Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Denktaş'ın Hatıraları - 11-20 Mayıs 1964

Burada Rauf R. Denktaş'ın 1964 Yılındaki Hatıraları hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Denktaş'ın Hatıraları - 11-20 Mayıs 1964

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Tem 2012, 13:03

11 MAYIS 1964

Birleşmiş Milletlerin Genel Sekreteri U Thant, Equador’lu Galo Plaza’yı Kıbrıs’a özel temsilci olarak tayin eder. Yetkileri arasında arabuluculuk da vardır.

Barış ile savaş, ölüm ile kalım arasında tek bir adam: Galo Plaza!...

Rumlar "Hükümet" gösterisi içinde, adaya hakim durumda... Biz, yer yer direnen küçük bir toplum!... Bizi Türkiye ile bir arada mütalaa etmezse, değerlendirmesinde yanılacak.

İnşallah mert bir kişidir.

Yarın Lahey’de NATO’nun Bakanlar .Konseyi toplantısı başlıyor.

Neticeyi göreceğiz...

Magosa’dan çok kötü haberler geliyor:

"Magosa’ya zorla giren 4 Rum subayının açtığı ateş sonucu bir Türk kadını öldü, çıkan çatışmada 4 Rum’dan 3’ü öldürüldü, biri de yaralandı."

1963 Aralık saldırılarından bu yana Mağusa Türkleri surlar içinde kuşatılmış, ulusal direnişlerini sürdürüyorlar.

Yunanlı subaylardan Binbaşı Demetrios Puliyos ile Kapotas, Kıbrıs Polisi Baş Müfettişlerinden Pantelidis’in oğlu polis eri K.M. Pantelidis ve Yunanlı Binbaşı P. Tarsulis saat 14.30’da sivil giyinmiş olarak bir araba ile Mağusa’nın surlarına Güney kapısından giriveriyorlar... "dur" emrini dinlemeyen saldırganlar çıkış kapısına yaklaşınca arabadan atlayıp silaha sarılıyorlar. Bir tanesi elindeki tabanca ile ateşe başlayınca kapıdaki Türk nöbetçiler karşılık veriyor. Ateş teatisinde civarda duran bir Türk kadını şehit ediliyor.

Mütecavizlerden Kapatos, Puliyos ve Pantelidis ölüyor, Tarsalis yaralı olarak Birleşmiş Milleti,ere teslim ediliyor. Arabada mevcut 3 silahtan 2 tanesinin kullanılmış olduğu tesbit ediliyor. .

Ölenlerden Kıbrıs’lı Rum polis eri Pandelidis Rum polis Baş Müfettişlerinden Pandelidis’in oğludur.

Baş Müfettiş Pandelidis 21 Aralık 1963 gecesi Türklere ilk silahı çeken kişiydi. Tahtakale’de sivil Rum gençleri, ellerinde tabancalar bir Türk arabasını durdurmuşlar, düğünden gelen kadınlı erkekli Türkleri "Biz Yorgacis’in adamlarıyız, özel polisiz" diyerek yoklamak istemişlerdi. Türkler direniyorlardı. Aralarında kadınlar vardı. Onları yakalayamazlardı. Bu münakaşa devam ederken silahlı ve üniformalı Rum polislerin başında Pandelidis olay yerine gelir ve ne olursa o an olur. Yerde Türkler kanlar içinde yatmaktadırlar. Ölenler var, yaralananlar var. En önemlisi olayın bir tertip olması. Rumlar derhal etrafı sarmışlardı. Olimpiyakos kulübündeki silahlar ve silahlılar derhal çevreyi sararak, yaralılarla ölülerin alınmasını bile men ederler...

Rumlar nezdinde Polis Müfettişi Pandelidis bir kahramandır. Elleri Türk kanı ile yıkanmış gerçek bir Elen Kahramanı!....

21 Aralık olaylarında Lefkoşa’nın durumu kritikti. Dördüncü gün mermi kalmamıştı. Dolaştığım mevzilerde, gençlerimizin önünde, birer mendilin üzerinde onar mermi vardı. Karşıdan, Küçük Kaymaklı’nın polis evlerinden Rumlar yağmur yağdırırcasına mermi yağdırıyorlardı. Gençlerimize yemek getiren kadınlara, 4 gündür aç ve uykusuz savaşan gençler "bize yemek değil mermi getiriniz" diye bağırıyorlardı. Bu manzarayı o gün Türk Hükümetine gönderdiğimiz bir mesajla duyurduk. Cevabı çabuk geldi. Hükümet ihtar uçuşu yapacaktı ibişte biz uçuş haberini almazdan çok kısa bir süre önce Rum Polis Baş Müfettişi Pandelidis, dört gündür kestikleri telefon irtibatını bağlatarak Türk Polis Baş Müfettişi - eski meslektaşı - Kazım Nami’yi telefon alır ve kendisine şu mesajı verir: Kazım... cephaneniz kalmadığını atışlarınızdan anladık; direnişe devam ederseniz çok kan akacak; teslim olursanız kansız bu mes’ele halledilmiş olacak; yarın sabaha teslim olmazsanız sizi havan topuna tutacağız, kadınlar, çocuklar ölecek; sorumlusu sizler olacaksınız...

Bu mesaj da derhal Ankara’ya duyurulmuştu. O gün uçaklar gelmemiş ve Alay, Gönyeli-Ortaköy arasına çıkmamış olsaydı ertesi gün Lefkoşa Türkleri korkunç bir katliama tabi tutulacaklardı.. Bu, Rumların Türk direnişini çökertmek için uyguladıkları kesin bir yöntemdi.

Pandelidis’in ültimatomundan sonra, o günkü Türk jetlerinin ihtar uçuşu ve Türk Alayı’nın kampından çıkışı kaç gündür arayıp da bulamadığımız Makarios’u İngiliz Yüksek Komiserliğine götürecekti...

Orada, Osman Örek’le görüşen Makarios, Yüksek Komiserliğin penceresinden savaş düzeni içinde Gönyeli’ye doğru ilerleyen Türk Alayım görüyor ve ateşkes anlaşmasına razı olduğunu söylüyordu.

Sonradan daha da Türk kanı ile sulanacak olan Yeşil Hat anlaşması bu şekilde yapılmıştı.

9 Türk, Rumlar tarafından kaçırılır, Kaymaklı’daki Türk evleri yeniden ateşe verilir.

12 MAYIS 1964

Mağusa olayında, Türkler kendilerini korumanın ötesinde bir şey yapmış değillerdir. Fakat Rumların tepkisi korkunç oldu. Akritas planında bunun yeri de vardı; "Türklere karşı alınacak tedbirler öylesine sert olmalıdır ki, Türkler Rumlarla başa çıkamayacaklarını anlamalıdırlar. "

Mağusa’ya silahlı olarak dalıp giren askerlere karşı kendimizi korumanın cezasını Rum liderliği hemen tayin eder;

"Ölen her Rum için 10 Türk derhal idam edilmelidir".

Sözde "ateşkes" var. Surlar dışında, Rum çarşısında masum Türkler, yollarda seyahat eden Türkler var.

Yollardan 39 Türk Rumlar tarafından kaçırılır. Kaçırılan 39 Türkün 32’si İngiliz üsleri NAAFİ’de çalışan ve İngiltere’nin güvencesi altında olan Türk işçilerdir.

Ama, kaçırılan Türkler, hunharca öldürüp, buldozerlerle açılan çukurlara gömülmüşlerdir.

Türkleri kaçırma olayını soruşturan. B.M. Barış Gücü’nde görevli bir İngiliz subayı da vurularak öldürülür.

Ankara’daki günlerimin çoğu Hariciye’de, Kıbrıs masasındaki arkadaşlarla fikir teatisinde bulunmak, Lefkoşa’dan gelen haberleri ve kriptoları okumakla geçiyor. Dış dünya ile mektuplaşmak, Hariciye’deki arkadaşlara yardımcı olarak İngilizce broşürler çıkarmak günümü dolduruyor. Kıbrıs Büyükelçisi Mehmet Ertuğruloğlu, yardımcısı Vedat Çelik candan, milliyetçi insanlar. Lefkoşa’dan Teşkilat liderinden aldığım talimatlar var. Onları takip ediyorum.

Mc Kinnon, Washington’da tanıdığım bir yazar... 12 Mayıs’ta kendisine yazdığım mektup var dosyamda:

Rauf R. Denktash, Dr. Vali Reşid Caddesi, Basın Sitesi, Block No. 7 Ankara.

12th May 1964.

Dear Mr. McKinnon,

Your letters of 20th March and 14th April have just reached me and I thank you most warmly for your kind interest in the plight of the Turkish Community.

As you may well know I am stili barred from eııtering Cyprus by Ar chb is hop Makarios. As tlıere is no Court of Law in Cyprus where I would challenge his decision I have to sit and wait for the United Nations to find the means of getting me back to my country.

The reports I get from Cyprus indicate that the situation is getting worse and not better. Makarios is now importing field-guns from the Soviet block countries. More and more Greeks are being armed and instead of mass attacks on the Turks we now have a systematic campaign of shooting in the back or of abductions under the pretext of poliçe arrests. The number ofmissing Turks has now risen to 221 and you can well imagine the angııish of the families of the missing men, women and children.

That there is ample supply offood in the îstand is true. But this supply is in the Greek quarter. Makarios is trying very hard to prevent the assistaııce rendered by the Red Crescent from reaching the Turks. His aim is, of course, to force the Turks to look at his hands for food - and, naturally, the money we pay to the Greek marchants will be used for buying more guns to shoot us with. An impossible situation which the outsider cannot easily comprehend. Even the main HQ of the Red
Cross in Geneva refuses to see the point and thus the Red Crescent has to carry the burden by itself. 25 thousand Turks have spent the last winter in tents and the likelihood is that they vvill do the same next winter. Summer, with its dangers of flies and disease is here. Medieines are meagre and women, in stranded villages, give birth unattended by doctors or mid-wives.

And yet we have very little means of letting the world know of our plight. But the Greek propaganda machine in Greece and Cyprus is able to fan the flames of religious fanaticism against us just because two priests, here in Turkey, have had their Turkish citizenship abrogated and they been deported from Turkey for activities harmful to national security. These two priests, who were Greek subjects and acquired Turkish citizenship for ulterior motives, have been proved to have carried a political activity under the cloak of religion in such a way that no country in the world would permit them to enjoy the benefits of citizenship while serving the interests of another country. Yet, the truth cannot be marred for ever and everybody has by now understood the real causes and effect of this incident.

In the meantime human life is being destroyed in Cyprus for ENOSİS and as the recent shooting at Famagusta of three Greek army officers from Greece has proved, Greece is in it to the very neck. NATO alliance rattles and the Soviets are licking their lips in glee. How blind ambitious politicians can be ?

With best regards, Yours Sincerely, RaufR. Denktash.

13 MAYIS 1964

Rumlar’ın, Türk köylerine saldırıları, ve yollarda seyahat eden Türkleri kaçırmaları devam ediyor...

Larnaka’dan Dikelya İngiliz Üslerindeki işlerine gitmekte olan 8 soydaşımız Rumlar tarafından kaçırılır.

Akıncılar köyüne yine saldırdılar.
Dr. Küçük, Türklere yönelik saldırıları Rûm askerlerine komuta eden Yunan subaylarını ve saldırılara Yunan askerlerinin katılmasını protesto etti.

Lahey’de devam eden NATO toplantısında Türkiye’nin isteği ile Kıbrıs konusu yeniden ele alınır...

14 MAYIS 1964

Lahey’de devam eden NATO Bakanlar Konseyi toplantısında, Kıbrıs sorununun Türkiye ile ilişkileri ve dolayısı ile NATO’nun Güney Doğu kanadının etkilenmesi ayrı bir konu halinde ayrıntılı olârak ele alınır.

Toplantıda, NATO’ya üye ülkeler NATO’nun iki ülke arasındaki anlaşmazlığa ilgisiz kalmayacağını belirttiler. Konsey heyetinin isteği üzerine resmi bir bildiri yayınlanır ve NATO Genel Sekreteri General Stikker’i gelişmeleri inceleyip, Konseye bilgi vermekle görevlendirir.

Göçeri’de cezar Ahmet isimli öğretmenimiz Rumlar tarafından vurularak öldürülür. Tuzla’dan Tatlısu’ya gitmekte olan 4 soydaşımız kaçırılır.

Akıncılar köyüne karşı saldırılar sürmektedir... Bir soydaşımız yaralanır.

Lidra Palas civarından, Köşklüçiftlik bölgesi kurşun yağmuruna tutulurken, Çağlayan bölgesine de ateş açılır.

15 MAYIS 1964

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramına dört gün var...

Ankara’da 19 Mayıs gösterilerine girişin ücretli olması kararı alınır. Elde edilen gelir Kıbrıs Türklerine gönderilecek.

Türk milletine, Kıbrıs Türkleri adına teşekkür ediyorum. Radyo ve gazetelere verdiğim demeç:

"Kıbrıs Türklerine yardım kampanyasının bir davamı olarak 19 Mayıs gösterilerine girişin ücretli olması kararı, yardım hususunda gösterilen hassasiyet ve azmin yeni bir nişanesidir.

6 aya yakın bir zamandır, binbir mahrumiyet içerisinde milli namus ve şeteflerini savunmakta olan Kıbrıs Türkleri Kızılay’ın müşvik ilgisinden ve cömertçe yaptığı yardımlardan kuvvet almakta, evsiz, yurtsuz ve işsiz kalmış binlerce Türk bu yardımlar sayesinde hayatını idame ettirebilmektedir.

19 Mayıs gibi milli bir bayramımızda Anavatan’daki kardeşlerimizin gösterdiği bu hassasiyet, her türlü takdirin fevkindedir."

Türklerin kaçırılması, kaybolması bir türlü engellenemiyor...

Ahmet Sururi isimli emekli bir Türk polisi, Türkiye’den uçakla geldiği hava alanından kaçırılır.

16 MAYIS 1964

Ürünün toplatılması bir sorun haline gelmişti. Birleşmiş Milletlerin aracılığı ile ürünün büyük ölçüde toplandığı kaydedilmekte...

Bir müddet önce Türklerin ürününü almayı reddeden Rumların kontrolündeki Zahire Encümeni, Birleşmiş Milletlerin baskısı ve, "hükümet" görüntüsünün devamı gibi düşüncelerle olduğu kadar, ürünün ekonomik bir ihtiyaç oluşundan bu tutumundan vazgeçti.

Zahire Encümeni, Türklerin ürününü de satın alacak;

Ama %20 eksik fiyata!

Birleşmiş Milletler kontrolündeki Lidra Palas binasına giden Türk gazeteci Hüsrev Süleyman Rumlar tarafından tutuklandı...

17 MAYIS 1964

Haşan Nuri isimli soydaşımız, Margi köyünde, tarlasında çalışmakta olduğu bir sırada Rumlar tarafından vurularak yaralanın

Hamitköy’de çadırlarda yaşayan göçmenlerimizin durumu yürekler acısı.

Gıdasızlık ve kavurucu sıcak çocuklarımızı perişan ediyor. Annelerin gözü yaşlı...

18 MAYIS 1964

BEA hava yollarına ait uçakla Türkiye’den Kıbrıs’a gelen 9 soydaşımız, hava alanında Rumlar tarafından tutuklanır.

Açıklamalar ve suçlamalar yine ayni:

"Bunlar, Türkiye’de askeri eğitime tabi tutulan, ve Kıbrıs’a gönderilen tedhişçilerdir. Kendilerini sorgulamaya alacağız."

Makarios idaresi dilediği an, dilediği şekilde Türkler’i kaçırabiliyor, tutuklayabiliyor, işkence altında sorgulamaya alabiliyor...

Paşaköy’de, Ali Genç isimli soydaşımız kaçırılıyor.

Türk mallarının yağmalanması ise devam ediyor.

Rumlar, Akdeniz köyünde Türk ekinlerini biçiyorlar., Margi’de saldırılar devam ediyor.

Bunların hesabını soran yok.

Makarios, her nasılsa "Kıbrıs Hükümeti"...

19 MAYIS 1964

Türkler’e saldın nedeni, ortaklık Cumhuriyetini yıkmak, Enosis’i engelleyen 1960 Anlaşmalarından kurtulmaktı. İlk fırsatta Enosis ilân edilecekti. O ana kadar de ortaklık Cumhuriyetinin yerine Rumlar’dan oluşan bir Rum Cumhuriyeti ikame etmek işin esasıydı. Bunu yaparken de "Kıbrıs Hükümeti"nin adını kullanarak dünya’yı uyutmak da Bizans oyunlarının üstâdı Makarios’un işiydi.

19 Mayıs 1964’de Dr. Küçük "Kıbrıs Hükümeti" adı altında seyreden Hükümetin Rum Hükümeti olduğunu duyurur. Mesajı şöyledir:

Lefkoşa, 19 Mayıs, 1964

Sayın Dışişleri Bakanı,

Kıbrıs’ta son gelişmeler fiilen yeni bir Rum Hükümetinin teşkil edilmiş olduğunu şüphe bırakmayacak bir şekilde meydana koymuştur.

Makarios’un, Yunanistan’da münteşir "Vima" gazetesine verdiği ve burada Rum radyo ve gazetelerinde yayınlanan bir demecine göre Anayasaya, kısa bir müddet için olsa dahi, geri dönmenin mevzubahis olmadığı ve dolayısıyla Anayasayı tanımadığı açıklanmış bulunmaktadır. İlâveten uçak, uçak-savar topu, harp gemisi ve saire satın alınacağı, mecburî askerlik kanunu geçirileceği ve mahkemelerin, ve polis-jandarma kuvvetlerinin birleştirilmeleri için tertibat alınacağı açıkça bildirilmektedir.

Günün meselelerini konuşma maksadıyla Amerikan Sefiri Mr. Belcher, Cemal Müftüzade ile Ümit Süleyman’a bugün bir ziyaret yapmıştır. Konuşmalar esnasında yukarıdaki mevzua temas edilerek Sefire, Amerikan Hükümetinin şimdiye kadar siyasetinin Anayasa ve anlaşmaları tanıdığı ve bunların tek taraflı değiştirilmesini tanımayacağı olduğu hatırlatılmıştır. Sefir cevaben son günlerde Rumların Anayasayı tanımadıklarını ve Coup D’Etat değilse bile yeni bir Hükümet kurduklarının artık gizlenilmez bir hakikat olduğunu kabul etmiştir. Anayasa ve anlaşmaları çiğneyerek meydana getirilen yeni Hükümeti Amerika Hükümetinin tanıyıp tanımadığı sualine Sefir, bu sualin büyük önem taşıdığını, Hükümetinin bu hususu tezekkür edip bir karar almak mecburiyetinde kalacağını, fakat ayni sualin Türk Hükümetine de sorulması gerektiğini, çünkü yeni Hükümeti tanımayan Hükümetlerin sefaretlerini kapayıp sefaret memurlarını Adadan çekmek yoluna gitmek zaruretinde olduklarını söyledi. Amerikan Hükümetinin Adada radyo ve sair tesislerini bırakıp sefaretini kapama yoluna gidemeyeceğini de ima etti.
Görüleceği gibi Rumlar Anayasa altında kurulan nizamı tek taraflı olarak değiştirmişlerdir ve bunu da şimdi dünyaya ilân etmiş bulunmaktadırlar. Kurdukları yeni nizam ve Hükümeti Birleşmiş Milletler Temsilcileri dahil, müttefik, tarafsız ve solcu Hükümet temsilcileri Sefaretlerini Kıbrıs’ta idame ettirmekle tanımış bulunmaktadırlar. Bu durum karşısında Türk Cemaatının bütün hak ve yetkileri gasbedilmiştir. Rumlar meydanı boş bularak, Yunanistan’ın da bilfiil iştiraki ile adada tam bir Rum hakimiyeti kurmuşlardır. Rumların bu tutumu artık Zürih anlaşması altında hukuken mer’i bulunan rejimin fiilen kuvvet yoluyla tek taraflı olarak ortadan kaldırılmış olduğu bir vakıadır. Maalesef Birleşmiş Milletler yetkilileri de 4 Mart tarihli "Resolution"da mevzubahis edilen "Kıbrıs Hükümeti" tabirinin bu fiili Rum Hükümeti manasına geldiği kanaatında olup temaslarını o mecraya doğru her geçen gün sevk etmektedirler. Bu durum karşısında kanaatımızca ya derhâl, veya Güvenlik Konseyinde üç aylık müddetin uzatılması müzakereleri esnasında bu hususun ele alınarak Kıbrıs Hükümetinin hukukî statüsünün Anayasaya göre bir karara bağlanması şarttır. Aksi takdirde Rumların kuvvet yoluyla kurdukları yeni rejim beynelmilel sahada zımnen kabulü neticesinde hukukî bir statü iktisap etmiş olacaktır. Böyle bir gelişmenin davamız bakımından ne kadar tehlikeli olduğunu söylememize lüzum yoktur.

Arabulucu ile yapılan görüşmelerin zabıtları da takdim edilmiştir. Arabulucuya göre coğrafî bir taksimi kendisinin de tavsiye edemeyeceğini ve imkânsız olduğunu belirtmesi göz önünde tutulmalıdır. Buna ilâveten her geçen günle Anavatan’dan milis kuvvet ve silâh şevki için mevcut imkânların Rumların hücumbot ve keşif uçakları alması karşısında çok zorlaştığı ve bir müddet sonra imkânsız bir duruma gireceğini de arzetmek yerinde olur kanaatındayım.

11 Mayıs gününden beri kaçırılan Türklerin sayısı 47’ye yükselmiştir. Bunlardan yalnız 10’unun, yani 14 Mayıs gecesi Ankara’dan Kıbrıs’a uçak ile gelen 10 vatandaşımızın, Merkezi Hapishanede olduklarını öğrenmiş bulunuyoruz; diğerleri hakkında henüz malûmat yoktur. Birleşmiş Milletler Temsilcilerine Makarios, kaçırılan 32 Türkün nerede olduklarını tesbit edemediğini itiraf etmiştir. Bu vatandaşlarımızın da katledilmiş olduklarından büyük endişe duymaktayız. Türklere karşı

girişilen bu feci davranışa ilâveten yukarıda arzedildiği şekilde Anayasayı ve Andlaşmaları tanımadıklarının açıklanması ve yeni kurulan nizam ve Hükümetin bütün Hükümetlerce zımnen tanınması Türk Cemaatını büyük bir endişeye düşürmüştür.

Durumu arz eder, gelişmelerin önemine binaen Anavatan Hükümetimizin görüşünün iş’arını saygılarımla rica ederim.

Dr. Fazıl Küçük

Dr. Küçük’ten gelen bu yerinde ikaza Ankara ne diyecek? Cevabı alıyorum: Sabretmek lâzım. İyi olacak!...

20 MAYIS 1964

Rumlar, Akritas Planının öngördüğü şekilde kısa bir süre içinde hedeflerine yaramayınca, uzun vadeli planlarını uygulamaya koyuyorlar.

Türk toplumu meşru hükümetten silah zoru ile uzaklaştırılmış, adayı kendileri idare eder duruma gelmişlerdir. Yarattıkları oldu bittiyi uzun süre sürdürebilecek güçtedirler. Birleşmiş Milletlerin Güvenlik Konseyi karan bir "Kıbrıs Hükümetini" tanımaktadır ve Rum idaresi silah zoru ile hükümete el koymuş durumdadır.

Bugünlerdeki bütün çabaları silah adedini ve ateş gücünü artırmaktır. "Hükümet" olarak devleti korumak için silah ve cephane ithal etmek yetkileri olduğunu savunmaktadırlar.

Ankara hazırlıksız yakalanmıştır. Çare sabırdadır!

Zafere ulaşabilmek için direnmek şart.

Direneceğiz...

Kıbrıs Türk’lerine mesajım:

"Davamızın zafere ulaşması Kıbrıs Türkü’nün direnmesine bağlıdır. Kıbrıs davasının halli uzun sürse dahi azimli tutumumuz karşısında netice ergeç lehimize tecelli edecektir.

Türk Milleti ve hükümeti davamızı benimsemiştir. Bize her türlü yardım ve destek yapılacaktır."

Benim, morali ayakta tutmak için yararlı olur düşüncesi ile yaptığım bu açıklamalar meğer Lefkoşa’daki bazı arkadaşların moralini bozmaktaymış. "Rauf burada çektiklerimizden habersiz, Türk Hükümetini memnun etmek için gerçek dışı beyanatlar yapıyor" diye eleştiriler var. Dr. Küçük’ü de etkiliyorlar. Dr.’dan Ankara’ya mesaj geliyor. "Rauf Beyi bu tür beyanatlar yapmaktan vazgeçiriniz... Halk galeyana gelmekte!..."

Kutlu Adalı’dan aldığım mektuplar bu gelişmeleri duyuruyor. Elim kolum bağlı oturmamı mı istiyorlar? Bunu yapamam... Büyük bunalım içindeyim.

Lefkoşa’dan haberler;

Dilekkaya’da görevli polis eri Derviş Arif vazifesine giderken Rumlar tarafından kaçırıldı.

Margi’ye saldırılar devam ediyor...

Kaynakça
Kitap: Rauf Denktaş'ın Hatıraları(1964-1974), 1. Cilt(1964)
Yazar: Rauf R. Denktaş
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Rauf R. Denktaş'ın 1964 Yılındaki Hatıraları

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir