kadar küçük bir kuvvetle müdafaa etmek çok güç. Daha kısa bir sınıra çekilmeli, bu sınırı ölesiye müdafaaya hazırlanmak lâzım. Yeni komutanın dileği şu:

"Allah’tan 10-15 günlük bir müddet istiyorum. Bize, hazırlanabilmem 'ız için bu zaman lâzım."

Ağır silahlarla ve zırhlı arabalarla takviye edilmiş 800 Rum Milli Muhafız askeri Piyenya ve Aşağı Pirgo’ya geldi.

BM’lerin söyledikleri doğru ise 4000 kadar asker var çevremizde. Hazırlanabilmemiz için 10-15 günlük müddeti Allah bize verecek mi?

Mevzilerden tek tük silah sesleri geliyor...

Yemek listesi: Duru suda bakla veya kuru fasulye... Hergün bu böyle!...

Girne dağlarından Türk köylerine ateş yağmuru devam ediyor. Makarios’un Mısır’dan getirttiği helikopterler, Türk bölgeleri üzerinde uçuyor.

4 Ağustos 1964

Makarios, en son olarak yeniden Birleşmiş Milletlere kesin teminat vermiş, Erenköy bölgesindeki Türk’lere saldırmayacaklarını teyit etmiş...

Bir ülkenin "Cumhurbaşkanı" yalan söyleyecek değil ya!...

Erenköy bölgesinin etrafında mükemmel şekilde donatılmış 4500 Rum ve Yunan askeri vardır. Top mevzileri ve yeni yollar inşa ediyorlar.

Bölgeye saldırmak hazırlığı içinde oldukları görülüyor.

İsveçlilerden aldığımız habere göre Rumlar yığınaklarını tamamlamak üzeredir. Hücum mukadderdir.

İsveçliler, Rum ve Türk mevzileri arasında tutmakta oldukları mevzilerden birden bire çekiliyorlar. Sebep olarak da Türk donanmasının AJcdeniz’e açıldığını ve adaya çıkarma yapacağını ileri sürüyorlar. Rumlar, İsveçlilerden boşanan mevzilere yerleştiler. Böylelikle Rumlar Türk mevzilerine hakim mevzilere yerleşerek Alevkayası, Mansura gibi köyleri Rum tehdidi altına aldılar.

İsveçlilerin mevzilerini tahliyesi ve bunların Rumlar tarafından işgali ile mevzilerden gelen ateş kuvvetlendi. Durumu protesto ediyoruz. Dinleyen yok.

Denizden gelen Rum hücumbotlar, sahilde bulunan Türk balıkçı teknelerine ateş açtılar. Köyün karşısında demirleyerek sinir harbine başladılar.

Gaziveren’de ise bahçesinde çalışmakta olan Sonuç Salih isimli soydaşımız Rumlar tarafından vurularak yaralandı.

5 Ağustos 1964


Beklenen saldırılar başlıyor...

Rumlar, Piyenya ve Pirgo bölgesinden havan toplan, sahra topları ve otomatik silahlarla, Mansura ve Bozdağ bölgelerine saldırılar.

Kısa bir çarpışma olur.

1 Ağustos’tan bugüne kadar devam eden bu tedirginlik, saldırılar ve karşılıklı ateş neticesinde 3 Rum yaralanmış, 1 Rum da ölmüştür.

Ateş kes yeniden uygulanır.

Lefkoşa’nın Türk bölgeleri ise ateş yağmuru altındadır.

Bayraktar Ortaokulu’na havan topu atılmıştır.

Baf’ta Türklerin içme suyu kesilmiştir.

6 Ağustos 1964

Rumlar her şeyleri ile Ay Yorgo istikametinden saldırıya geçerler.

Selçuklu’ya piyade taarruzu başlamıştır.

Selçuklu köyü etrafındaki mevzilerden Mücahitlerimiz çekilmek zorunda kalırlar.

Mücahitlerimizin boşalttığı mevzilere yerleşen Rumlar Selçuklu ve Alevkaya köylerini yoğun bir ateş yağmuruna tutarlar.

Saat 18.45’de Grivas Atina’dan Lefkoşa’ya gelmiştir. Rum Silahlı Kuvvetler Genel Kurmay Karargâhı’nda düzenlenen toplantıya katılır. R.M.M.O Komutan Muavini General Prokos’un Erenköy bölgesindeki Türk savunması ile ilgili izahatını dinledikten sonra Rum kuvvetlerinin üstünlüğüne kanaat getirir. LUROVUNO tepesinin ele geçirilmesi için saldırıya karar verir.

Bu hareket için Makarios’a telefon ederek, onayını ister. Makarios tarafından toplanan Rum Bakanlar Kurulu Grivas’ın kararını oybirliğiyle tasvip eder.

7 Ağustos 1964

Dillirga bölgesi denizden ve karadan ağır top ateşine tutulur.

Mansura, Pahiammo, Alevkaya ve Mosfili bölgelerine karşı Rumların top yekûn saldırısı sürmektedir. Aytotoro, Piyenya’da açılan ağır bir ateş yağmuru altındadır.

Öğleden sonra saat 3.30’da Mansura’da elimizde bulunan Mali tepesi düşer.

Birleşmiş Milletler Kuvvetleri Komutanı Thimayya ateşkes için Makarios’la görüşmektedir. Fakat Makarios, Türkleri yok etmek için saldırılarını sürdürme kararındadır.

Birleşmiş Milletler, Rum saldırılarını protesto eder, ama saldırılar daha da yoğunlaşır. Mansura*ve Erenköy, denizden 40 mm’lik toplarla bombardıman edilir.

Makarios ve diğer askeri liderler, Grivas ve Yorgacis hayatlarından memnundurlar. 8 Ağustos günü netice alınmalıdır!.. Zafer Etenlerindir!!!.

Ada sathından yüzlerce otobüs dolusu Rum "Türk’lerin denize dökülüşünü” seyretmek üzere bölgeye doğru yola çıkmışlardır. MA- Hİ gazetesi "Küçük-Asya yenilgisinin intikamı alınacaktır" der!..

Ve bütün gece ateş devam eder.

8 Ağustos 1964

Alevkaya, Mansur, Bozdağ ve Selçuklu düştü.

Mücahitler geri çekiliyor...

Kadın ve çocukları Birleşmiş Milletler kendi kamplarına tahliye ^ etmek ister. Kadınların cevabı "Biz erkeklerimizle kalacağız."

Büyük bir konvoy halinde zırhlı araçlar, 6 tane 25’lik top Pomo’ya girdi. Toplar Erenköy’e tevcih edilerek yerleştirildi. 2000 asker de bölgeyi sardı. İki namlulu 20mm’lik Oerlikon ve çeşitli havan toplan vardır. Yedekte Baf ormanında 20 tane 25’lik top ve 10 tane 20’lik Oerlikon ile yedek kuvvetler yerleştirilmiştir.

Bizim kuvvetimiz ise hafif silahlara sahip 500 Mücahit, az sayıda havan topu ve bazukadır.

Rumlar çemberi Erenköy’e doğru daraltmaktadırlar. Yegâne direniş noktası Erenköy’dür artık ve Erenköy 25’lik toplarla feci şekilde dövülmektedir. Kadın, çocuk varmış, Rum’u bu pek ilgilendirmiyor.

Saldırılar devam ederken Birleşmiş Milletler ateşkes anlaşması yapmak için çaba harcıyor. Fakat Türkiye’nin müdahale edemeyeceğine inanan Rum liderliği buna yanaşmıyor. Birleşmiş Milletlerin kamplarına da havan mermileri düşüyor. Saldırılan durduramayacaklarını anlayan Birleşmiş Milletlerin bölgeden çekilmesini sağlayacak kadar kısa bir ateşkes anlaşması bite Rumlar tarafından reddedilir;

"Türkler tümüyle ve amansız şekilde yok edilmelidirler.."

Alevkaya, Mansura, Bozdağ ve Selçuklu’nun neden ve nasıl düştüğü bilinmiyor. Fakat çöküntü çok süratli oldu. İsveç askerleri günlerce gelip gitmişti; "Rumların hücumunu önleyemezsiniz, çok büyük kuvvetlerle geliyorlar" gibi sinir harbi yapmış olmalarının da tesiri olsa gerek. Fakat çözülmenin en önemli amilleri:

Mücahitlerin yorgunluğu: Dört gün dört gece aç susuz çarpıştılar.

Mevzilerin kıyafetsizliği.

Yetişmiş askeri lider eksikliği.

8 ay beklemenin yarattığı moral çöküntü ve ümitsizlik.

Sonradan öğreniyorum. Komutan, gençleri ezdirmemek için tahliye emri vermiş. Son direniş noktasında toplanalım istemiş!

Alevkaya muhacirleri Erenköy’e gelmişler. Mağaralarda yaşıyorlar. Erenköy’ü de boşalttık, halk mağaralara sığındı. Rumların havan ve ağır toplan, denizden gelen hücumları ölüm kusuyor.

Mevzilerden çözülme haberleri geliyor. Geri gelenleri süratle mevzilere gönderiyoruz. Köy mücahitleri ile üniversiteliler arasında mevcut olan bir ihtilaf var. Gidermeğe çalışıyoruz.

Erenköy, bir tabak gibi, Rum mevzilerinin altında mahkûm bir arazi halinde.

Öyle bir an geldi ki mukavemete devam ümidi yok oldu. Birleşmiş Milletler bize gelerek ne yapacağımızı sordu; "Rum ve Yunan zırhlı birlikleri süratle ilerlemektedirler, teslim olmaktan başka çare yok" dediler.

Komutan Rıza Vuruşkan’la istişare ettikten sonra kararımızı veriyoruz:

"Sonuna kadar çarpışmak, teslim olmamak ve intihar etmek..."

"O halde müsaade ediniz kadınlar ve çocukları alıp gidelim" dediler. "Onlara sorunuz gitmek isterlerse alınız" dedik. Birleşmiş Milletler askerleri kadınlara yaklaşarak tekliflerini yaptılar. Kadınlar hep bir ağızdan; "Biz erkeklerimizden ayrılmayız, öleceksek birlikte ölürüz" cevabını verdiler. Birleşmiş Milletler askerleri bu kahraman insanları selamlayarak "Good luck" (bahtınız açık olsun) diyerek zırhlı araçlarına binerek uzaklaştılar.

Etrafta Mücahitler hayaletler gibi dolaşmakta. Silahlarını kaldıramayacak kadar yorgun olanlar var. Durumu Ankara’ya bildiriyoruz. Yarına zor dayanırız. Gelmezlerse Erenköy çökecektir.

Bazı gençler ağlıyor. Korkudan değil. Anavatan’ın bu kadar lâkayıt kalışına ağlıyorlar. "8 aydır bu yerleri müdafaa ettik, Türkiye gelecek, geldiğinde çıkacağı, yaslanacağı bir yer bulsun diye, meğer boşunaymış" diyorlar.

Bir Türk anası; "9 çocuğum var. 5’i kız. Rumlara bırakmam onları, denize götürüp boğacağım" diyor. Hıçkırıyor. Bağırıp çağırması morali büsbütün bozacak. Kadını kollarından tutup sarsıyorum.

"Teyze, teyze, sıra senin çocuklarına gelmeden evvel biz varız. Mücadele henüz bitmedi. Bu işin daha bir yarını var... yarma Allah kerim.

Telsiz başında kan ter içinde telsizci çalışıyor, dinliyor. Cevap yok. Bunu etrafa duyurmamak için gayret sarf ediyoruz. Bir mesaj daha; bir tane de ben gönderiyorum.

"Saldırı bütün şiddeti ile devam etmektedir. Rumlar kesin sonuç almak kararındadırlar. Yarın sabaha kadar direnebiliriz. Yardımımıza gelemezseniz, bunu engelleyen büyük milli bir neden olduğuna inanarak öleceğiz. Vatan sağ olsun."

Birdenbire telsizci canlanıyor. Gözlerinde bir pırıltı var. Yazıyor ve okuyor:

"Hava Kuvvetleri hareket emrini aldı, kesif uçuşuna geliyor. "

Telefona sarılıyoruz. Mevzilere müjdeyi veriyoruz.

Müjde.

Ne büyük müjde.

Yorgun değiliz artık. Yalnız ve unutulmuş da değiliz.

Uçakları bekliyoruz.

Uzaktan bir şeyler görülüyor. Uçaklar diye fırlıyoruz. Gelenler uçak değil turnalar. Ebabülbül ordusu yerine Turna ordusu geliyor diye şakalaşıyoruz da.

Ömer Sami Coşar üzüntü komasından çıkmış gibi. Fotoğraf çekiyor... "Bu iş oldu artık" diyor.

Gözlerimiz Anadolu’ya yönelmiş...

Saat 17’de uçaklar geliyor. Dağlar inliyor. Sevinçten ağlayanlar, birbirlerine sarılanlar, havaya ateş edenler var... Kurtuluş bayramı... Türk kartallarının gölgesinde yeni bir hayata kavuşan binlerce insan Tanrısına şükrediyor.

Uçaklar bizi selâmlayıp uzaklaşıyor.

Rumlar kati neticeyi alacaklar.

Ateş şiddetleniyor...

Türk uçaklarının hücumları altında yaşanan bozgunu acı içinde seyreden Grivas gece saat 20:00 de Lefkoşa’ya dönerek Makarios başkanlığında toplanan Rum Bakanlar Kurulu toplantısına katılır. Bu toplantıda Türk müdahalesi ve Erenköy saldırılarında meydana gelen başarısızlığın sebepleri tartışılır.

Rum Bakanlar Kurulu Türkiye’nin müdahalesine mani olmak için B.M. Güvenlik Konseyi’ne başvurulması ve Erenköy kıyı şeridinin ele geçirilmesi hususlarında oy birliğiyle karar alır.

Yeni bir saldırı başlayacaktır.

Sabahleyin Rum’ların hücumu yine şiddetleniyor. Epeyi bekledikten sonra Türk uçakları yine geliyor.

Sevinç içindeyiz. Gelen uçakların 64 olduğunu bilsek?...

Halâ, son Türk direniş noktasına akın akın gelen Rum kuvvetleri Pomos, Pahiammos, Limni, Poli, Piyenya, Alevkayası, Süleymaniye, Mansur ve Erenköy dolaylarında devamlı surette takip edilerek ateş altında bırakıldılar.

Gençler, Rumlara geçen mevzileri almayı düşünüyorlar. Tehlikeli. Hepsi o kadar yorgun ve bitkin ki. Yeni Komutan "Boşu boşuna can kaybı istemiyorum" diyor. Haklı.

Türk uçakları ayrıldıktan bir süre sonra göklerde yine uçaklar beliriyor. Herkes açığa çıkmış tezahürat yapıyor. "Saklanın" diye bağırıyorum” dinleyen yok. Yunan uçakları saldırıyor ve halkı mitralyöz ateşine tutuyor. 3 şehit 8 yaralı veriyoruz. Şehitlerden bir tanesi benim yanımda, yaralılardan biri benim ayaklarımın dibinde... ölümün nasıl geldiğini, insanları nasıl biçtiğini yakından görüyoruz.

İsveçliler yine meydanda. Yaralıları alıyorlar. Köy kadınları köyü yine terk etmiyor. Herkes "Türkiye bu işe bu şekilde girdikten sonra canımız helâl olsun " diyor.

Ankara’dan haber; "Personel ve malzeme geliyor." Daha önce sabahlara kadar iki gece beklemiştik.

Seviniyoruz. Haberi yayıyoruz.

Nihayet geldiler, gidip bakıyoruz. Gelenler dört gün eğitim görmüş olan 40 üniversiteli genç. Tepemiz atıyor. Bu mahkûm bölgeye bu çocukları göndermeğe kimin hakkı vardır? Durumun vahametini demek anlamamışlar.

Bizimle birlikte olan Ömer Sami Coşar elindeki silahı yere vurup, lanetler yağdırarak dağlara çıkıyor.
Rıza Vuruşkan yanıma gelip; "Ankara bu işten hiçbir şey anlamış değildir. Ya Sen, ya Ömer Coşar, gidip anlatmalısınız" der. Ve çıkıyoruz Ömer Sami Coşar’ı aramaya. Ama yok... Onu bulamıyoruz. Adam kızgınlıkla dağların yolunu tutup gitmiş.

Üniversiteli gençleri ve malzemeleri getiren gemi hareket etmek üzeredir. Rıza Vuruşkan, "Denktaş bey, sen gideceksin" der. Bunun üzerine silahımı Vuruşkan’a teslim ettim.

Ankara’ya gidip tekmil vermek için Erenköy’den ayrılıyorum...

10 Ağustos 1964

Ankara’ya doğru yolculuğum devam ediyor.

Aklım, yüreğim Erenköy’de kaldı...

Bizimkiler şimdi ne yapıyor?

Ateşkes anlaşması imzalanmış...

DAILY SKETCH gazetesinde Fergus CASHIN imzası ile yayımlanan yazı;

MAKARIOS... I HATE HIM AS I HAVE NEVER HATED BEFORE.

I DETEST this bloody hearted, hairy monk, this snowy-handed dilettante, this so-called man of God, this turbulent, arrogant, ambitious, megalomaniac who has given to himself, without a glance at the Almighty, the supreme power over life and death.

I HATE ARCHBISHOP MAKARIOS.


Every time a blind Turkish bomb tears innocent Cypriot children from their mothers’ arms... I hate Archbishop Makarios.

Every time a hail of deliberate Greek bullets kill Cypriot women and children... I hate Archbishop Makarios.

And I have hated this unholy, bloodstained man ever since he gave his blessing to that bandy little bandit Grivas to shoot down in cold blood our own men and children.

And now this arch hypocrite is giving his blessing to his young savage dogs of war by calling the Turks "Barbarians and crimianals."

Deliberately he incites racial hatred and promotes religious war with sanctimonious proclamations that "the Cypriot people are determined to fight to the death for their liberty and the integrity of their country."

And he sits back in his comfy marbled palace, well pleased, when Nicosia’s Greek daily Eleutheria screams:

"IF THERE IS TO BE A WORLD WAR OVER CYPRUS, LET IT BE SOON."

Banish him

A long time ago I read William Blake with no understanding when he wrote:

"They said this mystery shall never cease, "The priest promotes war and the soldier peace."

The priest who calls himself Archbishop Makarios makes sense of this statement. And we can only pray that the professional soldiers of the United Nations can restore peace, and perhaps banish this unholy priest to some unholy monastery.

My hate for him is not a hate for the people of Cyprus, whether they wear a cross or a crescent.

My hate is not even political.

My hate stems from an inability to understand such a monstrous man - a man who can reconcile his position as a pious Christian with that of a latter day Rasputhin.

The abyss

For nine years, longer than both world wars, he has been respondible for every drop of blood that has been shed on this wretched island.

He has been responsible for the corruption of youth, the uncontrolled violence of the EOKA thugs and the murder of the innocents.

He is responsible for what is happening in Cyprus this very minute.

He could, God forbid, be responsible for plunging us all into the abyss of dreadful world war.

Here he sits in his immaculate laundry, posing as a man of God... a chain-smoking Prince of the Church in a bright, new American Cadillac with the gentle manners of one who has experienced no discomfort.

They say that through the long years of political struggle he has never missed theological study and mediation for a day.

But how does he pray and to whom does he pray?

For power

Surely not gentle Jesus, meek and mild. Surely not to the Son of God who turned the other cheeck and sacrificed himself upon the cross!

Makarios shows only cheek and sacrifices others for his own power and glory.

The church militant has become the church military.

We are back in the Middle Ages.

Thanks to this bloody-hearted, hairy monk, men have become animals as they burn and loot and bomb and murder and rape under the banners of patriotism.

I hate as I have never hated before, this terrible, soul -blackened priest.

I hate him as I hate the devil.

He lied

When he accidentally on purpose achieved independence for this island, he promised a wise and tolerant Government which would protect the rights of the tiny minority.

He abandoned the cry of "Enosis" (union with Greece) and settled for President of Cyprus.

He was the father figure telling his people they could look forward to a peaceful and prosperous future.

But he lied, for he knew he was reaping the wild wind of his violent harvest.

In his sinful proud arrogance he sneers at NATO and the plans for two semi-autonomous Turkish enclaves on the island.

This butcher

Shipments of arms are pouring into Cyprus Turkish bombers fly overhead. Men, women and children are dying and the unholy priest is happy.

He is now able to give the final order to his self-anointed thugs with eyes raised to his own particular heaven.

"Go into the Turkish villages and kill the unbelievers."

Cyprus blazes with the flames of hell. The world is fearful.

I HATE WITH ALL MY BLOOD ARCHBISHOP MAKARIOS.

I HATE WITH ALL MY HEART THIS HATEFUL APOSTLE OF WAR.

I HATE WITH ALL MY SOUL THIS MANICURED BUTCHER WHO DARES WEAR THE ORNAMENTS OF GOD.

Oh God, how I hate this mangy priest.

Kaynakça
Kitap: Rauf Denktaş'ın Hatıraları(1964-1974), 1. Cilt(1964)
Yazar: Rauf R. Denktaş
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Rauf R. Denktaş'ın 1964 Yılındaki Hatıraları

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron