Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yassıada Yargılamaları: Yüksek Adalet Divanı

Burada 27 Mayıs 1960'ta Gladyo'ya karşı yapılmış olan Atatürkçü Devrim hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Yassıada Yargılamaları: Yüksek Adalet Divanı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Tem 2012, 14:34

Yassıada Yargılamaları: Yüksek Adalet Divanı

DP iktidarının belli başlı sorumluları ve tutuklanan milletvekilleri Mayıs ayının son günlerinde üç kafile halinde Harp Okulu'ndan Yassıada'ya nakledilir. Daha sonraki günlerde eski cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, bakanlar ve öteki tutuldular da Yassıada'ya nakledilir. Haziran ortalarında DP iktidarının bütün sorumluları Yassıada’ya toplanır.

Yassıada'da altı koğuşa toplanmış olan milletvekilleri bir arada bulunurlar. Bayar, Menderes, eski Meclis Başkanı Koraltan ve bakanlar tecrit edilmişlerdir. Bakanlar dörder kişilik odalarda kalırlar. Bayar ile Menderes ise özel odalara yerleştirilmişlerdir, başlarında subaylar nöbet tutmaktadır.

Yargılanmak üzere Yassıada'ya getirilen milletvekilleri burada düzenli bir hayat yaşarlar. Sabah 07.00'deki kalkışı, kahvaltı ve günlük faaliyetler izler. Haftada bir üç-dört koğuş bir arada hava almaya çıkarılır, böylece tutukluların birbirlerini görmelerine imkân sağlanır.

Bakanların durumu farklıdır. Kaldıkları dörder kişilik odalarda, oda arkadaşlarından başkalarıyla görüştürülmezler. Yemek yedikleri barakalara düzenli sıralar halinde götürülür, yeniden odalarına getirilirler.

Bayar ile Menderes ise tamamen tecrit edilmiş durumdadır. Odalarında nöbet tutan subaylarla bile konuşmaları yasaklanmıştır. Soruşturmalar başlayana kadar görüşebildikleri kişiler, Yassıada
Komutanı Yarbay Tarık Güryay ile arada kendilerini görmeye gelen kimi Milli Birlik Komitesi üyeleridir.

Yassıada'daki tutukluların en büyük sıkıntısı, haber alamamaktır. 9 Haziran'a kadar serbest olan radyo dinlemek, o tarihten sonra yasaklanır... Birkaç milletvekili kaçak transistorlu radyo yakalatınca hücre cezasına çarptırılır, dışardan haber alma iyice güçleşir. Sanıkların günlük gazete okumalarına da izin verilmez. Mektuplar sansüre tabidir.

Soruşturmalar

DP döneminin yolsuzluklarının soruşturulması konusunda halkta çok yaygın bir istek mevcuttur. Bu amaçla 1960 Temmuz'unda faaliyete geçirilen soruşturma kurulları, büyük bir iş yüküyle karşı karşıya kalırlar. Bir kez, sanığı bu kadar çok bir dava ülkede ilk kez görülmektedir. Sanık sayısı gibi dava konuları da büyük bir çeşitlilik gösterir.

Bu durum karşısında Milli Birlik Komitesi bazı önlemler almak zorunda kalır. Bir yandan soruşturma kurullarının sayısı artırılırken, bir yandan da kurullara sevk edilen dosyalar ve belgeler elenerek azaltılır, bir bölümünün olağan adli yargıya kaydırılması kararlaştırılır.

İşi en ağır ve o derecede önemli olan kurul, Anayasa ihlali ile ilgili soruşturmayı yapmak üzere kurulan Dördüncü Soruşturma Kurulu'dur. Fazlı Öztan'ın başkanlığında kurulan kurul, 6 Temmuz 1960'ta faaliyete geçer.

Kurul ilk iş olarak, Meclis'in tüm belgelerine el koyar. 10 yıllık müzakere tutanakları ile birlikte Demokrat Parti grubunun tutanakları da getirtilir. Belirli olaylara ilişkin bölgeler ayrılır. Üzerinde en çok durulan olaylar şunlardı: CHP mallarının müsaderesi (el koyma), hâkimlerin emekliye şevki, Kırşehir'in ilçe yapılması, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası, Seçim Yasası'nda ve Meclis İçtüzüğü'nde yapılan değişiklikler ve nihayet Tahkikat Komisyonu'nun Kuruluşu Hakkındaki Yasa ile Tahkikat Komisyonu’na yetki veren yasa...

Dosya üzerinde araştırmalarını tamamlayan Dördüncü Soruşturma Kurulu üyeleri Ağustos sonunda Yassıada'ya gelip 23 Ağustos'ta sorgulara başlarlar. Çalışmaların yavaş gitmesi üzerine iki yardımcı kurul daha oluşturulur.

Soruşturma Kurulu, bir ipucu bulmak ümidiyle, sorgulara, önce Demokrat Parti içinde Menderes'e muhalefet etmiş olanlardan ya da ılımlı tanınmış politikacılardan başlamayı uygun görür. Fakat umutlar gerçekleşmez. Kurul üyelerinin en önemli ipuçlarını alacaklarını düşündükleri kimseler bile, çekimser ifadelerle, Soruşturma Kurulu'na bilgiler vermekten kaçınırlar. Bu, dayanışma duygusunun, kader birliği kaygısının ve toplumsal baskının bir sonucudur.

Bu arada azımsanmayacak sayıda milletvekili, cehaletlerini ortaya koyan ifadeler vererek, ilkokul mezunu oldukları için olaylardan haberleri olmadığını, Tahkikat Komisyonu'nun neyi amaçladığını kestiremediklerini belirterek, cezadan kurtulmanın yollarını ararlar.

Yasasıada'da görülen davaların bir bölümü siyasidir, öteki bölümü yolsuzluk suçlamalarıdır.


- 6-7 Eylül Olayları davası: Kıbrıs olayları ve Atatürk'ün Selanik'teki evine düzenlenen saldırı üzerine İstanbul ve İzmir'de vahim olaylar meydana gelmiş, mabetler, mezarlar, işyerleri ve ikametgâhlar tahrip edilmiştir. Olayların tertipçileri DP yöneticileridir, ancak onlar da olayların o boyutlara varacağını, çığrından çıkacağını tahmin etmemişlerdir. DP yönetimi olayların ardından suçu komünistlere atar, olaylardan zarar gören yurttaşlara (gayrimüslimlere) o günün parasıyla 35 milyon TL tazminat ödeyerek, devlet Sorumluluğu üstlenir
- Radyo davası: Devlet Radyosu Demokrat Parti'nin yayın organı haline getirildiği ve taraflı yayın yaptığı için açılır.
- Vatan Cephesi davası: DP liderlerinin kurduğu dikta rejimini savunmak üzere, "Vatan Cephesi kurmak ve yönetmek, onu örtülü ödenekten beslemek üzere muhalefeti bir düşman topluluğu ve ehlisalip camiası ilan etmesi" nedeniyle açılır.
- Demokrat İzmir davası: İktidar karşıtı gazete Demokrat İzmir'e. karşı, DP'li İzmir Belediye Başkanı'nın "yakın, yıkın, burası komünist gazetedir" şeklindeki kışkırtmaları üzerine patlak veren olaylar hakkındaki davadır.
- Topkapı Olayları davası: 8 Mayıs 1959'da muhalefet lideri İsmet İnönü'nün İstanbul'a gelişi sırasında DP örgütünün adamlarını Topkapı’ya yığarak saldırı örgütlemesi ve bir polis arabasının İnönü'nün yolunu kesmesi üzerine olaylar çıkar, bir askeri birlik son anda müdahale ederek yolu açıp İnönü'yü kurtarır. Dava olayın üst düzey sorumluları ve polisler hakkında açılır.
- Çanakkale Olayları davası: CHP Heyeti'ne yönelik saldırı davasıdır.
- Yeşilhisar Olayları davası: Kayseri İl Kongresi'ne gitmek ve Yeşilhisar'da patlak veren olayları yerinde görmek üzere yola çıkan İsmet İnönü'nün, Himmetdede İstasyonu'nda DP hükümetinin talimatı üzerine geri çevrilmesi ve Kayseri'ye sokulmaması üzerine açılan davadır.
İstanbul ve Ankara'daki Üniversite Olayları davası: Ankara ve İstanbul Üniversitelerinde 28-29 Nisan günlerinde meydana gelen olaylarla ilgili açılan davadır.
- Anayasayı ihlal davası: Tahkikat Komisyonu'nun kurulması ve geniş yetkilerle donatılmasının yarattığı Anayasal Hukuk ihlallerini ele alan davadır.

Bu siyasal davaların yanı sıra, kimi sanıklar hakkında Örtülü Ödenek davası, İstimlak Yolsuzlukları davası, Vinilex davası, Ipar davası, Zeyyat Mandalinci ve Hayrettin Erkmen- Zimmet ve irtikap davası gibi davalar açılır. Bayar hakkında açılan Köpek davası (Afgan hükümetince armağan edilen bir Afgan tazısını Bayar'ın zimmetine geçirdiği iddiası) ve Bebek davası (Menderes'in opera sanatçısı Sevda Aydan'dan peydahladığı gayrimeşru çocuğunun Dr. Fahri Atabek tarafından kürtajla alındığı iddiası) bu tür davalardır. Yolsuzluk davaları öteki büyük davaların ve özellikle "Anayasa'yı İhlal" davasının gölgesinde kalır. Zorlama bir dava olan Köpek davası ile Menderes'in özel yaşantısını ilgilendiren Bebek davası ise ters teper, kamuoyunda Menderes'e karşı bir acıma duygusunun doğmasına yol açar.

Yassıada yargılamalarında 1 cumhurbaşkanı, 1 başbakan, 15 bakan, 4 TBMM başkan ve vekili, 15 Tahkikat Komisyonu üyesi, Komisyonun kurulmasını öneren 4 kişi ve 355 milletvekili yargılanır. Sanıklar toplam 395 kişidir. Görülen başka davalarda yargılananlar da bu davada yer alırlar. Parlamento dışından gelen sanıkların en önemlisi Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun'dur.

Öteki davalardakilerle birlikte Yassıada'da yargılanan sanık sayısı 600'e yaklaşır.

Menderes'in Yassıada'daki Sorgusu

Siyasal karşıtlarının da sık sık vurguladıkları gibi, Menderes, bir parti yöneticisi olarak otoriter eğilimler taşır. Çevresindekilerin kendisine karşı çıkmalarını istemez, muhalefetten hoşlanmaz. Demokrat Parti'nin "küçük dağları ben yarattım" havasındaki güçlü lideridir Menderes. İltifatı, yüceltilmeyi sevmesi, kendisine karşı çıkılmasından hoşlanmaması, iyi bilinen özellikleridir.

Menderes'in Yassıada'daki tutumu, hem soruşturma hem de yargılama aşamasında, iktidardaki tutumundan çok farklı olur. Soruşturma Kurulu üyelerine en fazla nezaket gösterenlerin başında Menderes gelir. Menderes'in Yassıada'da ortaya koyduğu bir başka özelliği unutkanlığıdır. Hem soruşturma sırasında hem de yargıcın soruları karşısında sık sık kullandığı "Hatırlamıyorum efendim, hatırlamıyorum reis beyefendi hazretleri" türündeki ifadeler, yargılamaların radyodan halka verilmesi üzerine, kamuoyunda kendi yandaşları arasında bile şaşkınlık yaratır.

Menderes, ifade vermeye her gelişinde önce kapıdan girerken, sonra otururken ve nihayet sorgusu tamamlanıp kalkmaya hazırlanırken reverans yapar, soruşturma kurulu üyelerini ayrı ayrı selamlar. Menderes aynı tutumunu Mahkemede de sürdürür, yargıçlara abartılı ifadelerle seslenir, onlardan izin alarak hareket etmeye büyük özen gösterir.

Menderes Anayasayı ihlal suçuyla ilgili soruşturmayı yürüten kurula 6 Eylül 1960 günü ifade verir, hakkındaki suçlamaları reddeder.

Bayar'ın İntihar Girişimi

26 Eylül sabahı Bayar haftalık banyosunu yapmak üzere tek kişilik hamamlardan birine girmişti. Bu beton hamamlarda kapı yerine peştemal vardır. Kısa bir süre sonra dışarda nöbet bekleyen teğmen hamamdan boğuk sesler geldiğini duyar. İçerde Bayar kemerini boğazına sarmış, sıkmaya çalışmaktadır. Görevli teğmen anında müdahale eder, Bayar revire kaldırılır, tedavi altına alınarak kurtarılır.

Bayar neden intihara teşebbüs eder? Yassıada'da herkesten tecrit edilmiş halde dört aylık bekleyiş, eski cumhurbaşkanının sabrını tüketir, itidalini bozar.

Aslında Celal Bayar'ın hem sorgulamada, hem de yargılama aşamasında tutumu, Menderes'inkinden farklı olmuştur. Menderes alttan alan, Heyete saygıda kusur etmeyen, sık sık unutkanlığa sığınan bir görünüm vermeye özen gösterirken, Bayar gururlu, boyun eğmez lider kimliğini korur. İntihar girişimi de bu tutumun bir halkasıdır,

Ordu Foto Film Merkezi DP iktidarı mensuplarının Yassıada'daki hayatlarını filme almaktadır. Bir mizansen hazırlanmış, boş vapur getirilmiş, sonra sanıklar vapura sokulmuş ve ilk geldikleri günkü gibi subayların nezaretinde vapurdan çıkartılarak koğuşlara götürülmüşlerdir. Bu mizansenli sahneler karşısında, Bayar bir aktör gibi oynatıldığı duygusuna kapılmış ve buna tepki göstermek için canına kıymak istemiştir.

Yüksek Adalet Divanı'nın Oluşması

Duruşmaların 1960 Ekim'inde başlaması kararlaştırılır. Hazırlıklar Eylül'de tamamlanır. Yassıada Spor Salonu duruşmalar için hazır hale getirilir.

Yüksek Adalet Divanı'nın oluşumuna daha önceden başlanır; işin düzenlenmesi ve takibi için Komite'den Orhan Erkanlı ile Bakanlar Kurulu'ndan Devlet Bakanı Amil Artus görevlendirilmiştir. Erkanlı ve Artus, profesörlere ve hukukçulara başvurur, kapsamlı ama gizli yürütülen bir araştırmayla uygun adayları tespite çalışır. Sonuçta elde edilen liste Komite'ye getirilir, MBK'nın onayı alınır. Seçilen üyelere tebligatın 15 Eylül'de yapıldığı Divan'ın başkanlığına Yargıtay Başkanı Recai Seçkin getirilir. Kurulan Yüksek Adalet Divanı Ankara'da gizli olarak çalışmaya başlar. Duruşmalarda uygulanacak usul sorunları öncelikle ele alınır.

Çalışmaların başlamasından bir hafta sonra Başkan Recai Seçkin ile öteki üyeler arasında usul hükümleri konusunda anlaşmazlıklar çıkar. Recai Seçkin, sağlık sorunlarını öne sürerek affını ister. Sonraları Seçkin'in üzerine aldığı sorumluluktan ürktüğü konuşulur. Seçkin'in ayrılması üzerine boşalan başkanlık makamına Yargıtay üyesi Salim Başol uygun bulunur.
3 Ekim günü özel uçaklarla İstanbul'a getirilen Yüksek Adalet Divanı üyeleri Heybeliada'da çalışmalara başlarlar.

Yassıada duruşmaları 13 Ekim günü başlar. Yargılamalar gergin başlar, çünkü ilk gün, Dolmabahçe'den Yassıada'ya davetlileri, gazetecileri ve öteki görevlileri taşıyacak olan vapura saatli bomba ihbarı alınır. Sıkı bir biçimde aranan, dahası balıkadamlarca altı kontrol edilen gemide bir şey bulunamaz, ihbar asılsız çıkar.

Yassıada duruşmaları tüm ülkede ve dünyada ilgi uyandırır. Birçok yerli ve yabancı gazeteci duruşmaları izler.

"Bebek davası", "Köpek davası" gibi görece önemsiz davalarla başlayan yargılamalar, esas büyük dava olan, yüzlerce sanıklı "Anayasayı İhlal" davası ile sona erer.

Yassıada Yargılamalarının Sonuçları

Yassıada'da görülen davaların kararları 15 Eylül 1961 günü açıklanır.

O gün Yassıada'nın spor salonundan bozma salonunda heyecanlı olanlar sadece sanıklar değildir; tüm Türkiye ve dünya nefesini tutmuş kararı beklemektedir. Dinleyici sıralan tümüyle doludur. Sanıklar 20 kişilik gruplar halinde içeri alınır. Birinci grubun başında Bayar vardır; onu, o sabah Medeni Berk izlemektedir. Peki, iki no.lu sanık Adnan Menderes nerededir?

Başkan Salim Başol kendine özgü üslubuyla duruşmayı son kez açar:


"Sanıklar getirildiler, bağlı olmayarak yerlerine alındılar. Müdafiler hazır. Açık olarak duruşmaya devam olundu."

Ve "Türk Milleti adına yargı hakkını kullanmaya yetkili Yüksek Adalet Divanı" diye devam eder... Gruplar halinde salona alınan sanıkların her biri hakkındaki hüküm yüzüne karşı açıklanır.

Başkan hemen altında oturan kâtiplerden birine hükümleri okumasını söyler. Kâtip kararı okumaya başlar: "Celal Bayar"... "idam"...

Bayar oybirliği ile ölüme mahkûm edilir. Bayar'ı diğerleri izler, Yüce Mahkemenin kararları gruplar halinde sanıklara bildirilir.

Menderes'in sanıklar arasında olmaması, herkesin dikkatini çeker. Ne de olsa, en çok suçlanan kişidir eski başbakan ve DP lideri.

Olay kısa sürede anlaşılır: Menderes o sabah intihara teşebbüs etmiş, biriktirmiş olduğu uyku haplarını toptan yutarak canına kıymaya çalışmıştır. Menderes bütün gece uyumamış, dar odasında bir duvardan ötekine yürüyüp durmuş, sürekli sigara içmiştir. Saat 04.00'te, odada nöbet tutan subay, kısa bir süre sonra akıbetini öğrenmek üzere Divanın önüne çıkacak olan Menderes'in ansızın garip bir uykuya daldığını fark eder. Durumu derhal Ada Komutanlığı'na duyurur. Yetişen Yassıada Garnizon Hastanesi'nin askeri doktorları ilk iş olarak Menderes'in midesini yıkarlar; sonra İstanbul'dan uzmanlar getirilir. Aralarında ünlü Prof. Sedat Tavat da vardır.

Tıbbi müdahale sonucunda Menderes kurtarılır.

Yassıada Kararlarının Dökümü

15 Eylül 1961 günü Yüce Adalet Divanı'nca verilen kararların dökümü şöyledir:


Oybirliği ile alınan idam kararları

- Celal Bayar, eski cumhurbaşkanı
- Adnan Menderes, eski başbakan
- Fatin Rüştü Zorlu, eski dışişleri bakanı
- Haşan Polatkan, eski maliye bakanı

(Bunlardan Bayar hakkındaki karar yaş haddi nedeniyle müebbet hapse çevrilir, öteki üçü uygulanır)

Celal Bayar hakkındaki ölüm cezasının gerekçeli hükmü şöyledir:


"... Topkapı, Kayseri ve İstanbul-Ankara olayları, Anayasa'yı ihlal suçunun maddi vakasını teşkil etmiştir. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını cebren (zorla) tağyir ve tebdil ve ilgadan (değiştirme) dolayı Türk Ceza Yasası'nın 146/1'nci maddesi hükmünce ölüm cezasına çarptırılması oybirliği ile kararlaştırıldı."

A. Menderes hakkındaki ölüm cezasının gerekçeli hükmü ise şöyledir:

"Demokrat İzmir, Topkapı, Çanakkale, Kayseri Olayları ile Radyo, Vatan Cephesi ve İstimlak Yolsuzlukları ve İstanbul- Ankara Olayları, Anayasayı ihlal suçunun maddi vakıalarını teşkil etmiştir. Bu nedenle, Anayasayı ihlal suçundan dolayı Türk Ceza Kanunu’nun 146/1'inci maddesi hükmünce ölüm cezasına çarptırılmasına oybirliği ile kararlaştırıldı."

Oy çokluğu ile alman idam kararları

- Refik Koraltan, eski TBMM Başkanı
- Agâh Erozsan, eski TBMM Başkanvekili
- İbrahim Kirazoğlu, eski TBMM Başkanvekili
- Ahmet Hamdi Sancar, eski Tahkikat Komisyonu Başkanı
- Nusret Kirişçioğlu, eski Tahkikat Komisyonu üyesi
- Bahadır Dülger, eski Tahkikat Komisyonu üyesi
- Emin Kalafat, eski bakan
- Baha Akşit, eski milletvekili
- Osman Kavrakoğlu, eski milletvekili
- Zeki Erataman, eski milletvekili
- Rüştü Erdelhun, eski Genelkurmay Başkanı

Aralarında eski bakanların; eski milletvekillerinin, eski Tahkikat Komisyonu üyelerinin, İstanbul Valisi ile İstanbul Belediye Başkanı'nın da bulunduğu 31 sanık hakkında ise müebbet hapis cezası verilmiştir. Bunların yanı sıra 92 kişiye 20 yıl ile 6 yıl arasında ağır hapis cezası, 94 kişiye 5 yıl ağır hapis cezası verilmiş, diğerlerine ise daha kısa süreli cezalar verilmiş ya da beraatlerine karar verilmişti. Beraat edenler arasında bir TBMM başkan vekili (İlhan Sipahioğlu) ve 43 DP milletvekili bulunmaktadır.

Yassıada'da hüküm giyen 283 hükümlü, kısa bir süre sonra, İnönü Hükümeti'nin 16 Ekim 1962'de çıkardığı Af Yasası ile tahliye edilir. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel yetkisini kullanarak, TBMM eski Başkam Refik Koraltan'ın ve eski Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun'un da aralarında bulunduğu 10 hükümlüyü affeder.

Yassıada yargılamalarının başladığı 14 Ekim 1960 tarihinden bittiği 15 Eylül 1961 tarihine kadar yargılamalarla ilgili istatistikler aşağıdadır:

Oturum: 202 Dinleyici: 150.000 Yargılama saati: 10.30 Gizli oturum: 5 Sanık: 592 Tanık: 1.068

İstenen ölümü cezası: 228 Kararlar

İttifakla verilen ölüm cezası: 4 Çoğunlukla verilen ölüm cezası: 11 İnfaz edilen ölüm cezası: 3 Hafifletilen ölüm cezası: 12 Ömür boyu hapis cezası: 31 Hapis cezası: 402 Beraat eden sanık: 135 Davası düşen sanık: 5

(Kaynak: 1960 Türk İhtilali, Cem Yayınevi, İstanbul, 1967)

İnfaz Kararlarının Onanması


Geçiçi Anayasa’ya göre Yüksek Adalet Divanı'nın verdiği kararların MBK'ca onaylanması gerekmektedir. Yargılamaların sona ermesi üzerine dosyalar Milli Birlik Komitesi'nin önüne gelir. Komite çalışmaya başlar.

Milli Birlik Komitesi'nin Yüce Adalet Divanı'nın kararlarını açıkladığı 15 Eylül 1961 günü akşam saatlerinde toplanması öngörülür. Gündemde idam kararlarının ele alınması vardır. Yüksek Adalet Divanı'nın verdiği idam hükümlerine ait dosyalar uçakla ve özel kurye ile başkente getirilerek, Komite'nin önüne konur.

Bu arada dış baskılar iyice yoğunlaşır. Dışişleri Bakanı Selim Sarper ABD Başkanı John Kennedy ve İngiltere Kraliçesi II. Elisabeth başta olmak üzere pek çok devlet başkanından gelen mesajları ve "af' taleplerini Cemal Gürsel’e iletir.

Kararın açıklanmasından iki gün önce, yani 13 Eylül'de İsmet İnönü de Cemal Gürsel'e hitaben bir mektup yazarak, "siyasal suçlardan dolayı ölüm cezasının bugün dünyada kalmamış olduğunu" vurgular, infazların tamamiyle karşısında olduğunu bildirir. İnönü şunları belirtir:

"Memleketimizin bugünkü halinde ne kadar az sayıda olursa olsun, ölüm kararlarının tasdik ve infazı yüksek milli menfaatlere her suretle aykırıdır. Kansız bir ihtilal yapıldı. Böyle bir ihtilalden bir buçuk yıl sonra, geçmiş iktidar erkânının siyasi suçlardan dolayı idam edilmeleri, siyasi idamların bünyesinde zaten mevcut bulunun hak tereddüdünü azami ölçüde artırmış olacaktır. Suçluların en çok kahrını çekmiş vatandaşlar bile bu infazı aşırı bulacak ve müteessir olacaktır."

Ne var ki, İnönü'nün mektubu Komite üyelerine ulaşamaz; bir yerlerde engellenir.

İhtilalciler 14 Eylül sabahı aralarında resmi olmayan bir toplantı yaparlar. Önemli bir konuya girmeden aralarında söyleşirler, ancak akıllarda Yassıada vardır.

İdamların infazına karşı olanlar 14 Eylül günü bir çıkış yaparlar. İsmet Paşa'nın mektubunun Komite'de okunmasını isterler. Buna ötekiler itiraz eder. Kimsenin Komite'yi etki altında bulundurmaya hakkı yoktur. Sonuçta, Komite mektubun okunması konusunda kararı ortalar. Mektup masanın üzerine konacak, isteyen okuyacaktır. ..

Milli Birlik Komitesi'nin tarihi toplantısını 15 Eylül 1961 günü saat 18.00'de Devlet ve Milli Birlik Komitesi Başkanı Cemal Gürsel açar. Sivil giyimli Gürsel, idam kararlarının oylamasına geçmeden önce usulü açıklar. Oylama MBK’nın alışılmış oylama usulüyle, el kaldırma suretiyle yapılacaktır. Komite'nin istifa eden Madanoğlu dışındaki bütün üyeleri toplantıda hazırdır. Salonda ağır bir sessizlik hüküm sürer.

Gürsel önce oybirliği ile alınmış idam hükümlerinin infazına karşı olanların ellerini kaldırmalarını ister. Dokuz üye el kaldırır. Fahri Özdilek, Sıtkı Ulay, Osman Koksal, Sami Küçük, Suphi Karaman, Suphi Gürsoytrak, Selahattin Özgür, Kamil Karavelioğlu ve Gürsel'in kendisi... Sonra infazdan yana olanlar el kaldırır. Çoğunluk infazdan yanadır. Gürsel üyelere, üyeler birbirlerine bakar. Komite en önemli kararını böyle sonuçlandırır.

Bundan sonrası kolay olur. Çoğunlukla alınmış idam hükümlerinin infazı pek az destek bulur. Büyük çoğunluk bunların müebbede dönüştürülmesinden yana oy kullanır. Bayar'ın idam cezası yaş haddi nedeniyle müebbede çevrilir. Toplantı saat 21.00’de biter.

Kapıda heyecanla kararı bekleyen gazetecilere General Cemal Gürsel o anda bir şey söylemez, "Kararı İstanbul Basın Bürosu açıklayacak" der.

Milli Birlik Komitesi'nin 75 no.lu kararı kısa bir süre sonra Basın Bürosu'nca açıklanır. Bayar, Menderes, Polatkan ve Zorlu hakkında verilen ölüm cezalan onaylanmış, ancak bunlardan Celal Bayar hakkındaki ceza, 65 yaşını aşmış olması nedeniyle müebbet hapse dönüştürülmüştür.

Polatkan ve Zorlu hakkındaki idam kararları o gece sabaha karşı infaz edilir. Adnan Menderes ise komadan henüz çıkmadığı için, hakkında alman infaz karan uygulanamaz. İnfazları engellemeye çalışan ve bu amaçla 16 Eylül sabahı erkenden Başbakanlığa giderek Gürsel'le görüşen İnönü, burada Polatkan ve Zorlu hakkındaki kararın bir gece önce infaz edilmiş olduğunu öğrenir.

İnönü son bir gayretle Menderes'in hayatını kurtarmak için girişimlerini sürdürür. Cemal Gürsel'e "Kararı tekrar Komite'ye götürmesini" önerir. Gürsel kararsız olmakla birlikte gücünün sınırının farkındadır.

Devlet Başkanı Gürsel, İsmet İnönü, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cevdet Sunay 16 Eylül saat 16.30'da Dışişleri Bakanı Sarper'in odasında yeniden bir araya gelirler. Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay, infazın neden gerekli olduğunu anlatır. Silahlı Kuvvetler Birliği, kâğıt üzerindeki önderi Cevdet Sunay'a fazla manevra olanağı bırakmamıştır. Sunay idamlarda ısrar edince, yapacak bir şey kalmaz.

Menderes ve İki Arkadaşı Neden İdam Edildi?

Menderes ve arkadaşlarının asılmaları, o günlerde Ordu'ya hâkim olan bir kanaatin, bir inatlaşmanın ürünüdür.

Silahlı Küvetler Birliği'nin idam kararlarının infazında ısrar etmesi, biraz da AP'lilerin ve DP yanlılarının sürdürmekte ısrar ettikleri yanlış bir tavra tepki olarak gelişir. DP yandaşları uluorta "Menderes'e bir şey yapamazlar" diye konuşur, AP Genel Sekreteri Şinasi Osma parti tabanına bir militan aracılığıyla şu haberi gönderir:

" Arkadaşlara teminat ver. Yassıada’da kimse asılmayacak. Size çocuklarımın başı üzerine yemin ederim."

Dinciler ise Menderes'le ilgili akla hayale sığmayacak söylentiler çıkarırlar, Menderes'in bir "evliya" olduğunu, uçan beyaz atına binerek sık sık Yassıada'dan çıkıp gezdiğini yayarlar.

Bir ara, bir tünel kazarak Menderes ve arkadaşlarını Yassıada'dan kurtarma girişimi de olur. Belli çevrelerce yayılan bu haberler Ordu'da ve özellikle genç subaylar arasında çok tepki yaratır. "Görelim, kurtarsınlar bakalım" tepkisi giderek güçlenir.

İdamlara Karşı Girişimler

Zorlu ve Polatkan hakkındaki ölüm cezası, çeşitli iç ve dış baskılara karşın Mahkeme kararının MBK'ca onanmasının ardından o gece infaz edilir. Ancak Menderes'in, kararın kendisine bildirilmesinin ardından biriktirdiği uyku haplarını içerek intihar etmeye kalkışması, infazı erteler. Bu durum karşısında tıbbi müdahale için İstanbul'dan uzman doktorlar davet edilir, Menderes'in midesi yıkanır. İnönü'nün, Menderes'in ailesinin talebi üzerine infazı engellemek için yaptığı son girişimler de sonuç vermez. DP lideri Silahlı Kuvvetler Birliği'nin baskılan ile apar topar idam edilir.

Silahlı Kuvvetler Birliği cuntasının önderlerinden, Harp Okulu Komutanı Albay Talat Aydemir, Mürted'de "Ellerinden ancak üç kişinin kellesini alabildik" diye homurdanır, tüm idam cezalarının onaylanmamış olması karşısında duyduğu üzüntüyü açıkça dile getirir.

İdamların bir bölümünün infaz edilmeleri, Ordu'ya hâkim olan eğilimin bir sonucudur. "Affedilecek idilerse, 27 Mayıs neden yapıldı?" sorusu özellikle genç subaylar arasında çok yaygındır. Ordu'nun büyük bir bölümü, geçmişteki hatalardan sorumlu tuttukları yöneticilerin en azından birkaçının idam edilmesini beklemektedir. Dahası, MBK'nın dış baskılar vb. nedeniyle idam kararlarını onaylamama yoluna gitmesi durumunda, genç subayların infazları bizzat yapacakları söylentileri yaygınlaşır.

Böylesi bir davranışın vahim sonuçlar doğuracağı açıktır.

Kaynakça
Kitap: 27 MAYIS BİR DEVRİMDİR 50. Yılında 27 Mayıs
Yazar: Cüneyt Akalın
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 27 Mayıs 1960 Devrimi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir