Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Sağ Kolu Nurettin Verenle Yolları Neden Ayrıldı?

Okyanus Ötesinde Hristiyan Bir Vaiz - Bölüm 9

Burada Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam Hakkında Raporlar hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Sağ Kolu Nurettin Verenle Yolları Neden Ayrıldı?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Tem 2012, 15:53

Sağ kolu Nurettin Verenle yolları neden ayrıldı?

Makine mühendisi-gazeteci, yıllarca Fethullah Gülen’in “sağ kolu” gibi görev yaptığı bilinen Nurettin Veren’in “Hoca”yla yollarını ayırdığını öğrendiğimde, Veren’in önemli açıklamalarda bulunacağından emindim. Telefonuna ulaşmak da öyle kolay olmadı.

Rahmi Turan yönetimindeki Gözcü gazetesinde kimsenin üzerine gitmeye cesaret edemediği konuların üzerine gidiyor, belgeli haberciliğin örneklerini sergiliyorduk. İşte, Nurettin Veren’le de, Gülen’in yine gündemde olduğu bir dönemde konuştum.

Nurettin Veren, Ankara Temsilcisi ve yazan olduğum Gözcü gazetesine geldi. Çok şeyler anlatacaktı. Fethullah Gülen’e ne kadar yakın olduğu cemaatte çok iyi biliniyordu. Fethullah Gülen grubuna ait ulusal bir televizyonun yönetim kurulu başkanlığını yapmıştı. Bu grubun lokomotifi sayılan gazetenin künyesinde yıllarca “genel müdür”, “genel koordinatör” olarak bulunmuştu. Hoca’yla bağlantılı Türkiye Yazarlar Vakfı’nın kurucu başkanlığını yapmıştı. Gülen cemaatinin Türk Cumhuriyetleri’nde üniversitelerinin kuruluşunda bulunmuştu. Kısaca tam 35 yıl, Fethullah Hoca’nın en yakınında yer almıştı.

Soma görüş ayrılıkları başladı.

Nurettin Veren, hocanın “yarı Tanrı gibi görülmesi”nden, siyasete, devletin gizli bilgilerine el atmasından şikâyetçi oldu. Gülen ise bu kişinin kendisine suikast yapıp yerine geçmek istediğini öne sürdü.

ikili arasındaki son görüşme, Nurettin Veren’in anlattığına göre ABD’de oldu. Aralarında aynı konuda tartışma çıktı. Fethullah Hoca, elinde demir bir sopayla Nurettin Veren’in üzerine saldırdı. Veren ile bazı arkadaşları bir gece yansı sokağa atıldı.

İşte o günden sonra ipler tamamen koptu.

Resim
Fethullah Gülen’le yola birlikte çıkmışlardı. Tam 35 yıl beraber çalıştılar. Ancak, Nurettin Veren, Gülen’le yollarını ayırdıktan sonra ilk açıklamalarını Saygı Öztürk’e yaptı.

“Canımı zor kurtardım”

Yıllarca sağ kolu olarak en gizli bilgilere sahip bulunan Veren’in söyledikleri Gülen hakkındaki tartışmaları artırdığı gibi çarpıcı bilgiler de içeriyor:


“Amerika’da Fethullah Gülen’le yaptığımız bir görüşmede tartışma çıktı. Hoca, belki 50 kişinin bulunduğu bir ortamda elinde demir sopayla üzerime hücum etti. Üzerime saldırırken, ‘öldürün bunu, öldürün bunu’ diye bağırıyordu.

Bu olayın çok tanıkları var. Bunlar arasında gazetede yazan Ali Ünal, Gülen’in doktoru ve benim 30 yıllık arkadaşım Dr. Kudret Bey de bulunuyordu.

O gidişimde 30 gün yanında kaldığım yerden, yaka paça atıldım, canımı zor kurtardım. Eğer, bu şekilde bir davranışı olmadıysa, Fethullah Hoca çıkıp ‘Yemin ediyorum böyle bir olay olmamıştır’ diye açıklama yaparsa, ben sözümü geri alırım.”

“Bana suikast yapacaksınız!”

“Biz bu işlere Fethullah Gülen’le 1966 yılında başladık. Aramızda öyle bir anlaşma yapmıştık ki, her meselemizi birbirimize haber verecektik. Evimize alacağımız bir çiviyi dahi birbirimize sormadan almayacağımıza dair yemin etmiştik. Ben kendisini ‘Kimseye danışmadan, kendi kafana göre niye Amerika’ya geldin?’ diye eleştiriyordum. Bunlardan çok rahatsız oldu. Üzerime saldırıp ‘Sen buraya suikast yapıp beni öldürmeye geldin’ diye bağırdı. Bu işle ilgili olarak bir açıklama yapsın, özür dilesin diye üç yıl bekledim. Benim tenkitlerimi hazmedemeyince iftira kampanyası başladı, benim kendisinin yerine geçmek istediğimi yaydı.

Bunu düzeltmek için aynı evde tam 30 gün kaldık. 31. gün demirle saldırdı. Gece yansı sokağa attılar. Sonra bu işi örtbas etmek için Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan, Harun Tokak, rüya tabirleri yazan Ali Bayram geldiler.”

“Cumhurbaşkanından daha iyi duyar”

“Fethullah Gülen’e haber taşıyan üst düzey görevlerde bulunan talebeleri var ki, bir tane değil, yüzlerce kişi var. Bakanlardan, subaylardan, istihbarattan, polisten çok sayıda tanıdığı var. Bakanların dörtte üçü kendisini tanır, birlikte çay kahve, çorba içmiş insanlar. Şimdi benim bunların içinden şu bu demem olmaz. Ona, haber veren yüzlerce insan var. Olayı cumhurbaşkanından daha iyi duyar. Onun görevi o. Haber vermeleri de gayet normal. Çünkü yıllardır böyle devam ediyor. Gülen’in, insanların emeğiyle, parasıyla yaptıklarını unutup, bunlara sahip çıkmasına karşıyız. Kızılay nasıl ortaya çıktıysa, bu işlerde de öyle çıktı. Bunu tek başına bir kişinin yapması mümkün değil. Orta Asya’ya adımı atmamış, ama ben orada beş tane üniversite açtım. Hiç yapmadığı şeylerle o insanı şişirirseniz, işte bu hale gelir.

Dışa karşı çok renkli, uzlaşmacı, içerde ise tam bir totaliter sistem. Karşı çıkan aforoz ediliyor. Buna ‘dur’ demek istedik.”

“Bana da uyanda bulundular”

“Web sayfamı yayınlamaya başladıktan sonra bana da bazı uyanlar gelmeye başladı. Kendime dikkat etmemi isteyen görevliler oldu. Ağır küfürler, hakaretler ediliyor. Yalnız, bu yürekliliği gösterdiğimiz için çok büyük destekler de var. Tehditler var diye ben kendimi Usame Bin Ladin gibi mağaraya saklayacak adam değilim ki. Sosyal bir insanım. Gazeteciyim. Yazarlar Vakfı’nın kurucu başkanıyım. Saklanmak, kaçmak bize düşmez. Ben hodri meydan diyorum. Fethullah Hoca ya da bir yetkilisi çıksın konuşsun.”

“Amerika’dan konuşuyor”

“Nazlı Ilıcak gazetesinde ‘Fethullah Gülen çok iyi bir istihbaratçı. En iyi bilgiler onda toplanır’ diye yazıyor.

Oysa, biz Fethullah Hoca’yla bir eğitim seferberliği için 1966 yılında yola çıktık. Ben 16, Fethullah Hoca 26 yaşındaydı. Cami avlusunda tanıştık. Yedi yıl taksi şoförlüğü yapıp Ege Üniversitesi Makine Mühendisliği’ni bitirdim. Amacımız, insanların eğitimine katkı için, fakir fukara çocuklarının elinden tutulmasıydı. Siyasete hiç girmedik. Aradan yıllar geçti, Allah rızası için eğitim seferberliği için yola çıktığımız bir yerden sonra, çizgiden kaydık.

Eğitim için yola çıkmışken, şimdi Fethullah Gülen Amerika’dan Türkiye’nin JİTEM’ine, Emniyetine, istihbaratına, hükümetine yön vermeye çalışıyor. Şimdi sen Amerika’da Türkiye Cumhuriyeti’nden daha fazla bilgi mi alıyorsun ki onları uyarıyorsun? Bu bizim işimiz mi?

Biz devlete, siyasete bulaşmayacaktık! Hani biz siyasetten uzak duracaktık! Hani devlete talip değildik! Hani siyasetten uzak duracaktık! Peki, şimdi niçin devletin en hassas kurulularının işlerine burnumuzu sokuyoruz? ilkokulu dışardan bitirmiş bir cami hocasısın... Amerika’ya gitmişsin. Oradan cavcav ediyorsun. Amerika’dan, Türkiye’nin işlerine karışmak, mesaj vermek, tam bir hastalıktır. ‘Ben canımla uğraşıyorum’ diyorsun, Amerika’dan mesajlar gönderiyorsun...”

“Vesikalık fotoğraf çektirmez”

“Bilboardlarda Hoca’nın posterleri var. Bir şiir kitabı için milyon dolarlık reklâm yapılır mı? Gazete, televizyon, radyoları yetmiyormuş gibi kitapları için büyük reklâmlar yaptırıyor. Yani bunlara normal vatandaş olarak herkesin tepki vermesi lazım. Benim tepkimin fazlalığı, 180 derece zıtlığı gördüğüm için. Herkesten daha fazla rahatsız oluyorum.

Sen cemaatine ‘günah’ diye vesikalık fotoğraf bile çektirmemişsin. O yüzden kimsenin evlilik fotoğrafı yok. Çocuklarımızın, okula gidinceye kadar fotoğrafını çektirmezdik. Benim, altı çocuğumun bir tanesinin bile okula gidinceye kadar fotoğrafı yoktur. Düğün, evlilik, nişanlılık diye fotoğraflarımız yok. Kola içmek şarap içmekten daha fazla günahtır diye yıllarca kola içmedik. Çünkü Hoca bize öyle öğretti.

Resim
Fethullah Gülen’in gençlik yıllarında çektirdiği bir vesikalık.

Şimdi, bakıyorsunuz Gülen, kendi fotoğraflarım Türkiye’deki bütün bilboardlara astırmış. Ne gereği var? Artist değilsin, siyasetçi, modacı değilsin. Yani bir şiir kitabı için milyon dolarlık reklâmlar yapılır mı? Bunun getirisi ne?”

Hükümetteki dostlar

“Şu anda benim yakından bildiğim bazı bakanlarla (isimlerim da açıklıyor) Fethullah Hoca’nın çok iyi diyalogu var. Örneğin bakanlardan birisini (ismini veriyor) televizyonun yönetim kurulu başkanı olduğumda ben danışma kuruluna aldım ve belli bir hakkı huzur ödemesi yaptık. Kabinede bu kadar dostu olan Fethullah Gülen’in atamalarda söz sahibi olmaması mümkün değil. İdareye ve siyasete girmeyecektik. Hatta yıllarca oy vermek için sandığa bile gitmedik, günaha girmemek için.

Aldığı yarım-yamalak istihbaratlarla kendisi de yönleniyor. Kimisi yaranmak için bunları Hoca efendiye getiriyor. Bunları getiren kişi İlahiyatçı K.Ö’dür. Bu kişinin getirdiği gizli raporlardan birkaç tane de ben de var. Bazı güvenlik mensupları ‘hayır’ yapıyorum diye bu raporları veriyorlar, onlar da Gülen’e ulaştırılıyor.

Hoca efendi çok vehimli bir insan. Diyazem aldığı için de çok sinirli. O bilgileri doğru sanıp, beni Süleyman Demirel’e gönderdi. Hoca’ya ihtilal olacağına ilişkin rapor ulaştırılmış, biz de bunu Demirel’e gecenin bir yansında anlattık. Yanımda Prof. Ş.A.T, I.Ş. ve A. A vardı. Biz konuşunca Demirel’in rengi gitti.

İdareye ve siyasete hayatında girmemişsin. Bu işlere şimdi niye karışıyorsun?”

“Yarı Tanrı haline getiriliyor”

“Fethullahçılardan başka hangi cemaatin televizyonu, gazetesi, dergisi, radyosu, dünya çapında baskı tesisleri var?

Bugün, hiçbir medya grubunun 14 ülkede kendi mülkü olan baskı tesisleri yoktur. Borçsuz bir televizyon, borçsuz bir gazete, yüzlerce yayın organı, radyosu olan bir cemaat. Millet, hocanın gözyaşlarına inanıyor. Caminin kutsiyetini de kullanıyor. Ben işin ve sistemin aleyhinde değilim. Okul, hastane yapılmasına karşı değilim.

İşte bunun Fethullah Hoca’nın saltanatı olmasını istemiyorum. Fethullah Hoca’nın yarı Tanrı haline getirilmesine karşıyım. Fethullah Hoca’ya şu anda insanlar tapıyor.

Fethullah Gülen, yaptığı açıklamada, Türkiye’de faili meçhul cinayetlerin işleneceğini söylüyor. Bu açıklamasıyla gitti başını taşa vurdu. Ne işin var başbakana, genelkurmay başkanına ‘dikkat edin, kan gövdeyi götürecek’ diye mesaj veriyorsun. ‘Bu istihbaratı sen nereden aldın?’ diye sormazlar mı?”

“Şimdiye kadar sustum, çünkü...”

“Fethullah Hoca, bırakın Türkiye’yi, dünyayı tek başına yönetecek bir yarı Tanrı durumunda görülüyor cemaat tarafından. Herkes onun eteğini öpecek, Vatikan’daki papa gibi. O konumdan daha yukarıda görülüyor.

Cemaat içinde yer alırken 10 yıl onun bu durumunu düzeltmek için uğraştım. Kendisini eleştirdiğim, düzelmeye davet ettiğim için beni aforoz etti.

Bana, şimdi soruyorlar, ‘şimdiye kadar niye sustun da şimdi konuşuyorsun’ diye. Bunları düzeltmek için ben çok uğraştım. En sonunda ‘öldürün bunu’ deyip üzerime saldırdılar. Cemaatten ‘sen bu cesareti nasıl gösterebiliyorsun?” diyorlar. Bu bir insan... Bugün padişah oldu, hatta padişahların da üstünde ‘yarı Tanrı’ haline geldi, o başka...”

“Çok büyük rant var”


“Bu işte çok büyük bir rant var. Herkes yanaşıp bir pay kapmak istiyor. Bakıyorsunuz birisi çıkıp kendisiyle yapılan röportajda Fethullah Gülen’i göklere çıkartıyor. Tabii bunlar boşuna değil. Finans kurumunu o kişiye (isim veriyor) ben elimle sundum. Bugün o kuruluşun 50’nin üzerinde şubesi var. Adam, Hoca efendinin elini de yalar, ayağım da yalar. Böyle bir şeyi alan kişi Gülen’in evliya olduğunu da söyler, yarı Tanrı olduğunu açıklar.

Bir iş adamı kendisiyle yapılan röportajda, Fethullah Gülen’in Atatürkçü olduğunu söylüyor. Oysa, yıllarca Atatürk’ü bize deccal diye anlatan o kişi değil mi? Millet gerçekleri bilmiyor.”

“Tüm tele-kulaklar”

“Fethullah Gülen’in devletin başbakanından da, cumhurbaşkanından da daha çok hassas ve doğru istihbaratçı olduğunu Nazlı Hanım yazıyor.

Sormazlar mı ‘Hastanelerde uğraşan bir insansın. Bu istihbaratları sen, Türkiye’deki siyasilerden önce nasıl ele geçirebiliyorsun?’ diye. Bunun anlamı, Türkiye’nin bütün kurumlarının içinde, her taraftaki tele-kulaklar devlete değü, Fethullah Gülen’e çalışıyor.

Kimdir bu adamlar?

Fethullah Hoca’ya bazı bilgiler özel kuryelerle ulaştırılıyor. Bunlar da devlet memuru. Pasaporttan incelendiğinde bu kişilerin Amerika’ya ayda üç beş defa gittiği görülecektir. Devletten izin almadan, devlet memurunun il dışına çıkması bile yasak olmasına rağmen, nasıl oluyor da bu adamlar bir yılda 30 defa Amerika’ya gidip gelebiliyor?

Bu devlet, bu istihbarat eğer gözünü, kulağını kapatıyor, görmezden, duymazdan geliyorsa ne diyebilirim?

O zaman kafalarda Fethullah Hoca’ya teslim mi olundu sorusu belirir...

Fethullah Hoca’yla görüşmek için Amerika’ya ayda üç beş kez gidip gelenler belli. Birisi Prof. Dr. K.Ö., birisi Prof. Dr. Ş.A.T., M.Ö. ve A.B.’dir. (Açık isimlerini söylüyor) Benim bulunduğum süre içinde istihbaratları getirme-götürme işlerinin organizasyonunu Prof. Dr. K. 0. yapıyordu. Bunu çok iyi biliyorum. Kendisine bu işlerle uğraşmaması için kaç defa uyanlarım oldu. Çünkü bunlar yapacağımız işlerden değil. Ancak hoca efendinin bu bilgileri istemesinden dolayı, o da bu işi çok sevdi.”

“Hoca’nın goygoycusu oluyorlar”

“Yılların röportajcısı bir bayan (adını da veriyor) Fethullah Hoca’ya bir anda mürit oldu.

Sorgulamaya gitmişsin, röportaj yapmak için gitmişsin, adama aykırı sorular sorması gerekirken, onun propagandasını yaptı. E. gibi, N. gibi yıldızı sönmüş sanatçıları vitrine koyuyorlar. Bunlar da birden Hoca’nın goygoycusu oluyor. Vitrindeki bu insanlarla kamuoyunu etkilemeye çalışıyorlar. Ne siyasetçisi, ne gazetecisi bunların üzerine gidebiliyor...

Orta Asya ülkelerinden eski milletvekilleri, yazarlar var. Onların otel, uçak parası veriliyor, ceplerine para konuluyor. Diyalog Avrasya Toplantısı’nda hepsine Fethullah Hoca’yı yarı Tanrı görmeleri, Orta Asya'nın birliğine, beraberliğine katkılarından dolayı ödül veriyorlar.

Oysa Fethullah Hoca, Orta Asya’ya bugüne kadar bir kez adımını bile atmamıştır. Onu şişirmek için adam transfer ediliyor. Fethullah Hoca’ya “yahşi” çeken insanlara yedir babam yedir. Bu, Allah’ın da hoşuna gitmez, milletin de istediği bir şey değil. Vatandaş işin iç yüzünü bilmediği için çok büyük işler yapılıyor sanıyor. Yapılan tek iş Fethullah Hoca’yı dünyanın tek dini lideri haline getirmektir.”

“Amerika, Fethullah Hoca’yı destekliyor”

“Fethullah Hoca, Cem Karaca’nın vefatı üzerine taziye yayınladı. Niçin Yaser Arafat’ın vefatından soma bir taziye yayınlamadı? Taziye yayınladığı Cem Karaca’yla kaç defa görüşmüş? Ne dostluğu var? Bir defa ben görüştürdüm. Onun adım kullanıp kendim reklâm ediyor. Niye Arafat için, Filistin halkına başsağlığı yayınlamadı. Yaser Arafat, Cem Karaca’dan daha mı az kıymette?

Irak’ta kan gövdeyi götürüyor, Fethullah Hoca’nın Amerika’ya karşı en küçük bir eleştirisi yok. Bunlar doğru şeyler değil. Maalesef bunlar hassas gazeteci arkadaşların da takip etmediği ve dikkatinden kaçırdığı konular. Biraz dikkatle baksalar olaylara, benim söylediklerimin on katım söyleyecekler, yazacaklar.”

“En az üç beş dakika önce öğrenir”

“Devlete ait en mahrem bilgiler Fethullah Gülen’e mutlaka ulaşır. Hatta cumhurbaşkanının, genelkurmay başkanının öğreneceği bügileri onlardan üç beş dakika da olsa önce ele geçirir.

Sistem bu. istihbaratların toplandığı KÖ.’ye, yapılarım İslami olmadığım söyledim, insanın tecessüsünü İslam, Kuran, Fıkıh yasaklıyor. Yani bir insan, Müslüman bir kardeşinin ayıbım araştırmakla yükümlü değil. Hatta gördüğü zaman başım çevirmesi lazım.”

“Hoca bizi de dinletiyor”

“Cemaat içinde bazı kişilerin telefonları da Hoca’nın emriyle dinlenirdi. Hatta öyle ki en yakın arkadaşlarının telefonlarını dinlettiriyor. Bunun da belgeleri var. Dinleme kayıtlan ve bunun çözümleri Hoca’ya veriliyordu. Şimdi siz ‘nereden alıyor o bilgileri?’ diye soruyorsunuz. O bilgiler nerede olursa, işte oradan alınıyor demektir. Bütün yurtlarımızda, misafirhanelerimizdeki odalarda dinleme sistemi var. Aynı Uzan’ların çiftliğinde olduğu gibi.

Ülkede ne kadar devlet birimi varsa, istisnasız hepsinde Fethullahçı olanlar var. Eskiden gizli-saklı olurlar, gizliliğe önem verirlerdi. Şimdi o da yok.”

“Cüzdanınızı bile kontrol ederim”

“Dinleme sistemlerinden duyduğum rahatsızlığı ben Fethullah Gülen’e söyledim. Bunun üzerine bana ‘Ben sizin cüzdanlarınızı bile kontrol etme hakkına sahibim’ dedi.

İş bu kadar sevimsiz hale geldi. Allah’ın, insanların sevmeyeceği, nefret edeceği işler yapıldığı için ben de bunu durduramadığım için karşı çıkmaya, konuşmaya başladım.”

“Söylediklerime ‘yalan’ diyen var mı?”

“Eğer bu ithamlarda bulunuyorsam, karşı tarafta da koskoca bir cemaat varsa, ben de bu işin en önünde gelen bir insan olarak açıklıyorsam, ‘yalan’ dedikleri bir şey varsa bunu yalanlamaları lazım. Her zaman Fethullah Hoca namına gazete ve televizyonda müdafaada bulunuyorlar. Şimdi gazete ve televizyonunda bu konuda tek kelime bir şey yer almıyor.

Sükût ikrardan geliyor. Ithamlarını yalansa, yalan desinler.”

“Gülen tövbe edinceye kadar”

“Bana soruyorlar ‘Fethullah Gülen’le 35 yıl birlikte oldunuz, en yakınındaki isimdiniz, menfaatinize dokunan bir şey mi oldu da şimdi konuşmaya başladınız?’ deniliyor.

Ben, bu işin içindeyken de söyledim. 10 yıl evvelinden söylemeye başladığımdan dolayı da boy hedefi seçildim ve aforoz edildim. Yoksa ben de bu tip şeylere girmeseydim şu anda gazetenin, televizyonun, yazarlar vakfının yine başında olurdum. Niye durumumu zedeleyecek, menfaatimi tepecek bir yola gireyim?

Şu anda ben hedefim. Ne korumam var, ne korkum var. 56 yaşındayım. Ben bu işe 35 yıl önce yola çıkarken de Allah’a sığındım, doğruluğuna inandım, güvendim. Şimdi de yaptığım işin doğruluğuna inanıyorum, Allah’a sığınıyorum.

Fethullah Gülen, tövbe edip, vatandaşlardan özür dileyinceye kadar uğraşacağım.”

“ABD’deki çiftlik yeğeninin değil”

“Fethullah Gülen, Amerika’da bulunmasını, önce hastalık, sonra ‘hicret’e bağladı.

Buna kendisi de inanmıyor. New York-Pennsylvania’da 137 dönüm çiftlik içerisinde, yedi villa ve beraberinde yaşayan 100’den fazla insanla yaşadığı ortamı ‘Yeğenimin evinde kalıyorum’ diye açıkladı. Bu gerçek değil.

Ben kendisini, ailesini, yeğenlerini, köyünü, hayatının bütün safhalarını en iyi bilen kişiyim. Değil yeğeninin, ailesinin hiçbir ferdinin Türkiye’de aldığı bir evi olmadığı halde, hangi kaynakla, hangi yeğeni bu çiftliği aldı? Açıklasın!

Benim bildiğim ve hatırladığım, 1990 öncesi halktan toplanan himmet ve talebe bursu adı altında her vilayetten, her ay, kayıtsız ve makbuzsuz olarak toplanan paraların yüzde 15’i ‘Kutsal Hoca’nın hakkı olarak’ örtülü ödenek tahsisiyle kendisine bölge imamları aracılığıyla gidiyordu. Çiftlik böyle alındı.

1990 öncesi yıllarda, Hollanda’da bulunan Necdet Başaran, Amerika’da Altın Nesil Vakfı diye bildiğim bir vakıf için yer almaya ve Amerika’da yer bulmaya gönderilmişti. 20 yıl Hollanda’da kalan, tek kelime Hollanda dilini bilmeyen bu arkadaş Amerika’ya gidip, nasıl bu çiftliği almıştır? Kimin üzerine almıştır? Sorulması lazım. Necdet Başaran şu anda Amerika’da, Gülen’in yarımdadır.”

“Türkiye de bölünecek”

“Bir gün Fethullah Gülen, elinde bir kâğıtla (1990 öncesi) içeriye girip, ‘Şu anda bana gelen habere göre 20 ülke bölünecek. Haberini aldım. Maalesef Türkiye’de bu 20 ülkenin içerisinde’ dedi.

Bornova’daki bir vaaz kürsüsünden de, Rusya’nın çok yakında gümbür gümbür yıkılacağım söyledi. Gerçekten de, Rusya yıkıldı. Bu istihbarat halk tarafından Fethullah Gülen’in geleceğe dair kehanetleri olarak değerlendirildi. ‘Gülen her şeyi önceden biliyordu’!

Yine bir gün Gülen beni odasına çağırdı, elinde 100 sayfalık kâğıt ve dört beş tane teyp kaseti vardr. Bunları bana gösterdi. ‘Bak Nurettin Bey, bunlar sizin ve pek çok kimsenin telefon dinleme kasetleri ve raporları’ dedi. Aldım, baktım. Dinlenen telefonlar, başta benim, İlhan îşbilen’in ve kendisiyle beraber hareket eden bizim arkadaşlarımızın telefonlarıydı. Ben de kendisine ‘Bu dinlediklerinizin içinde ne gibi mahsurlu bir şey var ki... Bunu bize sorabilirsiniz. Fakat Müslümanlıkta, değil telefon dinlemek, birisinin penceresinden içeriye bakmak bile günahtır. Bunu siz anlatmıştınız’ dedim.

İşte Gülen, Nazlı Ilıcak’ın da yazdığı gibi yeni değil, eskiden bu yana çok büyük bir istihbarat ağı kurmuştu. Fakat biz çok geç anlamıştık. Bu durumu İlhan İşbilen’e anlattım. Telefonlarımızı dinlettiğini söyledim. O da 35 senedir Gülen’le beraber aynı binada, Altunizade’de ve Bornova’da kalan ilk arkadaşlardandı. Dedi ki ‘Odalarımıza bile dinleme cihazı konulmuş. Ben buldum’ dedi ve bana gösterdi. Ben o zaman anladım ki, Fethullah Gülen korkunç bir istihbaratçı ve teşkilatçıydı. Bu muhalefetlerimle ve çıkışlarımla, bütün cemaati bana boykot ettirerek, beni karalayarak, iftiralarla, ekonomik sıkıntılarla, tuzaklarla üzerime geldi.

Bu tuzaklardan birisi de en son, yeğeni AM Bayram’ı bana göndererek, ‘Hoca efendi seninle tekrar barışmak istiyor. Sana görev vermek istiyor. Seni İran’a imam olarak göndermek istiyor’ dedi. Ben de kendisine ‘Yazık sana Ali Hoca, kendisi Amerika’ya kaçtığından utanmıyor, beni İran’a göndererek yok etmek mi istiyor?’ dedim.”

Ruhban Okulu’nu niçin istiyor?

“Vatikan’la, bir gazetenin sahibi görünen kişi aracılığıyla temasa geçmeyi, Papa’yla görüşmeyi planladı. Görüşme gerçekleşti. Gitmeden önce, geldikten sonra, papazlarla diyalogu hakkında cemaate ‘Papazları Müslümanlaştırmak ve onlara Müslümanlığı anlatmak üzere temasa geçtim’ mesajını verdi.
Fethullah Gülen, ‘Heybeliada Ruhban Okulu açılsın, ekümeniklik tanınsın’ diyor. Papa’ya sekiz maddelik bir mektup sunduğunu söyledi. Bu mektubun birkaç maddesine göre, Harran’da ortak bir üniversite açıp, bütün devletlerin kontrolü dışında, bütün dinlerin okutulduğu, müstakil bir üniversite kurulması, üniversitenin devletten bağımsız olması öngörüldü. Ekümenikliğin ve Ruhban Okulu’nun kabulü hususunda destek verilecekti. Bunu makul göstermek için de, Atina’da bir cami açılması için Bartholomeos ve Papa’nın destek vermesi istendi.

Bununla, Hıristiyan dünyasının sempatisini kazanıp, Türkiye’deki baskılardan, özellikle askerin sorgulamasından kurtulmayı düşünüyordu. İşte bugün de söylediği gibi, ekümeniklik ve Ruhban Okulu’nu mahsursuz görüyor, cemaate de masum ve doğru bir iş yaptığını anlatmaya çalışıyor.

Şunu da belirteyim, eğer öbür dinlerin din olarak kabul edilebilir ve gerçek bir yanı olsaydı Allah o dinleri feshedip, İslam’ı ve Kuran’ı göndermezdi. Hoşgörü ve diyalog aldatmacasıyla, Vatikan’ı ve Amerika’yı kullanabileceğim, İslâmlaştıracağım söyleyerek cemaati de bu fikre alıştırmaktadır.

Bu gibi tehlikeli hayallerle, uluslararası gizli örgütlerle ilişkiye girip, eğitim müesseselerini ve samimi Müslümanları ve devletimizin hakkı olan bu itibarın kullanılmasını sadece Fethullah Gülen’in kontrolüne bırakmak çok büyük maceralara ve risklere, hayal kırıklıklarına yelken açmaktır.”

“Hapse girme korkusu var”

“Amerika’ya gitmeden önce Fethullah Gülen, Türkiye’deki askeri dönemlerde gördüğü aranmalar ve soruşturmalardan çok etkilenmişti. Her an tekrar sorgulanacağı endişesi içindeydi.

Bir gün toplu halde otururken Altunizade’de ‘Beni içeriye alsalar bir gün yaşayamam, ölürüm. Ben ilaçlarımı dahi Cevdet olmazsa içemem’ dedi. Aşın vehim ve hapse girme korkusu, sürekli, kendisine Türkiye dışından bir destek arama ihtiyacım hissediyordu.”

Kaynakça
Kitap: Okyanus Ötesindeki Vaiz
Yazar: Saygı Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Amerika'da Yaşayan Hristiyan İmam

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir