Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Denktaş'ın Hatıraları - 21-30 Haziran 1964

Burada Rauf R. Denktaş'ın 1964 Yılındaki Hatıraları hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Denktaş'ın Hatıraları - 21-30 Haziran 1964

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Tem 2012, 13:18

21 Haziran 1964

Yunanistan’ın en yüksek tirajlı gazetelerinden KATHİMERİNİ yeni bir haber yayınlıyor. Grivas Kıbrıs’taymış.

Glafkos Kliridis ise yaptığı açıklamada Grivas’ın bir müddetten beri Kıbrıs’ta olduğunu ve Makarios’la bir kaç görüşme yaptığını belirtir. Halbuki Makarios tarafından yapılan bir açıklamada Grivas’ın Kıbrıs’ta olduğu yalanlanmıştı.

Fakat, Atina’dan gelen haberler Grivas’ın Kıbrıs’ta olduğu yolunda ki haberleri teyit ediyor; "Kıbrıs’a barışı sağlamak için gitti - şahıs olarak, turist olarak gitti" deniliyor.

İnönü-Johnson görüşmeleri esnasında bu haberin yayılması belki de bir tertiptir. Yunanistan’ın bu işten vazgeçmeyeceğini anlatmak istiyorlar.

İngiliz ve Amerikan gazetelerinde Enosis leyhine yazılar çıkmağa başladı. Bütün cereyan bu merkezde. Türklerle Rumların bir arada yaşayamayacağını zımnen kabul ederek, Türklerin adayı terk etmelerini tavsiye ediyorlar.

Adada silahlar kan ve barut kusarken, 3-4 ay evvelki tamamen leyhimize olan durum, değişmeye başlıyor. Bunun böyle olacağını tahmin etmiştik, fakat bize inanan olmamıştı.

Akşam İnönü, heyeti ile birlikte Washiıngton’a geldi. Müzakereler bu sabah başladı. Gazetelerde İnönü ile Johnson’un fotoğrafı var. İnönü "sulhun daimi olabilmesi için bulunacak çarenin adalet ve hakkaniyet prensiplerine dayanması icap ettiğini" söylemiş. Çarşamba gün de Papandreu aynı sözleri söyleyecek.

Washington’a gitmemiz için bir işaret yok. Teklifi biz yapıyoruz. Sonra da vazgeçiyoruz. Belki "neye geldiniz?" diyen olur. Zaten heyetin faaliyet programı çok yüklü. Belki de görüşemeyeceğiz bile. Yarın akşam New-York’ta görüşürüz. Çarşamba sabahı da Londra’ya hareket ederiz diye düşündük.

Bu defaki ziyaretimizde Amerikan gazetelerinin olduğu kadar, bizim gazetecilerde de bir umursamazlık var. Herkes bu işten bezmiş gibi. Dava böyle mi yürütülür? Birleşmiş Milletler’den Türkiye hiçbir şey koparamayacağını ahlamış mıdır? Amerika’dan da boş elle dönülecek diyorlar.

Vaziyet herhalde iyi değildir.

Bugün biraz yağmur yağdı. O boğucu sıcaktan kurtulduk. U Thant’a mektup yazdım.

22 Haziran 1964

Yerovasa’da Haşan Selim Rumlar tarafından vurularak öldürülür. Vadili de ise iki Türk, silahlı saldırı sonucu yaralanır.

Kaspariyan’da bulunan Rum mevzilerinden Türk bölgelerine ateş açıldı.

Küçük Kaymaklı’da Doğan Sokak No: 7-A.B ve C’deki Güner ve Erdem M. Şevketoğlu kardeşlere ait Türk Lastik fabrikası Rumlar tarafından yağmalanır.

Washington konuşmaları sona erdi. İnönü ile partisini karşılamak üzere Marine Air Terminal’e gittik. Türkiyeli ve Kıbrıslılardan oluşan bir kalabalık var. Bazılarının elinde Amerikan - Türk bayrakları.. Türkçe konuşmasını bilmeyen sekiz on yaşlarında Türk çotukları. Karşılayanlar arasında Athenagoras adına gelmiş 2 Ortodoks papaz da hazır.

Uçak indi. İnönü ile eşi ve arkadan heyet çıktı. İnönü kısa bir konuşma yaparak kendisini karşılayanlara teşekkür etti. "Bana kuvvet verdiniz" dedi.

Hayatının son safhasında müşkül bir davanın peşinde, barış yolu ile hal çaresi arayan bu tarihi adamı bugün biraz daha yorgun gördüm. Belki yolculuğun tesiri.

Washington konuşmaları neticesinde ortak bir tebliğ yayımlanmış. Tebliğde 1959 anlaşmalarının yürürlükte olduğu teyit edilmekte ve taraflar arasında acele olarak, adalet ve demokrasi prensiplerinin ışığı altında bir çözüm yolu bulunması yollarının arandığı belirtilmektedir. Heyet ümitli. Metin Toker tebliği görünce çok sevinmiş. İnönü, gazetecilere "yine zafer kazandık şeklinde duyurmayınız" demiş, fakat gazeteciler bunun bir zafer olduğu kanısında yazacaklar. Zaten, Amerikan gazetecilerine kendi tefsirlerini bile vermişler. İnşallah gelecekteki olaylar kendilerini haklı çıkarır.

Zürih-Londra Anlaşmaları da Türkiye için bir zaferdi. 21 Aralık’tan bu yana da zaferden zafere yürüdük. Londra Konferansı zaferdi. Makarios teşhir edilmişti. İlk Güvenlik Konseyi Kararı da öyle. Şimdi de Washington zaferi..

Johnson bugün Papandreu ile müzakerelere başlayacak. Belki de ayni sözlerle bir tebliğ yayınlanacak. Yunanlılar da bundan "zafer" diye bahsedecek. Neticede yine sadece haklı olan değil, kuvvetli olan kazanacak. Grivas’ın Ada’ya dönüşünü Amerikan Gazeteleri Yunan ağzı ile "Koyu Komünist düşmanı Grivas’ın Kıbrıs’taki Rum Komünistleri sindireceği" ve ipleri Makarios’un elinden kaçmış olan EOKA gruplarını kontrol edeceği şeklinde vermektedir.

Türk heyeti de Grivas’ın adaya dönüşünü Makarios Yönetiminin düşürüleceğine atfetmekte. Makarios düşse bile, Grivas Türkiye veya Türkler leyhine taviz verebilecek mi? İhtimal dahilinde bile değil. Fakat Rumlar parçalanabilirmiş. Parçalansalar bile Türklere karşı mücadele devam ettiği müddetçe bu parçalanışın leyhimize bir etkisi olamaz. Netice yine kuvvete dayanacak. Son Rus notası çok mülayimmiş. Ruslar Kıbrıs’ın bağımsız kalmasını istiyorlar. Enosis’ten korkuyorlar. Amerikalılar Türkiye ile Rusya arasında Kıbrıs hakkında gizli bir anlaşma olup olmadığını araştırmakla meşgul.

Washington temaslarının neticesini kimbilir ne zaman alacağız. 6 aydır en zor şartlar altında yaşayan Kıbrıs Türkü, olumlu veya olumsuz neticeyi ne zaman öğrenecek? Bu netice ne olabilir? Kimse cevap veremiyor. Londra’da, Paris’te de temaslar yapılacak. Sonra? Bakalım. Beklemek, sabretmek lazım. Dava Kıbrıs Türkünün davası olmaktan çıkmış. Türkiye’nin davası olmuştur. Bize düşen, bu dava için sonuna kadar direnmek, sonuna kadar çarpışmaktır.

Amerikan-Türk dostluğu önemli bir deney geçiriyor. Amerikalılar endişede, bunun için ümitli olmak lazım. Evet ama, Amerikan-Yunan dostluğu da aynı tecrübeyi geçirmekte.

Beklemek şart. Fakat halk ne kadar ve hangi maksatla bekleyecek? Hedef nedir? Bilinmiyor. Kıbrıs’ta B.M. Kuvvetleri Türkleri "normale dönmek" için sıkıştırmakta. Dr.İhsan Ali’ye "quisling" diye hitap eden Türkiye Sefiri Orhan Eralp’a İhsan Ali’den bir telgraf geldi. Kopyasını da İnönü ile U Thant’a göndermiş. Kısaca "40 senedir

Türk toplumu için çarpışan, uğraşan, kendisinin toplum adına söz hakkı olduğundan bahsediyor. Toplum adına ben konuşmayacağım da Denktaş mı konuşacak? O Denktaş ki İngilizlerin memuruydu?" diyor. Demagojinin, zavallılığın bu kadarı az görüldü. Rumlarla Türkler asırlarca bir arada yaşadı fakat Türk Rum’un boyunduruğuna asla girmedi. Son 6 aylık acıklı durum bile İhsan Ali’nin gözlerini açmamış. Baf’taki Türkler ezilirken, öldürülürken araya girmemiş. Rum dostlarına "dur" diyememiş* Türkleri ezildi tahmin edince ortaya çıkarak akıl hocalığı yapıyor. Dr. İhsan Ali’den rapor alan Türkler serbestçe dolaşabiliyor. Kardeşioğlu da Bonn’a Ticaret Ataşesi tayin edilmiş. Zaten üç senedir Dr. İhsan Ali’nin adamı diye geçinen herkese Rumlar iş bulmuş, yardım etmiş. Rumların davasını gütmek beş on şahıs için faydalı ve kârlı bir iş olabilir. Fakat toplum olarak, Türk olarak hak aramak mubah değil. Bunu yapanlar "asi". Zavallı bu kadarcık bir gerçeği göremiyor...Türk Cemaati bir ölüm-kalım davasında iken, arkadan hançer sallayıp duruyor. Zavallı İhsan Ali.

Dr. Küçük’ün 23 Haziran 1964 tarihli mesaj:

Lefkoşa, 23 Haziran 1964

Sayın Dışişleri Bakanı,

Dün akşam ziyaretime gelen General Gyani ve Senor Galo Plaza aşağıdaki hususlarda endişe duyduklarını söyleyerek bizi durumdan haberdar etmek istediklerini bildirdiler:

1. Mansura - Limnidi Bölgesi:

Makarios, bu bölgede Türklerin külliyetli miktarda silâh kaçırdıklarını ve birçok silâhlı Türklerin mevzi alarak etraftaki Rum köylerine baskı yaptıklarını ve ayni zamanda yol serbestîsine mani olduklarını iddia ederek bu bölgede Türklere karşı harekâta geçmeğe hazırlanmaktadır. Makarios’a göre Birleşmiş Milletler kuvvetleri kendi kuvvetlerine yardım ederek Türklerin bu bölgeden silâh kaçakçılığını müessir şekilde önlemesi gerekmektedir, aksi takdirde Makarios son günlerde bu havaliye yığmış olduğu çok miktardaki "milli Muhafız kuvvetleriyle" bu işi yalnız başına yapmağa kararlıdır. Bunu yaparken de havaliye giriş ve çıkışı tamamıyla men ederek Türklere yiyecek ve sair levazımın gelmesini de kat’i surette sekteye uğratmaya azimlidir.

2. Lefkoşa - Girne Yolu:

Makarios, adada bütün yolların seyrü sefere açık olduğunu, yalnız Lefkoşa-Girne yolunun hâlâ daha Türkler tarafından açılmadığını bahane ederek bu yolun da açılması için Birleşmiş Milletler Kuvvetlerini kendine yardım etmeğe davet ettiğini ve bu yardım yapılmadığı takdirde "milli muhafız kuvvetleri" vasıtasıyla bunu başarmağa azimlidir. Bunu yaparken Lefkoşa’da ve bu yol civarında sakin Türklere karşı bloke hareketine baş vurmağa hazırlanmaktadır. Bu suretle buralarda sakin Türklere yiyecek ve başka malzeme (benzin, çimento v.s) gönderilmesini tamamıyla men edecektir.

General Gyani ve Senor Plaza’ya gereken cevap verilmiştir. Kendilerine, Türklerin müdafaada olduklarını, Türklere ateş açılmadıkça Türklerin ateş etmediğini, adaya Rumların silâh yığmakta olduklarını, Türk polislerinin devriyesi altında Girne yolunun açılmasına Türklerin itirazı olmadığını çoktan söylediğimizi izah ederek Birleşmiş Milletler Kuvvetlerinin Makarios’un yapmış olduğu tehditlere boyun eğip eğmeyeceklerini sorduk. Cevaben tehdit yapılmadığını, Birleşmiş Milletler Kuvvetlerinin herhangi bir çarpışmayı önlemeye çalışacaklarını fakat silâh kaçakçılığının önüne geçmek için de tedbir almağa mecbur olacaklarını bildirdiler. Bu tedbirler arasında Mansura, Koççina ve Limnidi köylerinin deniz sahillerinde B. Milletler Kuvvetlerinin devriye gezeceklerini ve Tillirga bölgesindeki Türk köylerinden başka tarafa gidecek bütün Türk otomobillerini araştırmaya tabi tutacaklarını izah ettiler. Kendi tabirleriyle Kıbrıs hükümetinin serbestçe limanlar vasıtasıyla ithal ettikleri silâhların silah kaçakçılığı olarak vasıflandırılamayacağı kanaatında olduklarını da ima ettiler.

Keyfiyeti arzeder, en derin saygılarımın kabulünü rica ederim.

Dr. F. Küçük

23 Haziran 1964

Karar çıktı.

New-York’tan ayrıldık. Londra yolundayız.

Yolculuk rahat geçti.

Londra’ya iner inmez BBC Televizyonunu bizi bekler bulduk. Grivas Lefkoşa’da bir beyanat vermiş. Referandum istiyor. Barışsever bir asker olarak Türklere "hiçbir şeyden korkmayınız, sizi koruyacağım" diyor. Neye ve kime karşı koruyacak acaba? Yoksa, Dr.İhsan Ali’nin şikâyetçi olduğu "Türk tedhişine" karşı mı? Zaten Türkler Grivas’ın istediği referandumu kabul etseler, Toplumsal haklarından vazgeçseler, başları yerde, Rumların insafında yaşamaya razı olsalar mesele kalmayacak. Grivas, bir de Türkiye’ye çatıyor "histeriden" vazgeçiniz diyor. Söyledikleri yapılmaz ve Kıbrıs halkının hakları verilmezse Rum gençliğinin mücadele edeceğini bildiriyor. Sanki 6 aydır Rum gençliğinin yaptığı ne idi? 6 saatte yıkacaklarını zannettikleri Kıbrıs Türkü 6 ay dayanınca Yunanistan’dan Grivas da getirildi. Hani utanmasalar, daha doğrusu ellerinde imkân olsa bir atom bombası ile bu işi temizlemekten çekinmeyecekler.

Dr.Küçük, Grivas hakkında beyanat vermiş BBC benim reaksiyonumu da öğrenmek istiyor.

Reaksiyonum menfidir. Grivas, Kıbrıs’a Makarios’un başlattığı Enosis mücadelesini en erken bir zamanda tamamlamağa geldi. Diğer taraftan da Amerikalılara Kıbrıs’taki komünist tehlikesinden korkmamasını, Grivas’ın bu tehlikeye karşı etkili önlemler alabileceğini telkin etmek istiyorlar. Aynı zamanda akıllarınca Yunanistan’a Washington müzakerelerinde Ben fÇıbrıslıların işine karışmam" demek kozunu veriyorlar.

Makarios ada’da 2’nci plana düşecek. Türklere karşı mücadele, istedikleri ve planladıkları şekilde neticelenirse o zaman Makarios kilisesine dönecek, Grivas Yunan politikasına yeniden atılacak, ikinci bir Metaksas olacak. Grivas komünistler aleyhine erken tedbirler alırsa Rumlar arasında ikilik yaratabilir. Bu budalalığı yapacak mı? Komünistler herhalde pek de rahat değiller.

BBC soruyor. Bu şartlar altında ıiihai hal çaresi ne olabilir? Rumlar referandumda ısrar ederlerse Türklere de bu hak ayrı olarak tanınacak, ada taksim olacaktır. Taksim kelimesi hâlâ İngilizleri ve Amerikalıları ürkütüyor. 120 bin Türkü adadan sökmek akıllarına yatıyor da Rumların bir kısmını adanın diğer taraflarına göndermeği insanlığa aykırı buluyorlar.

Yorgun bir vaziyette yatağa yıkıldım. Uyku yok. Düşünüyorum. Kıbrıs davası bu kadar uzatılmalı, bu kadar karmaşık bir hale mi getirilmeli miydi? Geldi artık. Sabretmek, dayanmak lazım. Geri dönülebilecek bir tarafı yok bu davanın. Mukavemete devam lazım. İmanla, hızla devam. Ya yarın Kızılay yardımı da kesilirse? Alay’a ikmal konusu acaba ne oldu?

Kıbrıs Türkleri ellerinden gelen her şeyi beklenenin üstünde büyük bir kahramanlıkla yaptılar. Bundan ötesi Türkiye’nin bileceği bir iş; Türkiye’nin şeref ve prestij davası; strateji meselesi.

Türk soydaşlarının kaçırılmasına devam ediliyor. Limasol kazasına bağlı Silifke köyünden Ethem Mehmet Manigo, Rum polisler tarafından kaçırıldı.

Ambeliku’ya yapılan Rum saldırısı püskürtüldü. Duruma, İsveç askerleri müdahale etti.

24 Haziran 1964

Televizyon ve Radyo programları ile günü geçirdik. New York’tan beri devam eden bir mide sancısı daha da çoğaldı. Yolda Kıbrıslı gençlerle karşılaştım. Bir tanesi Leymosun hadiselerinde annesini ve kardeşini kaybetmiş. "Büyük acı geçirdik" diyor. Büyük acı. İnsan ne diyeceğini bilemiyor. "İnşallah boşuna can vermediler, arkada kalanlar daha iyi günler görürler" diyorum. "İnşallah" diyor. Gözlerinde ümit ile ümitsizlik arasında bir noktada birleşen garip bir tereddüt var. Bir şey söyleyecek. Vazgeçiyor. Uzaklara bakıyor. Kim bilir belki de Kıbrıs’ı kanları ile sulayan şehitleri düşünüyor. Netice ne olacak? Ne bileyim? mesele teslim olmamak, hakkımızı teslim etmemekte... İstiklal savaşı başladığında "netice ne olacak?" diye sorulmuş muydu? Müdafaası gereken bir dava vardı. Şerefli insanların boyun eğmeyeceği bir durum yaratılmıştı. Mücadele başladı. İmanla yürütüldü. Netice şerefli oldu. Ölenler boşuna ölmedi. Kıbrıs’ta da durum aynı.

Gençlerden bir tanesi "Efendim, bazıları Denktaş bu işleri başlattı da adaya dönmüyor" diyorlar, "çok kızıyorum" dedi.

Tuhaf, yani ben olmasaydım Kıbrıs Türkü hak ve hukukunu müdafaa etmeyecek miydi? İnsanların düşünüş tarzı tuhaftır.

"Denktaş bu işleri başlattı" diyenler var demek! Hangi işleri? Tahtakale’de Türkler’i vurmayı mı? Bunun hemen arkasından ada sathında Türkler’i 103 köyden kaçırmayı mı? İnsafsızlar, Makarios’un beyanatlarını da mı okumuyorlar? Türkler Rumlar’a hangi yörede saldırmış ki? Kendimi kime karşı müdafaa edeceğim? Müdafaaya çekilmemi, Rum’un yakasını bırakmamı istiyorlar. Bu tuzağa düşmemeliyim. Rum liderliğinin plânını ve yaptıklarını dünyaya anlatmak benim görevim... Halka moral vermek de...

Bugünkü İngiliz gazetelerinde Grivas’ın beyanatına geniş yer verildi. İngiltere ve Amerika’nın hâlâ daha Enosis’i desteklediklerine dair yazılar var. Grivas’ın gelişinde hayır alameti görmek isteyenler de... Fakat esas gazeteler Grivas’ın adaya gelişinin iyi bir hareket olmadığında hemfikir.

Kıbrıs Türk Cemiyetinde, 3 öğretmenle konuşuyorum. Burslu olarak gelmişler. Bursları bitmiş. Şimdi geri gitmek zamanı gelmiş. Geri gitmek tehlikeli, Lefkoşa’ya gitsek bile yerlerimize gidemeyeceğiz. Acaba Türkiye’de öğretmenlik yapamaz mıyız? diye soruyorlar. Hepsi de tığ gibi gençler. Bulundukları köyleri, yerleri müdafaa ederlerken şehit olanlar gibi.!

Kendi kendime "acaba içlerinden ah bir Kıbrıs’a gitsek de biz de savaşsak, toprağımızı biz de korusak" diye düşünen yok mu? diye soruyorum. Artık, herkesin hayatına yön verdirecek sözler söylememeğe gayret ediyorum. Bana inanarak mücadeleye atılmış arkadaşlarımı düşünüyorum. Acaba, şimdi durumları nedir? Ne yapıyorlar, ne düşünüyorlar?

Küçük Kaymaklı’daki Türk evlerinin yakılıp, yıkılıp, yağmalanması devam ediyor. Barış Gücü bu konuda gittikçe artan endişelerini izhar etmekten başka, birşey yapamıyor.

Kırnı, Ağırdağ ve Templos kurşun yağmuruna tutuldu.

Bu haberler geldikçe içim içime sığmıyor. TMT kurulduğunda yaşadığım heyecanı yaşıyorum. Mukavemetçilerin güdücü gücü Anadolu’dan gelen seslerdir; Türk halkının, kardeşlerinin ilgisidir, heyecanıdır. Bu meselenin Türklük meselesi olduğunun bilincidir. Bu bilinçle, bu inançla tüm tehlikelere meydan okuyan köyleri ve köylüleri düşünüyorum. Güven duyuyorum. TMT olmasaydı ne olurdu diye düşünmek bile istemiyorum.

26 Haziran 1964

İnönü yarın sabah 7:30’da Londra’da olacak. Papandreu, Kıbrıs meselesini İnönü ile Amerika’da konuşmağa razı olsaydı bu böyle olmayacak, İnönü ve arkadaşları Londra’ya ancak Cumartesi akşamı gelebilecekti. Demek ki Papandreu’nun bu konuyu bir Türk-Yunan konusu olarak ele almak istememesi haberleri doğru... Akşama gazeteler de bu haberi doğruluyor. Papandreu Amerika’nın teklifini reddediyor. Londra’ya "şimdilik" gelmekten de vazgeçiyor. Kıbrıs meselesi Kıbrıslıların meselesidir; Türkiye ile Yunanistan’ı ilgilendirmemelidir diyerek, Makarios’un tezini destekliyor. Rumların davası Kıbrıs Türkleri ile karşı karşıya kalmak; Türkiye’nin müdahalesini bertaraf etmektir. Yunanistan da aynı yolda. Türkiye’nin müdahale hakkı bertaraf edildikten sonra Türkleri kolaylıkla halledebileceklerine kat’i kanaatları vardır. Yapmış oldukları hazırlıktan ve silâh yığınağından sonra bunda haklıdırlar da galiba.


Herkesin sorduğu bir sual var. İhsan Ali kim? Delirdi mi bu adam? Eğer Makarios oynadığı oyunda başarılı olursa Dr.İhsan Ali, Türklerin "uzağı gören lideri” olarak ortaya çıkarak Rodos Müftüsü gibi Müslüman Cemaatinin Rum veya Yunan yönetimine olan sadakatinin ve memnuniyetinin bir sembolü olarak canlanıverecek. Zavallı Rıbrıs Türkü. Türk olarak yaşayabilmen için Türk gibi ölmen lazım. İhsan Ali’nin yolu o kadar kolaydı ki... Türklüğünden vazgeç. Boyun eğ. Kul olarak yaşa. O zaman, Rum sana yine aman vermeyecek: Seni yine sinsi sinsi kemirecek; adalet almak için gideceğin Mahkeme kapılarından Rum hakimlerinin, hakkını yiyen önyargılı fermanları çıkacak; derdini anlatabilecek bir makam bulamayacaksın. Bu hayata kaç Türk, kaç ay, kaç yıl dayanabilecek?

Kıbrıs Türk Cemiyetinde gençler İnönü’yü karşılayacakları pankartları hazırlamakla meşgul. Hepsi de heyecanlı. Hepsinin kafasında bir belirsizlik, bir endişe... Acaba, bu mücadele daha ne kadar devam edecek? Netice ne olacak? Ümitsizlik havası yayılmaya başlamak üzere: Bir tanesi kendi köyünden bahsediyor. "Bir avuç insandılar. Altı aydır dayandılar. Daha ne kadar dayanabilecekler" diyor.

Yoğurtçu Galadari Lefkoşa’dan yeni gelmiş. Gözlerini tedavi ettirecek, Söze karışıyor: "Ben, şunu bunu bilmem. Bu işe İsmet Paşa elini koydu, bu iş selamete çıkacak. 80 yıllık ömrünü Paşamız kara bir sayfa ile kapatmaz" diyor. Münakaşa başlamak üzere iken söze karışıyorum. Zaten, kaç saattir ayakta bekliyorlar. Bir şey söylememi istiyorlar. Konuşturmak için tahrik ediyorlar.

"Bu dava Kıbrıs Türkünün davası olmaktan çıkmış; Türkiye’nin bir davası haline gelmiştir. Siyasi safhada netice almak uzun sürebilir. Bizim vazifemiz sonuna kadar mücadeleye ve müdafaaya devam etmektir. Duruma şöyle bakınız. Türkiye’nin bir hududunda hücuma uğramış askerleriz. Sıkıntı çekiyoruz. Ümitsizliğe düştüğümüz anlar oluyor. Fakat huduttan çekilemeyiz. Mücadeleyi kaybedemeyiz. Teslim olamayız. Aksi takdirde her şey kaybolmuş olur. O halde mücadeleye devam etmemiz gerek. İsmet Paşa, bu meseleyi şerefli bir neticeye bağlayacağına emindir. Uğraşıyor. Her tarafa baş vuruyor. 30 milyonun başını belaya Sokmadan bu işi halletmesi çok büyük bir zafer olacak. Fakat gerekirse, milli şeref ve haysiyet gerektirirse, fiilen müdahaleden çekinmeyecektir. Buna kesin inancım vardır. Çünkü Türkiye’nin Kıbrıs’ı kaybetmesi yakın bir gelecekte Hatay’ı kaybetmesi, Kürt davasının alevlenmesi ve . uzak bir gelecek de Yunanlıların çıkaracağı binbir dertle karşılaşması demektir. Türkiye bu davayı kaybedemez".

Yüzlerde bir rahatlık var. Ya sürekli Londra’ya gelenler? Memleket boşalıyor.

Ne kadar gelse memleket boşalmaz. Memlekete dönenleri neye hesaplamıyorsunuz? Memleketten çıkanları, zaten oraya bağlaşan da faydası yok... Geri dönenler vatanlarına hizmet hissi ile hareket edenler ise: her biri dağ.

Doğru söylüyor - bu işi kazanacağız diyorlar.

Moralimizin yükselmesi ve bozulması o kadar kolay oluyor ki...

Bir Pakistanlı içeri girdi. Poz poz resimlerimizi çekti. O kadar samimi insanlar ki Türkleri kardeş, Türkiye’yi kendi vatanları biliyorlar. Dünyada yalnızız diye kim demiş?

Kıbrıs’tan haberler;

Bir Yunanlı, iki Türkü işkenceye tabi tuttu. 23 Haziran tarihinde, bir elinde tabanca diğer elinde kızgın bir şiş bulunan bir Yunanlı, Asım ve Ali İbrahim isimli iki Türk soydaşını yolda durdurup işkenceye tabi tutmuştur.

Baf kazasına bağlı Lemba köyünden Şemsettin Emir Ahmet, Rumlar tarafından kendisine yapılan işkence sonucu akli dengesini kaybetti.

27 Haziran 1964

Sabahın beşinde kalktık. 6.40’da Heathrow Hava Meydanındayız. İnönü gelecek. Otobüs dolusu Türkler de gelmiş. 120 bin Türkün hayatı, 30 milyon insanın kaderi onun elinde. Yürüyor, canlı bir tarih. Sinir denilen şey yok. Hep soğukkanlı muhakeme ve hesap işi. En yakınlarına bile düşündüklerinin hepsini söylemiyor. Kendisine inananlar, gönülden inanmış. "Herhalde Paşanın bir bildiği var" diyorlar. "Paşa ömrünün sonunda başarısızlığa uğramaz". "Evet... Kıbrıs meselesini bugün halletmek daha güç; fakat dün müdahale edilmiş olsaydı, netice bu mu olurdu?"

Londra gazeteleri Enosis leyhine yazılar yazıyor. Bir gazete haberine göre de, Tuomioja da raporunda Enosis’i destekliyormuş. Besbelli ki sinir harbi yapıyorlar.

Uçak indi. İnönü çıkmış yavaşça kendini bekleyenlere doğru ilerliyor. Gözü birdenbire bayraklara, yaftalara takılıyor. Heyecanla el sallıyor. Gözlerinde samimi bir sevinç var. Halk "İsmet Paşa, çok yaşa - ya Taksim, ya ölüm" diye bağırıyor. İçimden "şu sloganı ‘ya Taksim ya hepsi’ şekline soksak iyi olacak" diyorum.

Paşanın elini öpüyorum. "Hava nasıl Denktaş?" diye soruyor "Bahar havası Paşam" diyorum. Gerçekten öyle güzel bir gün ki... Paşa derhal! "Siyasi hava nasıl - o da bahar havası mı?" diye soruyor. "Sayenizde o da olur" diyorum. Araya başkaları giriyor.

Bütün gece seyahat, yorgunluk - buna rağmen her şeyle ilgiliydi, uyanıktı, Televizyona çıkıyor.

Heyetin yüzüne bakarak Amerika’dan nasıl geldiklerini anlamağâ çalışıyoruz. Çehreleri yorgun

Heyet gelmeden evvel Lord Carrington ile konuşmuştuk. "Biz tarafsızız" diyor. Biri haklı, diğeri haksız iki dost çarpışırken araya girmemeği tarafsızlık diye alıyorlar. Bununla övünüyorlar. Harp çıkmaması için şimdiye kadar takip edilen yol iyi bir yolmuş. Şimdiye kadar takip edilen yol Türkiye’nin elini ayağım bağlamak oldu. Şimdi de Kıbrıs Türkünün, eski rejim yeniden canlandırılacak diye, kazanmış olduğu fiili durumdan gerilemesi isteniyor. Feridun Cemal Erkin’e İngilizlerin tarafsızlık politikasından ve İngiliz basınının "Enosis olsun; Türklere başka yerden toprak ve tazminat verilsin" tezini savunmağa başladıklarını anlatıyoruz. "Aman bize böyle şeyler söylemesinler" diyor. Demek ki Türkiye toprak mübadelesinde yok! İnönü’nün de Washington’dan ayrılmadan önce bunu doğrulayan bir beyanatı vardı.

28 Haziran 1964

Belçika’dayım. Öğle üzeri Brüksel havaalanına indik. Sefaretten karşıladılar. Öğle yemeğini birlikte yedik. Konuşuyoruz. Kıbrıs’ın bugünkü duruma düşmesinin sebeplerini izah ediyorum.

1953’te yine Belçika’ya gelmiştim. O zaman fakir, pis bir yer gibi gelmişti bize. Beğenmemiştik. Şimdi Belçika zengin müreffeh bir yer. Her taraf ışıl ışıl, Burada da Fransız ve Flaman meselesi var. Flamanlar çoğunlukta, Fransızların hakkını vermiyorlar. Devamlı bir gerginlik başladı. Zamanla büyümesi muhtemel. Şerefli ve kuvvetli toplulukları, sayıları azdır gerekçesiyle, muhteris çoğunlukların ezmesi davası başka bir şekilde burada devam ediyor.

Akşam yemeğini Sefir’de aldık. Çok âlicenap bir aile. Yarınki konferansın ana hatları üzerinde fikir teatisinde bulunuyoruz. Kıbrıs neden bu günleri gördü? Plansızlık, programsızlık... Zürih anlaşması gibi bir anlaşmayı imzalayan ve Kıbrıs gibi bir devleti yaratan bir millet görev ve sorumluluklarını yerine getirecek plan ve programı zamanında yapmalıydı. Hazırlıklı olmalıydı. Garanti Anlaşmasının vazettiği vazifeler vardı. Bunların devamlı takibi gerekirdi. Türkiye başlangıçtan, Kıbrıs Cumhuriyetinin doğuşu ile, Kıbrıs davasının halledildiğini zannetti. Çektiklerimiz hep bu yüzden.

Geç vakit otele geliyorum. Rahat bir yatak. Banyo. Suçluymuşum gibi, altı aydır yatak görmeyenleri düşünerek, yatıyorum. Kâbuslu bir gece. Kıbrıs sanki bir ağır yük olmuş, bilmezliğin ve yetkisizliğin, bir şey yapamamazlığın derin denizlerinde çırpınan benim boynumda, beni derinlere çeken bir ağırlık! Kıbrıs kurtarılmalıdır. Türkiye’nin prestiji, ulusal onuru ve haklarını koruyacak güç ve kudrete sahip olduğunu kanıtlamak için de bu lazım.

Rum gazetelerinin haberi: "Grivas, Yunanistan’a dönmeyecektir."

Adanın çeşitli yerlerindeki Türk bölgelerine saldırılar oldu. Rum saldırıları sonucu Ergenekon’lu Osman İsmail şehit düşmüş, Ali Haşan ve Beyköy’lü Haşan Mehmet yaralanmışlardır.

29 Haziran 1964

Konferans başarılı oldu. Bir saatlik bir konferans, sorulan sualler ile 3 saat aldı. Gece geç vakit Brüksel’e dönüyoruz.

Sefir (Haşan Esat Işık) çok memnun. Tebrikler yağdırıyor.

30 Haziran 1964

Londra’ya hareket ediyorum...

Rumlar, Dillirga bölgesine büyük bir saldırıya hazırlanıyorlar.

Makarios hükümetinin, Bakanlar Kurulu bu bölgedeki Türklerin kuvvet zoruyla sindirilmesine karar verdi.

Kaynakça
Kitap: Rauf Denktaş'ın Hatıraları(1964-1974), 1. Cilt(1964)
Yazar: Rauf R. Denktaş
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Rauf R. Denktaş'ın 1964 Yılındaki Hatıraları

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir