Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Safevi Devleti'nde Türkçe Adlar

Burada Safevi İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Safevi Devleti'nde Türkçe Adlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 13 May 2011, 00:45

SAFEVİ DEVLETİNDE TÜRKÇE ADLAR

Yapılan araştırmalar sonucunda, Safevî devletini kuran unsurun Anadolu Türk oymakları ile köylüleri olduğu artık şimdi iyice anlaşılmış bulunuyor. Bu kurucu unsur, kendilerinden sonra yine aynı ülkeden gelenler ile uzun bir müddet beslendi. İran kaynaklarında bu unsura Türk ve daha ziyade Kızılbaş deniliyor. Siyasî bakımdan Kızılbaş, Safevî devletinin kurtuluşuna katılan, onun asıl dayanağını teşkil eden ve devlet katında imtiyazlı olan unsur demektir. Safevîler'in Kızılbaş unsuru hem Türk, hem de Kızılbaş adlarını, iftiharla taşımışlardır. İran Kaynaklarında Safevî devletine devlet-i Kızılbaş, şahlara pâdişâh-ı Kızılbaş, devletin hâkim olduğu memlekete ülke-i Kızılbaş, denilmesi, bu husus ile ilgilidir. Kızılbaş adı nereden geliyor? Kaynaklarda bu konu da anlatılan şeyler tatmin edici görünmüyor. Selçuklular devrinden beri Anadolu'daki Türkmenler, beyleri de dahil olmak üzere, kızıl börk giymekte idiler.

Osmanlı devrinde ak börkü sadece pâdişâhın kulları, yani devşirme zümresine mensup askerler giyebiliyorlar, devlet hizmetinde bulunan Türk asıllı askerler ise, eskiden olduğu kızıl börk taşıyorlardı. Safevî tarikatının Anadolulu müridleri de Türk oymakları ve köylülerinden oldukları için giydikleri börkün renginin kızıl olması tabiî idi.Safevî devletinin kuruluşunun ilk yıllarında bütün emîrler, Türkmen geleneğince, beg unvanını taşıyorlardı. Şah İsmâil, daha sonra Özbekleri taklid ederek emirlerine "sultan" ve "han" Unvanlarını da verdi. Bunlardan "han" Osmanlılar'daki paşa, "sultan" da sancak beği'ne tekabül ediyordu. Beğ de asilzâde zümresine mensup olanların şeref unvanı, hem de birçok mevkilerde bulunanların mevki unvanı olarak kullanılıyordu.

Safevîler de Akâ (ağa telaffuz ediliyor) en başta oymakların ileri gelenlerini ve büyüklerini ifade ettikten başka, İstanbul'a gönderilen bazı elçilerin (Kaçar'dan Şah Kulu ve Yüzbaşı Akça Sakal Ali Aka gibi), avcı başıların (Ustacalu'dan Ahmed Aka, Arabgirlü'den Mahmûd Aka gibi) ve damgaların (Kazvin darugası Ustacalu'dan Ahmed Aka gibi) bu unvanı taşıdıkları görülür. Diğer taraftan "hâvâce sarâ" denilen saraydaki hadımların aynı unvanla anıldıklarını biliyoruz. Bu hâldim ağaları şahların hususî hizmetlerini gördükleri gibi, hazineye, silahhâneye, köşk ve kasırlara onlar nezâret ederlerdi. Bunlardan başka Safevîler'de eşik akası başıları ile Şah Abbâs'dan itibaren de kullar akası memuriyeti görülür. Ancak Safeviler'de eşik akası başıları beg hatta bazan "han", kullar akası ise daima han unvanını taşır. Tüfenkçi ağalari'nın da han unvanını taşıdıkları görülür. Safeviler'den sonra bilhassa Kaşarlar devrinde aka, mülki memurlar tarafından da taşınmıştır. Bunların neticesinde aka (söylenişi ağa) bugünkü Türkçedeki bey (yahud bay) kârşılığında bir mana kazanmıştır. Şimdi İran'da ve farsçada aka bu manada kullanılıyor.

Safevî hükümdarları için mutad olarak kullanılan unvan şah unvanı idi. Resmî yazılarda ise sultan, "bahadur han" unvanları mutlak surette yazılıyordu. Hâkân unvanı yalnız eserlerde değil, resmî yazılarda da sık sık görülür. Devletin kurucusu Şah Ismâil için de bütün bu unvanlar kullanılmıştır. Mesela Rumlu Hasan Beg Şah İsmâl'i daima "hâkân-ı İskender şân" şeklinde zikreder.
Hânedana mensup kadınların begüm hanum ve sultan unvanlarını taşıdıkları görülür.

Şah Tahmasb'ın aklına değer verip siyasî işlerde görüşlerini aldığı kızı perişan, hanum unvanı ile anılıyordu1 Tahmasbın oğulları ve haleflerinden Muhammed'in zevcesinden ise begüm unvanı ile sözedilir. (1593-4) yılında ölen Şah Abbâs'ın "ebe"si yani babaannesi, Şah Tambasb'ın zevcelerinden, Türkmen Müsâ Sultan'ın kızkardeşi, Türkmen İsâ Beg'in kızı için "Sultân Hanüm" unvanı kullanılıyor2. Ağanın asil unvan şeklinde, zamanımızda dahi, kullandığı anlaşılıyor.

Safevî devleti kurucusu Şah İsmâil'in günlük konuşma dili Türkçe idi. Bu, yalnız annesinin Türk asıllı olmasından değil, bilhassa çevresindeki emîr ve askerlerin Türk olmalarından ileri geliyor. Şah İsmâil'in şiirlerinin çoğunu Türkçe yazması da en başta bu husus ile ilgilidir. Emîrlerine çayan (akreb), tozkoparan, kudurmuş gibi Türkçe lakablar veriyordu. Bu böyle olmakla beraber Şah İsmail'in şîilerce saygı duyulan ve ulunanan imamlarına adları dururken oğullarına Tahmasb, Sâm, Behrâm ve Elkas gibi adlar koyması da dikkate değer. Şah İsmail'in oğlu ve halefi Şah Tahmasb'ın ise dokuz oğluna İslâmî adlar verdiği görülüyor (Muhammed, İsmaîl, Haydar, Süleymân, Mustafa, İmâm Kulı-, Sultân Ali, Ahmed). Sonraki şahlar da oğullarına, Tahmasb dışında, islâmî adlar koymuşlardır.

Emîrlere gelince, onlar arasında en yaygın adlar Muhammed, Ali, Hasan, Hüseyin'dir. Ahmed ve Mahmûd adları da az değildir. Mustafa adına da sık sık rastgelinir. Bunlar, anlaşılacağı üzere, Anadolu'da ki Sünni halk arasında da en çok kullanılan adlardır. Mustafa İslâm âleminde en fazla Anadolu Türkleri tarafından kullanılmış bir ad gibi görünüyor. Farkı veya istisnayı Safevî emirlerinin kul ile adlar kullanmaları teşkil ediyor: Allah Kulı, Muhammed Kulı, Ali Kulı, Hüseyin Kulı, İmâm Kulı ve Şah Kulı. Bunlar arasında en yaygınının Şah Kulı olduğu görülüyor. Şah Virdi (Şah Verdi) adı da yaygındır. Fakat Allah Virdi, Huda Virdi çok daha az kullanılıyor. Tanrı Virdi'ye ise hiç rast gelinemedi.

Safevî emirlerinin çoğu şüphesiz farsça da bilmekte idiler. Bununla beraber onlar arasında görülen İramî adlar pek azdır ve bunlar Osmanlı aydınlarının taşıdıklarından fazla değildir.

Türkçe adlara gelince, Safevî emirlerinden mühim bir kısmın Türkçe adlar taşıdıkları görülür. Halbuki çağdaş Osmanlı idarecileri arasında Türkçe adlar nâdiren görüldüğü gibi, Özbekler arasında da bu kadar çok Türkçe ada rast gelinmez. Bu, gerçekten dikkate değer bir mukayesedir. Safevî sarayında büyütülüp yetişdirilen Gürcü, Çerkeş ve diğer-kavimlere mensup çocukların hepsi Türkçe bildikleri gibi, birçoğuna da Türkçe adlar veriliyordu. Bununla beraber kul takımına mensup emîrlerin mühim bir kısmının veya çoğunun Şehnâmedeki adları taşıdıkları görülür.

Bu girişe son vermeden önce, zamanımızda, Safevî devletinin İran'ı Türkleşmekten (?) kurtardığı şeklinde veya ona benzer bazı görüşlerin ortaya atıldığı görülüyor. Aslında hiçbir ilmî dayanağı olmayan bu düşüncelere ciddiye almamak en doğru harekettir. Ancak bu düşüncelere bir çok ilim adamı ehemmiyet vermiş veya onlara sahip çıkmıştır. Bilindiği üzere İran, tarihinde birçok istilalar görmüş bir ülkedir. Arab fethininin bu ülkeye pekçok Arab muhaciri getirdiği bilinmektedir. Bunlar İran'ı veya onun mühim bir parçasını arablaştırmak şöyle dursun zamanla kendileri farslaştılar. Sonra Selçuklular'ın idaresinde Oğuzlar öteki adları ile Türkmenler geldiler. Onlar da ülkenin kavmî çehresinde bir değişiklik yapamadılar. Türkmenler Selçuklular devrinde başlıca, Muğan ve Errân ovaları ile Azerbaycan'da yoğun yani kalabalık birhalde yaşadılar. Fakat Moğol istilası üzerine bu toplulukların da ezici çoğunluğu Anadolu'ya gittiler. Moğollar'ın kalabalık birhalde İran'a geldiklerini biliyoruz. Ancak Moğol oymaklarının pek mühim bir kısmı, Türkmenler gibi, Muğan, Errân, Azerbaycan ve Doğu Anadolu'da yurt tuttular. Moğollar daima Orta Asya'dan beslendiler. Yığılma uçlarda oluyordu. Onun için Horasan'daki Moğol varlığı pek kalabalık merkezden takviye alamadığı zamanlarda Çağataylar'a karşı Horasan'ı koruyamıyordu. Esasen Herat şehri ile çevresi Kert adlı Görlu bir hânedan tarafından idare ediliyordu. Bilindiği gibi, Kirman, Fars, Huzistan ve Luristan'da Moğol oymakları yurt tutmadılar. Bunların çoğunda veya hepsinde Moğol askerî birlikleride yoktu. İrak-ı Acem'de de Moğol varlığının kuvvetli olmadığı anlaşılıyor. Timurlu hakimiyetine gelince, bu devirde Anadolu'dan (Kara Tatarlar) ve Azerbaycan'dan kalabalık sayıda Türk unsuru Horasan ve Türkistan'a göçürüldüler. Yani Timur ve evladının hâkimiyeti yüzünden Anadolu ve Azerbaycan ile Erran insan güçü bakımından kayıblara uğradılar. XV. yüzyılda İran, Türkmenler (Karakoyunlular ve Akkoyunlular) ile Çağataylar (Timurlular) tarafından idare edildi. Horasan Türkleşmedi. Yalnız Azerbaycan ve Errân'da Türk unsurunun nüfusu gittikçe arttı. Ancak Karakoyunlu Cihan Şah ile Akkoyunlu Uzun Hasan Beg'in Tebriz'inde Türkçenin hâkim bir dil haline geldiğine dâir kuvvetli delillere sahip değiliz. Safevî devletinin kurulması üzerine Anadolu'dan büyük göçler başladı. Bu göçlerin Şah Abbas'ın ölümüne kadar (1037/1628) sürdüğünü iyice biliyoruz. Devleti kuran, onun öz dayanağını teşkil eden bu Kızıl Baş topluluğu Azerbaycan, Errân ve Şirvan'da eskiden beri yaşamakta olan Türk unsurları ile birlikte, adıgeçen bölgelerde nüfusça çoğunluğu elde ettiler. Buralarda Türkçenin hâkim bir dil haline gelmesinin sebebi de budur ve bu da Safevîler devrinde olmuştur. Aynı şartlar Fars eyâletinde olsa idi, Şiraz halkı da Türkçe konuşacaktı. Horasan'da da aynı kavmî hadiseler cereyan etmediği için orada da Türkçe hâkim bir dil haline gelmedi. Ancak Horasan, Fars, Kirmân, Irak-ı Acem ve diğer eyâletlerdeki kuvvetli Türk topluluklarının meydana gelmesi ve varlıklarını zamanımıza kadar sürdürmeleri de Safevî devletin kurulma ve İran'ı uzun müddet idare etmesi ile ilgilidir. Osmanlı devleti Tiflis, Karabağ, Sa'd Şirvan Çukur Sa'd (başşehri Erivan), Azerbaycan ve Nihavend eyâletlerini, en az onüç yıl idare etti (998-1012/1590-1603)3. Bu müddet esnasında adı geçen eyâletlerde sadece askerî birlikler bulundurdu. Yerlilerden de isteyen emîr ve askerleri hizmetinde kullandı. Ancak anılan eyâletlere, oraları emin bir şekilde elinde tutabilmek için, nüfus getirip iskan etmeye lüzum görmedi veya düşünmedi. Osmanlı devleti İran'da başka yerleri fethetse idi aynı şeyi yapacak idi. Özbekler'e gelince, onlar İran'ı feth etselerdi ülkenin kavmî (etnik) çehresinde bir değişiklik olmayacak idi, Timurlular hakimiyetinde olmadığı gibi. Esasen Türkistan'ı, nüfusunun azlığı sebebi ile Türkleştirememiş bir topluluktan İran'ın bir bölgesini dahi Türkleştirmesi beklenemezdi. Bütün bunlara ilâve olarak, İran, tarihinin pek büyük bir devrinde olduğu gibi, devletsiz kalmayacak mutlaka ülkeden istilacıları çıkaracak ve İran'ı onlara karşı koruyacak bir siyasî kuvvete yani devlete sahip olacaktı. Hülasa Safevî devletinin göçebe Türk unsuru tarafından kurulması ve bu unsura dayanması Anadolu'da Osmanlı idaresinde raiyyet olan diğer oymakları da Safevî devletinin hizmetine girmek arzusunu uyandırmıştır. Bu oymaklar arasında "Sünnî olanların az olmadığını biliyoruz. Ve bu Sünnî oymaklar için Şi'îliği kabul etmek güç birşey değildi. Çünkü bunların dinî hayatları sade, dinî bilgileri son derecede sathî idi. Osmanlı devleti de, Oymakları "raiyyet" yani vazifesi sadece devlete vergi vermek ve emredilen her türlü işi yapmakla mükellef topluluklar durumuna getirmişti. Bu devlet eyâletleri Kapukulu birlikleri ve gönüllü teşkilâtı ile idare ediyordu. Bu teşkilat ile Osmanlı devleti Mardinî bile Türkleştiremedi. Halbuki Safevî devleti oymaklara dayanan teşkilatı ile, yukarıda adları sayılan bölgelerin Türkleşmesinde en mühim rolü oynadığı gibi, Türkçeyi İran'ın her yerinde konuşulan bir dil halinde getirdi. Çünkü idarî yörelerin idaresine vâliler oymakları ile birlikte gönderiliyordu. Bu oymakların, dağılmadıkça kendilerini korumaları, kendi geleneklerini yaşatmaları, bir kelime ile kendi kültürlerini sürdürmeleri gayet tabiî idi. Kirman'daki Afşarlar, Fars'daki Kaşgaylar ve diğerleri bunun en canlı delilleridir. Safevîler devletini İran'da kurulmuş Türk asıllı devletler arasında "en fazla Türk kültür unsurlarına sahip devlet" şeklinde vasıflandırmak veya tarif etmek isabetsiz bir hüküm sayılmamalıdır.

Çünkü:

1- Safevîler çok daha kalabalık ve mühim bir kısmı köy (kent)lerde, kasabalarda ve şehirlerde, oturak hayata geçmiş bir Türk topluluğuna sahip idiler.

2- Safevî devletinin teşkilâtı gerek şekil, gerek isimler, deyimler ve unvanlar bakımından daha fazla Türk hususiyetleri taşır. Yapılacak bir mukayese bunu açıkça ortaya koyacaktır.

3- Safevî divanında icab ettikçe Türkçe yazılar da yazılıyordu. Yani devlet dairesinde Türkçe yazıları okumasını ve yazmasını bilen görevliler vardı. 1439 yılında yapılan Kasr-ı Şirin andlaşmasının yazılı metni sadece Türk dilinde yazılmıştı. Bu Türkçe andlaşma metninin Safevî vekayinâmelerinde yer almasının sebebi, herhalde metnin sadece Türk dilinde yazılmasından ileri gelmiştir4.

Safevî devlet dairesindeki bu teşkilat sayesinde Safevî şahlarının Avusturya ve Lehistan'a Osmanlı Türkçesi ile, Özbekler'e Rus çarına ve Kırım hanlarına Çağatay Türkçesi ile Kalmuk başbuğlarına da bazan Çağatayca, bazan Osmanlıca mektuplar yazıldığını biliyoruz5. Akkoyunlular da Türkçe yazan bir teşkilatın varlığı hakkında bilgimiz yoktur. Olsa bile, bu teşkilâtın Safeviler'inki kadar ehemmiyetli olmadığı şüphesizdir.

4- Azerî edebiyatı denilen Doğu Oğuz edebiyatının, en güzel mahsûllerini Safevîler devrinde verdiği, Afşarlar ve Kaçarlar zamanın da bu edebiyatın bir durgunluk" devrine girdiğide bilinmektedir6. Bu mesele ile ilgili olarak daha bazı şeyler söylenebilirse de yukarıdakilar bu hükmün doğruluğu için kâfi delillerdir, sanırım7.

Aşağıdaki cedvelde görülecek Safeviler devrindeki Türkçe adlar, Anadolu Türkleri arasında kullanılan adların aynısıdır. Bunun böyle olması beklenirdi. Çünkü, açıkça belirttiğimiz üzere, Safevî devletini kuran ve onun başlıca dayanağı olan Türkler Anadolulu ve onların çocukları idiler. Bu Türkçe adların, Türk âleminin heryerinde olduğu gibi, bilhassa dinî duyguların kuvvetlenmesi ile gittikçe azaldığı görülecektir.
Cedveldeki Türkçe adlar için ayrı ayrı kaynak göstermeye lüzum görülmemiştir. Çünkü bu adların pekçoğu "Safevî Devletinin Kuruluşunda Anadolu Türkleri'nin Rolü" adlı eserimizde bulunmaktadır8. Ancak bu kitapta geçmeyen adların alındığı yerler yani kaynakları gösterilmiştir.

Ağzıvâr yân: Aynen böyle, eşine hiçbir yerde rastgelinmeyen bir ad. Mamafih bu, lakabı da olabilir.
Ağzıvâr, Şamlu Demîrî Han'ın (b. bk.) oğlu idi. Şah Tahmasb devrinde Horasan emirleri arasında bulunuyor ve o zaman Sultan unvanını taşıyordu. Kendisini han unvanı ile 937 (1530-1531) de Nişabur vâliliğinde görüyoruz. Ağzıvâr sonra Tahmasb'ın kardeşlerinden Sâm Mirza'nın atabeyi oldu ve 941 (1534-1535) de onunla birlikte Babürlüler'in elinde bulunan Kandehar'ın üzerine yürüdü; fakat yapılan savaşta Ağzıvâr hayatını kaybetti (941/1534-1535). Ağzıvâr Han çok cesur, muktedir bir harp adamı ve o nisbette de muhteris bir emîr idi. Sam Mirza'yı Kandahar'ın fethine onun teşvik ettiği biliniyor (SOK).

Ağa Beği Şamlu'dan olup Ali Kulı Han'ın nâibi sıfatı ile divan begliği vazifesini yürütüyordu. 1003 (1626-1627) yılında Gürcistan seferinden dönülürken hayata veda etti9.

Alpân Beg: Lügatlar da böyle bir kelime görülemedi. Nereden geldiği ve manasının ne olduğu üzerinde de kuvvetli bir tahminde bulunmak mümkün olmadı.
Alpan Beg, Kaçar'dan olup Şah Abbâs'ın "yasavul-ı sohbet"i idi10.

Ana hanüm: Yani anne hanım. II. Şah Abbas (Ölüm. 1077/1667) anasına böyle hitap ettiği için kaynaklarda da böyle tanınmıştır. Devletin idaresinde Ana Hanun mühim bir rol oynamıştır11.

Aslân Sultân: Afşar'ın Aruşlu oymağında idi; gittikçe yükseldi;
Tahmasb'ın oğullarından İsmâil'in şah olmasında (984/1576) mühim bir rol oynadı ve çok geçmeden de öldü (SDK).
Şah Abbâs devrinde Kazvir veziri Aslan Beg'i de tanıyoruz.

Ayğud-Ayğut: XV. ve XVI yüzyıllarda Anadolu'da oymaklar ve köylüler arasında sıkça kullanılan adlardan biridir. Osman Beg'in silah arkadaşlarından ve Temür Taş Paşa'nın dedesi Ayğut Alp'i tanıyoruz. Fakat bu ad nereden geliyor? Bunu bilemiyorum. Bu adın bazan ğ'nın sedasız olan k ile de yazıldığı görülüyor: Aykut bu husus anılan adın ay ile kut kelimelerinden yapılmış bir ad olduğunu akla getiriyor.
Ayğut Beg Rumlu oymağından olup Safevî devletinin kuruluşuna katılmış, Şah Tahmasb devrinin ilk yılarında Rumlular ile Ustacalular arasında çıkan mevki mücâdelesinde o de bulunmuştu. (SDK).
Bundan başka Ustacalu'nun Çavuşlu obasından Aygud Sultan vardı ki, Tahmasb devrinde (1524-1576) Şuster ve Dîzful vâliliğinde bulunmuştu (SDK).
Birde kuruluş devri emirlerinden Hınuslu İlyas Beg'in babasının da Aygud olduğunu
biliyoruz (SDK).

Bâdın Cân Sultân: Yani Patlıcan (badılcan). Bu kelime farsça olmakla beraber, Türkler'in bu gibi kelimeleri ad olarak kullandıklarını göstermek için cedvele alınmıştır.
Rumlu'dan olan Bâdıncân Sultan 1524 yılında Erdebil vâlisi bulunuyordu. Ertesi yıl Rumlu ile mevki mücadelesine girmiş olan Ustacalular Erdebil üzerine yürüdüler. Bâdıncân Sultan çok yaşlı olduğu için yukarıda adıgeçen Rumlu Aygud Bey ile Çepni Maksud Begleri yanına alıp Ustacalular'ın karşısına çıktı. Lâkin yapılan çarpışmada Bâdıncân Sultan öldü (SDK).

Bayındır yân: Bundan önceki bölümde bu hususta bilgi verilmişti.
Bayındır Han Tâliş kavminden olup Tahmasb devrinde Âstârâ valisi idi12.
Birde Kara Dağlu'dan Bayındır Beg vardı ki, Şah Abbâs devrinde yaşamıştır13. Şeyhâvend yani Safevî hânedanın yan koluna mensup bir şahsın aynı adı taşıdığı görülüyor ki, dikkate şâyândır14.

Bayram Beg: En yaygın adlardan, hâlâ Anadoluda konulur.
Bayram Beg Errân'daki Berden yöresinde yaşayan Karamanlı oymağının beylerinden idi; devletin kuruluşuna katılmış ve Şah İsmâil devrinde "divân beyliği"
yapmıştı (SDK).

Şah Abbâs devrinde Afşar'dan Kasım Sultan'ın oğlu ile Tekelü Solağ Hüseyin'in Bayram hanları ve Şamlu'nun Küşme (?) obasından Bayram Beg'i tanıyoruz (SDK)15.
Bir de yine aynı hükümdar zamanında Nişabur vâliliğinde bulunan Bayram Ali Sultan ve Ustacalu'dan Bayram Kulı Beg vardı. Şah Abbas bu sonuncusunu yani Bayram Kulı Beg'i 1607 (veya 1608) yılında gizlice Kırım Han'ı Gazi Giray'a göndermişti (SDK).

Beg Virdi Beg: Nâdir olmayan adlardan.
Beg Virdi Beg Şah Abbâs devrindeki eşik akası başılarından biri idi.
Bundan başka, yine aynı devirde, birde Gürcü asıllı Beg Virdi Beg görülüyor(SDK).

Bektaş Hân: Yaygın adlardan.
Bektaş Hân Afşar'dan olup Şah Abbâs'ın hükümdarlığının ilk yıllarında Kirman vâlisi idi. Fakat başına buyruk hareket ettiği için 999 (1591) da hayatına son verildi.
Yine aynı hükümdar devrinde Ustacalu'dan Bektaş Han vardı ki, uzun yıllar Merv'de beğlerbeğilerde bulunduktan sonra 1017 (1608-1609) yılında orada ölmüştü.
Bu adı daha bazı beylerin taşıdığı görülür. (SDK)

Bilmes: Bil-me-s (z); fakat pek nâdir bir ad.
Bilmes Beg Şamlu'nun İnallu obasından olup Sultan Muhammed devri (1577-1587) olayları arasında adı geçiyor (SDK).

Büdâk Beg: Yaygın adlardan.

Büdâk Beğ: Tekelü'den; 1534 yılında Osmanlı hizmetine girdiğinden kendisine sancak beyliği verilmişti.
Kaçar oymağından Budak Han'ın ise 1537 de fethedilen Kandahar'ın vâliliğine tayin edildiğini biliyoruz.

Yine aynı oymakdan Budak Sultan 1559 (veya 1560) da Horasan'da bir yerin valisi idi.
Hınuslu'dan olan Kara Güneyoğlu Budak Beğ ise arkadaşları ile birlikte 1591'lerde Abbâs tarafından bertaraf edildi. (SDK)

Bulgar Halîfe: Osmanlı tahrir defterlerinden Bulgar'ın XVI. yüzyılda Anadolu'da Türk köylüleri ve oymakları arasında şahıs adı olarak sıkça kullanıldığı anlaşılıyor.

Bulgar Halife'nin kendisi veya baba ve dedesinin, ezici çoğunluğu gibi, Anadolulu olduğundan şüphe edilmez. Bulgar Halîfe, II. Şah İsmail'in (ölümü: 1577) Hazret-i peygamber'in zevcesi Âişe ile ilgili bir sorusuna, "küfür etmek haramdır, ilenmek ise işi Tanrı'nın takdirine bırakmak demektir. Burada da bir mahzur yoktur" cevabını vermişti. Bu cevaba kızan 11. İsmail: "sen saf bir Türksün sana bunu kim öğretti" diye bağırmıştı. Fazla olarak Bulgar Halife, kuralardan (korucu) haksızca yediği tekmeler yüzünden üç ay yatakta yatmak zorunda kalmıştı (SDK).

Bürün Sultân: Burun Sultan, Tekelü'den olup Meşhed vâlisi idi; 1526 yılında, Tekelü ve Rumlular ile Ustacalular arasında Seksencik (« Seksen çift) denilen yerde yapılan savaşta öldü. (SDK)

Cân Aka yânum: buradaki ağa adı dikkâte şâyândır. Safeviler devrinde Yezd şehrinde oturan Akkoyunlu hânedanından bir kola mensup Muhammed Zamân Sultan'ın kızkardeşi ve Murâd Beğin kızı olup Muhammed Hüdâbende devrindeki Herât vâlisi Şamlu Ali Kulı Han ile evlendirilmişti. Şah Abbâs'ın nene (anne) diyerek saygı gösterdiği bu hatun 1032 (1613) de ölmüştü16.

Cânı yân: Canı'daki "ı" iyelik eki. Cân'ı bek de olduğu gibi.
Câni Hân II. Abbâs devrinde kurcı başı olup Vezir Saru Taki'yi öldürmüştü. Fakat kendisi de, çok geçmeden aynı âkibete uğratıldı (1055/1645)17.

Çabuk Tarhan: Aynen böyle. Muhtemel olarak herhalde toz manasındaki çabuk18.
Şah Tahmasb devrindeki Türkmen beylerinden (SDK).

Çâyân Sultân: Yani çıyân. Doğu Anadolu'da ve Azerbaycan'da çıyan'a çayan denilir. Asıl adı Muhammed idi; Çayan lakabını ona Şah İsmail vermiştir;19 Ustacalu'dan; 1514 de sofracıbaşı; sonra beylerbeyi (emîrü'l-ümeıâ).

Çekirge (?) Sultan: Yani bildiğimiz çekirgeden başka birşey değildir. Şamlu'dan; 1527 veya 1528 yılında Özbekler ile yapılan bir savaşta hayatını kaybetti
(S4DK).

Çelebi Beğ: Yaygın adlardan; Türkler'in Anadolu'dan getirip kullandıkları adlardan biridir. Çelebi Beg Tekelü'den olup Sultan Muhammed devrindeki emirlerden idi, aynı adda Şamlu ve Kaçar'dan da beyler görülür (SDK).

Çirkin Hasan: Çirkin Hasan devletin kuruluşuna katılan Tekelüler'den biri idi; 1517 yılında Rumlu Div Sultan tarafından öldürüldü (SDK).

Çuha-Çuka-Sultân: Bilindiği üzere Çuha iyi yünden yapılmış bir tür kumaşa denilmektedir. Tekelü'den olan Çuha Sultan'ın devletin kuruluşuna katılmış olması pek muhtemeldir. Şah İsmail'in vefatından (1527) az sonra başlayan iktidar mücadelesine katılıp emîrü'l-ümerallığı eline geçirdi ve en mühim mevkilere oymakdaşlarını tayin etti. Fakat üç dört yıl sonra Çuha Sultan öldürüldü (1531) ve arkasından yapılan çarpışmalar sonucunda Güney Batı Anadolulu Tekelüler büyük bir felâkete uğradılar (SDK).

Delü Büdâk: Delü Büdak Şah Tahmasb devrindeki Rumlu emîrlerinden olup, Abbâs'ın şahlığının ilk yıllarında Halîfetü'l-hulefâ (kısaca Hulefâ Beg) olan Korhmaz (« Korkmaz)'un babası idi (SDK).

Bir de Hınuslu'dan Deli Budak vardı ki, ondan Budak maddesinde söz edilmiş ve babasının da Kara Güne adını taşıdığı bildirilmişti (SDK).
Safevî emirleri arasında "deli" sıfatını taşıyan daha birçok emîr vardır. Mesela Şemseddinli Deli Muhammed Han. O'na "deli" sıfatını bizzat Şah Abbâs vermişti.

Demiri Sultân: Şamlu'dan olup 1527 yılında Özbekler ile yapılan bir karşılaşmada hayatını kaybetmiştir (SDK); oğlu Ağzıvâr Han'dan daha önce söz edilmişti.

Deniz Beğ: Deniz Beg Rumlu'dandır; Şah Abbâs tarafından elçilikle İspanya kralına göndermişti. İyi olmayan davranışlarından dolayı maiyetinden bazıları Roma'da, bazıları da İspanya'da Hristiyan dinine girdiler. Bu ve diğer hatalı hareketleri yüzünden 1613 yılında Şah Abbâs tarafından hayatına son verildi (SDK).

Dönmez Sultan: Çepniler'den 1576 yılında Karabağ'da tiyul yani dirlik sahibi idi (SDK).

Dürâk yaiîfe: dur-fıilinden-ak eki ile yapılmış bir isim olup, bilindiği
üzere durulan yer. Durak o zamanlar Anadolu'da da çok >yaygına anlardan biridir. Bu isim, şüphesiz duran, dursun gibi bir manada kullanılmıştır20.
Dürâk Halife Fars eyâJetinde yaşayan Zü'l-kadr yani Dulkadır oymağı ileri gelenlerinden biri idi; adı 1581 yılında geçiyor.

Durmış Han: dur-mış; Anadolu'da bilindiği üzere, bugüne kadar kullanılan yaygın adlardan biri de budur. Safevî kaynaklarında, görüldüğü gibi, söylendiği şekilde yazılıyordu.
Durmış Han Şamlu'dan olup Şah İsmail devrindeki büyük beylerden biri idi; Çaldıran Savaşında Osmanlı ordusuna hemen hücum edilmesi görüşünü ileri süren Ustacalu Muhammed Han'a "senin borun Diyârbekir'de öter" diyerek onun görüşünün Şah İsmail tarafından reddilmesine sebep olmuştu. 929 (1522 veya 1523) yılında Herat vâlisi olmuş 932 (1526)'de ölmüştü (SDK).

Eçe-Ece-Sultân: Yunus'un bir beytine dayanılarak ece'nin reis, ulu, ileri gelen anlamında olduğu bildiriliyor21. Ece, eçe şimdi Anadolu'da birçok manalara gelmekle beraber en çok ağabey anlamında kullanılıyor. Yine Anadolu'nun .birçok yerlerinde de ece, amca anlamını taşıyor22. Bu ad bu manalardan birini taşıyabilir.

Eçe Sultan Kaçar boyundan olup devletin kuruluşuna katılmış olması mümkündür. Şah İsmail zamanında Ruha (Urfa) vâlisi idi; 1515 de az bir kuvvetle Akkoyunlu Yakub Bey oğlu Sultan Murâd'ı yenip öldürdüğünden Şah İsmail ona Kudurmuş Sultan lakabını verdi. Fakat Eçe Sultan (1532-1533) de Şah Tahmasb'a isyan etmiş olan Tekelü Ulama ile yapılan savaşta yenildi; Bidlis hâkimi de öldü (SDK).

Efendi Beg: Rumca'dan geldiği ifade edilen efendi, Anadolu Türkleri'nin İran'a getirdikleri kelimelerden biridir.
Efendi Beg, sonradan Şamlu'ya katılan Arabgirlü obasından idi; bu emîrin adı Şah Abbâs devrinde geçiyor (SDK).

Emet: Yaygın adlardan olup Anadolu'dan getirilmiştir. Bunun "ümmet" şeklinde okunmasına katılamıyorum. Çünkü bu ad Anadolu'da hâlâ kullanılıyor. Fakat Emet'in manası bilinmiyor. Bu sebeple Emet, belki, ümmet'ten gelmiş olabilir.
Bu adı taşıyanların başında Zü'l-kadr, yanı Dulkadır oymağından Emet Beg gelir. Şah İsmâil Emet Beg'e Halil Sultan lakâbını verip onu Fars eyâletinin vâliliğine tayin etti. Fakat Çaldıran savaşında gayret göstermediği ithamı ile hayatına son verildi (926/1520).
Sultan Muhammed devrinde (1577-1589) Fars'daki Dulkadırlılar'ın başında Emet Han görülüyor ki, bu emîr'in Halil Sultan'ın yakın bir akrabası olması muhtemeldir.
Bunlardan başka Şamlu ve Ustacalu'dan aynı adı taşıyan beylere rastgelinir. (SDK).

Emîr Güne Han: Buradaki Güne'nin Dede korkut destanlarındaki adla (Kara Güne) aynı olduğunu düşünüyoruz; fakat başka bir yerden de gelebilir.

Emîr Güne Han Kaçar'ın Akça (Ağça) Koyunlu obasından olup, Şah Abbâs devrinde Osmanlılar'dan geri alınan Çukur Sa'd beğlerbeğiline tayin edildi. Şah Abbâs bahadırlığından dolayı ona Saru Arslan lakabını vermişti; 1623 yılında ölmüş ve yerine oğlu Tahmasb Kulı Han geçirilmiştir. Osmanlı tarihlerindeki Emîr Güne Oğlu, Tahmasb Kulı Han olup Emirgan semtinin adı da Emîr Güne'den geliyor (SDK).

Er Doğdı Halîfe: Anadolu'da da yaygın adlardan biridir. Er Doğdı
Halife'nin Şah İsmail ve Muhammed devirlerinde Tekelüler'in ileri gelenlerinden olduğunu biliyoruz. Er Doğdı Halîfe açık yürekli bir emîr idi. Oymaklar arasındaki iktidar çekişmelerinin kurbanlarından biri de o olmuştu. Bir de Alplu Afşarı'ndan Er Doğdu Han vardı ki, Şah Abbas devrinde Horasan'daki Ferah ve Esfuzar vâliliğinde bulunmuştu (SDK).

Eslemes Hân: Anadolu'da hâlâ kullanılmakta olan ve aldırış etmek, dinlemek, ehemmiyet vermek, itaat etmek anlamlarına gelen esle-fıilinden-mes («mez) olumsuz eki ile yapılmış bir ad. Bu çok yaygın adlardan biridir. Anılan adın bu kadar yaygın olmasının sebebini iyice bilemiyorum.
Dulkadır'dan olup 1587 yılından merkezdeki büyük emirlerden biri idi; 1591 yılında sağ ve mühürdarlık mevkiini de muhafaza ediyordu (SDK).

Gökçe Sultan: Yaygın adlardan gökçe (mavi renkde).
Gökçe Sultan Kaçar'dan olup 940 (1533-1534) yılında adı geçiyor (SDK).

Gün Döğmış Sultân: Anadolu'da ki yaygın adlardan.
Gün Doğmış Sultân Türkiye'den gelerek Şah Abbâs'ın hizmetine girmiş ve kendisine sultan unvanı ile, Azerbaycan'da ağır dirlik verilmişti. Gün Doğmış Sultan'ın Beğdili boyundan olduğunu biliyoruz (SDK).

Hudâ Virdi Hân: Yaygın adlardan: Hûda Virdi Han Meşhed'i Özbeklerle karşı müdafaa eden emirlerden biri idi. Barış yapılması için şehri kuşatan Özbek hükümdarı Abdül-mü'ınin Han'ın huzuruna gönderildi. Fakat Abdül-mü'ınin Han barış yapmaya yanaşmadığı gibi Hûda Virdi Han'ı da öldürttü (998/1589-1590)23.

İmâm Kulı Han: Pek yaygın adlardan.
İmâm Kulı Han Kaçar'ın Yıva obasına mensup değerli bir emîr olup 985 (1578-) yılında Karabağ emîrü'I-umeralığı'na tayin edildi. Aynı yılda Çuhur Sa'd beylerbeğisi Tokmak Muhammedi Han ile birlikte Osmanlı kumandanı Lala Mustafa Paşa'ya karşı yaptıkları savaşı kaybettiler (986/1578). 996 (1588) yılında Karabağ'da öldü (SDK); cesur ve muktedir bir emîr olduğu bildiriliyor.

Bundan başka Ustacalu'dan İmam Kulı Beg kayda değer. İmam Kulı Beg'in adı Sultan Muhammed devrinde geçmekte olup Fusûnî mahlası ile şiirler yazıyordu
(SDK).

İmam Virdi Hân: İmam Virdi Han, Şah Abbâs devrindeki emirlerden biri idi; kendisi Atlandılu adiyle nisbetleniyor. Bu Atlandılu'nun bir oymak adı olması muhtemeldir. Ancak bu hususta daha fazla bilgiye sahip değiliz25.
Şah Abbâs'ın ordusunun kumandanlarından meşhur Karçıgay Han'ın oğlu da İmâm Virdi Beg adını taşıyordu26.

Karâcâ İIyâs: Karâcâ İlyâs Bayburd yöresi sofularının başı idi: Kendisinin devletin kuruluşuna katıldığını biliyoruz (SDK).

Karaca Sultan: Karaca Sultan Tekelü'den olup Şah İsmâil devrinde Hemedan vâlisi idi; 1526 da Tekelü ile Ustacalu arasında Seksencik (« Seksençift) de yapılan karşılaşmada hayatını kaybetti (SDK).

Kara Güne: Kara Güne, Dede Korkut destanlarındaki Salur Kazan'ın kardeşi Kara Güne'nin hâtırası için konmuş bir addır. Bu Safevî Kara Güne'nin de oğlu, destanlarda olduğu gibi, Budak adını taşıyordu.
Karâ Güne Hınuslu oymağından olup onun Tahmasb devrinde (1524-1576) yaşadığı anlaşılıyor (SDK).

Karâ Hân: Buradaki han Safeviler'in eyâlet vâlilerine verdikleri han'dır. Bunu taşıyanın adı sadece Kara idi.
Kara (Hân) Diyarbekir beylerbeyi Ustacalu Muhammed Han'ın kardeşi olup ağabeyisinin sağlığında beg unvanını taşıyordu. Muhammed Han'ın Çaldıran'da ölmesi üzerine Şah İsmâil onu, han unvanı ile Diyarbekir beylerbeyiliğine tayin etti. Kara Han bu eyâleti Osmanlı kuvvetlerinin hücumuna karşı korumak için elinden geleni yaptı. Fakat 921 (1515) yılında Mardin yakınındaki Dede Kargın yazısını da Bıyıklı Mehmed Paşa ile yaptığı savaşda öldü. Bildiğimize göre Ustaca ailesi Kara Han kolu ile varlığını sürdürmüş ve bu koldan tanınmış şahsiyetler çıkıp onlardan bazıları da Safevî hânedanına damat olmuşlardı (SDK).
Bir de, yukarıda Bayburdlu Karaca İlyas'ın oğlu Karahan Bey vardı. Bayburtlu Karahan Bey (985/1517-1578) de Erzurum beylerbeyiliğine ait bir kuvveti bozguna uğratmıştı (SDK). Bunlardan başka Tâliş'den Kara Han, Şamlu'dan Karahan Beg görülüyor (SDK). Bunlara II. Âbbâs devrinde (1642-1667) Karahan Bey, Karahan Sultan adlı emirleri de ilâve edebiliriz27.

Karaman Beg: Kara-man= çok kara.
Karaman Beg'in 1007 (1598-1599) yılında Esterâbâd şehrinde darugalık yaptığı biliniyor. Karaman Beg Erran'da ki Berdca yöresinde yaşayan Karamanlu boyuna mensup idi (SDK).

Karçıkay-Karçığay-Han: Karçıkay (Karçığay) doğan veya şahin demek olup umumiyetle, Çağatay ve Özbekler tarafından kullanılan bir isimdir. Bunun da aslının moğolca olduğu anlaşılıyor. Anılan isim Gizli Tarih'de, Karçıkay şeklinde geçiyor.
Karçıkay Han'ın Şah Abbâs devrindeki kul takımının en büyük emîrlerinden biri olduğu biliniyor. Şah Abbâs onu ordularının başkumandanı yapmıştı. 1034 (1024-1625) yılında Gürcistan'a yaptığı bir sefer esnasında Gürcü beylerinden Mavrav tarafından öldürüldü28.

Kârı Hân: Bilindiği üzere, karı, ihtiyâr, yaşlı manasına gelen eski bir kelimedir.
Kârı öânı Şah Abbâs devrinde Ohlu («Oklu) Türkmeni'nin başbuğu idi. Şahın katına gelmediği için onun tarafından Etrek'in ötesindeki çöle kadar kovalanmıştı29.

Kayâ Sultan: Anadolu'da çok kullanılan adlardan biridir.
Kaya Sultan, Zü'l-kadır'dan olup 1535 yılında Dulkadır oğullarından Mehmed Han ve Tekelü'den Burun Sultan'ın oğlu Hüseyin Sultan ile birlikte Osmanlı ordusuna
katılmıştı. (SDK).

Kâyıtmış Beg: Kaşgarlı'da kadit, Moğol devrinden sonraki eserlerde kayıt-fiilinden yapılmış bir ad: Kayıt-mış=geri dönmüş (hastalıktan, ölümden). Bu, Anadolu'da oldukça yaygın adlardan biridir.
Kâyıtmış Beg Hınuslu'dan idi; 1547 yılında Osmanlılar'ın Pasin sancağı beğ ile savaştığı biliniyor (SDK).

Kazak yân: Bu, belki Kazak kavminin adından gelmiş olabilir. Kazak aynı zamanda "yersiz, yurtsuz" manasına da geliyor11.
Kazâk Hân Tekelü'den Muhammed Han'ın oğludur. Herat vâlisi; cesur bir insan ve muktedir bir kumandan idi. Fakat zâlim bir emîr olduğundan Heratlılar tarafından sevilmediği söyleniyor. Bu yüzden kendisine "Haccâc-ı Sâni" deniliyordu. 1564 (veya 1565) de ölümü üzerine halk onun zulmünden kurtulmuştu.
Bir de Rumlu'dan Kazak Sultan vardı ki, Şah İsmail devrinde yaşamıştır.

Kazan Alp: Bu adın Salur Kazan Bey'in hâtırası için konduğundan asla şüphe yoktur. XVII. yüzyılda Şirvân ve Dağıstan'da Dede Korkut destanlarının çok canlı birşekilde yaşatıldığını biliyoruz. Mamafih adın yanında bulunan alp unvanı bu husus açıkça göstermektedir.
Kazan Alp Dağıstan'daki beylerden biri olup adı, 1070 (1559-1560) yılında geçiyor.

Kazan Sultân: Bu, İlhan Gazan'ın hâtırası için de konmuş olabilir.
Kazan Sultân, Alpavut (« Alpağut) oymağından idi; adı 1013 (1604-1605) yılında geçiyor (SDK).

Kâzük Sultân: Herhalde şimdi kazık denilen nesne. Fakat buna ad olarak ilk defa rastgelindi. Bu, lakab olabilir. Nitekim kardeşininki öyledir.
Kâzük Sultân Ustacalu Cayan Sultan'ın kardeşi'dir; 1525 yılında Tekelü ve Rumlu ile Ustacalu arasında yapılan çarpışmalarda onun da adı geçer (SDK).

Karınca Beg: Bildiğimiz çok küçük fakat o derecede de çalışkan hayvan. Yukarıda da Çekürge (»Çekirge)'nin de ad olarak kullanıldığı görülmüştür.
Karınca Beg Ustacalu'dan olup Şah İsmail devrindeki emirlerden biri idi. Emîrü'l-ümerâ Rumlu Dîv Sultan "fesatçı kişiler" şeklinde vasıflandırıp onu ve Kaçar'dan Nârin Bey'i öldürttü (931/1525). Fakat bu hareketi Rumlu ile Ustacalu arasında savaş çıkmasına sebep oldu (SDK).

Kılıç Hân: Yaygın adlardan biridir.
Kılıç Hân Ustacalu Muhammed Han'ın oğlu. 1525 yılındaki oymaklar arasındaki mücâdeleye Kılıç Han'da katılmıştı. Anlaşıldığına göre Kılıç Han'ın oğlu olmamış ve aile amcası Kara Han'ın oğulları ile varlığını sürdürmüştür. Kılıç adını taşıyan daha birçok Safevî beyleri vardır.

Körhmas: Yani korkmas, korkmaz.
Bu adda iki han tanıyoruz. Bunlardan biri Sultan Muhammed devrindeki Şamlu Kortjmas Han; diğeri de Rumlu'dan Delü Budak oğlu Halîfetü'l-hulefâ Korhmas Han. Bu sonuncusu 1587 yılında arkadaşları ile birlikte ortadan kaldırılmıştı.

Köç Halife: Hiç de nâdir sayılmıyacak adlardan.
1567'de Mühürdâr; aynı yılda yapılan Gilân seferine katıldı (SDK).

Koca Beğ: Şah Safı devrinde Emîr Şikârbaşı, yani avcı başı; Koca Beg'in kul takımından olduğu anlaşılıyor32.

Köpek Sultan: Asıl adı Mustafa; Çayan Sultan'ın kardeşi. Tek başına emîrü'l-ümera olmak istediğinden oymaklar arasında mücâdele çıkmasına sebep oldu ve kendisi de bu mücâdelede öldü (933/1527) (SDK).

Kör Oğlu: Kör Oğlu, 1663 (veya 1604) yılında Osmanlı devletinin hizmetine girmiş olan Sa'dlu Ali Kulu Beğ'i, oğlunu ve anasını Pasin ovasında tutup Şah Abbâs'ın katına getirmişti. Bu Kör Oğlu'nun bizim destan kahramanı Kör Oğlu olması pek muhtemeldir.

Kudurmuş Sultan: Eçe Sultan.

Kulı Beg: Aynen böyle de okunabilir.
Afşar'dan; Sultan Muhammed devrinde Korucu (Kurcı) başı idi33. Muhammed Şah'ın oğlu Hamza Mirza'nın kendisini öldüreceğini anlayıp Tebriz Beğlerbeğisi Cafer Paşa'ya sığındı (1585). Kendisi İstanbul'a gönderildi; Abbâs'ın şahlığının ilk yıllarında orada idi. Kulı (?) Bey'in İran'a geri dönmüş olması az muhtemeldir (SDK).

Lâçın Beg: Kul takımına mensup beylerden; 1607 yılında adı geçiyor34.
Menteş y Bu kelimenin aslı ve manası üzerinde kesin hiçbirşey söylenemiyor. Osmanlı tahrir defterlerinde de bu ada sıkça rastgeliniyor.
Menteş, şuregil yöresinde bir kalenin sahibi idi; bu, Bayburdlu Karaca İlyas ile yanındaki mürîdlerin eşyalarını yağmalamış olduğundan 906 (1501) yılında Şirvan üzerine yürünürken üzerine kuvvet gönderilip yaptığının intikamı alındı (SDK).

Menteşâ Sultân: Bu da halledilmesi gereken bir mesele. Menteşe'de Anadolu'da çok kullanıyor. Bu kelime Anadolu'nun bazı yerlerinde gümüş bilezik, altın bilezik ve bilezikler anlamına geliyor35.

Menteşe Sultan, Ustacalu'nun Şeyhü obasından ve Şah İsmail ve Tahmasb devrindeki büyük emirlerden biri idi. Bir de, Sultan Muhammed devrinde Horasan'da Turşiz emîri olan Menteşe Sultan vardı ki, 1587 de Horasan'dan Kazvin üzerine yürüyen Mürşid Kulı Han'ın yanındaki emirlerden biri de o idi. Çok geçmeden han Unvanı ile anılan bu emîr 1589 (veya 1590) da Fars eyâletindeki Dârâbcird vâliliğinden azledilmiş ve maiyyeti de dağılmıştı. Bu, Şah Abbâs'ın onu da ortadan kaldıracağının bir işareti idi (SDK).

Pir Büdak: En yaygın adlardan. Bunun sebebi bence mechuldur. Muhtemel olarak bu adda kaynaklarda adı geçmeyen bir Türkmen şeyhi, (dedesi, dervişi) olmalıdır.
Pîr Budak Han Türkmen'in Pürnek obasından olup 1014 (1605) de Tebriz beglerbegisi idi; 1025 (1616) yılında Selmas yöresinde Osmanlı kumandanı Tekelü Paşa ile yaptığı savaşta hayatını kaybetti. Cesur, muktedir ve muvazeneli bir emîr olduğu anlaşılıyor36.

Bu emîr'in torunu ve Şah Bende Han'ın oğlu Pir Budak Han vardı ki, 1034 (16241625) babasının yerini almıştı37.
Mercümek-Mercimek-Sultan ( diu- iLAy. Mercümek Sultân Türkmen Musulla boyundan Emîr Han'ın oğlu idi; 1528 yılında amcası Oğlu Nöhud tarafından öldürüldü. Onun Yâdigâr Muhammed Tarhan adlı bir oğlunu tanıyoruz ki, Sâve vâlisi iken 1561'de ölmüştür. Tahmasb ile oğullan İsmâil ve Muhammed'in anaları Musullu oymağından idiler (SDK).

Nohüd Sultân: Türkler'in bu tür adları çocuklarına koydukları zikredilen bu misaller ile daha iyi anlaşılıyor: Mamafih Nohud onun lakabı idi.
Nofrüd Sultan, bundan.önce geçen Mercümek Sultan'ın amcası Ali Beg'in oğlu olup asıl adının Zülfıkâr olduğunu biliyoruz. 1528 de Bağdad vâlisi amcası İbrahim Han ile Mercümek Sultan ve diğer bazı akrabalarını öldürüp Bağdad'a hâkim olmuştu. Ancak çok, geçmeden kendisi de yine akrabaları tarafından aynı âkibete uğratıldı. Bu aile Uzun Hasan Beg'in büyük kumandanlarından Şüfî Halil Beg'in soyundan geliyor. (SDK)

Oğlan Budağı: Aynen böyle şüphesiz bir manası var, fakat bu adın manasını iyice anlayamadığımı söylemeliyim.
Oğlân Budağı Kürt asıllı Çekenî oymağından idi; 1576 da Horasan'da Habûşân vâlisi olduğu biliniyor (SDK).

Oğlan Emet: Oğlan Emet Ustacalu'nun Çavuşlu obasından; müstakbel Şah
İsmail müridlerini toplamak için Tercan'ın güneyindeki Saru Kaya'ya geldiğinde 1500 yılında bu şahsa konuk olmuştu.

Oğlân Pâşâ Begüm: Şah Tahmasb'ın yeğeni Sultan Hüseyin Mirza'nın kızı; ilk önce Sultan Muhammed'in oğlu Hamza Mirza ile sonra onun kardeşi Şah Abbâs ile evlendi38.

Oğurlu Sultân: Yaygın adlardan; Safevîlerden sonraki devirlerde de kullanılmıştır.
Oğurlu Sultân, Çepni boyundan idi; (1605-1606) yılında Gilân'daki Fümen Şehrinin vâlisi olduğunu biliyoruz.
Bir de Bayat'dan Oğurlu Sultan olduğu gibi, başka oymaklarda da aynı adda emirler
vardır (SDK)

Saru Beg: Saru da, kara kadar olmamakla beraber, ad olarak yaygınca kullanılır.
Saru Beg, Şamlu'nun Beğdili obasından olup 1032 (1623) yılında Necef şehrinin korcıbaşısı ve büyük emirlerden Zeynel Beg'in kardeşi idi (SDK).

Saru Han Beg: Âcirlu oymağından ve Şah Safî devrindeki yüzbaşılardan. Şah Abbâs devrinde bu adı taşıyan birkaç bey daha vardı.

Saru Lâçln: Şah İsmâil devrindeki (1576-1577) Ustacalu emirlerinden. Saru Lâçin az sonra kendisinden söz edilecek olan Tokmak Han'ın kardeşi idi. (SDK)

Saru Pîre: Pîre, Safevî tarikatı deyimlerinden.
Saru Pîre, Şah İsmâil'in korçıbaşılarından. Saru Pîre'nin Ustacalu'nun Şeyhlü obasından, Menteşe Sultan'ın kardeşi olduğu biliniyor. (SDK)

Sevelân (?) Kulı Beg: Aynen böyle Bundan önceki bölümde Karakoyunlu emirlerinden birinin Sevelân Beğ adını taşıdığı ve bu adın Tebriz-Erdebil arasındaki ünlü Sevelân dağından geldiği söylenmişti. Burada da bu dağın adı olabilir.
Sevelân Kulı Beg, Ustacalu'dan olup 1074 (1663-1664) yılında adı geçiyor39.

Sevendük Beg: Sevündük. Anadolu'da çok yaygın adlardan.
Sevündük Beg Afşar'dan olup Tahmasb devrinde en büyük emirlerinden idi; uzun müddet korcıbaşılık yaptığını biliyoruz. 968 (1560-1561) yılında öldüğünde yaşının doksanı geçtiği bildiriliyor (SDK).

Şâh Kulı: En yaygın ve en çok kullanılan adlardan biridir.
Bu ada misal olarak Şah Kulı Halîfe'yi zikredebiliriz. Şah Kulı Halîfe Zü'l-kadr (Dulkadır) oymağından olup merkez emirlerinden idi. Mühürdarlık vazifesi bu oymağın mensuplarına veriliyordu, Mühürdarlar Şah'ın altın zincirli mühürlerini boyunlarına takarak taşırlardı. Şah Kulı Halîfe Dulkadır'ın Kavurgalı obasından idi. Bu obanın pek kalabalık olan ana kolunun Anadolu'daki Dulkadır ülkesinin muhtelif yörelerinde yaşadığını biliyoruz. Şeyh Safıyüddin'in menkıbelerini anlatan Saffâtu's-safâ adlı eseri farsça'dan Çağatay Türkesine çevirden bir emirdir. 965 (1588) de Yaka Türkmenleri nden Ohlu («Oklu)'nun başı Aba üzerine yapılan seferde Şah Kulı Halîfe de ölen emirler arasında bulunuyordu (SDK).
Bu ada diğer bir misal olarak Kaçandan Şah Kulı Aka (yahut Beg)'yı da söyleyebiliriz. Adıgeçen Tahmasb tarafından elçilikle 961 (1554) de Kanunî'ye gönderilmişti (SDK).

Şah Virdi: Bu da çok kullanılan adlardan biridir.
Misal olarak Bayburdlu oymağından Şah Virdi anılabilir. Şah Virdi Beg Sultan Muhammed ile Şah Abbâs'ın "yasavul-ı sohbet" vazifesini başarı ile yerine getirmişti. 1023 (1614=Ud yılı) da öldüğünde vârislerine mühimce bir servet bırakmıştı (SDK).
Ustacalu'dan Şah Virdi Beg ise Derbend vâlisi idi; 1050 (1640-1641) de azledilip yeri yine Ustacalu'dan bir başkasına verildi (SDK).

Tai)ta Hân: Bu isim, şüphesiz, ağaçtan elde edilen tahtadan başkası değildir.

Tahta'nın, beg unvanı ile ilk defa 1034 (1625) yılında adı geçiyor. Sonra yükseldi ve Şah Safı devrinde Tahta Han olarak anıldı.

Tâtâr Sultân: Bu, Türkler'de kavim adlarını çocuklara konması geleneği'nin sürdürüldüğü gösteriyor.
Tâtâr Sultân, Şah Tahmasb devrinde Herât Vâlisi olan Tekelü Muhammed Han'ın oğullarından biri idi (SDK).

Tâti Oğlı: Bu ismin aslını iyice bilemiyorum. Akla bunun Kaşgarlı'daki tat, lezzet anlamındaki "tatığ" kelimesi41 ile ilgili olduğu geliyor.

Tâtı Oğlı Şah Ruh Beg 985 (1577) de merkez emîrlerinden idi; Dulkadır oymağından olduğu için mühürdarlık vazifesinde bulunuyordu. Bu emîr az sonra "han" unvanı ile anılıyor. Şahruh Han'ın Şah Tahmasb devrindeki Tatı Oğlu Ali Sultan'ın (953/1546 da Fars Vâlisi) oğlu veya torunu olduğu şüphesizdir (SDK).

Timûr yân: Safevî Türk beyleri bu adı herhalde Temür Han (daha muhtemel olarak Demür Han) şeklinde söylüyorlardı.
Timur Hân Ustacalu'nun Kengerlü obasından olup Tahmasb'ın son yıllarında Kirman vâlisi idi (SDK).
Yine Ustacalu'ya bağlı Kengerlü obasından Timur Sultan'ı tanıyoruz ki, 1002 (15931594) yılında Tâbes vâliliğine tayin edilmişti. Bu ikisi arasında bir akrabalığın söz konusu olduğu anlaşılıyor.
Aynı hükümdar devrinde İv Oğlı Tımür Hân Beg de görülüyor42.

Tokmak Han: Tokmak Han Ustacalu'dan olup Tahmasb tarafından elçilikte İstanbul'a gönderilmişti. Asıl adının Muhammedi olduğunu biliyoruz. Fakat Osmanlı tarihlerinde sadece Tokmak Han olarak tanınır. Tokmak Han dönüşünde Çukur Sa'd vâliliğine tayin edildi. Osmanlı kumandanı Lala Mustafa Paşa ile Çıldır'da savaşan (Ağustos 1578) Tokmak Han işte bu emirdir. Tokmak Han bu savaştan az sonra
ölmüştür (SDK).

Toygün Beg: Bu ismi toğan türünden bir avcı kuşun adı olarak manalandırmak, herhalde, isabetsiz değildir. Tahrir defterlerinde toygun adına rastgelindiği gibi, Osmanlı bey ve paşaları arasında da bu adı taşıyanlar görülür. Türkiye Türkçesinde Toygun ve bazan ğ'nın sadalısı ile Toykun, ak iri doğan'ın
adıdır43.

Toyğün Beg Kaçar boyuna mensup olan 958 (1551) yılında Şeki vâliliğine tayin edilmişti (SDK); hakkında daha fazla bir bilgiye sahip değiliz.

Toz Koparan: Bk. Pirî Beg.

Ulama Sultân: Ula- fiilinden- ma eki ile yapılmış bir ad olması herhalde imkânsız değildir.

Ulama: birbirine bağlı, ulanmış, eklenmiş. Ancak bu ad "ulema"nin köylümüzün ağzında almış olduğu bir şekil de olabilir. Çünkü ulama'ya ad olarak Tahrir defterlerinde, bile rast gelinemiyor. Bu sebeple bu ismin ülemâ (âlimler)dan gelmiş olması, bize göre, daha muhtemeldir.

Ulama, anayurdu Teke (Antalya) bölgesi olduğu için Tekelü denilen ve Safevî devletinin kurulmasında rol oynayan teşekküle mensup idi; İran'a gitmeden önce Teke (Antalya) bölgesindeki sipahilerden biri olduğu anlaşılıyor. Muhtemelen vâzifesinden atıldığı için Şah Kulu Baba ayaklanmasına katılmış ve onun tarafarları arasında İran'a gelmiştir; bahadırlığından dolayı kendisine "Yavuz Oğlan" deniliyordu; yükselerek Tebriz vâlisi oldu ki, onu bu mevkiye oymakdaşı ve emîrü'l-ümera Çuha Sultân getirmiş olmalıdır. Çünkü, Tahmasb'ın çok genç olmasından faydalanan Çuha Sultan, mühim mevkilere oymakdaşlarını tayin ediyordu. Fakat Tahmasb'ın Çuha Sultan ve Tekelüler aleyhine açıkça cephe alması ve Tekelü'yü büyük bir felâkete uğratması (937/1531), Ulama'nın ağırına gidip 937 (1531)'de Tahmasb'a isyah etmiş ve sonra. Osmanlı devletine sığınmıştı. Irakeyn seferi onun teşvikleri neticesinde açılmıştı. Ulama Paşa sonra Bosna beylerbeyisi olmuş ve 953 (1548-1549) de Yanova muharebesinde şehid düşmüştür. Oğlu İskender beğ sancak beyliği yapmış ve torunu Mehmet Çelebi de zeâmete tasarruf etmiştir. Mehmed Çelebi Gayreti mahlası ile şiirler yazmış ise de genç yaşında hayata veda etmiştir (SDK).

Ülâş Beğ: Bu adın Ula- fiilinden yapılmış fiil ismi olması mümkündür ula-ş: ulaşma, erişme. Ulas-ulasma-fıilinden emîr kipinin ikinci teklik şeklinde olabilir.
Ulaş Beğ Çaldıran savaşında Safevî ordusunun sol kol kuvvetleri kumandanı olan Ustacalu Muhammed Han'ın kardeşlerinden; onun hakkında daha fazla bilgiye sahip değiliz (SDK).

Ulu Uüm Sultân: Şah Abbâs devrindeki emirlerden; Şamlu'nun Hüdabendelû (Harbendelü) obasından idi (SDK).

Uluğ Hân Beğ: 1522 yılında Sa'dlu oymağının başında bulunuyor ve Çukur Sa'd'da (Erivan bölgesi) yaşıyordu (SDK).

Ürkmez Sultân: Nâdir sayılmayacak adlardan biridir.

Ürkmez Sultan Zü'l-kadr (Dulkadır)'dan olup Şah Tahmasb, Ulama ile işbirliği yaptığı ithamı ile onu 1530 (veya 1531) yılında öldürttü (SDK).

Yaraş Beg: Eğer böyle ise yara-fiilinden ş. eki ile yapılmış bir isim olabilirdi. Fakat eserlerde böyle bir isim görülemedi. Emîr kipinden teklik ikinci şahıs şekli, belki, olabilir. Böyle ise "uygun ol, layık ol" manasına gelir.
Yaraş Beg Şah İsmâil devrindeki Rumlu Nûr Ali Halıfe'nin yanındaki emirlerden biri idi. (SDK); hakkında daha fazla birşey bilmiyoruz.

Yeğen Sultan: Bu, hiç şüphesiz şimdi de kullanılan kardeş çocuğu
demek olan kelime olmalıdır. Yeğen Sultan devletin kuruluşuna katılmış Tekelü beylerinden biri idi (SDK).

Yeğen Şah Kulı Sultân: Tahmasb devrindeki Herât valilerinden;
Şamlu'dan idi. Abbâs'ı tahta geçiren Mürşıd Kulı Han'ın bu emırin oğlu olduğunu biliyoruz. Müvverrih Türkmen İskender Beg bu emîr için: "isâbetli düşünen akıllı bir Türk idi" demektedir (SDK).

Yöl Kulı Beg: Buradaki yol, anlaşılacağı üzere tarikatın yolu, yani kaideleri, ve erkânı manasındadır.
Yol Kul, Beg Dulkadır boyunun Hacılar obasına mensup idi. Şah Tahmasb devrinde ilk önce kapu ağası sonra da devlet erkânından oldu. 775 (1567-1568) de vefat etti (SDK).

Kaynakça
Kitap: TURK DEVLETLERİ TARİHİNDE ŞAHIS ADLARI I
Yazar: Faruk SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Safevi İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir