Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İktidarın Gerçek Sahibi: Cemaat

Gülen Cemaati'nin Copları - Bölüm 74

Burada Gülen Cemaati'nin Copları ve Türk Polisi Hakkında Raporlar hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

İktidarın Gerçek Sahibi: Cemaat

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Tem 2012, 20:20

İktidarın gerçek sahibi: Cemaat

Devlet, Gülen’in yargılanmasında cemaatin kadrolaşmasını ve bu kadroların yaptığı faaliyetleri engelleyebilecek bir sonuç elde edemedi. Bu durumun nedenleri kitabın satır aralarında sıralandı. Siyasi iktidar değişikliği, toplumsal anlayış ve kavrayıştaki değişim kadar cemaatin varlığı ve kadroları ile bu kadroların devlet içindeki faaliyetleri de bizzat devletin reflekslerini köreltmişti.

Tüm bu müfettiş raporları, ihbarlar, açık ve gizli izleme sonucunda hakkında "Fetullah Gülen örgütü mensubu" olduğu yolunda bilgi bulunan hemen hemen hiçbir emniyet mensubu hakkında ciddi bir işlem yapılmadı.

Hatta hakkında somut bilgi bulunanlar bile disiplin cezası dahi almadan kurtuldu. Gizlenip örtülemeyecek kadar deşifre olanlar ise kısa süreli kıdem durdurması, pasif görevlere atanma gibi "göstermelik" cezalandırma yöntemleri ile kurtuldu. Bu kişiler gözden ve dikkatlerden kaçırıldı. Polisteki etkili konumdaki örgüt elemanlarının eliyle, örgüt dışında kalan birçok müdür, amir, komiser, memur haksız suçlamalarla cezalandırılıp sürülürken; örgüte sırtını dayayan hemen tüm polisler ‘keyif sürdü. En kritik ve kariyerli makamların yıllarca sahipliğini yaptılar.

Emniyetin üst düzeyinin bir türlü kabullenip harekete geçmemesine rağmen, Milli Güvenlik Kurulu'na sunulan bilgiler; polis içinde binlerce örgüt elemanı bulunduğunu ve bunların sistemli organize bir biçimde çalıştıklarını ortaya koydu. Bu bilgilere göre, polis içindeki Fetullahçı sayısı her geçen gün çığ gibi büyümekte. Dahası Fetullahçı olmayan polislerin yaşam hakkı bulunmadığı düşüncesi polis içinde yerleştiği için cemaate yakınlaşmak, ilişki kurmak ve ‘hizmet’ etmek için kadrodaki birçok polisin çaba gösterdiği de görülüyor. Cemaatin artık en etkin birimlerdeki şakirtlerinin eylemleri, özellikle son yıllarda yürütülen birçok operasyondaki ‘katkıları’ göz ardı edilmeyecek kadar büyük. Bu operasyonların birçoğu ile ilgili ‘yasadışı işler’ iddiası var ve bu iddialar araştırılmıyor. Bizzat Emniyet’in kendi içindeki en etkin isimlere dönük operasyonlar bile cemaatin suçlanmasına neden oluyor. Son örnekleri Hanefi Avcı’nın kitabında yer aldı. Avcı bile ‘tehlikenin büyüklüğünden’ yakınıyor...

Ama 10 yıl önce bu tehlikeyi haber veren, cemaatin varlığını, kadrolaşmasını belge ve bilgilerle göstermeye çalışan Fetullah’ın Copları’ndaki bilgi ve belgelere Avcı da diğer emniyet üst rütbelileri de itibar etmemişti. Aksine kurumsal olmasa bile kişisel birçok karşı çıkış sergilemişlerdi. Şimdi belgeler, müfettiş raporları, listeler arşivin tozlu raflarında unutulmaya bırakıldı.

Gerek İstihbarat Daire Başkanlığının raporunda, gerek MİT’in olduğu ileri sürülen ve Aydınlık Dergisi'nde yayımlanan ve bu güne kadar hiçbir makam ve kişi tarafından tekzip edilmemiş raporda, gerekse Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün hazırladığı raporda yer alan "Fetullahçı Polisler Listelerinde" yüzlerce rütbeli polisin adı yer aldı. Beş yüze yakın bu polisin bir kısmı, yanlışlıkla ya da yetersiz bilgi nedeniyle bu listeye girmiş olabilir. Ancak, en azından bir bölümünün "şu ya da bu biçimde" Gülen cemaati ile ilgisi olduğu kabul edilmeli. Ve daha sonra yetişen binlerce genç de bu bakış açısıyla değerlendirilmeli...
Bunların kimler olduğunu ortaya çıkartmak, bu örgütle gerçekten ilgisi olmayan ve belki de sadece dinini yaşamak istediği için bu kategoriye alınmış kişilerin üzerindeki dedikoduları kaldırmak açısından bile zorunludur.

Ve en önemlisi, listede adı bulunanlardan gerçekten Gülen cemaati üyesi olanların kimler olduğunu bulmak ve gizli ya da açık faaliyetlerini ortaya çıkartmak, 13/14 yaşına gelen günümüz gençlerinin bir kısmının mutlaka düşeceği 'İşık Evleri'nden kurtarılması ve bu ülkenin "ışığının" karartılmaması için zorunludur.

Fetullah’ın Copları’nı yazarken, bilgi ve belge toplarken, kitaba konu olan arkadaşlarımın bazıları, polis içindeki örgütlenmelerine ilişkin bir kitap hazırlığı yaptığımı öğrenmişlerdi. Birkaçı, dolaylı yollardan 'uyarı' gönderdi. 'Uyarıları' çok da ciddiye almamıştım. Ancak, hemen ardından yaşadığım iki olay, bu uyanları ciddiye almam gerektiğini göstermişti:

ilk olarak 30 Ekim 2000 tarihinde gece 22.30 civarında otomobilimin camı kırılarak, araç içindeki cep telefonumun alınması ve belgelerin karıştırılması ve bazı belgelerin alınması olayı yaşandı. Adi bir hırsızlık olayı olarak yorumladım. Olay Yeri inceleme ekipleri araçta yaptıkları teknik çalışmada parmak izi ya da kanıt olabilecek başka bir ipucu bulamadı. Tam bu olayı unutmak üzereydim ki, ikinci bir olay yaşandı.

Birkaç gün geçmeden yaşadığım ikinci olay, hem bu hırsızlık olayına dönük soruların artmasına hem de; yaptığım çalışmanın duyulmasının bile bazı çevrelerde "panik yarattığını" düşünmeme neden oldu.

4 Kasım 2000 tarihinde gece yarısı, bu kez otomobilim kundaklandı. Konutumun önünde park halindeki otomobilimin benzin deposunun hemen altına, yanıcı bir madde döküldüğü ve ateşe verildiği, polis incelemesi sonucu belirlendi. Polis kundaklamadan emindi. Ancak yine kanıt olabilecek hiçbir iz bulunamadı. Görgü tanıkları kırmızı Renault marka bir otomobili park yerinde gördüklerini, otomobilimi ateşe verdikten sonra birkaç kişinin bu kırmızı otomobile binerek, hızla uzaklaştıklarım anlattılar.

Bu iki olay, bu kitabın bir an önce bitirilip, yayınlanmasını, en azından benim açımdan, zorunlu kıldı. Saldırıların, gazetede çıkan bir başka haberimle ilgili olabileceği ileri sürülebilir. Belki de öyledir. Ya da başka bir nedenle saldırı yapılmıştır. Ama daha sonra yaşadıklarım bunların hiç de rastlantı olmadığını gösteriyordu. Fetullah’ın Copları’nın çıkmasından sonra bugüne kadar meslek kariyerimle, iş yaşantımla ilgili pek çok ‘anlamsız, sıra dışı’ sıkıntı yaşadım. Bunların kendisi ayrıca bir kitap olabilecek kadar çok ve ilginç.

Şimdi de elinizde tuttuğunuz bu kitap, Cemaatin Copları yayınlandı.

Yine bir cendere içine gireceğimden hiç kuşku duymuyorum. Yaşadığım sıkıntılara yenilerinin ekleneceğinden eminim.

Ve onlar rastlantı olmayacak.

Zaten rastlantılara pek inanmam...

Ama siz rastlantılara inanıyorsanız, listelere girenlerle, 'Işık Evleri'ne gidenlerin hemen hemen aynı kişiler olmasını rastlantı olarak yorumluyorsanız ve hala, Gülen'in ve 'Işık Evleri'nin tehlikeli yanını göremediyseniz ve daha da önemlisi hala, 'Işık Evleri'ne götürülmeye hazır gençlerin tehlike içinde olduğunu düşünmüyorsanız...

Bu kitabı en baştan, yeniden okuyun...

Kaynakça
Kitap: CEMAATİN COPLARI
Yazar: Zübeyir Kındıra
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Gülen Cemaati'nin Copları ve Türk Polisi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir