Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Denktaş'ın Hatıraları - 1-10 Haziran 1964

Burada Rauf R. Denktaş'ın 1964 Yılındaki Hatıraları hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Denktaş'ın Hatıraları - 1-10 Haziran 1964

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Tem 2012, 13:12

1 Haziran 1964

Dr. Küçük’ten mesaj alıyorum:


Lefkoşa, 1 Haziran, 1964

Sn. Rauf Denktaş,

30 Mayıs tarihli mektubunuza cevaptır.

Güvenlik Konseyinin Kıbrıs konusunu müzakeresi esnasında sizin ve sizinle beraber 1-2 arkadaşın New York’ta bulunmalarının elzem olduğu kararındayız. Hatta Kıbrıs Türk Cemaatının resmî bir sözcüsü olarak müzakerelere katılmanızın temin edilmesi de zaruridir. Bu hususu da ihtiva eden ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine adres edilmiş bulunan bir yazıyı 22 Mayıs, 1964 tarihinde Sn. Hariciye Vekiline göndererek muvafık bulunduğu takdirde Genel Sekretere gönderilmesini rica etmiştim. Henüz bir cevap alınmamıştır. Lütfen takip edersiniz.

Bugün Adadan Kızılay vapuru ile size listesi ilişikte verilen bir torba dolusu evrak, fotoğraf ve saire gönderiyorum. Bunları mümkün olur da mütalâa ederseniz Güvenlik Konseyinde yapacağınız konuşma ve temaslarda size yardımı olacağı kanaatındayım.

Avrupa Konseyine Halit Ali Rıza ile Mithat Berberoğlu’nurı gitmeleri için tertibat alınmaktadır. Bu hususta Hariciye Vekâleti ile muhabere yapılmıştır. Lütfen gelişmeleri Vekâletten öğrenirsiniz. Sizin Avrupa Konseyinden ziyade New York’a gitmeniz daha muvafık olacaktır. Kıbrıs’taki B.M temsilcileri ile yapılan muhtelif müzakere ve münakaşalarda yer alması hasebiyle keyfiyete yakından vukufu bulunan Osman Örek’in de size mülâki olmasından fayda görüyoruz.

Yazınızın, lider ailelerinin Kıbrıs’a dönmesi hususundaki kısmını ilgililerin dikkat nazarına getirerek gerekenin yapılmasını kendi takdirlerine bıraktım.

Dr. F.Küçük

Küçük Kaymaklı’daki Türk evlerinin yıkılıp, yakılırcasına devam ediliyor.

2 Haziran 1964

Dış İşlerinde NY için hazırlık çalışmaları.

Rum kontrolünde bulunan Dikomo köyü civarından Türk bölgelerine yoğun ateş açılıyor.

3 Haziran 1964

Diplomasi zor iş... Köre "badem gözlü" demek sanatı. Doğruyu söylememek becerisi. En önemlisi temsil edilen devletin olanaklarını, hükümetin siyaseti doğrultusunda dengelemek ustalığı. Hedefi gözden kaybetmeksizin, dosdoğru yol dururken sabırla, soğukkanlılıkla, zigzaglara, güler yüzle ve morali yüksek tutarak tahammül meselesi!

Kıbrıs’ta akan kanlar bir yana, Rum idaresinin meşru hükümet olarak tanınmaya devamı ileride karşımıza büyük problemler çıkaracaktır endişesi içindeyim. Kıbrıs masasındaki genç arkadaşlar görevlerini yapıyorlar. "Koca Türkiye varken, Makarios gözümüzün içindeki Kıbrıs’a mı sahip çıkacak? Merak etme" diyorlar.

Çalışmaları sürdürüyorum. Üstümde büyük bir ağırlık var. Sabretmek lâzım. Allah sabredenleri severmiş. Sabır, başka çare yok!

Dış İşlerinde bir heyecan var.

İnönü ABD Büyükelçisi’ne Kıbrıs’ta vahşetin durmadığı takdirde Türkiye’nin müdahale edeceğini duyurmuş. Çok gizli. Herkes gizliyi konuşuyor!

Küçük Kaymaklı’daki Türk evleri yıkılıyor. Küçük Kaymaklı’da Birleşmiş Milletler Kampına yakın Türk evleri Rumlar tarafından tamamıyla yıkıldı.

4 Haziran 1964

Kıbrıs’tan kötü ve endişe verici haberler gelmeye devam ediyor. Şehit, yaralı ve kayıp soydaşlarımızın sayısı her geçen günle daha da artıyor.

5 Haziran 1964

Hamitköy, Rumlar tarafından kurşun yağmuruna tutuldu. Limasol’da Şemsettin Emir isimli soydaşımız Rum polisleri tarafından tutuklandı.

Küçük Kaymaklı’daki Türk evleri yağma ediliyor.

Şehitlerimiz:

Kimlikleri tesbit edilen şehitler: 58
Kimlikleri tesbit edilemeyen şehitler: 29
Toplam şehit sayımız: 187

6 Haziran 1964

Girne dağlarından Türk bölgelerine ateş açıldı.

Akdeniz köyünde Rumlar, Türk ekinlerini biçiyorlar. Niye yaptıkları sorulduğunda ise yanıtları hazır; "bizi hükümet gönderdi." Yağma ve eşkiyalık yapan Makarios hükümeti...
6 Haziran itibarıyla yaralı ve kayıplarla ilgili istatistikler:

Yaralı Durumu


6.6.64

21 Aralık 1963 tarihinden bu yana yaralı Türklerin adedi Lefkoşa Türk Genel Hastahanesi mensupları tarafından 750-800 arasında olduğu ifade edilmektedir.

Kesin neticeler, haberleşme ve ulaştırma imkânsızlıkları sebebiyle bilinmemektedir.

Kayıplar

Kayıpların Umumi Yekûnu

5.6.1964 tarihine kadar 957

Döküm şöyle:

Aralık 1963’te Küçük Kaymaklı, Kumsal v.s. yerlere Rumlar tarafından yapılan baskın esnasında yakalanıp Cikko Kız Lisesine götürülen ve birkaç gün sonra serbest bırakılanlar 474

Rumların iade ettikleri ve Kızıl Haç tarafından Dr.Küçüğün ikametgâhına getirilenler82 Kızıl Haç tarafından köylerinde selamette oldukları bildirilenler 33

Muhtelif kaynaklardan öğrenilip Çifte kayıt oldukları tesbit edilenlerl9
Ölü oldukları tesbit edilenler 20

Çeşitli kanallardan selamette oldukları öğrenilenler 109

Halen kayıpta olup akıbetleri bilinmeyenler:

a) 27.3.1964 tarihinden evvel kayıp olanlar 140
b) 27.3.1964 ve 11.5.1964 (Mağusa hadisesi) tarihleri arasında kayıp olanlar 36
c) 11.5.1964 tarihinden sonra kayıp olanlar 220

Toplam 957
Not: Ayrıca tutuklu olan ve yukarıdaki listeye dahil edilmemiş bulunan vatandaşlarımızın adedi 22’dir.

7 Haziran 1964

Bu sabah saat 4’de Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs’a çıkmış olacaklardı. Dünden beri heyecan içindeyiz. Bu kararı bilen birkaç kişi...Fakat fevkalade bir durura olduğunu herkes farketmiş. Herkes bir çıkış yapılacağından bahsediyor. Son hazırlıklar tamamlanmış. Filo 6 Haziran’ı 7 Haziran’a bağlayan gecenin saat 12 sularında hareket edecek. Yerimizde duramıyoruz. Allah’a şükrediyor ve dua ediyoruz.

6 aydır Türklere karşı girişilen mezalimin öcü alınacak, Kıbrıs Türkü kurtarılacak, Türkiye hakkım koruyacakttr. "İsmet Paşa çizmeleri giydi; bunun dönü§ii yok artık." Dün, herkes bunu söylüyordu.

Fakat bu arada Amerikan Büyükelçisi hükümetle temasa geçiyor; Lyndon B. Johnson’un 5 Haziran 1964 tarihli mektubu Başbakan İnönü’ye iletilmiştir:

Ankara, Turkey, June 5, 1964.

His Excellency İsmet İnönü,

Prime Minister of the Republic of Turkey,

Ankara.

Dear Mr. Prime Minister:

I am gravely concerned by the information which I have had through Ambassador Hare from you and your Foreign Minister that the Turkish Government is contemplating a decision to intervene by military force to occupy a portion of Cyprus. I wish to emphasize, in the fullest friendship and frankness, that I do not consider that such a course of action by Turkey, fraught with such farreaching consequences, is consistent with the commitment of your Government to consult fully in advance with us. Ambassador Hare has indicated that you have postponed your decision for a few hours in order to obtain my views. I put to you personally whether you really believe . that it is appropriate for your Government to present a unilateral decision of such consequence to an ally who has demonstrated such staunch support over the years as had the United States for Turkey. I must, therefore, first urge you to accept the responsibility for complete consultation with the United States before any such action is taken.

It is my impression that you believe that such intervention by Turkey is permissible under the provisions of the Treaty of Guarantee of 1960. I must call your attention, however, to our understanding that the proposed intervention by Turkey would be for the purpose of effecting a from of partition of the island, a solution which is specifically excluded by the Treaty of Guarantee. Further, that Treaty requires consultation among the Guarantor Powers. It is the view of the United States that the possibilities of such consultation have by no means been exhausted in this situation and that, therefore, the reservation of the right to take unilateral action is not yet applicable.

I must call to your attention also, Mr. Prime Minister, the obligations of NATO. There can be no question in your mind that a Turkish intervention in Cyprus would lead to a military engagement between Turkish and Greek forces. Secretary of State Rusk declared at the recent meeting of the Ministerial Council of NATO in The Hague that war between Turkey and Greece must be considered as "literally unthinkable." Adhesion to NATO, in its veiy essence, means that NATO countries will not wage war on each other.

Germany and France have buried centuries of animosity and hostility in becoming NATO allies; nothing less can be expected from Greece and Turkey. Furthermore, a military intervention in Cyprus by Turkey could lead to a direct involvement by the Soviet Union. I hope you will understand that your NATO allies have not had a chance to consider whether they have an obligation to protect Turkey against the Soviet Union if Turkey takes a step which results in Soviet intervention without the full consent and understanding of its NATO allies.

Further, Mr. Prime Minister, I am concerned about the obligations of Turkey as a member of the United Nations. The United Nations has provided forces on the Island to keep peace. Their task has been difficult but, during the past several weeks, they have been progressively successful in reducing the incidents of violence on that Island. The United Nations mediator has not yet completed his work. I have no doubt that the general membership of the United Nations would react in the strongest terms to unilateral action by Turkey which would contravene the efforts of the United Nations and destroy any prospect that the United Nations could assist in obtaining a reasonable and peaceful settlement of this difficult problem.

I wish also, Mr. Prime Minister, to call your attention to the bilateral agreement between the United States and Turkey in the field of military assistance. Under Article IV of the Agreement with Turkey of July 1947, your government is required to obtain United States consent for the use of military assistance for purposes other than those for which such assistance was furnished. Your Government has on several occasions acknowledged to the United States that you fully understand this condition. I must tell you in all candor that the United States cannot agree to the use of any United States supplied military equipment for a Turkish intervention in Cyprus under present circumstances.

Moving to the practical results of the contemplated Turkish move, I feel obligated to call to your attention in the most friendly fashion the fact that such a Turkish move could lead to the slaughter of tens of thousands of Turkish Cypriots on the Island of Cyprus. Such an action on your part would unleash the Furies and there is no way by which military action on your part could be sufficiently effective to prevent wholesale destruction of many of those whom you are trying to protects.

The presence of United Nations forces could not prevent such a catastrophe.

You may consider that what I have said is much too severe and that we are disregardful of Turkish interest in the Cyprus situation. I should like tot fissure you that this is not the case. We have exerted ourselves both publicly and privately to assure the safety of Turkish Cypriots and to insist that a final solution of the Cyprus problem should rest upon the consent of the parties most directly concerned. It is possible that you feel in Ankara that the United States has not been sufficiently active in your behalf. But surely you know that our policy has caused the liveliest resentments in Athens (where demonstrations have been aimed against us) and has led to a basic alienation between the United States and Archbishop Makarios. As I said to your Foreign Minister in our conversation just a few weeks ago, we value very highly our relations with Turkey. We have considered you as a great ally with fundamental common interests. Your security and prosperity have been a deep concern of the American people and we have expressed that concern in the most practical terms. You and we have fought together to resist the ambitions of the communist world revolution. This solidarity has meant a great deal to us and I would hope that it means a great deal to your Government and to your people. We have no intention of lending any support to any solution of Cyprus which endangers the Turkish Cypriot community. We have not been able to find a final solution because this is, admittedly, one of the most complex problems on earth. But I wish to assure you that we have been deeply concerned about the interests of Turkey and of the Turkish Cypriots and will remain so.

Finally, Mr. Prime Minister, I must tell you that you have posed the gravest issues of war and peace. These are issues which go far beyond the bilateral relations between Turkey and the United States. They not only will certainly involve war between Turkey and Greece but could involve wider hostilities because of the unpredictable consequences which a unilateral intervention in Cyprus could produce. You have your responsibilities as Chief of the Government of Turkey; I also have mine as President of the United States. I must, therefore, inform you in the deepest friendship that unless I can have your assurance that you will not take such action without further and fullest consultation I cannot accept your injunction to Ambassador Hare of secrecy and must immediately ask for emergency meetings of the NATO Council and of the United Nations Security Council.

I wish it were possible for us to have a personal discussion of this situation. Unfortunately, because of the special circumstances of our present constitutional position, I am not able to leave the United States. If you could come here for a full discussion, I would welcome it. I do feel that you and I carry a very heavy responsibility for the general peace and for the possibilities of a sane and peaceful resolution of the Cyprus problem. I ask you, therefore, to delay any decisions which you and your colleagues might have in mind until you and I have had the fullest and frankest consultation.

Sincerely,

Lyndon B. Johnson

Lefkoşa’da, ABD’nin Türkiye’ye sert bir nota vererek Kıbrıs’ın iç işlerine karışmamasını istediği haberleri yayılmış... halk galeyanda. ABD aleyhtarı gösteriler düşünülmekte. Herkes tedirgin ve ümitsiz. Fakat mücahitler gece gündüz görevde oldukları için, bu dedikoduların dışında kalabiliyorlar ve dimdik ayaktalar.

7 Haziran’da Dr. Küçük’ün şu açıklaması yayınlanır:

7 Haziran 1964

Makarios Türk tarafının düzeninin iadesi için şimdiye kadar yapmış olduğu müteaddit teşebbüslerin hepsini reddetmişti. En son olarak yapılan ve Türk Cemaatinin hukuka bağlılığını ve çektiği bütün acılara rağmen bir kere daha teyid eden mufassal teklif de reddedilmiştir.

Makarios sadece çağrıyı reddetmekle kalmamış, bunu fırsat bilerek Türk toplumuna iftiralarda da bulunmuştur. Bizi asilikle ve taksimi aramakla itham etmek istemiştir. Oysa ki, andlaşmaların mürekkebi kurumadan enosis için çalışacaklarını ilân eden bizzat Makarios ve Rum sorumlular değil midir?

Türk Cemaat yetkilileri ve ben Aralık ayında Rumların silâhlı tecavüzleri sonundadır ki, Anayasa ile bize terettüp eden vazifeleri müşterek bir çatı altında yerine getirmez hale sokulduk. Canımızı korumak için meşru müdafaaya mecbur bırakıldık. Bununla beraber biz Anayasaya saygı besledik, onlar ise açıkça çiğnediler. Anayasayı, insan haklarını ve B.M. kararlarını pervasızca ayaklar altına alanlar bize asi diyemezler. B.M.’ce takbih edilenler bizi itham edemezler. Asi kendileridir.

Dr. F.Küçük
Rumların saldırıları daha da yoğunlaşmıştır. Bozdağ ve Hamitköy kurşun yağmuruna tutulurken, bir soydaşımız yaralanır.

Küçük Kaymaklı’da Türk evlerinin yakılmasına devam ediliyor.

7 Haziran 1964

Birleşmiş Milletlerde görevli İngiliz Binbaşı Macey ve şoförü. Mehmetçik dolaylarındaki bir görevden dönerken Rumlar tarafından kaçırılır.

Binbaşı Macey, Cumhurbaşkan Muavinine, Birleşmiş Milletler ile arasında irtibat subayı olarak atanmıştı. Binbaşı Macey Rumların kendisinden "Türk dostu” olarak şikâyetçi olduklarını biliyordu. Türklere yardımcı olduğu sanılan korkusuz bir askerdi; Türklere yapılanları tasvip etmiyordu. Makarios’un Allah’a inanmadığını söyler, "O’nun Allah’ı kendisidir; kendi şerefi ve inadı için her şeyi yapacak bir karaktere sahiptir" derdi.

Birleşmiş Milletler askerlerine Rum yönetimi göz açtırmıyor.

Lefke’ye kükürt götürmekte olan Türk kamyonu Rumlar tarafından durdurulur, 41 torba kükürde el konulur.

8 Haziran 1964

Tüm aramalara rağmen Binbaşı Macey ve şoförü bulunamadı. MAHİ ve DELEFTEA ORA isimli Rumca gazeteler Macey’in Türkler lehine casusluk yaptığını iddia etmektedirler.

Rumlar, 24 Nisan’da St. Hilarion’da parçalayarak öldürdükleri iki soydaşımızın cesedini vermeyi reddediyorlar.

Girne dağlarından Türk bölgelerine otomatik silahlarla ateş açıldı. Kızılbaş bölgesinden Türk bölgelerine ateş yağmuru devam ediyor.

A.B.D. Ankara Büyükelçisi Raymond A. Hare’ye bir mektup gönderiyorum:

Vali Dr. Reşit Caddesi, Basın Sitesi, C Blok No. 7, Ankara.

9th June 1964.

His Excellency Mr. Raymond A. Hare,

American Ambassador,

Ankara.

Your Excellency,

For the last six months the Turkish Community of Cyprus has been suffering untold misery, injustice and inhuman treatment at the hands of Makarios. The Constitution of the country has been completely ignored and arbitrarily abrogated; Makarios has usurped all executive power and all the Turks in Cyprus have lived under an actual siege of terror and violence. 30,000 Turks have been rendered homeless; practically all the Turks are without work and without any source of income. All these have been done in order to take away the Constitutional rights of the Turks and render them into the position of a mere minority so that the road to ENOSIS is opened to the Greeks.

The Bishop of Kitium speaking at Lamaca on 19th April 1964 declared publicly:

"Our cause on which the success of our struggle will depend and will materialize... the right of the Cyprus people to regulate his own future which is nothing else but the Union of Cyprus with mother Greece".

(Please see Sinagermos of 20th April 1964). Makarios, in an interview with the Canadian newspaper Le Debois, reported in the Eleftheria of 26th May 1964 declared that "the Greeks of Cyprus always looked for Union with Greece. This national cause has always remained alive. The solution which will be found for Cyprus should not exclude ENOSIS". And on the 22nd May 1964, Eleftheria published this message which was sent by Makarios to the Bishop of Kerkia and others on the occasion of the Centennial of the Union of the Ioanian Islands with Greece: "The Greek Cyprus people joyously celebrate with brotherly Greek Ioanian people... their

union with mother Greece. Communicating with brother Iaonians on this historic and joyful event the heartfelt greetings of the struggling Greek Hellenism we warmly wish that Lord bestow on us similar pleasure, fulfilling the national longing of the Cyprus people".

Similar statements from Makarios and his ministers and from responsible authorities in Greece leave no room for speculation as on the causes of the attack on the Turks of Cyprus.

I wish to believe that, in spite of the show of indifference of the American authorities in Cyprus to the plight of the Turks, attempts have been made by your Government to bring some pressure on Makarios as well as on Greece to give an end to the policy of attempting to impose on us an unacceptable solution by force. If your Government has in fact tried to put pressure on Makarios and on Greece to this end, the events of the last 6 months indicate that this has had no effect on them whatsoever.

Turks are still being murdered; hostages are taken each day; under the guise of legal arrest Turks who are compelled to travel within the island are put under lock and key; no Constitutional Court exists to look into the Turkish complaints and now with the resignation of the President of the High Court, Mr. Wilson, no judicial authority remains to function effectively.

Under these circumstances we all expected your country, as the greatest champion of democracy and justice and as the most ardent defender of the rule of law, to realize that Makarios would not stop his illegal and unconstitutional activities directed against the Turks and we all hoped that with this understanding Turkey would be supported wholeheartedly in all her attempts to protect the Turkish Community from complete annihilation or subjugation. But we were bitterly disappointed to learn that, though with the utmost good intentions, your Government had, once again prevented Turkey from exercising her treaty rights thus giving Makarios one more concrete reason to believe that Turkey would never be able to use her treaty rights as long as Greek-loving Americans had a pull on the American Government.

With equal good intentions your Government had prevented a previous Turkish intervention, but in the time which ensued hundreds of more Turks have been killed or kidnapped; the siege has continued; the U.N. forces have not been able to help the Turks and Makarios has used this time in order to mobilize his forces and arm them to the teeth. The indirect responsibility of the Turks’ plight since the first American obstruction must necessarily rest with your Government.

It is obvious that neither words nor political approaches to Makarios or to Greece will have any effect on them after all the preparation which Makarios has been allowed to make and after Greece has been given such a free hand to disregard international treaties and her obligations under them. Is it not clear, Your Excellency, that Turkey has tried all the peaceful means at her disposal in order to bring Makarios to reason and that we have reached the last phase in which, unless Turkey makes use of her treaty rights, with the full support of her allies, Cyprus will become a Mediterranean Cuba threatening not only the very existence of the Turkish Cypriots but also the national security of Turkey herself?

The issues before the world are clear: (1) Will Makarios be allowed to continue to pretend that he is still an authority ' which can defy the Constitution, trample upon international treaties and use brute force in order to achieve political ends or (2) will the world unite as it did against Hitler and Mussolini, in order to stop the world going back to the law of the jungle?

The U.N.O. has proved itself to be an ineffective organ in this matter and by allowing this organisation to supersede the regional treaties, U.S.S.R. has been allowed a great say in Cyprus - a say which will change the whole political structure of the Middle East.

The situation can only be saved by firm and decisive action. Time is running out and the responsibility of 120,000 Turks will rest on the shoulders of your Government when Makarios wins the day because the freedom-loving nations have failed in their duties towards humanity and justice.

Yours respectfully,

RaufR. Denktash President.

Turkish Communal Chamber Cyprus.

9 Haziran’da yapılan bir toplantıya Büyükelçi Mazhar Özkol, Alay Komutanı Haşan Sağlam, Bayraktar Kemal Coşkun ve Elçilik Müsteşarı Faruk Şahinbaş da katılır. Dr. F. Küçük’ün yanında Dr. Şemsi Kâzım, Osman Örek ve Ümit Süleyman vardır. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Cemal Müftüzade Zabıtları tutar, raporu hazırlar. 6 aylık bir durum değerlendirmesi yapılır. Türkiye’ye gönderilmek üzere hazırlanan rapor şöyledir:

9 HAZİRAN 1964 GÜNÜ BÜYÜKELÇİLİKTE EKSELANS DR. MAZHAR ÖZKOL BAŞKANLIĞINDA YAPILAN TOPLANTI İştirak Edenler

Genel Komiteyi Temsilen Büyükelçilikten
C.B.M.Sayın Dr. Küçük Alay K. Sn. Haşan Sağlam

Sayın Dr. Şemsi Kâzım Sayın Kemal Coşkun

Sayın Osman Örek Sayın Faruk Şahinbaş

Sayın Ümit Süleyman Cemal Müftüzade (Genel Sekreter).

21 Aralık, 1963 tarihinden beri Kıbrıs’ta cereyan eden hadiseler ve bu günkü durum tezekkür edilerek aşağıdaki hususların müşterek görüşler olarak arzedilmesine karar verilmiştir. Şimdiye kadar her vesile ile teferruatlı malûmatın her kanaldan sunulmuş bulunduğunu göz önünde tutarak bu kere teferruata girmemeğe çalışılmış ve yalnız son altı ay zarfında muhtelif vesilelerle edinilen tecrübe ve yapılan temaslardan elde edilen intibaların anahatlarına yer verilmiştir.

1. Genel Rum tecavüzlerinin başlaması ve İngiltere Amerika ve diğer sefaretlerin tutumları.

Plânlı Rum tecavüzlerinin başladığı ilk gün, 21 Aralık,
1963
tarihinde, İngiliz Yüksek Komiseri nezdinde yapılan teşebbüslerimize İngiliz Yüksek Komiseri Vekili "Rumlar tepeden tırnağa kadar silâhlıdırlar, aklınızı başınıza toplayınız, hepiniz katledilme tehlikesindesiniz, İngilizler sadece kendi vatandaşlarını himaye edebilecek durumdadırlar, size yardım edecek vaziyette değiliz", demek sureti ile, Türklerin katliamına İngiliz Hükümetinin bigâne kalacağını ifade etmişti. Nitekim, ingilizlerin bu tutumu, Lefkoşa’da hadiselerin devam ettiği müddet değişmemiş ve o günlerde 'devamlı surette kendilerine telefonla yapılan mükerrer müracaatlarımıza ayni mealde cevap vermişlerdir.

25 Aralık günü Türk jetleri uçtuktan sonra, İngiliz Yüksek Komiseri, Makarios’la yaptığı görüşmeyi müteakip Türk müdahalesini önlemek ve bunun yerine Kıbrıs’ta sadece İngiliz Kuvvetlerinin vazife görmesini sağlamak amacı ile harekete geçmişti. Nitekim neticede İngilizler tarafından hazırlanan bu kurnazca plân fiiliyatta, üçlü müdahale olmaktan çıkmış ve adeta Makarios’un amaline hizmet eden bir vasıta haline gelmişti. Bunun bir neticesi olarak sulhun korunması için adaya müşterek Kumandanlık emrine verilmek üzere celbedilen bütün kuvvetler İngilizlerden teşekkül etmiş ve hatta Türk Alayının Türk semtlerinde devriye gezmesi yolunda teşebbüsler dahi akim kalmıştır.

Ayni günlerde Amerikan Sefirine yapılan mükerrer müracaatlarımıza cevaben Amerika Sefiri, Makarios’u görmekten başka bir şey yapamayacağını söylemiş ve bunlardan da hiçbir müspet netice çıkmamıştır.

Diğer dost sefaretler adeta bizimle temas etmekten çekinen bir tavır takınmışlardır.

İngiliz Hükümetinin, Türk tezine muhalif olduğu, daha sonra, Londra’da yapılan Konferans esnasında kati surette belli olmuştur. İngiliz Müstemlekeler Bakanı Sandys’in Cemaat Heyetimize "Türkiye Kıbrıs’a müdahale edemez, bunu aklınızdan çıkarın, Rumlarla bir arada yaşayacak bir hâl çaresi bulmağa çalışmaktan başka çareniz yoktur", şeklinde yaptığı konuşma Kıbrıs konusunda İngiliz Hükümetinin tutumunu gösterir mahiyettedir.

İngiliz Kuvvetlerinin Kıbrıs’taki üç aylık icraatı de, Hükümetlerinin bu siyasetine uygun olarak cereyan etmiştir. Bu müddet içerisinde bilhassa Arpalık, Limasol, Malya, Baf, Kazafana ve Gaziveren hücumlarında seyirci kalmışlardır. Hatta bazen, Türklerin silâhlarını teslim edip Rum şartlarını kabul etmelerini bile teklif etmişlerdir.

Malya köyünde Türk mücahitlerini vaatle kandırıp silâhlarını toplamış ve Rumlara teslim etmişlerdir. Londra Konferansına iki Cemaat olarak gittiğimiz halde, gene İngiliz tertipleri yüzünden Konferansta bir Kıbrıs Hükümeti ve iki Cemaat olarak bulunulmuştur.

2. Birleşmiş Milletlerin Kıbrıs’taki Yetkililerinin ve Kuvvet Kumandanlarının tutumu

4 Mart, 1964 tarihli Güvenlik Konseyi kararında zikredilen "Kıbrıs Hükümeti" tabirini, Rumlar de facto bir Rum Hükümeti olarak tefsir etmişler ve Birleşmiş Milletlerin Kıbrıs’taki Kuvvet Kumandan ve sair yetkililerine bu durumu kabul ettirmek cihetine gitmişlerdir.

Genel Sekreter U Thant’ın Temsilcileri olarak Kıbrıs’a göndermiş olduğu muhtelif yetkililerle yapılan resmi görüşmelerde bunların aşağıdaki ana fikirlere sahip oldukları anlaşılmıştır:

General Gyani Kuvvet Kumandanı olarak, kendisinin Anayasa mes’eleleri ile ilgilenemeyeceğini, Anayasayı tatbik etmeğe yetkili olmadığını bildirmiş, bilhassa Rumlar tarafından Adaya sokulmakta olan ağır ve hafif silahların (Sahra toplan, uçak, helikopter, zırhlı araba, hücumbotlar v.s.) ve Yunan Subay ve askerlerinin Adaya, getirilmesinin ve Anayasaya aykırı olarak mecburi askerlik hizmeti ihdasının önlenmesi taleplerimize karşı da "ben Hükümetin yerine geçemem ve Hükümet salâhiyetlerini devralamam" cevabını vererek bu fikre uygun icraatta bulunmuştur.

Bir hafta önce Adaya vasıl olan Avusturya ve Danimarka polis kuvvetlerine yaptığı konuşmada, Kıbrıs’taki vazifelerinin, herkesin devlet otoritesine saygı göstermesini sağlamak olduğunu beyan etmiştir. Gyani’nin bu beyanatından kastettiği devlet tamamen Rumların kontrolünde olan devlettir.

Geçen gün yapılan resmi bir görüşmede General Gyani siyasi bir hâl çaresi bulunmadıkça normale dönülemeyeceğini söylemiş ve Enosis’i neden kabul etmediğimizi soracak kadar ileri gitmiştir.

Dr. Bunche: Hükümet ve Anayasa mevzularında kendisine malûm görüşlerimizi söylediğimiz zaman Dr. Bunche, Güvenlik Konseyinde Kıbrıs konusu görüşüldüğü esnada hiç kimsenin, hatta Türk tarafının dahi "Hükümet" tabirinden "Anayasanın derpiş ettiği Hükümet" olduğunun kastedilmiş olduğunu ileri sürmediğini söylemiştir.

Türk tezi kendisine etraflıca anlatıldıktan sonra, Dr. Bunche "haklısınız New York’a gider gitmez bu durumları düzeltmek için çalışacağım" diye söz verdiği halde bu güne kadar lehimize hiçbir ilerleme kaydedilmemiştir.

Galo Plaza: Adaya ilk geldiği zaman yapılan görüşmede Türk tezi kendisine anlatıldığı zaman "haklısınız, siz müdafaadasınız, dar bir yere sıkıştırılmış bulunuyorsunuz, Rumların mevzilerini geri çekmelerini istedim sizin geri çekilecek yeriniz yoktur, biz buraya sizi korumağa geldik" dediği halde bu defa New York’tan avdetinde tutumunun tamamen değişmiş olduğu ve mevzilerin geri çekilmesi mevzuunda Makarios tarafından hazırlanan bir plânla karşımıza çıktığı müşahade edilmiştir.

Rollz Bennet: Hükümet ve Anayasa hakkında kendisine anlattığımız Türk görüşlerine cevaben, Bennet, şimdiki şartlar altında Birleşmiş Milletlerin daha fazla birşey yapamayacağını ve Güvenlik Konseyi kararı değişmedikçe daha başka bir şekilde hareket edilmesine imkân olmadığını ve kararın değişmesinin ise çok müşkül olduğunu ifade etmiştir.

Prof. Viralli: (Arabulucunun hukuk müşaviri): Hususi görüşmelerde her geçen günün Türk Cemaatı aleyhine olduğunu, sulh yolu ile çare bulunmasının imkânsız bulunduğunu, eğer, müdahale yapılacaksa Güvenlik Konseyi toplantısından önce yapılabileceğini aksi takdirde, Güvenlik Konseyinin ikinci bir kararından sonra bu imkânın tamamen ortadan kalkmış olacağını beyan etmiştir.

Birleşmiş Milletlerin diğer yetkilileri ile yapılan görüşmelerde iki cemaatın bir arada yaşamasının imkânsız olduğu yolundaki tezimize karşı bunların, Rumların hâkimiyeti altına düşmüş bazı yerleri (nasıl yaşadıklarını incelemeden) misal göstererek beraber yaşamanın imkân dahilinde olduğu neticesine vardıkları müşahade edilmiştir.

3. Birleşmiş Milletler Kuvvetlerinin icraatı Birleşmiş Milletler yetkililerinin yukarıda belirtilen fikirleri, Birleşmiş Milletler Kuvvetlerinin tatbikattaki faaliyetlerine de hakim olmaktadır.

Bu güne kadar olan icraatları esnasında aşağıdaki hususlar tutumlarına misaldir:

(a) Türkler için ada üzerinde hareket serbestîsi olmadığını açıkça kabul etmelerine rağmen, bu serbestîyi sağlayacak yeterli aktif tedbirler almamışlardır. Meselâ, Birleşmiş Milletler muhafazası altında dahi seyahat eden birçok Türkler Rumlar tarafından yakalanmış ve kaçırılmıştır. Bu yüzden Türkler bulundukları yerlerden dışarıya çıkamamakta ve dar sahalarda mahsur durumda bulunmaktadırlar.
(b) Kıbrıs Polisi olarak sadece Rum polislerini tanımaktadır. Bu yüzden yollarda Rum polislerin kanunsuz, gayri ahlâki ve gayri insani yoklama ve sair hareketlerine seyirci kalmaktadırlar.
(c) Devlet otoritesi olarak tamamen Rumların tanımakta ve Türk Cemaatı için en basit bir işi dahi (ölülerin iadesi, Cumhurbaşkan Muavini dairesine gidilmesi ve saire gibi), Rumlar müsaade etmedikçe yapmamakta veya yapamamaktadırlar.
(d) B.Milletlerin icraat süresi zarfında kaçırılan 89 vatandaştan ancak 7’si iade edilmiş fakat geri kalan 82 vatandaşımızın iadesi hususunda, Birleşmiş Milletler yetkilileri Makarios’u görüp ondan aldıkları izahatı nakletmeden başka hiçbir harekette bulunmamışlardır.
(e) Memlekette Türklerin tabi tutuldukları bütün gayri İnsanî muamelelere göz yuman Birleşmiş Milletler yetkilileri, tamamen Rumların arzuları istikametinde ve tesiri altında hareket ederek, Kıbrıs’a geldikleri ilk günden beri en önemli mes’ele olarak sadece Girne Yolunun açılması ve Lefkoşa’daki mevzilerin ve Yeşil Hat’tın kaldırılmasını ele almışlardır.
(f) Silâhlı çatışmaları önlemek bakımından da Kuvvet Kumandanlığının siyaseti, mümkün mertebe araya girmekten kaçınmak ve bu şekilde duruma seyirci kalmaktan ibarettir.
(g) Bilhassa Lefkoşa’da Yeşil Hat üzerinde Rumların yeni mevziler tesisine, kuvvet yığmasına ve ateş açarak masum insanları öldürmelerine mani olmamıştır.
(h) Birleşmiş Milletler Kuvvetleri, Adada genellikle Türk kesimlerinde yerleşmiş olup, bütün gözlem ve faaliyetlerini buralarda yapmalarına rağmen, Rumlar üzerinde bir nezarette ve murakabede bulunmamakta ve hatta onların hareketlerini kolaylaştırmaktadırlar.

4. Yabancı Sefirlerin Son Görüşleri

İngiliz Yüksek Komiseri General Bishop ile yapılan müteaddit görüşmelerimizde bize, "Mücadelede daha fazla zarara uğrayan ve ıstırap çeken Türklerdir. Sizlere karşı sempatimiz büyüktür. Türk elemanlarının hükümette yer almasını isterdik.

Müşkülatınızı biliyoruz, fakat bizim de birşey yapmak imkânımız yoktur. Makarios Hükümetini tanımak mecburiyetindeyiz. Makarios’u hükümet reisi olarak İngiliz Milletler Camiası Konferansına davet etmiş bulunuyoruz ve bunda fayda görmekteyiz", şeklinde konuşmuştur. Bu itibarla İngilizlerden birşey beklenemeyeceği aşikâr olmuştur.

Amerikan Sefiri Mr. Belcher ise daima aşağıdaki fikirleri savunmuştur:-

a) Makarios’un hükümeti "de facto" hükümet olarak Tanınmıştır. Kıbrıs’ta sefaret idame eden bütün hükümetler, Türkiye de dahil, Makarios hükümetini tanımış bulunmaktadır;
b) Amerikan Sefaret mensuplarının halkla yaptığı temaslardan anladığımıza göre Rumlar ve Türkler mücadeleye son vererek tekrar sulh içinde beraber yaşamak istemektedirler;
c) Kıbrıs’ı Yunanistan’a ilhak etmekle Komünist tehlikesi ortadan kalkacak, Kıbrıs bir NATO memleketi olacak, bu suretle Türkiye için Kıbrıs bir tehlike arzetmiyecektir.

Kanada Yüksek Komiseri Rumların yaptıkları zulmü ve Anayasaya aykırı hareketlerini tasvip etmemekle beraber Türklerin istediği gibi adanın coğrafî taksiminin yapılabileceğine ve bu fikre Birleşmiş Milletlerin müzahir olacağına inanmamaktadır. Kuvvetli teminat elde ederek Rumlarla Türklerin barış içinde beraberce yaşamaları gerekmekte olduğu kanaatindedir.

Alman Sefiri: Türklerin haklı olduğuna inanmakta fakat Alman Hükümetinin taraf tutamayacağını belirtmektedir.

Fransız Sefiri: Türklerin adada ayrı bölgelere yerleştirilmeleriyle taksimi tahakkuk ettirmenin Kıbrıs’ın umumi menfaatine olmayacağı kanaatindedir. Türklere kuvvetli teminat verilerek iki cemaatin bir arada yaşamasını terviç etmektedir.

İtalya, Hindistan, Lübnan ve diğer memleketler Sefirleri:

Türkler ile sıkı temastan kaçırtmaktadırlar. Çok seyrek ziyaretlerinde mücadelenin bir an evvel sona ermesi temennisinde bulunmakta ve Türklerin ekseriyetin idaresine girmeği kabul etmelerinin doğru olacağını ima etmektedirler.

5. Yunanistan’ın Kıbrıs’taki açık ve kapalı faaliyetleri

Adanın Yunanistan’a ilhakı için Rumların çok eskiden beri girişmiş oldukları kampanyaya daima müzahir olan Yunanis
tan, şiddet hareketleri başladığından beri fiilen adayı işgal etmiş durumdadır. Amerikalıların bile kabul ettiğine göre Yunanistan Kıbrıs’a yüzlerce subay ve pek çok asker göndermiş bulunmaktadır. EOKA mücadelesinin başlamasından beri Kıbrıs’a kaçak olarak ithal edilen silâhlar Yunanistan’dan gelmekte ve son zamanlarda bu silâhlar açık olarak külliyetli miktarda Yunan Hükümeti tarafından Kıbrıs’a gönderilmektedir. Bütün 'askerî harekât ve hatta politik faaliyet Yunanistan tarafından idare edilmekte olup ada fiilen Yunan idaresine geçmiş bulunmaktadır. Papandreu’nun son yaptığı beyanatta "Kıbrıs’a müdahale edilmesinin Yunanistan’a harp ilân olunduğu mânasına geleceğini" söylemesi bu hakikatin bir tezahürüdür.

6. Rum Cemaatinin Sosyal, Politik, Ekonomik ve Askerî Durumu

Hükümetin bütün imkân, memba ve otoritesini eline geçiren Rumlar, hükümetten Türklere maaş, tahsisat ve sair ödenekler dahil hiçbir para ödememekte ve bu suretle Türklerin haklarını da kendi maksatlarına tahsis etmektedirler. Mücadele yüzünden kazanç kaynaklarından mahrum olan Rumlar mahdut sayıdadırlar. Kıbrıs haricinde yaşayan Rumlardan ve bazı gizli kaynaklardan Rumların külliyetli miktarda yardım aldıkları aşikârdır. Tam bir hareket serbestîsine malik olduklarından her türlü işlerini yürütebilmekte ve B.M.Kuvvetlerinin mevcudiyetinden de büyük maddi kazanç etmektedirler.

Son kabul edilen kanunla mecburi askerlik tesis edilmiş ve silâh altına alınan personel ile nizamî bir ordu kurulmuştur. Mevcut çok sayıda eğitim merkezlerinde personel yetiştirilmektedir. Yunanistan’ın, komutan, subay ve öğretim gruplarını yeter nispette adaya gönderdiği ve bilhassa son günlerde Kıbrıs’a Yunanistan dan çok sayıda eğitim görmüş askerî personelin veya idareci askerî elemanların geldiği kat’i olarak tespit edilmiştir. Denizde hücumbotları ve uçaklar için pilot ihtiyacı karşılanmıştır. Eski hava meydanları kullanılır hale sokulmuş ve bazı yerlerde yeni meydanlar inşa edilmiştir. Adanın çıkarma ve indirme bölgeleri tahkim edilmiş ve engellenmiştir. Dışarıdan açık ve kapalı yollarla silâh ve mühimmat çeşitli yollardan adaya sokulmuş olup getirilmesine devam edilmektedir. Bundan başka muhtelif yerlerde silâh ve mühimmat imali için faaliyetleri tespit edilmiş bulunmaktadır.

Yukarıdaki maruzat muvacehesinde askerî muvazene, her geçen gün personel ve esliha üstünlüğüne ve B.Milletlerden müsamaha gören ve adanın her yerinde hareket serbestîsini elde tutan Rumların lehine inkişaf göstermektedir. Yakın bir gelecekte de çok daha üstün bir seviyeye varacak olan bu gücün Türk cemaatinin mahdut savunma imkânlarını bertaraf etme seviyesine erişeceği beklenebilir.

7. Türk Cemaatinin Sosyal, Politik, Ekonomik ye Askerî Durumu

Cumhuriyetin kuruluşundan beri Rumlar Türkleri Anayasa haklarından mahrum etmek ve onlara kalkınma fırsatı vermemek için ellerinden geleni yapmışlardır. Büyük bir hazırlık yaparak Türklere karşı umumi hücuma geçip onları her yerde muhasara altına almış bulunmaktadır. Altı aya yakın bir müddetten beri bu muhasara altında yaşamak mecburiyetinde kalan Türkler, duçar oldukları can ve mal kaybına ilâveten, bütün kazanç vasıtalarından ve maişet temin etmek yollarından mahrum edilmişlerdir. Canlarını kurtarmak maksadıyla evini, barkını, tarla ve hatta hayvanlarını terkeden, çok fena ve gayri sıhhi şartlar altında yaşayan 25,000’den fazla Türk göçmen bulunmaktadır. Türk köy ve semtlerinde hayat felce uğramış durumdadır.

Türk Cemaatinin bugünkü imkânları ancak kendi nefis müdafaasını sağlayacak şekilde kasaba ve köylerin Türk semtlerinde savunmağa nispeten elverişli durumdadır. Bu kasaba ve köylerin birbirinden ayrı bulunuşu ve koordineli bir şekilde savunma sistemi tesisine imkân bulunamayışı dolayısıyla her kasaba ve köy münferit müdafaa taktiğini uygulamak zorunda kalmıştır. Ancak nispeten kuvvetli savunma imkânına sahip olan Ağırdağ ve Lefke bölgelerini zikretmek yerinde olur. Rumların günden güne artan her çeşit ağır ve hafif, kara, deniz ve hava silâhları karşısında Kıbrıs Türkü malûm olan silâhlarıyla savunma mecburiyetindedir. Gene Rumların mecburi askerlik sistemini tatbik etmesi karşısında Kıbrıs Türkü Anavatanın tespit ettiği direktifler dahilinde genel seferberlik veya mecburî askerlik ilânı cihetine gidememekte fakat gönüllülerin imkân dahilinde silâh altına alınmasıyla müdafaasını yapmağa çalışmaktadır. Denizden ve havadan ikmal imkânına sahip olmadığına göre savunmasının ne derece müşkül şartlar altında olduğunu belirtmek isteriz. Rumların havadan ve denizden geniş ikmal yollarını kapamak veya baltalamak için, Kıbrıs Türkü, bizatihi kontrolündü olan vasıtalar veya güce sahip olmadığı cihetle, silâhlı gücün kendi aleyhine bozulmasını maalesef önleyememektedir. Rum cemaatinin silâhlı kuvvetlerini eğitime tabi tutan ve bilhassa Yunan Silâhlı Kuvvetlerine mensup personelin milis kuvvetleri şeklinde adaya her türlü yoldan faydalanarak serbestçe girmesi karşısında, Kıbrıs Türkü yalnız bilinen elemanları vasıtasıyla eğitime v.s. teşkilâtlanmaya tabi tutulmaktadır. Bu keyfiyet ise Yunanistan’ın Kıbrıs Rum’unu desteklemesiyle mukayese edildiğinde hiç denecek bir derecededir.

Bu vaziyet karşısında Türk Cemaatinin takati son haddine varmıştır. Yegâne ümidi ve hayat kaynağı Anavatandır.

8. Netice ve Teklifler

Yukarıda arzedilen hususların ışığı altında aşağıdaki neticelere varılmıştır:
(a) İngiliz Hükümetinin tutumu daha fazla Rumların tezini destekler bir mahiyet arzetmektedir.
(b) Amerika başta olmak üzere yabancı devlet mümessilleri ve B.M. yetkilileri herhangi bir taksim tezine müzahir görünmemekte ve adanın ekseriyetinin hâkimiyetine verilmesinin veya Enosis’in daha doğru olacağını telkin etmektedirler.
(c) Birleşmiş Milletler temsilcileri ve Kumandanı Makarios’un de facto hükümetini tanımakta ve tutumunu ona göre ayarlamış bulunmaktadır. Üç aylık tecrübe, B.M. Kuvvetlerinin 4 Mart tarihli karara müstenit görev ve yetkileri ile müessir olarak barışı temin ve idame edemeyeceği ve Anayasa düzenini iadeyi sağlayamayacağını ispat etmiştir. Bu durumda Makarios idaresinin Türkler aleyhindeki hukuk dışı hareketlerini önleyecek herhangi yetkili ve müessir bir kuvvet mevcut değildir.
(d) Başta Yunanistan olmak üzere bazı doğu bloku devletlerinin ve hatta Mısır’ın yardımı ile ağır silâhlarla teçhiz edilen Rumlar gün geçtikçe daha da kuvvetlenmekte ve eğitim görmüş nizamî bir orduya sahip olmaktadırlar. Rumlar ayrıca batılı devletlerden de uçak ve silâh temin etme imkânlarını da bulabilmektedir.
(e) Yunanistan adaya külliyetli miktarda asker, esliha ve idareci göndermekle adayı bilfiil işgal etmiş durumdadır.
(f) Bugüne kadar maruz kaldığı kayıplar ve karşısında bulunduğu imkânsızlıklar sebebiyle Türk Cemaatinin dayanma gücü son haddine gelmiştir.

Bu durum karşısında Türk Cemaatinin içinde bulunduğu felâketten kurtarılabilmesi için kati tedbirler alınması artık kaçınılmaz bir zaruret olmuştur, çünkü:
a) B.Milletler Kuvvetlerinin ayni şerait dahilinde ve ayni anlayış ve yetkilerle adada göreve devamı Türk Cemaatinin aleyhine tecelli edeceği artık açıkça belli olmuştur.
b) Rumlar B.Milletler Kuvvetlerinin yardımı ile veya seyirci kalmalarını temin ederek Türk mücahitlerinin mukavemetini kırmak için girişecekleri genel hücum hazırlıklarını bitirmek üzeredirler. Böyle bir taarruz vukuunda Kıbrıs Türkü hem çok ağır zayiat verecek ve hem de Rumların insafına terkedilmiş olacaktır.
c) Rumlar Güvenlik Konseyi kararını kendi lehlerine tadil ettirmek azmindedirler. Aleyhlerine hiçbir değişiklik kabul etmeyecekleri gibi böyle bir hal vukuunda Rus delegesinin veto hakkını kullanmasını sağlamaya çalışmaktadırlar.
d) Güvenlik Konseyi Türkler lehine kararını tadil etse bile Rumların gene bildiklerinden vazgeçmeyip Genel Kurul’a gidecekleri muhakkaktır. Böyle bir hal vukuunda da bekleyecek takati kalmayan Türk Cemaati karar çıkıncaya kadar çökmüş bulunacaktır.

Durumu bütün çıplaklığı ile bilginize sunar gereken âcil karar ve tedbirlerin ona göre alınmasını en derin saygılarımızla tensiplerinize arz ederiz.

9 Haziran 1964

Minareliköy ve Neyzan Çiftliği’nde Türklere ait 2000 dönüm ekin Rumlar tarafından hayvanlara yedirildi, Türk evleri yakılıp, yıkıldı.

10 Haziran 1964

Mehmet İsa Erciyas isimli soydaşımızın Küçük Kaymaklı’daki evi yıkılarak, yağma edildi.

Birleşmiş Milletler askerlerinin refakatinde, Ayvasıl’da ekinlerini biçmekte olan Türkler, Rumların silahlı saldırısına uğradılar.

Kaynakça
Kitap: Rauf Denktaş'ın Hatıraları(1964-1974), 1. Cilt(1964)
Yazar: Rauf R. Denktaş
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Rauf R. Denktaş'ın 1964 Yılındaki Hatıraları

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir