Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Denktaş'ın Hatıraları - 21-30 Temmuz 1964

Burada Rauf R. Denktaş'ın 1964 Yılındaki Hatıraları hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Denktaş'ın Hatıraları - 21-30 Temmuz 1964

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Tem 2012, 13:28

21 Temmuz 1964

İnönü’nün, Rumlar’ın adaya asker ve silah çıkarma olayı ile verdiği beyanat radyoda ve gazetelerde. Sonuna kadar barış yolu ile bir hal çaresi bulmağa çalışacağız. İnşallah.

Ramadan Cemil İstanbul’dan telefon etti. Gel konuşalım dedim. Çarşamba’ya Kıbrıs’a dönecekmiş.

Kıbrıs’tan profesörden mektup var. Adaya dönmem ve dönmemem hakkında leyhte aleyhte konuşanlardan bahsediyor.

Times Gazetesine, Ali Önge’ye ve Gazioğlu’na mektup gönderdim. Zaman sanki bir tarafa takılmış, yürümüyor. Kıbrıs’taki ve Kıbrıs hakkındaki durgunluk insanın asabım bozuyor. Arkasından-birdenbire büyük bir hadise patlak verecekmiş gibi bir hal var.

Hazım Remzi’den mektup. Feryat ediyor. Türkiye bizi kaderimize mi terketti? Hani ya 24 saatte yardımımıza gelirlerdi, niye gelmiyorlar? diyor. Çarşı çökmüş... Memurlara verilecek para yok. Moral bozuk... v.s. diyor. Verilecek cevap malum: Beklememiz, sabretmemiz, dayanmamız lazım. Başka ne denilebilir?

Yunanlılar adaya 7000 kişi çıkarttı: top, silah yığdı; uçak verdi. Birleşmiş Milletler ne yaptı? Ancak protesto etti. Yunanlılar anlaşmalara aykırı hareket etmenin verdiği utanç içinde olsalar bile Kıbrıs’ı kazanıyorlar; Türkiye ise kanun dışına çıkmayan uslu millet diye övülüyor ama Kıbrıs’ı kaybediyor. Ne olur biraz da biz kanun ve anlaşmalar dışına çıksaydık da şu Kıbrıs’ı bir kazansaydık?

Ankara, 23 Temmuz 1964

Bay Ali Önge, Londra,

Bonn’dan gönderdiğiniz 2 Mayıs tarihli mektubu M. Bey kâğıtları arasında bugün buldu ve bana verdi.

Bahsettiğiniz eşyalardan gelen tek bir şey yoktur. Londra’da şubat ayında görüştüğümüzde eşyaların gönderilmiş olduğunu söylemiştiniz. Mektubunuzda Mayıs ayında siparişin nev’ini değiştirdiğinizi yazıyorsunuz. Hasılı bu mesele Arap saçına döndü. Bu işi halletmeniz için Ankara’ya gelmeniz şarttır. Dedi kodu ile, mektupla bu mühim işi halledemeyiz.

Almanya’ya kadar gelmişken Ankara’ya uğramadan ,geri Londra’ya dönmeniz pek acıdır. Tutumunuz ile bizleri duçar ettiğiniz acı büyüktür.

Selâmlar,

Rauf R. Denktaş.

Ankara, 23rd July 1964.

To The Editör, The Times, London.

Sir,

The need for increasing contact and cooperation between professional groups within the Commonwealth, Including the lawyers is obvious. Mr. Muir Hunter’s (Times, 18th July) observation that "a pressing need in the Commonvvealth countries is for assistance in the training and recruitment of judicial personnel and lavvyers" is also most welcome. But I Believe that one point has been overlooked. In Cyprus, for example, the judiciary is composed of members of the English Bar. Yet neither the training which these people received at the Inns of Court, nor the tradition of the Bar have sufficed to prevent these judges from sitting in the newly set-up Courts by Archbishop Makarios in complete contravention of the Constitution. These Greek-Cypriot "judges" s it in these unconstitutional and illegal courts and pass judgments on thejf fellow-men. Turks who have been forced to defend their lives and properties as well as their constitutional rights since December 21st and who have, by the grace of God, escaped the bullets of the so-called "security forces" of Archbishop Makarios now face the danger of being sentenced to imprisonment for life or to death by the illegal and unconstitutional Courts of Archbishop Makarios. The unconstitutionality of these Courts could only be questioned in the Constitutional Court of Cyprus, but Archbishop Makarios has abolished this Court as well.

The foundation of any State is its Constitution protected by an independent and courageous judiciary. Applying this best test one comes to the conclusion that Archbishop Makarios who has destroyed ali aspects of Constitutional Government and has waylaid the independent judiciary can no longer represent the Republic of Cyprus; that he is running a rebel Government. If the Prime Ministers of the Commonwealth look forward to healthy and viable partnership of the Commonwealth countries they should refuse to accept at their Conference every Tom, Dick and Harry who has usurped Governmental powers and overridden the Constitution of the land which they presume to represent. Otherwise, "more cooperation betvveen professional groups in the Commonwealth" or "more assistance in the training and recruitment of judicial personnel and lavvyers" nor even the recognition of a right to appeal to a final Court in London will save the peoples of the Commonwealth from oppress'ıon and tyranny, from injustice and political persecution. And, I am sure, a great number of people in Great Britain and elsewhere will agree that unless oppress'ıon, tyranny injustice and persecution are effectively and conjointly combatted by the Commonwealth Countries the significance and importance of such membership are bound to be nil,

Yours sincerely,

RaufR. Denktash Barrister-at-Law President, Turkish Communal Chamber, Cyprus.

22 Temmuz 1964

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri U Thant, Makarios’a bir protesto göndererek, B.M. Kuvvetlerinin faaliyetlerine mani olunmasına son verilmesini ister...

Barış Gücü Komutam General Thimaya, Lefkonuk bölgesinde Rumların top atışı tatbikatını protesto eder...

Protestolar Makarios için önemli değildir. Makarios, Dillirga bölgesine karşı yapılacak olan yeni saldırıları hazırlamakla meşguldür.

Hakim Zekâ bey geldi. Amcam 16/17 Temmuz’da kalp krizinden Tanrı’nın rahmetine kavuşmuş. Zavallı amcam, Kıbrıs’ın iyi veya kötü sonunu göremedi. Sessiz, ani gidişi, çekmeden, çektirmedeıfgöçü iyiliğine şaşmayan ^ir delil.
Zekâ beyin söyledikleri: Bankalarda para kalmamıştır. Cemaat Meclisi’nin parası tükenmiştir. Kooperatif Merkez Bankası’nın parası yoktur. Yiyecek stoku 3-5 günlük kalmıştır. Mazot, benzin ihtiyacının ancak 1/4’ü veriliyor. Mücahit ailelerine gıda maddesi verilemezse çok kötü olacaktır. Ürününü satamayan köylü, Rumlara baş vurmakta, onlar da "İhsan Ali’yi lider diye tanırsanız alırız" demekte, birçok defalar da geçer fiyattan düşük bir fiyata satın almaktadırlar. Kıbrıs’a dönen üniversite talebeleri arasından şehit olanlar olmuştur. Bunların aileleri çocuklarının kendilerinden izinsiz Kıbrıs’a şevkini Denktaş’tan bilmekte, şikâyet etmektedirler. Rumların tahkimatı korkunç bir dereceye varmıştır. Türkiye bir çıkartma yapmazsa ne federasyon, ne taksim olacaktır. Kıbrıs Türkü tamamen mahvolacaktır. Eğer çıkarma yapılmayacaksa Türkiye bunu şimdiden kabul ve ilan ederek mübadele ve tazminat konularını ele almalıdır. Eğer çıkarma imkânı varsa bu önümüzdeki 4-5 hafta içinde yapılmalı ve yapılacağı Kıbrıs Türkleri arasında gizlice yayılmalıdır. Daha uzun bir zaman dayanmamız imkânı kalmamıştır. Kızılay gemisi limanda bekletiliyor, yükü boşaltılmıyor. Köylü kentli bu vaziyete bakarak Türkiye’nin papaz nezdinde bu kadar çaresiz kalışına üzülüyor, ümidini kaybediyor.

Zekâ bey devam ediyor: Cenevre toplantısını Rumlar ve Yunanlılar 3-5 ay uzatabilirler, çünkü arada muhasara ve ambargo altında Kıbrıs Türkünün çökmekte olduğunun onlar da farkındadırlar. Cenevre Konferansından ümit beklemek safdillik olur. Yunanistan istese de adadaki fiili duruma mani olamaz. Grivas orada - Yunan askerleri yerleşmiş - ağır silahlar mevzilenmiş. Bunlara Yunanistan ne dur diyebilir, ne de diyecektir. Çünkü zaman akımı ile bu toplan patlatmadan Türkleri çökerteceklerdir. Adada hak, hukuk, anayasa düzeni diye bir şey kalmış değildir. Mahkemelerin durumu da malum.

Zekâ bey kendisinin ve Necati Münir’in tekaüdiyelerini isteyeceklerini duyurdu. Diğer hakimler ne olacak? 9 Temmuz’dan beri bu konu ile ilgili olarak Ankara’dan cevap beklemektedir. Osman t/

Örek’in cevabını tatminkâr bulmadılar. Onun için kendisi gönderildi. İsmet Paşa ile görüşme imkânlarını arayacaktır. Ada elden gitmiştir. "Türkiye galiba bu Kıbrıs belasından kurtulmak için bizim teslim olmamızı bekliyor" diye düşünenler vardır.

Bu düşünceleri birçok defalar ilgililere duyurduğumuzu, bu defa yazılısını da vermemizin doğru olacağını söyledim.

Amcamın ölüm haberi - Kıbrıs’taki içler acısı durum beni yıktı. Allah’ım bu işe artık elini koy ve bu kadar masum kanını papazın yanına bırakma.

Sabahleyin de Ramadan Cemil geldi. 1.5 aydır o da sağlığının peşinde koşup duruyor. Onun da anlattıkları aynı. Dayanma faslı bitti, dayatma faslı geldi diyor. Halk mahvolmuş, ekonomik çöküntü var.

Madem ki yardımımıza gelemeyeceklerdi ilk günden mücadeleyi durdurup ada sathında genel bir anlaşma neye yapılmadı? O zaman isteyen kalır, isteyen adayı terk ederdi diyor.

Acı acı saat 14’e kadar konuştuk.

Telkinim: Bu karamsar düşünceleri sağda, solda açıklamayın. Türkiye büyük bir devdir. Hareketi gecikebilir. Önemli olan niyetidir. Niyeti tamamdır. Kıbrıs’ı Yunan’a bırakmayacaktır. İstiklâl Savaşında süpürge otunun tohumunu yiyen bir millet acılara, sıkıntılara katlanamıyoruz gibi sözleri anlamaz. Hürriyet mücadelesindeyiz. Sonuna kadar savunmak zorunayız.

Zekâ beyden ve Ramadan Cemil’den aldığım bilgileri ilgililere yazıyorum:

Sayın Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, Sayın Başbakan İsmet İnönü, Sayın Gen. Cevdet Sunay, Genel Kurmay Başkanı, Sayın Gen. Memduh Tağmaç, Genel Kurmay 2’nci Başkanı,

Sayın Dr.Kemal Satır, Devlet Bakanı Sayın Feridun Cemal Erkin, Dışişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Sayın Ali İhsan Göğüş, Turizm ve Tanıtma Bakanı.

KIBRIS’TA BUGÜNKÜ DURUM

(a) Kızılay yardımının limandan alınamaması yüzünden un stoku birkaç güne kadar bitecek ve açlık baş gösterecektir.
(b) Türk Cemaatinin unu Rumlardan alması (Rumlar satsa bile) imkânsızdır çünkü Türk bankalarında ve Cemaat Meclisi’nde para kalmamıştır.
(c) Mücahit ailelerine ve Kızılay yardımı ile geçinen 55,000 kişiye önümüzdeki haftalar içinde yiyecek dağıtılamadığı takdirde durum ciddi bir tehlike arzedecektir.
(d) Makarios Türklere verilen benzin ve mazot maddelerini 1/4’e indirmiştir. Gayesi, gıda maddelerinin naklini ve askeri bir harekât için stok yapılmasını önlemektir.
(e) Kooperatif Merkez Bankasının aktif parası bitmiştir. Bu yüzden köylünün ürününü alamamakta, gelecek mevsim için köylüye zirai ihtiyaçlarını temin edecek krediyi verememektedir. Böylelikle elinde mahsulü olan Türk köylüsü Rum tüccarlara baş vurmağa mecbur olmaktadır. Rumlar Türk mahsullerini düşük fiyata satın almakla kalmıyor, Türk köylüsüne siyasi düşüncelerini değiştirmesini, Dr.İhsan Ali’yi lider olarak tanımasını telkin etmektedir.
(f) Askeri bakımdan Rumların yapmakta oldukları personel ve silah yığınağı karşısında Türklerin personel, silah ve mühimmat durumu gittikçe zayıflamaktadır. Bugünkü silah ve personel durumu ile Kıbrıs Türklerinin genel bir Rum hücumu karşısında çok az direnebileceği aşikârdır.
(g) Mücahitlerin pasif müdafaada kalması; şimdiye kadar adaya çıkan Kıbrıslı gençler arasına geniş ölçüde Anavatandan gençliğin ve askerlerin katılmamış olması; Türkiye’nin devamlı surette Makarios’un emrivakilerine karşı "protestodan başka bir şey yapamamış bulunması; çıkarma imkânlarının gün geçtikçe azalması maneviyata fena tesir yapmaktadır.

ÇARELER

1. Yiyecek maddelerinin sür’atle şevkini temin için Kızıl Haç nezdinde teşebbüslerde bulunulduğu ve Kızıl Haç’ın da Makarios’uprotesto etmiş olduğu bilinmektedir.

Bu yeterli değildir. Makarios Türklerin stok durumundan haberdar ise ve 1-2 haftalık bir sıkıntıdan sonra aç kalan Türklerin isyan edeceğini anlamışsa Kızıl Haç’ın protestosuna önem vermeyecek veya kendine has oyalama taktiklerine baş vuracaktır.

Bunun için Makarios’a kısa bir mühlet vererek Türklere yiyecek verdirmediği takdirde bütün ada sathında paraşütle Türklere yiyecek atılacağını; uçaklara müdahale edildiği takdirde müdahale edilen yerlerin bombalanacağını bildirmeli ve bütün limanlar abluka altına alınmalıdır.

2. Parasız mücadele yürütülemez. İş Bankasının halka, Cemaat Meclisi’ne ve Kooperatif Merkez Bankası’na acele olarak kredi vermesini sağlamak icap eder.

Türk parası Mansura-Koççina bölgesinde geçer akçe olarak kullanılmaktadır. Diğer bölgelere de Türk parası gönderilmesi düşünülebilir. Ancak Rumlardan alınacak maddeler için de bir miktar döviz icap edecektir.

Bu tedbirler karşısında Makarios Türklere karşı boykotu yüzde yüze çıkarabilir. Bu hal vukuunda:

Türklere harp ilan etmiş;

Düşman muamelesi yaparak hayati ihtiyaç maddelerini vermeyen;

Anayasayı tamamen çiğnemiş bulunan;

Adalet mekanizmasından yoksun;

Adayı Yunanistan’a ilhak için her çareye baş vuran Makarios idaresine karşılık olarak müstakil Türk idaresini (kendi parası v.s. vasıtaları ile) derhal kurup ilan etmemiz icap eder.

3. Benzin-mazot gibi ihtiyaçların Türklere verilmeyeceği göz önünde tutularak şimdiden Anadolu kıyılarında bunlardan stok yapılması ve icabı halinde paraşütle atılması; ve aynı zamanda Rumları, özellikle Rumların zırhlı araçlarını, benzinden ve mazottan mahrum kılmak için genel benzin depolarını berhava etmek.

4. Henüz fırsat varken adaya geniş ölçüde Komando ve silah şevki;

Girne limanının ele geçirilmesi için plan hazırlanıp tatbik edilmeli;

Türklere Türkiye ile irtibat temini için küçük uçaklarla Lefkoşa - Gönyeli civarına iniş yapılması.

Kıbrıs’ı Kurtarma Cemiyeti diye bir cemiyetin bayrağı altında komando şevki ile dış irtibat temininin maskelenmesi.

5. Türkiye adaya çıkış yapmaz veya adaya başka bir şekilde kuvvet çıkararak Kıbrıs Türkünü desteklemezse davayı, Federasyon veya taksim şekliyle kazanamayız.

Yunanistan-Amerika-İngiltere Türkiye’yi daha birçok konferanslarda 3-5 ay hatta 1 sene oyalayabilirler. Adadaki fiili durum sür’atle bizim aleyhimize gelişirken bizim bu konferanslardan, U’Thant’ın protestosundan veya Amerika’nın Yunanistan üzerinde yapacağı tesirden ümit besleyerek elimiz kolumuz bağlı vaziyette beklenemez ve fiili durumda dengeyi temin edecek hiçbir şey yapmamız Kıbrıs’taki Türk mukavemetinin çökmesi ile neticelenecektir.

Acil tedbirlerin alınması ricası ile,

En derin saygılarımı sunarım.

Rauf R. DENKTAŞ

23 Temmuz 1964


Makarios Hükümeti tarafından bugün yayınlanan CYPRUS TO-DAY isimli broşürde Dr. İhsan Ali’nin Barış Gücü Komutanı General Thimayya’ya yazdığı mektup yer alıyor.

Dr. İhsan Ali, Türk mücahitleri "terörist” olarak nitelemekte ve bu "terörist"lere karşı General Thimaya’nın önlemler almasını istemektedir.

Bir tarafta canım dişine takarak direnen Türk halkı...

Bir tarafta Dr. İhsan Ali...

Tanrı kimsenin yolunu şaşırtıp, halkının karşısında bu duruma düşürmesin.

Barış Gücü sözcüsünden açıklama:

"Limasol limanından adaya silah çıkarılmaktadır"

Vitsada köyünde mevzilenen Rumlar Konedra’yı ateş yağmuruna tuttular.

Kıbrıs’tan Mücahitlerden yeni bir mesaj alıyorum:

Biz, Kıbrıs Türk Cemaati, bütün imkânsızlıklar içinde son nefesimize kadar Yavruvatan topraklarını müdafaaya devam edeceğiz. Makarios zulmüne boyun eğmeyeceğiz. Anavatan Tüklerinin ve Hükümetinin bizi bu davada yalnız bırakmayacağına kesin imanımız vardır. Bu sarsılmaz imanın verdiği kuvvetle, zaferin muhakkak bizim olacağına inanıyoruz. Anavatan’dan acele olarak yardım bekliyoruz. Makarios’un bize uygulamakta olduğu insanlık dışı ablukayı Anavatanın kırıtabilecek kuvvet ve kudrette olduğunu biliyoruz.

Gazetelere demeç veriyorum:

Kıbrıs Türklerinin yiyecek stoku hemen hemen bitmek üzere. 15 günden beri Magosa Limanında bekleyen Kızılay gemisinin yükü boşaltılmadığı taktirde 55 bin Türk açlıkla karşı karşıya kalacak.

Türk Mücahitleri 7 aydan beri Milli şeref ve namuslarını kahramanca müdafaa ediyorlar..

Raporları hazırlamakla gün geçti. Öğleden sonra Zekâ beyle buluştuk. Hâriciyeye gitmiş. Pazartesi için bir toplantı tertip edildi.

Akşama Erenköy’e giden gençler geldi. Vatan için fedakârlık ve cesaret timsali iki köy çocuğu. Üniversiteliler yine sorun oluyor. Okulların açılışına kadar mes’ele halledilmezse ve kışı dağda geçirmeğe mecbur olurlarsa sorun daha da büyüyecek. Londra’dan gelenlerin de çoğunluğu sorunlarıyla beraber geliyor. "1-2 ay için denmişti" de "iyi bir işimizi bırakıp da gelmiştik" de v.s.

Erenköy’den Celal Mahmudoğlu ziyaretime geldi. Erenköy bölgesindeki komutanın değişmesi gerektiğini, mücahitlerde moral diye bir şey kalmadığını, çoluk çocuğun aç ve çıplak olduğunu acı acı anlattı.

Ona ne yapıp yapıp Kıbrıs’a geleceğimi, merak etmemelerini söyledim...

Pazartesine belki İnönü gelir, belki biraz yüz güldürücü haber alırız.

Cenevre’den ümit bekleyenler çoğalmakta. Amerikan Sefaretine mensup kimseler kesinlikle iyi bir netice alınacağı görüşünde. Hariciye’den de Zekâ beye "bir ara anlaşma yapmağa çalışıyoruz - biz tehdidi kaldıracağız onlar da harekâtı durduracak - arada bir hal çaresi bulmağa çalışacağız" demişler. Fena haber. Halkı zor tutacağız. Fakat Rumlar acaba buna razı olacak mı?

Papaz şimdi de Türkiye’nin "havadan bombardıman ederiz" tehdidine karşı sivil savunma teşkilatı kuruyormuş!

Ümit Süleyman, Zekâ beye Cumhurbaşkanı Gürsel’in "havadan bombalarız" beyanatından sonra Rumların Koordinasyon Komisyonundaki tutumu daha da değişti. Bari gelmeyeceklerse, yapmayacaklarsa bu boşu boşuna tehdit ve beyanatlarla Rumların daha da hazırlanmasına vesile olmasınlar. Günün birinde öyle bir beyanat verecekler ki "Rumlar hepimizi de silip süpürecek, onlar da Ankara’dan protesto gönderecek” demiş.

Birey olarak Ümit böyle düşünmekte haklı; fakat halkın kaderinde sorumlu bir kimse olarak böyle konuşmaması gerekir diye düşünüyorum. Ancak ben Ankara’dan gazel okumamalıyım. Onlar ateşin üstünde oturuyorlar. Ankara’ya gelen haberlerin hepsi de "şu güne kadar şu yardım yapılmaz, şu veya bu verilmezse, Türkler çökecek, teslim olacak vs" bu baskı altında da Ankara bir ileriye bir geriye ne yapacağını bilemiyor.

Mücadele azmini kamçılamak için söylenen sözlere de liderlik sınıfından istihzai cevaplar geliyor. "Dayan dayan diyorlar, nereye dayanayım?" sözü örneklerden bir tanesi. Cevabı basit - imanına, davana, hakka dayan: dayan ve savaş, başka çaresi yoktur.

Bir an evvel Kıbrıs’a gitmem lazım. Haberlerle vaziyeti tam kavramak imkânı yoktur. Arkadaşların çoğu yorulmuş; Zekâ beye göre "moralleri çok bozuk". Baştakiler böyle olursa, mücadeleyi yarıda bıraktırabilirler. Ankara’yı yanlış etki altında da bırakabilirler.

24 Temmuz 1964

Pazar. Herkesin ailesi, çoluğu çocuğu ile dinlendiği eğlendiği bir gün. Senelerdir Pazar ne, tatil ne, ev hayatı ne bilemedik. Her gün papazın verdiği azap içinde yeni bir endişeye düştük. Dışarıdan bakanlar "mevkilerinin sefasını sürüyorlar" dedi. Daha neler söylemediler. Hayat bu mudur? Muhteris, kindar, dar görüşlü, şahsi çıkarı bahis konusu olunca her şeyi söyleyip yapabilen insanlara karşı devamlı bir mücadele...

Anadolu Ajansı muhabirine, U Thant’ın Makarios’u protesto eden mesajı ve Kıbrıs Türklerinin içinde bulunduğu açlık tehlikesi ile ilgili beyanat veriyorum;

"U Thant’ın Makarios’u protesto eden mesajı, herhalde iyi bir dönüm noktasıdır. Fakat Makarios’un başka türlü işlerle meşgul bulunduğunu, notlardan ve protestolardan hiçbir şey anlamadığını ve 1959’dan beri yürütmekte olduğu ENOSİS hedefine koşar adımlarla yaklaştığım unutmayalım. B.M. Genel Sekreteri, ikinci bir protestosunu verinceye kadar Kıbrıs’taki fiili durumun Makarios’un büsbütün lehine olacağını gözden kaçırmayalım. Fiili tedbirlere başvurmamız gerekir.

Müzakereler, toplantılar, konferanslar ve bunların yarattığı sun’i ümitler, bize zaman kaybettirmekte; Makarios hükümetini kuvvetlendirmektedir. Makarios’u Hükümet olarak tanımamak zamanı gelmiş ve geçmiştir.

Kıbrıs Türklerinin yiyecek stoku hemen hemen bitmek üzeredir. 15 günden beri Magosa limanında bekleyen Kızılay gemisinin yükü boşaltılmadığı takdirde 55 bin Türk aç kalacaktır..."

1959’da Londra Konferansı’nda anlaşmalar imzalanırken işlerin nereye varacağım o zamanın Dişişleri Bakanı’na anlatmıştık. O günden bu yana her olay bizi doğruladı; fakat her teyit edici olay, bize inanması gerekenleri biraz daha gevşetti. Bugün hala daha Anayasayı yeniden kurmak (o da kurulabildiği kadar) ve ondan sonra da nihai hal çaresi üzerinde düşünmek gibi fikirleri var. Ya Türk Cemaati! Türk polisler, Türk memurlar geri eski düzene nasıl dönecek? Halkın morali ne olacak, Anavatan’a inanan, davayı benimseyen kaç kişi kalacak? Türk toplumunun Rumların elinden çektiğini anlayabilmek için onlarla beraber yaşamak lazım. Papazı yeniden hükümet olarak tanıdıktan sonra -hem de birçok anayasa tasarruflarını kabul ederek netice ne olacak? Bunları çok iyi hesaplamak gerek.

Gazetelerden okuyorum. Papaz Başiammos’a gitmiş. Adaya gelecek barbarlara (Türklere) karşı sonuna kadar savaşacağını söylemiş!

Tanrım, bizi bu hakaretlerden, bu papaz idaresinden kurtar artık! Türkiye’ye bu duruma şerefli bir son verecek kuvvet ve kudreti ver.

Amerika’da zenci-beyaz kavgası gittikçe genişleyen bir iç savaş halini alıyor. Amerika buna çare bulmak için çırpınıyor. Küba’nın durumu malum. Devletler "aman savaş çıkmasın" diye Rusların oyununu oynuyor, onlara en büyük kozu veriyor.

Kıbrıs hâlâ daha kurtarılabilir. Komando kuvvetlerinin çıkarılması, sabotaj hareketleri, Girne’nin zaptı ve Lefkoşa’dan Girne’ye olan arazinin müdafaası; Koççina-Lefke bölgesinin teminat altına alınması bu işi halleder. Papaz, o zaman, masa başında bizimle barış yolu ile bir hal çaresi bulmağa mecbur olur.

Şimdiki tutum ile, muhasara daralmakta, Rumlar, her geçen gün silah üstünlüğü temin etmektedir. Bu vaziyette mes’ele Birleşmiş Milletler’in Genel Kurul toplantısına kadar uzatılacaktır eğer Kıbrıs Türkü o zamana kadar ayakta durabilirse!

Planımız, programımız, hedefimiz, stratejimiz nedir? Cumhuriyet kurulalı Ankara’ya sorduğumuz ve cevabım alamadığımız bu sualler hala daha cevapsız! Yazık! Diğer taraftan Yunan kuvvetleri adayı fiilen işgale devam etmekte. Yarın Genel Kuruldan leyhlerine bir karar çıkarırlarsa Enosis’i de ilan edecekler. Biz ne yapacağız? Hukuken geçerli değildir deyip bir protesto daha mı göndereceğiz? Türk Cemaatine de "dayan" mı diyeceğiz?

25 Temmuz 1964

Küçük Kaymaldı’daki Türk evleri tamamıyla harabeye çevriliyor... Aşağı Binatlı Türk bölgesine otomatik silahlarla ateş açıldı... Radyodaki konuşmamı banda aldılar.

Yarınki "Kıbrıs Saati"nde Mücahitlere mesajım yayımlanacak. Moral takviyesi. İnşallah arkası gelir...

Ömer Sami burada. Zekâ beyle de görüştüler... Günlük gazetelerde para ve yiyecek durumu ile ilgili beyanatım çıktı... Amerika-İngiltere ve Yunanistan Türkiye’nin, Enosis gerçekleşse bile, müdahalede bulunmayacağı kanaatına varmışlar! Haber Reuter’in Ankara muhabirinden,..

Kıbrıs parasızlıktan şikâyetçi.... Dışişleri "Para hazır - gönderilsin emrini verecek makam arıyoruz, yok" diyor. Bu ne gaflettir. Bu ne biçim teşkilatsızlıktır.

Genel Kurmay Başkanı, Lemnitzer’in davetini kabul etmedi. Paris’te Yunan Ordusu Genel Kurmay Başkanı ile buluşacaklardı. Gitmemesi iyi oldu. Donanmanın bir aylık kumanya ile İskenderun’dan harekete hazır olduğu rivayetleri dolaşmakta. Bir ümit daha - çıkmayan candan ümit kesilmez derler ya Kıbrıs’ta ölüm - kalım savaşı. Hürriyet Gazetesinin derleyip topladığı bir film bütün Anadolu’da gösterilecek. Renkli sinemada görmeğe gittik. Kıbrıs’a gitmem şart!

Makarios Atina’ya vasıl olduğunda "davamız Pan-Hellenizm davasıdır" demiş. Davanın barış yolu ile, müzakere ile halli taviz verilmesi demektir, halbuki biz taviz verecek durumda değiliz. Birleşmiş Milletler adadaki durumu normale avdet ettiremediği taktirde "zor kullanacağız" demiş.

Bundan daha açık konuşma olamaz.

26 Temmuz 1964

Birleşmiş Milletlere yakın çevrelerden alınan bilgilere göre Limasol limanına uğrayan gemilerden adaya yeniden silahlı Yunan askerleri çıkarılır.

Makarios, geniş çaplı yeni bir saldırının hazırlığı içerisindedir...

Öğleden sonra saat 5’ten 8.15’e Hariciye’de toplantı. Zeka bey’de vardı. Haluk Bayülken, Turan Tuluy, Suad Bilge, Yavuz Aktulga iştirak ettiler.

Konu: Benim verdiğim "Kıbrıs’ta Bugünkü Durum ve Alınacak Tedbirler" raporu ile Hakimlerin durumu.(Raporun içeriği 27 Temmuz 1964 tarihli sayfalardadır).

Bir bir maddeleri inceledik.

Kızılay gemisinin un şeker ve sabunu boşaltmadan geri döndüğü haberi, toplantıya Özel bir öncelik verdi.

Uzunboylu konuştuk. Notlar alındı. Herkes anlayış gösteriyor fakat netice alamıyoruz, çünkü hazır olanlardan hiçbir kimse devletin "Zürih anlaşmasından ileri gideceğiz" siyasetini nasıl ve ne zaman sağlayacağını bilmiyor; kuvvete müracaat olacak mı bilmiyor. Mes’ele "yukarıya" (Başbakan’a) arzedilmek üzere rapora bağlanıyor. Başbakan ne zaman gelecek - bilen yok!

Mahkemeler konusuna geçiyoruz. Acaba taviz versek, sertlik göstermesek, yumuşak davransak papaz biraz yola gelmez mi? diye düşünenler de var - davanın ne kadar uzayacağını, ne gibi tedbirler alınabileceğini bilmedikleri için bir "zaman kazandırma ve dünya kamuoyuna da iyi niyetimizi gösterme" çabası! Bunca zaman iyi niyetimizi gösterdik de ne oldu? Sonra Makarios’un niyeti malum: İlhak, Türkleri sindirmek ve ezmek. Bu niyet bu kadar aşikar olduğu bir zamanda bizim vereceğimiz tavizlerin ne kıymeti olabilir? Sadece adamın işini kolaylaştırmış olacağız. O halde, çaremiz, tethişe tethiş ile cevap vermek, pabucun pahalı olduğunu anlatmaktır. BUnu da başarabilmek için Mücahitlerin takviyesi, gizlice kuvvetlerin çıkarılması gerekir. Hükümet bunu kabul eder mi? Karar verecek bizler değiliz diyorlar.

Hakimler konusunu şöyle bağlıyoruz: Zeka bey ile Necati Münir istifa edecekler. Anayasaya aykırı Mahkemelerde çalışmayacaklarını bildirecekler. Diğer hakimler Anayasa altındaki durumlarına dayanarak Türk davalarım görmeğe devam edecekler. Türklerin istinaflarını istinaf mahkemesine havale etmeyecekler. Dr.Küçük bir beyanatla Zeka beyle, Necati Münir’in istifa sebebini izah edecek; Makarios Anayasa’ya aykırı Mahkemeler Kanunu’nu kaldırdığı takdirde bunların geri vazifelerine döneceğini açıklayacaktır.

Zeka bey, bu karara itiraz etmedi. Ancak, adaya çıkılmayacaksa taksim ve federasyonun temin edilemeyeceğinden; adanın fiilen Yunan veya Rum işgalinde bulunduğundan; sonunu getiremeyeceğimiz zorlayıcı tedbirler yerine (eğer çıkış olmayacaksa veya netice uzayacaksa) daha ılımlı bir siyasetle Rumlara yaklaşarak baskıyı ve ezgiyi azaltma çareleri aramamız icap ettiğine işaret etti.

Hariciyeciler, mes’elenin Kasım’a veya Aralık’a kadar, belki de bir sene daha uzayabileceğinden bahsediyor - bundan ötesini kimse kestiremiyor, kimse birşey söylemiyor.

Dışişleri’nden ayrıldığımızda Zeka beyin morali çok bozuldu.

"Dışişleri Bakanı ile de görüştüm, kendisini çok sıkıştırdım. Çıkarma yapmak niyetleri yoktur... Hala daha diplomasi yolu ile bir hal çaresi arıyorlar. Halk bir ay daha dayanamaz diyoruz, halbuki bunlar Kasım’dan Aralık’tan ve hatta bir sene beklemekten dem vuruyorlar. Halk perişandır; tahammülün sonuna gelmiştir. Bunu anlayan yok. İnönü ile de görüşeceğim. Ona da açık konuşacağım. Geri gittiğimde herkes benden kesin bir cevap bekliyor. Hakikati söylemem lazım. Göç korkunç bir duruma geliyor. Ümit büsbütün kesilirse, adada kimse kalmayacak. Rumun idaresinde kaç kişi yaşayabilir?" diyor...

Kötü düşüncelerle eve geldim. Yarım saat sonra radyoda Kıbrıs Türklerine "zaferin yakın olduğunu; Türkiye’nin halk, gençlik ve hükümet olarak Kıbrıs Türkünü yalnız bırakmayacağını" bildiren beyanatım yayınlanıyor:

"Kahraman Mücahitler,

Sevgili Kardeşlerim;

istiklal savaşı ruhu içinde her türlü imkânsızlığa göğüs gererek 7 aydan beri yürütmekte olduğumuz vatan ve hürriyet müdafaasının son safhalarına gelmiş bulunuyoruz. Hak ve Adalet Güneşi yakında Kıbrıs’ın bedbaht ufuklarında doğacaktır.

Son zamanlarda Rum baskısının artması bu yüzdendir. Sekiz saatte sindireceklerini sandıkları Kıbrıs Türkü, sekiz aya yakın bir zamandır hak ve hürriyetini kahramanca savunmaktadır. Şimdi bizi sindirmek ve yıldırmak için Yunanistan’dan binlerce asker, ağır top ve silahlar getiriyorlar. Unutmayalım ki Anadolu’ya uzanan ellerde de silah üstünlüğü vardı. 100.000’lik istila ordusunun karşısında eski kırık silahları ile 25-30 bin Türk askeri bulunuyordu. Müstevlinin yapmadığı zulüm, yıkmadığı köy kalmamıştı. Bu durumu gören ecnebi müşahitler Türklerin mağlup olacağından emindi. Fakat netice böyle çıkmadı. Çünkü İstiklal Savaşı yapan Türk Milleti, bugün hak ve hürriyet müdafaasını yapan Kıbrıs Türkleri kadar haklı ve imanlı idi. Aynı imanla dayanıp müdafaaya devam ettiğimiz müddetçe zaferi ve şerefli bir neticeyi garantilemiş olacağız.

İstiklal savaşı esnasında ümitsizliğe düşenlere, Atatürk, şöyle seslenmişti:

Efendiler, biz bir maksat takip ediyoruz. Milletin, devletin istiklalini muhafaza etmek. Memleketimizin ellide biri değil, hepsi yıkılsa, hepsi ateşler içinde bırakılsa, biz bu toprakların üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan müdafaa ile meşgul olacağız. Bundan dolayı iki karış yer alınmış, üç dört köy yıkılmış diye feryada lüzum yoktur. Ben size açık söyleyeyim. Bazı yerler işgal edilmiştir ve bunun üç misli daha işgal olunabilir. Fakat bu işgal hiçbir zaman bizim imanımızı sarsmayacaktır.

Bu iman davasında Anadolu’nun bağrından yükselen bu ses, bugün Kıbrıs Türk’ünün bağrından yükselmektedir. İmanımız sarsılmayacaktır. Zulme boyun eğmeyeceğiz. Son mermiye kadar Yavruvatan topraklarını müdafaa edeceğiz ve MUZAFFER ÇIKACAĞIZ.

İstiklal Savaşı’nın İsmet Paşası bakınız ne diyor:

Bugün bildiğiniz muharebelerin en fedakâr, en şiddetli olanları Antep’te geçmektedir. Şehir ikiye ayrılmıştır. Şehir içinde barikatlar yapılmıştır. Her gün şehre top atılıyor. Tabii kadınlardan ve çocuklardan şehitler veriliyor. Çok müteessir oluyoruz. Fakat böyle büyük bir Kurtuluş davasında bir yaşından itibaren vatandaşlarımızın bütün kadın ve çocuklarımızın hisse aldığını görerek yaşamak için azim sahibi olduğumuzu daha kuvvetle ispat ettiğimizi zannediyoruz.

Kıbrıs Türkü de Rumlardan gelen her baskı ve zulüm karşısında Rumlara boyun eğmemek azminin kuvvetlendiğini hissetmektedir. ZAFER BİZİMDİR. Çünkü haklı bir davayı müdafaa etmekteyiz. Azimliyiz ve kararlıyız.

İstiklal Savaşını sevk ve idare eden Büyük Millet Meclisi kürsüsünden bir hatip sesleniyor ve diyor ki:

Buraya gelen her fert, her aza, evinden çıktığı, masum yavrusunu gözyaşları ile bıraktığı, eşi ile helallaştığı, babasının elini öperek ayrıldığı zaman ant içmişti. Ya bu devleti istiklale kavuşturarak esirlikten kurtaracak, veyahut bu Millet Meclisi bütün fertleriyle beraber düşman önünde ölecektir. Ölmek bu millet için yoktur. En aciz zannedildiği zamanda, en yardımsız zamanlarda, düşmanlarının en kuvvetli göründüğü zamanlarda akıl ve hayale gelmez harika gösteren bir Millet batmaz ve batmayacaktır...

Sevgili kardeşlerim;

Bu iman ve inanç üstün orduları yendi. Üstün silahları susturdu. Bugün Kıbrıs Türkü de, alçakça hücumlar karşısında, düşman karşısında tek bir vücut olarak mevzilenirken, İstiklâl Savaşı’nın ruhu içinde zafere kadar müdafaaya devam kararını vermiş bulunuyoruz. Bütün imkânsızlıklar içinde İstiklâl savaşını yapanlar adına Atatürk yine kürsüden sesleniyor:

Arkadaşlar, Milletimiz bugün mazisinde olandan daha çok ve ecdadından daha çok farklıdır Kendilerinin de dediği gibi:

Cennetten vatanımıza bakan Kemal demiştir ki: Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini, Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini... işte ben bu kürsüden Yüksek Meclis Reisi sıfatıyla yüksek heyetinizi teşkil eden ve bütün azalar ve bütün millet adına diyorum ki: Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini. Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini.

İşte bu imanla savaşanların zafer güneşi doğuyor. Siz bu imanı bugün Kıbrıs’ta yaşatanlardansınız. Yedi aylık müdafaanız insanüstü bir kahramanlık destanıdır.

Savaşın ve müdafaanın son safhalarındayız. Bu devreyi de sabır tahammül ve kahramanlığımızla kazanacağız. Aziz Türk Milleti, halk olarak, gençlik olarak ve devlet olarak Kıbrıs Türkünün mağlup olmasına razı olmaz ve olmayacaktır. Haklı davamızda istediğimiz şudur; Yavruvatan’da hür insanlar olarak yaşamak, bir lahzada kanunları ve anayasayı çiğneyebilen Rumların boyunduruğu altına girmemek. Bu gaye için ölmesini bilen Kıbrıs Türkü, davasını çok yakında muhakkak kazanacaktır. Ankara’dan size binlerce selâm ve sevgiler aziz kardeşlerim. "

İçim burkularak kendi sesimi dinledim. Zekâ Bey’in sözleri kulaklarımda çınladı: "Senin sorumluluğun büyüktür, halk sana, sen de Türkiye’ye inandın... Her şeyi senden biliyorlar, senden bekliyorlar" demişti. Zekâ Bey’e "her ne hal ise içimde halâ daha bir ümit var" demiştim. Bu ümit neden?

Türklüğe, Türkiye’ye olan inancımdan! Allah bizi utandırmasın.

Gazeteci muhalif komşu yine geldi. Hariciye Bakam F.Cemal Eritin bir gazeteciye "Kıbrıs davasını kazanamayacağız... Halk da herşeyi hâriciyeden biliyor; hiç suçum olmadan tarih önünde suçlu gözükeceğim" demiş! Doğru mu, rivayet mi? Bilmiyorum. Fakat bugünkü toplantıdan sonra bu haber de herşeyi bastıran Yemen kahvesi gibi geldi.

27 Temmuz 1964

Birleşmiş Milletler Sözcüsü, Dillirga’daki Türk bölgelerine Rumlar tarafından ateş açıldığını açıklar.

Görneç köyünde Türk kadınları silahlı saldırıya uğrar.

Selçuk Egemen bey geldi. Geri giriş vizesi vermişler. Anlattıkları Zeka beyin anlattıklarının aynı. Herkes çıkışı, çıkarmayı bekliyor. Kesin cevap istiyor. Bir hürriyet mücadelesi devam ederken bu kadar ısrarla istikbal için kesin cevap beklenmesi biraz garip. Mücadele bitmedi. Devam ediyor, devam etmelidir. Selçuk bey "Ateş üstünde oturanlar bunları zor anlar üstad" diyor.

Bozdağ’da, Lefkoşa’da mermi kıtlığı varmış. Herkes "bir uçakla, paraşütle atamıyor mu?" diyormuş.

Yavuz Aktulga’ya yazıyorum:

29 Temmuz 1964


Muhterem Yavuz bey,

Dünkü toplantıdan sonra Zeka beyin morali çok bozuldu. Bu ruh hali içinde Kıbrıs’a döner ve Dr.Küçük ile diğer arkadaşlara ve halka ümit kalmadığım beyan ederse müdafaa sistemimizde ve mücahitler üzerinde şok tesiri yapacaktır. Bunun önlenmesi şarttır. Belki Başbakan ile yapacağı görüşmede moralini yükseltecek birşeyler işitir.

Zeka beyin üzerinde durduğu noktalar şunlardır:
1. Ada fiilen Yunan (veya Rum) işgali altındadır. Etkili bir Türk müdafaası yoktur ve içinde bulunduğumuz şartlar altında olamaz da.
2. işgale uğramış bir memleketteki halk işgalin acısını ve baskısını azaltmak için yumuşak önlemler alır; bizim yaptığımız gibi işgal kuvvetlerinin dikine gitmez. Biz "hakkımızı alacağız" iddiası ile hep dikine gidiyoruz; fakat bu hakkı alabilecek tedbirlere başvurmuyoruz.
3. Bu şartlar altında halk bir ay daha dayanabilirse bir harikadır; halbuki Kasım ayına veya Aralığa kadar devam edebilecek, belki de bir sene uzayabilecek müzakerelerden bahsolunmaktadır. Halk bunu da öğrenirse ve arada fiili durumu leyhimize geliştirecek önlemler alınmazsa çöküntü derhal başlayacaktır.

Saygılarımla Rauf R. Denktaş

Ali Önge’den mektup var. Londra’dan. Adres bildirmiyor. Hep geçmişe temas. Vazife, millet, vatan! Parayı aldığı zamandan sonraki durum hakkında bilgi yok. Atlatma bir mektup. Yazıklar olsun.

Ali Önge’ye yeniden yazıyorum:

Sayın Ali Önge,

24 Temmuz tarihli mektubunu aldım. Adres vermediğim için Cemiyet vasıtasıyla cevap veriyorum. Bundan evvel gönderdiğim mektubu her halde aldın. Durum şu merkezdedir: Cemiyet hesabından "Ankara’ya malzeme göndereceğim" diye almış olduğum meblâğın hesabı verilmiş değildir. Bu hesabı teferruatı ile vermen gerekir. Kaç aydır bu hesabı veremediğin için üzüntü içindeyiz.

Londra’dan Ankara’ya gelmek üzere ayrılmıştın. Sana Sefaret vasıtasıyla de "Almanya’dan geç, meseleyi hallet ve öyle gel" diye haber gönderdik. Sen Almanya’ya kadar geldin. Ankara’ya gelmedin. Hastalığın, parasızlığın bir yana, Cemiyete karşı girmiş bulunduğun durumu her ne pahasına olursa olsun düzeltmek zorundasın.

Almanya’dan bana yazdığın mektubdan bahsediyor, ve cevap alamadığınızdan şikâyet ediyorsunuz. Ben Almanya’dan yazdığınız mektubu almadım. Cevapsız kalmış olmanız ve Sefaretin "Ankara’ya git" iş’an sizi bir an evvel Ankara’ya gelmeye zorlamalıydı. Ankara’ya sizi hesaplaşmağa ve ilgili makamlar nezdinde, gönderdiğinizi söylediğiniz eşya hakkında bilgi vermeye çağırıyorduk. Bunları temizlemeden Ankara’da iş temini, veya Kıbrıs’a mücadele için gitmek gibi konulara yeniden bakılmayacağını teslim edersiniz.

Mektubunuzda bahsettiğiniz diğer şikâyetleri burada inceleyip cevaplandıramayacağım. Önümüzde derhal bir neticeye bağlanması icap eden Cemiyetten aldığınız para durumu vardır. Bu gölgeden kendinizi sıyırmanız, temize çıkartmanız gerekir. Bunu kendiniz için olduğu kadar, sizi samimî ve vatansever bir arkadaş olarak bilmiş olan bizler için de yapmak zorundasınız.

Selâmlar.

Rauf Raif Denktaş
Bir an önce Kıbrıs’a dönmeliyim...

Rıza Vuruşkan’la birlikte İstanbul’a gidiyoruz... İlgili İdare Başkanı’nı gördük. Onlara Erenköy’ün durumunu, Kıbrıs’taki son gelişmeleri, moral çöküntüsünün tehlikelerini anlattık...

Ama, Erenköy’e çıkma konusunda sadece Rıza Vuruşkan için karar çıktı.

30 Temmuz 1964

Son anda Rıza Vuruşkan "sen de bize katıl" dedi... Kanat taktım sanki... uçuyorum... çocuklar?... Allah var, arkadaşlar var.

[b]Erenköy’e hareketimden sonra Başbakan İnönü’ye iletilmesi için bir mektup bırakıyorum:

28 Temmuz 1964[/b]

Pek Muhterem Paşam,

Nihayet Kıbrıs’a gidebilmek imkânını buldum. İnandığım bir dava uğruna fiilen hizmet etmek fırsatı bana verildiği için müteşekkirim.

Anavatan’a tamamen inanan ve bütün gençliği ve halkı bu inanca sürükleyen bir kimse olarak, Kıbrıs davasını yalnız başımıza halledemeyeceğimizi; Anavatan pek yakın bir gelecekte yardımımıza gelmediği takdirde hepimizin de mahvolacağını biliyorum, Anavatan’ın yardımımıza geleceğine inanıyorum ve bu inançla gidiyorum.

Mansura-Koççina bölgesine vuku bulacak herhangi bir hücum Yunan komandoları tarafından yapılacaktır. Bu bölgede Kıbrıs Türkünün yüksek tahsil gençliği nöbettedir. Bunları takviyesiz bırakmayacağınıza eminim. Lütfen ve merhameten bu bölgeye komando birlikleri göndermenizi rica ederim.

Kıbrıs Türkü, son boykotlar ve tevkifler dolayısı ile ve Rumların ithal ettikleri malzeme ve personel karşısında takatlarının sonuna gelmişlerdir. Mücadele birkaç ay daha bu şartlarla uzatıldığı takdirde çöküntü başlayacaktır. Size inanıyoruz; son darbeyi indireceğiniz günü bekliyoruz. Türk Milletine yeni bir zafer kazandıracağınıza eminiz.

Hürmetle ellerinizden öper, başarılar dilerim Paşam.

Saygılarımla, Rauf R. Denktaş

Rıza Vuruşkan gelip Basın Sitesinden aradı...

Alel acele hazırlandık.

Oğlum Raif’in bakışlarından benimle gelmek istediğini anlıyorum... 'Yaşın biraz daha büyük olsaydı..." diyorum. Henüz 12 yaşında. "Evin erkeği artık sensin, beni utandırma", diyorum. "Merak etme baba " diyor.

Garip bir ayrılık hissidir bu.

Allahaısmarladık.

Saat 11.30’da Erenköy’deyiz. 8 aylık bir ayrılıktan sonra Kıbrıs’a ayak basıyorum. İçimde tuhaf bir his var. Sanki Kıbrıs’a değil de işgal altında bulunan bir Anadolu parçasına geldim.

Bizi karşılayanlar hep yorgun, bitkin insanlar. "Hoş geldin" diyorlar. İçlerinde ağlayanlar da var.

Ağlamamak için kendimi zor tutuyorum.

Kıbrıstayım artık... Kıbrıs'ta!..

Ve bir bubi tuzağında canlarını kaybeden iki şehidimizi gecenin karanlığında alel acele gömüyoruz. Denizde Yunan hücumbotlarının silueti bizi izlemekte. Acı bir başlangıç.

Kaynakça
Kitap: Rauf Denktaş'ın Hatıraları(1964-1974), 1. Cilt(1964)
Yazar: Rauf R. Denktaş
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Rauf R. Denktaş'ın 1964 Yılındaki Hatıraları

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir