Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Hocanın Yaşamından Kesitler

Gülen Cemaati'nin Copları - Bölüm 73

Burada Gülen Cemaati'nin Copları ve Türk Polisi Hakkında Raporlar hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Hocanın Yaşamından Kesitler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Tem 2012, 20:20

Hocanın yaşamından kesitler

10 yıllık yargı süreci sonunda yakasını kurtarabilen Fetullah Gülen, faaliyetlerine ABD’de hiç ara vermeden devam etti. Şimdi adeta Türkiye’yi kontrol eden, yönlendiren ve yönetin bir güce bir örgütlenmeye sahip. Yalnızca Emniyet içinde değil, ülkenin her kurumunda ve her alanda faaliyetleri var. Ankara’daki esnaftan, Maliye’deki vergi denetmenlerine, TBMM’den TSK’ya, dershanelerden yurtlara, okullardan vakıflara, üst kurullardan, istihbarata, adliyeden yüksek yargıya kadar her alanda var ve güçlü. Tohumlan tuttu, yeşerdi ve meyve verdi. O meyveleri dalında taşıyan ağaç olarak, cemaatin lideri olarak; meyvelerden vazgeçecek değildi ya!

MİT’in istihbarat raporunda bu ‘güçlü çınarın!’, cemaat lideri Hocaefendi’nin geçmişine ilişkin özel kayıtlar yer almıştı. O kayıtlara yakından bakalım:

Yakasını kurtardığı olaylar


Gülen, 1971 Ocak ayı içinde, İzmir imam Hatip ve İlahiyat Öğrenci Yetiştirme Derneği içinde Nurculuk faaliyetleri yürüttüğü gerekçesi ile dernek idare heyetinden çıkarıldı. Yaptığı faaliyetler rahatsız edici olmaya başladığı yılladı. Buna karşılık henüz devletin kolluk kuvvetleriyle karşılaşmamıştı ama imam hatipliler onu istemiyordu. Ancak Gülen durmadı, bildiğini anlatmaya devam etti. Bu nedenle 1971 yılında Nurculuk faaliyetlerinden dolayı İzmir Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılılığı tarafından ifadesi alındı. Hakkında dava açıldı. Dava sonucunda vaizlik yetkisi iptal edildi. Ama o gayri resmi bir şekilde vaaz etmeye devam etti.

13.09.1980 tarihinde Ege Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı’nca kendisini yakalamaya yönelik yapılan operasyonu haber alması sonucu, İzmir’den Erzurum’a kaçtı. 16.10.1980 tarihinde müstafi addedilmek için Erzurum'dan 20 günlük daha sonra Kayseri Tıp Fakültesi’nden 45 günlük rapor alıp Bornova Müftülüğü’ne gönderdi. Aynı yılın Aralık ayında İzmir-Bornova Merkez Vaizliğinden Çanakkale’ye tayinini yaptırdı. Fakat hakkında takibat sürüyordu. 1981 Ocak ayı itibariyle Isparta ile Uluborlu ilçesinde bulunan İslah Sitesi’ndeki “İmam Hatip Lisesi Öğrencilerini Koruma ve Yetiştirme Derneği” merkezinde, Ankara’da Nurcu liderlerden “Toprak Diş Kliniği” sahibi Hayrettin Toprak’ın evinde saklandı.

27 Şubat 1981 tarihinde Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği’nden 20 günlük rapor aldı. Raporun günü bitince 22 Mart 1981 tarihinde Çanakkale Müftülüğü merkez vaizliğinden istifa etti. Ancak devlet ve özellikle askeri mahkemeler peşini bırakmadı. Bunun üzerine 07 Ağustos 1982 tarihinde Keşan’ın bir köyüne gitti. Burada gizlenerek Molla ve Dahhak takma isimlerini kullandı. 10 Haziran 1983 tarihinde, Menemen, Helvacıköy’de Yaşar Erdoğdu’nun yanma geçip, orada saklandı.

Bir yandan kaçıyor, bir yanda ismini değiştiriyor, bir yandan Nurculuk faaliyetlerini sürdürüyor ve bir yandan da devletle olan vaizlik bağını korumaya çabalıyordu. Sorunlarını aşmak için siyasilerden özellikle de Turgut Özal’dan sık sık yardım istiyordu. Bu yardımı da hemen her defasında aldı. Ege Ordu ve İzmir-Antalya illeri Sıkıyönetim Komutanlığı’nın 7 Şubat 1985 tarihli yazısı ile arananlar listesinde ye alan Gülen’in adı, Genelkurmay Başkanlığı tarafından çıkarılan 15 Nisan 1985 gün ve 713097/85/SYNT. istihbarat Hrk.Ş.Ks. sayılı aranan şahıslar kitabının 2. kategori, 15. sayfa ve 588 sırasında arananlar listesinde de vardı. Bu kayıtların kaldırılması, gözaltına alındığında salıverilmesi hep Özal’ın desteğiyle olmuştu.

Yoksa tüm bu sıkıntılarından kurtulması kolay olacaktı. Siyasilerin devreye girmesiyle yakasını zor da olsa kurtardı. Ancak 1992 yılında Polis Akademisi’nde ortaya çıkan ve soruşturma ve sonrasında açılan davalarda da adı geçmesi gözlerin üzerine çevrilmesine neden oldu. Burdur, Elazığ gibi cemaat kazaları sonrasında da harekete geçen devletin bazı kurumlan ve müfettişlerinin hazırladıkları, bu kitabın içinde bir kısmına değindiğimiz soruşturmalar ve davalara konu oldu. Yakasını kurtarmak için en güvendiği, kendisine en huzurlu ortamı sağlayan hamisinin yanına, ABD’ye gitti...

Nurculuk faaliyetleri

DGM’ye verdiği savunmada Nurcu omadığını, Said-i Nursi’nin varisi olmadığını söyleyen Hocaefendinin yaşamının önemli bir safhası Nurcu faaliyetler ile geçti. Ama bir farkları vardı. Said-Nursi hep uhrevi dünya ile ilgilenmiş, dünyevi işlere, maddi dünyaya neredeyse hiç bakmamıştı. Ama Gülen uhrevi dünyadan çok maddi dünya ile ilgileniyor bugün milyarlarca dolarlık bir gücün kontrolünü yürütüyordu. Bu güce erişmeden önce Nurcu faaliyetleri yoğundu. 1972 Eylül ayı Erzurum’da Nurcu liderlerle görüştü ve çeşitli Nur toplantılarına katıldı. 1973 yılında Edremit’e tayin edilmişti ama o İzmir’den ayrılmamıştı. Sadece Cuma günleri Edremit Alemzade Cami’ne gidip vaaz veriyordu. Ve Edremit’e gittiği her hafta mutlaka Nur medreselerinde Nur toplantıları düzenliyordu. Yaz aylarında Edremit civarında açılan ve Nurcu öğrencilerin katıldığı kamplarda Nurculuk faaliyetlerini organize etti. 1974 Eylül ayı içinde Merkez Vaizliğine tayin edildi. 1974-1976 yılları arasında yurt çapında çeşitli konularda konferans verdi. 1976 Ağustos ayı başında İzmir/Bornova ilçesi vaizliğine atandı. İzmir/Bornova Merkez Vaizi olduğu dönemde vaaz bantlarının yurt sathında dağıtılmasını sağlatarak Nurculuk propagandası yaptı.

19 Nisan 1980 tarihinde İzmir’de, bir Nur toplantısında; bir kaç gün içerisinde “Huruç Harekatı” (Atılım Harekatı) başlatılacağını, bu harekat için hemen hemen her ilde liderlerin tespit edildiğini, İran’da yapılan İslam harekatının Türkiye’de de böylece başlamış olacağını” anlattı. Yine aynı yıl bir başka Nur toplantısında ise; “Huruç harekatının başarıya ulaşması için bütün yurtta kendi binalarında ve kiralayacakları müsait yerlerde orta ve yüksek öğrenim gören öğrenciler için yurt binalarının açılması, yurtlarda eğitilen öğrencilerin meyvalarını vermesi, kendi fikirleri doğrultusunda çeşitli kitap ve dergilerin basımının gerçekleştirilmesi ile özellikle Türkiye’deki öğretmenlerin büyük bir bölümünün kendi yönlerinde faaliyet göstermeleri gerektiğini” söyledi.

24.06.1980 tarihinde “Denizli Merkez Akyazılı Köyü orta ve yüksek eğilim vakfı” Deniz şubesinin açılışında yaptığı konuşmada; “Milletimiz içinde bulunduğu zelil duruma, şeytanın uşakları muallimler ve onların yetiştirdiği inançsız talebeler nedeniyle düşmüştür. Rusya, Türkiye’ye her yıl yardım göndermektedir. Ahlaksızlık, zina ve anarşi almış yürümüştür.” tarzında ifadeler kullandı. 1980 yılında İzmir’de Nurcuların yayın organı olan “Sızıntı” adlı dergide zaman zaman “M.ED.” rumuzu ile yazılar yazdı.

1982 Mayıs ayında Konya’daki Nurcu liderlerle bir toplantı düzenledi. Aynı yıl hac döneminde, Sızıntı grubuna mensup kişiler, Mekke’de bir dükkan kiralayıp, Gülen’in bantlarını Türk hacılarına sattılar.

Eylül 1985 tarihinde Çanakkale, Biga ilçesinde; Gülen grubuna mensup Nurculardan Sabri Kadıoğlu, Abdülkadim Zellüm isimli yazarların “Hilafet Nasıl Yakıldı” isimli kitabını, parasız dağıtımını yaptı.
01 Ekiml985 tarihinde; Hizb-üt Tahrir mensubu Muhammed Kürdi ile görüştü. Aynı tarihte ABD’deki Risale-i Nur Enstitüsü’nün çalışmalarını koordine etmek amacıyla gizlice ABD’ye gitti. Oradan Türkiye’ye dönmeden Avustralya’ya geçerek, Türk öğrencilerin eğitim gördüğü okul ve kaldıkları yurtlan ziyaret etti. Burada kuracağı üniversitelerde ders verdirmek amacıyla, profesörlerle de görüştü.

Siyasi faaliyetleri

MİT’in kayıtlarına göre; Nurculardan ve o tarihlerde MSP yanlısı olan Fetullah Gülen, İran’da gerçekleştirilen devrimin Türkiye’de de gerçekleştirilmesi gerektiğini söylediği kayıtlara geçti. Türkiye’de böyle bir İslami devrim için yurt sathında teşkilatlanmaya önem verdiği de açıkladı.

Bir zamanlar ‘Yazıcı Nurcuların lideri’ olan Fetullah Gülen, Bornova Merkez Camii’nde verdiği vaazlarında, hükümetin icraatlarını eleştiriyordu.
18 Mayıs 1985 tarihinde, kendisini maddi yönden destekleyen zenginlere hitaben İstanbul-Altunizade’de bir konuşma yaptı ve okulların maddi yardımda bulunmaları için telkinde bulundu. Artık askeri rejim bitmiş, Özal iktidarı başlamıştı ve Gülen siyasi desteği arkasına alıp rahat rahat çalışıyordu. 1987 yılında, İstanbul’daki evinde, imamlarına eğitim vermeye bile başladı.

Ağustos 1987 ayında ders verdiği öğrencilerine yaptığı ve bu öğrencilerin içlerinde bulunan bir istihbarat elemanı tarafından MİT’e ulaştırılan konuşmada; “Alparslan Türkeş ile görüştüğüm. Türkeş’ten cemaatini şeriat doğrultusunda yetiştirmesini istedim. O da kabul etti” dedi.

6 Eylül 1987 günü yapılan seçim yasaklarıyla ilgili referandumda, Turgut Özal’ı destekledi. Kendisine bağlı Nurcuların ‘hayır’ oyu kullanmalarını sağladı. Şimdi de Recep Tayyip Erdoğan’ı desteklemek için 12 Eylül 2010 tarihli Anayasa Değişiklik Paketinin halk oylanmasında ‘evet’ oyu verilmesi için çağrı yaptı. Hatta mezardakilerin bile evet oyu vermesi gerektiğini söyleyerek, şakirtlerini yönlendirdi.

Şubat 1990 tarihinde Korkut Özal’ın dünürünün İstanbul’daki evinde, “ANAP’ın geleceği ile ilgili” toplantıya katıldı.

Mart 1990 ayı içerisinde Türkiye’deki İslami faaliyetleri tek bir merkezden koordine etmek amacıyla oluşturulan İslam Şurası içerisinde yer aldı.

1990 yılı içerisinde rahatsızlığı sebebiyle birkaç kez yurtdışına çıkan Gülen, 20 Ekim 1991 tarihinde yapılan genel seçimler öncesinde MÇP’ye 3,5 milyar lira yardım yaptı ve seçimlerde MÇP ile ittifak yapan RP’yi destekledi.

Nisan 1992 ayı içerisinde, Azerbaycan’a gitti ve burada TV kurma çalışmalarını başlattı.

1992 yılı içerisinde MÇP’den ayrılarak yeni bir parti kurma çalışmaları içerisine giren Muhsin Yazıcıoğlu’na maddi manevi destek verdi.
19 Ocak 1994’te Ankara’da kurulan, “Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı”nın kurucuları arasına yer aldı.

1995 yılı içerisinde, ABD, Almanya, İngiltere ve Rusya’nın Türkiye’deki büyükelçileri, tarafından ayrı ayrı ziyaret edildi.

1995 Ağustos ayında, basında çıkan devlet yanlısı açıklamaları nedeniyle IBDA-C örgütünün lideri Salih Mirzabeyoğlu tarafından ölümle tehdit edildi. Bunun üzerine koruma istedi. O artık ‘Devlet korumasındaydı.’ Ve hala devletin resmi görevlileri tarafından ve yurt dışına ‘okusun’ diye gönderilen (geri çağırılmalarına karşın gelmeyen, çağırılmamaları için siyasilerin devreye girdiği, çağırmakta direnen (Ümit Erdal) Müdürün kellesinin alındığı...) polisler tarafından korunuyor...

Askere dokundu

90’lı yıllarda faaliyetlerinin yoğunlaştığı, siyasilerle bağının güçlendiği görülen Fetullah Gülen, ömrünün uzunca bir bölümünde sıkıyönetim ve sonrasında askeri yargının peşinde olduğu günler geçirdi. Askeri yargının peşine düşmesinin nedeni, ilk başta Nurculuk faaliyetleriydi. Ama sonraki takiplerin nedeni askeri öğrencilerin ışık evlerinde yakalanması nedeniyle oldu.

13 Mart 1999 tarihinde İzmir, Gürçeşme ve Konak semtlerinde Işık evlerine gittikleri belirlenen Maltepe Askeri Lisesi öğrencileri hakkında bir operasyon yapıldı. 5 askeri lise öğrencisi gözaltına alındı, ifadelerde Fetullahçıların askeri okullara sızma harekatı açıkça görülüyordu. İfadeler ve raporlar komuta kademesine kadar ulaştı.

Asker öfkelendi. Bir yandan polis içinde ağın deşifre edilmesi çalışması yazılı/resmi raporlara dayandırılmaya başlanmıştı... 12 Mart’ta Ankara Emniyeti Fetullahçılık raporunun birinci bölümünü üst makamına teslim etmiş, bir gün sonra askeri öğrenciler Işık Evleri’nde ayinde basılmıştı.

Gülen için çanlar çalmaya başlamıştı.

Bir yandan polisteki çalışmalar bir yandan Askerin ‘içimize sızmaya çalışıyor’ diye Gülen’i hedef tahtasına oturttuğu görülüyordu. Belki de gözaltına alınmasına ramak kala, soluğu yurt dışında aldı.

Ve Gülen Amerika’ya gitti.

Gitti ama bitmedi


Kendi gitti ama hem davası sürdü hem de ülkede bıraktığı ağın izleri sarsıntı yaratmaya devam etti.

Kendisi gittikten sonra yayımlanan Fetullah’ın Copları, bu örgütlenmeyi, cemaatin neler yaptığını anlatıyordu. Ama siyasi konjonktür uygun iklimi sağladı ve bu dönemde, lideri yurtdışında olmasına karşın cemaat büyüdü ve ülkenin en önemli gücü haline geldi.

Bazı bakanlar, bazı bürokratlar bile zaman zaman Hanefi Avcı gibi yakmıyorlar. Başbakanın bu yakınmalarını duyacağı ve gereğini yapacağım sanarak yapıyorlarsa bu yakınmalarım, kesinlikle yanılıyorlar. Bu hükümetin cemaatin bu faaliyetlerine, girişimlerine, operasyonlarına, kadrolaşmasına karşı bir tavır koyacağını düşünmek saflık olur. Çünkü bu AKP’nin kendi ayağına kurşun sıkması olur. Bindiği dalı kesmesi gibi bir şey olur. Bu nedenle kullandığı, işine yaradığı bir mekanizmanın ortadan kaldırılması için samimi bir girişimde bulunacağını, kaçak dinleme cihazları olup olmadığını, gizli ve yasalara aykırı dinlemeler yapılıp yapılmadığım, gizli ve yasa dışı operasyonlar yapıp yapmadıkları gibi konuları soruşturacağını düşünmek pek de akılcı değildir.

Hele ki, polis içinde özel çalışma grupları oluşturulup özel çalışmalar yapıldığı, Ergenekon’un adı bile ortada yokken istihbarat içinde ‘Müdürüm gelin şöyle bir operasyon yapalım...” diye hazırlanmış bir planın sunulduğu ve bunu ret ettiği için Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı gibi bir makamdan olan Emniyet müdürlerinin yakınmalarının açıktan değil sadece fısıltı ile kulislere yayıldığı bir ortamda; bu cemaatçi yapılanmanın üzerine gidilmez, gidilemez.

Peki fısıltıyla yetinmeyip, yüksek sesle bağırmaya, yakınmaya başlayanlara ne demeli? Onlar ‘hadlerini bilmeli’ ve susup biat etmeliler. Bu tür yakınmalarda bulunanlar canı yandığı için, bıçak kemiğe dayandığı için bağıranlardır. Dahası daha düne kadar cemaatçi olanlar, cemaatin değirmenine su taşıyanlar, bunu itiraf etmekten çekinmeyenler, yakınırken bile cemaate ve Hocaefendi’ye ‘bağlılıklarım’ yineleyip duranlar; ‘haddini bilmeli’ ve artık köşesine çekilmelidir...

Yakınmaya ve mücadele etmeye hakları yok mudur?

Elbette var!

Ama değdiğim gibi, geç kaldılar...

Kaynakça
Kitap: CEMAATİN COPLARI
Yazar: Zübeyir Kındıra
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Gülen Cemaati'nin Copları ve Türk Polisi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir