Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Denktaş'ın Hatıraları - 11-20 Temmuz 1964

Burada Rauf R. Denktaş'ın 1964 Yılındaki Hatıraları hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Denktaş'ın Hatıraları - 11-20 Temmuz 1964

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Tem 2012, 13:23

11 Temmuz 1964

Yunanistan’da yaşanan siyasi huzursuzluklar, Barış Gücü ve Kıbrıs’a dönüşümle ilgili olarak gazetelere demeçler veriyorum:


"Huzursuzluk ve siyasi kaynaşmalar geçirmekte olan Yunanistan’da bir hükümet değişikliği olduğu takdirde derhal lehimize bir tepki beklemek doğru olmaz.

Bir değişiklik halinde Makarios ve Grivas Kıbrıs’taki fiili kuvvetlerine dayanarak bugünkü durumu muhafazaya, yani Türkleri muhasaraya almaya ve onlar üzerindeki baskıya devem edeceklerdir. Ancak Yunanistan’da iş başına gelecek aklı selim sahibi kimselerden kurulu bir Hükümet, Kıbrıs meselesinin barışçı yollarla halli ihtimalini artırır ve buna yardımcı olur kanaatindeyim.

Cenevre’de bir hal yolu bulunabilmesi, Yunan Hükümeti’nin gerçekleri görerek bir uzlaşma ortamına girmesine bağlıdır. Oysa şimdiki Yunan Hükümeti’nin tutumunu biliyoruz. Onun için Cenevre temaslarından fazla iyimser bir sonuç beklenemez.

Öte yandan Kıbrıs meselesinde başından bu yana Amerika’nın müspet bir yol oynamasını, haklı ile haksızı kesin olarak ayıran bir siyaset gütmesini hararetle arzuluyorduk. Ancak bugüne kadar Amerika’dan böyle bir siyasetin belirtilerini ve fiiliyatını göremedik. Bundan sonraki tutumları hakkında da fazla ümitli değilim.

Barış Gücü’nün Kıbrıs’ta ki görev süresinin bir süre daha uzatılması, çalışma şartları ve otoritesi değişmediği taktirde daha da aleyhimize olacaktır. İlk üç aylık devrede olanlar, herkesçe biliniyor. Yeni başlayan ikinci devrede Makarios’un silah ithali, Yunanistan’dan asker gelmeye devam etmiş, mahkemeler konusunda anayasa feci > kilde çiğnenmiş, Grivas adaya girmiş, askerlik konusu anayı, a dışı olarak ele alınmış
ve fakat Barış Gücü, yetkisizliği dolayısıyla bütün bu olaylara seyirci kalmıştır.

Oysa ki, biz Kıbrıs Türkleri, böyle olaylara seyirci kalan bir Barış Gücü istemiyoruz. Bütün bunları önleyecek, cemaatimize sulh ve sükûnu iade edecek güçlü bir Barış Kuvvetine ihtiyaç duyuyoruz.

... Kuvvetli bir ihtimalle, Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün beni Türk kesimine kadar getirmeyi taahhüt etmesi üzerine önümüzdeki Perşembe akşamı, Ankara’da ki temaslarımı bitirdiğim taktirde adaya döneceğim. Kıbrıs’a gider gitmez, cemaatin içinde bulunduğu şartları yakından inceleyerek alınacak sonuçlara göre arkadaşlarla birlikte gelecekteki tutumumuzu kararlaştıracağız. Birleşmiş Milletler teminat verdiği taktirde adaya döneceğim..."

12 Temmuz 1964

Rumların kontrolünde bulunan Kıbrıs Radyosu, adaya dönmem konusunda sorulan bir soruya karşılık olarak Makarios hükümeti’nin İçişleri Bakanı Yorgacis’in şu açıklamayı yaptığını bildirdi:


"Hükümetin elinde bulunan delillere göre, Denktaş’ın aleyhine bazı davaların getirilmesi için İçişleri Bakanlığı, adaya ayak bastığı an derhal tevkif edilmesi için emniyet makamlarına direktif verecektir."

13 Temmuz 1964

Dr. Küçük’ün 13 Temmuz tarihli mesajı:


Lefkoşa, 13 Temmuz, 1964 Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Vekâletine,

Osman Örek’in 16 Temmuz, Perşembe gün gelmesine Rum tarafının itirazı olmadığı Birleşmiş Milletler ilgili memuru vasıtasıyle öğrenilmiştir. Denktaş’ın gelmesi mevzuu ise General Timaya ve General Carver tarafından Makarios nezdinde ele alınmıştır. Şimdiki halde müsbet bir cevap alınacağını tahmin etmiyorum. Onun için Örek’in behemehal Perşembe gün gelmesi için tertibat almasını, Denktaş’ın ise müsbet cevap alındığı takdirde avdetinin tarihini tesbit ederek bize bildirmesini rica ederim.

Örek gelirken bize mümkünse Anavatan Hükümetimizin Cenevre toplantılarında takip edeceği tutum hususunda bilgi ve yeni mahkeme kanunu muvacehesinde Türk hakimlerin vazifelerine devam edip etmiyecekleri hakkında kat’i talimat getirmesini de rica ederim.

Dr. Fazıl Küçük

Rumların, Girne dağlarında St. Hilarion Türk bölgesine ateş açmaları sonucu Mehmet Haşan isimli soydaşımız ağır şekilde yaralanır.

14 Temmuz 1964

Ankara’da Osman Örek’le birlikte Dışişleri Bakanıyla görüştük...

Kıbrıs’a dönmem konusunda Türk basınında yer alan haberler:

"Kıbrıs Türk Cemaat meclisi Başkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs’ a dönmesi için B.M. Genel Sekreteri U Thant’dan ikinci bir garanti beklediğinden bir süre daha Kıbrıs’tan uzakta kalacaktır. Bilindiği gibi geçen hafta Kıbrıs’a geleceğini açıklayan Rauf Denktaş, Makarios İdaresi’nin adaya geldiği taktirde tevkif edileceği şeklindeki tehditleri ile karşı karşıya kalmış ve bunun üzerine Genel Sekreter U Thant’dan yeniden teminat istemek zorunluluğunu duymuştur. Denktaş, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri U Thant’dan gerekli teminatı aldığı takdirde Kıbrıs’a gelecektir."

Rum mevzilerinden Çağlayan Türk bölgesine ateş açıldı...

Küçük Kaymaklı’da, Melek Sacit isimli soydaşımızın evi Rumlar tarafından yağmalanır.

Başbakanlık.

Saat 18.05’de Başbakan İnönü ile görüşüyorum.

İnönü’nün söyledikleri:

"Cenevre Konferansı geleceğe ışık tutacak. Amerika ve diğer NATO Devletleri Yunanlılara baskı yapıyor. Dünkü NATO toplantısında hepsi de Yunanlılara yüklendi. Moralinizi yüksek tutacaksınız. Ben ümitliyim. Ümit vardır. Yeter ki mukavemetiniz kırılmasın. Dayanacaksınız... Senin Kıbrıs’a gitmene müsaade edilmedi. Gitme. Burada kal. Burada yapacak iş vardır. Gidersen sana bir şey yaparlar. Gizlice girmen de doğru değildir. Kıbrıs’taki durumu Kıbrıs Türkü kurtaramaz. Siyasi yollardan halledeceğiz. Adaya Türk askeri gelip yerleşmezse, bir ağır çatışmaya girişemezsiniz. Kıbrıs Türkü yapılması imkân dahilinde olan her şeyi yapmıştır. Bundan fazlasını yapamaz. Dayanacaksınız. Kızılay yardımlarını Makarios kesemez. Kızılhaç ile bu konu hakkında temas halindeyiz."

Paşa’ya - "Kıbrıs Türkü, İsmet Paşa 26 Ağustos’a Kıbrıs meselesini halledecek diye inanıyor" dedim. Güldü. Gözleri parladı. O günleri yaşar gibi bir hali vardı. Bir an düşündü. "26 Ağustos, yani bir ay kadar sonra" diyerek sürenin pek kısa olduğunu ima etti, veya ben öyle anladım. Zaten donanma revizyonda. Geri gelmesi, bütün hazırlıkların ikmali 2.5 aya muhtaç diyorlar. Belki Eylül sonuna? Belki!

Yunan hükümeti açıklama yaparak Kıbrıs’a 100 Yunan askerinin kaçak olarak gittiğini, aleyhlerinde takibat yapılacağını açıkladı. Diğer yandan Makarios Türkiye’ye bir nota vererek "Türkiye’yi adaya asker çıkartmış olmakla" itham ediyor. Ne küstahlık!

Çete savaşı İnönü’nün aklına yatmıyor. Türkiye’de "serbest Kıbrıs Türk hükümeti kurulması gerekir. Yorgacis, temel ihtiyaç maddelerinin Türk köylerine gönderilmesini veya Türklere satılmasını yasaklıyor. Bunlara, karşı sabotaj tedbirleri alınması gerekir.

5 Türk genci Barış Gücünün himayesinde Lefkoşa’ya giderken yakalanarak hapse atılmış... Aleyhlerine "hükümet devirmek" davası getirilecekmiş. Duruşmalar de yeni ihdas edilen Rum mahkemelerinde olacak! Kurşunla öldürülemeyenler mahkeme yolu ile bertaraf edileceklerdir.

Kiprianu acele olarak Cenevre’ye gidiyor. Tuomioja ile görüşecek... Kıbrıs Türkleri adına Kiprianu’nun yapacağı tesiri bertaraf etmek icap edecek.

16 Temmuz 1964

Teklifim: Türkiye’de bir "Kıbrıs’ı Kurtarma Cemiyeti" kurulmalı!... Uçağı ve süratli deniz motorları ile Kıbrıs’taki mücahitleri destekler; seri çıkışlar yapar; Türklere karşı ağır silah kullanıldığı takdirde Rumları bombalar. Çeteci Makarios’a karşı çeteci usulleri ile sabotaj v.s. başlar. Başka çare yoktur. Beni dinleyen yok!.

Lefkoşa’dan gelen haberler: St. Hilarion civarında hücumların başladığıdır. BM "durum kritik" diyor, fakat bir şey yapmıyor.

Akşama Nihat Erim ile Gen. Turgut Sunalp, Cenevre’den geliyor. "Elin adamına Kıbrıs’ı anlatıncaya kadar akla karayı seçtik" diyor Sunalp ve ekliyor "bu heriften bir şey çıkmaz"

Anadolu Ajansı’na uzunca bir beyanat:

"Kıbrıs davası, son safhasına girmiş bulunmaktadır. Cenevre Konferansı, Birleşmiş Milletler müdahalesi, Amerikanın ilgisinin, şuurunu kaybetmiş olan Makarios-Papendreu İkilisini yola getiremez kanaatindeyiz. Kıbrıs’ta ne hak, ne hukuk, ne nizam ve ne de düzen kalmıştır. Gözü kanlı çeteciler idareyi ellerine geçirmişler, Dünya’yı ateşe atmak pahasına da olsa ENOSİS’İ tahakkuk ettirmek amacıyla insanlığa yakışmayan bir şekilde hareket etmektedirler.

Garanti Andlaşması, bu ihtimalleri görerek hazırlanmış bir Andlaşmadır. Yegâne çıkar yolumuz bu andlaşmaya istinaden harekete geçerek hak ve hukukumuzu, milli şeref ve haysiyetimizi korumaktır.

Mahkemeler konusunda Makarios Hükümetinin almış olduğu kararı ve Anayasa’ya aykırı mahkemeleri tanımayacağız. Bu mahkemelerde vazife görecek olan Rum hakimler, kendi vicdanları, adalet kuralları ve Dünya Adalet Divanı karşısında sorumlu bir duruma düşecekler, günü geldiğinde de bunun hesabını Makarios’la birlikte vermek durumunda kalacaklardır.

Anayasaya aykırı mahkemelerde Adalet tevziine kalkışmak hakimlerin şerefli vazifeleriyle bağdaşamaz. Makarios’a Rum hakimleri bile bu durum karşısında karşı gelmezlerse, Rum cemaatının diğer mensuplarının acıklı durumunu tahmin etmek kolaydır.

Yunan Hükümeti ilgilileri Kıbrıs’a kaçak olarak 100 Yunan’ lı subayın gittiğini ve bunlar aleyhine takibata geçildiğini itiraf etmiş. Bu itiraf, Yunan Hükümeti’nin Kıbrıs davasında ne kadar keyfi ve kötü duruma girmiş olduğunu ispata kâfidir. Bunların sayısının sadece 100 olduğunu söylemek ise, yalancılığın ve sahtekârlığın en bariz örneğidir. Ada’ya Yunanistan hükümetinin desteğiyle binlerce Yunanlı sokulmuştur. Ancak, şunu bilmelidirler ki, dünya kamu oyu önünde akıtılan her damla Türk kanı Yunanistan’ın elinde ve alnında leke olarak kalacaktır. Yunanistan anlamalıdır ki, Kıbrıs’ta tek bir Türk mevcut oldukça, İlhak sadece bir rüyadır ve asla tahakkuk etmeyecektir. Makarios ve hempalarının bugüne kadar olan tutumları devam ettikçe, Kıbrıs davasının masa başında konferanslarla halline imkân görmüyoruz.

İngiliz Milletler Topluluğu Başbakanları konferansı sonunda bir bildiri yayınlanmıştır. İlgili devletlerin, Kıbrıs konusunda sulh yoluyla bir çare bulma çağrısı Makarios’un temsilcisini muhatap addetmedikleri taktirde tesirli olabilirdi. Makarios temsilcisi bu toplantıda Kıbrıs’ı temsil edemezdi. Esasen Makarios'un buna yetkisi de yoktu. Buna rağmen Makarios’un temsilcisine toplantıda söz verilmiş olması, sulh çağrısının sadece bir siyasi taktik olduğunu gösteriyor. Milletler, devletler, Birleşmiş Milletler, Kıbrıs gibi açık bir saldırganlığın, ahlaksızlığın ve çeteciliğin hüküm sürdüğü bir yerde bütün bunlara tevessül eden, Anayasa’yı çiğneyen, insan haklarını hiçe sayan, çeteciliği devlet otoritesine tercih eden kimseleri muhatap addedip onlara gereken cevabı ve dersi verecek cesareti kendilerinde bulamadıkları müddetçe Dünya sulhu ve düzeni, insan hak ve hürriyetleri daima cüret sahibi diktatörlerin ve çetecilerin elinde oyuncak olmaya mahkûmdur.

Son altı aydan beri Kıbrıs Türkleri Ada’nın her tarafında binbir müşkülat içinde bulunuyorlar. Fakat paniğe uğramamışlardır. Dertlenmişlerdir fakat ümitsiz değildirler. Unutulmuş, bir kenarda bırakılmış değildirler. Bazı yerlerde müdafaasız düşmüştürler. Fakat cemaat olarak dimdik ayakta durmaktadırlar. Anavatanın yardımı, Hür Dünyanın desteği ile bu mücadelemizden muzaffer olarak çıkacağımıza kat’i itimadım vardır. Makarios, Türkiye’nin müdahalesini zorluyor.

Bu dava, Türk Milleti için şerefli bir neticeye ulaşacaktır."

Halûk Bayülken ile görüştük. Amerikalılar, Yunanlılara baskı yapıyor. Bakalım ne olacak? İnönü’nün bir bildiği var. 80 yıllık şerefli hayatını bu konuda başarısızlık ile kapatamaz. Mart’ta çıkış yapılmalıydı. Olmadı. Dayanacağız. Ben mademki Kıbrıs’a gidemiyorum, burada beni meşgul edecek bir iş verilse...

Atina’da 20,000 işçi grev yapıyor. İhtilal mi var? diye ümitleniyoruz. İhtilal yok.

Nihat Erim ile Sunalp: "Ne ümitli, ne kötümseriz - Yunanlıların tutumu henüz belli olmadı" diyor.

Gece saat 22.00’de Bakanlar Kurulu toplanıyor. Meclis yarın tatile Bakanlar Kurulu tatil yapmayacak.

Makarios, Kıbrıs’a dönüşüm konusunda U Thant’a mesaj gönderiyor. Makarios bir buçuk ay önce adaya dönebilmem yolunda verdiği teminatı geri aldığını ve fikrinden vazgeçtiğini duyuruyor... Hangi teminat?...

Benimle New York’ta bulunan ve bugüne kadar Ankara’daki çalışmalara katılan Osman Örek bu akşam Kıbrıs’a dönüyor.

Güle güle dava arkadaşım...

Tanrıya emanet ol...

17 Temmuz 1964

Dün akşam Kıbrıs’a dönen Osman Örek’i silahlı Rum polisleri arasında gösteren resimler basında yer alıyor...

Türk basınında yer alan haberler ise şöyle:

"U Thant, Denktaş’a, Kıbrıs’a dönmesi için teminat veremeyeceğini bildirdi... Türkiye Dışişleri Bakanlığına yakın çevrelerden öğrenildiğine göre, Kıbrıs Türk Cemaat Meclisi Başkanı Rauf Denktaş’ın adaya dönmesi için Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri U Thant’dan istenen ikinci teminat hakkında cevap alınmıştır. Cevapta, Denktaş’a gereken teminatın verilmeyeceği bildirmekte ve sebep olarak da, Başpiskopos Makarios’un bir buçuk ay önce Rauf Denktaş’ın Kıbrıs’a dönmesi yolunda verdiği teminatı geri almış olması gösterilmektedir.

Öte yandan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri U Thant’ın, bir buçuk ay önce temin ettiği müsaadeyi tatbikata koymakta aciz kalışı, Ankara siyasi çevrelerinde hayretle karşılanmıştır. "

"Denktaş’ı bekleyen yüzlerce EOKA’cı akşam Hava Alanını abluka altına aldı

Osman Örek dün akşam geldi.

Bir süreden beri Ankara’da bulunan Savunma Bakam Osman Örek dün akşam İngiliz Hava Yollarına ait bir uçakla Lefkoşa’ya gelmiştir. Özel kaynaklardan elde ettiğimiz bilgiye göre, dün akşam ki BEA uçağı ile Rauf Denktaş’ın adaya dön-
meşini bekleyen Rumlar, Hava Alanına makineli tüfeklerle mücehhez yüzden fazla EOKA’cı Göndermişler, terminal binasını kordon altına almışlar ve hava alanına giden yollara ağır makineli tüfekler yerleştirmişlerdir. Rumların bu hazırlığı üzerine, uçak indiği zaman Birleşmiş Milletler Barış Askerleri ellerinde makineli tüfekler olduğu halde piste girmişler ve silahlarının namlularını alanın dört bir yanını çeviren EOKA'cılara tevcih ederek uçağı kordon altına almışlardır.

Küfürler

Uçakta Rauf Denktaş’ın yerine Osman Örek’in indiğini gören Rumlar kısa bir an şaşırıp kalmışlar sonra da Türklere ağızlarına geldiği şekilde küfretmeye başlamışlardır. Savunma Bakanı Osman Örek, Lefkoşa Hava Alanındaki makineli tüfeklerle mücehhez Rumların Türklüğü tahkir eden ağır küfürleri arasında, Barış Askerlerinin muhafazası altında terk etmiştir."

Ertuğruloğlu’nun azil konusu. Dışişleri bunu tanımak eğiliminde. Makarios’un yeni göndereceği Sefiri de kabul edince bugüne kadar "kanunsuzdur" denilen bütün tasarruflarını tanımış olacak değiller mi? "Başka çare yok" diyorlar. "Biz gönderilecek yeni sefiri tanımazsak Makarios sefareti kapar; vize işleri aksar; Kıbrıs’taki sefaretimizi kapamağa mecbur oluruz." Bunun cevabı basittir. Türkiye’nin Kıbrıs siyaseti nedir? Ne kadar vadeli bir siyasettir? Eğer bunları bilirsek alınacak tedbiri de kolaylıkla saptayabiliriz. Bir iki aylık bir takati kalmış bir toplumun dayanmasına bağlı bir siyasetimiz olduğuna göre, bu dayanma sona erdiği an ne yapacağımızı biliyor muyuz? Eğer bu biliniyorsa Ertuğruloğlu’nun elçiliğini kabule devam ederiz. Yeni gönderilecek elçiyi tanımayız. Garantör Devlet olarak Makarios’un Anayasa dışı tasarruflarını tanımağa mecbur değiliz; bilakis tanımamak vazifemizdir, hakkımızdır. Makarios, buradaki elçiliği kapatırsa tanımayız. Zaten bu birkaç aylık bir mes’ele...

Ankara, Kıbrıs Elçiliğini tanıdığı müddetçe, diğer elçilikler de tanımağa devam eder. Makarios Kıbrıs’taki Türk Elçiliğini tanımama yoluna giderse, Türkiye Elçiliği idame ettirir. Garantör Devlet olarak

Makarios’un Türkiye ile bağlantısını kesmesine imkân yoktur. Türkiye’nin garantisi altında bir Cumhuriyetin başkanı, Türkiye’yi nasıl tanımaz? Elçiliğe karşı fiili önlemler alınırsa, anında karşılık verilir. Kızılay yardımı, kurye gelişi gidişi diğer kanallardan sağlanır - eğer dava bir iki aylık bir dava ise; eğer, bu davayı Türk toplumu yıkılmadan bir neticeye bağlamak niyeti varsa.

Ben bunları düşünüyor ve savunuyorum... Makarios’un meşru hükümet kisvesi altına girmesinin tek cevabı ayrı devletimizi ilan etmek. Bunu Kıbrıs dahilinde yapacak durum yoksa Türkiye’de veya Londra’da yapmayı döşünmeliyiz. Beni dinleyen genç hariciyeciler ne düşünüyorlar bilemem. Galiba kendi kendime güvey oluyorum.

Bugün 15’inci evlenme yıldönümümüzmüş. Ben de Aydın da unutmuşuz! Gün ve tarihlerin manası kalmadı artık. Kıbrıs'ın derdi her şeye bedel.

Londra Konferansında yaptığım konuşmadan sonra Başsavcı Tornaritis yanıma gelerek "Rauf, söylediklerin doğru mu ? Bu işler böyle mi başladı?" diye bir soru sormuş ve beni hayretler içinde bırakmıştı.

Şimdi Ankara’da çaresizlik içinde kıvrandığım bu günde Rum liderlerine birer mektup yazarak kendilerine gerçekleri anlatmayı ve bazı ikazlarda bulunmayı tasarladım.

Tornaritis’e, Rum hakimlere mektup gönderdim. Ayrıca Greco-Turkish Reconciliation Committee adı altında Rum memurlara bir propaganda yazısı... Kıymeti? Belki de hiç. Fakat bir şeyler yapılması lazım. Bugüne kadar Kıbrıs Rumlarına hitaben hiçbir şekilde propagandaya girişmedik. Güney sahillerinde bu maksat için kurulacak radyodan da henüz bir haber yok.

Mr. Criton Tornaritis,

Attorney-General,

Nicosia, Cyprus.

Dear Mr. Tornaritis,

As days of retribution approach in an increasing pace I thought that I would write these few lines to you.

When you heard my speech at the London Conference you had told me that you did not knew that the facts were as outlined by me. Sir Panayotis Cacoyannis, also, refused to believe me and pretended to believe that Turks were up in arms against the Government of Cyprus for partitioning the Island.

You now had six months tifhe to see what is happening in Cyprus and to judge the events on their own merits. What your real and inner conclusions will be, after you consider the events, I will not ask. I know the fear under which you live and function. But I would like to advise you to extricate yourself from your present position with utmost speed; before it is too late. Ask for your pension and leave Cyprus if you do not want to be caught as co-partners in crime with Archbishop Makarios and his clique. As a man of brains and good sense you must by now realize that Enosis can never be achieved and that all those responsible for to-day’s tragedy in Cyprus will not be allowed to enjoy the fruits of murder and violence to which they have resorted to so ruthlessly.

I will not say more. I have said enough to give you due warning of the events to come.

Yours Sincerely,

Rauf R. Denktaş.

To High Court Judges and To the Honourable Members of the Bench in Cyprus

Cyprus has been in a bloody turmoil since 21st December 1963. As Greeks of Cyprus, you are entitled to view these events from your own political angle, aş you probably do. You may rejoice and be proud of the machinations of Archbishop Makarios and his clique for overthrowing the regime with a view to uniting Cyprus to Greece. You may, as ordinary citizens, get a feeling of joy out of the massacre of hundreds of Turks; you may rejoice at the fact that Greek "security Forces" under heroes (!) like Yorgadjis, Nikos Sampson, Lyssaridis, Papafotis and others have succeeded in a matter of months to render 55,000 Turks workless and destitute, 25,000 Turks homeless and the fact that in 112 villages, undefended and abandoned by the Turks, your "heroes" have destroyed all Turkish properties.

A.v Greek Cypriots, you are fully entitled to admire and applaud all these "heroic" deeds of your fellow men. That is why I am not appealing to you in your capacity as Greek Cypriots but only in your capacity as members of the Bench of the Republic of Cyprus and as members of the Inns of Court from which you got your authority to practice law the first instance.

As judges, you have, for the last 7 months sat in courts, and decided upon cases which the Greek police and the Minister of Interior chose to bring before you well-knowing that these same authorities were running a war against the Turkish Community under various pretexes. You may have justified your actions by declaring to yourselves that it is not the duty of a judge to arrest or prosecute criminals and that you would judge all those who were brought before you impartially and with speed "on the evidence before you."

But a time came when the Courts, over which you preside, were done away with by an illegal and arbitrary act of Archbishop Makarios and his Ministers when they chose to invite the Greek members of the House of Representatives to abolish and re-create the Courts of the land contrary to the Constitution.

A.v judges and members of the Bar; as men of honour dedicated to law and order it was expected of you, jointly and severally, to declare publicly that you did not find the power and authority to sit on unconstitutionally created Courts and pass judgment on your fellow men. It was expected of you to defy this last act of treason by Archbishop Makarios and his clique and it was hoped and believed that you would not make yourselves parties to the ensuing gross illegality in the land.

But alas! None of you had the courage to act as judges in this most important matter. You chose to act according to the dictates of your political leaders and you accepted their words and deeds as the law of the land. You chose to act as judges in Courts which had no legal foundation.

I shall not bother to cite to you authority from the Star Chamber or the Belsen Trials. History is full of examples to show that tyranny, in whatever shape or form is bound to be destroyed and all those persons in authority who shut their eyes and ears, while the tyrant is striking his merciless blows at the innocent, can find no retribution when the day of judgment comes for the tyrant.

Justice, freedom, cooperation and co-existence have never been found on foundations of tyranny, terrorism, despotism or dictatorship. Justice and freedom can only be found in lands where independent courts exist, presided over by courageous men dedicated to justice and is maintained where all persons feel equal before the law and have full respect for those who administer the law.

In Cyprus, to-day, the Constitution of the land has been littered with the bullets of the so-called Greek seçurity forces and the machinations of Archbishop Makarios. The time has come for all of you to speak out boldly and fearlessly. Are you or are you not on the side of Law and order? If you are, why don’t you resign your posts in protest of the unconstitutional manner in which you are forced to sit and pass judgment on your follow men? If you have any justification whatsoever for sitting in Courts, which Constitutionally do not exist, pray let the world know, before you yourselves are adjudged as partners to the cymes committed by Archbishop Makarios and his clique. Pray, do', so, before it is too late because the days are fast approaching when the Cypriot Rasputins, Berias and Chiefs of Gestapo will be called to account.

Yours Sincerely Rauf R. Denktaş Barrister-at-Law (Linchon’s Inn) President, Turkish Communal Chamber Cyprus. / Ankara, 17th July 1964.

18 Temmuz 1964

Türklere benzin sevkiyatı durdurulurken, Makarios hükümeti Türklerin su ve elektriğinin kesilmesi için gerekli tedbirleri aldığını açıklar.

ABD Dışişleri yetkilileri Kıbrıs’ta 7000 Yunan askerinin bulunduğunu açıkladılar. Grivas Kıbrıs’ta Yunan idaresini kurdu. Kritik noktalar Yunan komandolarının işgalinde. Kızılhaç, Türklere karşı uygulanan ambargoyu protesto etti. Temblos’ta ateş kes anlaşmasına rağmen Rumlar muhasaraya devam ediyor. Köyün çevresine ağır toplar yerleştirildi.

Bizden şiddetli bir karşılık gelebileceğine inanmadıkça da bu böyle devem edecektir.

19 Temmuz 1964

Nihat Erim ve Sunalp Paşa Cenevre’ye gittiler.

Bakanlar Kurulu’nda neler konuşuldu? Cenevre’de neler oluyor? Neler görüşülüyor? Bilmiyoruz. Kıbrıs Türkünün kaderi tayin edilecek, fakat şimdilik gidişat hakkında bilgi verilmiyor. Sır. Tıpkı Zürih Anlaşması günlerinde olduğu gibi... fakat, yapılacak aksak bir anlaşmanın uygulama sorumluluğunu yine Kıbrıs’ta üç beş Türk omuzlayacak. Anavatan adına yine "zaferden" bahsedilecek... olmaz böyle şey... olamaz... olmamalıdır.

Bir şey hakkında herkes mutabık. Türk Milleti Kıbrıs davasını feda edemez ve etmeyecektir. İnşallah öyle olur. Arada bozuk sesler de çıkıyor: Bir Kıbrıs için Türkiye’yi harbe mi sürükleyeceğiz? Kıbrıs’ı kaybettiğimiz takdirde arkadan patlak verecek bin bir tane sorun var... Hakkını müdafaadan aciz Türkiye’nin başına ne dertler açacaklar Allah bilir. Kıbrıs davası Türkiye için bir güç ve iman gösterisi davasıdır. Almanlar "inandığımız Türk kuvveti nerede?" diyorlar.
Amerikalılar, müdahale edemeyeceğimize inanmışlar. İngilizler hala daha "Türk müdahalesi" ile Rumları korkutmağa çalışıyorlar. Son zamanlarda Rumlar da müdahale edileceğine inanmışlar gibi... Kıbrıs’ta Barış Gücü Türk müdahalesi olduğu takdirde askerlerini salim yerlere çekmek için planlar yapmakta! Türkiye’de "seferberlik" sözleri dolaşıyor.

Makarios gibi bir delinin attığı taşı şimdi bütün dünya çıkaramıyor.

Dr. Uras’lar geldi. Tavsiyeleri "Aman sakın Kıbrıs’a dönme. Ne olursa uçak alanında olacak. Bu adamlar seni mahvetmeğe and içmiş. Gideceksen, seni helikopterle Türk semtine indirsinler v.s."

Mücadele devam ediyor. 6 aydır ben uzakta, seyirci. Her ne pahasına olursa olsun gitmem şart. Yoksa, dava şu veya bu şekilde bittikten sonra Kıbrıs’ta bana hayat hakkı tanınmayacağını, Kıbrıs’ı terk etmeğe mecbur kalacağımı ben de biliyorum. Fakat... mücadeleyi sürdürmek şart. Papaz içeri sokmuyor. Türkiye gizli yoldan gitmeme müsaade etmiyor. Can sıkıntısı, kararsızlık, yarının ne getireceğini bilmemek insanı öldürmeğe yetiyor...

Ahmet Zaim’in Ankara’ya atanması kesinleşmiş. Hâlâ daha bu konu Bakan’a aksettirilecek, karar alınacak.

Kıbrıs’ta Baş Hakimlik Zekâ beye teklif edilmiş. Tabii reddedecek. Mahkemelerden de silinip, süpürüleceğiz. Bari Zekâ bey ve diğer Türk hakimler bir beyanatla durumu dünya kamu oyu önüne bir serseler. Çok tesirli olacak.
3 Türk daha kayıp. İstanbul’dan Limasol’a giden bazı Türkler de tevkif edilmişler. İnsan Hakları nerede?

18 Temmuz 1964

Federal Almanya’nın en büyük gazetelerinden biri olan Frankfurte Allgemeine Zeitung, Yunanistan’ın Pire Limanından ayrılan gemilerin her gün Kıbrıs’a harp malzemeleri taşıdıklarını yazıyor...

Makarios, Ahmet Zaim için Ankara’dan agreman istiyor. 20 günden beri bunun böyle olacağı biliniyordu. Karar alınmadı. Kimse bu konu üzerine eğilmedi. Şimdi de, belki hafta sonuna kadar, belki de 10-15 güne kadar! Bakanlar İstanbul’da. İşlerimiz hep böyle. Son dakikada acele bir karar.

Zaim’in elçi olarak kabulü Makarios’u Türkiye’nin hükümet olarak tanıması demektir. Feci bir hata olacak. Bu işi artık diplomasi yönünden incelemek boş iş. Makarios’un meşru hükümet olmadığını ilan ve-ispat etmek gerekir. Başka çıkarı kalmadı.

Radyodan işitiyorum. Ümit Süleyman ile Yorgacis Barış Gücü’nün katılımı ile bir toplantı yapmışlar. Zeytinlik (Templos) köyünden askerlerin çekilmesi kararı alınmış. Anlayamadım. Yani biz de buradan mücahitleri çekiyor muyuz? İnşallah karar bu değildir. Hay Allah.

Rumlar, Kalavaç’a saldırdılar...

Bağlıköy’den, Lefke’ye gitmekte olan Salahi Arif ve Ahmet Nuri adlı soydaşlarımız Rum polisleri tarafından tutuklandı.

19 Temmuz 1964

Mağusa Kapısı barikatında durdurulan Bel-kola dağıtım otobüsünde bulunan ve üzerinde ay-yıldı2 bulunan şişeler Rumlar tarafından kırılır.

Limasol Limanı’na Demirleyen bir gemiden 800 Yunan askeri daha adaya çıktı.

Özdemir Cemal isminde Kıbrıslı sabıkalı birisi İstanbul’da Kıbrıs şehitleri adına sahte makbuzlarla para toplarken yakalanmış. Yanında, Kıbrıs’tan verildiğini söylediği ve Rauf R. Denktaş adım taşıyan bir belge varmış.

Mesele bir diğer Kıbrıslı Türk Hüseyin Nevzat Hasan’ın uyanıklılığı yüzünden İstanbul’da 1’inci Şube Müdüriyetine aksetmiş.

Özdemir Cemal yakalanarak istintaka tabi tutulmuş iki pasaportu varmış. İstintak esnasında "Ben Gençlik Teşkilatı’nın kâğıdını askeri bir yerde Denktaş’a gösterdim ve bana tokat attı" demiş. Evrakın sahte olduğunu kabul etmiş. Özdemir Cemal halen İstanbul’da mevkufmuş.

Bir gün daha geçiyor. Rapor yazmakla geçen bir gün. Acaba verilen raporları okuyorlar mı?

21 Temmuz 1964

Pek Muhterem Paşam,


6 aydan beridir Kıbrıs’tan ayrı bulunuyorum. Bu müddet zarfında muhtelif memleketlerde davamızın propagandası ile meşgul olurken "bir şeyler yapıyorum" hissi ile kendi kendimi avutabiliyor, geri Kıbrıs’a, dönebileceğim günü bekliyordum.

Rumların son boykot kararlarından sonra Kıbrıs’ta hadisatın sür’atle inkişaf edeceği ve gereken tedbirleri zamanında almadığımız takdirde müdafaamızın çökebileceği kanaatındayım. İlişik raporda bu düşüncelerimi belirtmeğe çalıştım. Düşündüğüm tedbirleri belki pek afaki bulacaksınız fakat Makarios’un, her türlü kanun ve nizam dışı davranışlarına karşı harekete geçmemiz icap ettiği aşikârdır.

Adaya gizlice dönüşümün mücahitlerimizin ve halkımızın morali üzerinde iyi bir tesir yapacağına inanıyorum. Bana bu fırsatı sağlamanızı rica ederim. Kıbrıs’a gitmek ve sizin de tasvip edeceğiniz bir program dahilinde Makarios kuvvetlerine karşı çarpışmak istiyorum. İlişik raporda bahis konusu olan herhangi bir vazifeyi yapabileceğime inanıyorum. Kıbrıs davası son safhasına girmiştir. Önümüzdeki haftalarda Kıbrıs Türkü’nün atacağı adımlar ve göstereceği mukavemet ile inisiyatif bu safhanın neticesi üzerinde önemli rol oynayacaktır.

Bu milli davanın şerefli bir neticeye ulaşması için göstermekte olduğunuz gayretleri minnetle anar, saygı ile ellerinizden öperim Paşam.

Hürmetkarınız Rauf R. Denktaş Kopyası Genel Kurmay Başkanlığına.

Gazioğlu’ndan mektup. Ali Önge Londra’da peyda olmuş. Atıp tutuyormuş. Liderleri teşhir edecek dokümanlar ile geldim diyormuş. Ahlaksızlık derecesi bu kadar olur.

Derhal Ankara’ya gelmesi için Sefaret kanalı ile müracaat ettim. Bakalım gelecek midir?

Haber gazetesine uzun bir beyanat verdim.

Dr. Uras geldi. Çoğunluğun söylemekte olduğu şeyleri tekrarladı: İnönü, Kıbrıs mes’elesi için Türkiye’yi harbe sürükleyecek bir adım atmaz ve atmayacaktır. Sonuna kadar bu davayı masa başında halletmek yollarını arayacak, neticede başarı sağlayamazsa, suçu başkalarına ve belki de "vaktinden evvel çöken, mücadeleyi bırakan" Kıbrıs Türküne yükleyecektir.

Mücadelenin devam ettiği bugünlerde bunlar ne kara düşünceler? Fakat Makarios’un hazırlığını, takip ettiği siyaseti, Kıbrıs Türklerinin içinde bulundukları durumu ve Türkiye’deki tutumu gördükçe insana şüpheler geliyor; kara kara düşüncelere dalıyor; kötümser oluyor. Hala daha kat’i bir plan yok gibi. Her sıkışan "Orasını İsmet Paşa bilir" veyahut da "İsmet Paşa’nın bir bildiği var" deyip konuyu değiştiriyor. İsmet Paşa’ya fikir verebilecek durumda olanlar bile, gidişatı görüyorlar, fakat kesin bir tavır alıp İsmet Paşa’nın karşısına çıkamıyorlar. Belki de haklıdırlar. Belki de İsmet Paşa’nın bir bildiği vardır ve netice bizim için iyi olacaktır. Fakat Kıbrıs’taki fiili durum gittikçe ve hızla kötüleşmektedir.

Başbakanlığa raporumu bıraktım. Okuyunca, belki de, "Adam çıldırmış" diyecekler. Okusun da, ne derse desin. Hareketsizlik insanı boğuyor. Asabım bozuluyor. Bozulmaması lazım. Sonuna kadar imanla ve inançla-hareket etmem icap ediyor. Sonuna kadar...

Mücadelede haklıyız.

Kıbrıs Rumlarının mentalitesini çok iyi bilen bir insan olarak çoğunluğun insafında Kıbrıs Türkü’nün ne duruma düşeceğini iyice görebiliyorum. Yunan idaresine terkedilmiş Trakya Türklerinin durumu en canlı misal!

Zürih ve Londra Anlaşmaları altında rahat edebilirdik - eğer Rumlar Enosis’ten vazgeçmiş ve anlaşmalara ısınmış olsalardı. Halbuki Cumhuriyetin ilk gününden itibaren Enosis için mücadele başlatıldı. EDMA - EOKA’cıların büstlerinin açılış törenleri, Makarios’un ve bakanlarının beyanatları; Türklere karşı tutumları; Türk gazetelerine saldırılar - her şey geleceğe ışık tuttu.

Tehlikeyi gördük. Gördüğümüz için ve görmeyenlere göstermeğe çalıştığımız için "ekstremist" olduk. Şimdi de "asi"lerin başı! Bakalım istikbal ne getirecek?

İstikbal, bugün yaptıklarımızın veya yapmaktan kaçındıklarımızın mükâfatını veya karşılığını getirecek. Bugün çektiklerimiz de dün yaptıklarımızın veya yapmaktan kaçındıklarımızın sonucu değil mi? Yazık çok yazık. Bile bile lades olmak; göre göre faka basmak işte buna derler.

20 Temmuz 1964

Türk köylerine giden su depolarına Türkleri zehirlemek için Rumlar tarafından akar yakıt dökülüyor...

Hürriyet Gazetesi’nin "Kıbrıs’ta ölüm-kalım Savaşı" adı altında hazırladığı dokümanter film bu akşamdan itibaren Türkiye’nin 186 sinemasında halka gösterilecek.

Türklere karşı girişilen boykot yüzünden petrol ve mazot stoku tükenmek üzere. Elde ancak 2 günlük stok kalmış. Rumlar boykota devam ederlerse 2 gün sonra fırınlar da çalışamayacak. Buna karşı alman tedbirler var mı? Bilmiyorum.

Nihat Erim, Cenevre’ye giderken pek iyimsermiş. "Ya 10-15 gün içinde bir hal çaresi bulunur, yahut da bu iş 3 ay daha uzar" demiş. Güzel. Fakat, bu iş 3 ay daha uzarsa, ambargo ve muhasara devam ederse, Türkler ekmeksiz kalırsa durum ne olacak? Tedbirlerimiz var mıdır? Genel plan nedir? Ne yapılacaktır? Her şeyi bize söylemiyorlar. Gizlilik, emniyet mes’elesi... Fakat bizimki de topluma karşı hayati sorumluluk meselesi!

Dr. Uras, söz arasında, "Kıbrıs’ta birçokları senin Londra’da on bin liraya bir apartman alıp, dayayıp döşediğini söylüyorlar" dedi. Zavallı Kıbrıs Türkü. Bu dedikodularla ne kıymetli zamanları boşuna harcadı; fikirler yanlış yönlere sevk edildi; çalışmak, uğraşmak isteyenlerin şevki kırıldı. Hala daha, kan ve barut kokusu içinde muhayyeleler ve çeneler işlemekte demek!

Dr. Küçük karısı ile çocuklarını neye Londra’ya gönderdi ve Ankara’ya göndermedi? Bir sual ve bir oda dolusu dedikodu... Ankara’ya gönderseydi, neye Kıbrıs’tan çıkardı diye yine dedikodu yapılacaktı. En iyisi dinlememek, aldırmamak... fakat elden gelmiyor.

To the Editör The Times, London Sir,

The desire to see a more or less unified legal system within the Commonwealth Countries with a right of appeal to a higher tribunal in London is most welcome. But one would wish to see the sponsor s of such a move to be continuously alive to the dangers which today exist in the legal concepts of certain Commonwealth Countries. I will, naturally, refer to Cyprus. This member of the Commonwealth has, by an unconstitutional act, abolished the Constitutional Court of the country and has created illegal and unconstitutional courts with a view to convicting ali those Turks who stili dare defend their constitutional rights and who have escaped the bullets of Makarios’s Security Forces.

The basic foundation of every government is its constitution protected and safeguarded by its judiciary which functions independently of the executive under and by virtue of the Constitution. in Cyprus anarchy reigns, but yet, Archbishop Makarios and his Foreign Minister who have created the anarchy and assailed the Constitution are accepted at the Commonwealth Conference as representatives of the Republic of Cyprus! The cali for unification of legal services does not fit the treatment which the same assembly extended to the rebels against the Constitution of Cyprus.

(R.R. DENKTAŞ)

Atatürk’ten: "Adli kuvveti bağımsız olmayan bir milletin devlet halinde varlığı kabul olunamaz."

Akşam gazetelerinde Filelefteros’a atfen bir haber var. Makarios, Atina ziyaretinden sonra Türkler için genel af çıkaracakmış. Ne güzel... 7 ay bin bir yokluğa göğüs geren ve Ankara’nın kendilerini gelip kurtaracağına inanan Kıbrıs Türkü şimdi Makarios’un af teklifi ile karşı karşıya kalacak. Toplumun içinde acaba kaç kişi bundan yararlanmaya kalkışacak ve bu af teklifinin bile anayasaya aykırı bir tasarruf ve bir tuzak olduğunun farkına varmayacak? Kıbrıs Türklerinin milliyetperverliğinden ve sağ duyusundan eminim, ancak 7 aylık onulmaz acının ve Ankara’dan bir müdahale gelemeyeceği inancının bu sağduyu üzerinde ne kadar tesir yaptığım kestirmek güçtür. Zaman durumu aydınlatacaktır. Anadolu ajansı için aşağıdaki demeci hazırladım:

"Makarios’un Atina’yı ziyaretinden sonra genel bir af çıkararak Türkleri affedeceği haberi beni hayrete düşürmedi. 7 aydır Rumlardan gelen her türlü baskıya ve işkenceye, hayasızca saldırılara mertçe göğüs germiş olan Kıbrıs Türkünü parçalamak için girişilen bu yeni teşebbüs de sonuçsuz kalacaktır. Kıbrıs Türkü canını ve malını müdafaadan ileri gitmemiş, affedilebileceği bir suç işlememiştir. Zamanı geldiğinde Makarios ile hempalarını affedip etmemeği Kıbrıs Türkü düşünecektir. Anayasa altında Makarios’un tek başına af çıkarmak yetkisi yoktur. Af teklifi ile kendi kendini memlekette yegâne kuvvet olarak ilan etmiş olacaktır. Hiçbir Türk böyle bir duruma boyun eğecek değildir."

Gece geç vakit bir komşu gazeteci geldi. Muhalefetten. 1959’da Kıbrıs’a gelenlerdendi. Bugünkü tehlikelere o zamandan işaret ettiğimi hatırlıyor. "Seneler geçtikçe tehlikenin büyüdüğünü hepimiz görüyorduk, hükümet nasıl oldu da göremedi?" diyor. Yazılan raporlardan, yapılan ikazlardan ve Emin Dırvana’nın tutumundan bahsettim. Her şeyden haberdar göründü.

Gelen gazeteci devam ederek şunları söyledi:

"Sen büyük bir sorumluluk altındasın. İnönü sizleri hep kandırmaktadır. Kıbrıs davasını iç siyasette bir koz olarak kullanabildiği kadar kullanacak, ondan sonra silkip atacaktır. İnönü ile Gürsel’in araları açıktır. İnönü Cumhurbaşkanı olmak, Gürsel ise, her ne pahasına olursa olsun köşkten çıkmamak hevesindedir. Gürsel’i Cumhurbaşkanı seçtiren Talat Aydemir’di. Suçu bu kadar bariz olduğu halde aylarca idam edilmemesi bu yüzdendi. Fakat sonunda İnönü intikamını aldı."

Saat 12’ye kadar konuştu. Sözlerinde zerre kadar hakikat payı varsa Kıbrıs’ın kurtarılması bir hayal demektir. Yine de inanmak istemiyorum. İnanıp da bu inancımı Kıbrıs’a iletsem mücahitlerin durumu ne olur? 7 aydır canlan pahasına korudukları bir davanın mevcut olmadığını görürlerse ne yaparlar?

Davamıza, Türkiye’ye, tarihi İnönü’ye inanmağa ve sonuna kadar mücadeleyi devam ettirmeğe mecburuz. Başka çıkar yol yoktur. Şimdi mayna etmek demek kendi kendimizi ve Türklük şerefini gömmek olacaktır.

Uykum dağıldı. Sabaha kadar uyumak nasip olmadı. Herkes kötümser. Her şey karanlık. Acaba Makarios istikbali nasıl görüyor? Kıbrıs Rumlarının morali nasıl?

Onlar da herhalde Türkiye hangi an vuracak korkusu içindeler...

Kaynakça
Kitap: Rauf Denktaş'ın Hatıraları(1964-1974), 1. Cilt(1964)
Yazar: Rauf R. Denktaş
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Rauf R. Denktaş'ın 1964 Yılındaki Hatıraları

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir