Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Şah İsmail ve Sultan Muhammed Devirleri (1576 - 1587)

Burada Safevi İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Şah İsmail ve Sultan Muhammed Devirleri (1576 - 1587)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 20:32

ŞAH İSMAİL VE SULTAN MUHAMMED DEVİRLERİ (984 — 995 = 1576 - 1587)

Tahmas b'dan sonra şahlığa kimin geçirileceği hususunda emirler arasında başgösteren ihtilaf adı geçen hükümdarın ölümünden takriben iki yıl önce, geçirdiği ağır bir hastalık esnasında başlamıştı. Devletin sağlam direği olarak vasıflanan Ustacalu oymağı emirleri, başta Yüzbaşı Hasan Beğ oğlu Hüseyin B eğ, Menteşe Sultan'ın torunu Sofracı Murad Han, Okçu korucu Piri Beğ (Koçulu obasından), Emir ahur başı Koyuncuoğlu (?) Muhammed Beğ, İcik Oğlu Allah Kulu Sultan olmak üzere, Tahmasb'ın oğullarından Haydar'ın babasına halef olmasını istiyorlardı. Başlarında Tahmasb'ın Emmoğlu dediği Masum Beğ'in oğlu Sadreddin Han'ın bulunduğu Şeyhavend zümresi (yani hanedanın diğer kollarına mensup şahıslar) ile Gürcüler"den Ali Han ve Zal Beğ de Ustacaluların yanında yer almışlardı. Bu sonuncular yani Gürcüler Haydar'ın anası tarafından akrabası idiler. Hanedan mensuplarından Haydar'ın öz kardeşi Mustafa, Behram Mirza'nın (Tahmasb'ın kardeşi) oğullarından İbrahim de Ustacalular'ın isteğini paylaşıyorlardı. Buna karşılık Halifetü'l-hülefa Rumlu Hüseyin Kulu, Afşar Aslan Sultan (Araşlu obasından), Türkmen Haydar Sultan-ı Çabuk (Musullu obasından), Tahmasb'ın görüşlerine değer verip çok sevdiği kızı Perihan ve Peri Han'ın dayısı Çerkeş Şemhal Sultan da İsmail Mirza'nın taraftarlığını güdüyorlardı. Bunlardan bazıları da İsmail'in tarafdarı olmaktan ziyade Haydar'ın hükümdar olmasını istemiyorlardı. Bunlar kendilerine Şahı Seven deyip, Haydar taraftarlarını nankörlük ve gaddarlık ile itham ederek onlara «İki birlu» adını adını veriyorlardı. İyileştikten sonra bu ihtilaftan haberdar olan Tahmasb, hangi tarafı tuttuğunu açıkça belli etmeyi uygun bulmadı. Böylece ne Haydar'ı yanından uzaklaştırdı, ne de 964 yılından beri hapiste bulunan İsmail Mirza'yı serbest bıraktırdı. Tahmasb ölür ölmez (15 Safer 984 = 14 Mayıs 1576) iki taraf arasında mücadele başladı ve bu, İsmail Mirza taraftarlarının galebesi ile sonuçlandı. Ustacalılar müstesna olmak üzere diğer bütün oymakların İsmail Mirza'yı tutmalarında yalnız adı geçen şehzadenin, Haydar'ın aksine olarak, cesur bir harp adamı olması, uzun yıllar (ondokuz yıl, altı ay, yirmi bir gün) Kahkaha kalesinde hapsedilmiş bulunmasının meydana getirdiği acıma duygusunun değil, aynı zamanda Ustacalu oymağının nüfuzunu kırmak isteği de mühim bir amil olmuştur. Ancak Ustacalular'ın mücadeleyi kaybetmeleri, kendi hatalı hareketlerinden ileri gelmiştir.

Safevi müverrihleri, oğullarının yaşça ikincisi ve aynı zamanda olayların da gösterdiği gibi en kabiliyetlisi olan İsmail Mirza'yı babasının niçin müebbeden hapse mahkum ettiğinin gerçek sebebini bize bildirmezler. Bu müverrihler arasında en tafsilatlı ve en değerli bilgileri veren Türkmen İskender Beğ bile Tahmasb'ın oğlunu devletin selameti için hapsettirdiğini yazmakla iktifa eder. Ancak söylemek mümkün olabilir ki, Tahmasb, oğlunun şahsi kabiliyetlerine dayanıp, Kızilbaşlar tarafından sevilmesine güvenerek tahtı babasının elinden almayı düşündüğünü gizlice öğrenmiş olmasından hapsetmiştir. İsmail Mirza Safevi devrinde veya daha sonraları İran'dan Türkiye'ye gelmiş halk hikayelerinde de geçen Kahkaha (Tebriz'in kuzey doğusunda, Karaca Dağda bulunan) kalesinden çıkıp her konakta kendisini sevinçle karşılayan tarafdarları ile birlikte başkent Kazvin'e girdi (Rebiyyüevvel 984 = Haziran 1576). Hükümdarlığının ilk günlerinde, Haydar'ın taraftarlarına bile sevgi ve şefkatle muamele etti; fakat çok geçmeden hakiki çehresini gösterdi. Şah İsmail huzur içinde hükümdarlık edebilmek, tasavvurlarını kaygısızca uygulayabilmek için hanedan azasından pek çoğunu öldürttü. Cellad-Zık görevinin çoğunu Şamhal Han'ın «gök gözlü Çerkeşler'i» yaptılar. İsmail Mirza şahlığa geçmesinde en mühim rolü oynamış bulunan Rumlu Halifetü'l - hülefa Hüseyin Kulu'nun da gözlerine mil çektirerek onu Meşhed?de oturmağa mecbur etti. Mamafih ona karşı yaptığı bu muamele de, yalnız hükümdarlığında amil olmuş bulunan bu adam karşısında duymakta olduğu aşağılık duygusundan kurtulmak hususu ile değil, aklına ve Kazvin deki on bin halifeye güvenen Hüseyin Kulu'nun bazı ha-talı hareketleri de amil olmuştu. Dürüst bir Türk olan Deli Budak başta olmak üzere Rumlu emirleri Halifet ü'l-hülefa'nın uğradığı felaketten dolayı gözden düşmediler. Öyle bir hava yaratılmıştı ki, aile ve oymak tesanüt ve taassubuna son derecede bağlı olan emirler Şah İsmail'in aleyhdarlığında bulunmuş, yahut onun tarafından sevilmeyen veya teveccühünü kaybetmiş olan kendi akraba ve oymakdaşlarını da merhametsizce öldürmekte idiler. Tabii bunda şahsi veya ailevi düşmanlık da rol oynamakta, hükümdar aleyhdarlığı bahane edilmekte idi. Ustacalular asıl felakete İsmail'in tahta geçmesinden sonra uğradılar. İsmail daha henüz yolda iken, dirlik bölgeleri Gilandan Kazvin'e gelen Solak Hüseyin ve Erdoğdu Halife gibi Tekelü beğleri, Tahmasb zamanında geçirdikleri felaketlerden Ustacalular'ı sorumlu gördüklerinden onlardan intikam almağa kalktılar. Her ikisi başlarına 1500'e yakın oymakdaşlarını toplayıp Kazvirtde bulunan Allah Kulu Sultan ile oğullarını, hatta İsmail'in tarafdarı olarak tanınan yine Ustacaludan Pire Muhammed Han'ın oğlu Ali Han Beğ başta olmak üzere, birçok Ustacalular'ı öldürüp, evlerini korkunç bir şekilde yağmaladılar. Huvar'daki Türkmen Emir Han da Vera-mirfde, dirliğinde yaşıyan Haydar tarafdarı Ustacalu Koçulu obasından) Piri Beğ'i öldürdü. İsmail Kazvin'e gelip iktidarı eline aldıktan sonra Haydar tarafdarlarının başı Yüzbaşı Hüseyin Beğ, muvakkaten hapsedildi ise de, kardeşleri Fethullah Beğ, Şah Kulu Beğ, Nazar Ali Beğ, Şah Verdi Beğ'e aman verilmeyip aynı oymaktan Murad Han (Kengerlü obasından) vasıtasiyle öldürüldüler. Tahmasb zamanında elçilik ile İstanbul'a gönderilip henüz dönmemiş olan Tokmak Han'ın, kardeşleri Saru Laçin ve Allah Kulu Beğ, amca oğulları Aygut Mirza (? oğlu) Ebu Turab Mirza tarafından aynı akibete uğratıldılar. Bunu Her at valisi Yeğen (?oğlu) Şah Kulu Sultan'ın öldürülmesi takip etti. Şah Kulu Sultan isabetli düşünen, akıllı bir Türk idi. Kendisi şahına muti bir emir olarak Kazvin'den gelecek emre intizar ediyordu. Ustacalular'a karşı yapılan katil hareketlerinin müsamaha ile karşılandığını gören Ferah valisi Afşar Hüseyin Sultan, Şah Kulu Sultan'ı öldürüp evini yağmaladı.

Herat'tan ayrılan Ustacalular'ın bir kısmı Şah Kulu Sultan'ın oğlu Serahs valisi İbrahim Sultan'ın yanma gittiler, bir kısmı da Kazvin'e yollandılar. Ustacalular, toptan öldürülmek kaygısı ile mukavemet göstermeyip kadere boyun eğiyorlardı. Şah İsmail, Herat'a Şamlu Durmuş Han'ın torunu Hüseyin Beğ'in oğlu Mirza Ali Beğ'i göndererek Şah Kulu Sultan'ın öldürülmesini de müsamaha ile karşıladı.

Onun bu hareketi merkezde bulunan Ustacalu emirlerini derin bir kaygıya düşürdü. Hele elçilik ile gittiği İstanbul'dan dönen Tokmak Han'ın yeni hükümdardan iltifat görmeyerek dirliği olan Çukur Sad vilayetinin kardeşlerini öldüren amcası oğlu Ebu Turab'a verilmesi, Tiflis'ten sadakatini isbat ve hükümdarlığını tebrik için gelen Karınca Oğlu Şah Kulu Sultan'ın da aynı muameleye maruz kalması üzerine kendilerini affettirmek maksadı ile sofuluğu ihtiyar edip toplu bir halde hükümdarın sarayı önünde yatıp kalkmağa başladılar. Bunlara, oymak tesanüdü duygusu ve hareketinin hükümdar üzerinde müessir olacağı düşüncesi ile İsmail'in katında itibarlı bir mevkie nail olmuş bulunan, Pire Muhammed Han da katıldı. Fakat bu tedbirin de bir faydası görülmedi. Affedilinceye kadar sofuluk yolunu bırakmamağa söz vermiş bulunan Ustacalu emirleri, mükellef gölgelikler altında altın kaplar içinde birbirlerine ziyafet çektiklerinden gülünç bir duruma bile düştüler. Şah'ın buyruğu ile üzerlerine üşüşen ve mallarını yağmalayan halkın önünüden kaçıp evlerine dönmek zorunda kaldılar. İsmail Ustacalular'ı, ancak kardeşlerinden Mustafa Sultan'ı onlara öldürttükten sonra affetti. Hatta kendisi Pire Muhammed Han'ın güveyisi olduğu gibi, eski Herat valisi Yeğen Şah Kulu Sultan'ın oğullan İbrahim Sultan ile Mürşid Kulu Sultan'da Kazvin ve Siistan valiliklerine tayin edildiler. Tokmak Han'a Çukur Sa'd valiliği geri verildikten başka, hükümet merkezinde vezir ile birlikte devlet işlerini yürütmekle görevlendirildi. Bu suretle Ustacalular geçirdikleri tecrübelerden faydalanarak maruz kaldıkları muameleyi mutavaatkar ve soğuk kanlı bir tutumla karşılayıp korkunç bir felakete uğramaktan kurtulup, itibarlı bir duruma yükselmeye başladılar.

İsmail Mirza, Tekelüler'e eski itibarlarını iade etmişti. Fakat onların sayısı eskisine nisbetle çok az idi. İsmail, teyze zadesi Şerefeddin Oğlu Müseyyib Han'a geliri bol olan Reyy valiliğini ikta ettiği gibi, yine Tekelü'derı Solak Hüseyin'e ve Erdoğdu Halife'ye de münasip dirlikler verdi. Erdoğdu Halife, Müseyyib Han ile birlikte merkez emirleri arasında yer aldı. Fakat sonra açık kalpliliği yüzünden İsmail'in gazabına uğradı ki, buna biraz aşağıda temas edilecektir.

II. İsmail zamanında yükselen oymaklardan biri de Türkmenler idi. Türkmenler'in eskisine nisbetle daha itibarlı bir mevki kazanmaları İsmail'in taraftarlarından olmalarıdır. Onların İsmail'i tutmaları ise gayet tabii idi. Çünkü, evvelce belirtildiği gibi, adı geçen Safevi hükümdarının annesi Türkmen Musullu obasından İsa Beğ'in kızı idi. Türkmen oymağının çoğu bu esnada Acem Irakı'nda bilhassa Kum ve Save taraflarında yaşıyordu. Onların ulu beğleri, yani Aksakal'ı Musullu Emir Han olup merkezdeki emirlerin başı idi. Şah İsmail diğer bir Türkmen emiri, Murtaza Kulu Han'ı da (Pürnek obasından) zengin gelirli, aynı zamanda Şii aleminin en mukaddes şehirlerinden Meşhed'e vali tayin etmişti.

Afşarlar'ın büyük emirleri Halil Han da, valisi olduğu Kuh Giluye'de değil, devlet merkezinde bulunuyordu. Zu'l-kadr'a gelince bu oymağın beğlerinden Kalkancı Oğlu Veli Han İsmail'in en güvendiği emirlerden biri idi. Hatta İsmail yeni doğmuş olan ve Şah Şüca' adını verdiği oğluna Veli Han'ı atabeğ tayin etmişti.

II. İsmail zikredildiği gibi, Ustacalular'a ve Şamlular'a eski itibarlarını iade ederek dört oymak arasında muvazene kurdu. Türkmenler ile Tekelüler, Ustacalular ile Şamlular'a karşı ittifak etmişlerdi.

Bir Safevi hükümdarı olarak II. İsmail üzerinde durulması gereken husus, onun Şiiliği daha mutedil bir hale getirmek ve Sünniliği müsamaha ile karşılamak görüşünde olmasıdır. İsmail her iki mezhep mensuplarının bir arada yaşamalarını istiyordu. Kendisi Hz. Aişe'nin lanetlenmesini doğru bulmuyor ve bu düşüncesini meclislerinde hazır bulunanlara bazan açık, bazan da kapalı bir şekilde ifade ediyordu.

Bu meclislerden birinde halifetü'l-hülefalığa getirdiği Bulgar Halife'ye (şüphesiz Anadolulu) Hz. Aişe'nin lanetlenmesi ile ilgili olarak düşüncesini sormuş, o da:

"küfür etmek haramdır, amma lanet etmek, işi Allah'a havale etmek demektir ve bunda da bir mahzur yoktur» cevabım vermişti.

Bunun üzerine, «sen saf bir Türksün, sana bunu kim öğretti?» diye soran hükümdara:

«Merhum Şah Tahmasb zamanında ulemadan duydum» karşılığını vermiş ise de bunun gerçek olmadığının söylenmesi üzerine Bulgar Halife azledilmekle kalmıyarak koruculardan yediği tekmeler yüzünden üç ay yatakta yatmak mecburiyetinde kalmıştı. Bulgar Halife'nin mevkii Ustacalu'dan Dede Halife'ye verildi. Şah İsmail lanetlemeyi yasakladı. Müfrit Şii alimlerini ordasından (karargah) uzaklaştırdı. Aşere-i mübeşşere'ye hiç bir zaman ilenmemiş olan bir çok Kazvinli'ye nezir olarak para dağıttırdı. Camilerin duvar ve kapılarına yazılmış olan aşikane şiirleri sildirtti. İsmail'in bu hareketleri halk arasında tepki ile karşılandı ve onun Sünniliğe meyli olduğu zannını uyandırdı. Fakat ulema ve ümeradan aklı erenler buna ihtimal vermediler ve bu, «olsa olsa iki mezhep taraftarlarını birbirine yaklaştırmak ve aradaki münafereti ortadan kaldırmak hususu ile ilgilidir» dediler.

Ümeranın bu iyi niyetli sözleri İsmail'e:

«Türkmen ve Tekelü seni halledip yerine yeğenin Hasan Mirza'yı geçirecekler» şeklinde aksettirildi. Bundan dolayı da hükümdarın Tekelü ve Türkmenler'e güveni azaldı (Tekelü Erdoğdu Halife tevkif edilmişti) ve bu, Ustacalular'ın itibarlarının artmasına, Hasan Mirza'nın da ortadan kaldırılmasına sebep oldu. İsmail Sünni alimlerden verdiği vaazlar ile, halkın düşmanlığını kazanmış olan Mirza Mahdum Şerifi'yi hapsettirerek dedikoduya tamamiyle son verdi. Bu hadise Şiiliğin İran'da halk kütlesi arasında kuvvetle kökleşmiş olduğunu açıkça meydana koymuştu ki, seksen yıldan fazla bir zaman ve iki neslin geçmesi ile bunu tabii bulmak lazımdır. Fakat az sonra İsmail'in mahbubu Helvacı Oğlu Hasan Beğ'in evinde ani olarak ölmesi (13 Ramazan 985 =) sadece fazla miktarda afyon alması ile ilgilidir.

İsmail'in beklenmiyen ölümü üzerine büyük emirler toplandılar. Bunlar Türkmen Emir Han, Tekelü Müseyyib Han, Ustacdlu Pire Muhammed Han, Şamlu Hüseyin Han (Durmuş Han'ın torunu), Afşar Halil Han, Zulkadr Kalkancı Oğlu Veli Sultan ve diğerleri idiler. Toplantıda, vezir Selman ve Afşar Halil Han'ın teşebbüs ve teklifleri üzerine Türkmen ve Tekelüler ile Ustacalular ve Şamlular arasında kan davası için mücadeleye meydan verilmemesi kararlaştırıldı. Türkmen ve Tekelüler İsmail'in taraftarlığını güderek, görmüş olduğumuz gibi Ustacalu ve Şamlular dan bir çoklarını öldürmüş olmaları sebebi ile, onların «kanlusu» idiler. Bu suretle emirler oymaklarının başı (aksakal = rişsefid) olarak devletin selameti için oymak taassubu güdülmeyeceği hususunda and içtiler. Bundan sonra tahta kimin geçirileceği meselesi müzakere edilerek Tahmasb'ın en büyük oğlu Muhammed'in şah ilan edilmesi üzerinde görüş birliğine vardılar. Zulkadr Veli Han, atabeği bulunduğu İsmail'in sekiz aylık oğlunun tahta çıkarılması lazımgeldiğini müdafaa etti ise de sözleri istihza ile karşılandı.

Şah ilan edilen Sultan Muhammed'in geçirdiği bir hastalık yüzünden gözleri görmüyordu. Diğer taraftan, Tahmasb'ın bu en büyük oğlu, çok zayıf bir şahsiyetti. Emirler Sultan Muhammed'i tahta çıkarmağa karar verirken bu hususu tabii dikkat nazarına almışlardı. Fazla olarak büyük emirler arasında sözü geçen Türkmen Emir Han ve Tekelü Müseyyib Han da Sultan Muhammed'in anası tarafından hısımları idiler. Emirlerden yalnız Kalhancı Oğlu (Kalkancı Oğlu) Zu'l-kadr Veli Han evvelce Şiraz'da Sultan Muhammed'e iyi muamele etmediğinden bertaraf edildi. Yeri mühürdarlık memuriyeti ile birlikte Tatı Oğlu Şah Beğ'e verildi. Emirlerden her birinin kendi oymağının başı (aksakal) olması ve aynı oymağa mensup diğer beğlerin onun buyruğa altında bulunmaları kararlaştırıldı. Böylece Emir Han Türkmenler' in, Pire Muhammed Han Ustacalu'nun, Müseyyib Han Tekelü'nün, Korucu Başı Kulu Beğ Afşar'ın, Şah Ruh Han Zu'l-kadr'ın, Sultan Hüseyin Han Şamlu'nun başı olarak kabul ve ilan edildiler. II. İsmail tarafından gözlerine mil çekilmiş olan Hüseyin Kulu yeniden halifetü'l-hulefalık mevkiine getirildiği gibi, kendi oymağı olan Rumlular'ın da aksakal'ı sayıldı. Buna muvazi olarak eyalet ve vilayetlere tayinler yapılıyordu. Emir Han'a Tebriz eyaleti verildi ve İsmail Sultan, Şah Kulu Sultan adlı kardeşleri ile oğlu Murad'a ve akrabasından İbrahim Sultan-ı piyade'ye de Azerbaycan'da dirlik tahsis edildi. Yine Emir Han'ın akrabasından Muhammed Han'a Kaşan, Çabuk (oğlu) Haydar Sultan'a Kum, Tarhan oğlu Ebu'l-Masum Sultan'a Save valilikleri verildiği gibi, yine Türkmen' den Murtaza Kulu Han da (Pürnek) eskisi gibi Meşhed valiliğinde bırakıldı. Şu tayinlere göre Türkmenler devletin siyasi ve askeri teşkilatında daha itibarlı bir mevkiye yükseldiler. Bu husus, Türkmen oymağının Emir Han ve Murtaza Kulu Han gibi, zamanlarına göre kuvvetli şahsiyetler çıkarması, Türkmen beylerinin şahların başta gelen akrabalarım teşkil etmeleri yanında, Doğu-Anadolu'daki Ak-Koyunlu Ulusu kalıntısından (Boz Ulus) yeni obaların gelmesi ile de ilgili olabilir.

Türkmen oymağının müttefiki meşhur Tekelüler'e gelince, onlara da oymaklarının nüfusu o kadar nazar-ı itibare alınmayarak mühim valilikler verildi. Şah'ın teyzesinin oğlu Tekelü Müseyyib Han Reyy, Veli Han Hemedan valisi oldukları gibi, serbest bırakılan Erdoğdu Halife'ye de Şirvan'da dirlik verildi.
Rumlu'ya gelince Aras Han Şirvan emirü'l-ümeralığı-na tayin edildikten başka yine adı geçen oymaklardan bir çokları da aynı bölgede dirliklere nail oldular. Yine Rumlu'dan Deli Budak Hoy valiliğine gönderildi.

Kaçarlar'dan yalnız İmam Kulu Han'ın adı geçiyor. Kendisi Kaçar'ın Yıva (yahut Yuva) obasından idi. İmam Kulu Han, Kaçar oymağının yurdu olan Karabağ emir Ü'lümeralığına tayin edildi. Karabağda Kaçar oymağından başka İğirmi Dört, Otuz İki adlı teşekküller ile Karamanlu oymağı da yaşamakta idi. Kaçar oymağının asıl boy beği ailesini teşkil eden Ziyad Oğulları da İmam Kulu Han'ın buyruğu altına konuldular.

Ustacalular' dan Pire Muhammed Han'a Tarım, Halhal ve bunlara yakın diğer bazı yerlerin, Tokmak Muhammedi Sultan'a eskisi gibi Çukur Sad, Yeğen Şah Kulu Sultan'ın oğulları Mürşid Kulu Han'a Horasan'da Baherz ve diğer bazı yerlerin, kardeşi İbrahim Sultan'a İsferayin, Sofu Oğlu Mahmud'a Turşiz, Çarhacı başı Veli Han'a yine Horasan'da Hvaf valilikleri verildi.

Şamlu'dan Sultan Hüseyin Han Kazvin, oğlu Ali Kulu Han Herat valiliğine tayin edildiler. Bunlardan başka Ağzı Var Han'ın oğlu Ebu'l-Feth Han, Hoş Haber Han (asıl adı İskender) da yine Herat'a komşu Kusuye ve Guriyanda dirliğe sahip oldular. Şamlu emirlerinden bir kısmı da adı geçen Herat valisi Ali Kulu Han'ın maiyyetinde bulunuyordu. Acar'dan Korucu Başı Kulu Beğ'den başka akrabası Veli Han, eskisi gibi Kirman ve Halil Han da Kuh Giluye valiliğinde kaldılar.

Zu'lkadr'a gelince, bunlara da mühim memuriyetler verildiğini görüyoruz. Mühürdar Tatı Oğlu Şah Ruh Han'a Savuç Bulak ve, Simnan Tebbet Oğlu Şah Kulu Sultan'a, Esterabad Muhammed Han'a (Hacılar obasından, İbrahim Han'ın yeğeni) verildiği gibi, Dulkadırluların devletin kuruluşundan beri yurtları olan Fars'ın idaresi de yine onlara mensup diğer beğler arasında üleştirildi.

Yukarıda söylendiği gibi Sultan Muhammed Hüdabende'nin gözleri görmüyordu. Fazla olarak şahsiyeti de son derecede zayıf idi. Bundan dolayı, büyük emirler söz verdikleri halde, oymaklar arasındaki kıskançlık ve husumet devam ediyordu. Yine eskisi gibi Türkmen ile Tekelü, Ustacalu ile Şamlu yekdiğerine karşı ittifak etmişlerdi. Bu durumdan ilk önce Harizm hükümdarı Özbek Celal Han istifade etmek isteyerek harekete geçti ise de Meşhed beğlerbeğisi Türkmen Murtaza Kulu Han (Pürnek obasından) tarafından yenilip öldürüldü. Savaşta Ustacalular'ın yiğitlik göstermeleri ve Celal Han'ı bizzat Ustacalu Emet Beğ'in tutsak alması, Türkmenler'in kıskançlığına sebeb oldu. Bu savaş esnasında yanında Şah Muhammed'in oğullarından Abbas Mirza'nın bulunduğu Herat beğlerbeğisi Şamlu Ali Kulu Han'ın da Murtaza Kulu Han'ın yardımına gelmemesi, oymaklar arasında yeniden alevlenmiş olan oymak taassubu ile ilgilidir.

Safeviler'in büyük batı komşuları Osmanlılar'a gelince, onlar Kızılbaşlar'ın içinde bulundukları durumu her zaman ele geçmez bir fırsat saydılar. III. Murad vakit geçirmeden, bir takım bahaneler ile barışı bozdu (985 yılı Şevval = 1578 Ocak).

Harekat serhad beğleri'nin Hoy, Selmas ve Urmiye yörelerine hucumları ile başladı. Hubuşlu A Hüseyin Sultan ve Rumlu Mahmud Sultan mağlup oldular. Tahmasb'ın Arab atlarından müteşekkil yılkısının çoğu da (on bine yakın) Osmanlı beğlerinin eline geçti. Tebriz'e yeni gelmiş olan Türkmen Emir Han, kalabalık bir kuvvetle zap-tedilen yerleri geri almak istedi ise de muvaffak olamadı. Şirvanşahlar hanedanından Ebubekr Mirza eski Şirvan askerlerinin nesli olan Kara Börk ile Lezgi kavminden asker toplayarak harekete geçti. Vezir Lala Mustafa Paşa kumandasındaki kalabalık Osmanlı ordusu Ağustos (1578) başlarında Ardahan taraflarında göründü. Bu husus Serdar Mustafa Paşa'nın gayet haklı olarak ilk önce Gürcistan'ı fethetmek kararında olduğunu gösteriyor. Safeviler'in, başşehri Erivan olan Çukur Sa'd beğlerbeğisi Ustacalu Tokmak Muhammedi Han Osmanlılar'ın, (hakimlerinin çoğu Safeviler'in tabiiyetini kabul etmiş bulunan) Gürcistan'ın Osmanlılar tarafından fethine seyirci kalamayacağını Kazvin'e bildirmiş ve oradan Karabağ beğlerbeğisi Kaçar İmam Kulu Han, Azerbaycan beğlerbeğisi Türkmen Emir Han (Mu-sullu obasından) ile birleşerek duruma göre hareket edilmesi, veliahd Hamza Mirza'nın Irak (Acem), Fars ve Kirman askeri ile geleceği cevabını almıştı. Karabağ beğlerbeğisi Kaçar imam Kulu Han, askeri ile Muhammedi Han'a katıldığı halde Emir Han, Türkmen ve Ustacalular arasındaki husumetten ve Ustacalu emirlerinin temayüz etmelerini istemediğinden Tebriz'de oturarak duruma seyirci kaldı. Buna rağmen Tokmak Muhammedi Han, Kaçar imam Kulu Han ile birlikte, iskender Beğ'e göre onbeş bin kişilik veya bir kaç bin fazla) bir kuvvetle Çıldır'da sayıca çok üstün bir orduya sahip olan Lala Paşa'nın karşısına çıktı ise de, yapılan savaşta yenildi (Cumade-lahire 986 = Ağustos 1578). Fakat Kızılbaş ordusu, çok defa olduğu gibi, gerçekten yiğitçe savaşmış, elinden geleni yapmıştı. Çıldır savaşı Tiflis başta olmak üzere Gürcistan'ın bir kısmının fethini ve Gürcü kırallarından bazılarının Osmanlı tabiiyyetine girmelerini sağladı. Bundan sonra Osmanlı ordusu Şirvan üzerine yürüdü, büyük güçlükler çekilerek Şirvan'da Kanık ırmağı kıyılarına gelindiğinde Türkmen Emir Han, Kaçar İmam Kulu Han ve diğer Safevi emirlerinin kuvvetleri ile karşılaşıldı ise de Safeviler Koyun geçidi'nde yenildiler. Emir Han Tebriz'e döndü. Şirvan beğlerbeğisi Rumlu Aras Han'a gelince, o tek başına Lala Paşa'ya mukavemet edemiyeceğini anlıyarak Şirvan'ı tahliye edip Kür kıyısına çekildi. Demirkapı'ya kadar Şirvan'ı fetheden Osmanlı veziri, maiyyetindeki emirlerden Özdemir oğlu Osman Paşa'yı vezirlikle Şirvan ve Kaytas Beğ'i Ereş beğlerbeğiliğine tayin ettikten sonra Erzurum'a dönmek için yola çıktı. Tiflis'ten itibaren bilhassa müttefik Gürcü ve Kızılbaş kuvvetlerinin baskınları sebebi ile güçlükler çekilerek Erzurum'a gelindi (Ramazan 986 = Kasım 1578). Sefer gayesine ulaşmış ve Gürcistan'ın mühim bir kısmı ile Şirvan Osmanlı hakimiyetine sokulmuştu. Ancak buraları elde tutabilmek için daha pek çok gayret sarfetmek icabediyordu. Gerçekten Mustafa Paşa döner dönmez Safeviler"in eski Şirvan beğlerbeğisi Rumlu Aras Han, diğer bazı Rumlu beğleri ile Tekelü Erdoğdu Halife vesair emirleri maiyyetine alarak Osman Paşa ile savaşmaya hazırlandığı gibi, Kaçar imam Kulu Han da Kaytas Paş a'nın üzerine yürüdü. İmam Kulu Han, Osmanlı paşasını Ereş kalesi dışında yendi. Kaytas Paşa ve kumandasındaki askerin çoğu savaş meydanında kaldı. Aras Han'a gelince Şemahi'yi üstün kuvvetler ile kuşattı. Osman Paşa şehri bütün gücü ile müdafaa ediyordu. Kuşatmanın başarı ile neticelenmesi muhtemeldi. Bereket versin yardıma memur edilen Kinm'lı Kalgay adil Giray'ın öncü askerinin yetişmesi durumu düzelttiği gibi, yapılan savaş Aras Han'ın ağır bir şekilde mağlup edilmesi ve kendisinin de tutsak alınması ile sona erdi. Savaşta pek çok Kızılbaş askeri ile yedi emir ölmüştü. Aras Han'ın oğulları, Er Doğdu Halife ile birlikte kaçmağa muvaffak oldular ise de Aras Han'ın ordasının bulunduğu Salyan' da Kırım askerinin hücumuna dayanamayıp dağıldılar. Adil Giray'ın askeri pek çok tutsak ve ganimet ele geçirdi. Böylece birbiri arkasından ağır darbeler yiyen Rumlu oymağı acınacak bir duruma düştü. Vezir Selman'ın az sonra Şemahi'yi kuşatması esnasında da Aras Han'ın diğer bazı Kızılbaş emirleri ile birlikte öldürülmesi (Ramazan 986 = Kasım 1578) onların felaketlerini bir kat daha artırdı. Vezir Selman müteakiben adil Giray'ı mağlup ve esir ettikten sonra Demirkapiya çekilmiş olan Osman Paşa'nın üzerine yürümeyip Emir Han, Tekelü Müseyyib Han, Ustacalu Pire Muhammed Han, Korucu Başı Afşar Kulu Beğ'in istekleri üzerine geri döndü.

Kaynakça
Kitap: SAFEVİ DEVLETİNİN KURULUŞU VE GELİŞMESİNDE ANADOLU TÜRKLERİNİN ROLÜ
Yazar: Faruk SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ŞAH İSMAİL VE SULTAN MUHAMMED DEVİRLERİ (1576 - 1587)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 20:33

Şirvan'a Esterabad valisi Zül-kadr Muhammed Halife (Hacılar obasından) tayin edildi. Hükümet merkezi Kazvin'e dönüldüğü zaman vuku bulan olaylar devlet otoritesinin daha fazla zayıflamasına yol açtı. Filhakika Muhammed'in her bakımdan zavallı bir şahsiyet olması, oğullarının henüz çocuk yaşta bulunmaları, karısını devlet işlerind» söz sahibi yapmıştı. Şah Tahmasb zamanındaki Mazerıderan emirlerinden Abdullah'ın kızı olan bu kadın akıllı, cesur, fakat o nisbette muhteris, sert mizaçlı ve hissi idi. Emirlere kendisini saydıramadığı gibi, onların kuvvetini kırmak dirayetini de gösterememişti. Emirlerin Osman Paşa'yı Şiruan'dan. tamamen çıkaracakları yerde adil Giray'a karşı kazandıkları muvaffakiyet ile iktifa edip geri dönmeleri Mehdi Ulya Beğim'in haklı olarak onları acı bir şekilde tenkit etmesine sebep olmuştu.

Kazvin'e dönüldükten sonra Melike, Ustacalu Pire Muhammed ve Şamlu Korhmaz (Korkmaz) Han kumandasındaki bir kuvveti sırf babasının kanını almak için Mazenderan hakimi Mirza Han'ın üzerine gönderdi. Kuşatmanın uzadığını görünce de adı geçen emirler Mühürdar Zulkadr Şah Ruh Han ile takviye edildi. Bu emirler, hayatına dokunulmayacağı hususunda andlar içip kendilerini kefil göstererek Mirza Han'ı kaleden indirdiler ve Kazvin'e getirdiler. Fakat, Melike, emirlerin sözlerine ehemmiyet vermiyerek Mazenderan hakimini öldürttü. Bu hadise esasen devlet işlerine burnunu soktuğu ve her buyruğunu yaptırmak istediğinden ötürü kendisinden hoşlanmıyan emirleri büsbütün kızdırdı ve onları mukabil harekette bulunmaya şevketti. Tutsak alınmış olan adil Giray ile yakınlarına karşı misafir muamelesi yapılmış ve bununla ilgili olarak ona sarayda bir de daire tahsis edilmişti. Bunda gözetilen gaye Kırım Hanı Mehmed Giray'ı Osmanlı devletine karşı isyan ettirmek, bu mümkün olmadığı takdirde, yardım etmemesini sağlamak idi. Fakat emirler, sırf Melike'den öç almak için adil Giray'ın saraydan çıkarılıp bir yerde oturtulmasını teklif ettiler. Onlar bu tekliflerinin kabul edilmeyeceğini biliyorlardı. Nitekim de öyle oldu. Bunun üzerine Melike'nin onunla seviştiği iftirasını ortaya atarak veya böyle bir dedikoduyu ele alıp adil Giray'ı yakın adamları ile birlikte öldürdüler.

Sultan Muhammed'in oğullarından Abbas Mirza (müstakbel Şah Abbas) bu esnada Herat valisi Şamlu Ali Kulu Han'ın yanında bulunuyordu. Abbas Mirza çocuk yaşta idi. Melike Horasan emirlerinin oğlunu alet ederek fesat çıkarmalarını önlemek için Abbas'ın Kazvin'e gönderilmesini istedi ise de Ali Kulu Han Horasan'daki diğer valilerin desteğini de kazanarak, bu isteği yerine getirmedi. Hatta en son gönderilen Ali Kulu Han'ın babası Tavacı Başı Sultan Hüseyin Han dahi görevinde muvaffak olamadı. Kendisi yeis içinde dönerken Melike'nin öldürüldüğü haberini alarak ferahladı. Filhakika Melike ile merkez emirleri arasındaki düşmanlık adil Giray'ın öldürülmesinden sonra artmıştı. Emirler ve hatta bütün Kızılbaşlar Melike'ye, kavimdaşları olan Mazenderanlılar'a itibar etmesini ve onları yüksek mevkilere geçirmesini de hoş karşılamamışlardı. Bu esnada idaresi altında bulunan halka zulüm yaptığı için Kaşan valisi Türkmen Muhammed Han başka bir yere tayin edilmişti. Muhammed Han itibarının kırılacağını söyleyerek valiliğinin değiştirilmemesini rica etti. Melike, göz yummanın hükümdarın iktidarsızlığı fikrini uyandıracağını söyleyerek ricasını reddetti. Fakat Melike'nin bu hareketi hayatının feci bir şekilde sona ermesi ile neticelendi. Emirler, Muhammed Han'ın tahriki ile harekete geçtiler. Melike boyun eğmedi. Emirlere eskisi gibi ağır ve acı sözler söyledi. Hatta askerleri, sofuları, halkı Şahı Seven adiyle muarızlarına karşı kullanmayı bile düşündü. Fakat bunu uygulayacak bir emir bulamadı. Şah'ın teyzesi oğlu Tekelü Müseyyib Han bile teklif edilen bu işi yapmaktan kaçındı. Emirler, Şah'ın, karısını Kum veya Mazenderan'a göndermek hakkında yaptığı teklifi bile kabul etmediler. İçlerinde Masum Han'ın oğlu Sadreddin Han-ı Safevi, Zulkadr Elkesen Oğlu Hüseyin Ali Beğ, Şah'ın akrabası Musullu İmam Kulu Mirza, Tekelü Çelebi Beğ gibi her oymaktan bir kimsenin bulunduğu bir zümre sarayın harem dairesine girip koruması için kocasının kuşağını tutmuş olan Melike'yi öldürdüler. Melike'nin cesedi çıplak bir halde dışarı atıldı ve bir gün açıkta kaldı (987 yılı sonları). Şah Sultan Muhammed'in karısının bu feci akıbeti karşısında beklenen tepkiyi göstermemesi, gerçekten hayret vericidir.

Şah Muhammed'in karısının öldürülmesinden sonra Horasan emirleri toplandılar. Horasan emirlerinin çoğu Ustacalu ve Şamlu boylarına mensup idiler. Bunlar Ali Kulu Han'ı hanlar hanı ünvanı ile kendilerine baş seçip on yaşındaki Abbas Mirza'yı da hükümdar ilan ettiler. Böylece ekserisi Tekelü ve Türkmen oymaklarından olan ve Şamlu ile Ustacalu'ya husumet besliyen merkez emirlerine karşı bir cephe vücuda getirildi. Ali Kulu Han'ın, en göze çarpan müttefikleri Horasan emirlerinin en muktediri Hıvaf ve Baherz valisi Ustacalu Mürşid Kulu Han (Yeğen Şah Kulu Sultan'ın oğlu) ile Sebzevar valisi Kaçar Kubad Han idiler. Meşhed vahşi Murtaza Kulu Han sadece Türkmen oymağından olduğu için değil, Ali Kulu Han'ı kıskandığından ona muhalif ve merkeze bağlı kalmıştı. Bu yüzden ikisi arasında başgösteren husumet günden güne arttı ve fiili bir mücadeleye intikal etti.

Kızılbaş Türkler yalnız Melike'ye değil, onun hemşehrileri olan Mazenderanlilar'a da kızgın idiler. Bu yüzden sarayda ve şehirde ele geçirilen Mazenderanlılar da aynı akıbete uğratıldılar. 987 (1579) yılı başlarında Ustacalu'dan Hamza Han ve Karınca Oğlu Şah Kulu Sultan ile Şamlu'dan Veli Halife'ye ve diğerlerine Horasan'da dirlikler verildikten sonra Tebriz'e gidildi. Osmanlılar Tiflis ve Demirkapı'da büyük fedakarlıklar neticesinde tutunabiliyorlardı. Arazinin elverişsizliği, Gürcü ve Kızılbaş kuvvetlerinin baskınları dolayısı ile ikmal ve takviyenin zamanında yapılmasında büyük güçlükler çekiliyordu. Kırım hanı Mehmed Giray Tatar askeri ile 987 yılı yazında (1579) Şirvan'a geldi. Safeviler'in Şirvan valisi Zulkadr Muhammed Halife, çekilmeyi nefsine yediremeyerek savaşa girişti ise de yenildi. Kendisi başta olmak üzere pek çok Kızılbaş askeri savaş meydanında kaldı. Tatarlar Şirvan ve Karabağ'ı iyice yağmaladılar. Mehmed Giray, kardeşi Gazi Giray kumandasında cüz'i bir kuvveti Osman Paş a'nın yanında bırakarak Kırım'a döndü. Onun arkasından Safevi kuvvetleri Şirvan'a girdiler ise de hiçbir iş göremediler. Türkmen Emir Han ile Zulkadr Mühürdar Şah Kulu Han arasında çıkan ihtilaf az kalsın silahlı bir çarpışmaya inkılab edecekti. Diğer taraftan Şirvan, Karabağ ve Azerbaycan'da görülmemiş bir kıtlık başgöstermişti. Emirlerden hiç biri Şirvan beğlerbeğiliğini kabule yanaşmıyordu. Bu sebeple Safevi kuvvetleri herhangi bir başarı elde edemeden Tebriz'e döndüler. Osmanlı başkumandanı Mustafa Paşa'ya gelince, bu yılın (987 = 1579) yazını Kars kalesinin inşası ve Tiflis'e azık, cephane ve asker göndermekle geçirmişti.

Bu esnada (987) Horasan'da da mühim olaylar cereyan etmişti. Yukarıda kaydedildiği gibi Horasan'da Abbas Mirza'yı hükümdar ilan ederek Herat valisi Ali Kulu Han'ın etrafında toplanmış olan Şamlu ve Ustacalu emirlerinin ittifakına son vermek için aynı bölgeye adı geçen boylardan Veli Halife (Şamlu'nun Avcı obasından), Hamza Han (Ustacalu'dan, Kara Han'ın torunu ve Abdullah Han'ın oğlu), Şah Kulu Sultan (Ustacalu, Karınca Oğlu), Korhmaz (Korkmaz) Han (Şamludan), gibi merkeze sadık emirler gönderilmişti. Bunlar henüz yolda iken Ali Kulu Han da kendisine bağlı emirler ile Meşfıed üzerine yürüdü. Bunun sebebi, Meşhed beğlerbeğisi Türkmen Murtaza Kulu Han'ın kendisini Şahı Seven ve Herat vahşi ve taraftarlarını Yağı yani düşman olarak vasıflayıp, merkeze sadık kalması idi. Ali Kulu Han Horasana merkezden tayin edilen emirlerden Şamlu Veli Halife'nin Meşhed'e yaklaştığını duyunca onu geri döndürmek için kuvvet göndermiş ve yapılan çarpışmada Veli Halife öldürülmüştü. Veli Halife gibi merkezden Horasandaki bazı valiliklere gönderilen Hamza Han, Şah Kulu Sultan ve diğerleri Veli Halife'nin öldürüldüğünü duyunca geri döndüler. Ali Kulu Han rakibi Murtaza Kulu'yu Meşhed önünde yendikten sonra onu şehre kapanmağa mecbur etti ise de dört ay kuşattığı halde Meshed'i alamadı. Bu hadise merkezdeki Türkmen ve Tekelü emirleri arasında, beklenildiği gibi, tepki yaratmış Şamlu ve Ustacalu emirleri ile araları açılmıştı. Esasen bu esnada veliahd Hamza Mirza'nın maiyyetinin Şamlu beğzadelerinden müteşekkil olması, Türkmenler'in Şamlular'a karşı kıskançlık duymalarına sebep olmakta idi- Filhakika, Şamlu'nun Ulu Beğ'i (Riş Sefid = Aksakal) Sultan Hüseyin Han'ın karısı Hamza Mirza'nın dadısı , dadının kardeşi Hüseyin Beğ de onun veziri idi. Bundan başka öldürülen Veli Halife'nin oğlu İsmail Kulu Beğ, Hamza Mirza'nın en yakın adamlarından olup, bizzat Hamza Mirza'dan yoldaş yahut yoldaşbaşılakabını almıştı. Eşik ağaşt başı Şamlu Hüseyin Kulu Sultan'ın oğlu
Mehdi Kulu Beğ emir ahur başı Fulad Beğ'in oğlu Ebu'l-Fetih Beğ ve Korhmaz Han'ın oğlu Tahmasb Kulu Beğ de Hamza Mirza'nın gözde emirlerinden idiler. Emir Han ve Muhammed Han gibi Türkmen emirleri, Tekelü Müseyyib Han ve Vezir Selman'ın desteği ile Şamlular'ın Ulu beğ'i Sultan Hüseyin Han ile karısını, yine Şamludan eşik ağası başı Hüseyin Kulu Sultan'ı bertaraf ettiler. Sultan Hüseyin Han'ın verine (Kazvin valiliği ile tavacıbaşılık) Veli Halife'nin oğlu İsmail Kulu Han, Hüseyin Kulu Sultan'dan boşalan eşik ağası başılığına da yine Şamlu'dan Korhmaz Han getirildi. Hamza Mirza'nın eşik ağası başılığına da Piri Beğ (Şamlu'nun İnallu obasından) tayin edildi. Böylece Türkmen ve Tekelüler merkezde Şamlu ve Ustacalu'ya karşı yeniden üstünlük sağladıkları gibi, Şamlular'ı kendi aralarında birbirlerine düşürdükten başka Şamlu ile Ustacalu'nun arasını da açmağa muvaffak oldular. Türkmen ve Tekelüler'in merkezdeki üstünlüklerini devam ettirmelerinde Şah'ın hısımları olmaları da mühim bir amil teşkil etmekte idi. Hatta bu olaydan sonra Şah kız kardeşlerinden Fatma Beğim'i Emir Han ile evlendirdi. Tebriz'de muhteşem bir düğün yapıldı. Ustacalu Pire Muhammed Han'a da Emir Han'ın dünürü sıfatiyle kendi evinde sakduş düğünü Müseyyib Han'a da solduş düğünü yapması emredildi. Onlar Şah'a ve veliahda düğün ülüşü gönderdiler.

Tekelü Müseyyib Han da, Türkmen Emir Han gibi Şah'ın hiçimi olduğundan hanedandan bir kız ile evlenmeyi ümid ediyordu, fakat ümidi boşa çıkınca solduş toyu'nu tertip ettiği esnada, şair, musikişinas bir emir olduğu için, Şah'a şu Türkçe rübaiyi yazıp gönderdi:

«Ey şah-ı cihan bi eser oldı dimekim Dutdı gam eli elim elem tikeni etekim Yüz yıldaki hidmetimle dergahında Solduş emeğine döndi ahir emekim».

Bu toylar neticesinde emirlerin arası düzeldi. İhtilaf bir müddet için ortadan kalktı. Tarafların uzlaşmaları ve barışmalarında, daha önce de olduğu gibi, mühürdar Zuhl-kadr Şah Ruh Han, korucu başı Afşar Kulu Beğ gibi diğer oymaklara mensup emirler büyük bir gayret gösterdiler.

Görmüş olduğumuz üzere, Ustacalu ve Şamlu boyları devletin kurulması ve gelişmesinde en mühim rolü oynamış oldukları gibi, bununla ilgili olarak sayıca diğerlerine nazaran daha kalabalık oymaklar idiler- Bu sebeple ne yapılırsa yapılsın adı geçen boyların nüfuzlarını kırmak, onları devlet hizmetinden uzaklaştırmak mümkün olmuyordu. İlhanlılar'ın Celayir ve Sulduz, Kara-Koyunlular'ın Baharlu ve Sadlu, Ak-Koyunlular'ın Musullu ve Pürnek boyları gibi, Ustacalu ve Şamlular da Safevi devleti için aynı ehemmiyette oymaklar idiler. Devletin kudretini devam ettirebilmesi, adeta bu iki oymağa dayanmasına bağlı idi. Çünkü işaret edildiği üzere, hem sayıca kalabalık, hem de devlet idaresinde daha tecrübeli ailelere sahip idiler. Nitekim evelce hiçbir emirin kabul etmediği Şirvan valiliğine Ustacalu Kara Han'ın torunlarından Şah Ali Mirza'nın oğlu Selman Han tayine edildi. Selman Han az önce Şah'ın kız kardeşi ile de evlendirilmişti. Selman Han'ın yanına yine Ustacalu'dan Nazar Sultan'ın oğlu Hüseyin Kulu Sultan, Ali Kulu Sultan (Çavuşlu obasından), Murtaza Sultan (Şereflü obasından), Aygut Beğ oğlu Mehdi Kulu Sultan gibi Ustacalu beğleri terfik edildiler. Dört yıldanberi hükümet merkezinde oturan Afşar Halil Han da Kuh Giluye'de Kalender adlı birinin karışıklıklar çıkarması üzerine izin alıp yurduna gitti. Bahar gelince Şah da büyük emirlerle birlikte Tebriz'den kalkıp yaylağa ve sonra oradan yola çıkarak Karabete vardı. Meşhed beğlerbeğisi Murtaza Kulu Han gönderdiği mektuplarda Şamlu Ali Kulu Han ile Ustacalu Mürşid Kulu Han'dan şikayet ediyordu. Osmanlı devleti ile barış yapmak için girişilmiş olan teşebbüs gelişmekte olduğundan, Horasan'a yalnız Türkmen Muhammed Han kumandasında bir kuvvet gönderildi. Şamludan İsmail Kulu Han ve yine aynı oymaktan Korhmaz Han ve diğerleri Muhammed Han'a refakat ediyorlardı. Az sonra Gazi Giray kumandasındaki Kırım kuvvetlerinin baskın yaparak Şirvan beğlerbeğiliğine tayin edilmiş olan Selman Han'ı perişan ettiği haberi geldi. Işık İvaz Oğlu Ali Kulu Han (Çavuşlu obasından) baskında öldürüldü. Bu mağlubiyetin öcünü almak için Vezir Selman ve Emir Han harekete geçtiler. Korucu başı Afşar Kulu Beğ, Mühürdar Zulkadr Şah Ruh Han, Ustacalu Pire Muhammed Han ve diğerleri de onlar ile birlikte idiler. Osmanlı kuvvetleri Kızılbaşlığın önünden Demirkapt'ya doğru çekildiler. Safevi ordusu onları fazla takip etmeyerek Bakü'yü kuşattı ise de alamayıp Karabağ'a döndü. Bu sefer esnasında Ustacalular'ın başı Pire Muhammed Han hastalanarak öldü. Her ne kadar yeri oğlu Pire Murad Han'a verildi ise de Ustacalular merkez emirleri arasındaki itibarlarını kaybettiler. Horasan'daki asi emirlerden Mürşid Kulu Han'ın iktidarını gittikçe arttırması, Tekelüler'in Ustacalular'a ağır sözler söylemelerine sebep oluyordu. Hatta Ustacalu'dan Karınca Oğlu Şah Kulu Sultan Horasan'dan dönerken Tekelü Karaca Sultan'ın torunu Muhammed Beğ'in (Mezaki) hücumuna uğramıştı. Safevi devlet erkanı Şirvan'ın kısm-ı azaminin kendi tasarruflarında olduğunu Osmanlı elçisine göstermek için Ziyad Oğulları'ndan Peyker Beğ'i hanlık ünvanı ile Şirvan'a gönderdiler. Diğer bazı Kaçar beğlerine de Şirvan'da dirlikler verildiği gibi, Karabağda oturan Otuz iki ve başka oymaklar da Şirvan'a gönderildi. Osmanlı elçisi Ömer Ağa Şirvan'da durumu gördükten sonra Safevi elçisi Zulkadr Tebbet Oğlu Şah Kulu Sultan ile Erzurum'a, Mustafa Paşa'nın halefi, Serdar Sinan Paşa'nın yanma döndü. Çok geçmeden Sultan Muhammed, Sinan Paşa'nın tavsiyesi üzerine İstanbul'a elçi gönderdi. Bu elçi Türkmen oymağından Kum valisi Haydar Sultan'ın oğlu ibrahim Han idi.

Aynı yılda, Ustacalu emirlerine Gilan'ın Biyepes denilen batı kesiminde (merkezi Reşt) dirlikler verildi. Bunlar Selman Han, Karınca Oğlu Şah Kulu Sultan (Selman Han'a lala tayin edilmişti), Nazar Sultan oğlu Hüseyin Kulu Han, Mustafa Sultan (Şereflü obasından) , Aygut Beğ oğlu Mehdi Sultan (Çavuşlu obasından, asayiş Oğlu Ahmed Sultan, Sarı Solağ oğlu Muhammed Beğ, Kengerlü Cafer Sultan'ın oğlu Halife, Çepni Celaloğlu Şah Verdi Sultan idiler. Fakat bu emirler Gilan'da tutunamayarak çok geçmeden Kazvin'e dönmek zorunda kaldılar.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ŞAH İSMAİL VE SULTAN MUHAMMED DEVİRLERİ (1576 - 1587)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 20:34

988 yılında (1580 = Yılan yılı) Kaçar Ziyad Oğlu Peyker Han, Osmanlı kuvvetlerini yenmeğe muvaffak oldu. Savaşa Cakirlü ve Karamanlu emirleri de katılmışlardı. Ancak Peyker Han çok geçmeden öldü; yerine tayin edilen Kara Dağlu (yahut Karaca Dağlı) Ensar Halife de bir iş göremeden vefat etti ve bu tarihten itibaren hiç bir Safevi valisi Şirvan'da tutunamadı.

Aynı yılda (988 = 1580) Kuh Giluyedeki Lurlar arasına bir kalender dervişi gelerek kendisinin II. Şah İsmail olduğunu, öldürülenin şahsına benziyen bir köle idiğini ileri sürüp Lur-Zaddan kalabalık bir kuvvet toplamağa muvaffak olmuştu. Düzmece Şah İsmail, bundan başka Anadolu'da da bulunup çok taraftar kazandığını, onların yardımı ile Anadolu'yu da fethedeceğini söylüyordu. O, başına topladığı Lurlar ile bölgenin hakimleri olan Afşarlar'a yürüdü. Bu Afşarlar, evvelce bir kaç defa zikredildiği gibi, Kuh Giluye'ye Ak-Koyunlu fethi neticesinde ve Mansur Beğ'in idaresi altında Türkiye'den gelmişlerdi. Düzmece İsmail yaptığı savaşlarda bazan yenmiş ve bazan da yenilmiş ise de en sonunda babası Halil Han'a vekalet eden Rüstem Beğ'i öldürmeğe ve Afşar'ı perişan bir duruma getirmeğe muvaffak olmuştu- Kalender'in zuhurunu öğrenen Halil Han Şah'tan izin alarak sür'atle Kuh Giluye'ye geldi ise de dar bir boğazda Lurlar'ın yukarıdan attıkları taşlardan biri başına dokunarak ölümüne sebep oldu. Halil Han'ın ölümü Afşar'ı büsbütün perişan etti. Şah Sultan Muhammed merkezde bulunan Halil Han'ın yeğeni İskender Beğ'i han ünvanı ile Kuh Giluye valisi tayin ettiği gibi, Fars beğlerbeğisi Zulkadr Emet Han'a da İskender Han'a yardımda bulunmasını emretti. 989 (1581) yılında Durak Halife kumandasındaki Zulkadr kuvvetleri Afşarlar ile birleştiler. Yanında pek az bir adam kalmış bulunan Düzmece Şah İsmail yakalanıp öldürüldü. Fakat Düzmece İsmail olayının Afşarlar üzerinde yaptığı sarsıntı yıllarca sürdü. Gerçekten Afşar'ın bir kısmı Halil Han'ın oğlu Şah Kulu'nun etrafında toplandılar. Şah Kulu İskender Han'ı öldürdü. Kendisini Şah Kulu Han ünvanı ile Kuh Giluye hakimi ilan etti ise de karşısına akrabasından Abdüllatif Beğ oğlu Hasan Beğ çıktı. O da kendisine han dedirtip bölgenin bir kısmını idaresi altında tuttu. Bu durum Şah Abbas'ın 998 (1590) yılında Şiran'a gelişine kadar devam etti. Hasan Han Abbas'ın teşviki ile Şah Kulu Han'ı öldürerek tek başına Kuh Giluye valisi oldu.
Kalender'in bu isyanı o kadar şöhret buldu ki, bir çok mukallidleri zuhur etti. Bunların hepsi de II. Şah İsmail adı ile ortaya çıkıyorlardı. İsmail'in halk arasında bu kadar sevilmiş olmasına hayret edilir. Halbuki görmüş olduğumuz gibi, kendisi Sünniliğe meyli olmakla itham edilmişti.

İran'daki Düzmece Şah İsmailler'den ikincisi yine Luristanda çıkmış ve başına «Ekrad ve Elvar»dan onbin kişi toplamıştı. Bu ikinci Düzmece İsmail'i Çuha Sultan'ın torunu Tekelü Solağ(Solak) Hüseyin Sultan yakalayarak Kazvin'e gönderdi. Üçüncüsü Talişte zuhur edip Erdebilde öldürüldü. Dördüncü Şah İsmail ise Gurlular arasında çıkmış, Ferah valisi Afşar Hüseyin Sultan'ı ve müteakiben kardeşi Ali Han Sultan'ı öldürerek Horasan Afşar'ını acınacak duruma getirmişti. Ferah valiliğine gönderilen bu emirlerin akrabası Yeğen Sultan, Düzmece İsmail'i ortadan kaldırmak çarelerini ararken onun, bir yalancı olduğunu anlayan taraftarlarınca öldürüldüğü haber alındı. İran'da zuhur eden Düzmece Şah İsmailler'in Lur, Kürd, Taliş, Gur gibi unsurlara dayandığı görülüyor. Bu, şu bakımdan tabii karşılanmalıdır ki, adı geçen unsurlar siyasi bakımdan tatmin edilmemişlerdi. Aynı mezhepten olsa da, Kızılbaşar, yani Türkler kendilerine soyca yabancı olan unsurların aralarına girmelerinden hoşlanmıyorlardı.

Anadolu'daki Düzmece Şah İsmailler'e gelince, bunlar daha önce ortaya çıkmışlardır. Bu sebepden İran'dakileri bunların mukallidleri olarak vasıf almak mümkündür. Anadolu'daki Düzmece İsmailler'den biri Boz Ok'taki Şam Bayadı Türkmenleri arasından çıkmıştır (1577). Anadolu'lu Dü'zmece Şah İsmail Türkmenler'den başına epeyce adam toplamağa muvaffak olmuş, yanında taraftarlarından epeyce adam olduğu halde Kırşehir bölgesindeki Hacı Bektaş dergahına gelerek orada merasimle kurban kesmişti. İkinci Düzmece Şah İsmail'e gelince bu, Malatya bölgesinde zuhur etmiş (986 = 1578) ve o bölgedeki birçok oymakları kendisine tabi kılmıştı.

989 yılında (1581 = Yılan yılı) Hanlar Hanı Şamlu Ali Kulu Han, kendisini destekliyen Ustacalu Mürşid Kulu Han ve diğerleri ile birlikte Abbas Mirza'yı Şah ilan ettikten sonra Rumlu Derviş Muhammed Han'ın elinde bulunan Nişabur'u almak için harekete geçti ise de başarı gösteremedi. Bu haber üzerine, Şah, Vezir Selman, Türkmen ve Tekelü beğlerinin teşviki ile Horasan'a gitmeğe hazırlandı. Bu münasebetle Şah'a sadık olan Ustacalu beğlerine yeni vazifeler verildi. Bu cümleden Ustacalu Selman Harı (Şah Ali Mirza'nın oğlu Abdullah Han'ın torunu) Divan başılığına getirildi. Ustacalu emirlerinin ricası üzerine Mürşid Kulu Han'ı itaat ettirmek için amcası oğlu (Yeğen Oğlu) Şah Verdi gönderildi ise de bundan arzu edilen netice çıkmadı. Hatta Şah Verdi dönüşünde oymak taassubu güdüp, Mürşid Kulu'yu müdafaa eder bir tarzda konuştuğundan okçu korucu Hasan Beğ oğlu Mehdi Kulu Beğ ile birlikte Şah'ı ve Veliahd Hamza Mirza'yı memnun etmek için Selman Han ve diğer Ustacalular tarafından öldürüldüler. Yukarıdan beri zikredilen olaylar Kızılbaş emirleri arasında, Arab ve Moğol asilzade-sinde olduğu gibi, kuvvetli bir oymak asabiyetinin mevcudiyetini ve bununla da ilgili olarak «kan davası» güdüldüğünü açıkça meydana koymaktadır. Oymak asabiyeti sadece bir gelenek değil, aynı zamanda emirlerin mevki ve nüfuzlarını devam ettirebilmeleri için de zaruri görülüyordu. Emirlerin devlet nezdindeki itibarları oymaklarının sayıca kalabalık ve kuvvetli olmaları ile yakından ilgili idi.

Fars beğlerbeğisi Zulkadr Ali Han Kuh Giluye'de Düzmece İsmail'in zuhurunu bahane ederek askerini toplayıp Azerbaycan'a gelmesi hususundaki Şah'ın emrini yerine getirmediğinden azledilerek yeri yine aynı oymaktan Yüzbaşı Emet Beğ'e verildi. Emet Han, Hemedan valisi Tekelü Veli Han, Kirman valisi Afşar Veli Han da mezkur sefere memur edildiler. Horasan'a da korucular gönderilerek Şah'a bağlı olanların (Şahıseven) Meşhed!'de Türkmen Murtaza Kulu Han'ın etrafında toplanmaları emredildi. Türkmen Emir Han bile Hamza Mirza'nın hatırı için kuvvetleri ile orduya katılmıştı. Şah'ın ordusu bu kadar kalabalık olduğu halde Horasan'a yapılan seferden istenilen gaye hasıl olmadı. Horasan'daki hareketin başı Şamlu Ali Kulu Han ile ondan çok daha tehlikeli olan Ustacalu Mürşid Kulu Han mevkilerini muhafaza ettiler. Bunun sebebi, ordudaki Ustacalu ve Şamlu beğlerinin oymak asabiyeti güderek gevşek davranmaları, Mühürdar Şah Ruh Han ve korucu başı Kulu Beğ gibi Zulkadr ve Afşar beğlerinin onları desteklemeleridir. Hatta itaatsizlik gösteren emirlerin cezalandırılmaları hususunda Şah'a ve veliahda telkinlerde bulunduğundan, değerli ve gayretli vezir Selman da korucu başı Afşar Kulu Beğ'in önayak olması ile emirler tarafından öldürüldü.

Emirler, Tacik olduğu için vezirin mali meseleler ile iştigal edip askerlik işlerine karışmamasını istiyorlardı. Hamza Mirza'nın onun kızı ile evlenmesini de hoş karşılamamışlardı. Türkmen ve Tekelüler, muktedir bir emire sahip olmadıklarından, hasımları olan Ustacalu ve Şamluları tamamen itibarsız bir duruma düşürmek fırsatını bu defa da kaçırdılar. Hatta yapılan çarpışmalardan birinde Tekelüler büyük emirlerinden Erdoğdu Halife'yi kaybettiler. Mamafih Şamlular'dan da Ağzı Var Han'ın oğlu Ebu'l-Feth Han, Kaçar'dan Sebzevar valisi Kubad Han öldürülmüş, Mürşid Kulu Han'ın kardeşi İbrahim Han ile Hoş Haber Han (Şamludan) da tutsak alınmışlar, Şamlu'dan ve bilhassa Avcı obasından pek çok kimseler öldürülmüştü. Dönüşte Şah'a itaat etmiş görünen Ali Kulu Han'ın isteği üzerine Murtaza Kulu Han Esterabad valiliğine tayin edilerek, Meşhed Ustacalu Selman Han'a verildi. K arınca Oğlu Şah Ali Beğ de onun lalalığına getirildi. Açıkça isyan etmiş olan Tahmasb'ın korucu başılarından Sevindik Beğ'in oğlu Kulu Beğ bertaraf edilerek valisi bulunduğu Sebzevar'a Tekelü'den Ahmed Sultan tayin edildi. Sultan Muhammed'in Horasan seferi esnasında Osmanlı başkumandanı Ferhad Paşa Çukur Sad eyaletini fethederek eyalet merkezi Erivan'da Muhammedi Han'ın sarayının bulunduğu yerde muhkem bir hisar yapmıştı. Azerbaycan beğlerbeğisi Türkmen Emir Han, Karabağ beğlerbeğisi Kaçar İmam Kulu Han yardıma gelmediklerinden Ustacalu Tokmak Muhammedi Han Nahçivan' a çekilmek zorunda kalmış ve ailesini Alıncak kalesinde yerleştirmişti. Merkez emirlerinin, elçi Türkmen İbrahim Sultan'ın, Osmanlılar'ın fethettikleri yerler ellerinde kalmak suretiyle, barış yapılması tavsiyesini reddetmeleri, geliri bol Çukur Sa'd eyaletinin de elden çıkmasına sebep olmuştu- Osmanlı fethi ağır, fakat adım adım gelişiyordu. Gayet isabetli olarak fethedilen yerler kaleler yapılmak suretiyle elde tutuluyordu.

Şah Horasan'dan döndükten az bir zaman sonra Ustacalu Mürşid Kulu Han'ın Meşhed'i hile ile Selman Han'ın elinden aldığı haberi geldi. Türkmen Murtaza Kulu Han'ın Meşhed'den Esterabad'a nakledilmesi büyük bir hata idi. Mürşid Kulu Han, dirayeti sayesinde Meşhed bölgesindeki Kürd Çekeni oymağı reisi Budak Han ile Kara Bayatlar'ın başı olan Baba İlyas'ın oğullarını kendisine tabi kıldı. Dirayetsiz bir emir olan Selman Han da Kazvit'e dönmeğe mecbur oldu.

992 yılı baharında (1584 = Biçin yılı) Şah Muhammed, Emir Han'ın ricası üzerine Tebriz'e geldi. Fakat onun bu ricası kendisinin felaketi ile neticelendi. On sekiz yaşına basmış olan Hamza Mirza, yakınlarından Ustacalu Kıc Oğlu Ali Kulu Beğ, Saru Solağ oğlu Muhammedi, Şamlu İmail Kulu Han'ın (asıl ve doğru adı: İsmi Han) tahriki ve kumandası altındaki on iki bine yakın Türkmen'in vefasızlığı neticesinde Kahkaha kalesine gönderilip hapsedildi. Azerbaycan beğlerbeğiliği hanlık rütbesi ile Kıc Oğlu Ali Kulu'ya verildi- Bu suretle, Ustacalu ve Şamlular merkezde de üstünlüğü ellerine geçirdiler. Hamza Mirza, Şamlu İsmail Kulu Han'a yoldaş ve Ustacalu Ali Kula Han'a da kardaş, Sarı Solağ oğlu Muhammedi'ye de sırdaş lakabını verdi. Türkmenler, başlan Emir Han'a karşı gösterdikleri vefasızlık ve sadakatsizliğin neticesi olarak, Azerbaycan'dan çıktılar ve çoğu Acem Irakı'na gittiler.

Emir Han'ın hapsedildiğini öğrenen Kaşan valisi Türkmen Muhammed Han, Emir Han'ın güveyisi Hemedan valisi Tekelü Veli Han'ın yanına gitti. Emir Han'ın oğul ve kardeşleri de Veli Han'ın yanma gelmişlerdi. Burada Türk-men ile Tekelülerin Tebriz üzerine yürüyüp Ustacalular'ın uzaklaştırılması kararlaştırıldı. Bunu haber alan Hamza Mirza, Emir Han'ı öldürttü. Buna rağmen Türkmen ve Tekelüler harekete geçemediler. Horasan'a gelince, orada iki eski dostun, Herat valisi Şamlu Ali Kulu Han ile Meşhed valisi Ustacalu Mürşid Kulu Han'ın arası açılmış ve bu, savaş ile neticelenmişti. Savaştan sonra Ali Kulu Herat'a döndüğü zaman artık yanında hükümdar ilan ettiği Abbas Mirza bulunmuyordu. Çünkü, onu savaş esnasında Mürşid Kulu Han'a kaptırmıştı. Şamlu'dan Hüseyin Beğ (Abdüllü obasından) Şah Ali Beğ oğlu Ali Beğ (Kerametlü obasından) Abbas'ın yanından ayrılmadılar.

993 yılı (1585 = Tavuk yılı) baharında genç veliahd Hamza Mirza vaktini eğlenceler ile geçirmeğe başlamıştı. Perhizkar Er-debil şeyhlerinin torunu şarap ve güzel oğlanlara düşkün idi. Yakın adamı Emir Ustacalu Kıc Oğlu Ali Kulu Han'ın getirdiği İsfahandı Şeytan denilen güzel bir demirci çocuğa aşık olmuş, onunla eğleniyordu.

Hatta Rumlu'dan Garba Oğlu Şah Kulu Beğ Hamza Mirza'nın meşuku hakkında şu Türkçe şiiri söylemişti:

«Gönlüm kuşın ol nergis-i fettan apara Kimdür ki onun gamzesinden can apara Şeytan Şeytan didükleri ger bu olsa Men razıyam imanımı Şeytan apara».

Sonra yaylağa çıkıp eğlenceye orada devam edilirken Osmanlı'nın gelmekte olduğu duyuldu. Gerçekten Vezir-i 'azam Osman Paşa kumandasındaki Osmanlı ordusu çok geçmeden Tebriz'e girdi. Plana uygun olarak derhal kale yapımına girişildi ki, bu, Azerbaycan'ın da elden çıkacağını gösteriyordu. Kalenin yapımı kısa bir zamanda bitirildi, içine asker kondu, zahire ,silah ve mühimmat ile dolduruldu; Hadım Cafer Paşa beğlerbeği tayin edildikten sonra şehirden çıkıldı. Osman Paşa'nın hastalanıp ölmesine rağmen Osmanlı ordusu Hamza Mirza'nın yiğitçe saldırışlarını da boşa çıkararak geri dündü.

Hamza Mirza Tebriz'i kuşattı ise de başarı gösteremedi. Osmanlı askeri yaptığı mukabil bir çıkış hareketinde başarı kazandı ve büyük emirlerden Mühürdar Zulkadr Şah Ruh Han tutsak alındı, oğlu Ebu'l - Kasım Sultan ile eşik ağası başı Piri Beğ öldürüldü. Fazla olarak yine büyük emirlerden korucu başı Afşar Kulu Beğ, Kıc Oğlu ve Muhammedi Beğ'in tahrikleri ile Hamza Mirza ta-rafından öldürüleceğini tam zamanında haber alıp kardeşi Cebbar Kulu ile Cafer Paşa'ya sığındılar ve Osmanlı valisine mühim haberler getirdiler. Bu haberlerden biri Türkmen ve Tekelüler'in Hamza Mirza'nın üzerine yürüdükleri ile ilgili idi. Gerçekten Muhammed Han, Kaşan, Kum ve Saue'deki bütün Türkmenler'i toplayıp Hemedan valisi Tekelü Veli Han, Reyy valisi Tekelü Şerefeddin Oğlu Müseyyib Han, onun kardeşi Meramın valisi Muhtar Sultan ile ittifak edip harekete geçmişti.

Bu ittifaka muhalefet eden Solağ Hüseyin (Çuha Sultan'ın torunu) Veli Han tarafından bertaraf edildi. Muhammed Han bu sırada Hamza Mirza'nın yanına gitmekte olan Fars beğlerbeğisi Zulkadr Emet Han'ı da kendi tarafına çekti. Hareketin gayesi Kıc Oğlu ile Sarı Solağ oğlu Muhammedi'yi öldürerek Emir Han'ın kanını almak ve Ustacalu ile Şamlular'ı ezip devletin idaresini ele geçirmek idi. Türkmen ve Tekelüler Tebrike yaklaştıklarında Şah'ın askerleri arasında aynı oymaklara mensup olanlar kaçarak kendilerine katıldılar. Hatta bunlar arasında Hamza'nın korucu başısı Afşar Keçel Mustafa ve diğer birçok emirler de vardı. Türkmen ve Tekelüler Hamza Mirza'nın cesaretle direnmesi karşısında gayelerine eremediler ise de Hamza'nın kardeşlerinden Tahmasb Mirza'yı kaçırıp Kazvin'e döndüler. Tahmasb Mirza orada hükümdar ilan edildi (995 = 1587 = İt yılı). Kazvin yakınlarında oturan Usalu ve Eberlü gibi Afşar obaları adamlar gönderip itaatlarını bildirmedikleri için tedip edildiler.

Bayatlar'ı da tedip etmek istediler ise de Hamza Mirza'nın yaklaşmakta olduğu haberinin gelmesi üzerine bundan vazgeçtiler. Savaş Sayın Kale civarında vukubuldu. Hamza Mirza'nın takriben yedi bin kişilik ordusunun sol kolunu başlarında Ustacalu Ali Kulu ile Mühürdar Eslemes Han (Şah Ruh Han'ın oğlu), Tatı Oğlu Ali Kulu Sultan, Mühürdar Şah Kulu Halife'nin torunu Ali Sultan'ın bulunduğu, ikibin kişilik Dülkadırlılar teşkil ediyorlardı. İsmail Kulu Han (İsmi Han), Korhmaz Han, Şah Verdi Halife (inallu obasından) bin ikiyüz kişilik Şamlu askeri ile sağ kolda yer aldılar. Ustacalu Pir Gayb Han öncü kuvvetlerinin başında bulunuyordu. Reyy ve Rudbar'da oturan Eymür oymağı da başları Muhammed Hüseyin Sultan ile birlikte Hamza Mirza'ınn ordusunda yer almıştı- On bin kişiden meydana gelen muhaliflerin, silahlan mükemmel ve çoğu arab atlarına binmişlerdi. Sağ kolda başlarında Muhammed Han, Edhem Han, Emir Han'ın kardeşi İsmail Han, Emir Han'ın oğlu Gülabi Han, Tarhan (oğlu) Masum Han, Emir Han'ın diğer kardeşi Şah Kulu Sultan, Piyade Şah Kulu Sultan, Zulkadr Emet Han'ın bulunduğu Türkmenler ve kısmen Zulkadrlılar yer almışlar, Müseyyib Han, Veli Han oğlu Ali Sultan Pakmal kumandasındaki Tekelüler de sol kolu teşkil etmişlerdi. Böylece Ustacalular'ın karşısında Türkmenler, Şamlular'ın karşısında da Tekelüler bulunuyordu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ŞAH İSMAİL VE SULTAN MUHAMMED DEVİRLERİ (1576 - 1587)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 20:34

Yapılan savaşı Hamza Mirza, cesareti sayesinde, kazandı. Tekelü'den Veli Han, oğlu Ali Sultan Pakmal, Halil Beğ, Türkmen'den Emir Han'ın kardeşi Şah Kulu Sultan öldürüldüler. Türkmen Muhammed Han ve Tekelü Müseyyib Han tutsak alındılar. Hamza Mirza tarafından da Zulkadr Tatı Oğlu Ali Kulu Sultan öldürüldü. Emir Han'ın oğullarından Gülabi Han ile amcası İsmail Han Osmanlılar'a sığındılar. Gülabi Han eniştesi Bidlis emiri, müverrih Şeref Han'ın yanına gitti. Tekelüler'in mühim bir kısmı da Bağdad'a gittiler. Hamza Mirza zaferi müteakip muhaliflerin öldürülmemesini nida ettirmişti. Bu sebeple Tekelü ve Türkmenler pek fazla kayıplara uğramadılar. Lakin her iki oymak da bir daha mühim roller oynayamayacak bir duruma düştüler. Bu savaştan sonra Ustacalu ve Şamlular devlet idaresinde tamamen rakipsiz bir duruma geldiler. Tekelü Müseyyib Han'ın dirliği olan bol gelirli Reyy, Osmanlı idaresine geçmiş olan Tebriz'e karşılık Kıc Oğlu Ali Kulu'ya, Tekelü Veli Han'ın dirliği Hemedan yine Ustacalu'dan Pir Gayb Han'a verildikten başka Ali Kulu Han'ın kardeşi Hüseyin Kulu Sultan, Cafer Sultan oğlu Allah Kulu Sultan (Kengerlü obasından), Asayiş Oğlu Ahmed Sultan, Ay gut Sultan oğlu Mehdi Kulu Sultan (Çavuşlu obasından) gibi diğer Ustacalu beğlerine de Irak'da dirlikler (tiyul) tahsis edildi. Hamza Mirza'nın ordusunda bulunan Zulkadr'dan Mühürdar Şah Kulu Halif e'nin torunu Ali Sultan (Kavurgalı obasından) Kum valiliğine, Ali Han (Zulkadr'ın Şadi Beğlu obasın'dan) Fars beğlerbeğiliğine tayin edildiler.

Hamza Mirza ancak onbin kişi ile Tebriz üzerine yürüdü. Bu kuvvetle Tebriz'i alamayacağını biliyordu. Esasen Osmanlı kumandanı Ferhad Paşa da Tebriz'e doğru gelmekte idi. Barışın yapılmaması Safeviler'e pahalıya mal oluyor, en değerli eyaletler birer birer elden çıkıyordu. Harbin uzamasının yeni kayıplara sebep olacağı anlaşılıyordu. Hamza Mirza da gerçek durumu nihayet görerek barışa yanaştı. Ferhad Paşa'nın teklifi üzerine kardeşi Haydar Mirza'yı Hünkar'a göndermeği kabul etti. Hazırlık yapmak için Kazvin'e gitmek üzere bulunduğu sırada mahbubu olan bir dellak tarafından öldürüldü (Zilhicce 994 = Kasım-Aralık 1586 = İt yılı). Hanlar Hanı Şamlu İsmail Kulu Han (İsmi Han) ile Ustacalu Ali Kulu Han Muhammed'in oğullarından Ebu Talib Mirza'yı saltanat naibi ve veliahd ilan ettiler- Ancak adı geçen emirlerin kuvvetli şahsiyetler olmadıkları kısa bir zamanda açıkça meydana çıktı. Dirayetsizlikleri yüzünden Kaşan valisi Türkmen Muhammed'in oğlu Velican Han, Kirman valisi Afşar Veli Han, Yezd'e tegallüp eden oğlu Bektaş (Han), Isfahan bölgesinde yaşıyan Afşar'ın Araşlu oymağı, Fars'daki Zulkadırlular Abbas Mirza'yı hükümdar tanıdılar. Tebriz valisi Cafer Paşa da durumdan faydalanarak Azerbaycan'daki bir çok yerleri fethetmeğe muvaffak oldu.

İkiler, yani Ali Kulu Han ile İsmil Kulu Han (İsmi Han) yanlarında Sultan Muhammed ve Ebu Talib Mirza olduğu halde, itaatsizlik gösteren, emirleri tedip etmek üzere Kazvin'den hareket ettiler ise de (995 yılı baharı = 1586 = Tonuz yılı) acizlikleri ve aralarındaki nifak ve ihtilaftan dolayı hiçbir iş göremediler. Onlar İsfahan'da iken Özbek hükümdarı Abdullah Han'ın harp ilan ederek Herat'ı kuşattığı, Mürşid Kulu Han'ın da yanında Abbas Mirza olduğu halde Kazvin üzerine yürüdüğü haber alındı. Filhakika çok geçmeden zamanın en dirayetli emiri olduğu açıkça anlaşılan Ustacalu Mürşid Kulu Han, yanında az bir asker olduğu halde Kazvin'e girerek duruma hakim oldu (Zilkade 995 = Ekim 1587) Ustacalu Ali Kulu ile Şamlu İsmail Kulu Han'ın (İsmi Han) yanında Şah Verdi Sultan (İnallu obasından), Mühürdar Zulkadr Eslemes Han, Türkmen Edhem Han, halifetü'l-hülefa Rumlu Şah Kulu, Alplu Afşarı'ndan İsmail Sultan, yine Zulkadr'dan Şah Veli Halife, asayiş Oğlu Ahmed Sultan, Gözü Büyüklü Kanber Beğ Bayat, Taliş ve daha bir çok emirler olduğu ve kalabalık bir asker bulunduğu halde Abbas Mirza'yı hükümdar tanıdılar ve Mürşid Kulu Han'a boyun eğdiler. Ancak Kazvin'e gelir gelmez çoğu hükümdarlığını tanıdıkları Abbas'ın yüzünü görmeden öldürüldüler. Böylece Mürşid Kulu Han duruma tamamiyle hakim oldu. Ancak onu ve bilhassa Şah Abbas'ı halli gereken mühim iç ve dış meseleler bekliyordu.

Sultan Muhammed zamanı, Kızılbaş emirlerinin devlete hakim oldukları bir devirdir. Şah Abbas'ın aldığı tedbirler dolayısiyle onlar böyle bir devri bir daha yaşıyamayacaklardır.

Sultan Muhammed zamanında, görmüş olduğumuz gibi, devlet idaresinde, şu dört oymak en mühim rolü oynamışlardır:

"Ustacalu, Şamlu, Türkmen ve Tekelü".

İlk ikisi daha fazla obalara sahip oldukları gibi, devlet idaresinde daha tecrübeli ve liyakatli emirler çıkarmakta idiler. Bunların neticesi olarak en sonunda hasımları Türkmen ve Tekelüler'e galebe çalıp devlet idaresini ellerine aldılar. Abbas'ı tahta çıkaranlar bu oymaklara mensup emirlerdi. Bu girişten sonra şimdi oymakları ayrı ayrı incelemeğe geçebiliriz.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Safevi İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir