Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Denktaş'ın Hatıraları - 21-31 Mayıs

Burada Rauf R. Denktaş'ın 1964 Yılındaki Hatıraları hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Denktaş'ın Hatıraları - 21-31 Mayıs

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Tem 2012, 13:07

21 MAYIS 1964

Girne yolu tamamen bizdedir.

Yeşilırmak, Mansur ve Erenköy yoluna da hakimiz.

Fakat Ada’nın diğer yerlerinde, yollarda Rum barikatları vardır. Türkler mecbur oldukça yola çıkmakta ve her Rum barikatında hakarete, yoklamaya tabi tutulmakta, bazen bütün gün bekletildikten sonra geri çevrilmektedirler.
Rum barikatları Türk’ün azmini ve sabrım ölçen özel araştırma merkezleri haline getirilmiştir. Amaç Türkleri uslandırmak, pes ettirmek...

Ve bir Türk anası, halim selim tavrı ile kendisine "bu baskıdan, bu bekletilmeden, yoklanmadan usanmadınız mı? " sorusunu soran bir Rum Polis Çavuşuna cevabını verir:

'Yok efendim... Biz usanmadık; belki siz usanırsınız diye bekliyoruz işte"

22 MAYIS 1964

Dr. Küçük’ten mektup alıyorum:

Lefkoşa, 22 Mayıs, 1964


Sn. Rauf Denktaş,

Kızılay’ın Türk Cemaatine bu kere de göndereceği gıda, giyecek ve sair mübrem maddeler arasında yüksek gümrük resmine tabi mamul sigaraların bulunduğunu öğrenmiş bulunuyorum. Her gelen Kızılay eşyalarının Gümrükten kurtarılmaları esnasında Rumların çıkardıkları müşkülatı önlemek arzusundayız. Onun için gümrük resminden muaf tutulmasına imkân olmayan sigaraların geminin hamulesinden ihraç edilmesini temin etmenizi rica ederim.

Ayni zamanda hamulenin tam tafsilâtlı listelerinin hazırlanmasını ve bu listelerin muhteviyatının geminin Adaya muvasalatından asgarî 24 saat evvel Büyükelçiliğe tellenmesini de ayrıca rica ederim. Tafsilâtlı listelerin olmaması ve listelerde bulunmayan bazı eşyaların hamule arasında bulunması Rumların müşkülat çıkarmalarına sebep olmaktadır. Rumlara müşkülat çıkarmalarına fırsat vermemek için elimizde tam tafsilâtlı listeler bulunması elzemdir. Bunun temini eşyaları gümrükten kurtaran ve tevziatını yapan Kızılhaç yetkilileri de istemektedirler. Kızılhaç yetkilileri ile aramızda yine münakaşa mevzuu çıkarmamak için bu hususu da ilgililer nezdinde ele almanızı ve gerekenin yapılmasını sağlamanızı da rica ederim.

Dr. F.Küçük

Mesajı alır almaz Kızılay merkezine gittim. Gereğini yapacaklar. Neticeyi Dr. Küçük’e Hariciye kanalı ile duyurdum.

Eve gençler geliyor. Gönüllü olarak Kıbrıs’a gitmek istiyorlar. Yardımcı olabilir miyim? Büyük heyecan var. Londra’dan ailesini bırakıp gelenler var. Bu temaslar bana güç veriyor.

Larnaka’lı Kemal Mustafa ve Kurutepe’li Yusuf Başi isimli soydaşlarımız kayıp olduğu öğrenilir...

Rumlar 15.000 kişiyi devamlı olarak silah altında tutmaktadırlar. Buna sayıları 5000’e yükselmiş olan Rum polisleri de eklenmektedir. Bir anda, bu rakama katılacak olan Rumların sayısı çok yüksektir...

R-um Temsilciler Meclisi mecburi Askerlik Kanununu geçirmiştir...

Anayasa dışı bu gelişmeleri Birleşmiş Milletlerin durdurması olasılığı yoktur.

23 MAYIS 1964

Güvenlik Konseyi’nin "taraflar silahlanmasın" çağrısına rağmen "hükümet" kılıfına girmiş olan Rum Yönetimi ağır silahlar getireceğini Birleşmiş Milletlere resmen tebliğ edebiliyor. Küçük uçak ve helikopterler, zırhlı araçlar, ağır toplar gelmeye başlamıştır.

Rumlara "dur” diyemeyen Birleşmiş Milletler Türklerin bir kum torbasının yerini niye değiştirdiğini takiple meşgul...

Rumların hedefi, zaman içinde Türkleri her açıdan eritmek ve el- . de edecekleri ateş üstünlüğü ile Türklerin direnme süresini saatlere sıkıştırarak Türkiye’nin Ada’ya müdahale etmesine fırsat vermeyecek kadar kısa bir zaman içinde bizi haklayacak duruma gelmek!...

Direnmek ve baş eğmemek kararındayız. Resmen silah ithal edemeyeceğimize göre, bunun çaresi bulunmuştur.

Türk toplumu, Mücahitlerinin elinde yeni silahlar görmektedir.

Kırıkkale tezgâhlarında silâh yapımı başlatıldı.

24 MAYIS 1964

Birleşmiş Milletler askerleri Rumların Türk köylerine saldırılarına engel olamıyorlar.

Küçük Kaymaklı’daki Türk evlerinin yakılmasına devam edilirken, Cihangir Türk köyü yoğun bir ateş yağmuru altındadır...

25 MAYIS 1964

Tüm Türk Amme görevlileri aylardır maaş alamamakta, Türkiye’den gelen yardımla geçinmektedirler. Türklerin sosyal sigorta hakları kesilmiştir. Terkettiğimiz köylerde Rumlar tüm Türk topraklarına, ürünlere ve hayvanlara sahip çıkmışlardır. Türklere ait bağ ve bahçeler kurumuştur.

Ana gıda maddelerine, ilaca ihtiyaç vardır. 16900 göçmen açıktadır. Türklere yardım Kızılay kanalı ile gelmektedir. Lefkoşa civarında 3000’den fazla kişi çadırlarda yaşamaktadır. Bunların yansı çocuklar ve sıhhatleri hakkında ciddi endişe vardır.

Yaz sıcağında kavrulan Hamitköy’de çocukların üzerine su serpilmesi önerilmektedir!...

Dünya’dan ne ses, ne de tepki vardır!...

Türkiye olmasaydı, Kızılay olmasaydı çoktan bitmiştik!

26 MAYIS 1964

Türklerin kaçırılmasına ve tutuklanmasına devam edilmektedir;


İbrahim Osman, Mehmet Mustafa Abuzet, Celal Süleyman ve Ali Ahmet kaçırılırken, Lefke’den Lefkoşa’ya gelmekte olan Hidayet Taneri, Sevinç Taneri ve Bülent Taneri isimli soydaşlarımız da tutuklanarak, Omorjfo Rum Polis merkezine götürülmüşlerdir.

Haziran’da New-York’ta yapılacak olan Güvenlik Konseyi toplantısı ve lider ailelerinin Kıbrıs’a gönderilmeleri konusunda Dr. Küçük’ten mektup alıyorum:

Lefkoşa, 26 Mayıs 1964

Sn. Rauf Denktaş,

10-12 Haziran'da yapılacak Güvenlik Konseyi toplantısına Kıbrıs Türk Cemaatını temsilen 1 ilâ 3 şahıstan müteşekkil bir heyetin Ne w York’a gönderilmesini elzem bulmaktayız. Bu Heyete söz hakkı verilmese bile toplantılarda hazır bulunmak ve kulis faaliyetlerine iştirak etmekle faydalar sağlayabileceğimize inanmaktayız. Kıbrıs Heyetinin Türkiye Heyetine malûmat verme hakkında da yardımcı olabileceği muhakkaktır.

Sizin yakında Kıbrıs’a gelebileceğiniz hakkında Rumların tehditlerini geri çekeceklerini Birleşmiş Milletler mümessilleri haber vermektedirler. Kıbrıs’a gelmenizi dört gözle beklemekteyiz. Size büyük ihtiyacımız vardır. Fakat New York’a gitmeniz de elzemdir. Bu iki "alternative" hakkında fikrinizi öğrenmek isterim. New York’a gitseniz bile toplantı biter bitmez Kıbrıs’a avdetiniz için hazırlıklı olmanızı tavsiye ve rica ederim.

New York’a yalnız veya refakatinizde 1-2 arkadaşın gitmesini arzu ediyor musunuz? Sizinle beraber başka arkadaşın da New York’a gitmeleri kararlaştırılırsa bu arkadaşların Ankara’ya gelip size mülaki olmaları için tertibat alınacaktır. Gelirken beraberlerinde ne gibi evrak, malzeme getirmelerini de arzu ettiğinizi yazarsınız.

Bütün bu hususları Anavatan ilgilileri ile görüşerek bana acele cevap verirseniz memnun olurum.

Halkın kuvvet maneviyesini yükseltmek bakımından liderlerin ailelerini Kıbrıs’a geri göndermelerini çok faydalı bulmaktayım. Bu hususta da düşüncelerinizi bana bildirmenizi ayrıca rica ederim.

En iyi dileklerimle,

Dr. Fazıl Küçük

Ben Londra Konferansı’na gitmek üzere ada’dan ayrılmadan önce, Lefkoşa’daki Hükümet hastahanesinde 21 Aralık’tan hemen evvel tahliye edilmiş olan eşimi, tedavisine devam için Ankara’ya göndermiştim. Bugüne kadar eşim 3 kez ameliyat geçirmişti...

Rumlar’ın adaya dönüşüm konusunda tehditlerini sürdürdüğü ve adaya dönüşüm için uğraşıldığı bu günlerde 5, 8, 12 yaşlarında çocukları ile tedavisi tamamlanmamış bir kadını Lefkoşa’ya göndermenin yararını anlamak güç. Fakat konuya Lefkoşa açısından bakıldığında durum başka bir şekilde görülebiliyor.

Ada’ya dönmem geciktikçe, Ankara’da yapmağa devam ettiğim göreve rağmen dedikodular yayılıyor ve Dr. Küçük de bunlardan etkileniyor...

27 MAYIS 1964

Makarios Hükümeti, yoğun bir şekilde silahlanmayı sürdürmekte, adaya küçük uçak ve helikopterler, zırhlı araçlar ve ağır toplar gelmeye devam etmektedir. Tüm ikazlara rağmen ise Makarios, mecburi askerlik Yasasını geçirmede kararlıdır.

Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs Büyükelçisi Dr. Mazhar Özkol, Makarios Hükümeti’ne "Kıbrıs Hükümeti" ünvanı altında bir nota verir;

THE TURKİSH GOVERNMENT WOULD LIKE TO IN- FORM THE GOVERNMENT OF THE REPUBLİC OF CYPRUS OF THE FOLLOWING:

ACCORDING TO PRESS REPORTS, CONFIRMED BY THE STATEMENTS OF THE GREEK CYPRİOT RESPON- SIBLE OFFICIALS, A DRAFT BILL FORESEEING THE 1NS- TITUTION OF COMPULSORY MILITARY SERVİCE HAS BEEN SUBMITTED TO THE LEGISLATIVE ORGANSINNI- COSIA. MOREOVER, THE GOVERNMENT OF THE RE- PUBLIC OF CYPRUS, HAS ENTERED INTO NEGOCIATI- ONS FOR THE PURCHASE OF BOMBER AND FIGHTER AIRCRAFT, TORPEDO BOATS AND OTHER ARMAMENTS AND AMMUN1TION.

THESE DECISIONS HAVE BEEN TAKEN ONLYBY THE GREEK ELEMENT OF THE GOVERNMENT OF THE RE- PUBLIC OF CYPRUS. HOWEVER, UNDER THE PROVISI- ONS OF ARTICLE 129/2 AND ARTICLE (III), WHICH ARE AMONG THE BASIC ARTICLES OF THE CONSTITUTION OF CYPRUS, THE INSTITUTION OF COMPULSORY MILI- TARY SERVİCE AND THE IMPORTATİON TO CYPRUS OF W AR MATERIALS AND EXPLOSIVES OF ALL KINDS CAN BE UNDERTAKEN ONLY BY COMMON AGREEMENT OF THE PRESİDENT AND THE VICE PRESİDENT OF THE RE- PUBLIC.

THEREFORE, THE AFORESAID REPORTS IF EVER TRUE WOULD CONSTITUTE A COMPLETE BREACH OF BOTH BASIC ARTICLES OF THE CONSTITUTION OF CYPRUS AND ARTICLE 1 OF THE RESOLUTİON OF THE UNITED NATİONS SECURİTY COUNCİL DATED 4 MARCH 1964.

NICOSIA, MAY 1964

THE GOVERNMENT OF THE REPUBLİC OF CYPRUS NICOSIA.

28 MAYIS 1964

Makarios’a nota verileceği konusunda Dr. Küçük’e bilgi verilmemiştir ve Dr. Küçük Büyükelçi Dr. Mazhar Özkol’u protesto eder:


Cumhurbaşkan Muavini ikâmetgâhı ve Dairesi Lefkoşa, 28 Mayıs, 1964

Ekselâns Dr. Mazhar Özkol,

Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs Büyükelçisi,

Lefkoşa.

Bayrak Radyosunun bugünkü sabah bülteninde Makarios’a Anavatan Hükümeti namına bir nota tevdi ettiğiniz haberini hayretle işittim. Radyoya verilen haberin tarafımdan bilinmemesi ve Kıbrıs Türk Cemaatinin mes’ul şahısları olan bizlerden saklanması cidden acı ve üzüntü veren bir olaydır. İçinde bulunduğumuz bu en kritik günlerde bile Sefaretin Cemaat idarecilerinden uzak durması bizi büyük zorluklara sokmakta ve müşkül durumlarda bırakmaktadır. Nitekim dün verilen notayı işiten ecnebi vaktinde cevap verememekle zımnen Sefaretin Cemaattan ayrı bir siyaset takip ettiği zehabını ilgililere vermiş bulunmaktayız.

Şahsım ve mesai arkadaşlarım namına bu hareketleri protesto eder ve teessürlerimizi bildiririz.

Dr. Fazıl Küçük

Tamamen Anayasa’nın dışına çıkmış, darbeci bir Rum Hükümetine "Kıbrıs Hükümeti" ünvanı altında nota vermenin gereği, nota verilmemesinden doğacak sonuçlar herhalde ilginç inceleme konulan olacaktır...

Türkiye’nin notasına rağmen, Rumların silâhlanmaları ve saldırıları devam etmektedir;

Başiambo bölgesinden, Erenköy kurşun yağmuruna tutulmuştur.

Birleşmiş Milletler askerlerinin refakatinde, Hamitköy’de ekinlerini biçmekte olan Türkler’e ateş açılır.

Dağaşan’da bir Türk kadını vurularak öldürülür.

29 MAYIS 1964

Aygün Bahriyeli isimli soydaşımız, RAF’deki işine gitmekte olduğu sırada, İngiliz askerlerinin önünde feci şekilde dövülerek kaçırılır. Aynı otobüste bulunan Türk kadınları da kaba hareketlere maruz kalırlar.

Girne’de, Hz. Ömer türbesine giren Rumlar, türbenin kapı ve pencerelerini kırarak, Kur’an-ı Kerimi parçalamışlardır.

Türkiye, Rumlar’ın sivil Türk’lerden rehine almak ve bunları işkence ile öldürmek suretiyle giriştikleri insanlık ve hukuk dışı hareketler üzerine teminatçı devletler olarak İngiltere ve Yunanistan’a bir nota verir:

The Government of the Republic of Turkey referring to its Note No:KIB.B. 427, dated May 22nd, 1964, has the honour to bring the following to the attention of the Government of the United Kingdom (of Greece).

Among the most revolting and tragic manifestations of the unlawful and inhuman behavior of the Greek Cypriot leaders, which had compelled the Turkish Government to make various representations since December 1963, are the humanly unbearable physical and moral pressures and tortures which the defenceless and innocent Turkish Cypriot population has been submitted.

In this respect, one of the merciless methods systematically resorted to by Greek Cypriots since the outbreak of the violence, is the taking of hostages by force.

In fact, the number of the Turks abducted by the Greek Cypriots since the beginning of the crisis in Cyprus, i.e.since December 21, 1963 and the fate of whom, despite numerous representations, is still unknown, amounts to 244 of these 94 have been kidnapped after March 27, 1964, when the United Nations Peace Keeping Force assumed its task in Cyprus. Especially, the Greek Cypriots, exploiting as a pretext an incident which occured in Famagusta on May 11,1964 took away within a few days 32 Turkish Cypriots as an act of so called retaliation. Furthermore, 10 Cypriot citizens of Turkish origin in possession of regular Cypriot passports who were returning to their country have been illegally arrested at the Nicosia Airport and their fate is still unknown.

As it has been pointed out in the above mentioned Note, the answer given by Archbishop Makarios to representations made by Mr.Galo Plaza, special representative of the United Nations Secretary General in Cyprus, was that the information received by the Greek Cypriot authorities concerned only 7 Turks abducted and that these would be released. While 7 kidnapped Turks were released, in view of the answer of Greek Cypriot responsibles to the United Nations representative, there is every reason to fear that all the other innocent hostages, including women, children and the old have met the most tragic fate.

In addition to these criminal acts, for the last five months, the Turkish presence in all its forms has been completely eradicated in 86 of the villages of mixed population and the Turkish houses and fields have been destroyed by bulldozers. The total material loss thus inflicted upon the Turkish Cypriots amounts, according to the estimates of impartial observers, to fifty million dollars up to day.

On the other hand the villages and localities which could not be destroyed because of the fact that they were entirely inhabited by Turks, have been besieged by the Greek Cypriots for several months. Besides the constant threat of direct annihilation, the Turkish population of such localities and villages faces the danger of being wiped out through famine, disease and misery. Many demarches made to various instances including the United Nations, for the relief of the beleaguered Turkish population have unfortunately yielded, asin the case of the hostages, no positive results, because of the Greek Cypriot responsible’s tactics aimed at preventing the United Nations Force to carry out their task successfully.

The above mentioned acts of the Greek Cypriots do not only constitute a violation of the most elementary legal, human and moral rules, but are as well an open negation of the basic principles of the universal declaration of human rights of the United Nations charter and the European convention for the protection of human rights and fundamental liberties, the respect of which is incumbent upon all civilized countries.

These inhuman actions are, in addition, an open violation of Article 5 of the Treaty of Establishment which gave birth to the Republic of Cyprus and of articles 7,8,11 and of 35 of the constitution of the said Republic.

Furthermore these acts provide new evidence that the Greek Cypriots continue to defy and ignore the terms of paragraphs 1,2 and 3 of the U.N. Security Council resolution of March 4, 1964 - The Government of the Republic of Turkey expresses its deep concern resulting from these attitudes of the Greek Cypriots leaders, incompatible with the basic principles of legitimacy and law, and draws upon them the most serious attention of the Government of the United Kingdom (of Greece) as one of the Guaranteeing Powers.

Ankara, May 29, 1964

30 MAYIS 1964


Türkiye’nin Makarios’a ve teminatçı devletler olarak Yunanistan ve İngiltere’ye notalar vermesi üzerine Makarios oldukça tedirgindir. Türkler’den şikâyet etmektedir...

Daily Mail Gazetesinin yazdığına göre B.M. Barış Gücü komutanı general Gyani ile görüşen Makarios’a, Gyani şöyle demiş;

"Türklerden şikâyet edip durmayın... Rum kesiminde hiçbir Türk emniyette değil ve NAAFİ olayı (32 Türkün kaçırılması) bunu gösteriyor..."

Dr. Küçük'iin 26 Mayıs tarihli mektubuna verdiğim cevabi mesaj:

Sayın Dr. Fazıl Küçük

26 tarihli mesajınıza atfen ilgililerle yaptığımız temaslarda Güvenlik Konseyi devam ettiği müddetçe New York’ta bulunmam makul görülmektedir. Ancak bildiğiniz gibi ayni tarihlerde Avrupa Konseyi de Kıbrıs konusunu ele alacaktır. Orada da bulunmamın davamız için iyi olacağı evvelce kararlaştırılmıştı. Hangisine gitmemin daha faideli olacağı hadiselerin inkişafına göre tekerrür edecektir. Kıbrıs’tan bir arkadaşın refakat konusu durum belli olunca size bildirilecektir. Benim Kıbrıs’a gelmem imkânı hasıl olur olmaz Adaya avdet edeceğim tabiidir. Bu gün U Thant’a Hariciye tekrar telgraf göndermiştir. Böylelikle Adaya dönüşüme müsaade çıktığı takdirde New York veya Avrupa Konseyi dönüşü derhal Adaya gelebileceğim. Ancak Haziran’ın birinci yarısında Liege’de Papadopulos’un vermiş olduğu bir konferansa cevabî konferans verebilmek amacı Hâriciyece sağlanmıştır. Bunu da vermem gerekir.

Bu toplantılarda kullanılabilecek bilgiyi Kıbrıs’tan gelen telgraflardan toplamış bulunuyoruz. Ayrıca yeni bir de broşür hazırladık. Verilecek ek bir bilgi varsa acilen bildirilmesi.

Halkın maneviyatı için lider ailelerinin Adaya dönmesini doğru bulmakta olduğunuz hususuna gelince, ben Kıbrıs’a dönmeden ailemi Kıbrıs’a göndermemin manası veya faidesi olamayacağı aşikârdır. Diğer lider ailesi olarak burada Osman Örek’in ailesi vardır. Kendileri geri gelmeği istemektedir. Fakat henüz gelmeleri için oradan bir haber gelmedi. Evleri de sınırda olduğu için Osman Örek’in ev meselesini halletmesi de gerekir. Ali Dana’nın ailesi de geri gelmeği arzu etmekte fakat Ali’ye bu konu ile yazdıkları mektuplara kat’i cevap alamamaktadırlar. Bu konuyu orada ilgili arkadaşlarla istişare ederek ailelerine gereken direktifi verdirmeniz iyi olur.

Yakında görüşmek ümidi ile hürmetler.

Denktaş

31 MAYIS 1964

Kırnı köyüne ve diğer Türk bölgelerine ateş açılır.

Küçük Kaymaklı’da iki Türk evi daha Rumlar tarafından yakıldı.

'Yüksek Mahkeme Reisi Kanadalı Mr. Wilson’un görevinden istifa ettiği" haberi Ankara’ya ulaştı...

Makarios bir darbe ile müşterek hükümetten Türkleri yok ettikten sonra, ölçülü bir siyaset izlemeye başladı. Öyle bir tutum içinde olmalıydı ki kimse kendisine "sen artık hükümet değilsin" diyememeliydi. Amme hizmetinde Türk olmayışını "Ne yapayım? Kendileri gelmiyor" diye atlatabiliyordu. Yasama Meclisindeki eksikliğimizi de Türk mebuslara ayrılmış olan 15 sandalyeyi doldurmamakla, idare ediyordu. Bakanlar arasında da Türkler’e ayrılmış olan Bakanlıkları "vekâleten " idare yolunu seçmişti. Fakat Mahkemeler (yargı) konusunda başı dertteydi, çünkü Yüksek Mahkemenin Kanadalı Reisi Mr. Wilson, Makarios’u sıkıştırıyor, Anayasa’ya göre ayrı Mahkemelerin bir an evvel Türk hakimlerine göreve çağırmak suretiyle Ahayasa’ya uygun hale getirilmesi gereğini belirtiyordu.

Makarios ise, 1960 Anayasasının yargı ile ilgili kısımlarında Türklere tanınmış olan toplumsal hak ve statüleri değiştirmek amacındadır. Fakat Mr. Wilson’a bu gerçeği söyleyemezdi. "Türk hakimler buyursunlar, görevlerini yapsınlar" demek zorunda kaldı. Fakat hakimlerimiz gerçekten hayatlarından endişe ediyorlardı. Türk hakimler Türk bölgesindeki davalara bakıyorlardı. Rum hakimler ise Rum bölgesinde önlerine gelen her davaya(anayasayı hiçe sayıp Rum-Türk ayırımı yapmaksızın) bakmağa başlamışlardı. Halbuki karma meselelerde hakimlerin de karma olması gerekiyordu. Makarios’un istemediği de bu idi. Wilson bunun için baskı yapıyordu.

Bu baskı neticesinde ve Makarios "Hükümetin" devam etmekte olduğunu göstermek istediği için Yeşil Hat üzerinde Wolseley Barracks diye bilinen binayı müşterek mahkeme binası olarak ilan etti. Artık Türk-Rum herkes bu binaya gelerek Anayasaya uygun şekilde kurulmuş Mahkemeler huzurunda dava görebilecekti!... Şeklen Makarios gereğini yapmıştı fakat yine de kurtulup yolu vardı. Bu kez "Türkpolisini" meşru polis olarak tanımadığını söyledi, çünkü, "Türk polisi kaç aydır Rum polis komutanının komutasında değildir, bunların tümü görevden kaçmış kişilerdir" diyebildi. Halbuki gerçekler tam bunun tersiydi. Akritas planı gereğince Türklere saldırıyı planlayanlar saldırı anı geldiğinde Rum polisinin ne yapacağını da planlamışlardı. Saldırı anı gelir gelmez Rum polisler özel şekilde polis istasyonlarına çağrılmışlar ve hızla silahlandırılarak, kum torbaları ile donatılmış istasyonlarda Türk polislerin tabancalarını alarak, onları etkisiz hale getirmişler; direnenleri tutuklamışlar; TMT mensubu olarak bildiklerini "arananlar" listesine almışlardı!. Şimdi, Makarios "Türk polisi meşru değildir ve Türk polislerinin ifadeleri, raporları Mahkemelerde geçerli olamaz" demek suretiyle Aralık 1963 darbesi ile başlattığı kanunsuzluğun yasal, buna karşı direnenlerin yasa dışı asiler olduğu görüşünü teyit etmiş oluyordu. Böylelikle, Makarios, Mahkeme binasını Türklerin de gidebilecekleri Yeşil Hat bölgesine taşımak suretiyle Mr. Wilson’a ve Birleşmiş Milletlere "makul kişi" izlenimini veriyor, "Türk polisi Mahkemeye giremez" demekle de başlattığı anarşik oldu bitti’yi devam ettiriyor.

Kıbrıs’taki Birleşmiş Milletler yetkilileri için önemli olan, işlerin görünürde de olsa, normale dönüşmesiydi. O halde Makarios’un bu jesti onlara göre, olumlu bir jestti. Fakat Makarios "Hükümet" görüntüsünü devam ettirecekti ve Lefkoşa Mahkemesi konusunda başarısızlığa uğrayan Mr. Wilson bu kez Yüksek Mahkeme seviyesinde Türk ve Rum hakimleri bir araya getirmek çabasını sürdürecek ve bunda başarı kazanacaktı. Böylelikle Anayasa’ya aykırı olarak görev yapan alt mahkemelerin üstünde Anayasa’ya uygun bir şekilde bir Yüksek Mahkeme göreve devama başladı.

Ben bu gelişmeye karşı çıktım. Lefkoşa’ya yazdığım itiraz mektubuna "göreve devam" kararı alan hakimle birlikte sert bir cevap verdiler. Hakimlerin, 21 Aralık olaylarından 4-5 ay sonra, Anayasa’ya ters bir yasa altında göreve başlamaları konusunda başı çeken kişi, çok muhterem bir zat olan Hakim Zekâ Bey’di.

Hakim Zekâ Bey 1960’da Kıbrıs Cumhuriyeti adına Avrupa Adalet Divanı’na da katılıyordu. 1963 olaylarından sonra Makarios aklını kullanmış ve Avrupa’ya Kıbrıs’taki gerçekleri söyleyebilecek bir yargıcı görevden alma yoluna gitmemişti. Zekâ Bey, Avrupa’daki göreve giderken Ankara’dan geçerek İnönü’yü görmüş, kendisine Hakimlerin göreve dönüşü konusunu açarak görüş almıştı. Zekâ Bey’in bana söylediğine göre İnönü’nün değerlendirmesi "Hakimlerin görev yapması ile tek bir Türk’ü dahi yersiz yere cezalanmaktan kurtarabilecekseniz, göreve katılınız" şeklinde olmuş. Böylelikle, Makarios’un anayasa dışı hükümeti, dış dünyaya yasal bir örtü altında gösterilebiliyordu.

Yüksek Mahkemeye devam eden Türk hakim ve avukatları Birleşmiş Milletler askerleri himayelerine alarak götürüp getiriyorlardı!.. Yüksek Mahkeme hakimlerinin bu şekilde göreve devamları o günlerde Türkiye dahil, herkesin, "birkaç ay içinde normale avdet edilebilir" görüşünü savunuyor ve "yıkıntıya yıkıntı eklemeyelim, Anayasal düzendeki statümüzden mümkün olanı kurtaralım" deniyordu.

Yüksek Mahkeme göreve başlar başlamaz, Baş Hakim Mr. Wilson belki de bu uygunsuz şekle katılmamak düşüncesiyle görevinden istifa etmiştir...

Kaynakça
Kitap: Rauf Denktaş'ın Hatıraları(1964-1974), 1. Cilt(1964)
Yazar: Rauf R. Denktaş
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Rauf R. Denktaş'ın 1964 Yılındaki Hatıraları

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir